Darultawhid

Gönderen Konu: İNSANLARIN RIZASI İÇİN EMR-İ Bİ'L MA'RUFU TERKETMEK (HAKKINDA NASİHAT)  (Okunma sayısı 2335 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
ترك الأمر بالمعروف إرضاء للناس

İnsanların Rızası için Emri bi’l Ma’rufu Terketmek (Hakkında Nasihat)
Hamd bin Atik en-Necdi, ed-Durer’us Seniyye, 8/74-79

Bismillahirrahmanirrahim,

Hamd bin Atik’den, Müslümanlardan herkime ulaşırsa. Allah onları Şeri’at dininde sabit kılsın ve onları kafir ve münafıkların yolundan uzak kılsın. Amin!..

Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu ve Ba’d (bundan sonra);

Bu yazının sebebi sizlere nasihat etmek ve (nasihatı) size ulaştırarak Allah’dan (elde edeceğim) bağıslanmadır.

Allah Te’ala şöyle buyurmaktadır:


إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
"Gerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için Kitab’da açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler." (el-Bakara 2/159);

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرائيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ كَانُوا لا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
"İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle (Beni İsrail'e) lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!" (el-Ma’ide 5/78-79)

Zaten duyduğunuz üzere size bu okunanlar, münkeratın zuhur etmesiyle başa gelen ukûbât (ceza, cezalandırma) halleridir. Lakin şeytan; "Emri bi’l ma’ruf nehyi an’il münker (iyiliği emredip kötülükten men etme)" (prensibinin yükümlülüğünü insanların üzerinden) düşürmek konusunda insanların çoğu arasında şer kapılarını açtı ve  ta ki onlar için mazeret olarak ona i'tikad edinceye kadar onu dinde şüphe olarak insanlara ilka etti.  Şüphesiz bu şeytanın tuzaklarındandır. Lakin; zaninin, hırsızın ve içkicinin hallerinin Allah indinde bunların halinden daha iyi olduğu ortaya çıktığında, bu onların mezhebinin iğrençliği ve kötü dönüşleri için yeterlidir. Allah’tan afv ve afiyet dileriz.

Şu bilinmelidir ki; akıl üç çeşittir:

İçgüdüsel akıl;

İmani akıl, nübüvvet nurundan elde edilir ve

Nifaki, şeytani akıl.

Bu (sonuncu) çeşidin erbabı kendilerinin birşey üzere olduklarını zanneder. Bu tür akıl birçok insanda bulunur bilakis insanların çoğunda (bulunur). Bu akıl, helakın kaynağı ve nifakın meyvasıdır. Bu aklın erbabı, aklın insanların hepsini razı etmek, onlara istek ve şehvetlerinde muhalefet etmemek ve onların arkadaşlığını kazanmak olduğunu düşünür. Derler ki: Senin için en iyisi; insanlar arasına katılmak ve onların buğzunu kazanmamaktır.

İşte bu; nefsin ifsadı ve onu helakı, dört sebeptendir:

Birincisi: Bunu yapan, insanların rızasını Allah’ın öfkesinde aramıştı ki onun için insanlar(ın rızası), Allah('ın rızasın)’dan daha üstündür. Her kim insanların rızasını Allah’ın öfkesinde ararsa; ona, hem Allah öfkelenir hem de insanların öfkesini kazanır. Allah Te’ala’nın şöyle buyurmakta olduğu (rivayet olarak) gelmiştir:


إذا غضبت لعنت، ولعنتي تبلغ السابع من الولد
"Gazaplanıp lanet ettiğimde, lanetim yedinci kuşağa ulaşır."

Dolayısıyla gücü yeten kişi ma’rufla emretmeyi, münkerden nehyetmeyi terkettiğinde,  Allah’ın, yedinci kuşağına ulaşan laneti ile lanetlenmeye sebep olabilir ki bu Allah Te’ala’nın şu sözüyle doğrulanmıştır:

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرائيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
"İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir." (el-Ma'ide 5/78)

Böylece (Allah’ın öfkesini elde ederek insanların rızasını elde eden) müdahinin (müdahene yapan; yaltaklananın, yağcılık yapanın, dalkavuğun) kendisinin salahına olduğunu zannettiği şeyle kendisini ifsad ettiği ortaya çıktı.

İkincisi: Allah’ın müdahine; izzet taleb ettiği yerden zillet ve aşağılanma kapıları açması kaçınılmazdır. Selefden bazıları dedi ki:


من ترك الأمر بالمعروف، والنهي عن المنكر، مخافة المخلوقين، نزعت منه الطاعة

"İnsanların korkusu sebebiyle emri bi’l ma’rufu ve nehyi an’il münkeri terkedenden, insanların ona karşı (saygı ve) itaati giderilir."

Böylesi oğluna veya kölelerine kendisi için birşey yapmayı emretse, onu hafife alırlar. O, Allah’ın emirini önemsemediği gibi Allah da onu küçük düşürür ve aşağılar:


نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ
"... Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu..." (et-Tevbe 9/67)

Üçüncüsü: Ukûbât gönderildiğinde müdahin de buna dahil olacaktır, Allah Te’ala’nın kavlinde buyurduğu üzere:

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً
"Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının..." (el-Enfal 8/25)

Müsned ve Sünen’de Ebi Ubeyde’den Abdullah bin Mes’ud (radiyallahu anh) yoluyla rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

إن من كان قبلكم إذا عمل العامل بالخطيئة، جاءه الناهي تعذيراً إليه، فإذا كان الغد جالسه، وواكله وشاربه، كأنه لم يره على خطيئة بالأمس. فلما رأى الله ذلك منهم، ضرب بقلوب بعضهم على بعض، ثم لعنهم: عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ. والذي نفس محمد بيده، لتأمرنّ بالمعروف، ولتنهونّ عن المنكر، ولتأخذنّ على يد السفيه، ولتأطرنّه على الحق أطراً، أو ليضربنّ الله بقلوب بعضكم على بعض، ثم ليلعنكم كما لعنهم
"Bizden önce gelenlerde biri hatalı bir amel islediğinde: Onu bundan nehyeden biri gelir ve onu tazir ederdi. Sonra ertesi gün sanki onun dünkü yaptığı hatayı görmemis gibi, onunla birlikte yer, içer ve otururdu. Bunu yaptıklarında Allah onların kalblerini bir birine çarptı sonra onlara lanet etti:

عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
"Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. " (el-Ma'ide 5/78)

(Daha sonra şöyle buyurdu:) Muhammed’in nefsini elinde tutan(Allah’)a yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten meneder, sefihin elinden tutup onu hakka döndürür ve onu hak üzere tutarsınız ya da sizden önce geçenler gibi Allah sizin de kalplerinizi bir birine çarptırır sonra onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder." (Tirmizi, Hadis no: 3047-3048; Ebu Davud, Hadis no: 4336-4337; İbni Mace, Hadis no: 4006; Ahmed, Müsned, 5/192)

İbnu Ebi’d Dünya Vehb bin Münebbih’den şöyle dediğini nakletti:

لما أصاب داود الخطيئة، قال: يا رب اغفر لي، قال: قد غفرتها لك، وألزمت عارها بني إسرائيل، قال: لِم يا رب؟ كيف - وأنت الحكم العدل لا تظلم أحداً - أنا أعمل الخطيئة، وتلزم عارها غيري؟! فأوحى الله إليه: أنك لما عملت لم يعيبوا عليك بالإنكار

"Davud (aleyhi selam) hataya düştüğünde dedi ki: Rabbim bağışla beni!.. Allah Te’ala bunun üzerine şöyle buyurdu: Seni bağışlıyorum ve ayıbı (suçu) Beni İsrail’e yüklüyorum. Davud (aleyhi selam) sordu: Neden ya Rabb? Hakim ve Adil’sin kimseye zulmetmezsin nasıl olur da hataya düşen ben olduğum halde benim ayıbımı başkalarına yükledin. Bunun üzerine Allah Te’ala ona şöyle vahyetti: Sen bu hataya düştüğünde onlar seni ayıplayarak bunu inkâr etmediler!.."

İbnu Ebi’d Dünya şunu da zikretti:


أن الله أوحى إلى يوشع بن نون، إني مهلك من قومك أربعين ألفاً من خيارهم، وستين ألفاً من شرارهم، قال: يا رب، هؤلاء الأشرار، فما بال الأخيار؟ قال: إنهم لم يغضبوا لغضبي، وكانوا يواكلونهم ويشاربونهم

"Allah Te’ala Yuşa bin Nun (aleyhi selam)’a vahyetti ki: Kavminin en iyilerinden kırkbin ve en şerlilerinden altmışbin kişiyi muhakkak ki helak edeceğim. Yuşa (aleyhi selam) dedi ki: Ya Rabb, bunlar en şerlileri peki en hayırlıları neden cezalandırılıyor? Allah Te’ala şöyle dedi: Benim buğzettiğme buğzetmediler ve bunun gibi en şerlilerine yedirirler ve içirirler."

İbnu Abd’il Berr ve başkaları şunu zikretti:


أن الله تعالى أمر ملكاً من الملائكة أن يخسف بقرية، فقال: يا رب، إن فيهم فلاناً الزاهد العابد، قال: به فابدأ، وأسمعني صوته، إنه لم يتمعر وجهه فيّ يوماً قط

"Allah Te’ala meleklerden bir meleğe bir şehri yoketmesini emretti. Melek dedi ki: Ya Rabb! Bu şehirde zahid ve abid olan falanca var. Allah Te’ala dedi ki: (Helaka) onunla başla ve Bana sesini duyur. Benim rızamı elde etmek için hiçbir zaman onu yüzü (münkere kızgınlıktan) kızarmadı."

Allah Te’ala’nın buyurduğu üzere, ukûbât indiğinde kurtuluş, emri bi’l ma’ruf ve nehyi an’il münker ehlindedir:


فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ أَنْجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ
"Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz de kötülükten sakındıranları kurtardık." (al-A'raf 7/165)

Dördüncüsü: Mahlukatın rızasını elde etmeye talib olan müdahin; zaninin, hırsızın ve içkicinin halinden daha habisdir.

İbn’ul Kayyım (rahimehullahi te’ala) dedi ki:


وليس الدين بمجرد ترك المحرمات الظاهرة، بل بالقيام مع ذلك بالأمور المحبوبة لله، وأكثر الدينين لا يعبؤون منها، إلا بما شاركهم فيه عموم الناس، وأما الجهاد، والأمر بالمعروف والنهي عن المنكر، والنصيحة لله ورسوله وعباده، ونصرة الله ورسوله وكتابه ودينه، فهذه الواجبات، لا يخطرن ببالهم، فضلاً عن أن يريدوا فعلها، فضلاً عن أن يفعلوها. وأقل الناس ديناً، وأمقتهم إلى الله، من ترك هذه الواجبات،وإن زهد في الدنيا جميعها. وقل أن يرى منهم من يحمر وجهه، ويتمعر في الله، ويغضب لحرماته، ويبذل عرضه في نصرة دينه؛ وأصحاب الكبائر أحسن حالاً عند الله من هؤلاء

"Din yalnızca zahir muharremati (haramları) terk etmek değildir, bilakis bunun yanında Allah’ın sevdiklerini de yerine getirmektir. Dinine düşkün olanların çoğunluğu ise -insanların çoğu tarafından yapılan birşey olmadıkça- bunu yapmıyor. Cihada, emri bi’l ma’ruf nehyi an’il münkere; Allah’a, Rasulü’ne ve kullarına nasihate; Allah’a, Rasulü’ne, Kitabı’na ve Dini’ne yardıma gelince bunlar ise; onların yanında bulunmayan, yapmak istemedikleri ve yapmadıkları vacibattandır (vaciblerdendir). Dünyada tümüyle zühd içerisinde yaşasalar da, insanların dinde en aşağılık ve Allah katında en kötüleri bu vacibatı terk edenlerdir. Onlardan; Allah için yüzü kızaranlar, haramlar sebebiyle buğz edenler ve dine yardım etmek için sahip olduğu herşeyi verenler az görülür. Keba’ir ashabı (büyük günah işleyenler) Allah indinde bu kimselerden daha iyi bir haldedir." (İbn’ul Kayyım’dan) alıntı burada sona erdi.

Şayet bir kimse gündüz oruç tutar, gece namaz kılar, bütün dünya zevklerinden kaçınır bununla birlikte Allah için gazaplanmaz ve yüzü kızarmaz ve ne emri bi’l ma’ruf yapar ne de nehyi an’il münker yapmazsa; bu kimse Allah indinde insanların en çok buğz edileni, insanlar arasında dini en az olanıdır ve ke’bair ashabı Allah indinde ondan daha iyi bir haldedir.

Güvenilir birisi bana Şeyh’ul İslam, Necd davetinin İmamı’nın (Muhammed bin Abd’il Vehhab’ın) bir keresinde şöyle dediğini söyledi:


أرى ناساً يجلسون في المسجد على مصاحفهم، يقرؤون ويبكون، فإذا رأوا المعروف لم يأمروا به، وإذا رأوا المنكر لم ينهوا عنه، وأرى أناساً يعكفون عندهم، يقولون: هؤلاء لحى غوانم، وأنا أقول: إنهم لحى فوائن، فقال السامع: أنا لا أقدر أقول إنهم لحى فوائن، فقال الشيخ: أنا أقول: إنهم من العمي البكم

"Mescidde mushaflarıyla birlikte oturan bazı kimseler gördüm, okuyor ve ağlaşıyorlardı. Ma’ruf gördüklerinde emretmiyor ve münker gördüklerinde ondan nehy etmiyorlardı. İnsanların: "Bunlar faydanın kaynağıdır" diyerek onların yanında toplandıklarını gördüm. Ben de: "Bunlar rezilliğin (helak ve yokoluşun) kaynağıdır" dedim. Beni duyan birisi şöyle dedi: Ben onların rezilliğin kaynağı olduğunu söyleyemem. Şeyh dedi ki: Ben de diyorum ki: Onlar körlerden ve sağırlardandır."

Selefden bazısından (rivayet olarak) gelen bunu tasdik eder:


أن الساكت عن الحق شيطان أخرس، والمتكلم بالباطل شيطان ناطق

"Hak hususunda sükut eden ahres (dilsiz) şeytan, batıl söyleyen de natık (konuşan) şeytandır."

Sükut eden müdahin Allah indinde en çok buğz edilen yaratılmış olduğunu bilseydi, onu iyi görse de konuşur ve açığa vururdu. Yaratılmışların rızasını elde etmek isteyen, terkin onları inkar etmek olduğunu, keba’ir ashabının Allah indinde kendisinden daha iyi bir halde olduğunu bilseydi, kendine göre dindar olsa bile, müdahane etmekten tevbe edip ondan dönerdi. Oruç tutan, namaz kılan ve zühd içinde yaşayan biri olsa bile, dilini Allah’ın emrini açığa vurmaktan tutan dilsiz şeytandır, zira şeytana benzerliği sağlamak tamah etmeyi yaklaştırmakla olur.

Allah’ım!.. er-Rahman (olan Allah)’ın buğz ettiği her amelden, bizi şeytana benzemeye yakınlaştıran her özellikten veya dinimizde ehli şubuhat (şüphe ehli), ehli nifak ve ehli küfüre müdaheneden Sana sığınıyorum.

Allah’ın salat ve selamı; Muhammed’e, aline ve sahabelerine olsun!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3359 Gösterim
Son İleti 24.03.2016, 01:51
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2278 Gösterim
Son İleti 25.07.2017, 16:05
Gönderen: AbdulAzim
0 Yanıt
2175 Gösterim
Son İleti 16.01.2019, 03:20
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
5 Yanıt
612 Gösterim
Son İleti 27.02.2021, 16:20
Gönderen: Ebu_ömer
0 Yanıt
165 Gösterim
Son İleti 03.03.2021, 21:36
Gönderen: Tevhid Ehli