Darultawhid

Gönderen Konu: KONSTANTİNİYYE'NİN (İSTANBUL'UN) FETHİ HADİSLERİ HAKKINDA BAZI FASİT TEVİLLER!  (Okunma sayısı 2189 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1909
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Aşağıda bundan yaklaşık 1 sene hatta daha fazla bir zaman önce yaptığımız bir yazışmayı ibret amaçlı olarak nakletmek istiyoruz. Şu an eski iddialarının birçoğunu yitirmiş halde varlık yokluk mücadelesi veren İŞİD isimli grup o dönemlerde hadislerde bahsedilen Mehdi (as)'ın öncü kuvvetinin kendileri olduğunu ve yine hadislerde müjdesi verilen Konstantiniyye'nin (İstanbul'un) fethi vesair ameliyeleri kendilerinin gerçekleştireceği yolunda bol keseden vaadlerde bulunuyorlardı, hatta bu doğrultuda Konstantiniyye isimli Türkçe derginin yayınına başlamışlardı. Bu fırkanın hızla ilerlediği o günlerde birçok kişiye bu hadislerde bahsedilen olayların bu ve benzeri gruplarla alakası olmadığını, zaten bu fırkaların akidelerinin sahih olmadığı ve de hadislerdeki vakıaların da günümüz şartlarına uymadığını anlatmak zordu. İşte o günlerde bize yazan birisi benzer iddialarda bulunmuş ve hadislere batini birtakım teviller getirerek Müslümanlarla savaşacağı ve Konstantiniyye'yi müslümanlara bırakmak zorunda kalacağı belirtilen Rumların Türkler olduğunu ve de İstanbul'un da Türkler'den alınacağını vesair ileri sürmüştü. Aşağıda bu kişiyle olan yazışmamızı nakledeceğiz. Umarız bu vesileyle ahir zaman hadislerine yapılan bu tür aceleci şahsi yorumların batıllığı bir kez daha ortaya çıkar ve insanlar gayb ile alakalı konularda kesin delillere dayanmadan hadiste bahsedilen grup veya kişi şudur, budur gibi indi görüşlerden vazgeçerler. Zaten Allah korkusu olan bir kimse nassa veya icmaya dayanmayan bu tarz yorumlardan kaçınır ve hele ki bu yorumlara dayanarak delillere dayalı olarak elde ettiği akideyi terkedip hadislerde işaret edildiğini zannettiği birtakım sapık fırkaların akidesine intisap etmeyi aklından dahi geçirmez. Vesselam.

Alıntı
Selamun Aleykum kardeşlerim,   

Sitenize yeni rasladım, çok istifade ettim. Allah emeği geçen herkesten razı olsun. İlminizi arttırsın, müslümanların kurtuluşuna ve aydınlanmasına vesile eylesin inşAllah.

Deccal, anti-christ ve demokrasiyle ilgili makalenizi okudum. Bazı hususlarda düzeltme olması gerektiğini naçizane düşünüyorum. İngilizcem iyi olduğu için bu konuyu Hıristiyan kaynaklarından da araştırma şansım oldu. Konu onları da ilgilendirdiği için bizdeki deccali direk onlardaki anti-christ'e benzetebilmek için öncelikle onlardaki bu anti-christ meselesini iyi anlamak gerekiyor. Aşağıda kısa kısa notlar şeklinde anlatmaya çalışacağım inşAllah.

1) Hıristiyanlardaki anti-christ bizdeki deccal değildir. O konuda hatalı bir yaklaşım olmuş. Ayrıca Yahudi'lerde böyle bir tabir yok, sadece Hıristiyanlara özgü.

2) Hıristiyanların İncil'inde anti-christ diye İngilizce'ye çevirdikleri kelimenin orjinali "antíkhristos". Kelimenin tam karşılığı "instead of Christ" demek. Yani tam çevirisi "İsa'nın yerine" demek. "kendisi İsa'nın yerine geçen" diye çevirebiliriz. Bunun anlamı şu, onlardaki Hz.İsa'yı taklit ederek, onun yerine kendisini geçiren ve batıl olarak insanları kendisine taptıran "şey" dir anti-christ. Bu da birçok delille sabittir ki, Katolik Kilisesinin ta kendisidir. İncillerde anlatılan anti-christ'in (kendisi İsa'nın yerine geçen) özellikleri, Katolik Kilisesi özellikleriyle karşılaştırıldığında kullandıkları renkler ve bütün tarihi seyirlerine kadar tıpa tıp İncil'de bahsedilenlere uyuyor.

Birçok Hıristiyan bu konuda çok ciddi bir aydınlanma içinde, "catholic curch anti-christ" şeklinde arama motorlarında aratırsanız delilleriyle birçok açıklama ve kaynağa ulaşabilirsiniz. Yani Hıristiyanlar kendileri de anlamış durumdalar İncil'lerde anlatılan anti-christ "İsa'nın yerine geçen" tabirinin tümüyle Katolik Kilisesi'ni anlattığını ve bu kurumun batıl olduğunu. "Pope anti-christ" şeklinde de araştırma yaparsanız göreceksiniz birçok Hıristiyan aslında anti-christ'in papa'nın ta kendisi olduğunu söylüyor, biliyor. Hakikati de böyle zaten.

Ama bu batıl kurumun kendisi (yani Katolik Kilisesi) ve cahil Hıristiyanlar anti-christ'i daha sonra ortaya çıkacak olan "İslami" bir unsur olarak sunuyorlar. Ya -haşa- peygamberimizi böyle itham ediyorlar, ya da Müslüman'ların beklediği Mehdi anti-christ olacak diyorlar. Halbuki aslında onlara böyle propaganda yapan kurum, yani Katolik Kilisesi bütün özellikleriyle anti-christ'in ta kendisi. Hıristiyanlar bu konuda ciddi bir aydınlanma içindeler. Birçoğu gerçeğin böyle olduğunu anlayıp, anlatıyorlar.

3) Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) haber verdiği deccal'le ilişkisine gelince, diyebiliriz ki: "anti-christ deccal değildir, ama onun doğmasına yol açmıştır. Anti-christ (Katolik Kilisesi) din adına o kadar saçma sapan şeyler yapmış, zulmetmiş ve insanları o kadar bezdirmiştir ki, Avrupa'daki insanlar "laiklik" adını verdikleri, kilise ve devleti birbirinden ayıran, kiliseyi vicdani bir alana hapseden bir kurum oluşturmak zorunda kalmışlardır (bir anlamda haklı olarak). Bu da hem laikliğin, hem de demokrasinin doğuş sebebidir. Onlarda aslında haklı bir sebebe dayalı olarak -anti-christ e karşı- doğan demokrasiyi/laikliği sonradan bizdeki bazı cahiller matah bir şey sanarak bize ithal ettiler.

4) Diyebiliriz ki, laiklik ve demokrasi Hıristiyanlar için, -İsa'nın yerine geçen- anti-christ'ten kurtulmalarını sağlayan ve batıl bir kurum olan, anti-christ şeklinde anlatılan Katolik Kilisesi'nden kurtulma vesilesiyken, bizim saf dinimizde ise lakilikte, demokrasi de şirktir.

5) Resullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerde deccalden önce küçük deccal'ler çıkar diye bahsettiği yalancılar -Allah'u alem- demokrasi sisteminin başına geçen herkestir. Bütün politikacılardır. Deccalin özelliği olan, hakkı batıl, batılı hak gösterme görevini üzerlerine almışlardır. Ve malum teşri, vs birçok şekillerde ağızlarıyla söylemeselerde aynı hadis'lerde geçtiği gibi "ilahlık" ilan etmişlerdir.

6) Mehdi (as) -Allah'u alem- bu deccali sisteme savaş açacaktır. Ve bu işin içinde Türkiye'nin olması çok muhtemel görünüyor. Çünkü İslam aleminde bu demokrasi fitnesinin ilk başladığı yer o zamanlardaki en güçlü İslam (!) devleti olan Osmanlılar, ve şu anda da bu demokrasi fitnesinin en güçlü yaşandığı yer hala Türkiye'dir. Türkiye'yi bu yüzden örnek göstermeye çalışıyorlar zaten diğer İslam (!) ülkelerine.

7) Çok önemli bir husus ve kimsenin bahsetmediği bir nokta da şu: hadis-i şeriflerde "Rum" ifadesiyle geçen kelimenin, tam olarak Türkiye'yi anlattığının anlaşılması gerekiyor. Bu çok uzun bir konu ve delilleri de çok fazla. Dilerseniz hadis'lerden ve alimlerin açıklamalarından daha detaylı açıklayabilirim. Ama kısaca söylemek gerekirse: Resulullah zamanında asıl eski Roma'da olmasalar bile, Roma kısmı (batı Roma İmparatorluğu) yıkılmış olsa da, Resulullah onların Konstantıniyye merkezli imparatorluklarına (Doğu Roma İmparatorluğu'na - Bizans İmparatorluğu-) "Rum" ismini veriyor. Yani o imparatorluğun varisi olanları, Roma ellerinde olmasa da "Rum" olarak isimlendiriyor Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem). İnceleyince anlıyoruz ki hadislerde geçen "Rum" tabiri belli bir devlet adı değil, politik bir tanımlama. Varisçi kimse kısaca "Rum" da onlar. Ve bu varisçinin kontrolündeki bütün topraklar "Rum" toprağı olarak isimlendiriliyor. Fakat kontrollerinden çıkan topraklar ise "Rum" olmaktan çıkıyor. Hadisler ve Müslüman'ların bu devlet/topraklarıyla ilgili nakilleri bunu doğruluyor. Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi. Diyebiliriz ki politik "Rum" tabiri şöyle bir seyir izlemiş:

"Rum"un seyri ve varisçileri;

(önce)-->Roma şehri merkezli Roma İmparatoluğu (dinleri pagan dini) Bunlar ilk "Rum"
(sonra)-->Roma İmp. yıkılınca onun varisi olarak kalan Bizans İmp. (dinleri Hıristiyanlık) "Bunlar Hıristiyan Rum"
(sonra)-->Bizansı yıkan Osmanlılar (Fatih kendine Kayzer-i Rum sıfatı veriyor) "Bunlarda Müslüman Görünümlü "Rum"
(en son)-->Osmanlı'yı yıkan T.C. (laik ve demokratik Rum dönemi başlamıştır.)

Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kullanım şeklinde ve tarihi seyir içinde Müslüman'ların kullanım ve yaklaşımlarına bakınca görüyoruz ki, "Rum" tabiri, dini bir tabir değil (önce pagan-hıristiyan-islam-son olarakta laiklik olarak değişmiş), ayrıca "Rum" tabiri tek bir devleti de kapsamıyor, o devletin varisçisi kimse, onun isminin "Rum" olduğu anlaşılıyor. Zaten çok ilginç bir şekilde öncekini yıkan herkes varisçi olduğu garip bir şekilde ilan etmiş.

8) Hadis'lerde geçen, "Muhakkak ki Rum'lar Dabık'a inecekler ve onlarla savaşacaksınız" mealindeki hadis çok açık laik Türkiye Cumhuriyeti'yle yapılacak bir savaşı anlatıyor. Ve bu savaşın müslümanlar tarafındaki cephesini Mehdi (as) yönetecek -Allah'u alem- Zaten hadislerde geçen savaşın geçeceği yer isimleri "Dabık" ve "A'mak"ın haritadaki yerlerine bakıldığında açıkça anlaşılıyor. Laik Türk ordusu Suriye'ye girerse, oradan girmek zorunda mecbur. Ayrıca "Rum"larla yapılan bu savaşın sonrasında onları yenen İslam ordusu Konstantıniyye'yi de "tekbirlerle" feth eder diyerek açıkça bildiriyor Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem). Fetih'in tekbirlerle yapılacağının bildirilmesinden bazıları savaşmadan alınacak, çünkü Türkiye zaten Müslüman, vs şeklinde saçma sapan yorumlar yapıyor ama Türkiye'nin Müslüman bir memleket olmadığı bütün Tevhid ehlinin malumu. -Allah'u alem- Türkler Dabık'a indiklerinde bahsedilen çok kanlı savaştan sonra Türklerin ordusu dağılacak, Mehdi (as) önderliğinde Müslüman'lar Türkiye'ye rahat bir şekilde girecekler, yani karşılarında bir güç kalmayacak Dabık ovasında zaten yendikleri için.

------

Daha da uzatılabilir, kısaca söylemek istediklerim bunlar. Hatam olabilir, varsa nefsimdendir tabiki. Eğer itiraz ya da eleştiriniz varsa bildirirseniz sevinirim.

Bir de sitenizde herhangi bir yorum göremedim, Suriye'deki Işid'le ilgili düşünceleriniz nelerdir? Ve Suriye'deki genel cemaat ve gidişatla ilgili görüşleriniz nelerdir?

Selamlar.

Alıntı
Bende sizler gibi taifetul mansurayı bulma, onlara isabet etme niyet ve çabasındaki bir kardeşinizim. Sitenizi de bu yönde araştırmalar yaparken buldum.
Işidle ilgili genel olarak tespitlerim şunlar.

Öncelikle İslami hareketlerden genel olarak bahsettiğiniz yazınız çok güzel olmuş. Allah razı olsun. Orada bahsettiğiniz gibi birçoğu itikadi olmaktan ziyade siyasi şartlar gereği oluşmuş oldukları için itikatları bazı noktalarda zayıf ve yanlış olabiliyor. Ve gün geçtikçe sertleşiyorlar ama bunu itikatları doğru olduğu/başladığı için değil, şartlar sertleştiği için daha sert/doğru çizgiye geliyorlar tespitiniz de çok doğru.

Benim gördüğüm ışid ilk başlarda büyük küfürde özür konusunda sahih bir açıklamaları yokken özellikle el kaideyle ters düşünce daha da sertleştiler. Büyük şirkte özürü kabul etmiyoruz diyor resmi sözcüleri. Gerçi daha önceki liderleri Ömer el bağdadi nin açıklamaları var itikatlarının ne olduğuyla ilgili bundan 6-7 sene öncesine dayanan. Orada da belirtmişler bu özür meselesinde doğru çizgide olduklarını. Ama şimdiki liderleri Ebubekir el bağdadi nin de meşhur bir konuşması var tabi biliyorsunuzdur, terör nedir?, şeklinde bütün halklardan Müslüman olarak bahsettiği.

Genel olarak görülen, el kaideden biraz daha sert ve hakka biraz daha yakın bir çizgide olan, ama yinede hakka isabet etme ve tekfiri tutarlı ve doğru şekilde kullanma noktasında zayıflıkları olan bir topluluk oldukları görünüyor. Örneğin cehaleti özür görenlerin tekfiri konusunda, özür görenleri tekfir ederiz diyorlar ama mesele eskiden sıkı fıkı oldukları el kaide şeyh ve kadılarını tekfir etmeye gelince bunlar cihat ehlidir diyerek tevil edip onları tekfir etmiyorlar. Ya da dillendirmiyorlar.

Ben genel olarak Suriye'ye dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hadislerden anlaşılan bir şekilde (son dönemdeki) taifetul mansura orada başladı/başlayacak ya da bir şekilde oradakiler doğru çizgiye girecekler gibi görünüyor. Çünkü açık şekilde Şam hareketinden bahsediliyor. Işid in büyük ihtimalle Mehdi (as) ın ordusu olacaklarını düşünüyorum. Ya da bel kemiğini oluşturacaklarını.

Sizin düşünceleriniz neler genel olarak yazdıklarım ve Şam durumuyla ilgili? Önceki yazımla ilgili de düşüncelerinizi öğrenmek isterim.
Selamlar.


Bismillahirrahmanirrahim,

Anti-christ kavramı sizin de belirttiğiniz gibi daha ziyade Hristiyanların kullandığı bir tabirdir ve Mesih karşıtı anlamına gelir. Yahudilerde doğrudan böyle bir tabir kullanılıyor mu bilmiyorum ancak bildiğim kadarıyla Yahudi kaynaklarında da onların beklediği Mesih’le savaşacak olan kişilerden bahsedilmektedir o yüzden Mesih’le savaşacak olan bir saptırıcı Deccal yani anti christ inancının onlarda da var olduğu söylenebilir. Elbette ki onlardaki Deccal inancının İslamdakiyle tıpatıp aynı olduğu iddia edilemez lakin sözkonusu yazıda daha çok Deccal’e ehli kitabın bu ismi verdiğine atıf yapılmıştır. Yoksa bizdeki deccalle onlardakinin aynı şey olduğu şüphesiz ki ileri sürülemez. Istılahta, isimlendirmede çok sıkıntı olmaz ama gerekirse yine düzeltme yapılır.

Ecnebilerin apokaliptik literatür adını verdikleri kıyamet ve öncesi ile alakalı dini haberler gerek İslam gerekse diğer kitap ehli din müntesipleri arasında eskiden beri ilgiyle karşılanmış ve bu konuda çokça afaki yorumlar ve spekülasyonlar da yapılmıştır. Sanırım bahsetmiş olduğunuz şekilde bazı Hristiyanların Katolik kilisesini İncil’de bahsedilen anti christ’le özdeşleştirmeleri de Katolik kilisesine karşı olan birtakım Hristiyan mezheplerinin yaptığı şahsi yorumlar olsa gerek. Bu biraz Said Nursi vb’nin Deccal’le alakalı yaptığı (komunizm, Kemalizm, Batı medeniyeti vs) Batıni tevillere benzemektedir. Gerçi açık konuşmak gerekirse sizin yaptığınız yorumlar da –birazdan açıklayacağım sebeblerden dolayı- biraz o Batıni tevillere benzemiş!

Kıyamet alametleri neticede gayble alakalı olan meselelerdir ve bu hususlarda vahye dayanmayan yani Kitap ve Sünnetten bir delili olmayan yorumlara gitmek doğru olmaz aksi takdirde Kuranın nehyettiği gayba taş atma fiili gündeme gelir. Sonuçta siz hadisleri şerhedecek bir ilme sahip olarak kendinizi görmüyorsunuzdur inşaallah şu halde ahir zaman hadisleriyle alakalı sizin veya bizim yorum yapma selahiyetimiz olmadığını kabul etmek durumundasınız. Bundan dolayı Rumlarla alakalı hadisleri Türklere yormanız isabetli değildir hatta bizim, sizin veya hadisleri şerh edecek ehliyete sahip olmayan herhangi birisinin hadislerle alakalı herhangi bir yorum yapması caiz değildir. Alim olmayan birisinin dinle alakalı herhangi bir konuda söylediği söz –hadiste de beyan edildiği gibi- isabetli bile olsa hatalı sayılır. Şurası da var ki alim olmayanların yaptığı bu tarz yorumların isabet etme ihtimali de düşüktür.
Kısacası hadiste Türklerden bahsedildiğini şahsi yorumlara dayalı olarak değil ancak ilim ehlinin yaptığı açıklamalara dayalı olarak söyleyebilirsiniz ki ben şu ana kadar böyle bir açıklamaya raslayamadım. Bilakis bazı hadislerde Rumlardan bizzat bildiğimiz Avrupa ırkından kasdedildiğine işaret eden şeyler vardır. Mesela Bezzar’ın nakletmiş olduğu hadiste şöyle bir ifade geçmektedir:


لَا تَذْهَبُ الدُّنْيَا حَتَّى تَكُونَ رَابِطَةٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ بِمَوْضِعٍ يُقَالُ لَهُ: بُولَانُ، حَتَّى يُقَاتِلُونَ بَنِي الْأَصْفَرِ، يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، لَا تَأْخُذُهُمْ فِي اللَّهِ لَوْمَةُ لَائِمٍ، حَتَّى يَفْتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ قُسْطَنْطِينَةَ وَرُومِيَّةَ بِالتَّسْبِيحِ وَالتَّكْبِيرِ

“Bulan” denilen mevkide müslümanlara ait bir birlik bulunmadığı müddetçe dünya yok olmayacaktır. Nihayet Beni Asfar’la savaşacak ve Allah yolunda cihad edeceklerdir. Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmezler. Sonunda Allah onlara Kostantiniyye (İstanbul) ve de Rumiyye (Roma) şehirlerini tesbih ve tekbirlerle fethetmeyi nasib eder…” (Müsned-i Bezzar, 8/317)

Bu ve benzeri hadislerde ismi geçen Benu Asfar/ Sarı oğulları ifadesi Rumlarla alakalı kullanılan bir tabirdir. İbn Atiyye (rh.a) tefsirinde bu konuyla alakalı şöyle demektedir:


والأصفر هو الروم بن عيصو بن إسحاق بن إبراهيم الخليل عليهما السلام وكان أصفر اللون فيقال للروم بنو الأصفر

Asfar’dan kasıd İbrahim Halil’in oğlu İshak’ın oğlu İys’in oğlu Rumdur. Bu kimse sarışın olduğundan dolayı Rumlara Benu Asfar (sarıoğulları) denilmiştir. (el-Muharrer’ul Veciz, 3/42)

Bundan dolayı hadisin zahirinden de anlaşılacağı üzere Müslümanların Amik ovasında savaşacağı ve İstanbulu ve de Romayı ellerinden alacağı Rumlar bildiğimiz Rumlardır. Ahirzaman hadiselerinden bahseden melahim hadislerine yapılan bu tarz yorumlar günümüzde birçok kişi için fitne haline gelmiştir. Zaten öncesinde de şek şüphe içinde olan  birçok kişi böyle zanni yorumlara dayanarak kesin ilimle sabit olan akideyi inkar etmektedir. Şam hadisleri, siyah sancaklılar hadisi vs gerek sıhhat durumları gerekse şerhleri hakkında muhtelif görüşler olan rivayetlere dayanarak birçok kişi eskiden sahip oldukları akideyi terk ederek işidin akidesine geçmişlerdir. Bu insanların cehalet, tekfir, tağuta muhakeme vb konularda  Kitap ve Sünnetten aldıkları sahih akideyi nakzedecek hiçbir delil gelmediği halde sırf bu ahirzaman hadislerinde İşide işaret ediyor şeklinde tamamen tahminlere dayalı bir vehimle dinlerinden irtidad etmektedirler. Bu ise kesin ilmi bırakıp zanna tabi olmaktır. Size de tavsiyemiz bu konularda dikkatli olmanız ve fiten hadisleriyle alakalı şeri nasslarda ve selefin fehminde yer alan bilgilerin ötesinde tahmin ve kurgulara dalmamanızdır. Bu zaten kendisi başlı başına bir vebal teşkil ettiği gibi bunlara fazla kaptıran kişilerde daha büyük itikadi problemler yaşanmaktadır. İşid liderlerinin ıslah olması veya onların içinden bir grubun hidayete kavuşması bizim de temennimiz ve yerine göre beklentimizdir ancak neticede bütün bunlar zann ve tahminden öteye geçmez, bunların üstüne herhangi bir şey bina edilemez. Bunlarla uğraşmak yerine başta akidenin tashihi olmak üzere Deccal fitnesine hazırlık olacak amellerle meşgul olmak daha evladır vesselam.


Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 711
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
2546 Gösterim
Son İleti 09.07.2016, 20:22
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2955 Gösterim
Son İleti 21.07.2016, 19:12
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
4589 Gösterim
Son İleti 25.07.2016, 23:55
Gönderen: Tevhid Ehli
8 Yanıt
3292 Gösterim
Son İleti 04.02.2019, 23:45
Gönderen: İbn Teymiyye
3 Yanıt
346 Gösterim
Son İleti 09.03.2020, 02:34
Gönderen: Tevhid Ehli