Darultawhid

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Ebu Hüreyre Hadîsi:

Bunu ondan Tirmîzi rivayet etmiştir. O şöyle demiştir: Rasûlullah buyurdu:

"Savaş ganimeti, bir devlet addedilir, emânet yağmalanıp zayi edilir, zekât zarar sayılır hâle gelindiği zaman, ilim din için değil de dünyâ için tahsil edildiği, kişi karısına itaat, anasına isyan eder olduğu, arkadaşına yaklaşıp babasından uzaklaştığı zaman, cami ve mescidlerde sesler yükseldiği, topluluğu içlerinden en günahkârı yönettiği zaman, kişiye şerrinden korkulduğu için ikram edildiği, şarkı ve çalgıların aşikar olduğu, içki içildiği, ümmetin sonrakileri öncekilere lanet ettiği zaman... İşte bütün bunlar olduğu zaman, kırmızı fırtınayı bekle! Artık onun gelmesi, deprem olup yerde büyük bir çöküğün vukua gelmesi, yukarıdan taş yağması, insanların şeklinde değişme olması yakındır! Diğer kıyamet alâmetleri de peşpeşe gelir." (Tirmizî hadis no: 2210. )

Tirmizî bu hadîs hakkında, "hasendir, garîbtir" demiştir."
2
Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

يَا مَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ خَمْسٌ إِذَا ابْتُلِيتُمْ بِهِنَّ وَأَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ تُدْرِكُوهُنَّ لَمْ تَظْهَرِ الْفَاحِشَةُ فِي قَوْمٍ قَطُّ حَتَّى يُعْلِنُوا بِهَا إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ الطَّاعُونُ وَالأَوْجَاعُ الَّتِي لَمْ تَكُنْ مَضَتْ فِي أَسْلاَفِهِمُ الَّذِينَ مَضَوْا‏.‏

“Ey muhâcirler topluluğu! Beş şey vardır ki onlarla müptelâ olacağınız zaman (hiç bir hayır kalmaz). Ben sizlerin o şeyler(in gerçekleşeceği dönem)e erişmenizden Allâh'a sığınırım. (Bunların ilki ise şudur): Bir milletin içinde fuhûş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu aleni olarak işlemesin ki mutlaka içlerinde Tâ’ûn ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde vukû bulmamış hastalıklar yayılmasın.” (İbnu Mâce, Hadîs no. 4019)

Hafız İbnu Hacer’in de ifade ettiği gibi hadis, taun yani salgın hastalıkların zuhurunun fuhşun yaygınlaşmasından kaynaklandığına işaret etmektedir. Hadisin senedi hakkında konuşulmuştur, lakin hadisle aynı manaya delalet eden başka hadisler de nakledilmiştir. (Feth’ul Bari, 10/192-193)

http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=2294.0
3
Bismillahirrahmanirrahim
 MÜCTEHİD İBNİ CERİR ET-TABERİ'NİN İ’TİKADI


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



4
Alıntı
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“Bir de fitneden sakının ki; içinizden yalnız zulmedenlere erişmekle kalmaz. Hem bilin ki muhakkak Allah, azabı şiddetli olandır.” (el-Enfal 8/25)

Alıntı
İmam Ahmed der ki: Bize Süfyan... Hz. Aişe'den rivayet etti ki Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Yeryüzünde kötülük zahir olduğu zaman Allah Teala yeryüzü ehline baskınını indirir, buyurmuş. Hz. Aişe: İçlerinde Allah'a itaat edenler varken mi? demiş de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Evet, sonra Allah'ın rahmetine kavuşurlar!” buyurmuş.

Bismillah. Bu nakiller, "Etkilenenler arasında masum çocuklar vardı, müslümanlar da (!) vardı" gibi gerekçelerle musibetlerin günahlarla ilişkisini reddetmeye çalışan, bu surette İslam düşmanlarına şirin gözükmeye gayret eden birtakım sözde tevhid davetçilerine ithaf olunur... Bir yerde günah ve isyanlar çoğaldığı zaman musibetler umumi olarak gelir, ahirette ise herkes niyetine göre diriltilir. Her musibetin maddi sebeblerinin yanı sıra manevi sebebleri de vardır. Değil Müslümanların, Yahudi ve Hristiyanların dahi bildiği bu hakikati göz ardı etmeye çalışan pozitivist-deist mantıklı sahte İslamcılara veyl olsun...

5
Bu zikredilen hususlar yani Allah'a, Rasülüne ve dinin diğer mukaddesatına saldırmanın insanı İslam'dan çıkaran bir küfür olduğu ve cezasının ölüm olduğu hususları Ehli sünnet arasında, hatta bidat ehli dahil bütün kıble ehli arasında ittifak edilmiş meselelerdendir. Sadece işin teferruatında yani bu tarz fillleri işleyenlerin tevbesi kabul edilir mi edilmez mi ya da bunları yapan bir zimmi kafirin cezası ne olur gibi ayrıntılarda ihtilaf edilmiştir. O yüzden alimler, bu fiilleri işleyenleri tekfir ettikleri gibi bunların hükmünde şüphe edenleri dahi tekfir etmişlerdir.

İmam Malik’in ashabının önde gelenlerinden Sahnun (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

أجمع العلماء أَنَّ شاتمَ النبيِّ - صلى الله عليه وسلم - المتنقِّصَ له كافرٌ، والوعيدُ جارٍ عليه بعذاب الله له، وحكمه عند الأمَّة: القتل، ومن شكَّ في كفرِه وعذابِه كفَر

“Alimler, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söverek onu ayıplayan kimsenin kafir olduğu ve Allahın azab tehdidinin onun üzerinde cari olduğu hususunda icma etmişlerdir. Ümmetin nezdinde bu kimsenin hükmü, ölümdür. Her kim böyle birisinin küfründe ve azabında şüphe etse o da kafirdir.” (Bkz. Kadi İyaz, eş-Şifa (2/312)

Kadı İyaz yine aynı eserinde şöyle demektedir:

قال أبو بكر بن المُنْذر أجْمَع عَوامّ أهلى الْعِلْم عَلَى أن من سَبّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم يُقْتَل

“Ebubekr ibnul Munzir demiştir ki: İlim ehli Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söven kişinin öldürülmesi hususunda icma etmiştir.” (Kadı İyaz, eş-Şifa, 2/215)

Bu zikredilenler Ehl-i Sünnet'te böyle olduğu gibi Şia gibi sapık fırkalar nezdinde dahi böyledir. Şia fakihlerinden Şerif el Murtaza “el-İntisar” adlı fıkıh kitabında “Peygambere sövmek” isimli müstakil başlık altında şunları söylemiştir:

ومما كأن الإمامية منفردة به: القول: بأن من سب النبي (صلى الله عليه وآله) مسلما كان أو ذميا قتل في الحال

“Bu konuda İmamiyye (Şiası) şu görüşüyle sanki tek kalmış gibidir: Her kim Peygambere söverse ister müslüman ister zimmi olsun her durumda öldürülür.” (Şerif el Murtaza, el İntisar, sf 480, Kum 1415)

Bu sözlerin sahibi Şerif el Murtaza, meşhur Nehcul Belaga’nın yazarı Şerif er-Radi’nin kardeşi ve de Şianın önde gelen imamlarından Şeyh Müfid’in öğrencisidir ve bu görüşü bütün İmamiye Şiasına nisbet etmiştir. O, peygambere sövenin zimmi de olsa öldürülmesi gerektiği noktasında Şia'nın tek kaldığını ileri sürse ve bununla iftihar etse de bu doğru değildir. Peygambere hakaret eden zimminin öldürülmesi Hanefiler haricindeki Ehli sünnet fakihleri tarafından da benimsenen bir görüştür. Müslüman kökenli birisinin bu işi yaptığı zaman tevbe bile etse öldürülmesi görüşü ise Ehli sünnet fukahasının çoğunun görüşüdür. Sünni olsun bidatçi olsun geçmiş dönem ulemasının bu husustaki görüşleri böyledir. Asrımızda görüşleri demokrasi, laiklik, hümanizm gibi batıl idelojilerle şekillenen sözde alimlerin fetvaları ise bizleri ilgilendirmemektedir vesselam...
6
وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَا أَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ

Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.   (Tevbe Suresi 12. Ayet)

Kurtubi (rh.a) bu ayet-i kerime hakkında şu açıklamaları yapmaktadır:


اسْتَدَلَّ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ بِهَذِهِ الْآيَةِ عَلَى وُجُوبِ قَتْلِ كُلِّ مَنْ طَعَنَ فِي الدِّينِ، إِذْ هُوَ كَافِرٌ. وَالطَّعْنُ أَنْ يَنْسُبَ إِلَيْهِ مَا لَا يَلِيقُ بِهِ، أَوْ يَعْتَرِضُ بِالِاسْتِخْفَافِ عَلَى مَا هُوَ مِنَ الدِّينِ، لِمَا ثَبَتَ مِنَ الدَّلِيلِ الْقَطْعِيِّ عَلَى صِحَّةِ أُصُولِهِ وَاسْتِقَامَةِ فُرُوعِهِ. وَقَالَ ابْنُ الْمُنْذِرِ: أَجْمَعَ عَامَّةُ أَهْلِ الْعِلْمِ عَلَى أَنَّ مَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَيْهِ الْقَتْلُ. وَمِمَّنْ قَالَ ذَلِكَ مَالِكٌ وَاللَّيْثُ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ، وَهُوَ مَذْهَبُ الشَّافِعِيِّ. وَقَدْ حُكِيَ عَنِ النُّعْمَانِ أَنَّهُ قَالَ: لَا يُقْتَلُ مَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ، عَلَى مَا يَأْتِي.

“Kimi ilim adamları, bu âyet-i kerimeyi dine dil uzatan ve ondan kötü bir şekilde söz eden herkesin öldürülmesinin vücubuna delil göstermişlerdir. Çünkü, böyle bir kimse kâfir olur. Dil uzatmak (ta'n etmek) ise, dine yakışık olmayan şeyleri nisbet etmek yahut da dinden olan herhangi bir şeyi hafife alarak itiraz etmek demektir. Çünkü, dinin esaslarının sağlıklı olduğu, şer'î hükümlerinin de doğruluğu kat'î delil ile sabit olmuştur. Îbnü'l-Münzir der ki: Bütün ilim ehli kimseler, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a söven kimsenin öldürüleceğini kabul etmişlerdir. Bu görüşte olanlar arasında Malik, Leys, Ahmed ve İshâk da vardır. Şafiî'nin görüşü de budur. En Nu'man (b. Sabit, Ebu Hanife) dan da şöyle dediği nakledilmektedir: -İleride de geleceği üzere- zimmet ehlinden olup da Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) e söven kimse öldürülmez."

Kurtubi devamında şöyle demektedir:


أَكْثَرُ الْعُلَمَاءِ عَلَى أَنَّ مَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ أَوْ عَرَّضَ أَوِ اسْتَخَفَّ  بِقَدْرِهِ أَوْ وَصَفَهُ بِغَيْرِ الْوَجْهِ الَّذِي كَفَرَ بِهِ فَإِنَّهُ يُقْتَلُ، فَإِنَّا  لَمْ نُعْطِهِ الذِّمَّةَ أَوِ الْعَهْدَ عَلَى هَذَا. إِلَّا أَبَا حَنِيفَةَ وَالثَّوْرِيَّ وَأَتْبَاعَهُمَا مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ فَإِنَّهُمْ قَالُوا: لَا يُقْتَلُ، مَا هُوَ عَلَيْهِ مِنَ الشِّرْكِ أَعْظَمُ، وَلَكِنْ يُؤَدَّبُ وَيُعَزَّرُ. وَالْحُجَّةُ عَلَيْهِ قَوْلُهُ تَعَالَى:" وَإِنْ نَكَثُوا" الْآيَةَ. وَاسْتَدَلَّ عَلَيْهِ بَعْضُهُمْ بِأَمْرِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَتْلِ كَعْبِ بْنِ الْأَشْرَفِ وَكَانَ مُعَاهِدًا. وَتَغَيَّظَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ أَبُو بَرْزَةَ: أَلَا أَضْرِبُ عُنُقَهُ! فَقَالَ: مَا كَانَتْ لِأَحَدٍ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. وَرَوَى الدَّارَقُطْنِيُّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: أَنَّ رَجُلًا أَعْمَى كَانَتْ لَهُ أُمُّ وَلَدٍ، لَهُ مِنْهَا ابْنَانِ مِثْلُ اللُّؤْلُؤَتَيْنِ، فَكَانَتْ تَشْتُمُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَتَقَعُ فِيهِ، فَيَنْهَاهَا فَلَمْ تَنْتَهِ، وَيَزْجُرُهَا فَلَمْ تَنْزَجِرْ، فَلَمَّا كَانَ ذَاتَ لَيْلَةٍ ذَكَرَتِ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَمَا صَبَرَ سَيِّدُهَا أَنْ قَامَ إِلَى مِعْوَلٍ فَوَضَعَهُ فِي بَطْنِهَا ثُمَّ اتَّكَأَ عَلَيْهَا حَتَّى أَنْفَذَهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (أَلَا اشْهَدُوا إِنَّ دَمَهَا هَدَرٌ) . وَفِي رِوَايَةٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: فَقَتَلَهَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ قِيلَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَامَ الْأَعْمَى فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنَا صَاحِبُهَا، كَانَتْ تَشْتُمُكَ وَتَقَعُ فِيكَ  فَأَنْهَاهَا فَلَا تَنْتَهِي، وَأَزْجُرُهَا فَلَا تَنْزَجِرُ، وَلِي مِنْهَا ابْنَانِ مِثْلُ اللُّؤْلُؤَتَيْنِ، وَكَانَتْ بِي رَفِيقَةً فَلَمَّا كَانَ الْبَارِحَةُ جَعَلَتْ تَشْتُمُكَ وَتَقَعُ فِيكَ فَقَتَلْتُهَا، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (أَلَا اشْهَدُوا إِنَّ دَمَهَا هَدَرٌ)

İlim adamlarının çoğunluğu, zimmet ehlinden olup da Peygamber efendimize söven, yahut üstü kapalı ifadelerle ona dil uzatan veya onun değerini hafife alan, yahut da Hz, Peygamber'e, kâfir olmasını gerektiren şekilden başka türlüsüyle nitelendiren kimsenin öldürüleceği görüşündedir. Çünkü biz ona zimmetin gereği olan himayemizi veya onunla ahidleşmeyi bu esas üzere yapmış değiliz. Şu kadar var ki, Ebu Hanife, es-Sevrî ve Küfelilerden onlara tabi olanlar şöyle demişlerdir: Böyle bir kimse öldürülmez. Çünkü onun içinde bulunduğu şirk hali bundan daha büyüktür. Ancak bu davranışından ötürü te'dip ve ta'zir edilir. Ona karşı delil İse, yüce Allah'ın: "Eğer ahidlerinden sonra yeminlerini bozarlar da..." âyetidir. Kimi ilim adamı da bu görüşe karşı Hz. Peygamberin, antlaşmalı olmakla birlikte Kâ'b b. el-Eşref in öldürülmesi emrini vermesini delil göstermişlerdir. Hz. Ebu Bekir de arkadaşlarından birisine öfkelenince Ebu Berze, bunun boynunu vurmayayım mı diye sorunca, Hz. Ebu Bekir: Rasûlullah (say)'dan başka herhangi bir kimse için böyle bir şey sözkonusu değildir, diye cevap vermiştir.

Dârakutnî de İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Kör bir adamın bir cariyesi vardı. O cariyesinden iki inciyi andıran iki oğlu vardı. Bu cariye Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a söver ve ona dil uzatırdı. Adam ise bu işten vazgeçmesini söylüyor fakat cariye bundan vazgeçmiyordu. Bundan dolayı azarlıyor, bu işe son vermesini istiyor, fakat yine son vermiyordu. Gecenin birinde Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'ı diline dolayınca, efendisi dayanamayarak kalkıp bir kazma aldı ve onu karnına sapladı. Vücudunun öbür tarafından çıkartıncaya kadar da üzerine dayanıp durdu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) da bunun üzerine: "Dikkat edin ve şahid olun ki, onun kanı hederdir."

Yine İbn Abbas'tan gelen bir diğer rivayette de şöyle denilmektedir: ...Onu öldürdü. Sabah olunca bu husus Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a anlatılınca, o ama adam kalkıp şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü onu öldüren benim. Bu kadın sana sövüyor ve sana dil uzatıyordu. Ben bu işten vazgeçmesini söylüyor, fakat o vaz geçmiyordu. Bundan dolayı onu azarlıyor ve son vermesini istiyor, fakat bir türlü dinlemiyordu. Benim ondan iki inciyi andıran iki oğlum da var. Bana karşı da çok yumuşaktı. Dün de sana sövmeye, sana dil uzatmaya başlayınca onu öldürdüm. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Haberiniz olsun ve şahid olun ki, onun kanı hederdir.

(İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, 8/82-84, Dar’u Alem’il Kutub, Riyad, 1423/2003; Türkçesi için bkz. Kurtubi tefsiri, Buruc Yayınları: 8/147-148.)


Bu meseleyi ele alan alimlerden birisi olan Kadı İyaz (rh.a) “Şifa” adlı eserinde Allah Rasulune hakaret etmenin hükmüyle alakalı özel bir bab açmış ve bu babın bir yerinde şöyle demiştir:

قَال ابن الْقَاسِم فِي الْعُتْبِيَّة من سَبَّه أَو شَتَمَه أَو عَابَه أَو تَنَقَصَّه فَإنَّه يُقْتَل وَحُكْمُه عِنْد الْأُمَّة الْقَتْل كَالزَّنْدِيق وَقَد فَرَض اللَّه تَعَالَى تَوْقِيرَه وَبرَّه وَفِي الْمَبْسُوط عَن عُثْمَان بن كِنَانَة من شَتَم النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم مِن الْمُسْلِمِين قُتِل أَو صُلِب حَيًّا وَلَم يُسْتَتَب، والْإِمَام مُخَيّر فِي صَلْبِه حَيًّا أَو قَتْلِه، وَمِن رِوَايَة أَبِي الْمُصْعَب وَابْن أَبِي أوَيْس سمعنا مالِكًا يَقُول: مَنْ سَبَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْ شَتَمَهُ أَوْ عَابَهُ أَوْ تَنَقَّصَهُ قُتِلَ: مُسْلِمًا كَانْ أَوْ كَافِرًا وَلَا يُسْتَتَابُ، وَفِي كِتَاب مُحَمَّد أَخْبَرَنَا أَصْحَاب مَالِك أنَّه قَال: من سَبّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم أَو غَيْرِه مِن النَّبِيّين من مُسْلِم أَو كَافِر قُتِل وَلَم يُسْتَتَب، وَقَال أصْبَغ، يُقْتَل عَلَى كُلّ حَال أسَرّ ذَلِك أو أظهره وَلَا يُسْتَتَاب لِأَنّ تَوْبَتَه لَا تُعْرَف، وَقَال عَبْد اللَّه بن عَبْد الْحَكم من سَبّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم من مُسْلِم أو كافر قُتِل وَلَم يستتب) وَحَكَى الطَّبَرِيُّ عَن أشْهَب عَن مَالِك، وَرَوَى ابن وَهْب عَن مَالِك من قال إن رداءه النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم - وَيُرْوَى زِرّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم - وَسِخ أرَاد بِه عَيْبَه قُتِل، وَقَال بَعْض عُلَمَائِنَا أجْمَع الْعُلمَاء عَلَى أَنّ من دَعَا عَلَى نَبِيّ من الأنبياء بالويل أو بشئ مِن الْمَكْرُوه أنَّه يُقْتَل بِلَا اسْتِتَابَة وَأفْتى أَبُو الْحَسَن القابِسيّ فِيمَن قَال فِي النبي صلى الله عليه وسلم الْجَمَّال يَتِيم أَبِي طَالِب بالْقَتْل، وَأفْتى أَبُو مُحَمَّد بن أَبِي زيد بِقَتْل رَجُل سَمِع قَوْمًا يَتَذَاكَرُون صِفَة النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم إِذ مر بِهِم رَجُل قَبِيح الْوَجْه وَاللَّحْيَة فَقَال لَهُم تُريدُون تَعْرفُون صِفَتَه هي فِي صِفَة هَذَا الْمَارّ فِي خَلْقِه وَلِحْيَتِه قال ولا تقب لتوبته وَقَد كَذَب لَعَنَة اللَّه وَلَيْس يخرج من قلب سُلَيْم الْإِيمَان
وَقَال أَحْمَد بن أَبِي سليمان صاحب سحنون من قَال إنّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم كَان أسْوَد، يُقْتَل


"İbnül-Kasım "Utbiyye” adlı kitabında demiştir ki : "Her kim Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) söverse, yahut O'nu ayıplarsa yahut noksanlık nisbet etmeye çalışırsa o kimse katledilir. Ve tevbe yapması teklif ve kabul edilmez. Onun ümmet nazarındaki hükmü zındık gibi katledilmektir. Gerçekten Allah Teâlâ Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tazim ve ikram edilmesini emretmiştir. Mebsut'ta ise Osman b. Kinane'den naklederek denilmiştir ki: "Müslümanlardan her kim Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) söverse o kimse ya katledilir. Veyahut da diri olarak asılır. Ona tevbe teklifi yapılmaz. İmam (devlet başkanı) onu diri olarak asmakla öldürtmek arasında muhayyerdir."

Ebul-Mus'ab'ın ve İbni Uveys'in rivayetlerinde ise şöyle denilmektedir: "Malik'den işittik o şöyle diyordu:

"Müslüman olsun, yahut kafir olsun-her kim ki- Hz. Peygamber'e söverse, yahut O'nu ayıplarsa yahut O'nda kusur bulmağa çalışırsa, o kimse katledilir. Ve ona tevbe teklifi yapılmaz."

Muhammed'in ashabı haber verdi ve dediler ki : "Müslüman veya kafirden her kim Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) veya diğer peygamberlerden herhangi birine hakaret ederse, o kimse katledilir. Ve kendisine tevbe etmesi için teklif yapılmaz."         
                                                                           
Esbağ demiştir ki: "O kimse hakareti ister gizlesin, ister aşikâr yapsın, her halde Öldürülür ve kendisinden tevbe etmesi istenmez. Çünkü onun tevbesinde samimi olup olmadığı bilinmez."

Abdullah îbnü Abdil-Hakem demiştir ki:

"Müslüman veya kafirden her kim Hz. Peygamber'e söverse katledilir. Ona tevbe teklifi yapılmaz ve tevbe etmek için mühlet verilmez."

Taberî de bu hükmün aynısını Eşheb'den O da Malik'den rivayet etmiştir.

İbni Vehb, Malik'den rivayet ederek demiştir ki:

"Her kim Hz. Peygamber'i ayıplamak maksadı ile O'nun ridası diğer bir rivayete göre- düğmesi kirlidir, dese hakkında ölüm hükmü verilir."

Alimlerimizden bir kısmı demişlerdir ki: Kim ki Peygamberlerden herhangi birine veyl (yazıklar olsun) dese veya çirkin olan herhangi bir sözle çağırsa, o kimseye tevbe teklifi yapılmadan ölüm cezası verilir.

Ebul-Hasan el-Kabisi, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, O Ebu Talib'in yetimidir, diyen kimsenin katledilmesi ile fetva vermiştir.

Bir kişi Hz. Peygamber'in vasıflarını müzakere eden bir topluluğu dinler. O sırada yüzü ve sakalı çirkin olan bir kişi onların yanından geçer. Topluluğu dinleyen kişi onlara: Siz Hz. Peygamberin nasıl olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz. O, yaratılışında ve ahlakında şu geçen adama benzer demiştir. Ebu Muhammed b.-Ebî Yezid bu kişinin katledilmesine fetva vermiş ve tevbesi kabul olmaz demiştir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e böyle söyleyen o kişi şüphesiz yalan söylemiştir. Allah (celle celaluhu) ona lanet etsin. Böyle bir ifade sağlam iman sahibi olan bir kalpten çıkmaz.

Suhnun'un arkadaşı Ahmed b. Ebu Süleyman da demiştir ki: "Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında; O,.esved, yani siyahtı diyen kimse öldürülür." (Kadı İyaz, eş-Şifa, 2/216-217, Dar’ul Fikr, Beyrut, 1409/1988, Türkçesi için bkz. Şifâ-ı Şerîf, Tercüme ve Şerhi Kâdı Iyaz, Rehber Yayınları: 511-514.)

Görüldüğü üzere bir kimsenin Allah Rasulune -ve de diğer mukaddesata- sövmüş sayılması için illa galiz sözlerle hakaret etmesi gerekmez. Allah Rasulunun şanına, şerefine halel getiren en ufak bir dokundurma dahi sövme kapsamında değerlendirilir ve ölümle cezalandırılır. Hamd Allahadır.


7
Bismillah. Yukarda nakledilenlere ek olarak, sözkonusu nakillerde geçen meselelere benzer bir konu olan "küfür içerikli kitap satmak" konusuyla alakalı önceki yıllarda vermiş olduğumuz bir cevabı düzenleyerek tekrar naklediyoruz:

Bismillahirrahmanirrahim,

(...) Şimdi sözkonusu şahsın İbn Teymiye’nin “Beyan’ud delil ala ibtal’it tahlil” adlı kitabının 127. Sayfasından gönderdiği nakil özetle şöyle: Abdullah ibn Mübarek (ra)’a bir kadının hilelerle alakalı bir kitaba dayanarak kocasından boşanmak amacıyla irtidad ettiği haber verilince şöyle demiştir:


من وضعَ هذا الكتاب فَهُوَ كَافِرٌ، وَمَنْ سَمِعَ بِهِ فَرَضِيَ بِهِ فَهُوَ كَافِرٌ، وَمَنْ حَمَلَهُ مِنْ كُورة إِلَى كُورَةٍ  فَهُوَ كَافِرٌ، وَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ فَرَضِيَ بِهِ فَهُوَ كَافِرٌ.

“Bu kitabı kim uydurduysa kafirdir. Kim onu işitip ondan razı olduysa kafirdir. Kim onu köy köy gezdirip yanında taşıdıysa kafirdir. Kimin yanında o kitap var da ondan razı olduysa kafirdir”

İbn Teymiye aynı yerde İbn Mubarek’in benzer bir sözünü de nakletmiştir ki o da şöyledir:


أَحْدَثُوا فِي الْإِسْلَامِ، وَمَنْ كَانَ أَمَرَ بِهَذَا فَهُوَ كَافِرٌ، وَمَنْ كَانَ هَذَا الْكِتَابُ عِنْدَهُ، أَوْ فِي بَيْتِهِ لِيَأْمُرَ بِهِ، أَوْ هَوِيَهُ، وَلَمْ يَأْمُرْ بِهِ فَهُوَ كَافِرٌ

“İslamda yeni şeyler icad ettiler. Kim bununla emrederse o kimse kafirdir. Kim, yanında veya evinde bununla emretmek amacıyla bu kitabı bulundurursa kafirdir. Veyahut da bununla emretmese dahi bu kitabı tasvip ederse o da kafirdir.” (İbn Teymiyye, el-Fetava’l kubra, 6/83; İbn Kayyım, İ’lam’ul Muvakkiin, 3/139)

(...) Şimdi bu şahsa tekrar soruyoruz:

Güya kitap satışına küfür hükmü veriyor dediğin naklin konumuzla ne gibi bir alakası var? Zira orada küfür kitabını satmakla alakalı herhangi bir ibare yoktur. Bu kitabı kim uydurduysa, razı olduysa, hoşlandıysa, bununla fetva verdiyse, köy köy gezip yanında taşıdıysa vs. Dikkat edilirse hep rıza üzerinde duruyor. Burada kitabın içeriğine razı olmadığı halde para için satan birisinden bahsediliyor mu niye konuyla direk alakası olmayan ihtimalli sözleri delil getiriyorsun?  Bu hususta bir tane açık kavil getirebilir misin?

Ayrıca bu kıssayı rivayet eden gerek İbn Teymiyye, gerekse İbn Kayyım bunu kitap satmanın küfür olduğuna delil olarak zikretmemiştir ve ilgili yerlerde böyle bir mesele geçmemektedir. Onlar bunu boşanma vb konularda hileye başvurmanın caiz olmadığını açıklama sadedinde zikretmişlerdir. Yani onların asıl konusu şeriata karşı yapılan hileler meselesidir. İbn Kayyımın küfür ve batıl muhtevalı kitapların satışına tıpkı put satışı gibi haram dediğini daha önce nakletmiştik.

إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ حَرَّمَ بَيْعَ الْخَمْرِ، وَالْمَيْتَةِ، وَالْخِنْزِيرِ وَالْأَصْنَامِ

"Allah ve Rasûlü şarabın, leşin, domuzun ve putların satılmasını haram kılmıştır" (Buhari, no: 2236; Muslim no: 1581’den Cabir bin Abdillah’tan)

İbn Kayyım (rh.a) “Zad’ul Mead” adlı eserinin son cildinde Alışveriş ile alakalı bölümde (...) bu hadisin izahında şöyle demektedir:

وَأَمَّا تَحْرِيمُ بَيْعِ الْأَصْنَامِ، فَيُسْتَفَادُ مِنْهُ تَحْرِيمُ بَيْعِ كُلِّ آلَةٍ مُتَّخَذَةٍ لِلشِّرْكِ عَلَى أَيِّ وَجْهٍ كَانَتْ، وَمِنْ أَيِّ نَوْعٍ كَانَتْ صَنَمًا أَوْ وَثَنًا أَوْ صَلِيبًا، وَكَذَلِكَ الْكُتُبُ الْمُشْتَمِلَةُ عَلَى الشِّرْكِ، وَعِبَادَةِ غَيْرِ اللَّهِ، فَهَذِهِ كُلُّهَا يَجِبُ إِزَالَتُهَا وَإِعْدَامُهَا، وَبَيْعُهَا ذَرِيعَةٌ إِلَى اقْتِنَائِهَا وَاتِّخَاذِهَا، فَهُوَ أَوْلَى بِتَحْرِيمِ الْبَيْعِ مِنْ كُلِّ مَا عَدَاهَا فَإِنَّ مَفْسَدَةَ بَيْعِهَا بِحَسَبِ مَفْسَدَتِهَا فِي نَفْسِهَا

“Putların satışının haram kılınmasına gelince, bu hükümden, Allah'a şirk koşmak için edinilen put, haç, heykel gibi her türlü âlet ve eşyanın satışının haram kılındığı anlaşılır. Konusu şirk ve Allah'tan başkasına ibadet olan kitaplar hakkındaki hüküm de böyledir. Bütün bunların ortadan kaldırılması gerekir. Bu tür eşyaların satılması, başkalarının onları almasına ve edinmesine sebep olur. Bu yüzden onların satışının haram kılınması, başka şeylerin satışının haram kılınmasından evlâdır. Zira bunun satışından doğacak mefsedet bizzat kendisindeki mefsedetten kaynaklanmaktadır. ” (  Bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, Zadu’l-Mead, İklim Yayınları: 6/319-320.)


Sen eğer kişinin kasdı ne olursa olsun, velev ki içeriğine rıza göstermeden sırf ticari amaçlı küfür içerikli bir kitabı sattığı takdirde kafir olacağını iddia ediyorsan şu halde bu konuya direk delalet eden bir delil veya nakilde bulunman gerekir.

Kitap satışıyla alakalı bizim söyleyeceklerimiz bunlardır. (...) bizim böyle üç beş cahilin ortaya attığı iddialardan daha önemli işlerimiz vardır. Milyonları saptıran deccalleri deşifre etmek varken böyle çapı çemberi belli şirzime-i kalil türünden sapıkların teorileriyle vakit harcayamayız. Burada sadece akıl sahiplerine ibret olsun diye seleften birkaç nakilde bulunduk, aklı olana bunlar da yeter. Vesselam.
8
RASULULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN CİHAD KONUSUNDAKİ TUTUMLARI

Zâdu'l-Meâd fi Hedyi Hayri'l-İbâd

İBNU KAYYİM EL-CEVZİYYE (RAHİMEHULLAH)



1— Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cihadı En Üstün İdi:


Cihad, yüce İslâm tepesinin zirvesi ve kubbesi olup mücahidlerin cennetteki makamları da en yüksek makamlar olduğundan ötürü -ki dünyada üstünlük mücahıdlere ait olduğu gibi dünya ve ahirette en üstün olanlar da onlardır- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cihadın tam tepe noktasında, doruğunda idi ve ulaşılabilecek bütün türlerine egemendi. Allah yolunda kalb ve gönülle, davet ve anlatımla, kılıç ve mızrakla gerektiği gibi lâyıkıyla cihad etmiştir. O'-nun yaşamının saatleri kalbiyle, diliyle ve eliyle cihad etmekle dopdoluydu. Bundan dolayı âlemlerde adı en çok anılan, adı en yüce ve Allah katında kadri en muazzam olan O'dur. [1]


2— O Her Zaman Cihadda İdi:


Allah Teâlâ, peygamber olarak gönderdiği vakitten itibaren O'na cihadı emretti. Buyurdu ki: "Dileseydik her kasabaya bir uyana gönderirdik. Sen, kâfirlere uyma ve onlara karşı büyük bir cihad (=mücadele) ver.[2] Mekke'de inen ( = Mekkî) sûrelerden olduğu halde Allah, bu sûrede hüccet (= deliller ortaya koyma), anlatım ve Kur'an'ı tebliğ suretiyle kâfirlere karşı cihad açılmasını emretmiştir. Münafıklarla cihad da aynı şekilde yalnızca hücceti tebliğ iledir. Yoksa onlar zaten müslümanların otoriteleri altındadırlar. Allah buyuruyor ki: "Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla cihad et. Onlara karşı sert davran. Onların barınakları cehennemdir. Kalacakları o yer ne kötüdür!" [3]

Münafıklarla cihad, kâfirlerle cihaddan daha güçtür. Bu, ümmetin seçkinlerinin ve peygamberlerin vârislerinin cihadıdır. Bu cihadı yeryüzünde ayakta tutanlar birtakım fertlerdir; bu konuda iş birliği yapanlar ve dayanışma, yardımlaşma içinde bulunanlar sayı bakımından oldukça az iseler de, bu kimseler, Allah katında kadri en yüce olanlardır.

En üstün cihad şekillerinden biri, karşı koyan kimsenin şiddet ve zorbalığını göze alıp -meselâ, kendisinden eza ve cefa gelmesinden korkulan birinin yanında- gerçeği söylemektir ve bundan en büyük nasiplen olan peygamberlerdir. Allah'ın salât ve selâmı onlara olsun. Bu konuda da en mükemmel ve en kusursuz cihad, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aittir. [4]


3— Nefisle Cihad:


Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Mücahid, Allah'a itaat yolunda nefsiyle cihad edendir. Muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden hicret edendir" hadisinde buyurduğu[5] üzere dış âlemde Allah düşmanlarıyla yapılan cihad, kulun, Allah'ın zâtı konusunda nefsiyle yaptığı cihadın bir uzantısı olduğundan nefis ile cihad, dış âlemdeki düşmanla cihaddan önde gelir ve ona temel teşkil eder. Zira kişi ilk olarak, emrolunduğunu yapması ve yasaklandığını bırakması için nefsiyle cihad etmez, Allah yolunda ona karşı savaşmazsa dış âlemdeki düşmanıyla cihad etmesi mümkün olmaz. İçindeki düşmanı onu otoritesi altına almış, ona baskın gelmiş ve kendisi de o düşmana karşı cihad etmemiş, Allah yolunda onunla savaşmamış iken düşmanıyla cihad etme ve ondan intikam alma imkânını nasıl elde edebilir? Hatta böyle bir kimse nefsiyle cihada çıkmadıkça düşmanıyla cihada çıkamaz.

İşte bu iki düşmanla cihad etme konusunda kul imtihana çekilmektedir. Bunların arasında bir üçüncü düşman daha vardır ki, onunla cihad etmeden bu ikisiyle cihad etmesi mümkün olmaz. O düşman bunlar arasında durmakta ve kulu bu iki düşmanla cihad etmekten alıkoymakta, savaşı bırakmaya teşvik etmekte, onu oyalamaya çalışmakta ve devamlı surette onun hayaline bu iki düşmanla cihad ederken karşılaşacağı zorluklan, terkedeceği nazları, kaçıracağı zevklen ve iştah kabartan şeyleri getirir durur. O düşmanla cihad etmeden bu iki düşmanla cihad etmesi mümkün değildir. Onunla cihad, bu iki düşmanla cihadın temelidir. İşte o düşman şeytandır. Allah Teâlâ: "Şüphesiz şeytan sizin bir düşmanınızdır. Öyleyse onu düşman edinin." buyurmaktadır .[6] Onu bir düşman edinme emri, -sanki o bıkmaz usanmaz ve alınıp verilen nefesler sayısınca (geçen sürede) kul ile savaşmaktan geri durmaz bir düşman imişçesine- onunla cihad etme ve savaşma yolunda olanca çabayı sarfetmeye bir tenbihtir. [7]


4 -Cihad Bir İmtihandır:



îşte kul, bu üç düşmanla savaşıp cihad etmekle emrolundu; bu dünyada onlarla savaşmakla sınandı ve Allah'tan kendisine bir imtihan, bir deneyim olmak üzere bu düşmanlar onun üzerine salındı. Allah bu cihad için kula yardım, mühimmat, destekçiler ve silah vermiştir. Aynı zamanda kulun düşmanlarına da yardım, mühimmat, destekçiler ve silah vermiştir. Her iki grubu birbiriyle imtihan etmiş; kimilerini diğerlerine bir sınama vasıtası kılmış ve böylece onların haberlerini denemiş ve bu imtihanla O'nu ve Peygamberlerini dost edinenlerle şeytan ve taraftarlarını dost edinenleri birbirinden ayırmıştır. Nitekim Allah Teâlâ buyuruyor ki:

"Sabredecek misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin herşeyi görür. "[8]

"îşte böyle! Şayet Allah dileseydi, elbet onlardan kendisi öç alırdı. Ancak sizi birbirinizle denemek için (cihadı emretmiştir.)[9]

"Andolsun, sizi, içinizden cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarıp haberlerinizi açığa vuruncaya kadar deneyeceğiz." [10]

Allah kullarına kulaklar, gözler, akıllar ve güçler vermiş; onlara kitaplar göndermiş, peygamberlerini göndermiş; melekleriyle onların imdadına yetişmiş, meleklere: "Ben sizinleyim, inananlara direnme gücü verin." buyurmuş[11] ve böylece onlara, düşmanlarıyla savaşta kullar için en muazzam bir yardım şeklini emretmiştir. Kullara haber vermiştir ki, şayet Allah'ın emirlerini yerine getirirlerse hem Allah'ın düşmanlarına, hem de kendi düşmanlarına karşı sürekli yardım göreceklerdir; eğer düşmanı onların üstüne salmışsa, emirlerinden bir kısmını terketmelerinden ve O'na karşı isyankar tutumlarından dolayı salmıştır. Sonra Allah onların ümidini kırmamış, onları ümitsizliğe düşürmemiş, aksine onlara, işe yeni baştan başlamalarını, yaralarını tedavi etmelerini, ve düşmanlarına karşı koymaya, hücum etmeye geri dönmelerini emretmiştir ki, böylece düşmanlarına karşı onlara yardım etsin ve zafere ulaştırsın. Allah kullarına haber vermiştir ki, kendisi, onların içinden takva sahipleriyle, iyilik yapanlarla, sabredenlerle ve inananlarla birliktedir; inanan kullarını, kendilerini savunamayacakları bir biçimde savunacaktır. Hatta Allah'ın onları savunmasıyla düşmanlarına karşı muzaffer olacaklardır. Eğer Allah'ın savunması olmasa düşmanları onları ezer geçer, köklerini kazırlardı...

Onların bu şekilde savunulması imanları ve imanlarının gücü oranındadır. İman güçlü olursa savunma da güçlü olur. Hayır bulan Allah'a hamdetsin; hayırdan başkasını bulan ise ancak kendisini kınasın. [12]


5— Gerektiği Gibi Cihad:



Allah kullara, kendisinden gerektiği gibi sakınmalarını nasıl emretmiş-se, gerektiği gibi kendi yolunda cihad etmelerini de öylece emretmiştir.[13] Nasıl ki, O'ndan gerektiği gibi sakınmak O'na itaat edilip isyan edilmemesi, adının anılıp unutulmaması, kendisine şükredilip nankörlükte bulunulmaması ise gerektiği gibi cihad etmek de kulun, kalbini, dilini ve uzuvlarını Allah'a teslim etmek için nefsiyle cihad etmesi ve böylece kendine ait, kendi başına buyruk değil bütünüyle Allah'a ait ve Allah'la birlikte olması; va'dini yalanlamak, emrine isyan etmek ve yasakladığım yapmak suretiyle şeytanı ile cihad etmesidir. Zira şeytan ona ümitler va'deder; mal, şöhret gibi gelip geçici şeyler temenni ettirir, fakir düşmekten korkutur, kötülükleri emreder, takva ve hidayetten iffet ve sabırdan, hasılı imanın bütün güzel huylarından meneder. Kul, şeytanın va'dini yalanlamak ve emrine isyan etmek suretiyle onunla cihad eder ve böylece bu iki cihaddan bir güç, kuvvet ve destek alır; onun sayesinde Allah sözünün en üstün olması için Allah düşmanlarıyla dış âlemde kalbiyle, diliyle, eliyle ve malıyla cihad eder.

"Gerektiği gibi cihad etme" sözünün ne anlama geldiği konusunda selef âlimleri farklı sözler söylemişlerdir: İbn Abbas: "Bu yolda olanca çabayı sarfetme ve Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından korkmama" diyor; Mukâtil: "Allah için gerektiği gibi amel edin, O'na gerektiği gibi ibadet edin, anlamındadır" diyor. Abdullah İbnü'l-Mübârek ise: "Nefs ve hevâ ile mücahede etmektir." diyor. Bu iki âyet, güç yetirilemeyecek bir şeyi emretmeyi içermektedir zannıyla âyetlerin mensuh olduğunu söyleyenler isabet etmemişlerdir. "Gerektiği gibi cihad etme." ve "gerektiği gibi sakınma" haddi zatında her kulun gücünün yettiği şeydir. Bu da mükelleflerin kudret ve acziyet, bilgi ve cehalet konularındaki durumlarının çeşitliliğinden ötürü farklılık arzeder. Şu halde "gerektiği gibi sakınma" ve "gerektiği gibi cihad etme" güçlü, kuvvetli ve bilgili kimseye nisbetle başka bir şey; aciz, cahil ve zayıf kimseye nisbetle daha başka bir şeydir. Bunu emrettikten sonra Allah, peşinden: "O, sizi seçmiştir ve dinde sizin için bir zorluk, bir darlık kırmamıştır."[14] cümlesini nasıl getirdi bir düşün! Hem aksine cihadı, herkesi kapsayacak şekilde geniş kılmıştır. Nitekim rızkını da her canlıyı kapsayacak şekilde vermiştir. Kula, kulun gücünün yeteceği şeyi yüklemiş ve yine kula, kendisine yetecek nzık vermiştir. Kul, mükellefiyetine güç yetirir; rızkı da kendisine yeter. Allah hiçbir şekilde kuluna, dinde herhangi bir darlık kırmamıştır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Müsamahakâr, kolay bir hanif dini ile gönderildim." buyurmuştur.[15] Yani bu din tevhîd konusunda dosdoğru, amelde müsamahakâr ve kolaydır.

Allah Teâlâ dini, rıziklandırması, affı ve bağışlaması konularında kullarına son derece genişlik tanımış; ruh, bedende kaldığı müddetçe onlara tevbe etme imkânı vermiş; tevbe edebilmeleri için güneş batıdan doğuncaya kadar kapamayacağı bir kapı açmış; her bir günah için onu yok edecek bir keffaret olarak bir tevbe, bir sadaka yahut günahı silen bir iyilik yahut da haram kıldığı herşeye karşılık onlar için o şeye bedel, ondan daha faydalı, daha hoş, daha lezzetli bir şeyi helâl kılmıştır; bu helâl olan şey o haramın yerine geçer ve böylece kul haramdan müstağnî kalır; helâl ona yeterli olur, dar gelmez. Allah, kulları kendisiyle imtihan ettiği her bir zorluk için birisi o zorluktan önce, diğeri sonra olmak üzere iki kolaylık yaratmıştır. Artık "Bir zorluk, iki kolaylığa asla galip gelemez. "[16] Allah Teâlâ'nın kullarına karşı tutumu böyle olduğuna göre, takat getiremeyecekleri ve güç yetiremeyecekleri şeyden öte onların kapasitelerini aşacak bir şeyle onları nasıl mükellef tutar? [17]


6— Cihadın Basamakları:


Bu anlaşıldıysa, şu halde cihad dört basamaktır:

1- Nefis ile cihad,

2- Şeytanla cihad,

3- Kâfirlerle cihad,

4- Münafıklarla cihad.


Nefis İle cihad da yine dört basamaktır:

Birincisi: Doğru yolu ve hak dini öğrenme konusunda nefis ile cihad ki gerek dünyada, gerekse ahirette nefsin kurtuluş ve mutluluğu bu hak dine bağlıdır. Bu dini bilmeyi kaçırırsa her iki cihanda da bedbaht olur.

İkincisi:
Bu hak dini ve doğru yolu öğrendikten sonra onun gereğince davranma konusunda nefis ile cihad. Aksi halde amelsiz sade bilgi ona zarar vermese de bir fayda da sağlamaz.

Üçüncüsü:
İnsanları bu dine çağırma ve bilmeyenlere onu öğretme konusunda nefis ile cihad. Aksi halde Allah'ın indirdiği hidayeti ve açıklamaları saklayan kimseler durumuna düşer. İlmi, ona fayda vermez ve Allah'ın azabından onu kurtarmaz.

Dördüncüsü:
Allah'a çağırmanın zorluklarına ve halkın eziyetine karşı sabretme ve bütün bunlara Allah için tahammül gösterme konusunda nefis ile cihad. Kişi bu dört basamağı tamamladığı vakit rabbanilerden olur. Zira selef, bir âlimin "rabbani" ismine hak kazanması için hakkı bilip, onunla amel etmesinin ve onu öğretmesinin gerekli olduğunda hemfikirdirler. İşte ancak bilip amel eden ve öğreten kimse göklerin melekûtunda "ulu kişi" diye çağrılır.

Şeytanla Cihad:


Şeytanla cihad iki basamaktır:

1- Şeytanın, kulun içine attığı iman konusunda şüphe ve kuşkularını defetmek üzere cihad etme.

2- Kulun içine attığı bozuk iradeleri ve arzulan defetme konusunda şeytanla cihad. Birinci cihadın sonunda yakîn (= kesin inanç), ikincisinin sonunda da sabır oluşur. Allah Teâlâ: "Sabredip âyetlerimize kesin inanmalarından ötürü aralarından, emrimizle onları doğru yola ileten önderler çıkardık."'[18] buyurarak din önderliğine ancak sabır ve kesin inançla ulaşılabileceğini haber vermiştir. Sabır bozuk iradeleri ve arzuları, kesin inanç ise şüphe ve kuşkuları defeder.

Kâfirler ve Münafıklarla Cihad:


Kâfirler ve münafıklarla cihad ise dört basamaktır:

1- Kalble,

2- Dille,

3- Malla,

4- Canla,


Kâfirlerle cihad özellikle el iledir. Münafıklarla cihad ise özellikle dil iledir.

Zalimler, bid'atçiler ve kötü işler yapanlarla cihad ise üç basamaktır: 1-Gücü yeterse el ile, 2- Yetmezse dile intikal eder, 3- Ona da gücü yetmezse kalbiyle cihad eder. İşte toplam cihadın on üç basamağı bunlardır. "Gazaya çıkmadan ve içinden gazaya çıkmayı kurmadan ölen kimse münafıklığın bir şubesi üzere ölmüş olur."[19]


7— Hicret:



Cihad ancak hicretle, hicret ve cihad da ancak imanla tamam olur. Allah'ın rahmetini umanlar bu üçün hakkını verenlerdir. Allah Teâlâ buyuruyor ki: "inananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah sonsuz bağışlayıcı ve merhamet edici-dir."[20]

İman herkese farz olduğu gibi yine herkese her vakit iki hicret farzdır: 1- Tevhid, ihlâs, bağlılık, tevekkül, korku, ümit, muhabbet ve tevbe ile Allah Teâlâ'ya hicret. 2- Emrine uymak ve boyun eğmek, verdiği haberi doğrulamak, emir ve haberini başkalarının emir ve haberlerine tercih etmek suretiyle Allah'ın Rasulü'ne hicret. "Kimin hicreti Allah'a ve Rasûlüne ise işte onun hicreti Allah'a ve Rasûlü'nedir. Kimin hicreti dünyalık bir şeye ise onu elde eder, yahut bir kadına ise onunla evlenir. Onun hicreti, hicret etmiş olduğu şeyedir."

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kişinin, Allah'ın zâtı konusunda nefsiyle cihad etmesini ve şeytanına cihad açmasını farz kılmıştır. Bütün bunlar farz-ı ayındır; bu konuda hiç kimse, kimse adına bir şey yapamaz. Kâfirler ve münafıklarla cihad konusunda ise şayet cihaddan beklenen amaç yerine gelmiş olursa ümmetin bir kısmının cihad etmesi yeterli olabilir. [21]


---------------------------------------------------------------------------------------------------
Dip notlar:

1- İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/19.
2- Furkan, 25/51-52.
3- Tevbe 9/73.
4- İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/19-20.
5- Ahmed, 6/21. Fudâle b. Ubeyd anlatıyor: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda Haccında şöyle buyurdu: "Size mü'min kimdir, haber vereyim mi? Mü'min, İnsanların kendisine mallarını ve canlarını emniyet ettiği kimsedir. Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kimsedir. Mücahid, Allah'a itaat yolunda nefsiyle cihad edendir. Muhacir hatalardan ve günahlardan uzaklaşandır." Bu hadisi İbn Hibbân (25) ve Hâkim (1/111) sahih saymış, Zehebî de buna muvafakat etmiştir.
6-Fâtır, 35/6.
7-İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/20-21.
8-Furkan, 25/20.
9-Muhammed, 47/4.
10-Muhammed, 47/31.
11-Enfâl, 8/12.
12- İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/21-22.
13- Bu emirler şu âyetlerde yer almaktadır. 1) "Ey inananlar! Allah'dan gerek iği gibi korkun. Ancak müslüman olarak ölün." (ÂI-i İmrân, 3/102). 2) "Allah yolunda gerektiği gibi cihad edin. O, sizi seçti. Size dinde bir zorluk yüklemedi." (Hac, 22/78).
14-Hac, 22/78.
15-Hatîb el-Bağdâdî, Tarihu Bağdat'ta. (7/209): "Müsamahakâr, kolay hanîf dini ile gönderildim. Sünnetime muhalefet eden benden değildir."
16-Hâkim (2/528), "Şüphesiz zorlukla birlikte bir kolaylık var" âyeti hakkında Hasan el-Basrî'den rivayet eder ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevinçli, neşeli, gülerek ve şöyle diyerek dışarı çıktı; "Bir zorluk, iki kolaylığa elbette galip gelemeyecektir. 'Şüphesiz zorlukla birlikte bir kolaylık vardır. Şüphesiz zorlukla birlikte bir (başka) kolaylık vardır."
17-İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/22-24.
18-Secde, 32/24.
19-Müslim, 1910; Ebu Davud, 2502; Nesâî, 3099.
20- Bakara, 2/218.
21-İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/26.


9
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Güneş Tutulması ve Deccal Hakkında Bir Hutbesi

İmam Ahmed b. Hanbel... Esved b. Kays'tan rivayet etti ki; Basrâlı Salebe b. Abbad el-Abdî şöyle demiştir: Bir gün Semüre b. Cündüb’ün bir hutbesinde hazır bulundum. (...) Hutbesinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bir hadis naklederek güneş tutulmasından bahsetti ve  “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ikinci rekatta teşehhüt için otururken güneş açıldı” dedi: Sanıyorum Semure b. Cündüb şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip Allah’a hamd ve sena ettikten, kendisinin de Allah’ın kulu ve rasûlü olduğuna şahitlik ettikten sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Allah için doğru söyleyin. Eğer rabbimin risaletinden bir şeyi eksik tebliğ ettiğimi biliyorsanız bana söyleyin”. Bazı kimseler ayağa kalkarak “Senin rabbinin risaletini tebliğ ettiğine şahitlik ederiz” dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Bazıları güneşin, ayın tutulmasını ve yıldızların kaymasını, yeryüzünde büyük bir insanın öldüğüne yorarlar. Bu yanlış bir inançtır. Bunlar Allah’ın azametini gösteren alametlerdir. Allah bunlarla, tevbe etsinler diye kullarını dener. Allah’a yemin ederim ki, namaza başladığımdan beri dünya ve ahirette karşılaşacağınız her şeyi görüyorum. Allah’a yemin ederim ki, otuz tane yalancı ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunların sonuncusu sol gözü kör olan deccaldir.-Kendisiyle Aişe’nin hücresi arasında oturan ensardan bir ihtiyarı kastederek- Deccal aynen Ebu Yahya’ya benzer. Ortaya çıktığında Allah olduğunu iddia eder. Kim ona inanır, onu doğrular ve ona uyarsa, onun yapmış olduğu bütün amelleri boşa gider. Kim de onu inkar edip yalanlarsa, amellerinden ötürü cezalandırılmaz.-Hasen el Eşyeb dedi ki: geçmişteki günahlarından ötürü- Deccal, Harem ve Beytü’l Makdis’den başka her şeyi ele geçirir. Müslümanları Beytü’l-Makdis’de kuşatır, müslümanlar büyük sıkıntı ve zorluk çekerler. Sonra Allah onu ve ordusunu helak eder –Taberani'nin lafzında içlerinde Meryem oğlu İsa da bulunduğu halde Allah onu ve ordusunu hezimete uğratır-  ve öyle ki duvar veya ağaç “Ey mü’min” veya “Ey müslüman, bu adam yahudidir veya kafirdir, gel onu öldür” diye çağırır. Bu kargaşa böyle devam eder. Sonunda kafanızda bir takım sorular oluşur ve birbirinize “Acaba peygamberimiz bu hususta size birşey söyledi mi?” diye sorarsınız. Dağlar yerinden oynar. Sonra da canlılar ölür. Daha sonra Semüre b. Cündüb’ün hutbesini bir kere daha dinledim, yine ayni hadisi nakletti ve ne bir harfi öne aldı, ne de geriye bıraktı. (1)

ŞERH

Allame İbn Kayyım Zad'ul Mead adlı eserinin "Kusuf" yani güneş tutulması namazıyla alakalı bölümünde şunları söylemektedir:

"Güneş tutulunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ridâsını sürüyerek korku ve endişe içinde hızlıca mescide gitti. Güneş doğup günün ilk vakitlerinde iki-üç mızrak boyu yükseldikten sonra tutulmuştu. Öne geçip iki rekât namaz kıldı. İlk rekâtta açıktan Fatiha ve uzunca bir sûre okudu. Sonra rükûa vardı ve rükûu uzattı. Sonra başını rükûdan kaldırdı ve kıyamı uzattı ise de bu ikinci kıyam evvelki kıyamdan az sürdü. Başını rükûdan kaldırdığında: deyip kıraate başladı. Sonra rükûa vardı ve rükûu uzattı ise de bu ikinci rükû evvelki rükûdan az sürdü. Sonra başını kaldırdı, ardından secdeye gidip uzun bir secde etti. Secdeyi bayağı uzattı. Sonra ikinci rekâtta, birinci rekâtta yaptığı gibi yaptı. Böylece her-bir rekâtta iki rükû iki secde yapılmış oldu. îki rekâtta toplam dört rükû dört secdeye tamamlanmış oldu.

Bu namazında cennet ve cehennemi gördü. İnsanlara göstermek için cennetten bir salkım üzüm almayı düşündüyse de almadı. Azap çekecek olanları da cehennemde gördü. Bir kadının bir yere kapatıp aç ve susuz bırarak ölmesine sebep olduğu bir kedinin o kadını tırmaladığını gördü. Hz. İbrahim'in dinini ilk değiştiren Amr b. Mâlik'in cehennemde bağırsaklarını sürüdüğünü gördü. Hac eden birinin mallarını çalan kimsenin de azap çektiğini gördü. Sonra dönüp son derece edebî ve etkili bir hutbe okudu. Bu hutbesinden bize kadar gelen bölümleri şöyle sıralayabiliriz:

"Şüphe etmeyiniz ki, güneş ve ay Allah'ın (kendi varlığına delâlet eden)-açık alâmet- âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar, hiç kimsenin ölümü veya dirimi için tutulmazlar. Tutulduklarını görünce Allah'a dua edin, tekbir alın, namaz kılın, sadaka verin. Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, erkek veya kadın bir kulunun zina edişinden dolayı Allah kadar kıskanç hiçbir kimse yoktur. Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, benim bildiğimi bilseniz az güler, çok ağlardınız."

"Size va'dolunan herşeyi şu makamımda -yemin olsun- gördüm. Hatta ileri atıldığımı gördüğünüzde cennetten bir salkım üzüm almak arzu ettiğimi hissettim. Geri çekildiğimi gördüğünüzde ise cehennemdekilerin birbiri üzerine yığıldığını gördüm."

"Cehennemi de gördüm. Ömrümde bugün gördüğüm kadar iğrenç bir manzara görmemiştim. Baktım ki, cehennem halkının çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor."

Sordular: "Neden, ya Rasûlallah?" Cevap verdi: "Küfrettiklerinden" Tekrar: "Allah'a mı küfrediyorlar?" diye sordular. Cevaben: "Kocalarına ve kendilerine yapılan iyiliklere (nankörlük) ederler. İçlerinden birine dünya durdukça iyilik etsen, sonra da senden hoşlanmayacağı birşey görse: Şimdiye kadar senden hiçbir hayır görmedim ki, der." buyurdular.

"Bana vahyolundu ki, sizler kabirlerinizde Deccâl fitnesine benzer -yahut yakın- bir imtihana tâbi tutulacaksınız. Herhangi birinize gelip: Bu adam hakkında ne biliyorsun? diye soracaklar. Mü'min -yahut mûkin = kesin inançlı- kimse: 'Allah'ın elçisi Muhammed'dir. Bize açık deliller ve hidayet sundu. Biz de onun isteğine cevap verdik, inandık, peşine düştük.' diye cevap verecek. Ona: 'Rahat uyu! Senin gerçek mü'min olduğunu anladık.' diyecekler. Münafık -yahut şüphe eden- kimse: 'Bilmiyorum. Halkın birşey dediğini duydum, ben de söyledim' diyecektir." (2)

İbn Kayyım bunları zikrettikten sonra "Başka bir yoldan Ahmed b. Hanbel (r.h.) de şöyle naklediyor"
dedikten sonra yukarda naklettiğimiz Semura bin Cundub hadisini rivayet etmektedir.(3)



أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ رِجَالًا يَزْعُمُونَ أَنَّ كُسُوفَ هَذِهِ الشَّمْسِ وَكُسُوفَ هَذَا الْقَمَرِ وَزَوَالَ هَذِهِ النُّجُومِ عَنْ مَطَالِعِهَا لِمَوْتِ رِجَالٍ عُظَمَاءَ مِنْ أَهْلِ الْأَرْضِ وَإِنَّهُمْ قَدْ كَذَبُوا وَلَكِنَّهَا آيَاتٌ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَعْتَبِرُ بِهَا عِبَادُهُ فَيَنْظُرُ مَنْ يُحْدِثُ لَهُ مِنْهُمْ تَوْبَةً وَايْمُ اللَّهِ


Ey insanlar! Bazıları güneşin, ayın tutulmasını ve yıldızların kaymasını, yeryüzünde büyük bir insanın öldüğüne yorarlar. Bu yanlış bir inançtır. Bunlar Allah’ın azametini gösteren alametlerdir. Allah bunlarla, tevbe etsinler diye kullarını dener.

Müslim'in Cabir'den naklettiği hadiste şöyle bir ibare vardır:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'’in oğlu İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu. Halk derhâl: «Bu güneş ancak İbrahim'in vefatı için tutulmuştur.» dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şunları söyledi:

«Ey Cemâat! Güneş İle ay ancak Allah'ın âyetlerinden iki âyetdirler. Bunlar insanlardan hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. (Ebu Bekîr: Beşer'in ölümünden dolayı, dedi.) Sîz bu nev'îden bir şey gördünüz mü açılıncaya kadar namaz kılın." (4)

Hadis-i şerif câhiliyet devrine ait yıldızların yere te'siri bulunduğu îtikaadını iptal etmektedir.

Hattâbî diyor ki: «Câhiliyet devrinde Küsûf'un yer yüzünde ölüm veya zarar gibi bir değişiklik meydana getirdiğine inanırlardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun bâtıl bir îtikad olduğunu anlattı. Güneş ile ay'ın Allah'ın emrine mutî' iki mahlûk olduklarını, onların başka bir şey'e bir te'sîrleri olmadığı gibi, kendilerini müdâfaadan dahî âciz bulunduklarını bildirdi.»


لَقَدْ رَأَيْتُ مُنْذُ قُمْتُ أُصَلِّي مَا أَنْتُمْ لَاقُونَ فِي أَمْرِ دُنْيَاكُمْ وَآخِرَتِكُمْ


Allah’a yemin ederim ki, namaza başladığımdan beri dünya ve ahirette karşılaşacağınız her şeyi görüyorum.
İbn Kayyım'dan yapmış olduğumuz nakilde Allah Rasulu sav'in görmüş olduğu şeylerin neler olduğu anlatılmıştır. Deccal da bunlardan birisidir. Nakletmiş olduğumuz hadiste Deccal hakkında bir çok husus yer almaktadır:

"Allah’a yemin ederim ki, otuz tane yalancı ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunların sonuncusu sol gözü kör olan deccaldir.-Kendisiyle Aişe’nin hücresi arasında oturan ensardan bir ihtiyarı kastederek- Deccal aynen Ebu Tiha’ya benzer. Ortaya çıktığında Allah olduğunu iddia eder. Kim ona inanır, onu doğrular ve ona uyarsa, onun yapmış olduğu bütün amelleri boşa gider. Kim de onu inkar edip yalanlarsa, geçmişteki günahlarından ötürü cezalandırılmaz. Deccal, Harem ve Beytü’l Makdis’den başka her şeyi ele geçirir. Müslümanları Beytü’l-Makdis’de kuşatır, müslümanlar büyük sıkıntı ve zorluk çekerler. Sonra Allah onu ve ordusunu helak eder –Taberani'nin lafzında içlerinde Meryem oğlu İsa da bulunduğu halde Allah onu ve ordusunu hezimete uğratır-  ve öyle ki duvar veya ağaç “Ey mü’min” veya “Ey müslüman, bu adam yahudidir veya kafirdir, gel onu öldür” diye çağırır. Bu kargaşa böyle devam eder. Sonunda kafanızda bir takım sorular oluşur ve birbirinize “Acaba peygamberimiz bu hususta size birşey söyledi mi?” diye sorarsınız. Dağlar yerinden oynar. Sonra da canlılar ölür."

Hadisin yine Semura (ra)'dan gelen farklı lafızlarında bazı ilaveler vardır. Bunları Hafız İbn Kesir, en-Nihaye fi'l Melahim ve'l Fiten adlı eserinde şöylece rivayet etmiştir:

"İmam Ahmed b. Hanbel... Semure b. Cünade b. Cündüb'ten rivayet etti ki; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Doğrusu Deccal ortaya çıkacaktır. Onun sol gözü kördür. O gözünün üzerinde kaim bir perde vardır. O, anadan doğma körleri ve alacalıları şifâya karıştıracak, ölüleri diriltecek ve "Ben Rabbinizim!" diyecektir. Ona; "Sen benim Rabbimsin" diyen kişi fitneye düşecektir. "Rabbim Allah'tır" diyen ve bu uğurda ölen kişi, onun fitnesinden kurtulur. Artık o kişi için fitne ve azâb olmaz. Deccal, Allah'ın dilediği süre kadar yeryüzünde kalır. Sonra Meryemoğlu İsâ, Muhammed'i ve onun dinini tasdik edici olarak batı tarafından gelir, Deccaİ'ı öldürür. Sonra da kıyamet kopar."

Taberanî... Semüre'den rivayet etti ki; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Doğrusu Mesih-i Deccal'ın sol gözü kördür. O gözünün üzerinde kalın bir perde vardır. Anadan doğma körleri ve alacakları iyileştirir, ölüleri diriltir ve "Ben sizin Rabbinizim" der. Allah'a sığınıp "Rabbim Allah'tır" diyen, sonra da ölünceye dek bu imanından vazgeçmeyen kimseye azâb ve fitne yoktur. "Rabbim sensin" diyense fitneye düşer. Deccal, Allah'ın dilediği süre kadar yeryüzünde kalacak, sonra Meryem oğlu İsâ Muhammed'i ve dinini tasdik edici olarak doğu tarafından gelecek, sonra da Deccal'ı Öldürecektir." Bu garip bir hadistir. 
(5)


----------------------------------------------------------------------------------------------------
1-  Ahmed, 5/16 no: 20190. Lafız –diğer muhaddislerin bazı ziyadeleri hariç- İmam Ahmed'e aittir. Hadisin baş tarafı özetlenmiştir. Heysemi "Ahmed'in ricali Salebe b. Abbad el-Abdî  haricinde sahih ricalidir. Onu ise İbn Hibban güvenilir saymıştır" demektedir. (Mecma'uz Zevaid 7/341) Hadisi ayrıca Beyhakî, es-Sünenu'l-kübrâ, no: 6154, İbn Huzeyme no: 1397, İbn Hibban no: 2856, Taberani Kebir'de no:6797'de rivayet etmişler, Hakim ise Müstedrek no: 1230' da naklettikten sonra "Buhari ve Müslim'in şartlarına uygundur, ancak onlar bunu rivayet etmemiştir" ifadesini kullanmıştır. Bu hadisin bir çok şahitleri vardır. Ebu Davud, 1184' de Semura hadisini rivayet ettikten sonra ravi Ahmed b. Yûnus'un, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hutbesini zikrettiğini haber vermiş ancak hutbeyi nakletmemiştir.  Tirmîzî no: 562'de hadisi yine hutbeden bahsetmeksizin rivayet ettikten sonra Semure hadisi hasen sahihtir, demiştir. bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/421-424. İbn Kayyım bu ve benzeri hadisleri naklettikten sonra "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den güneş tutulması (küsûf) namazı ve hutbesi ile ilgili naklolunan sahih rivayetler işte böyledir." demiştir. Ayrıca bkz. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/159. İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 94-99.
2-  Konunun başından buraya kadar olan kısım kaynaklardaki pasajlar birleştirilerek verilmiştir.
3- bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/421-424.
4-  Muslim, Kusuf: 10
5-Bkz. İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 94-99.
10
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Selef imamlarından bazılarının tasavvufa girdiğine dair asılsız haberler hakkında hazırladığımız bu risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



Sayfa: [1] 2 3 ... 10