Darultawhid

Gönderen Konu: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!  (Okunma sayısı 5423 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« : 07.01.2017, 22:12 »
Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Günümüzde tevhidi yaşamak kendilerine ağır gelen birçok kimse özellikle vela-bera dediğimiz İslamın dostluk ve düşmanlıkla alakalı hükümlerini iptal etmek amacıyla ortaya sayısız şüpheler atmışlardır. Bunun için de öncelikle müşriklerin tekfiriyle alakalı şüphelere ağırlık vermişlerdir. Çünkü kendisini İslama nisbet eden müşriklerin tekfirini tartışmalı bir konu haline getirdiklerinde dünyevi olarak bir çok hususta rahat hareket edeceklerdir.

 “Onlar Allahı ve müminleri aldatmaya çalışıyorlar. Halbuki onlar sadece kendilerini aldatmaktadırlar fakat farkında değildirler.” (Bakara: 9)

İşte bu tiplerin gündeme getirdiği konulardan birisi de “bidat ehlinin tekfiri” meselesidir. Alimlerin, ehli sünnetten olmayan sapık fırkalardan bazılarının tekfiri hususunda ihtilaf ettikleri ilimden biraz nasiplenmiş olan herkesin bildiği bir meseledir. Yine ilimden nasibini almış olan herkes, alimlerin bu fırkalardan İslamın zaruri olarak bilinen esaslarını inkar edenleri ittifakla tekfir ettiklerini de bilir. Muvahhidlerin şu an tekfir ettikleri insanlar, İslamın zaruri esaslarından en birincisi olan “tevhid”i ihlal eden ve hükümde, itaatte, duada vb hususlarda Allaha ortak koşan kimselerdir. Günümüzde tevhid ehlinin tekfir ettiği kabirperest, demokrat, laik zihniyetteki kimseler yerine göre geçmişte ulemanın tekfir ettiği bidat fırkalarından bile daha kötü durumdadırlar. Yukarda bahsettiğimiz şüphe ehli, bütün bunları bilmelerine rağmen hala inatla kıble ehlinden olan fırkalar hakkında verilmiş fetvaları günümüzdeki insanlara aynen uygulamaya çalışmaktadırlar.

Son yıllarda tevhid hakkında bu tarz şüpheler ekmeye çalışanların başında Azeri dilinde yayın yapan bir site gelmektedir. Bu siteye takılan sözde ilim talebeleri tevhide meyledenleri şüpheye düşürmek amacıyla alimlere ait ne kadar kapalı söz, çetrefilli mesele, nakil, fetva vs varsa bulup neşretmektedirler. Bizler inşallah yeri geldikçe bu ve buna benzer fitne odaklarına ilmimiz yettiği oranda cevap vermeye gayret edeceğiz. Şimdi bu zihniyetteki birisi şöyle bir yazı neşretmiştir:
 
“Rafizi bir kadınla evlenmeğin hükmü nedir?

Şeyhul İslam Ahmed İbn Teymiyye (661–768 h/1263–1328 m) rafizilerle nikahın sahihliği hakkında şöyle demiştir:

 

وسئل : عن " الرافضة " هل تُزوَّج ؟
فأجاب : الرافضة المحْضة هم أهلُ أهواءٍ وبدعٍ وضلالٍ , ولا ينبغي للمسلم أن يزوِّجَ مُوليَّته مِن رافضيٍّ , وإن تزوَّج هو رافضيةً صحَّ النكاحُ , إن كان يرجو أن تتوبَ وإلا فتركُ نكاحِها أفضلُ لئلا تُفسِد عليه ولَدَه

"Soru: Rafizilerden kız alınarmı?
Cevab: Halis rafiziler heva, bidat ve zelalet ehlidir. Müslümanın kendi velayeti altında olan kadını onlarla evlendirmemesi lazımdır.
Eğer müslümanın kendisi – tevbe etmesini umuyorsa - rafizi bir kadınla evlenerse nigahı sahihdir.
Eğer rafizi kadının tevbe etmesini ummuyorsa, çocukları bozmaması için böyle rafizi kadınla evlenmeği terk etmesi daha efdaldır."

Kaynak: Ahmed İbn Teymiyye: Mecmuatul Fetava: 32/43
Darul Vefa: 1426/2005

Not: İbn Teymiyye rafizi kadınla nikahı sahih sayıyor. Malumdur ki, kitab ehlinden olmayan kafirlerle nikah sahih değildir. O, zaman ortaya iki ihtimal çıkıyor:

1. İbn Teymiyye kitab ehli olmayan kafir kadınlarla da nikahı caiz görüyor.
2. İbn Teymiyye rafizileri kafir saymadığı için nikahlarını sahih sayıyor.”

“Tahavi” rumuzlu bu kişi her zamanki vur kaç taktiğiyle bu fetvayı cahillerin önüne atıp kaçmaktadır. Halbuki sorduğu bu soruların cevabını –Allahu a’lem- iyi bilmektedir. Fakat at koşturduğu ortam fitne için müsait bir ortamdır. Bu tip şüpheleri ortaya atanların amacı Allahu a’lem şudur: “Rafızilerin bile tekfirinde ihtilaf olabiliyorsa günümüzdeki müslümanım diyen başka topluluklarla alakalı da ihtilaf olabilir. Tağuta muhakeme olanlar, itaat edenler; kabirlere dua edenler vs gibi.” Ayrıca alimlerin Şiilere Müslüman demesinden yola çıkarak günümüzdeki Şiilerin de Müslüman olduğunu iddia edenler de mevcuttur. Bu şüpheler, devrimizde tevhid akidesi hakkında ortaya atılan binlerce şüpheden sadece birkaç tanesi ve belki de en zayıflarıdır. Dalalet ehli böyle hezeyanlarla ancak iman nedir küfür nedir bilmeyen, sloganların ve isimlerin peşine takılmış birtakım cahilleri şüpheye düşürebilir. Ancak ortaya atılan iddialar “örümcek evi” gibi zayıf da olsa batıl ehlinin meydanı boş bulup hezeyanlarını pervasızca savurmalarının önüne geçilmelidir. Bu yazımızın gayesi de Allahın izniyle budur.

Bu meseleye cevabımız Allahın izniyle şöyledir: Şeyhulislam İbn Teymiye “Sarim’ul Meslul” adlı eserinin son bölümünde Ebubekir,Ömer, Osman (r.anhum) gibi sahabeye dil uzatan Rafızilerin hükmünü ele almış ve  onları tekfir eden alimlerin ve de tekfir etmeyen alimlerin görüşlerini naklettikten sonra şöyle demiştir:


في تفصيل القول فيهم.
أما من اقترن بسبه دعوى أن عليا إله أو أنه كان هو النبي وإنما غلط جبريل في الرسالة فهذا لاشك في كفره بل لاشك في كفر من توقف في تكفيره.
وكذلك من زعم منهم أن القرآن نقص منه آيات وكتمت أو زعم أن له تأويلات باطنة تسقط الأعمال المشروعة ونحو ذلك وهؤلاء يسمون القرامطة والباطنية ومنهم التناسخية وهؤلاء لا خلاف في كفرهم.
وأما من سبهم سبا لا يقدح في عدالتهم ولا في دينهم مثل وصف بعضهم بالبخل أو الجبن أو قلة العلم أو عدم الزهد ونحو ذلك فهذا هو الذي يستحق التأديب والتعزير ولا نحكم بكفره بمجرد ذلك وعلى هذا يحمل كلام من لم يكفرهم من أهل العلم.
]وأما من لعن وقبح مطلقا فهذا محل الخلاف فيهم لتردد الأمر بين لعن الغيظ ولعن الاعتقاد.

"Onlar hakkında söylenilenlerin tafsilatına dair bir fasıl:

Kim bu sövmesine bir de, Ali'nin ilah olduğu yahut o peygamberdi de Cebrail risaleti kime vereceğinde yanıldı, sapıklığını eklerse işte bunun küfründe hiç şüphe yoktur. Dahası böylesi birinin tekfir edilmesinde duraksayanın küfründe de şüphe yoktur.

Keza onlardan kim Kur'an'dan bir kısım ayetler noksan olup gizli kalmıştır yahut onun batini tevilleri vardır. Bu tevillerle (yorumlarla) şer'î teklifler vesaire kalkar iddiasında bulunursa ki bu tipler Karamita ve Batıniye diye isimlendirilir. Ayrıca et-Tenasuhiyye de bunlardandır. İşte bütün bunların küfründe ihtilaf yoktur.

Kim de onların adalet ve dinlerine dokunmadan onlara sadece söverse, mesela bazılarını cimrilik veya korkaklık, bilgisizlik, zühd sahibi olmamak vesair ile tavsif etmek gibi. Bu kişi, haddi zatında te'dip ve tazire müstehaktır. Fakat sırf bunlardan dolayı küfrüne hükmetmeyiz, Nitekim onları tekfir etmeyen ilim ehlinin sözleri de buna hamledilir.

Kim mutlak olarak onları telin edip kötülerse işte bu da onlar hakkındaki bir ihtilaf noktasıdır. Çünkü gayzdan kaynaklanan lanet ile itikattan kaynaklanan lanetin durumu birbirinden farklıdır." (Es-Sarim’ul Meslul, İbn Teymiyye, sf 586-587, thk: Muhammed Muhyiddin Abdulhamid )

Görüldüğü üzere –her fırka hakkında olduğu gibi- Rafızilerin içinde de tekfirinde icma edilen gruplar olduğu gibi, tekfirinde ihtilaf edilen gruplar da mevcuttur. Sahabenin dinine değil de şahsına dil uzatan kimselerin tekfirinde ihtilaf edilmiştir. Ancak Ali (ra)’nın ilah veya peygamber olduğunu veya Kuranı Kerimin tahrif olduğunu iddia edenler gibi İslam dininden zaruri olarak bilinen hükümleri inkar edenler ittifakla tekfir edilmiş, hatta tekfir etmeyenler dahi tekfir edilmiştir. Tevhidin aslını ihlal edip, ibadette Allaha ortak  koşanlar da böyledir. Böyleleri cahil veya İslama mensub olduğunu ileri süren birisi bile olsa tekfir edilirler hatta tekfir etmeyenler de tekfir edilir. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın oğlu Abdullah, Rafızilerin hükmüyle alakalı İbn Teymiyye’nin verdiği bu fetvayı naklettikten sonra şöyle demektedir:


فهذا حكم الرافضة في الأصل، وأما حكم متأخريهم الآن، فضموا الآن مع الرفض الشرك العظيم، الذي يفعلونه عند المشاهد الذي ما بلغه شرك العرب، الذين بعث إليهم رسول الله صلى الله عليه وسلم.

“İşte rafıziler hakkındaki asıl hüküm budur. Onların son dönemlerdeki yani şu anki hallerine gelince; onlar mevcut Rafızi akidesinin üstüne şu anda türbelerde yaptıkları büyük şirkleri ilave etmişlerdir ki bu yaptıkları Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in gönderildiği Arap toplumunun şirkini bile geçmiştir.” ( Ed-Durar’us Seniyye, Mürted babı 10/249)

Şeyh Abdullah devamında şöyle diyor:

فمن قال: إن التلفظ بالشهادتين لا يضر معهما شيء، أو
 قال: من أتى بالشهادتين وصلى وصام لا يجوز تكفيره، وإن عبد غير الله فهو كافر، ومن شك في كفره فهو كافر، لأن قائل هذا القول مكذب لله ورسوله، وإجماع المسلمين كما قدمنا

"Her kim "Şehadet kelimesini telaffuz ettikten sonra artık hiçbir şey zarar vermez" derse veyahut da "şehadet getirip namaz kılan oruç tutan bir kimsenin, Allah'tan başkasına ibadet etse bile tekfir edilmesi caiz değildir" derse bu kimse kafirdir. Böyle birisinin küfründe şüphe eden dahi kafirdir. Çünkü –daha önce de belirttiğimiz gibi- bu kimse bu sözüyle Allahı, Rasulunu ve Müslümanların icmasını yalanlamış olur." (Durer'us Seniyye, Mürted babı, 10/250 )

Şeyh Muhammed Bin Abdilvehhab ise "Mufid'ul Mustefid fi kufri tarik'it tevhid" adlı eserinde "Allah'tan başkasına dua ve aracılık şirki" hususunda şunları söylüyor:


وقد ذكر في "الإقناع"، عن الشيخ تقي الدين: أن من دعا علي بن أبي طالب فهو كافر، وأن من شك في كفره فهو كافر، فإذا كان هذا حال من شك في كفره، مع عداوته له ومقته، فكيف بمن يعتقد أنه مسلم، ولم يعاده؟ فكيف بمن أحبه؟ فكيف بمن جادل عنه وعن طريقته؟ وتعذر أنا لا نقدر على التجارة وطلب الرزق إلا بذلك

“İkna"(Hanbeli mezhebinin muteber fıkıh kitaplarından birisidir. Müellifi Haccavi’dir.) da şöyle demektedir: Şeyh Takiyyuddin (İbni Teymiye) şöyle der: "Her kim Ali bin Ebi Talib'e dua ederse kafirdir. Onun küfründe şüphe eden de kafirdir." Bunlara düşmanlık yapıp buğzetmekle beraber küfürlerinde şüphe eden kimsenin durumu böyle ise, onların müslüman olduğuna itikad edip, onlara düşmanlık sergilemeyen kimsenin durumu nasıl olur? Onları sevenlerin hali nice olur? Onlar hakkında ve yollarının doğruluğu hakkında mücadele edip, biz ticaret ve rızık talebini ancak bu şekilde yapabiliyoruz, diyenlerin durumu nasıldır?
(Durer'us Seniye, Cihad babı, 9/414 ) 

Bu hususta alimlerden daha bir çok nakil getirebiliriz ama bunlarla iktifa ediyoruz. Dinin aslı olan tevhide ve diğer asıllara muhalefet edenlerin ve de ne gerekçeyle olursa olsun onların küfrü hakkında şüphe edenlerin durumu budur. Rafıziler, kabirlere ibadet etme şirkinin üstüne asrımızda demokrasi, sosyalizm gibi batıl mezheplere bağlanmak, tağutlara muhakeme olmak, kafirlerle dost olmak gibi kendi itikadlarına dahi aykırı olan yeni küfürler ilave etmişlerdir. Esasında onların bu noktada diğer Müslüman geçinen hatta Sünni olduğunu iddia eden milletlerden bir farkları yoktur. Sadece tevhide düşmanlıkları biraz daha aşikardır, o kadar… Gerek Şiiler gerekse de Zeydiyye, İbadiyye gibi diğer dalalet fırkalarına mensup olanlar geçmişte kıble ehlinden yani müslüman sayılan ataları gibi değerlendirilmezler. Zira bugün bu insanlar arasında açık şirkler zuhur etmiştir. Biz bu hususlarda onları Rafızi, Şii, Harici vs olduklarından dolayı değil, bizzat tevhidin aslına muhalefet ettikleri için tekfir ediyoruz.

Netice olarak; Şeyhulislam, kendi döneminde dinin aslını ihlal etmeyen, bidatı küfür derecesine varmayan Şiilerle nikah kıymayı mekruh addetmekle beraber batıl saymamıştır. Bu fetva günümüzde ister ehli sünnete isterse de Şiaya mensubiyet iddia eden hiçbir müşrikle evlenilmesine dayanak teşkil etmez. Zira günümüzde Şiiler ve başkaları İslam dininin aslını ihlal eden açık küfürleri irtikab etmektedir. Ahiru da’vana elhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #1 : 07.01.2017, 22:16 »
Alevilerin Lübnan’da yaşayan bir kolu olan Dürziler hakkında ise İbnu teymiye (rh.a) şöyle demektedir:

وقد سئل شيخ الإٍسلام ابن تيمية (رحمه الله) عن الدروز فأجاب قائلاً:
كفر هؤلاء لا يختلف فيه المسلمون بل من شك في كفرهم فهو كافر مثلهم


Şeyhulislam İbn teymiye'ye Dürziler hakkında sorulduğunda bunların küfrü hakkında müslümanlar arasında ihtilaf olmadığını bilakis bunların küfründe şüphe edenin onlar gibi kafir olduğunu söyledi. (Fetava: 35/162) Ardından şöyle devam ediyor:


بل هم أضل من اليهود والنصارى والمشركين، فلا يباح أكل طعامهم، ولا تنكح نساؤهم، ويجوز أن تسبى أموالهم ونساؤهم، لأنهم زنادقة مرتدون يقتلون أينما ثقفوا، ولا يجوز استخدامهم عند مسلم ويجب قتل علمائهم لئلا يضلوا غيرهم، وتحرم مجالستهم إلا لمذكر وداع لهم إلى الإسلام، ويحرم على ولاة الأمر من المسلمين الاستعانة بهم، أو إقرارهم على ما هم عليه

"Bilakis onlar Yahudi ve Hristiyanlardan ve de müşriklerden daha sapıktırlar. Onların yemeklerini yemek caiz değildir. Kadınlarıyla evlenilmez. Mallarının ve kadınlarının esir olarak alınması caizdir. Çünkü onlar zındık ve mürteddirler, nerede bulunsalar öldürülmeleri gerekir. Müslümanın yanında çalışmaları caiz değildir. Başkalarını saptırmamaları için alimlerinin öldürülmesi gerekir. Onlarla nasihat ve İslama davet amacı dışında oturulması haramdır. Müslümanların yöneticilerinin onlardan yardım istemesi haram olduğu gibi onları bulundukları hal üzere kabul etmesi de haramdır."

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #2 : 07.01.2017, 22:18 »
Alıntı
Alevilerin Lübnan’da yaşayan bir kolu olan Dürziler hakkında ise İbnu teymiye (rh.a) şöyle demektedir:

وقد سئل شيخ الإٍسلام ابن تيمية (رحمه الله) عن الدروز فأجاب قائلاً:
كفر هؤلاء لا يختلف فيه المسلمون بل من شك في كفرهم فهو كافر مثلهم

Şeyhulislam İbn teymiye'ye Dürziler hakkında sorulduğunda bunların küfrü hakkında müslümanlar arasında ihtilaf olmadığını bilakis bunların küfründe şüphe edenin onlar gibi kafir olduğunu söyledi. (Fetava: 35/162) Ardından şöyle devam ediyor:

بل هم أضل من اليهود والنصارى والمشركين، فلا يباح أكل طعامهم، ولا تنكح نساؤهم، ويجوز أن تسبى أموالهم ونساؤهم، لأنهم زنادقة مرتدون يقتلون أينما ثقفوا، ولا يجوز استخدامهم عند مسلم ويجب قتل علمائهم لئلا يضلوا غيرهم، وتحرم مجالستهم إلا لمذكر وداع لهم إلى الإسلام، ويحرم على ولاة الأمر من المسلمين الاستعانة بهم، أو إقرارهم على ما هم عليه

"Bilakis onlar Yahudi ve Hristiyanlardan ve de müşriklerden daha sapıktırlar. Onların yemeklerini yemek caiz değildir. Kadınlarıyla evlenilmez. Mallarının ve kadınlarının esir olarak alınması caizdir. Çünkü onlar zındık ve mürteddirler, nerede bulunsalar öldürülmeleri gerekir. Müslümanın yanında çalışmaları caiz değildir. Başkalarını saptırmamaları için alimlerinin öldürülmesi gerekir. Onlarla nasihat ve İslama davet amacı dışında oturulması haramdır. Müslümanların yöneticilerinin onlardan yardım istemesi haram olduğu gibi onları bulundukları hal üzere kabul etmesi de haramdır."


Altı çizili yerde haram olan onlara beldelerinde yaşama hürriyetini vermesi midir?


Bismillahirrahmanirrahim,

Evet Şeyhulislamın "onları bulundukları hal üzere kabul etmek" sözünden kasdı yaşama hürriyeti vermektir. Yoksa onların bulundukları hali yani batıl itikadlarını tasdik etmek, bundan razı olmak küfür olur, fakat Şeyhulislam birinci manayı kasdetmiştir. Dürziler vb kendisini İslama nisbet ettiği halde küfür itikadı taşıyan toplulukların İslam ülkesinde yaşama hakları yoktur. Bunlardan cizye de alınmayacağı için bu topluluklarla savaşmaktan başka bir yol yoktur. Onlara İslam topraklarında yaşama hürriyeti vermek haramdır. Vesselam.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #3 : 07.01.2017, 22:39 »
Şia fırkaları içerisinde ehli sünnetin tekfir etmediği şia fırkası var mı?

Bismillahirrahmanirrahim,

Günümüzde bazı kişiler geçmiş alimlerin eserlerinde yer alan ve Şia'yı tekfir etmeyen veyahut tekfirinde ihtilaf olduğunu belirten bazı ifadelerden yola çıkarak günümüz rafızilerinin tekfir edilmeyeceğini veya bir kısmı tekfir edilse dahi içlerinde müslüman olanlar olabileceğini iddia etmektedir. Bazıları ise cehaletin mazeret olduğu iddiasından yola çıkarak Şianın ulema kesiminin tekfir edileceğini avam tabakasının ise tekfir edilemeyeceğini iddia etmektedirler. Bu görüşte olanlardan birisi de "Sia sirk ve riddet taifesidir" adlı eserin sahibi Ebu Basir Et-Tartusi'dir.



Ebu Basir sözkonusu kitabında Şiayı altı yönden tekfir etmiştir.


Alıntı yapılan: Ebu Basir Et-Tartusi
Bunlar:

1-Kur’an’ın Tahrif Edildiğini Söylemeleri
2-Fatıma’ya indirilen Kur’an'dan bahsetmeleri ve O’na Vahiy indirildiğini Söylemeleri
3-İmamlardaki Asırılıkları ve Onlara Masum Demeleri
4-Sahabeyi ve Müslümanların Genelini Tekfir Etmeleri
5-Sünneti inkar Etmeleri
6-Sirke Düsmeleri ve Mahlûkata Dua ve ibadet Etmeleri


Bu son altıncı maddeyi de izah ettikten sonra şunları söylüyor:


"Tüm bu sözlerin hâsılı bize sunu ifade ediyor: “Rafizi Siası (On iki imam mezhebi)şirk ve irtidad taifesidir.” Biz burada altı farklı açıdan küfrünü beyan ettik. Bu açılardan sadece bir tanesi onun kafir olmasına yeterlidir.Bizler bununla birlikte bu pislik fırkanın tüm konularını ele almadık, zaten bu veciz çalısmada amacımız da bu değildi. Eğer bu konuda kapsayıcı bir bahis isterseniz bununla ilgili birçok eser yaygın bir sekilde bulunmaktadır. Bizim sözümüz: muhakkak ki sia, şirk ve riddet (mürtedlik) taifesidir. Diğer mürtedlere uygulanan hükümler aynı sekilde Şia’ya da uygulanır.

Eğer denilirse ki: Peki bu kafir fırkaya mensub olan herkes kafir, mürted midir?


Bizde deriz ki: Açıkça ifade ettiğimiz gibi sia (oniki imam mezhebi) kendi basına müstakil bir fırkadır. Bu fırka sirk ve riddet fırkası olup, tüm mürtedlerin hükümleri onların üzerinde tatbik edilir. Fakat biz bu fırkaya mensup olan her kisinin tekfirinde, tekfire mani olacak sebeplerin bulunacağı ihtimalinden dolayı duruyoruz. Şeyhul islam ibni Teymiyye (radiyallahu anh) diyor ki: “Doğru olan sudur ki: Sia’nın söylediği bu sözler, eğer ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’nin getirdiğine muhalif ise bu küfürdür. Aynı sekilde kafirlerin Müslümanlara yaptıkları fiilleri yapmaları da küfürdür. Ben gerekli delilleri geçtiğimiz mevzularda zikrettim. Onların cehennemde ebedi kalıp kalmayacağı konusu tamamen tekfire engel olan sebeplerin var olup olmamasına dayalıdır. Eğer engeller nefy olursa ebedi cehennemlik olduklarına ve kafir olduklarına hükmedilir.

Bizler bu naslarla, Sia’nın bu sözlerinin ve fiillerinin küfür olduğunu açıkca belirtiyoruz, lakin bizler; tekfir olmalarını engelleyen sebeplerin ortadan kalkıncaya dek onları ve o taifeye girenleri genel bir sekilde tekfir etmediğimizi de vurguluyoruz. (Fetvalar: 28/500)


Burada Seyhu’l islam’ın sözlerinin manası sudur: Eğer ki onların tekfir olunmalarını engelleyen ser’i ve geçerli bir engel yoksa onların kafir olduklarına hükmedilir. – En iyisini Allah bilir – Bende diyorum ki: insan ne kadar, davet ve şialastırma sahasına yaklastıkça, tekfir olunmasını engelleyen özürlerde o kadar azalır.

O halde özür cehaletle olur, cehaleti def etmede aciz olmakla olur. O halde Sia’nın davetçileri ve Ayetullah’ları ve âlimleri Cahil (Hakkı bilmeyen anlamında) değildirler! Cehaleti de def edemeyecek kadar aciz değiller. Bundan ötürü onların ne özrü, ne de “tevil de yanılgı” gibi bir hakları vardır! O halde, onları tekfir etmeyi engelleyecek geçerli bir sebep yoktur! -Allah en iyisini bilir-"


Ebu basirin "Sia sirk ve riddet taifesidir" adlı kitabından yaptığımız alıntı burada sona erdi. Şimdi bu naklettiğimiz hususların değerlendirmesini yapalım inşallah...



Ebu basire sormak lazım acaba bu saydığı altı maddeden hangisini cehalet kapsamında değerlendiriyor?

Kur'an'ın tahrif edilmesi noktasında mı imamları ilahlaştırma konusunda mı türbelerden yardım isteme meselesinde mi? Bunların hepsi usulu dini ilgilendiren konulardır ve bunlarda cehalet mazeret olmaz. Bu sayılan maddelerden tevil ve cehalet kaldırabilecek tek bir mesele vardır ki o da sahabeye buğzetme meselesidir. Bunun haram olduğunda icma olmakla birlikte hangi durumlarda küfür olacağı noktasında ihtilaf edilmiştir. Bunun ayrıntısı yukarda anlatılmıştır. birazdan ele alacağız inşallah. Orada da izah edildiği üzere gerek İbni teymiye gerekse diğer Alimlerin Şiayı tekfir etmeyen sözleri usulu dinle ilgili meselelerde değildir. daha çok bunlar haricindeki sapıklıklar ve özellikle sahabeye buğzetmenin hükmü konusundadır.


Sahabeye sövenlerin hükmü hakkında ise İbni Teymiye es-Sarım'ul-Meslul'da şöyle demektedir:

Küfe ehlinden bir grup fukaha ile daha başkaları, sahabeye sövenin öldürülmesi ve ayrıca Rafizilerin kâfir olduğu hususunda kesin kanaat belirtmişlerdir.

Muhammed b. Yusuf el-Feryani'ye Ebubekr'e sövenler (şetm) hakkında sorulduğunda:

O kâfirdir demiştir. Denildi ki:

Peki namazı kılınır mı? Dedi ki:

Hayır. Gene sordular. Ama o, "La ilahe illallah" diyorken ona bu nasıl yapılır? O da:

Ona elinizle dokunmayın çukuruna düşünceye kadar odunla itekleyin dedi.

Ahmet b. Yunus da:

Eğer Yahudi ile Rafızi'nin biri birer koyun kesseler ben Yahudi'nin kestiğini yerim fakat Rafizi'ninkini yemem. Çünkü o, İslâm'dan çıkmış bir mürteddir demiştir.

Ebubekr b. Hani ise:

Rafızi ve Kaderi'lerin kestiği yenmez. Bilindiği gibi kitabinin kestiği yenildiği halde mürtedin kestiği yenmemektedir. Şimdi bu insanlar da mürtet muamelesine tabidirler. Zimmet ehli (gayri müslimler) kendi dinlerini ikrar ediyorlar. Nitekim bu nedenle onlardan cizye alınmaktadır demiştir. Keza Küfe imamlarının ileri gelenlerinden

Abdullah b. İdris de: Rafıziye şufa hakkı yoktur, bu sadece Müslüman için geçerlidir demiştir. (es-Sarım'ul-Meslul, 504)


Bunlar, mücerred sahabeye söven ve bunun üzerine başka bir küfür ilave etmeyen rafızi toplulukları hakkında alimlerin sözleridir. Bunların üstüne başka küfür ve şirkler ekleyenler ise yukarda geçtiği üzere icma ile tekfir edilirler. Vesselam.


Çevrimdışı Tarik

  • Newbie
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-1
Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #4 : 27.05.2018, 17:15 »
Konu ile alakalı asmış olduğunuz şu fetva için yalandır diyenler var.

Şeyh Muhammed Bin Abdilvehhab ise "Mufid'ul Mustefid fi kufri tarik'it tevhid" adlı eserinde "Allah'tan başkasına dua ve aracılık şirki" hususunda şunları söylüyor:

وقد ذكر في "الإقناع"، عن الشيخ تقي الدين: أن من دعا علي بن أبي طالب فهو كافر، وأن من شك في كفره فهو كافر، فإذا كان هذا حال من شك في كفره، مع عداوته له ومقته، فكيف بمن يعتقد أنه مسلم، ولم يعاده؟ فكيف بمن أحبه؟ فكيف بمن جادل عنه وعن طريقته؟ وتعذر أنا لا نقدر على التجارة وطلب الرزق إلا بذلك

“İkna"(Hanbeli mezhebinin muteber fıkıh kitaplarından birisidir. Müellifi Haccavi’dir.) da şöyle demektedir: Şeyh Takiyyuddin (İbni Teymiye) şöyle der: "Her kim Ali bin Ebi Talib'e dua ederse kafirdir. Onun küfründe şüphe eden de kafirdir." Bunlara düşmanlık yapıp buğzetmekle beraber küfürlerinde şüphe eden kimsenin durumu böyle ise, onların müslüman olduğuna itikad edip, onlara düşmanlık sergilemeyen kimsenin durumu nasıl olur? Onları sevenlerin hali nice olur? Onlar hakkında ve yollarının doğruluğu hakkında mücadele edip, biz ticaret ve rızık talebini ancak bu şekilde yapabiliyoruz, diyenlerin durumu nasıldır?
(Durer'us Seniye, Cihad babı, 9/414 ) 

Buna nasıl cevap verirsiniz?

İkna kitabında hakiki metnin şöyle olduğunu söyleyenler var:

"Kim sahabeleri veya onlardan birini söver ve sövmesiyle yanaşı Alinin ilah veya nebi olduğunu, Cibrilin hata ettiğini iddia ederse, böyle birinin küfründe şübhe yoktur. Hatta böyle birini tekfir etmeyenin küfründe şübhe yoktur."

ومن سب الصحابة أو أحد منهم واقترن بسبه دعوى أن عليا إله أو نبي وأن جبريل غلط - فلا شك في كفر هذا بل لا شك في كفر من توقف في تكفيره
 
Buna cevabınız ne?

Çevrimdışı Tarik

  • Newbie
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-1
Ynt: Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #5 : 28.05.2018, 03:31 »
Ayrıca konu ile alakalı olduğu için ek soru. Bu fetvayı nasıl anlamak gerekiyor?

"Rafizi sahabeye sövdüyü zaman alimler küfründe ihtilaf etmişlerdir. Ali'ye veya Hüsey'ne itikad ettiğinde ise icmayla kafirdir. Onun küfründe şübhe eden sünni'de kafirdir."

"أن الرافضي إذا سب الصحابة، فاجتلف العلماء في كفره، و أما إذا أعتقد في علي، أو الحسين، فهو كافر إجماعا، والسني الذي يشك في كفره، كافر."

Anlayamadığım yeri şurası: "Ali'ye veya Hüsey'ne itikad ettiğinde ise icmayla kafirdir."


Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #6 : 28.05.2018, 04:40 »
Bismillah..Tevhid ehli kardeşimiz gereken cevabları verirde ondan önce alimlerden naklettiğimiz fetvanın yalan olduğunu kimler nerede iddia ediyorlar. Bunları bizimle paylaşabilirmisiniz. Şeyh "Her kim Ali bin Ebi Talib'e ilah edinirse kafirdir." şeklinde değilde "Her kim Ali bin Ebi Talib'e dua ederse kafirdir. " şeklinde nakilde bulunmuşsa manaya ne gibi bir etkisi olacak?  İlah nasıl ediniliyor? İlah yerine dua şeklinde şeyh nakilde bulunmuşsa ne olacak rafiziler müslümanmı olacak, küfür küfür olmaktan mı çıkacak? Ne yani şeyh yalancımı yoksa tahrifmi yapıyor? Necidli alimler hicazda, davetin merkezinde arapçayı bilmiyor, ilmi eserlere vakıf değil istanbulda bir çapsız vakıf öylemi? Necidliler duada şirk dediklerinde neyi kast ettiklerini bilmiyor bu çapsız biliyor öylemi? Necidliler istiğase konusunda tafsilatı bilmiyor bu çapsız birde cübbeli biliyor öylemi? Bu herif yalan makinası yalanlarını yazmaya kalksak davete vakit bulamayız. Ona sorun bakalım şeytanı yada peygamberlik iddiasında bulunan birisini tekfir etmeyen kimse müslüman olabilirmiymiş? Onun ortaya attığı safsataları tarihte kimse ortaya atmamıştır. Bu herifin görevi tekfir fikrini bitirmek ve Kafir ile müslümanı eşit kılmaktır. Bunlara göre itikad etmedikten sonra her naneyi yiyebilirsin zatende yiyorlar. Bunların akidesini öğrenen en cahil tekfir eder yanlarından ayrılır. Bunlara ancak AKP'li partililer ve müslüman olmayan herkes tabi olur daha doğrusu kimin kime tabi olduğu belli değildir.!!Bunların kitapları put hükmündedir ve satışı caiz değildir.

Kimmiş bu alimler hakkında ileri geri konuşan yazan çapsızlar? Alimlerin ilmi hafızalarında mevcuttu bizim gibi ellerinin altında şamile diye bir proğram yoktu her nakle baksın ona göre noktası noktasına nakletsin. Alimler yerine göre kuyuda yerine göre deve sırtında ve yerine göre bizzat cihad meydanlarında eserlerini yazdılar. Öyle üç beş kendini bilmezin haddi değildir alimlere dil uzatmak herkes çapını bilsin ona göre konuşsun yazsın ne yazacaksa. Meydanı boş bulup cahillerin cehaletini istismar edip sallamasın kimse. Kendi zındıklıklarını bırakmış sabah akşam necd davetini lekelemeye çalışıyor birileri. Bu gibi basit şeyleri ancak kalbi hasta olan kimseler gündeme getirir. Akılları sıra necd davetini gözden düşürecek bu operasyon çocukları. Atatürkçü düşünce derneği etrafında toplanıp faliyet yürütenler benim gözümde neyse bunları ortaya atanlarda aynıdır ve hatta onlardan daha çok tevhid davetine düşman ve tehlikeli görür onları düşman bilirim. Kemalist operasyon çocukları milleti tuzağa düşüremez ama kendilerine bilmiş süsü veren bu çapsızlar yüzünden millet tevhidden şüphe edecek hale gelir. Şimdiye kadar adam yerine koymadığımız bu operasyon çocuklarının asıl tahrifçi olduklarını deşifre etmenin zamanı geldi. Birilerini tahmin ettim bakalım senin bahsettiğin kişilerde onlarmı. Allahu teala bunlara karşı bize yardım etsin.amin.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #7 : 28.05.2018, 05:17 »
Bismillah. Bir fetva nakledip demişsin ki;" Anlayamadığım yeri şurası: "Ali'ye veya Hüsey'ne itikad ettiğinde ise icmayla kafirdir."Bu fetvayı nasıl anlamak gerekiyor?

Bu gibi fetvaları anlayabilmek için fetvaya konu alan kimselerin taşıdıkları itikad hakkında önceden bilgi sahibi olmak gerekir. Basit bir soru ile cevabı kendiliğinden ortaya çıkaralım inşaAllah. Allah ondan razı olsun alim burada küfür illetini neye bina etti? Bunun peşine düşelim ve ihtimallere bakalım. Ali ve Huseyin'in (Allahu teala her ikisinden razı olsun) değerli kimseler olduğuna itikat edilmesi üzerinemi yoksa iki sahabeyi İlah edinmeleri üzerine mi? Birinci ihtimal bırak küfür olmayı bilakis salih ameldir ve bundan dolayı ecir alırlar. İkinci ihtimal yani İlah edinmeleri ise şirkin ta kendisidir ve fetvada bu illet üzerine bina edilmiştir. Rafizilerde zaten ilah edinmişlerdi. Tevhide dair eserlerde "şu zata itikad etti" gibi ifadeler onun İlahlığına itikad etti manasında kullanılır. Hırıstiyanlar İsa aleyhisselama itikad ediyorlardı gibi. İtikad kelimesi ise kalbin ve organların amellerinin hepsini içine alır. Bu itikate sahib kimseler ibadeti Allahtan başka varlıklara yöneltir ve o varlık onların hem ilahı hemde tağutu olmuş olur. Adına ister ilah edinme ister tağut edinme diyelim fark etmez. Hatta şirk işlediler bile desek aynı manaya gelir. Bu kimseler Allahtan başka varlıkları ilah edinmeleri çeşitli şekillerde olur ve tek bir amelde aynı şeylerin hepsi meydana gelebilir. Bir kişi Allahtan başka varlığa dua ibadetini yöneltiyorsa o varlıktan yardımda (istiane) ister, medette (istigase) umar, kurbanda ona keser, ondan korkarda (havf), umut (reca) içindede olur, ona tevekkülde eder, sevgide (muhabbet) besler, titreyerekte (haşyet) korkar, ona yönelirde (inabe), ona rukuda eder secdede, tazimde eder onun karşısında tezellülde de bulunur( küçüklüğünü itiraf ederek ona yönelmek) ve bütün bunlardan sonra teelluh yani ilah edinme o varlığa ibadet etmede gerçekleşmiş olur. İşte itikad denilen şey bu ve bunun gibi bir çok şeyi kapsar. Fiilde küfür ve şirkin gerçekleşmesi ve failinin kafir olması taşıdıkları bu itikadlardan kaynaklanır. Kısaca dua yada ilah edinme öyle kuru iki kelimeden ibaret değildir.


“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #8 : 28.05.2018, 07:45 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Haccavi, İkna adlı eserinde sözkonusu ibareyi Şeyhulislam İbn Teymiye’den nakletmiştir. İbn Teymiye’nin Sarim’ul Meslul’daki sözünü ise yukarda Şeyh Muhammed’in sözünden az önce naklettik. Yani ortada gizli saklı bir şey yoktur. İbn Teymiye’nin sözünde Ali’ye dua ederse değil, ilah edinirse şeklinde geçtiği zaten bellidir. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın bu sözü “dua ederse” şeklinde nakletmesine gelince; bunda bir sakınca yoktur. Çünkü Tirmizi’nin sahih senedle rivayet ettiği hadiste “Dua ibadetin ta kendisidir” denilmiştir. Birçok ayet-i kerimede de dua etmek, ibadet etmekle eş anlamlı olarak kullanılmıştır. “Her kim delili olmadığı halde Allah ile beraber başka bir ilaha dua ederse…” (Muminun: 117) buyrulmuştur. Bu ve benzeri ayetlerin tefsirlerine müracaat edilebilir. İbadet etmek ise ilah edinmek demektir. Arapçada bazen dua kelimesi bildiğimiz yardıma çağırma anlamının yanı sıra genel anlamdaki ibadet kelimesinin yerine kullanılmıştır. Bunlar ehli nezdinde malum olan hususlar olduğundan dolayı kısaca işaret etmekle yetiniyorum. Şu halde Şeyh’in yaptığı İbn Teymiye’nin sözünü mana yoluyla rivayet etmekten ibarettir. Bir sözü mana yoluyla rivayet etmek ise ittifakla yalan olarak nitelendirilemez. Hadis usulüne dair asgari bilgisi olan herkesin nezdinde malum olduğu üzere Allah Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerini birebir aynı lafızla değil de, ihtiva ettiği manaya uygun başka lafızlarla rivayet etmek manasına gelen mana yoluyla rivayetin caiz olup olmadığında ihtilaf edilmiştir. Alimlerden bir çoğu bunun caiz olduğunu belirtmişlerdir. Hatta bunu caiz görmeyenler dahi mana yoluyla hadis rivayet eden birisinin “Kim benim adıma kasden yalan konuşursa cehennemdeki yerine hazırlansın” mealindeki mütevatir hadisin kapsamına gireceğini iddia etmez. Eğer böyle olsaydı hadisleri manen rivayet eden bir çok sahabenin dahi yalancı statüsüne girmesi gerekirdi. Böyle bir şey ise ittifakla batıldır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözlerini mana yoluyla rivayet etmenin yalancılık ve tahrif olarak nitelendirilmeyeceği ittifakla sabit olduğuna göre Ondan daha aşağı mertebede olan kimselerin sözlerini mana yoluyla rivayet etmenin yalan sayılmayacağı evla cihetinden sabittir. Yukarda da değinildiği gibi eski alimler çoğu zaman ezberlerinden nakil yaparlardı. O yüzden çoğu alimin kitaplarında geçen hadisler dahi mana cihetiyle nakledilmiştir. Mesela bizzat tercümesiyle uğraştığım için yakinen biliyorum, İbn Kudame (rh.a)’ın el-Umde adlı fıkıh kitabındaki hadislerin çoğu böyledir. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın eserlerindeki rivayetler de genelde böyledir. Şeyhin çoğu eseri de acilen yazılmış mektup ve risalelerden oluşmaktadır. Hadisler bile böyleyse başka alimlere ait fetvaların mana cihetinden rivayet edilmesinde zaten şaşılacak bir şey yoktur, hatta bunda sakınca da yoktur. Bizler her harfi Allah katından olan Kuranın dahi yedi harf üzere nazil olduğuna ve rahmet ayetini azab ayeti, azab ayetini rahmet ayeti olarak okumadığı müddetçe kasıtlı olmayan okuyuş hatalarının veya farklı kıraatlerin bağışlanacağına iman etmişken, sözleri vahiy olmayan bir beşerin ilah edindiler sözünü dua ettiler şeklinde nakletti diye nasıl olur da bir alimi kınayabiliriz? Hatta belki böyle yapması iyi bile olmuştur, çünkü ilah kavramı insanların kafasında tahrif edilmiş olduğundan dolayı çoğu kimse Ali’yi ilah edinmek deyince ona secde etmeyi veya ona yaratıcılık atfetmeyi anlamaktadır. Bunun dua etmek olarak tefsir edilmesi mevzunun anlaşılması bakımından daha iyi olmuştur. Zaten Şeyhi bundan dolayı tahrifatçılıkla suçlayanların asıl itirazları da bunadır. Dua şirkini işleyenlerin, bunları tekfir etmeyenlerin tekfir edilmesinden hoşnut olmadıklarından dolayı taarruza geçmişlerdir.

Bu meseleyi Mehmet N. Bulgan isimli cehennem davetçisi zındık “İslam İtikat Esasları Üzerine Mülahazalar” adıyla neşrettiği kitapta gündeme getirmiştir. Bu kitap baştan sona böyle asılsız hezeyanlarla doludur. Biz uzun bir süre bu yarım mollayı meşhur etmemek için isim vermek istemedik. Ama madem bu mülhidin fitnesi böyle değişik muhitlere uzanmaya başladı, bu gösteriyor ki bu şahsı deşifre edip yalan ve tedlisatlarını ortaya çıkarmak şart oldu. Şimdi bu kişi sözkonusu kitabın 736-737. Sahifeleri arasında bu nakilleri ele almakta ve Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın İbn Teymiye’nin sözünü tahrif ettiğini ileri sürmektedir. Biz yukarda ilah edinmek kavramını dua etmek olarak nakletmenin ne şeriat ne de Arap dili açısından bir sakıncası olmadığını yukarda izah ettik. Hal böyle olmasına rağmen bu Bulgan saptırıcısı bundan neden bu kadar rahatsız olmuş ve de usul kaide namına her şeyi yerle bir ederek bunu tahrif olarak niteleme cüretinde bulunmuştur? Bunu kendisi ilgili yerde şöyle açıklamaktadır:

“Görüldüğü gibi orjinalinde Ali’ye ilah demesi geçiyorken bu, Ali’ye dua etmek şeklinde tahrif edilmiştir. Necidlilerin istigase konusunda tafsilata gitmemeleri ve mücerred olarak ibadet mazharları ile failleri tekfir etmeleri konusundaki tutumlarını bilirsek, naklin bu hale nasıl geldiğini de biliriz Allah’ın izni ile.”


Bu şahsın demek istediği şudur: Bu şahıs, Allah’tan başkasına dua, adak, istigase, kurban vs ibadet çeşitlerini arzeden birisini, eğer bu fiilinde rububiyet itikadı taşımıyorsa tekfir etmemektedir. Rububiyetten kasdı da bizzat kendisine dua edilen varlığın Allah’tan bağımsız olarak yardım edebileceğine inanmaktır. Yine bu şahsa göre bir kimse Allahtan başka ilahların varlığına inanırsa kafirdir. Lakin cehaletle dua gibi ilahlığın cüzlerinden birisini şirk olmayacağı zannıyla bir başka mahluka yöneltirse kafir olmaz. Bu kişi bütün Ehli sünnet alimlerinin, bu arada İbn Teymiye’nin de kendisi gibi düşündüğünü ve ta ki Necd daveti ortaya çıkana kadar bunun böyle devam ettiğini, Muhammed bin Abdilvehhab’ın Allah’tan başkasına ibadet edenleri mücerred fiillerinden dolayı tekfir etme bidatını (!) ihdas ederek bu icmaya (!) muhalefet ettiğini ileri sürmektedir. Yani bu kişinin iddiasına göre İbn Teymiye sadece Ali (ra)’a bizzat ilah ismini veren Rafızileri tekfir etti, Muhammed bin Abdilvehhab ise bu sözü dua diye tahrif ederek ilah ismini vermese bile Ali (ra)’a dua edenleri de bu kapsama sokarak bidat çıkardı! İşte Bulgan’ın sıkıntısı budur, o yüzden arada mana yönünden hiçbir fark olmadığı halde meseleyi büyük bir problemmiş gibi lanse ederek ilah kelimesini dua olarak naklettiği için Şeyh’e hücum etmektedir.

Öncelikle bu şahsın savunduğu bu teorilerin –son asırlarda sapmış birtakım belamlar haricinde- bir geçmişi yoktur, ne selefi vardır ne de halefi… Hiçbir alim Allahtan başkasına ibadet eden ancak rububiyet itikadına sahip olursa kafir olur, başka türlü olmaz dememiştir. İbn Teymiye başka bir çok yerde Allah’tan başkasına dua edenleri mücerred bu fiillerinden dolayı tekfir etmiş, bu meseleyi mutlak olarak zikretmiş, ancak esma sıfat bahsi gibi konularda tafsilata gitmiştir. (İbn Teymiyye’nin fıkhi görüşlerini derleyen) el-İhtiyarat adlı eserin sahibi (İbn’ul Lahham v. 803, İbn Teymiye’den naklen) diyor ki:

“Mürted, Allah'a şirk koşan veya Allah Resulüne yahut onun getirdiği şeylere buğzeden veya her tür münkeri kalben inkâr etmeyi terk edendir. Veyahut da sahabeden (ve de tabiin ve tebe-i tabiinden yani seleften) kafirlerle beraber savaşanlar olduğunu ya da buna cevaz verdiklerini vehmeden kimse(aynı şekilde mürted) dir. Veya üzerinde kati bir şekilde icma edilmiş bir hükmü inkar eden ya da kendisiyle Allah arasına aracılar koyup onlara tevekkül eden, onlara dua eden, onlardan isteyen kişi (icma ile kafir)dir. Kim Allah'ın sıfatlarından birisinde şüphe ederse ve de onun benzeri durumda olan kişilerin bu sıfat hakkında cehaletleri yoksa bu kimse mürteddir. Eğer ki onun benzeri durumda olan kişilerin bu sıfat hakkında cehaletleri varsa o zaman bu kişi mürted olmaz. Bu nedenledir ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın kudretinde şüphe eden adamı tekfir etmemiştir. Çünkü böyle birisi ancak kendisine risaletin ulaşmasından sonra kafir olur.”
(İbn Teymiyye’den yapılan alıntı burada sona erdi)

Eğer şirk hususunda bu zındığın iddia ettiği türden bir tafsilat olsaydı, gerek İbn Teymiye gerekse diğer alimler bunu mutlaka zikrederlerdi ancak kimse böyle bir şey yapmamıştır.

Bu cahilin savunduğu bu teorilerin Türkiye’deki patenti esas itibariyle Ebu Zerka’ya aittir. Bu fikirleri önce o seslendirmiş, bu cihadçı geçinen taife de Mehmet Bulganıyla Nakil Kürsüsü vs’si ile bu teoriyi güzel görmüş ve sahiplenmişlerdir. Biz buna benzer iddialara daha önce bazı muhtasar cevaplar vermiştik oralardan bakılabilir:

http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=533.msg2245#msg2245
http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1198.0

Esasında bu teorinin batıllığı apaçık ortadadır. Buna göre putlara ibadet edenler dahi eğer onların yaratıcılığına inanmıyorsa tekfir edilmemeleri gerekir. Bulgan kitabında put meselesini izah etmeye çalışmış ve nihayet puta secde ve tazim etmenin kafirlerin dinine iltihak etme manasına geldiğinden dolayı küfür olduğunu söylemiş ve böylece puta ibadetin müstakil bir şirk olmadığını iddia edebilmiştir. Çünkü iddiasına göre bunun küfür olma illeti Allaha ortak koşmaktan değil küfrü tazim etmekten ileri gelmektedir. Böyle sapık bir şahsın ciddiye alınmaması gerekirken maalesef insanlar böyle cahillerin sözüyle şüpheye düşebilmektedir. O kitapta dinin en temel asıllarına muhalif, ilkokul çocuğunun bile kabul etmeyeceği türden o kadar hezeyan vardır ki saymakla bitmez. Çok icab ederse buradan tek tek bunları deşifre ederiz Allahın izniyle. Velhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimdışı Tarik

  • Newbie
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-1
Ynt: Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #9 : 28.05.2018, 11:56 »
İbn Teymiyye rumuzlu arkadaş demiş ki; "Tevhid ehli kardeşimiz gereken cevabları verirde ondan önce alimlerden naklettiğimiz fetvanın yalan olduğunu kimler nerede iddia ediyorlar. Bunları bizimle paylaşabilirmisiniz."

Tabi paylaşa bilirim hiç sıkımtı yok. Bu iddiayı hep dillendiren İstanbulda oturan bir Azeri. Asıl ismi Tural ama Abdul Cabbar Azeri diğe meşhurmuş. Ben bu şahsı şahsen tanıdığım falan hiç yok. Hiç karşılaşmadım. Siz bu adamı tanıyormusuz hiç görüştünüz mü?

Çevrimdışı Tarik

  • Newbie
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-1
Ynt: Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #10 : 28.05.2018, 12:06 »
Bu bahsettiğim şahsa ait bir site var. ehlişirk.com diğe orda yazmış çizmiş. Tam olarak şu adreste: http:..... Bir de Şeyh Muhammed bin Abdil Vehhaba (Allah rahmet etsin) necdin "tağutu" diyor bu adam. Sürekli millete de hodri meydan adamınızı çıkarın ortaya sesli münazara yapalım diyor.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: RAFIZİLERİN TEKFİRİ HAKKINDA!
« Yanıtla #11 : 01.09.2018, 18:52 »
Bismillah. Abdulcebbar el Azeri isimli şahsın iddiaları hakkında şu adresten bilgi edinebilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1729.0

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3117 Gösterim
Son İleti 17.09.2019, 06:39
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
2467 Gösterim
Son İleti 18.02.2016, 00:41
Gönderen: İbn Teymiyye
3 Yanıt
3492 Gösterim
Son İleti 16.02.2019, 03:40
Gönderen: Tevhid Ehli
7 Yanıt
3420 Gösterim
Son İleti 28.06.2018, 19:45
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1588 Gösterim
Son İleti 31.05.2018, 07:43
Gönderen: Uhey