Darultawhid

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Bismillahirrahmanirrahim,

İbnu Kudame el-Makdisi rahimehullah el-Umde adlı eserinin Hacc bölümünde sonlara doğru şöyle bir ifade kullanmaktadır:

"Hacc yapanın Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ve iki sahâbesinin (Ebû Bekir es-Sıddîk Radiyallâhu Anh ve Ömer İbn’ul Hattâb Radiyallâhu Anh’ın Medîne’de bulunan) kabirlerini ziyâret etmesi müstehabb’tır."

Bu, kişinin yola çıkma gâyesi kabri ziyâret değil de Mescid-i Nebevî’yi ziyâret etmek olduğu takdirde müstehabb olur. Yani kişi Medîne’deki Mescid-i Nebevî’yi ziyâret ettikten sonra Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ve iki değerli sahâbesinin kabirlerini ziyâret ederek selâm verir ve kıbleye yönelerek onlar için ve kendisi için du’â eder. Lâkin yola çıkış gâyesi kabri ziyâret etmek olursa bundan dolayı sevâb bir yana günâh kazanır!

“Feth’ul Mecîd” adlı eserde “Kabrimi bayram yeri edinmeyin!” hadîsinin açıklaması sadedinde şöyle denilmektedir:


«لَا تَتَّخِذُوا قَبْرِي عِيدًا»

“Kabrimi bayram yeri edinmeyin!” (Ahmed, Müsned, Hadîs no: 8804)

Hadîste, ister Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in isterse başkalarının kabri olsun sırf kabir ve türbeleri ziyâret amacıyla yolculuk yapmanın menedildiğine dâir delîl vardır. Çünkü bu hareket, oraları bayram yerine dönüştürme kapsamındadır. Bilakis bu, -beraberinde yapılan bir takım fiillerle birlikte- şirke götüren sebeblerin en büyüklerinden birisidir. Bu mesele Şeyh’ul İslâm’ın (İbnu Teymiye Rahimehullâh’ın) hakkında fetvâ verdiği bir meseledir. Burada benim söz konusu ettiğim husûs, (başka bir amaç için değil) sadece peygamber ve sâlihlerin kabirleri-ni ziyâret için yolculuk yapmaktır. Âlimlerin bu konuya ilişkin ihtilâfları nakledilmiştir. Gazzalî Rahimehullâh ve Ebû Muhammed Makdisî (el-Umde müellifi, İbnu Kudâme Rahimehullâh) başta olmak üzere bazıları bunun mübâh olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunu men edenler de vardır. İbnu Batta Rahimehullâh, İbnu Âkil Rahimehullâh, Ebû Muhammed el-Cuveynî Rahimehullâh ve Kadî İyâd Rahimehullâh bunların başında gelir. Bu cumhûrun kavlidir. İmam Malik Rahimehullâh da bunu açıkça ifâde etmiş ve imâmlardan kendisine muhâlefet eden olmamıştır. Doğru olan da budur.

Ebû Sa’îd Radiyallâhu Anh’dan nakledildiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

«وَلاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ، إِلَّا إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ: مَسْجِدِ الحَرَامِ، وَمَسْجِدِي هَذَا وَمَسْجِدِ الأَقْصَى»

“Üç mescid hâricinde yolculuğa çıkılmaz: Mescid-i Harâm, benim bu mescidim (Mescid-i Nebevî) ve Mescid-i Aksâ.” (Buhârî, Hadîs no: 1197; Müslim, Hadîs no: 827)

Kabir ve türbe ziyâretleri de bu yolculuk yasağının içinde yer alır. Bu ya nehiydir veya nefiydir. [“Yolculuğa çıkılmaz” ifâdesi ya yasaklama amaçlıdır yahut da vâkıadan haber verir. (Mütercim)] Ancak bir rivâyette nehiy (yasaklama) kipiyle gelmiş olmasından dolayı bunun yasaklama manâsında olduğu bellidir. Sahâbe Radiyallâhu Anhum da bundan men manâsını çıkarmışlardır. Nitekim Muvattâ, Müsned ve Sünenlerde böyle gelmiştir.

Basra ibnu Ebî Basra el-Gifârî’den rivâyet olunduğuna göre o, Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’a şöyle demiştir: -ki Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh, Tûr’dan (Tûr Dağı’ndan) geliyordu- Sen oraya çıkmadan önce sana yetişebilseydim, oraya çıkmazdın. Çünkü Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:


«لَا تُعْمَلُ الْمَطِيُّ إِلَّا إِلَى ثَلَاثَةِ مَسَاجِدَ: الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَ مَسْجِدِي هَذَا، وَمَسْجِدِ الأَقْصَى»

“Üç mescitten başkası için yolculuğa çıkılmaz. Biri Mescid-i Harâm, diğeri benim bu mescidim (Mescid-i Nebevî) ve üçüncüsü de Mescid-i Aksâ’dır.” (Nesâî, Hadîs no: 1430; Ahmed, Müsned, Hadîs no: 23848; Malik, Muvattâ, 2/151 Hadîs no: 364)

İmam Ahmed ve Ömer bin Şebbe “Ahbâr’ul Medîne” adlı eserinde ceyyid bir senedle Kazâa’dan rivâyet ettiklerine göre, o demiştir ki:


«أَتَيْتُ ابْنَ عُمَرَ فَقُلْتُ: إني أريد الطُّورَ. فَقَالَ: إِنَّمَا تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلَى ثَلَاثَةِ مَسَاجِدَ: الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِ المدينة وَالْمَسْجِدِ الْأَقْصَى، فَدَعْ عَنْكَ الطُّورَ وَلَا تَأْتِهِ»

“İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’ya gittim ve kendisine: ‘Ben Tûr’a gitmek istiyorum’ dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: ‘Ancak şu üç mescid için yolculuk hazırlığı yapılır: Mescid-i Harâm, Medîne (Nebî) Mescid-i ve Mescid-i Aksâ. Sana Tûr’a gitmeyi terket, oraya gitme’ diyorum.” (İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef, Hadîs no: 7539; Fâkihî, Ahbâru Mekke, Hadîs no: 1193)

İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma ve Basra bin Ebî Basra, Tûr’u da ziyâret edilmesi nehyedilen yerlerden saymışlardır. Çünkü her ikisinin de zikrettikleri lafız, kûrbet (Allâhu Teâlâ’ya yaklaşmak) kasdıyla üç mescidin dışındakilere gidilmesi konusundaki nehyi göstermektedir. Böylece şu gerçek de bilinmiş olmaktadır: Buradaki men (yasak), âmm (genel) olarak istisnâ edilenlerin dışında kalan tüm mescidleri ve başka yerleri kapsamaktadır. Yoksa nehiy sadece mescitlere hâs değildir. İşte her ikisi de bu hadîse dayanarak Tûr’a çıkmayı nehyetmişlerdir. Zirâ Tûr’a gidenler oranın fazîletli bir yer olması sebebiyle oraya yolculuk ederler. Çünkü Allâhu Teâlâ buraya “Mukaddes Vâdî” ve “Buk’ât’ul Mubâreke/Mübârek Yer" adını vermiştir. Musa Aleyh’is Selâm ile de burada konuşmuştur. İşte bu görüş (kabirler vb. için yolculuğa çıkılmayacağı görüşü) dört mezhep imâmının ve cumhûr-u ulemânın görüşüdür. Bu husûsta daha fazla bilgi edinmek ve muhâliflere verilen cevâblara ulaşmak isteyenlere, Şeyh’ul İslâm’ın (dönemin Malikî kadısı) İbnu Ahnâî’ye, sahîh hadîslerin, âlimlerin kabûl ettiği görüşlerin ve kıyas-ı evlânın delâlet ettiği husûslarda yaptığı itirâzlara cevâb olarak yazdığı eserini (er-Reddu ale’l Ahnâî) okumalarını tavsiye ederiz. Zîrâ bu husûstaki mefsedet ortadadır. Üç mescidin dışındaki mescitlere yapılan ziyâretin yasaklanmasına gelince (bu husûsta hiç bir zarar olmasa bile), nihâyetinde buralara yolculuk yapmayı gerektirecek hiç bir maslahat yoktur ve bunu gerektirecek bir meziyet de yoktur.

Hâfız Muhammed bin Abdulhadî Rahimehullâh “es-Sarîm’ul Münkî fi’r Redd ale’s Sübkî” adlı eserinde bu meseleyi uzun uzadıya açıklayarak, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kabrini ziyâretle ilgili hadîslerin illetlerini bir bir aktarmıştır. Gerek bu zât gerekse İbnu Teymiyye Rahimehullâh, bu husûsta Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den ve ashâbından sahîh bir hadîs bulunmadığını açıklamışlardır. Kaldı ki bunlar tartışmaya neden olan şeye delâlet dahi etmezler. Çünkü bu hadîslerde sadece mutlak manâda ziyâret söz konusudur. Bu, -yolculuk sözkonusu olmadığı takdirde- kimsenin inkâr etmediği bir şeydir ve içinde şirk ve bid’at bulunmayan şer’î anlamdaki ziyârete hamledilir.” (Abdurrahman bin Hasen, Feth’ul Mecîd, sf 259 vd.)

Şeyh Süleymân Rahimehullâh’ın “Teysir’ul Azîz’il Hamîd” isimli eserinde naklettiğine göre; İmâm Malik Rahimehullâh, Medîne’ye yolculuk yapmayı adayan kişi-nin amacı Mescid-i Nebevî’de namaz kılmak ise adağını yerine getirmesi gerektiğini, eğer ki amacı Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kabrini ziyâret ise bu adağı yerine getirmeyeceğini ifâde etmiş ve buna delîl olarak zikri geçen “üç mescid dışında yolculuk olmayacağı hadîsi”ni getirmiştir. Bunu İsmail bin İshâk “el-Mebsût” adlı eserinde nakletmiş, “Müdevvene” ve “Cellab” adlı eserlerde de bunun benzerleri nakledilmiştir. (Süleymân bin Abdillâh, Teysir’ul Azîz’il Hamîd, 1/304-305)

İbnu Hacer el-Askalânî, Feth’ul Bârî’de (3/65) Kâdî Huseyn, Kâdî İyâd ve Ebû Muhammed el-Cuveynî’nin üç mescid hâricinde kabirler vs. yerlere yapılan yolculukları nehyettiklerini zikretmiş, kezâ İbnu Kudâme kendisi aksini tercîh etse de İbnu Âkil’den bunun câiz olmadığı hatta kabir ziyâreti için sefere çıkan kişinin namazı kısaltamayacağı görüşünü nakletmiş (el-Muğnî, 3/117-118), İbnu Battâ ise el-İbânet’us Suğra adlı eserinde “Kitâb’da ve Sünnet’de Aslı Olmayan Cahiliye Fiilleriyle Benzeşen Uydurulmuş Bid’atler” başlığı altında (sf 270-278) kabir ziyâreti için yolculuğa çıkmanın bir bid’at olduğunu beyân etmiştir. (sf 273, no: 536)

Böylece (Allâh onu da bizleri de bağışlasın) Şeyh İbnu Kudâme’nin hacca giden herkesin kabr-i şerîf’i ziyâret etmesinin mutlak manâda müstehabb olduğunu ifâde eden bu kavlinin isâbetli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Vallâhu â’lem!

(Not: Bu yazı, el-Umde tercümesinde koyduğumuz bir dipnottan düzenlenerek hazırlanmıştır. Bkz. el-Umde, sf 163-165, Neda Yay.)

2
Bismillahirrahmanirrahim

"AMELİN CİNSİ"NİN MAHİYETİ VE TERK ETMENİN HÜKMÜ


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



3
Güncel Fıkhi Meseleler / 1 RABÎ'UL ÂHİR 1441H
« Son İleti Gönderen: Izhâr'ud Dîn 28.11.2019, 01:36 »

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

١ رَبِيعُ الْآخِرِ ١٤٤١
1 RABÎ'UL ÂHİR 1441H
ON BİRİNCİ AYIN YİRMİ DOKUZU (29.11) 2019M

Rabî'ul Âhir ayının hilâli bu akşam 29 Rabî'ul Evvel 1441H (on birinci ayın yirmi yedisi 2019M) târihinde tarafımızdan gözetlenmesine karşın görülememiştir. Bu sebeple Rabî'ul Evvel ayı, hilâlin görülememesi durumunda ayın otuz güne tamamlanması emrini içeren hadîsler doğrultusunda otuz güne tamamlanacaktır İnşâllâh.

1 Rabî'ul Âhir 1441H, milâdî takvime göre on birinci ayın yirmi dokuzu (29.11.2019M) târihine tekâbul etmektedir. Vallâhu A’lem!
4
Hadis / Ynt: 40 HADÎS -İBNU TEYMİYYE
« Son İleti Gönderen: Izhâr'ud Dîn 24.11.2019, 20:24 »


Dokuzuncu Hadîs

Şeyh, Fakîh, İmâm, Âlim, el-Bâri, Cemâl’ud Dîn Ebu’l Ferac Abd’ur Rahmân bin Süleymân bin Sa’îd bin Süleymân el-Bağdâdî bize kendisine okunduğunu haber verdi, ben ise 668H senesinde bunu dinledim. (Dedi ki:) Ebu’l Yemen Zeyd İbn’ul Hasan bin Zebed al-Kindî bize kendisine okunduğunu haber verdi. (Dedi ki:) Ebû Abdullâh el-Huseyn bin Alî bin Ahmed el-Mukrî bize haber verdi. (Dedi ki:) Ebu’l Huseyn Ahmed bin Muhammed bin Ahmed İbn’un Nakûr bize haber verdi. (Dedi ki:) Ebû Tâhir Muhammed bin Abd’ir Rahmân İbn’ul Abbâs el-Muhlis bize 390H senesinde haber verdi. (Dedi ki:) Yahyâ bize tahdîs etti ki Yûnus bize tahdîs etti ki Ebu’l Ahves bize Eş’as bin Ebi’ş Şa’sâ’dan, o ise Muhammed bin Umeyr’den, o da Ebû Hureyra Radiyallâhu Anh’dan rivayet etti ki o şöyle dedi:

نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ بَيْعَتَيْنِ وَعَنْ لُبْسَتَيْنِ: أَنْ يَلْبَسَ الرَّجُلُ الثَّوْبَ الْوَاحِدَ وَيَشْتَمِلَ بِهِ وَيَطْرَحَ أَحَدَ جَانِبَيْهِ عَلَى مَنْكِبِهِ وَيَحْتَبِي فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ. وَأَنْ يَقُولَ: انْبِذْ إلَيَّ ثَوْبَك وَأَنْبِذُ إلَيْك ثَوْبِي مِنْ غَيْرِ أَنْ يُقَلِّبَا
"Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem iki çeşit satıştan ve iki çeşit elbise giyinmekten nehyetti:

Bir adamın tek bir elbisenin bir ucunu bir omuzuna atarak (diğer omuzunu açıkta bırakarak) giyinmesini ve (avretini ifşa edecek şekilde) bir elbise içinde ayaklarını toplayıp oturmasını yasakladı ve elbiseleri incelemeden şöyle demesini yasakladı: “Elbiseni bana at ben de kendi elbisemi sana atayım".9

Şeyh (Rahimehullâh), Harrân’da 585H senesinde doğmuş ve Şa’bân 670H senesinde Dimeşk’de vefât etmiştir.



Alıntı
Dipnotlar:

9- Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in yasakladığı ikinci çeşit satış “Mülâmese” satışıdır.

“Mülâmese (dokunma yoluyla gerçekleşen alışveriş)”, kişinin elbiseye, eliyle sadece değmesi, elbiseyi altüst ederek iyice görmemesine karşın bu kadarla satış akdinin tamamlanması şeklindeki alışveriş türüdür. (Bu minvâlde açıklamalar için bkz. Umdet'ul Fıkh, Alışverişler Kitâbı, el-Udde, 1/325-326; el-Mutli’, 275)
5
PEYGAMBERLERDEN VE SALİHLERDEN KIYAMET GÜNÜ İÇİN ŞEFAAT İSTEMENİN HÜKMÜ

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu yazımızda inşaallah Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi bir peygamberden veyahut da başka herhangi bir salih kimseden kıyamet günü şefaatçi olması için talepte bulunmanın hükmüyle alakalı bazı nakiller yapacağız. Zira şefaat konusunda şirk olan şefaat talebi ile şirk olmayan şefaat talebinin arasını ayırd edemeyen bir çok kimse bu meselede yanılmış ve sözü uzattıkça uzatmışlardır. Kuran'da zikredilen "Tüm şefaat Allahındır" (Zümer: 44) "Onların Allahtan başka ne bir dostu ne de şefaatçisi vardır" (Enam: 51) minvalindeki ayetleri kendilerine delil alarak Allahtan başkasından şefaat isteyen kimsenin hatta hayatta olan bir kimseden istese bile kafir olacağını iddia etmişlerdir. Bunların iddiasına göre bir mahluktan şefaat talebinde bulunmak -tıpkı günahların bağışlanmasını istemek vb- gibi Allaha has olan bir şeyi Ondan başkasından istemektir ve şirktir. Bu kişiler düz mantıkla şefaat Allah’ın olduğuna göre Ona ait bir şeyi başkasından istemek de şirktir diyorlar. Hâlbuki ilgili ayetler, Allah izin vermediği halde putlarının şefaatçi olacağını ileri süren müşriklere cevap olarak nazil olmuştu. Yoksa “Allah izin verirse” şeklinde kalbinde veya dilinde kayıt düşerek birisinden şefaat isteyen kimsenin müşrik olacağına dair bir delil yoktur. Zaten şefaat yani aracılık Allah’ın değil ancak kulun yapabileceği bir şeydir. Allaha has olan şey ise şefaate izin vermektir. Dolayısıyla bu, Allahtan başkasından günahlarını bağışlamasını dilemek gibi değerlendirilemez ve kişi, bu şefaatin ancak Allahın izniyle olduğunu bildikten sonra da burada bir şirk sözkonusu olmaz. Onlar bu hususta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kıyamet günü şefaat yetkisinin uzun dua ve senalardan sonra verilmesini gerekçe göstermektedirler. Buna göre her kim bundan önce Rasulden şefaat istemeye yeltenirse Onu Allaha ortak koşmaya yeltenmiş olur. Halbuki delil aldıkları hadis tam aleyhlerinedir. Zira kıyamet günü insanlar mahşer gününün sıkıntısının giderilmesi için sırasıyla peygamberlere ve de en son Allah Rasulune müracaat edecekler ve اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ yani “Rabbin katında bize şefaat et” diyeceklerdir. (Bu uzun şefaat hadisini Buhari (4712), Muslim (194) ve İmam Ahmed müsnedinde rivayet etmişlerdir.) Yani daha şefaat izni verilmeden insanlar Rasulullah'tan şefaat isteyeceklerdir. Bunun üzerine de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Rabbinden şefaat için izin isteyecek ve Rabbi de ona izin verecektir. (Allah Subhanehu bizleri o şefaate nail olanlardan eylesin. Amin.) Bu kişilere göre şefaat istemek, tıpkı günahların bağışlanmasını istemek gibi bir şirk fiili ise bu mahşer ehlinin yaptığı fiilin de şirk olması gerekiyor ki bundan Allaha sığınırız.

Açıkça görülüyor ki bunlar sadece lafızlara  takılmışlar ve insanların "bize şefaat et" sözüyle ne kasdettiğini anlamaktan aciz kalmışlardır. Rasulullah'tan şefaat isteyen her mümin muvahhid itikadında bu talebi "Eğer Allah sana şefaat izni verirse, beni de şefaate hak kazanan razı olduğu kimselerin arasına dahil ederse" şeklinde kayıtladıktan sonra dile getirir. En cahil bir müslüman dahi bunun zıddı bir itikada sahip olamaz. Bu tıpkı "Allah izin verirse" kaydıyla düşünerek hayatta olan birisinden yardım istemek gibidir. Bu nasıl ki şirk olan istiane (yardım talebi) kapsamında değerlendirilemiyorsa diğeri de şirk olan istişfa (şefaat talebi) kapsamında değerlendirilemez. Lakin hayatta olan birisinden şefaat istemek bu şartlarla caiz olduğu halde ölümünden sonra şirke yol açabileceği için nehyedilmiştir. Kişi şefaat istediği mahlukun gaybı bildiğini düşünerek veya başka bir batıl itikadla bunu yaparsa da şirke girer. Şimdi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den ve hatta onun haricindeki salih kimselerden kıyamet günü için şefaat etmesini dileyenlere dair çeşitli nakilleri Allahın izniyle arzetmek istiyoruz.


İmam Ahmed, Müsnedinde şu hadisi rivayet eder:

16578 - حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ: حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ مُجْمِرٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ كَعْبٍ قَالَ: قَالَ لِي رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " سَلْنِي أُعْطِكَ "، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَنْظِرْنِي أَنْظُرْ فِي أَمْرِي، قَالَ: " فَانْظُرْ فِي أَمْرِكَ "، قَالَ: فَنَظَرْتُ فَقُلْتُ: إِنَّ أَمْرَ الدُّنْيَا يَنْقَطِعُ فَلَا أَرَى شَيْئًا خَيْرًا مِنْ شَيْءٍ آخُذُهُ لِنَفْسِي لِآخِرَتِي، فَدَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: " مَا حَاجَتُكَ؟ "، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، اشْفَعْ لِي إِلَى رَبِّكَ عَزَّ وَجَلَّ، فَلْيُعْتِقْنِي مِنَ النَّارِ، فَقَالَ: " مَنْ أَمَرَكَ بِهَذَا؟ "، فَقُلْتُ: لَا وَاللهِ يَا رَسُولَ اللهِ، مَا أَمَرَنِي بِهِ أَحَدٌ، وَلَكِنِّي نَظَرْتُ فِي أَمْرِي فَرَأَيْتُ أَنَّ الدُّنْيَا زَائِلَةٌ مِنْ أَهْلِهَا، فَأَحْبَبْتُ أَنْ آخُذَ لِآخِرَتِي، قَالَ: " فَأَعِنِّي عَلَى نَفْسِكَ بِكَثْرَةِ السُّجُودِ
"

“Bize Ebul Yeman haber verdi ve dedi ki: Bize İsmail bin Ayyaş, Muhammed bin İshak’dan o da Muhammed bin Amr bin Ata’dan, o da Nuaym bin Mucmir’den, o da Rebia bin Ka’b’dan şöyle dediğini haber vermiştir:

“Bana Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Benden iste sana istediğini vereyim’ dedi. Ben de ‘Ya Rasulullah, bana mühlet ver de biraz düşüneyim’ dedim. O da ‘Tamam sen düşün’ dedi. Rebia dedi ki: Düşündüm ve dedim ki: “Şüphesiz dünya gelip geçici bir şeydir, şu halde ben kendim için elde edeceğim şeyler arasında ahiretten daha hayırlı bir şey göremiyorum” Bu haldeyken Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in  huzuruna girdim, “İhtiyacın nedir” diye sordu. Bunun üzerine dedim ki: “Ey Allahın Rasulu, bana Rabbin katında şefaat et ki beni ateşten azad etsin!” Rasulullah “Bunu sana kim emretti” diye sordu. Ben dedim ki: Ey Allahın Rasulu Vallahi bana bunu hiç kimse emretmemiştir, lakin ben kendi durumum hakkında düşündüm ve gördüm ki dünya ona sahip olanlardan kaybolup gidecektir, o yüzden ben ahiretim için bir şeyler elde etmeyi daha çok arzuladım. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Secdeyi çoğaltarak bu hususta kendin için bana yardımcı ol!”
(Müsned-i Ahmed, no: 16578 Thk: Risale, 27/117)

Rebia (ra) bu talebi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hizmetinde bulunduğu sırada yapmıştır. İmam Ahmed, bir sonraki rivayette (no: 16579) hadisi az farkla nakletmiştir. Orada şu ibare mevcuttur:


نَعَمْ يَا رَسُولَ اللهِ، أَسْأَلُكَ أَنْ تَشْفَعَ لِي إِلَى رَبِّكَ فَيُعْتِقَنِي مِنَ النَّارِ  قَالَ: فَقَالَ: " مَنْ أَمَرَكَ بِهَذَا يَا رَبِيعَةُ؟ "

" Evet ya Rasulullah, senden Rabbin katında benim için şefaatçi olmanı istiyorum ta ki beni ateşten azad etsin! Rasulullah “Bunu sana kim emretti ey Rebia” diye sordu.” İlh…

Hadisin bu rivayeti şu şekilde son bulmaktadır:


فَصَمَتَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ طَوِيلًا ثُمَّ قَالَ لِي: " إِنِّي فَاعِلٌ فَأَعِنِّي عَلَى نَفْسِكَ بِكَثْرَةِ السُّجُودِ "


“Bunun üzerine Rasulullah uzun bir müddet sustu ve ardından bana şöyle dedi: “Secdeyi çoğaltarak bu hususta kendin için bana yardımcı ol!”

Görüldüğü gibi Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) Rebia’nın şefaat talebinde bulunmasını inkar etmemiş, hatta bunu yerine getirmeyi taahhüt etmiş ancak ondan da secdeyi çoğaltarak şefaate hak kazanması hususunda gayret göstermesini talep etmiştir. İşte bu hadis böylece Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de dahil olmak üzere hiçbir insanın mutlak bir şefaat yetkisine sahip olmadığını göstermektedir, fakat aynı zamanda hayatteyken Ondan şefaat talebinde bulunmanın da caiz olduğunu göstermektedir. Muslim (489) ve Ebu Davud (132)’de hadisi şefaat konusunu zikretmeden “Sana cennette komşu olmayı isterim” şeklinde rivayet etmişlerdir. Bu ikisinin rivayetine göre Rasulullah ona aynı şekilde “Secdeyi çoğaltarak bu hususta kendin için bana yardımcı ol!” cevabını vermiştir. Bu hadis aynı zamanda sahabenin ne kadar hikmet sahibi olduğunu ve dünyanın geçici, ahiretin kalıcı olduğunun şuurunda olarak hareket ettiklerini ve bu yüzden dünya metaına değil de ahretteki kurtuluşa daha çok önem verdiklerini göstermektedir. Vallahu a’lem.


Tirmizi ise bu konuyla alakalı şu hadisi rivayet etmiştir:

2433 - حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ الهَاشِمِيُّ قَالَ: حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ المُحَبَّرِ قَالَ: حَدَّثَنَا حَرْبُ بْنُ مَيْمُونٍ الأَنْصَارِيُّ أَبُو الخَطَّابِ قَالَ: حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يَشْفَعَ لِي يَوْمَ القِيَامَةِ، فَقَالَ: «أَنَا فَاعِلٌ» قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ فَأَيْنَ أَطْلُبُكَ؟ قَالَ: «اطْلُبْنِي أَوَّلَ مَا تَطْلُبُنِي عَلَى الصِّرَاطِ». قَالَ: قُلْتُ: فَإِنْ لَمْ أَلْقَكَ عَلَى الصِّرَاطِ؟ قَالَ: «فَاطْلُبْنِي عِنْدَ المِيزَانِ». قُلْتُ: فَإِنْ لَمْ أَلْقَكَ عِنْدَ المِيزَانِ؟ قَالَ: «فَاطْلُبْنِي عِنْدَ الحَوْضِ فَإِنِّي لَا أُخْطِئُ هَذِهِ الثَّلَاثَ المَوَاطِنَ»: «هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لَا نَعْرِفُهُ إِلَّا مِنْ هَذَا الوَجْهِ»


Bize, Abdullah bin Sabbah el Haşimi haber verdi ve dedi ki: Bize Bedel ibn’ul Muhabber haber verdi ve dedi ki: Bize Harb bin Meymun el-Ensari ebu’l Hattab haber verdi ve dedi ki: Bize Nadr bin Enes bin Malik, babasının şöyle dediğini haber verdi:

“Ben Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kıyamet günü bana şefaatçi olmasını istedim, ‘Ben bunu yaparım’ dedi. (Mahşerde) seni nerelerde arıyayım? Deyince şöyle dedi: İlk etapta beni sırat köprüsünün yanında ara. Eğer seni orada bulamazsam? Diye sordum. ‘O zaman beni kevser havuzunun yanında ara.’ Diye cevap verdi. ‘Eğer seni orada da bulamazsam?’ deyince de ‘O zaman beni terazinin yanında ara. Çünkü kıyamet gününde ben bu üç yerden şaşmam’ (mutlaka bu üç yerden birinde bulunurum) buyurdu."
(Tirmizi, no: 2433’te rivayet etmiş ve Bu hadis, hasen garibtir; biz bunu ancak bu yoldan bilmekteyiz, demiştir. Hadisi ayrıca İmam Ahmed, Müsned no: 12825; Lalekai Şerhu Usuli İtikad no: 2220, Ziya el Makdisi, el-Muhtare no: 2691’de “İsnadı sahihtir” kaydı ile rivayet etmiştir. Zehebi, “Şefaat” adlı eserinde (sf 27) sözkonusu hadisin isnadının ceyyid (güzel) olduğunu yalnız isnaddaki Harb’ın saduk olduğunu ve Muslim’in kendisinden rivayette bulunduğunu zikretmiştir. İbn Kesir’in “en-Nihaye” de işaret ettiği gibi Harb’ın durumu alimler arasında ihtilaflıdır. Vallahu a’lem.)

Bu hadiste açıkça görüleceği üzere Enes bin Malik (ra) Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bizzat kıyamet günü için şefaat talebinde bulunmuş ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de onun bu talebini kabul etmiştir. Allah'tan başkasından şefaat istemenin mutlak şirk olduğunu iddia edenlere soruyoruz: Hadiste Enes ra’ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kıyamet gününde bana şefaat etmesini istedim”  sözleriyle açıkça kıyamet günü için şefaat istemesi var, eğer bu şirk ameliyle Enes ra haşa müşrik mi oldu ve Rasulullah sav buna rağmen onu ikaz etmedi ve tekfir etmedi mi? İşte bütün bunlar bu iddiada bulunan kimselerin ne kadar haktan uzaklaştığını gösteriyor. Bütün bunlar hadis mecmualarında inkar edilmeksizin rivayet edilmiştir. Şu halde kıyamet günü için Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sağlığında şefaat talebinde bulunmanın şirk olduğu iddiasının batılın da batılı bir iddia olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Velhamdulillahi Rabbil alemin.


Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sağlığında şefaat istemenin caiz olduğu bu şekilde açığa çıktıktan sonra geriye şu mesele kalmaktadır: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haricindeki Salih kimselerden kıyamet gününde şefaat etmeleri istenebilir mi? İbn Sa’d Tabakat adlı eserinde senedini kaydederek selef döneminde yaşanan şu hadiseyi zikretmektedir:

أَخْبَرَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ قَالَ: حَدَّثَنَا حَمَّادُ بن سَلَمَةَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ أَنَّ كَعْبًا أَخَذَ بِيَدِ الْمُغِيرَةِ بْنِ نَوْفَلٍ فَقَالَ: اشْفَعْ لِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ. قَالَ فَانْتَزَعَ يَدَهُ مِنْ يَدِهِ وَقَالَ: وَمَا أَنَا؟ إِنَّمَا أَنَا رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ. قَالَ فأخذه بِيَدِهِ فَغَمَزَهَا غَمْزًا شَدِيدًا وَقَالَ: مَا مِنْ مُؤْمِنٍ مِنْ آلِ مُحَمَّدٍ إِلا وَلَهُ شَفَاعَةٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. ثُمَّ قَالَ: اذْكُرْ هَذَا بِهَذَا.


"Bize Affan bin Muslim haber verdi ve dedi ki: Bize Hammad bin Seleme, Ali bin Zeyd’den, o da Ali bin Huseyn’den haber verdiğine göre Ka’b (el-Ahbar) Mugire bin Nevfel’in elinden tutarak şöyle dedi: “Kıyamet günü bana şefaat et!” Bunun üzerine Mugire elini ondan çekti ve “Ben kimim ki? Ben sadece müslümanlardan bir ferdim” dedi. Ka’b onun elini tutup şiddetlice dokundu ve şöyle dedi: “Muhammed ailesinden kıyamet günü şefaat hakkında sahip olmayacak hiçbir mümin yoktur. Bunu iyice belle!”(İbn Sa’d Tabakat no: 608, Mugire bin Nevfel başlıklı bölüm, Thk: İlmiyye)

Bu rivayet eğer sabitse selefin zamanında kıyamet günü şefaat etmesi umulan Salih kimselerden hayatlarında şefaat talebinde bulunulduğu ortaya çıkar. Bu eğer ki şirk olsaydı ne selef bunu yapardı, ne de İbn Sa’d gibi bir alim bunu kitabında inkar etmeksizin zikrederdi! Esasında bu amele şirk diyenler bu hususta selefe muhalif oldukları gibi, bu iddialarına seleften hatta haleften hiç bir alimin destek verdiğini de isbatlayamazlar. Yukarda da işaret ettiğimiz gibi bu tür şeylerin cevazı ancak Allah izin verdiği takdirde şeklinde düşünülürek yapılırsa sözkonusu olur. Aksi takdirde bu şirk olur, hiçbir müslüman da böyle bir şeyi aklından geçirmez. Vallahu a’lem.

6
Bismillahirrahmanirrahim
KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR KAİDESİYLE ALÂKALI BAZI MESELELERİN İZAHI


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



7
Bidat / Mübtedi / Ynt: MEVLİD KANDİLİ KUTLAMAK
« Son İleti Gönderen: Izhâr'ud Dîn 08.11.2019, 18:32 »
Bismillâh,

Hatırlatma!...
8
Bismillahirrahmanirrahim

BÜYÜK ŞİRKTE CEHALETİN ÖZÜR OLMADIĞI İCMA İLE SABİTTİR


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



9
Güncel Fıkhi Meseleler / 1 RABÎ'UL EVVEL 1441H
« Son İleti Gönderen: Izhâr'ud Dîn 29.10.2019, 03:51 »

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

١ رَبِيعُ الْأَوَّل ١٤٤١
1 RABÎ'UL EVVEL 1441H
ONUNCU AYIN OTUZU (30.10) 2019M

Rabî'ul Evvel ayının hilâli bu akşam 29 Safer 1441H (onuncu ayın yirmi sekizi 2019M) târihinde tarafımızdan gözetlenmesine karşın görülememiştir. Bu sebeple Safer ayı, hilâlin görülememesi durumunda ayın otuz güne tamamlanması emrini içeren hadîsler doğrultusunda otuz güne tamamlanacaktır İnşâllâh.

1 Rabî'ul Evvel 1441H, milâdî takvime göre onuncu ayın otuzu (10.30.2019M) târihine tekâbul etmektedir. Vallâh’u A’lem!
10
Hadis / GÜNAH İŞLEMEYE ZORLANAN KİMSENİN NE YAPMASI GEREKİR?
« Son İleti Gönderen: Tevhid Ehli 28.10.2019, 14:57 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Bir şeyhin haber verdiğine göre Ebu Hureyre radıyallahu anh: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:


يَأْتِي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ يُخَيَّرُ فِيهِ الرَّجُلُ بَيْنَ الْعَجْزِ وَالْفُجُورِ، فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ الزَّمَانَ، فَلْيَخْتَرِ الْعَجْزَ عَلَى الْفُجُورِ

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, kişi acizlik ile facirlik (günahkarlık) arasında tercih yapmak durumunda kalır. Kim bu zamana yetişirse acizliği facirliğe (günahkarlığa) tercih etsin. (Müsned-i Ahmed, no: 7744. Hakim, Müstedrek, no: 8352’de hadisi rivayet etmiş ve ismi zikredilmeyen şeyhin Said bin Ebi Hayre olduğunu bildirmiş, ayrıca hadisin sahih olduğunu ifade etmiştir, Zehebi de bu hususta ona muvafakat etmiştir.)

Münavi, bu hadisin şerhinde şöyle demektedir:


(سيأتي على الناس زمان يخير فيه الرجل بين العجز والفجور) أي بين أن يعجز ويبعد ويقهر وبين أن يخرج عن طاعة الله (فمن أدرك ذلك الزمان) وخير (فليختر) وجوبا (العجز على الفجور) لأن سلامة الدين واجبة التقديم والمخير هم الأمراء وولاة الأمور

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, kişi acizlik ile facirlik (günahkarlık) arasında tercih yapmak durumunda kalır.” Yani aciz kalmak, uzaklaştırılmak ve kahredilmek ile Allah’a itaatten çıkmak arasında. “Kim bu zamana yetişirse” ve de (bu ikisi arasında) tercih yapmak durumunda kalırsa. “tercih etsin” vücuben (yani bu durumda şu tercihi yapması vaciptir, farzdır:) “acizliği facirliğe (günahkarlığa)” Çünkü dinin selametini (başka şeylerden) ön planda tutmak vaciptir. Burada kişiyi tercihe zorlayanlar emirler ve idarecilerdir.” (Feyz’ul Kadir, 4/117 Hadis no: 4736)

Yani, kişi bilhassa yöneticiler gibi elinde güç olan kimseler tarafından günah işlemeye zorlanıp, bunu yapmadığı takdirde de horlanmak, eziyete veya fakirliğe maruz bırakılmakla tehdid edilirse buna aldırmaması ve böyle şeylerden korkarak söz konusu günaha dalmaması gerekir. Böylece bu hadis, içinde yaşadığımız şu ahir zaman diliminde sık sık karşılaştığımız bir vakıa olan, dünya menfaatleri ile Allah’ın emirleri arasında tercih yapma durumunda kaldığımızda ne yapmamız gerektiğini bize haber vermektedir. Bu durumda yapılması gereken şey, dünyevi sıkıntıları göze alarak Allah’ın emri üzere sebat etmektir. Vallahu a’lem.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10