Medrese

Gönderen Konu: RABBENAĞFİRLİ DUASINI ANNE BABASI KAFİR OLAN BİRİSİ OKUYABİLİR Mİ?  (Okunma sayısı 1304 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

huseyn

  • Ziyaretçi
Bismillahirrahmanirrahim,

Geçtiğimiz günlerde malum fırkaya ait bir sitede (davetulhak) yayınlanan bir soru ve cevabını cehaletin insanı ne hallere düşürdüğünü gösteren bir ibret vesikası olarak yayınlıyoruz:


Alıntı
Hakan Mutlu
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 114

Ynt: şu duayı namazda okumanın hükmü

« Yanıtla #1 : 03 Şubat 2014, 03:33:43 »
   
SORU: anne babası müşrik olan kişinin şu duayı namazda okumasının hükmü nedir?
anlamı;
 Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.
 
 
CEVAP: Bu duayı, şirk üzerine ölmüş olan anne-babası için okuyan kişiye ikame-i hücce yapılır. Çünkü bunun hükmü şeriatle ilgili bir hükümdür. Kişi bu duayı, anlamını bilmeden, farkında olmadan okuyorsa tekfir edilmez. Ona öncelikle bu duanın manası öğretilir ve müşrik olarak ölen birisi için mağfiretle dua edilemeyeceği anlatılır. Güzel bir şekilde anlatıldıktan sonra bu kişi bu hareketine bilerek devam ederse kafir olur.
Anne ve babası şirk üzerinde olan ancak henüz bu hal üzere ölmemiş olan  bir kişinin bunu okumasının hükmü, kastına bağlıdır. Eğer bu duayı okuma kastı "Allah anne ve babama hidayet etsin ve iman ettikten sonra affedilsinler" ise bu kasıtla bu duayı okumak caizdir.

Şimdi bu cevap aslında geçtiğimiz yıl yayınlanmış fakat aynı sorunun tekrar sorulması üzerine bir üye tarafından atıf yapılmıştır. Sözkonusu yazıdaki cehalet örneklerine birazdan dikkat çekeceğiz inşallah yalnız ondan önce bu cevap yayınlandıktan bir süre sonra başka bir üye tarafından bu yazının altında yayınlanan ve hala cevapsız olarak bir soruyu da alıntılamak istiyoruz:



Alıntı
ebu_derda
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3

Ynt: şu duayı namazda okumanın hükmü
« Yanıtla #3 : 23 Şubat 2014, 19:39:50 »
   
 HİDAYETE  TABİ OLANLARA SELAM OLSUN
BU ayet ibrahim süresinin 40. ayetidir. şimdi yönetici arkadaşıma sorum?
1:Bu kimseye ikamei huccetten önce niyyeti sorulmazmı ?
2:Bu kimse bunun manasını bilip du a kastı ile okumaz sadece kur andan bir ayet olarak okursa yine ikamei huccet gerekirmi?böyle bir okuyuş caizmidir değilmidir?Yine böyle bir kimse küfre girermi?
3: Bu ayeti hangi şartlarda okumak caizdir?


Admin bu soruya nasıl cevap verecek bizler de gerçekten merakla bekliyoruz. Çünkü bu soruyu soran üyenin de belirttiği gibi Hanefiler başta olmak üzere bazı fakihler tarafından namazın sonunda okunması tavsiye edilen bu dua  İbrahim suresi 41. Ayette İbrahim (as)’ın sözü olarak geçmektedir:

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِيْنَ يَوْمَ يَقُوْمُ الحِسَابُ

41. "Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anamı babamı ve bütün iman edenleri bağışla!"

Kurtubi (rh.a) bu ayetle alakalı görüşleri şöyle izah etmektedir:

“Denildiğine göre Hz. İbrahim ana babasına onların Allah'ın düşmanı olduğuna dair kesin kanaati oluşmadan önce mağfiret dilemişti, el-Kuşeyrî de der ki: Annesinin müslüman olmuş olma ihtimali uzak değildir. Çünkü yüce Allah, yalnızca babasına mağfiret dilemekteki mazeretini söz konusu ettiği halde, annesi hakkında böyle bir şeyden söz etmemiştir.

Derim ki: İşte Said b. Cübeyr'in "Rabbim bana ve ana babama mağfiret buyur" ile babasını kastediyor, şeklindeki,kanaati bu açıklamaya göredir. Denildiğine göre; o ana babası iman eder umuduyla onlar için mağfiret isteğinde bulunmuştur. Bir diğer açıklamaya göre, müslüman olmaları şartı ile onların günahlarının bağışlanmasını istemiştir. Bir başka açıklamaya göre o, Hz. Adem ile Hz. Havva'yı kastetmiştir.

Rivayet edildiğine göre kul: Allah'ım, bana ve ana babama mağfiret buyur, dediğinde eğer anne babası kâfir olarak ölmüş iseler buradaki mağfiret isteği Hz. Âdem ile Hz. Havva hakkında söz konusu olur. Çünkü onlar bütün insanların ana babasıdırlar.

Yine denildiğine göre; o bu sözleriyle iki oğlu İsmail ile İshak'ı kastetmiştir. İbrahim en-Nehaî de -bu anlamı verecek şekilde-; "Ve iki oğluma..." diye okumuştur ki; bununla iki oğlunu kastetmektedir. Yahya b. Ya'mer de böyle okumuştur. Bunu el-Maverdî ve en-Nehhâs zikretmişlerdir.”

Zeccac “Meani’l Kuran” adlı eserinde bu son görüşün zayıf olduğunu beyan etmiştir. O da aynı şekilde ayetle alakalı görüşler arasında İbrahim (as)’ın bu dua ile Adem ve Havva (aleyhimasselam)ı kasdettiği görüşünü zikretmiştir.

Bu nakillerden görüldüğü üzere müfessirlerin sözkonusu ayetle alakalı açıklamaları muhteliftir ve bu İbrahim (as)’ın istiğfardan nehyedilmeden önce babasına yaptığı bir mağfiret dileği olabileceği gibi bununla Adem ve Havvayı kasdetme durumu da sözkonusu olabilir. Günümüzdeki bir müslüman da aynı şekilde Müslümanları kasdederek bu duayı yapmasında bir sakınca olmaz. Bu dua her ne kadar hadis kitaplarında yer almayan ve bazı fakihlerin Kuranda geçtiği için tavsiye ettikleri bir dua olsa ve bizler–mağfiret konusundan dolayı değil- bunun yerine  sünnette daha çok tavsiye edilen duaların varlığından ötürü namazda bu duayı pek yapmasak da bu duayı yapan kişinin kınanmasına hiçbir mahal yoktur ve bu duayı yapanın tekfiri ise halis cehalettir. İbrahim (as)’ın babası Azer’in kafir olduğu sabittir, annesinin durumunu ise Allah bilir. Açıkça görüldüğü üzere bu dua babası kafir olan İbrahim (as)’a aittir. Eğer ki bu site yöneticileri sözkonusu duayı okuyan kişinin hüccet ikamesinden sonra tekfir edileceğini savunuyorlarsa ve bu hususta kişinin duasıyla ne kasdettiğini araştırmaya gerek duymuyorlarsa ortada –burada zikretmek dahi istemediğimiz- ucu İbrahim (as)’a kadar varan batıl bir tekfir sözkonusu olur. Yöneticiler sözkonusu sorulara cevap vermediği ve de ilgili yazıda da bu konuyu açıklayıcı herhangi bir şey söylemeyip mutlak ifadeler kullandıkları için bu hususta kesin konuşmak istemiyoruz ancak eğer itikadları böyleyse durum gerçekten vahimdir ve içler acısı bir cehalet sözkonusudur. Site yöneticileri yanlış anlamaların önüne geçmek için neden bu soruya kısa da olsa kişinin kasdı kendi müşrik anne babası değilse bunda bir beis olmaz şeklinde bir not düşmemişlerdir bunu da merak etmiyor değiliz. Dediğimiz gibi bu hususta kesin sözü ancak site yöneticisinin yapacağı açıklamadan sonra söyleyebiliriz.

Müşrik anne babasına mağfiret dileyenin veya genel anlamda müşriklere mağfiret dileyenin hüccet ikamesinden sonra tekfirine gelince; bu da daha önce hiçbir alim tarafından dile getirilmemiş bir cehalet numunesidir. Öncelikle müşriklere istiğfar dileme konusunda hak olan görüş bunun küfür değil haram olduğu noktasındadır. Biz alimlerin bu husustaki sözlerini daha önce nakletmiştik. http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1565.0 Malikilerden Karafi (rh.a) müşriklere istiğfar dilemenin küfür olduğu iddiasını ortaya atmış ve müteahhirun fakihlerinden bir kısmı da ona muvafakat etmiştir. Ancak bu görüş zayıftır. Bunlar haricinde selefiyle halefiyle alimlerin ezici çoğunluğu istiğfarın haram olduğunu beyan etmişlerdir. Alimlerin buna delalet eden sözlerini yıllar önce neşretmiş olmamıza rağmen istiğfara küfür diyenlerden gerek bu fırkanın gerekse başkalarının bugüne kadar bu nakillerle alakalı –bizim vakıf olabildiğimiz- tek kelime dahi yorum yapmamaları ve hala üzerinde bulundukları görüşte sebat etmeleri enteresandır.

Hadi diyelim bir şekilde haleften birtakım alimlere dayandırarak bu kavli savundunuz –ki seleften böyle bir kavil biz bilmiyoruz- şu ikame-i hücce meselesi nereden çıkmaktadır? Müşriklere bağışlanma dileyen bir kimseye hangi konuda hüccet ikamesi yapılacaktır? Kafirlere istiğfarı men eden Tevbe: 113, 80 vb ayetler anlatılır denilirse buna cevaben denilir ki bu ayetlerde sadece istiğfarın nehyedildiği anlatılmaktadır, ayetlerde istiğfarın küfür olduğuna delalet edecek bir şey yoktur. Bir kimse bu hüccet ikamesinden sonra ancak istiğfarı helal addederse tekfir edilir. Tıpkı içkiyi helal sayan birisinin hüccetten sonra tekfir edileceği gibi. Ancak nasıl ki helal saymadan içki içen kişi hüccetten sonra bile olsa tekfir edilemezse aynı şekilde istiğfarı helal saymadan yapan bir kişi de hüccetten sonra da olsa tekfir edilemez. Hüccetten sonra istiğfar dilemeye devam eden kişi haramı meşrulaştırmış olur vs denilirse aynı şeyler içki vs bütün günahlarla alakalı geçerli olması gerekir ki bu batıldır. Kaldı ki meşrulaştırma dediğiniz şey de tamamen batıl ve çelişkilerle dolu bir teoridir. Kısacası istiğfar dileyenin tekfirinde istğfarı yasaklayan nassların gerekçe yapılması isabetli değildir ve istiğfara küfür diyen alimler de tekfirin gerekçesi olarak bu ayetleri göstermemişlerdir.

Biz bu alimlerden birisi hatta bu görüşün öncüsü diyebileceğimiz Karafi’nin bu kavlini nasıl delillendirdiğini sözkonusu yazıda naklettik: Orada da görüleceği üzere Karafi’nin dayanağı Nisa: 48 ayetidir. Kaldı ki bu görüşün dayanağı olan Karafi hüccet ikamesinden vs bahsetmemektedir, istiğfara küfür deyip de bunu hüccet ikamesine bağlamak ancak bu asırdaki cahillerin işidir. Kafirlere istiğfar dileyenler Nisa: 48 ayetini veya en azından ihtiva ettiği meseleyi bilmiyorlar mı? Hatta Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) Kuran’da müşriklerin cehenneme atılacağı yönünde ayetler ilk zamanlardan beri var olduğu halde ta ki yasaklanana kadar müşrikler için bağışlanma dilemeye devam etmiştir. O yüzden bir kimsenin Allahın tehdidinden döneceğini umarak müşriklere istiğfar dilemesi onların cehennemde ebedi kalacaklarını ifade eden ayetleri yalanlamasını gerektirmez. Müşriklere istiğfar dilemenin nassları tekzibten dolayı küfür olacağı görüşü bazı alimlerden sadır olan kabul edilemez bir hatadır. Nitekim sözkonusu yazının devamında Hanefilerden İbn Nuceym, Haskafi gibi alimlerin Karafi'nin görüşünü reddeden ve istiğfarın küfür değil haram olduğunu beyan eden sözlerini nakletmiştik: Aslında bu mesele cahillerin anlayamayacağı ve belki konuşmalarının dahi doğru olmayacağı çokça tafsilatı olan bir meseledir. Bu konuda daha bir çok söz söylenebilir ancak şimdilik burada noktalıyoruz. Herkesin haddini bilip boyunu aşan meselelerde konuşmaması ve selefin durduğu yerde durması icab eder. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.


huseyn

  • Ziyaretçi
Bismillahirrahmanirrahim,

Hatırlanacağı üzere bundan birkaç hafta önce D.hak isimli site yöneticilerinin namazda Rabbenağfirli ve li valideyye şeklindeki anne babaya mağfiret içerikli duayı okuyan bir kimse –ana babası kafirse- bundan dolayı küfre girer mealindeki sözleri üzerine kendilerine birkaç soru yöneltmiştik. Rabbenağfirli okuyan kimseye ne hüküm verdiklerini ve genel anlamda kafirlere mağfiret dileme konusuna nasıl baktıklarını sormuştuk. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen rabbenağfirli duasıyla alakalı cevap alamadık, istiğfarın hükmüyle alakalı da cevap alamadık lakin Darimi isimli yöneticinin yıllar önce astığı bir yazıya birileri referans yaptılar ve meselenin burada açıklandığını iddia ettiler. Şimdi biz de istiğfar meselesi hakkında kaynak gösterdikleri bu yazıda gördüğümüz bazı batıllara dikkat çekmek istiyoruz. Şimdi Darimi isimli site yöneticisi demiş ki:

"Kâfir olarak öldüğü belli olan bir kimse için mağfiret dileme konusunda araştırma imkânı olduğu halde Allah cc nun bu konuda verdiği hükmü araştırmadan ölmüş olan bir kâfire mağfiret dilemek haramdır.
Ancak bu konudaki hükmü bildiği halde mağfiret dileyen kişi nassı inkâr ve ameliyle haramı meşrulaştırdığı için kâfir olur.
Kaide: Kesin muhkem nas ile haram olan bir şey eğer yapıldığında meşrulaştırılmış olarak anlaşılıyorsa kişi bu ameliyle kâfir olur."


Şimdi öncelikle bu şahıstan şu zikrettiği bütün iddiaların tek tek delillerini selefin fehmi ışığında nakletmesini istiyoruz. Çünkü bu şahıs bu birkaç satırlık yazıda birçok usul ihdas etmiştir.Yazıda yer alan anlatım bozukluklarına rağmen anlayabildiğimiz kadarıyla istiğfarın hükmünü araştırmayan birisinin haram işlemiş olduğunu ileri sürüyor. Biz de diyoruz ki hangi selef alimi hangi delile dayanarak istiğfarın hükmünü araştırmayan kişi haram işlemiştir deyip istiğfarın haram oluşunu bunu araştırmayanlara tahsis etmiştir? Haram olan her mesele hakkında bunun hükmünü araştırmayan kişi haram işlemiştir denebilir mi? Eğer bu bütün haramlarla alakalı genel bir kaide değilse istiğfarın bu husustaki ayrıcalığı nedir, neden istiğfarın hükmünü araştırmayan kişi günahkar oluyor? Haram kılınmadan önce kafir akrabalarına mağfiret dileyen sahabeler bunu hükmünü araştırıp o dönem için haram olmadığını öğrendikten sonra mı yaptılar? Yeni İslama giren birisi istiğfarın hükmünü araştırmakla mükellef midir? Allahın dini hakkında koyduğunuz bütün bu kaideleri Allah ve Rasulunun hangi hükmünden hangi muteber alim istinbat etmiştir? Yoksa bu din hususunda tamamen kendi reyinizle söylediğiniz bir fikirden mi ibarettir?

Aynı sorularımız ihdas ettiği diğer usullerle alakalı da geçerlidir. İstiğfarla alakalı hüccete ulaşan kişinin ameline devam ettiği takdirde kafir olacağını hangi selef alimi söylemiştir ve bunun Kitap ve Sünnetten herhangi bir delili var mıdır? Bahsettiğin şu kaideyi keza hangi alimden naklediyorsun: “Kaide: Kesin muhkem nas ile haram olan bir şey eğer yapıldığında meşrulaştırılmış olarak anlaşılıyorsa kişi bu ameliyle kâfir olur.” Sizden önce hangi alim haram olan bir şey meşrulaştırılmış olarak anlaşılıyorsa bu küfür olur, demiştir. Yani bu kaide kimin sözü, hangi kitapta geçiyor? Sana birtakım hadislerden ve alimlerin birtakım sözlerinden yaptığınız kişisel keyfi yorumları sormuyorum bizzat bu kaidenin kendisini soruyorum. Bu kaideyi nereden aldın? Hiç bir yerden almadıysan o zaman bu kaideyi siz uydurmuş olmuyor musunuz? Sana haramı helal kılmanın küfür olduğu ile alakalı nass ve icmaları da sormuyorum bu açıktır zaten. Siz meşrulaştırma diye ayrı bir kavram kullanıyorsunuz ve zaten görüldüğü üzere içini de farklı dolduruyorsunuz, meşrulaştırılmış olarak anlaşılıyorsa diyorsunuz. Şimdi bu hususta kimin anlayışı ölçüdür? Bir kişinin fiilinin meşrulaştırma olduğu kim tarafından anlaşılacak? Darimi mi Ziyaeddin el Kudsi mi kim bu hususta hüküm verecek? Madem Allahın dini hakkında konuşuyorsun o zaman din hakkında yazdığın her satırın noktası virgülüne kadar hesabını vermen lazım çünkü kafir olur diyerek Allaha hüküm nisbet ediyorsun Allah böyle birisinin dinden çıktığına hükmetmiştir diyorsun şu halde bu yazdıklarının hepsinin delilini getirmen ve de ortaya attığın kaideyi izah etmen gerekir. Şimdi diyorsun ki:

"Hiçbir İslam âlimi bu konuda ihtilaf etmez, yoksa her haramı işleyen kişi meşrulaştırmış sayılmaz ve kâfir olmaz.
Örneğin: kişi nefsine uyarak eğer içki içerse zina yaparsa meşrulaştırmış sayılmaz veya helalliğine inandığı için yapmış denilmez.
 Ancak bir kişi ölmüş kâfirlere mağfiret duası ederse mutlaka fayda vereceğine inandığı için dua eder, eğer kişiye fayda vermeyeceğine inansaydı mağfiret dilemezdi."


Öncelikle hiçbir İslam alimi bu konuda ihtilaf etmez diyerek bu konuda icma olduğunu ileri sürdüğüne göre şu halde bu icmanın varlığını da ortaya koymak sana düşer. Madem alimler sizin tarif ettiğiniz şekilde “Kesin muhkem nas ile haram olan bir şey eğer yapıldığında meşrulaştırılmış olarak anlaşılıyorsa kişi bu ameliyle kâfir olur.” Demişler ve bu hususta da icma etmişlerse o zaman bu icmayı nakledeceksin. Aksi takdirde hem alimlere iftira etmiş olursun, hem de icma dinde uyulması zorunlu olan bir esas olduğundan dolayı da bizzat dine ve dolayısıyla dinin sahibi olan Allaha iftira etmış olursun.

Biz meşrulaştırma meselesini ve meşrulaştırma teorisine delil getirilmeye çalışılan üvey anne hadisi vb’lerini daha önce izah etmiştik, bu husustaki yazılara müracaat edilebilir. Sözkonusu yazılarımızda da görüleceği üzere günümüzdeki bazı cahillerin savunduğu şekliyle haramı meşrulaştırma diye bir şey yoktur, Ehli sünnet nezdinde ancak istihlal yani helal sayma kavramı vardır. O da itikadla, sözle ve fiille sözkonusu olur. Kişi bazen ameliyle de haramı helal kılmış addedilebilir ancak bunun tesbiti açık karinelere dayalı olarak yapılır. Kişinin amelini yorumlayarak, şahsın kabul etmediği manalar yükleyerek yapılan meal yoluyla tekfir usulu Ehli sünnetin kabul ettiği bir usul değildir. Biz alimlerin mezhebin lazımıyla tekfir etmeyi şiddetli bir şekilde men eden sözlerini daha önce nakletmiştik.

Darimi’nin sözlerini okuyan birisi onun yaptığı şeyin meal ve yorum yoluyla tekfirden ibaret olduğunu açıkça görür: “Ancak bir kişi ölmüş kâfirlere mağfiret duası ederse mutlaka fayda vereceğine inandığı için dua eder, eğer kişiye fayda vermeyeceğine inansaydı mağfiret dilemezdi.” Dikkat edin, kafire mağfiret dileyen şahsın bu konuda herhangi bir beyanı olmadığı halde onun fiiline kendisi bir mana yükleyip ondan sonra yüklediği manaya göre de şahsı tekfir ediyor. Bu konuya tekrar döneceğimiz için şimdilik kaldığımız yerden devam ediyoruz. Darimi diyor ki:

"Ehlisünnet olarak görüşümüz,” bir kişi haram işliyorsa helal saymadığı müddetçe kâfir olmaz. Fakat bütün haramlar böyle değildir.
Acaba bir kişi bütün haramları işlediği zaman inanarak mı yoksa inanmayarak mı yaptın diye soracak mıyız?
 Müslüman zina yaparsa, hırsızlık yaparsa, bir Müslüman’ı öldürürse, içki içerse, hiç bir zaman bu fiili işleyen bir Müslüman a sen bu fiili yaparken helal sayarak mı yaptın diye soru sorulmaz, zaten asıl olan budur, asıl olan Müslüman helal saymayarak yapmıştır, günah sayarak yapmıştır.
Müslüman olan bir kişi ancak nefsine uyarak günah işler.
Nefis günah işlemeye meyaldır. Kişi içki içerken lezzet aldığı ve nefsi buna mutlu olduğu için içiyor. Zinada böyledir kişi bu gibi günahları nefis istediği için yapıyor işte bundan dolayı helalleştirmiş mi diye sormuyoruz. 
Müslüman bu gibi günahları işlediği zaman meşrulaştırmış denilerek tekfir edilmez onun için büyük günah işleyen Müslüman -nı tekfir etmiyoruz.
Helalleştirme veya helal saymadığı müddetçe gibi ibareleri kitaplarda pek göremiyoruz çünkü genel olarak bu tür meseleleri herkes biliyor.
Ama her günah böyle değildir çünkü bazı günahlar vardır ki kişi buna inanmadıkça yapmaz, yani hiçbir zaman bir kişi puta kurban takdim ettiği zaman Allah cc bu kurbanı kabul etmeyeceğine inanmaz.
Zira Kişi Allah cc nun kabul etmeyeceğine inansaydı zaten o kurbanı takdim etmezdi, demek ki bu kişi puta kurban takdim ettiği zaman Allaha yaklaşacağına inanıyor, eğer Allaha yaklaşacağına inanmasaydı takdim etmezdi. Aynı şekilde bu ameliyle Allah katında bir menfaatinin olacağına inanmasaydı takdim etmezdi."


Evet, bazı alimler şehvetten kaynaklanan günahlar ile itikaddan kaynaklanan günahlar arasındaki farkı açıklayıcı mahiyette şeyler söylemişlerdir. Ancak şurası var ki itikaddan kaynaklanan her günah küfür olacak diye bir kaide de yoktur. Mesela birçok bidat vardır ki şehvetten değil itikaddan kaynaklanır ancak sahibi tekfir edilmez. Keza nazar boncuğu, muska vb şeyleri takan kişi bunu ancak bir yarar sağlama itikadıyla takar ancak kişinin itikadı fayda ve zararın bizzat bu nesnelerin kendisinden kaynaklanacağı şeklinde ise bu fiil büyük şirk olurken böyle değil de bu nesnelerin vesilesiyle Allahın o kimseden zararı defedeceği itikadıyla yapılırsa o takdirde küçük şirk olur. Görüldüğü gibi iki durumda da batıl bir itikad sözkonusu olduğu halde birincisi tekfir edilirken diğeri tekfir edilmedi. O yüzden içki vb fiiller şehvet ve lezzet amacıyla yapılır, istiğfar ise itikaddan kaynaklanan bir fiildir şeklindeki ayrım meseleyi izah etmemektedir zira itikaddan kaynaklanan her günahın küfür olmadığı ortadadır. Şu halde kişiyi günaha sevkeden sözkonusu itikadın küfür olup olmadığının ayrıca tesbit edilmesi gerekir. Putlara kurban kesen kişinin misali ise isabetli bir misal değildir. Zira putlara kurban kesen kişi velev ki bunu itikad etmeden de yapsa –tıpkı sinek hadisinde sırf yoldan geçmek için sinek kurban eden kişi misalinde olduğu gibi- kafir olur. O yüzden “Kişi Allah cc nun kabul etmeyeceğine inansaydı zaten o kurbanı takdim etmezdi, demek ki bu kişi puta kurban takdim ettiği zaman Allaha yaklaşacağına inanıyor, eğer Allaha yaklaşacağına inanmasaydı takdim etmezdi.” Sözü belki genel durumu yansıtsa da bu her zaman böyle olmayabilir; bugün tağutlara kalben buğzettiğini iddia eden nice kişi vardır ki kendisi veya çocuğu putların karşısında saygı duruşu (itikaf) yapabilmektedir! Ayrıca putlara kurban kesmek bizzat imanın aslını bozan bir fiildir. Kafirlere istiğfar dilemenin ise dinin aslına taalluk eden bir mesele olmadığı ortadadır çünkü peygamberler nehyedilmeden önce bunu yapmışlardır o yüzden bu ikisini mukayese etmek doğru olmaz. İstiğfar meselesine gelecek olursak diyor ki Darimi;

"Ölmüş olan kâfire mağfiret dileme meselesine gelince.
Daha önceleri sağ veya ölü olan bir kâfire hayır duası, mağfiret duası edilirdi. Ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de bunu yaptı. Ancak Allah (celle celaluhu)
"Ne Nebinin, ne de müminlerin, (şirk üzere ölüp) cehennemlik oldukları belli olduktan sonra, yakın akrabaları da olsalar, müşrikler hakkında mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz." (Tevbe: 9/113)Ayeti inince Müslümanlar kâfir olarak ölen kimselere mağfiret dilemeyi terk ettiler.
Ancak sağ olan kâfirlerin hidayet bulmaları için hayır duası yapılırdı. Ancak Kişi kâfir olarak öldüğü zaman mağfiret dilenmez, bu hüküm kime ulaşmışsa bu hükme inanması gerekir, kişiye bu hüküm ulaşmış olduğu halde buna rağmen kalkıp da ölmüş olan kâfire mağfiret duası ederse onun bu ameli bu hükme inanmadığını gösteriyor.
Allah cc kabul etmeyeceğini bildirdiği halde ve kişi bunu bildiği halde hala ölmüş olan kâfire mağfiret diliyorsa bu kişi aynen puta kurban takdim ettiği zaman Allah katında kendisine fayda sağlayacağına nasıl inanıyorsa, bu kişi de ölmüş olan kâfire mağfiret duası yaparken yaptığı duanın kâfire faydasının olacağına inanarak yapmıştır.
Kişi bu ameliyle “Allah cc nun ayetinde şüphesi olduğu ve inanmadığını gösteriyor, zira inansaydı ölmüş olan kâfire mağfiret duası yapmazdı
Dolaysıyla kişi bu ameliyle haramı meşrulaştırarak kâfir olmuştur, bir haramı meşrulaştıran kişinin kâfir olacağına dair hiçbir İslam ulaması ihtilaf etmemiştir."


Yukarda da işaret ettiğimiz gibi kişinin kafire mağfiret dilemesinin “kafire mağfiret dilemek haramdır” hükmüne inanmadığı manasına geldiğini iddia etmek sırf meal yoluyla, sözün lazımıyla yapılan son derece batıl bir tekfirdir ve ayrıca tıpkı Hariciler gibi bütün günahları küfür saymaya yol açacak son derece tehlikeli bir usuldur. Çünkü bu usule göre herhangi bir haramı işleyen kişi hakkında “bu şahıs bunun haramlığına inansa bunu yapmazdı” denebilir. Siz her ne kadar diğer haramlarda şehvetin, istğfarda ise itikadın ağır bastığını söyleseniz de bu sizin getirdiğiniz mutlak olmayan şahsi bir yorumunuzdur. İtikaddan kaynaklanan her günaha küfür denilemeyeceğini yukarda izah etmiştik. Birisi de çıkıp başka bir yorum getirir ve şehvetle işlenmiş günahları da aynı şekilde helal görmese yapmazdı diyerek küfür ilan edebilir. Kaldı ki bu sözlerin hiç birisinin Kitap, sünnet ve icmadan bir delili yoktur. Put örneğinin isabetsizliğini de yukarda izah etmiştik.

Kişinin kafire istiğfar dilemesinin birçok sebebi olabilir, bu mutlaka şahsın konuyla alakalı nassları yalanlamış olmasını gerektirmez. Bunu az ilerde izah edeceğiz inşallah. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Karafi dahil hiçbir alim kafire istiğfar dilemeye sizin bahsettiğiniz usulle küfür dememiştir. O yüzden kendinizi sanki Karafi’nin takipçisi gibi lanse etmeyin. Karafi’nin sözü de meal yoluyla yapılmış hatalı bir tekfirdir ancak o bunu sahip olduğu ilimle yaparken siz ise sırf cehaletle bir görüş ortaya atmışsınız, aranızdaki en büyük fark budur! Karafi ve onu takip edenler sizin gibi bu şahsın amelini yorumlayarak kafire mağfiret dilemesi bunun yasaklığına dair hükmü yalanlaması anlamına gelir dememişlerdir. Onlar bunun kafirlerin bağışlanmayacağını ifade eden Nisa: 48 vb nassları tekzib anlamına geleceğini söylemişlerdir. Alimlerin ekseriyeti ise buna katılmamış ve istiğfarın küfür değil haram olduğunu söylemişlerdir. Sizin ise ne dediğiniz belli değil! Yani Karafi gibi istiğfar küfürdür de demiyorsunuz ki! Bir yandan istğfar haramdır diyorsunuz bir yandan da öyle bir usul getiriyorsunuz ki buna göre küfre girmeden istğfar dilemek mümkün değil! O zaman istiğfar haramdır sözünün ne anlamı var ki ta baştan küfür deseniz kendi içinde daha tutarlı bir söz olur. Aynı şeyi haram evlilikler konusunda da yapıyorsunuz. Bir yandan müşriklerle evlenmek haramdır diyorsunuz fakat ondan sonra da nikah akdi yapmak helal kılmak anlamına gelir deyip müşriklerle evlenen herkesi tekfir ediyorsunuz. O zaman müşriklerle evlenmek haramdır sözünün ne anlamı kaldı ki? Evlenmek yani nikah akdi zaten küfürse o zaman neden müşriklerle evlenmek asıl hüküm itibariyle küfür olmuyor da haram oluyor? Ama alimlerden hiç birisinin müşriklerle evlenmeye küfür demediğini bildiğiniz için meseleyi bu şekilde kamufle ederek haram hükmünden küfür hükmüne atlayıveriyorsunuz. İstiğfar meselesi de aynı şekilde; istiğfar haramdır sözünde alimlere muvafakat edip ondan sonra öyle bir istiğfar tanımı yapıyorsunuz ki zaten kişi küfre girmeden istiğfar dileyemiyor!  Bu sapık usulden doğan çelişkiyi yamamak için de başka bir sapıklık icad edip istiğfarın hükmünü araştırmayanın haram işlediğini iddia ediyorsunuz. Bu surette sanırım alimlerin istiğfar haramdır sözünü de bu manada tefsir ederek alimlerin sözünü kendinizce açıklamış oluyorsunuz. Velhasıl çelişkiler ve açmazlar içinde karmakarışık bir akide! Ve bütün bunlara rağmen de hala siz alimsiniz başkaları cahil öyle mi, veyl olsun size!

Kafirler için bağışlanma dileyen kişinin “Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz” ayetine zıt bir davranış yaptığı halde neden kafir olmadığına gelince; öncelikle Karafi’nin “el-Furuk” daki sözlerine şerh yapan İbn’uş Şat’ın da söylediği gibi bu meal yoluyla yani kişinin sözlerini tefsir ederek yapılmış bir tekfirdir,bu ise batıldır. İstiğfar dileyen kişinin mutlaka sözkonusu nassları yalanlamış olması gerekmez. Bu, istiğfar dileyen kişiye başkalarının atfettiği bir düşüncedir yoksa şahıs bu ayetleri yalanlamış değildir. Karafi’nin sözlerini reddeden alimler daha önce de naklettiğimiz üzere bu hususta şu açıdan meseleyi izah etmişlerdir: Neticede Allahın kafirleri bağışlamaması bir vaid yani tehdid nassıdır. Mükafat vadinden dönmek Allah için  sözkonusu olmaz zira bu bir eksikliktir; lakin tehdidden dönmek bir eksiklik değil bilakis şereftir. Bu yüzdendir ki Allahın kafirleri bağışlamayacağını yönündeki tehdidinden vazgeçebileceğine ihtimal veren bir kimse Allahı yalanlıyor veya ona eksiklik nisbet ediyor anlamına gelmez. Daha önce de beyan ettiğimiz gibi Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) davetinin ilk gününden beri kafirlerin cehennemde azap göreceği kendisine bildirilmiş olduğu halde ta ki nehyedilene kadar kafirler için bağışlanma dilemeye devam etmiştir. O ve ashabı hiç şüphe yok ki Allahın tehdidini yalanlıyor değildi, fakat Allahın kerem ve lütuf sahibi olmasından hareketle bu tehdidinden vazgeçeceğini umarak bunu yapıyorlardı. İşte bu va’d ve vaid meselesi çok iyi anlaşılması gereken bir noktadır bunu anlayan kişi hem istiğfar meselesini hem de diğer meseleleri çözer. Ehli sünnetle Mutezile ve Hariciler arasındaki en büyük ihtilaf noktalarından birisi de vaid/tehdid nasslarının anlaşılması noktasındadır. Bidat ehli “şunu yapan cehennemdedir” vb tehdid nasslarını zahirleri üzere alarak günahkarların affedilmeyeceğini ve kesinlikle cehenneme gideceklerini sanmışlardır. Ehli sünneti de bu vaid nasslarını inkar etmekle suçlamışlardır. Zira bu mantığa göre “Yetim malı yiyenler karınlarına ateş doldurmuşlardır” ayeti yetim malı yiyenin kesinlikle cehenneme gideceğini gösterir. Ehli sünnete göre ise bu Allahın bir tehdididir O dilerse tehdidinden cayar. Bu tartışma her ne kadar Müslümanların günahkarları ile alakalı olsa da neticede genel manada Allahın tehdidinden cayacağını düşünmenin Onun hakkında bir eksiklik olmadığı ortaya çıktığından dolayı kafirlerle alakalı tehdidinden cayacağını düşünenlere de tatbik edilmesinde bir mahsur olmadığı ortadadır. Her ne kadar kafirlerin bağışlanmayacağı hususu özel olarak teyid edilse de bunu Allah hakkında mümkün gören kimsenin onu yalanlamış sayılmayacağı ortaya çıktığı için sözü batıl da olsa bu batıllık Allahı inkar ve Ona noksanlık isnadı boyutuna ulaşmaz. Aşağıda sözlerini naklettiğimiz alimlerin Allahın tehdidinden caymasının aklen caiz olduğundan hareketle istiğfara küfür diyen Karafi’yi tenkid etmeleri de alimler nezdinde meselenin bu şekilde ele alındığını göstermektedir. Cessas gibi Mutezile temayüllü bazı alimler ise bu ince noktayı görmedikleri için Allah Rasulu ve diğer peygamberlerin kafirlere bağışlanma dilemesi hususunda gelen haberler karşısında hayrete düşmüşlerdir. Öyle ki Cessas bu husustaki rivayetlerin bir kısmını inkar ederken bir kısmını uzak tevillerle tevil etmiş, Kuran nassıyla sabit olan İbrahim (as)’ın babasına mağfiret dilemesi olayını ise babasının iman izhar etmesine bağlamıştır!!  (Misaller için bkz. Cessas, Ahkam’ul Kuran, 3/185 ve 583, Thk: Şahin) Hatta daha da ileri giderek Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kafirler için bağışlanma dilediğini söyleyenleri tekfir etmeye yeltenmiş ve bu surette ne kendisinden önce ne de kendisinden sonra hiç kimsenin söylemediği şeyleri ihdas etmiştir. Bu hususta da kafirlerin ebedi cehennemlik olduğu hususunun bütün Rasullerin baştan sona davet ettiği bir şey olduğunu ve Rasullerin buna muhalif bir istekte bulunmasının mümkün olmadığını gerekçe göstermiştir.  (Cessas, el-Fusul fi’l Usul, 1/308-310) Öyle zannediyoruz ki bunu Mutezile’nin Allah vaadinden de vaidinden de dönmez şeklindeki batıl prensibinden etkilenerek yapmıştır. Nakli bırakarak her meseleyi akılla izah etmenin varacağı nokta ancak bu şekilde ümmeti tekfir edecek görüşler ihdas etmektir. Asarı bırakıp hevaya tabi olmaktan Allaha sığınırız! Şimdi bu anlattıklarımız ışığında istiğfarın küfür olduğu görüşünü reddeden alimlerin sözlerini bir kez daha naklederek üzerinde düşünülmesini tavsiye ediyoruz:


Hanefilerden İbn Nuceym el-Mısri (vefatı h. 970/ m. 1563) , "Bahr'ur Raik" adlı eserinde kişinin ancak mümin olan anne babası için mağfiret dileyebileceğini söyledikten sonra şöyle diyor:

قَالَ فِي مُنْيَةِ الْمُصَلِّي وَيَسْتَغْفِرُ لِنَفْسِهِ وَلِوَالِدَيْهِ إنْ كَانَا مُؤْمِنَيْنِ وَلِجَمِيعِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ، وَإِنَّمَا قَيَّدَ بِإِيمَانِهِمَا؛ لِأَنَّهُ لَا يَجُوزُ الدُّعَاءُ بِالْمَغْفِرَةِ لِلْمُشْرِكِ وَلَقَدْ بَالَغَ الْقَرَافِيُّ الْمَالِكِيُّ كَمَا نَقَلَهُ فِي شَرْحِ مُنْيَةِ الْمُصَلِّي بِأَنْ قَالَ إنَّ الدُّعَاءَ بِالْمَغْفِرَةِ لِلْكَافِرِ كُفْرٌ لِطَلَبِهِ تَكْذِيبَ اللَّهِ تَعَالَى فِيمَا أَخْبَرَ بِهِ،

Zira Müşriğin bağışlanması için dua etmek caiz değildir. Hatta Munyet'ul Musalli'de nakledildiği üzere Malikilerden Karafi, mübalağa ederek kafirin bağışlanması için dua etmenin küfür olduğunu söylemiştir. Çünkü onun bu talebi Allah'ın verdiği haberi yalanlamak anlamına gelir.

 Ardından Karafi'nin Furuk'ta geçen malum görüşlerini zikrediyor, yani kafire istiğfar dileyenin açık nassı tekzib ettiğinden dolayı kafir olacağı, bütün müminlerin bağışlanması için dua edenin ise ahad haberi tekzib ettiğinden dolayı günahkar olacağını, kafir olmayacağı yönündeki görüşünü ele alıp değerlendirmesini yaptıktan sonra şöyle diyor:


وَالْحَقُّ أَنَّهُ يَكُونُ عَاصِيًا بِالدُّعَاءِ لِلْكَافِرِ بِالْمَغْفِرَةِ غَيْرَ عَاصٍ بِالدُّعَاءِ بِالْمَغْفِرَةِ لِجَمِيعِ الْمُؤْمِنِينَ؛ لِأَنَّ الْعُلَمَاءَ اخْتَلَفُوا فِي جَوَازِ الْعَفْوِ عَنْ الْمُشْرِكِ عَقْلًا، قِيلَ بِالْجَوَازِ؛ لِأَنَّ الْخُلْفَ فِي الْوَعِيدِ كَرَمٌ فَيَجُوزُ مِنْ اللَّهِ تَعَالَى، وَإِنْ كَانَ الْمُحَقِّقُونَ عَلَى خِلَافِهِ كَمَا ذَكَرَهُ التَّفْتَازَانِيُّ فِي شَرْحِ الْعَقَائِدِ،


İşin doğrusu yani hak olan ise şudur: Kafirin bağışlanması için dua eden günahkar, asi olur; bütün müminlerin bağışlanması için dua eden ise günahkar sayılmaz. Zira alimler, müşriğin bağışlanmasının aklen caiz olup olmadığı hususunda ihtilaf ettiler. Taftazani'nin Şerh'ul akaid'de belirttiği üzere muhakkikler, tahkik ehli bunun zıddını söyleseler de bunun caiz olduğu söylenmiştir; zira vaidden yani tehditten dönmek bir keremdir, lutuftur; bu ise Allah hakkında mümkündür. [12]

İbn Nuceym ve diğerlerinin kafirlere mağfiret dilemenin küfür olmamasının illeti olarak açıkladıkları "Allah'ın vaidinden dönmesinin caiz oluşu" hususunda Vahidi (vefatı h. 468/ m. 1076)  "el-Vasit" adlı tefsirinin Nisa: 93 ayetiyle alakalı bölümünde şunları zikrediyor:


وروى عاصم بن أبي النجود، عن ابن عباس في قوله: فجزاؤه جهنم قال: هي جزاؤه، فإن شاء عذبه، وإن شاء غفر له.

Asım bin Ebi'l Cunud, "Onun cezası cehennemdir" (Nisa: 93) kavli hakkında İbn Abbas'tan şunu rivayet eder: Aslında katilin cezası budur, fakat Allah dilerse ona azab eder dilerse de onu bağışlar.

وبهذا قال عون بن عبد الله، وبكر بن عبد الله، وأبو صالح: وقد يقول الإنسان لمن يزجره عن أمر: إن فعلته فجزاؤك القتل والضرب، ثم إن لم يجازه بذلك لم يكن ذلك منه كذبا.

Avn bin Abdillah, Bekr bin Abdillah ve Ebu Salih de böyle demişlerdir. Şöyle ki bir insan bir meseleden dolayı kınayacağı kişiye şöyle der: "Eğer bunu yaptıysan (veya yaparsan) senin cezan öldürülmek ve dövülmektir." Sonra eğer ki cezalandırmazsa bu onun yalan söylediği manasına gelmez.

والأصل في هذا: أن الله تعالى يجوز أن يخلف الوعيد، وإن كان لا يجوز أن يخلف الوعد، بهذا وردت السنة عن رسول الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فيما:

Bu meselenin aslı şudur: Allahu teala'nın vaidinden yani tehdidinden dönmesi caizdir (mümkündür), fakat va'dinden dönmesi sözkonusu değildir. Bu hususta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle bir sünnet varid olmuştur:

246 - أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَصْبَهَانِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَصْبَهَانِيُّ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى السَّاجِيُّ، وَأَبُو حَفْصٍ السُّلَمِيُّ، وَأَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ، قَالُوا: حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي حَزْمٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ وَعَدَهُ اللَّهُ عَلَى عَمَلِهِ ثَوَابًا فَهُوَ مُنْجِزُهُ لَهُ، وَمَنْ أَوْعَدَهُ عَلَى عَمَلِهِ عِقَابًا فَهُوَ بِالْخِيَارِ»

(Hadisin senedini verdikten sonra) Enes (ra)'dan Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah bir kula ameli karşılığında sevap vâdedecek olursa onu yerine getirir. Eğer ona ameline karşılık ceza tehdidinde bulunacak olursa, bu Allah'ın dilemesine (meşîetine) bağlıdır."[13]

أخبرنا أبو بكر، أخبرنا عبد الله، أخبرنا محمد بن حمزة، حدثنا أحمد بن الخليل، حدثنا الأصمعي، قال: جاء عمرو بن عبيد إلى أبي عمرو بن العلاء، فقال: يا أبا عمرو، يخلف الله ما وعد؟ قال: لا.
قال:
أفرأيت مَن أوعده الله على عمل عقابا، أيخلف الله وعده فيه؟ فقال أبو عمرو بن العلاء من العجمة: أتيت يا أبا عثمان؟ إن الوعد غير الوعيد، إن العرب لا تعد عارا ولا خلفا أن تعد شرا ثم لا تفعله، ترى ذلك كرما وفضلا، وإنما الخلف أن تعد خيرا ثم لا تفعله.
قال: فأوجدني هذا في العرب.
قال: أما سمعت قول الأول:
وإني وإن أوعدته أو وعدته ... لمخلف ايعادي ومنجز موعدي

(Haberin senedini zikrettikten sonra) Ebu Amr bin A'la'nın[14]  yanına (Mutezileden) Amr bin Ubeyd gelmiş ve şöyle demiştir: "Ey Ebu Amr, Allah va'dinden döner mi?" O, buna "Hayır" diye cevap verdi. Bunun üzerine Amr, şöyle devam etti: "Peki söyler misin, Allah ceza tehdidinde bulunduğu bir kimse hakkındaki va'dinden döner mi?" Ebu Amr bin A'la buna cevap olarak şöyle dedi: (…) Va'd, vaid (yani tehdid) gibi değildir. Araplar, kişinin bir kötülük va'dedip de bunu yapmamasını bir ar, utanç olarak görmezler. Bilakis bunu bir kerem ve fazilet olarak görürler. Ancak hayır vadedip de onu yerine getirmeyen kişi sözünden dönmekle suçlanabilir. Amr: Bana Araplardan buna dair delil göster, deyince Ebu Amr şöyle dedi: "Sen yoksa şu beyitleri duymadın mı?

"Gerçek şu ki, ben ne zaman onu tehdit eder veya ona vaadde bulunursam,
 Tehdidimi gerçekleştirmem, fakat verdiğim sözü yerine getiririm "


والذي ذكره أبو عمرو بن العلاء رحمه الله مذهب الكرام، ويستحسن عند كل أحد خلف الوعيد كما قال السري الموصلي:
إذا وعد السر أنجز وعده ... وإن أوعد الشر فالعفو مانعه


Ebu Amr bin A'la'nın (rh.a) zikrettiği şey kerem sahiplerinin mezhebidir. Tehdidden dönmek herkesin nezdinde güzel görülür. Tıpkı Sırrı el-Mavsili'nin dediği gibi:

Bir müjde vadettiğinde vadini yerine getirir
Bir kötülük vadettiğinde ise affetmek ona engel olur.


وأحسن يحيى بن معاذ في هذا الفصل حيث قال: الوعد والوعيد حق، فالوعد حق العباد على الله، ضمن لهم إذا فعلوا كذا أن يعطيهم كذا، ومن أولى بالوفاء من الله؟ والوعيد حقه على العباد، قال: لا تفعلوا كذا فأعذبكم ففعلوا فإن شاء عفا وإن شاء أخذ، لأنه حقه، وأولاهما بربنا الكرم والعفو إنه غفور رحيم.

  Yahya bin Muaz bu konu hakkında ne güzel söylemiştir: Va'd de vaid de haktır. Va’d kulların Allah üzerindeki hakkıdır; onlara eğer şöyle yaparlarsa şunu şunu vereceğini vadetmiştir. Allahdan daha vefalı kim vardır? Vaid ise Onun kulları üzerindeki hakkıdır. O (azze ve celle) demiştir ki: Şunu yapmayın yoksa size azab ederim. Onlar o işi yaptıklarında dilerse affeder, dilerse cezalandırır. Zira bu Onun hakkıdır. Rabbimiz için evla olan ise ikram ve afvdır. Zira O, Gafur ve Rahim'dir.[15]


[12] bn Nuceym, Bahr'ur Raik Şerh'u Kunuz'id Dekaik (Haşiyeleriyle birlikte), 1/350, Dar'ul Kitab'il İslami, Baskı tarihi ve yeri yok.
[13] Heysemi, Mecma'uz zevaid'de (10/211)'de hadisi rivayet ettikten sonra şöyle diyor: Bu hadisi, Ebu Yala ve Taberani Evsatta rivayet etmiştir. Senedde yer alan Suheyl bin Ebi Hazm zaafına rağmen sika addedilmiştir. Kalan ricali ise sahih ricalindendir. Beyhaki, el-Ba's ve'n Nuşur adlı eserinde bu hadisi rivayet ettikten sonra şu ziyadeyi kaydeder: "Dilerse onu cezalandırır, dilerse onu affeder." Bu ziyade hakkında şu açıklamayı yapıyor: "Bunu rivayet etme hususunda Suheyl tek kalmıştır ve o kavi değildir." Kurtubi de Nisa 93'ün tefsirinde hadisi bu şekilde rivayet etmiştir.
[14]Nahivci, 154'te vefat etti. Sika. (İbn Hacer, Takrib 261)
[15] Et-Tefsir'ul Vasit, Ebu'l Hasen el- Vahidi en-Nisaburi eş-Şafii, 2/101, Dar'ul Kutub'il İlmiyye, Beyrut, 1415/ 1994 Kurtubi tefsirine de bakılabilir. Nisa: 93.ayet



Şimdi bu meseleden sonra Rabbenağfirli duası okumak küfür müdür, değil midir; muhaliflerimizin bu husustaki cevabını bekliyoruz.Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.


huseyn

  • Ziyaretçi
Bismillahirrahmanirrahim. Malum sitede Said ismiyle yazan bir üyenin yönelttiği sorulara da burada kısaca cevap vermek istiyorum şöyle diyor sözkonusu şahıs:

Eğer bu görüşten dolayı davetulhakkı tövbeye davet ediyorsanız o zaman imam karafi ve bu görüşte olan diğer âlimler hakkında ne düşünüyorsunuz?
İkincisi- DARİMİ’nin naklettiği kaide ehlisünnet inancına zıtmıdır? Bunu bize açıkla.
Üçüncüsü- sizin inancınızda bir ameli meşrulaştırmak var mıdır? Eğer varsa bir amel nasıl meşrulaştırılır bunu bize açıklayın. Eğer yoksa neden yoktur yine bize açıklayın.


Yukarda Karafi'nin görüşü ile sizin görüşünüzün aynı olmadığı açıklandı. Zira Karafi İstiğfara küfür diyor, siz haram diyorsunuz ardından haramı meşrulaştırmaktan ötürü tekfir ediyorsunuz. Ayrıca Karafi bunu Nisa: 48 vb ayetleri yalanlamakla illetlendiriyor siz ise Tevbe: 113'ün hükmünü uygulamamasını hükmü inkar etmesi olarak değerlendirip küfür hükmü veriyorsunuz. Bu noktada sizin usulunuz günahlarla tekfir eden Haricilerin usulune yaklaşmış oluyor ki bu açıdan Karafi gibi düşünenlerden daha kötü bir durumdasınız. Onların hatası ise meal yoluyla tekfir etmektir, siz de aynı usulle tekfir ediyorsunuz bu açıdan elbette ki Karafi'nin de sizin gibi tevbe etmesi gerekiyor, biz alimdir diye kimseyle alakalı hakkı saklayacak değiliz ancak şurası da var ki alimin kendisindeki ilme dayanarak yanılgıyla hatalı söz sarfetmesi ile cahilin hiç bir esasa dayanmadan cahil cesaretinden ötürü sırf kendi reyiyle rasgele hükümler vermesi de aynı değerlendirilemez bu açıdan iki grup da dinde batıl bir söz söylemiş olsa da alimlerin hatası ile sizin gibi cahillerin hatasını bir tutmamızı beklemeyin. Meşrulaştırma teorisinin batıl olduğu yukarda açıklandı. Ehli sünnette böyle şeyler olmaz bu ancak Haricilerde olur. Ehli sünnette istihlal kavramı vardır ve onun da çerçevesi bellidir öyle ne olduğu belirsiz kişilerin iki dudağının ucundaki elastiki kaideler Ehli sünnetin usulunde yoktur vesselam.


huseyn

  • Ziyaretçi
Bismillahirrahmanirrahim,

Darimi isimli yönetici geçtiğimiz günlerde güya Rabbenağfirli meselesine cevap vermiştir daha doğrusu her zamanki yaptıkları gibi cevap veriyormuş gibi yapmıştır. Şöyle demektedir:

DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1012

Ölmüş müşriklere mağfiret dilemek
« : 16 Nisan 2015, 21:39:53 »
   
HİDAYETE  TABİ OLANLARA SELAM OLSUN
BU ayet ibrahim süresinin 40. ayetidir. şimdi yönetici arkadaşıma sorum?
1:Bu kimseye ikamei huccetten önce niyyeti sorulmazmı ?
 
Cevap Sorulur. Niyetini sormak zaten ikamei hüccettir.

2:Bu kimse bunun manasını bilip du a kastı ile okumaz sadece kur andan bir ayet olarak okursa yine ikamei huccet gerekirmi?böyle bir okuyuş caizmidir değilmidir?Yine böyle bir kimse küfre girermi?

Cevap. Bu şekilde okumanın bir sakıncası yoktur. Çünkü Kur'an okuyor. Bu Kuran’dan bir ayettir. Müslümanlar namazda okur, namaz dışında okur. Bu niyetle okuyan kişi küfre girmez.

3: Bu ayeti hangi şartlarda okumak caizdir?
 
Cevap: ikinci soruya verdiğimiz cevap 3. soru içinde geçerlidir.


Darimi, her zamanki gibi muğlak şeyler yazarak konuyu geçiştirmiştir. Burada şu sorunun cevabı yoktur: "Anne babası müşrik olarak ölmüş olan bir kimse mutlak anlamda bu duayı namazda selam vermeden önce okuyabilir mi, bu kişi kafirlere istiğfar dilemenin caiz olmadığını biliyorsa niyeti istiğfar dilemek olmasa da tekfir edilir mi" Eğer istiğfar kasdı olmadan bunun caiz olacağını söylüyorlarsa şu halde diğer (!) yöneticinin verdiği cevapla çelişkisi nasıl izah edilecektir?

"Hakan Mutlu
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 114

Ynt: şu duayı namazda okumanın hükmü

« Yanıtla #1 : 03 Şubat 2014, 03:33:43 »
   
SORU: anne babası müşrik olan kişinin şu duayı namazda okumasının hükmü nedir?
anlamı;
 Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.
 
 
CEVAP: Bu duayı, şirk üzerine ölmüş olan anne-babası için okuyan kişiye ikame-i hücce yapılır. Çünkü bunun hükmü şeriatle ilgili bir hükümdür. Kişi bu duayı, anlamını bilmeden, farkında olmadan okuyorsa tekfir edilmez. Ona öncelikle bu duanın manası öğretilir ve müşrik olarak ölen birisi için mağfiretle dua edilemeyeceği anlatılır. Güzel bir şekilde anlatıldıktan sonra bu kişi bu hareketine bilerek devam ederse kafir olur.
Anne ve babası şirk üzerinde olan ancak henüz bu hal üzere ölmemiş olan  bir kişinin bunu okumasının hükmü, kastına bağlıdır. Eğer bu duayı okuma kastı "Allah anne ve babama hidayet etsin ve iman ettikten sonra affedilsinler" ise bu kasıtla bu duayı okumak caizdir"


Dikkat edilirse Hakan Mutlu (!) herhangi bir şekilde kasıd ve niyet araştırmasından bahsetmeksizin namazda Rabbenağfirli duası okuyan kişinin hüccet ikamesinden sonra tekfir edileceğini iddia etmektedir. Yani bu kişiye istiğfarın haram olduğu beyan edilir fakat kişi hüccet ikamesinden sonra da istiğfar kasdı olmaksızın okumaya devam ederse bunda bir beis olmaz demiyor, bilakis sözlerinin zahirinde  hüccet ikamesinden sonra İbrahim: 41. ayet olan bu duayı namazda okuyan ve de anne babası şirk üzere ölmüş olan herkes tekfir edilir demektedir. Eğer bunu kasdetmiyorlarsa şu halde verdikleri bu ilk fetvanın yanlış olduğunu çıkıp itiraf edecekler, veyahut da cehaletlerinden dolayı yanlış bir cümle kurduklarını aslında kasıtlarının bu olmadığını söyleyecekler. Her iki durumda da İslami konularda konuşmaya ehil kimseler olmadıklarını çıkıp itiraf etmeleri gerekir. Yok hüccet ikamesinden sonra kişi velev ki istiğfar kasdıyla olmasa da bu duayı okursa kafir olur diyorlarsa Kurandaki bir ayeti okumaktan dolayı bir kişi nasıl kafir olacaktır, bu sapıklığın bir izahı yoktur.  İstiğfar konusundaki diğer sapık usullerine ise herhangi bir izah getirmiş değillerdir. Bu işler sizi kale almıyoruz, biz sadece siteye sorulan soruları cevaplarız gibi geçiştirmelerle yürümez. Senin bir davetin varsa sana karşı delil getiren, muhalefet eden kim varsa iddiasını çürütmekle mükellefsin. Aksi takdirde davetçiyim diye gezmeyeceksin, susup ilim tahsil edeceksin! Bu adamların daha çok sapıklıkları var, zamanla bunların hepsini yazacağız inşaallah uzun zamandır gündemde olan bu konuyu da bu şekilde tekrar hatırlatmış olalım ki birçok konu gibi arada kaynatmaya kalkmasınlar vesselam...


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3002 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 01:14
Gönderen: Nuhun Gemisine Davet
0 Yanıt
2917 Gösterim
Son İleti 23.05.2017, 18:22
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
5345 Gösterim
Son İleti 01.07.2021, 23:02
Gönderen: huseyn
0 Yanıt
4399 Gösterim
Son İleti 29.12.2017, 00:57
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1923 Gösterim
Son İleti 14.06.2018, 18:38
Gönderen: huseyn