Darultawhid

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Bismillahirrahmanirrahim. Yukarda birkaç sene önce Davetulhak adı verilen sitede bize karşı yapılan Hatib bin ebi Beltia vakasıyla alakalı reddiyenin bir kısmına verdiğimiz cevap yer almaktadır. Daha sonra araya dini ve dünyevi birtakım meşguliyetlerin girmesinden dolayı bu reddiye yarım kalmıştı. Şimdi Allahın izni ve yardımıyla sözde reddiyeye verdiğimiz cevaba kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey Bugün, 01:58 »
Şeriatın Bütün Hükümlerine İman Vacibtir

وَالْإِيمَانُ بِالشَّرَائِعِ كُلِّهَا.

95- Şer’i hükümlerin tümüne iman etmek gerekir.[1]

Dipnotlar:
 1. Bunun aksi yönde hareket eden, mesela laikliği, din ve devlet işlerinin ayrılmasını savunanların ve benzerlerinin yaptığı gibi şeriatın bazı hükümlerini kabul edip bazılarını reddedenler Allahu Teâla’nın şu tehdidiyle muhataptırlar:

أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ إِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ

“…Yoksa siz, Kitab’ın bir kısmına iman edip, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden her kim böyle yaparsa cezası, dünyada rezillikten başka bir şey değildir. O, Kıyamet günü de azabın en şiddetlisine çarptırılacaktır…” (el-Bakara 2/85)
3
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey Bugün, 01:58 »
Allah Ne Buyurduysa Aynen Buyurduğu Gibidir

وَأَنَّ مَا قَالَ اللهُ كَمَا قَالَ، وَلَا خُلْفَ لِمَا قَالَ، وَهُوَ عِنْدَ مَا قَالَ.

94- Yine bil ki Allah ne buyurduysa buyurduğu gibidir. O’nun buyurduğunun aksi olmaz. O, dediği gibidir.[1]

Dipnotlar:
 1. Allah Subhanehu şöyle buyurmaktadır:

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ قِيلًا

"İman edip salih amel işleyenleri –Allah’tan gerçek bir vaad olmak üzere- altlarından ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları cennetlere sokacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?" (en-Nisa 4/122)

Böylece Allah’ın vaadinden asla dönmeyeceği ve verdiği bütün vaatlerde doğru sözlü olduğu ifade edilmektedir. Şeyhin zikrettiği bu esaslar; Kuran ve Sünnet naslarının, lafızdan ilk okuyuşta anlaşıldığı şekliyle zahiri ve hakiki manaları üzere olmadığını; bilakis sembolik ve mecazi anlatımlar içerdiğini iddia ederek ahiret ahvali, cennet-cehennem gibi bir çok iman esaslarını inkar eden Batiniler vesair filozofların görüşlerine muhaliftir. Bu dereceye varmasa bile –bilhassa Allah’ın çoğu sıfatlarının hakiki değil mecazi manada olduğunu ileri süren kelamcılarda olduğu gibi- İslam’a bağlı olduğunu iddia eden birçok fırkanın da buna benzer batıl görüşleri mevcuttur. Bu hususta geniş bilgi için İbnu Teymiye rahimehullah’ın Hama Fetvası adlı eserine ve İbnu Ebi’il İzz rahimehullah’ın Tahavi Akidesine yazdığı şerhin en son kısmına bakılabilir.
4
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey Bugün, 01:57 »
İslam’ın Giriş Kapısı Şehadet Kelimesidir

وَاعْلَمْ أَنَّ أَوَّلَ الْإِسْلَامِ شَهَادَةُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

93- Bil ki İslâm’ın başı Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şehâdet etmektir.[1]

Dipnotlar:
 1. İbnu Ömer radiyallahu anhuma’dan gelen ve Cibril hadisi olarak meşhur olan hadiste Cebrail aleyhisselam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e İslam hakkında sorduğunda, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İslam’ın rükünlerini ona anlatmış ve bu rükünlerin ilki olarak şehadeti zikredip şöyle buyurmuştur:

اَلْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ

“İslam, Allah’tan başka –ibadete layık, hak- ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasülü olduğuna şehadet etmendir…” Bundan sonra da İslam’ın diğer şartlarını haber vermiştir. (Müslim, Hadis no: 8)

İbnu Abbas radiyallahu anhuma’dan gelen hadiste ise Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz bin Cebel’i, Yemen’e göndermeden önce şu tavsiyede bulunmuştur:


إِنَّكَ تَقْدَمُ عَلَى قَوْمٍ أَهْلِ كِتَابٍ، فَلْيَكُنْ أَوَّلَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ عِبَادَةُ اللّٰهِ، فَإِذَا عَرَفُوا اللّٰهَ

“Sen, Kitap ehlinden olan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk davet ettiğin şey, Allah’a ibadet olsun. Allah’ı tanıdıklarında…” Ardından namaz, zekât gibi İslam’ın diğer rükünlerini anlatmasını emretmiştir. (Buhari, Hadis no: 1458; Müslim, Hadis no: 19)

Tahavi akidesi şarihi İbnu Ebi’l İzz rahimehullah bu tür delillere dayanarak şöyle demiştir:

“İşte bundan dolayı doğrusu şu ki: Mükellefin ilk yükümlülüğü Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet etmektir. Yerilmiş kelâmcıların görüşlerinde ifade edildiği gibi düşünmek yahut düşünmeye yönelmek ya da şüphe etmek değildir. Selef imamlarının tümü kulun emrolunduğu ilk şeyin iki şehadet (Allah’ın birliğine ve Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğuna şahidlik etmek) olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.” (İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ul Aki-det’it Tahaviyye, 1/23, Thk: Arnavut; Türkçesi için bkz. İbnu Ebi’l İzz, el-Akidet’ut Tahaviyye ve Şerhi, sf 29, Guraba Yay.)
5
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey Dün, 01:46 »
Zekât Hakkında

وَالزَّكَاةُ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالثَّمَرِ وَالْحُبُوبِ وَالدَّوَابِّ، عَلَى مَا قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَإِنْ قَسَمَهَا فَجَائِزٌ، وَإِنْ أَعْطَاهَا الْإِمَامَ فَجَائِزٌ.

92- Zekât; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu üzere altından, gümüşten, zirai ürünlerden, hubûbâttan ve hayvanlardan verilir. Kişi zekâtını kendi paylaştırıp dağıtırsa bu câizdir. İmama verirse bu da câizdir.[1]

Dipnotlar:
 1. Yani zalim dahi olsa İslam devlet başkanına verilen zekât geçerlidir. Bu ise zalim Müslüman yöneticileri tekfir ederek onlara verilen zekâtın geçersiz olduğunu iddia eden Harici, Mutezili veya Rafizi akidedeki çeşitli fırkaların görüşüne muhaliftir.
6
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey Dün, 01:44 »
Farz Namazlar Beş Vakittir

وَاعْلَمْ أَنَّ صَلَاةَ الْفَرِيضَةِ خَمْسُ صَلَوَاتٍ، لَا يُزَادُ فِيهِنَّ وَلَا يُنْقَصُ فِي مَوَاقِيتِهَا، وَفِي السَّفَرِ رَكْعَتَانِ إِلَّا الْمَغْرِبَ، فَمَنْ قَالَ: أَكْثَرُ مِنْ خَمْسٍ، فَقَدِ ابْتَدَعَ، وَمَنْ قَالَ: أَقَلُّ مِنْ خَمْسٍ فَقَدِ ابْتَدَعَ، لَا يَقْبَلُ الله شَيْئًا مِنْهَا إِلَّا لِوَقْتِهَا، إِلَّا أَنْ يَكُونَ نِسْيَانٌ فَإِنَّهُ مَعْذُورٌ، يَأْتِي بِهَا إِذَا ذَكَرَهَا، أَوْ يَكُونُ مُسَافِرًا فَيَجْمَعُ بَيْنَ الصَّلَاتَيْنِ إِنْ شَاءَ.

91- Bil ki farz namazlar beştir. Onlara ne bir ekleme yapılır ne de vakitleri azaltılır.[1] Namazlar seferde akşam namazı dışında iki rekâttır.[2] Kim namazların beşten fazla olduğunu söylerse bid’at ortaya atmıştır. Yine kim namazların beşten az olduğunu söylerse bid’at ortaya atmış olur.[3] Allah bu namazlardan ancak vaktinde kılınanı kabul eder. Ancak kişinin unutması ya da seferde olması durumu başka… O zaman kişi mazurdur. Namazını hatırladığı zaman kılar.[4] Seferdeyken de isterse iki namazı cem’ eder.[5]

Dipnotlar:
 1. Buhari’nin naklettiği hadiste şöyle gelmiştir:

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ: حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمِّهِ أَبِي سُهَيْلِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللّٰهِ، يَقُولُ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرَ الرَّأْسِ، يُسْمَعُ دَوِيُّ صَوْتِهِ وَلاَ يُفْقَهُ مَا يَقُولُ، حَتَّى دَنَا، فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الْإِسْلاَمِ، فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ». فَقَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهَا؟ قَالَ: «لاَ، إِلَّا أَنْ تَطَوَّعَ». قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «وَصِيَامُ رَمَضَانَ». قَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُ؟ قَالَ: «لاَ، إِلَّا أَنْ تَطَوَّعَ». قَالَ: وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الزَّكَاةَ، قَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهَا؟ قَالَ: «لاَ، إِلَّا أَنْ تَطَوَّعَ». قَالَ: فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ: وَاللّٰهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هٰذَا وَلاَ أَنْقُصُ، قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ»

“İsmail bize tahdîs etti ve dedi ki: Bana Mâlik bin Enes, amcası Ebû Süheyl ibn Mâlik'ten, o da babasından (Mâlik ibn Ebî Âmir'den) tahdîs etti ki, o, Talha ibn Ubeydillah radiyallahu anh'ı şöyle derken işitmiştir: Necidlilerden saçı başı dağınık bir adam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi. Sesinin mırıltısı duyuluyor, ancak ne dediği anlaşılmıyordu. Yaklaştı nihayet bir de baktık ki İslâm hakkında soru soruyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Bir gün ve gecede beş vakit namaz. Adam: Benim üzerime bunlar dışında gerekli olan namaz var mıdır? diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Hayır. Ancak dilersen nafile olarak yaparsın, buyurdu. Daha sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Ramazanda oruç tutmak buyurdu. Adam: Benim üzerime bunlar dışında gerekli olan oruç var mıdır? diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Hayır. Ancak dilersen nafile olarak tutabilirsin, buyurdu. Daha sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, zekât'tan bahsetti. Adam: Benim üzerime bunlar dışında gerekli olan zekât var mıdır? diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Hayır. Ancak dilersen nafile olarak verirsin, buyurdu. Adam: Vallahi bunlardan ne fazla ne de eksik yaparım’ diyerek döndü ve gitti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu: ‘Doğru söylediyse kurtuldu.” (Buhari, Hadis no: 46; Müslim, Hadis no: 11)

İbnu Hacer el-Askalani, hadisin açıklamasında şöyle demektedir:

“(Burada) Zikredilen İsmail bin Cafer'in rivayetine göre adam sorusunda şöyle demiştir: Allah'ın namaz konusunda bana neyi farz kıldığını bana anlat. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Beş vakit namaz, buyurmuştur. Böylece cevabın soruya uygun olduğu anlaşılmış olmaktadır. İmam Mâlik'in rivayetinin siyakından (geliş biçiminden); vitri, sabahın sünnetini, kuşluk namazını, bayram namazını, akşamdan sonra kılman iki rekâtlık sünneti vacip görenlerin aksine bir gün ve gecede beş vakit namaz dışında farz namaz bulunmadığı anlaşılır.” (Feth’ul Bari 1/107; Türkçesi için bkz. İbnu Hacer el-Askalani, Feth’ul Bari Muhtasarı, 1/140, Polen Yay.)

Buna göre vitir namazı vacib değil sünnettir. İbnu’l Munzir rahimehullah (v. 319H) vitrin vacib olduğu görüşünü (Ebû Hanife) en-Nu’man’dan başka hiç kimsenin söylemediğini, ondan önce bu görüşte olan kimse olmadığı gibi, kendi arkadaşlarının da ona bu hususta muhalif olduklarını beyan etmektedir. (Ebûbekr ibn’ul Munzir, el-Evset, 5/167)

Aynı şekilde namazları özürsüz cem etmek de icma ile batıldır. İbn’ul bu Kayyim rahimehullah bu hususta bazı âlimlerden naklen şöyle demektedir:

“(Dediler ki) Aynı şekilde Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem de vakitleri müşterek olan namazları cem etmeyi; yolculuk veya hastalık veya cem'i mübah kılan bir özürden dolayı meşru kılmıştır. İşte bu durumlarda özür sahibi kişi için namazı kendine has vaktinden bir sonraki vakte ertelemeye cevaz verilmektedir. Özür sahibi olandan başkası için ise bu (yani namazları birleştirmek) ittifakla caiz değildir hatta büyük günahlardandır. Ömer radiyallahu anh'ın buyurduğu gibi: Özürsüz olarak iki namazı birleştirmek büyük günahlardandır.” (es-Salatu ve Ahkamu Tarikiha, sf 71; Türkçesi için bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, Namaz ile İlgili Meseleler, sf 89, Nesaim Yay.)
 
 2. Aişe radiyallahu anha şöyle demiştir:

فَرَضَ اللّٰهُ الصَّلاَةَ حِينَ فَرَضَهَا، رَكْعَتَيْنِ رَكْعَتَيْنِ، فِي الْحَضَرِ وَالسَّفَرِ، فَأُقِرَّتْ صَلاَةُ السَّفَرِ، وَزِيدَ فِي صَلاَةِ الْحَضَرِ

“Allah, namazı farz kıldığı zaman hazarda (ikamet halinde) ve seferde ikişer rekât olarak farz kılmıştır. Seferdeki namaz olduğu gibi bırakıldı, hazardaki namaza ise ilave edildi.” (Buhari, Hadis no: 350; Müslim, Hadis no: 685)

Bu, seferde namazların kısaltılmayacağını iddia eden birtakım bid’atçıların hilafınadır. Tafsilatı için yukarda 46. Maddenin dipnotuna bakılabilir.
 
 3. Geçmişte ve günümüzde beş vakit namaza ilave ya da eksiltme yapanlar iki kısımdır:

Birincisi; geçmişte birtakım sahte peygamberlerin veya bazı Harici fırkaların yaptığı gibi namaz vakitlerini azaltanlar, mesela namazın iki vakit olduğunu iddia edenlerdir -ki günümüzde de birtakım sünnet inkârcılarından böyle görüşler ileri sürenler olmuştur-; işte böyleleri İslam dininden zaruri olarak bilinen açık bir meseleyi inkâr ettikleri için tereddütsüz kâfirdirler. Eğer Şeyh rahimehullah’ın kelamı bunlarla alakalı ise şüphesiz buradaki bid’at, bid’at-ı mükeffire yani kişiyi küfre sokan bir bid’attır.

İkincisi yukarda İbnu Hacer rahimehullah’ın bahsettiği gibi vitir namazı vesair bazı nafile namazları farz veya vacip olarak görenler gibi, beş vakit namazı esas kabul etmekle beraber tevil ve içtihad yoluyla buna başka namazları da ilave edenler; ya da öğle ile ikindinin, akşam ile yatsının mazeretsiz olarak cem edilebileceğini savunan ve bu surette fiilen namazı üç vakte indirenler - ki Rafizi Şia’nın ve bazı Zahiriler’in içtihadı bu doğrultudadır-;  bunlar da sünnette olmayan veya bazı hadislerin yanlış yorumlanmasından kaynaklanan zayıf ve şazz bir görüşü savundukları için neticede bid’at işlemişlerdir. Lakin bu bid’at, mükeffir yani küfür olan bid’at seviyesinde değildir. Hatta bu hususta kendilerine ulaşan delillerden dolayı bu şekilde içtihad eden âlimler sapıklıkla da itham edilmezler. Ancak bu, sözkonusu görüşün sünnete muhalif olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. İmam Berbehârî’nin sözü, daha çok bu kesimlerle alakalı gözükmektedir. Nitekim sözün devamında “Allah bu namazlardan ancak vaktinde kılınanı kabul eder. Ancak kişinin unutması ya da seferde olması durumu başka… O zaman kişi mazurdur. Namazını hatırladığı zaman kılar. Seferdeyken de isterse iki namazı cem’ eder.” Demesi, bununla daha ziyade namazları yolculuk gibi mazeretler dışında özürsüz olarak cem ederek vakitleri dışına çıkaran kimseleri hedef aldığını göstermektedir.
 
 4. Enes bin Malik radiyallahu anh’tan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ نَسِيَ صَلَاةً، أَوْ نَامَ عَنْهَا، فَكَفَّارَتُهَا أَنْ يُصَلِّيَهَا إِذَا ذَكَرَهَا

"Her kim, bir namazı unutur veya uyku sebebiyle kılamazsa, onun keffareti hatırladığı zaman onu kılmasıdır." (Müslim, Hadis no: 684)
 
 5. Nitekim İbnu Abbas ve Muaz bin Cebel radiyallahu anhum, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Tebük gazvesinde ümmetine kolaylık sağlamak için öğle ve ikindiyi, akşam ve yatsıyı cem ettiğini haber vermişlerdir. (Müslim, Hadis no: 705-706)
7
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey Dün, 01:43 »
Allah, Cezayı Hakeden Kullarını Cehennem’in Yanında Değil, Cehennem’in İçinde Cezalandıracaktır

وَالْإِيمَانُ بِأَنَّ اللهَ - تَبَارَكَ وَتَعَالَى - يُعَذِّبُ الْخَلْقَ فِي النَّارِ وَفِي الْأَغْلَالِ وَالْأَنْكَالِ وَالسَّلَاسِلِ، وَالنَّارُ فِي أَجْوَافِهِمْ وَفَوْقَهُمْ وَتَحْتَهُمْ،وَذٰلِكَ أَنَّ الْجَهْمِيَّةَ - مِنْهُمْ هِشَامٌ الْفُوطِيُّ - قَالَ: إِنَّمَا يُعَذِّبُ اللهُ عِنْدَ النَّارِ، رَدًّا عَلَى اللهِ وَعَلَى رَسُولِهِ.

90- Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın mahlûkâta cehennemde boyunlara geçirilen demir halkalarla, bukağılarla ve zincirlerle azap edeceğine iman etmek gerekir. Ateş onların içlerinde, üstlerinde ve altlarında olacaktır.[1] Hâlbuki aralarında Hişâm el-Fûtî’nin[2] de bulunduğu Cehmîler Allah’ın ve Resûlü’nün sözünü reddederek “Allah ateşin yanında azap edecektir” demişlerdir.[3]

Dipnotlar:
 1. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَ وَأَغْلَالًا وَسَعِيرًا

“Doğrusu biz, kâfirler için zincirler; demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.” (İnsan 76/4)

هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ

“Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir! Bununla, karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir! Bir de onlar için demir kamçılar vardır!” (Hacc 22/19-21)

لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِهِ عِبَادَهُ يَاعِبَادِ فَاتَّقُونِ

“Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (öyle) tabakalar vardır. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım, Benden sakının.” (Zümer 39/16)
 
 2. Ebû Abdillah Hişam ibnu Amr el-Futi (v. 228H), Mutezile önderlerinden ve davetçilerindendir. Mutezile içerisinde onun ekolüne Hişamiyye denmiştir. (Hakkında geniş bilgi için bkz. Bağdadi, el-Fark Beyne’l Firak, 145-151; Türkçesi için bkz. Abdulkahir el-Bağdadi, Mezhepler Arasındaki Farklar, sf 116-120, TDV yay.)
 
 3. Zehebi, onun bu görüşünü “kâfir, ateşle değil ateşin içinde azab olunacaktır” şeklinde nakletmektedir. (Siyeru A’lam’in Nubela, 10/547)
8
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey 22.01.2020, 02:45 »
Her Tür Bidat ve Zındıklık Kelam ve Cedelden Kaynaklanmıştır

وَاعْلَمْ - رَحِمَكَ اللهُ- أَنَّهُ مَا كَانَتْ زَنْدَقَةٌ قَطُّ، وَلَا كُفْرٌ وَلَا شَكٌّ وَلَا بِدْعَةٌ وَلَا ضَلَالَةٌ وَلَا حَيْرَةٌ فِي الدِّينِ إِلَّا مِنَ الْكَلَامِ وَأَصْحَابِ الْكَلَامِ وَالْجِدَالِ وَالْمِرَاءِ وَالْخُصُومَةِ، وَالْعَجَبُ كَيْفَ يَجْتَرِئُ الرَّجُلُ عَلَى الْمِرَاءِ وَالْخُصُومَةِ وَالْجِدَالِ، وَاللهُ تَعَالَى يَقُولُ: {مَا يُجَادِلُ فِي آيَاتِ اللّٰهِ إِلَّا الَّذِينَ كَفَرُوا} [غافر: 4] فَعَلَيْكَ بِالتَّسْلِيمِ وَالرِّضَى بِالْآثَارِ وَأَهْلِ الْآثَارِ، وَالْكَفِّ وَالسُّكُوتِ.

89- Bil ki -Allah sana rahmet etsin- dinde meydana gelen her zındıklık, her küfür, her şüphe, her bid’at, her dalâlet ve her şaşkınlık mutlaka kelâmdan; kelâmla, cidâlle, tartışmayla ve husûmetle uğraşanlardan kaynaklanmıştır.[1]  Allah Teâl⠓Allah’ın âyetleri hakkında inkâr edenlerden başkası tartışmaz” (Ğâfir 40/4) buyurduğu hâlde bir kimse nasıl tartışmaya, husûmete ve cidâle cüret edebilmektedir, hayret doğrusu! Şu hâlde sana düşen eserlere (rivayetlere) ve asar ehline (hadis ehline) teslimiyet ve rızâ göstermen, (gerekli olmayan konularda) konuşmaman ve susmandır.

Dipnotlar:
 1. Yerilmiş kelam ilmi hakkındaki açıklamalar 12.maddenin dipnotunda geçmişti, oraya müracaat ediniz.
9
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey 22.01.2020, 02:44 »
Ruyetullah Hakkında Bazı Tafsilatlar

وَاعْلَمْ أَنَّ أَوَّلَ مَنْ يَنْظُرُ إِلَى اللّٰهِ تَعَالَى فِي الْجَنَّةِ الْأَضِرَّاءُ ثُمَّ الرِّجَالُ ثُمَّ النِّسَاءُ بِأَعْيُنِ رُؤُوسِهِمْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ - صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ الْقَمَرَ لَيْلَةَ الْبَدْرِ لَا تُضَامُونَ فِي رُؤْيَتِهِ " وَالْإِيمَانُ بِهٰذَا وَاجِبٌ وَإِنْكَارُهُ كُفْرٌ.

88- Bil ki Allah Teâlâ’ya cennette ilk bakacak olanlar körlerdir.[1] Sonra erkekler, sonra da kadınlar gelir.[2] Baş gözleriyle bakacaklardır.[3] Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rabbinizi, dolunay gecesi ayı gördüğünüz gibi göreceksiniz. O’nu görmek için birbirinizi itip kakmayacaksınız.”[4] Buna iman etmek vâcip, bunu inkâr etmek küfürdür.[5]

Dipnotlar:
 1. Bunu Deylemi, Semure bin Cundub radiyallahu anh’dan merfu yani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü olarak rivayet etmiştir, ancak herhangi bir isnad zikretmemiştir. (Deylemi, Müsned’ul Firdevs, 1/25) Bu görüş, el-Hasen el-Basri’den kendi sözü olarak isnadıyla rivayet edilmiştir. (El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl’is Sünneti ve’l Cemaa, 2/578, no: 924’te ‘Allah’ı ilk görecek olanlar körlerdir’ bab başlığı altında; ayrıca Hatib el-Bağdadi, el-Muttefek ve’l Mufterak, no: 1530’da rivayet etmiştir.) Eğer bu rivayet el-Hasen’den sabitse onun gaybi bir konuda kendisine ulaşan bir bilgi olmaksızın konuşması pek ihtimal dâhilinde değildir. Sahabelerden işitmiş olduğu bir hadis sebebiyle bunları söylemiş olabilir, Allahu a'lem.
 
 2. Allahu Teâla’ya cennette önce erkeklerin sonra kadınların bakacağına dair bir hadis ya da esere vakıf olamadım. Bu, dünyada erkeklerin kadınlara birçok sahada üstün olduğuna dair çeşitli delillere kıyasla söylenmiş bir söz olabilir. Vallahu a’lem.
 
 3. Ru’yetullah’ın (Allah’ı görmenin) baş gözüyle olması hususunda 16. Maddenin dipnotuna bakınız.
 
 4. Hadisi, birebir Şeyh’in zikrettiği lafızlarla Tirmizi, Hadis no: 2554’te Ebû Hureyre radiyallahu anh’tan rivayet etmiş ve hadisin “hasen garib” olduğunu söylemiştir. Konuyla alakalı benzer rivayetler için 16.maddenin dipnotuna bakınız.
 
 5. Zira Allahu Teâla’nın ahirette görüleceğini inkâr eden kimse, konuyla alakalı açık hadisleri yalanlamış olur. Bununla birlikte ru’yetullah meselesi bazı kimselere kapalı kaldığından dolayı Tevhid gibi zahir meselelerin aksine hafi/kapalı meseleler arasında değerlendirilmiş ve bunu reddeden Mutezile gibi bid’at fırkalarına mensup herkes –ta ki meseleyle ilgili hüccetleri açıkça yalanlayana kadar- tekfir edilmemiştir. Nitekim nakledildiğine göre sahabe –Allah hepsinden razı olsun- ru’yetullah mevzusundan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kendilerine bildirinceye kadar habersizdiler ve gelip Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:

يَا رَسُولَ اللّٰهِ، هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Ey Allah’ın Rasülü! Bizler kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz” (Buhari, Hadis no: 7437) şeklinde sormuşlar ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de meseleyi onlara izah etmişti. İbnu Teymiyye rahimehullah bu ve benzeri naslara dayanarak bu tarz konularda sapan herkesin muayyen olarak tekfir edilemeyeceğini ifade etmiştir. (Fetava, 35/164-165) Vallahu a’lem.
10
Selef-i Salihin Akidesi / Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Son İleti Gönderen: Uhey 22.01.2020, 02:43 »
Kişi Öldüğünde Üç Şeyden Biri İle Müjdelenir

وَاعْلَمْ أَنَّ الْبِشَارَةَ عِنْدَ الْمَوْتِ ثَلَاثُ بِشَارَاتٍ؛

أ- يُقَالُ: أَبْشِرْ يَا حَبِيبَ اللهِ بِرِضَى اللهِ وَالْجَنَّةِ،

ب- وَيُقَالُ: أَبْشِرْ يَا عَدُوَّ اللهِ بِغَضَبِ اللهِ وَالنَّارِ،

ج- وَيُقَالُ: أَبْشِرْ يَا عَبْدَ اللهِ بِالْجَنَّةِ بَعْدَ الاِنْتِقَامِ

هٰذَا قَوْلُ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا.

87- Bil ki ölüm esnâsında üç şekilde müjde verilir:

a- “Ey Allah’ın sevgilisi, Allah’ın rızâsı ve cennete müjdelen!” denir.

b- “Ey Allah’ın düşmanı, Allah’ın gazabı ve cehennemle müjdelen!” denir.

c- “Ey Allah’ın kulu, intikamdan sonra[1] cennetle müjdelen!” denir.

Bu İbnu Abbâs radiyallahu anhuma’nın sözüdür.[2]

Dipnotlar:
 1. Diğer bir nüshada ise "intikam" sözü yerine "İslam" yazılıdır. Buna göre ise mana şöyle olur: "Ey Allah’ın kulu, müjdeler olsun sana İslamdan sonra Cennet!.." Yani İslam’ına mükâfat olarak manasındadır. Ancak sözün siyakına göre “intikam” kelimesi daha isabetlidir.

Burada "intikam" teriminin manası kişinin günahlarına göre Cehennem’de azap çektikten sonra Cennet’e dâhil olmasıdır. Bu ifade; Hariciler, Mutezile ve benzerlerinden, Kıble ehlinden büyük günah işleyen kimselerin, tevbe etmeden öldükleri takdirde ebedi cehennemde kalacaklarını ve asla cennete gidemeyeceklerini iddia eden fırkaların bu görüşüne reddiye ihtiva etmektedir. Günümüzde hadis inkârcısı bazı gruplar da bunu ileri sürmekte ve cehenneme giren hiç kimsenin çıkamayacağını iddia etmektedirler. Mürcie’nin aşırılarına göre ise tevhid ehli hiç kimse ateşe girmeyecektir ve dolayısıyla bütün mü’minler –günahkâr da olsalar- azap görmeden cennete gideceklerdir. Yani, Ehli Sünnet’in dışındaki bidat fırkalarının büyük çoğunluğuna göre insanlar ancak halis Cehennemlikler ve halis Cennetlikler olmak üzere iki sınıftır. Bidat ehlinin çoğu cehennemde azap gördükten sonra cennete gidecek olan mü’min sınıfını kabul etmezler. Ehli Sünnet’in nezdinde ise akıbetlerine göre insanlar üç sınıftır:

Birincisi: Ateşin ehli olan ve oradan çıkamayacak olan kâfirler.

İkincisi:  Cennet ehli olan salih mü’minler.

Üçüncüsü: Cehennemde azap gördükten sonra cennete girecek olan mü’minler.

Böylece kâfirler, halis mü’minler ve günahkâr mü’minler olmak üzere üç sınıf sözkonusu olmaktadır. Bu hususta ayrıca 20. Madde ve açıklamasına da müracaat edilebilir.
 
 2. Bu kavli İbnu Abbas’a senediyle nisbet eden bir kaynağa raslayamadım. Bununla beraber ölüm esnasında kişiye durumuna göre cennete ya da cehenneme gideceğinin haber verildiğini ifade eden birçok Kitap ve sünnet nassı mevcuttur. Buna delalet eden kabir azabıyla ilgili hadis yukarda geçmişti. Aişe radiyallahu anha Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e “Hiç birimiz ölümden haz etmiyor” dediğinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

لَيْسَ كَذٰلِكِ، وَلٰكِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا بُشِّرَ بِرَحْمَةِ اللهِ وَرِضْوَانِهِ وَجَنَّتِهِ، أَحَبَّ لِقَاءَ اللهِ، فَأَحَبَّ اللهُ لِقَاءَهُ، وَإِنَّ الْكَافِرَ إِذَا بُشِّرَ بِعَذَابِ اللهِ وَسَخَطِهِ، كَرِهَ لِقَاءَ اللهِ، وَكَرِهَ اللهُ لِقَاءَهُ

“Öyle değil! Lakin mü’min Allah’ın rahmeti, rızası ve cenneti ile müjdelendiğinde Allah’a kavuşmayı arzular, Allah da ona kavuşmayı arzular. Kâfir ise Allah’ın azabı ve öfkesiyle müjdelendiğinde Allah’a kavuşmaktan hoşlanmaz, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.” (Müslim, Hadis no: 2684)

Taberani, zaaf içeren bir senedle rivayet ettiği hadiste, bunu Aişe radiyallahu anha’nın sözü olarak nakletmiştir. Bu rivayette sözkonusu müjdenin “ölüm esnasında” olduğu ifade edilmiştir. (Taberani, el-Mu’cem’ul Evsat, no: 624) Vallahu a’lem.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10