Darultawhid

Gönderen Konu: TEVHİD DÜŞMANI MEHMET N. BULGAN'IN HEZEYANLARI!  (Okunma sayısı 4038 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

İslamın asıllarından habersiz olduğu halde kendisini “asl’uddin”e davet eden birisi gibi lanse eden, fakat hakikatte dinin aslını sulandırmaya çalışmaktan başka bir gayesi olmayan bir cahil Şeyh Eba Butayn en-Necdi (rh.a)’ın “el-İntisar” kitabında geçen bazı ifadelere hücum etmiş ve Şeyh (rh.a)’ı İbn Teymiyye (rh.a)’ın sözlerini tahrif etmekle suçlamış. Mevzuya geçmeden önce şunu belirtmemiz gerekir ki bu kişilerin gayesi Eba Butayn veya başka bir alimin şahsını tenkid etmekten ziyade tevhid akidesine saldırmak ve bilhassa da müşriklerin tekfir edilmesine mani olmaktır. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıllarda Ebu Zerka isimli Suudi selefisi çizgisini takip eden batıl davetçisi şirk hususunda cehaletin mazeret olduğu ve sair konuları gündeme getirmiş ve de bu hususta Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab başta olmak üzere bilhassa Necdi ulemadan şirk ehlinin tafsilata gitmeden mutlak olarak tekfir edilmesi gerektiğine dair açık kaviller ortaya çıkınca daha önce övgüyle bahsettiği, kitaplarından ders yaptığı, yanlış anlaşıldığını iddia ettiği Necd ulemasının sapık ve harici olduğunu, İbn Teymiye’yi yanlış anladığını vs bir anda iddia edivermiştir.  Gördüğümüz kadarıyla sözde bu telefilere muhalif olan ancak özde aynı zihniyette olan cihadi akıma nisbet edilen bazı kimseler de bu kişilerin açtığı çığırdan, onlardan aldıkları cesaretle Necd ulemasına ve onların şahsında tevhid davetine dil uzatmaya başlamışlardır.  Şimdi bu cahillerden birisinin diline doladığı sözlerinde Eba Butayn (rh.a) diyor ki:

“Şeyh’ul İslam (İbnu Teymiyye) şöyle demektedir: Putlara, güneşe, aya, kabirlere ve buna benzer şeylere adanan adak gibi, Allah’u Te’ala’dan başkasına adak adamaya gelince; bu -mahlûkat içerisinden- Allah’u Te’ala’dan başkasına yemin etmek menzilesindedir. Mahlûkata yemin edenin, yeminini yerine getirmesi ve keffaret ödemesi gerekmez. Bunun gibi, mahlûkat için adak adayan kimsenin de adağını yerine getirmesi ve keffaret ödemesi gerekmemektedir. Çünkü bu ikisi de (Allah’u Te’ala’dan başkasına yapılan yemin de, adak da) şirktir. Şirkin ise bir hürmeti yoktur. Bilakis verdiği sözden ötürü Allah’u Te’ala’ya istiğfar etmesi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği gibi söylemesi gerekir:
«مَنْ حَلَفَ بِاللَّاتِ وَالْعُزَّى، فَلْيَقُلْ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ»
“Her kim Lat’a ve Uzza’ya yemin ederse, derhal La-ilahe illallah desin.”
(İbnu Teymiyye’den yapılan) alıntı burada sona erdi.
Şeyh’in “Allah’u Te’ala’dan başkasına yemin etmek menzilesindedir” sözünün anlamı yerine getirmenin gerekmemesi bakımındandır. Bu anlamda ikisinin de hakikati birdir. Lakin yeminin aksine, nezir (adak) ibadettir.”

http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=19.msg930#msg930

Eba Butayn (rh.a) özetle Allah’tan başkasına adak adamakla Ondan başkasına yemin etmenin caiz olmadığını ve bundan dolayı da bu şekilde yapılmış adak ve yeminlerin yerine getirilmesinin, bunlarla alakalı keffaret ödenmesinin gerekmediğini belirtmekte, bu anlamda adakla yeminin aynı hükümde olduğunu lakin Allahtan başkasına adak adayanın kafir olacağını, yemin edenin ise kafir olmayacağını, bu ikisinin bu açıdan ayrıştığını ifade etmektedir. Nitekim gerek şeriatta gerekse örfte birbirine bazı açılardan benzeyen herşeyin her açıdan aynı olması gerekmediği malum olan birşeydir.

Şimdi bu cahil, Şeyh’in bu sözlerine itiraz olarak diyor ki:

“Ebu Butayn'ın İmam İbn Teymiyye'nin ifadesini saptırmasına dikkat edin. Kendi mezhebinde tenakuza düşmemek ve selefe muhalefet töhmetinden kurtulmak için yemini ibadet kategorisinden çıkartıyor.
Madem yemin ibadet değilse o halde Nebi s.a.v neden "Kim Allah'tan başkası adına yemin içerse şirk koşmuş olur" diyor?
Açıklama: İbn teymiyye, "adakla yemin aynıdır, ikisini de başkasına sarfetmek şirktir" diyerek hükümde ikisini eşit kılıyor. İbn Teymiyye'nin sözüne göre; nasıl ki yemin küçük şirkse, aynı şekilde adak da küçük şirk olması gerekir.
Adağın küçük şirk olması ise Ebu Butayn'ın mezhebine ters düştüğü için yemini ibadet olmaktan çıkartarak aralarını ayırıyor. Yani "yemin ibadet olmadığı için küçük şirktir ama, adak ibadet olduğu için büyük şirktir" demiş oluyor.”


Böylece bu cahil, İbn Teymiye’nin adakla yemin aynıdır sözünden hareketle Allahtan başkasına (örneğin namusa, babasının başına vs) yemin etmek nasıl ki dinden çıkarmayan küçük şirkse, Ondan başkasına (mesela türbe gibi yerlere) adak adamak da aynı şekilde küçük şirktir dediğini iddia ediyor ve göründüğü kadarıyla kendisi de aynı şeyi savunuyor. Halbuki Allahtan başkasına adak adamanın büyük şirk olduğu Kitap, sünnet ve icma ile sabit olduğu gibi Allahtan başkasına yemin etmenin büyük şirk olmadığı da aynı delillerle sabittir. Mevzumuz bu olmadığı için bunları geçiyoruz, burada daha ziyade bu cehl-i mürekkep cahilin saptırmalarını konu edinmek istiyoruz. Şimdi bu saptırıcı, Eba Butayn’ın (rh.a) adağın büyük şirk olduğunu isbat edebilmek adına İbn Teymiyye’nin sözlerini çarpıttığını ileri sürüyor. Günümüzde herkes birtakım kişileri, geçmişteki birtakım zatların sözlerini çarpıtmakla suçluyor ve bu suçlamaların ardı arkası kesilmiyor. Bu cahiller Necd ulemasının İbn Teymiye’yin sözlerini tahrif ettiğini iddia ederken, tasavvufçular da İbn Teymiye’nin selefin kavillerini tahrif ettiğini ileri sürüyor. Hatta Rafıziler de bizzat selef-i salihini Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözlerini çarpıtmakla veya gizlemekle suçluyor. Dilin kemiği yok, herkes birşeyler söyler ama önemli olan söylediği sözü tahkik ederek söylemek ve her sözün delilini getirebilmektedir. İşte şimdi bizler de işin hakikatini ortaya çıkarmak amacıyla bu, dinin aslından habersiz cahile şunları soruyoruz:

1-İbadet ne demek, şirk ne demek ve ibadetin şirkle bağlantısı nedir, izah et önce, asluddini biliyor ve insanları da davet ediyorsun ya güya!

2-Küçük şirk ile büyük şirk arasındaki fark nedir?

3-İbadet olan bir fiil, Allahtan başkasına yöneltildiğinde küçük şirk mi olur yoksa dinden çıkartan büyük şirk mi? Eğer yemin sana göre ibadetse nasıl küçük şirk oluyor? Yani Allahtan başkasına yemin ederek ona ibadet eden, tapan, kulluk eden, onu Allahtan başka ilah ve rabb edinen ve diğer ibadete dair ne kadar tanım varsa hepsini işleyen birisi nasıl müşrik olmuyor da sadece küçük şirk işleyen günahkar Müslüman oluyor? Yok ben bunları yapanı tekfir ediyorum diyorsan ibadetin bunlardan başka bir anlamı var mı ve yemin ibadettir dediğin zaman Allahtan başkasına yemin eden kişinin fiili bu saydığımız tanımlara girmiş olmuyor mu? Ayrıca Allahtan başkasına yemin eden kişi –kasdı, niyeti ne olursa olsun- yemin ettiği varlığa ibadet etmiştir diyen bir tane alim getirebilir misin? Senden o İbn Teymiye’den naklettiklerin gibi –birazdan onlara değineceğiz inşallah- müteşabih değil muhkem lafızlar istiyoruz…

4-Aynı şekilde Allahtan başkasına nezretmek yani adak adamak küçük şirktir diyen bir tane alim getirebilir misin, ondan öte buna dair şeri delil getirebilir misin? Bilakis alimler adağın ibadet olduğunu ve bunu Allahtan başkasına yöneltenin müşrik olacağını açıkça beyan etmişler. Şu adreste buna dair nakilleri bulabilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=767.0 Şimdi bu verdiğimiz adreste de izah edildiği gibi İbn Kayyım, İbn Teymiyye, Kasım bin Kutlubuga, Sunullah el-Halebi, Ebubekr ibn’ul Arabi, Hanbelilerden el-İkna müellifi Haccavi gibi alimler adağın ibadet olduğunu beyan etmişler, bazen de açıkça bunun şirk ve küfür olduğunu ifade etmişler. Bu ikisi de aynı manaya gelir, ibadet olan bir fiilin büyük şirk olmayacağını iddia etmek ancak senin gibi çağımız saptırıcı cahillerinin söyleyeceği bir sözdür. Peki sen adağın ibadet olmadığını veya büyük şirk olmadığını bir tane alimden  -müteşabih lafızlarla değil, açık kavillerle- nakledebilir misin?

5-Hadi diyelim Şeyhulislam İbn Teymiye’nin sözünü Eba Butayn gibi bir muhakkik alim anlayamadı ve senin gibi medresenin arka kapısından çıkmış bir yarım molla anladı?! O zaman sen izah et bakalım Eba Butayn’ın anlamadığı senin anladığın incelik neymiş? Veya Eba Butayn’ın izahını bir karış aklınla beğenmediysen İbn Teymiye’nin sözünü ondan daha iyi izah eden başka bir alim kavli getir! Düşünün ki İbn Teymiyye (rh.a) kavlinin başında diyecek ki “Putlara, güneşe, aya, kabirlere ve buna benzer şeylere adanan adak gibi, Allah’u Te’ala’dan başkasına adak adamaya gelince; bu -mahlûkat içerisinden- Allah’u Te’ala’dan başkasına yemin etmek menzilesindedir.” Sorarız sana –hadi diyelim kabirlere adak adayanlar hususunda tafsilata gittin, neye göre gittiysen artık-puta, aya, güneşe adanan adaklar hususunda herhangi bir tafsilat var mı büyük şirk küçük şirk şeklinde? Senin adağı küçük şirk sayan fasit mezhebine göre bile böyle bir şey olabilir mi? Çünkü alimler Allahtan başkasına –ibadet amaçlı olmayan- tazim ve hürmet amaçlı secde etmeyi küçük şirk saydıkları halde put, ay ve güneş gibi varlıklara secde edenleri umum olarak tekfir etmişler, zira bunlara secde eden ancak ibadet için secde eder. Yani demek istiyoruz ki sözün siyakından büyük şirkten bahsettiği çok açık olduğu halde neye dayanarak İbn Teymiye’nin Allahtan başkasına adak adamayı küçük şirk gördüğünü iddia edebiliyorsun?

İbn Teymiyye başka bir yerde ise şöyle demektedir: (Feth’ul Mecid adlı eserden naklediyoruz)

وقال فيمن نذر سمعة أو نحوها دهنا لتنور به ويقول: إنها تقبل النذر كما يقوله بعض الضالين. وهذا النذر معصية باتفاق المسلمين لا يجوز الوفاء به، وكذلك إذا نذر مالا للسدنة أو المجاورين العاكفين بتلك البقعة. فإن فيهم شبها من السدنة التي كانت عند اللات والعزى ومناة، يأكلون أموال الناس بالباطل ويصدون عن سبيل الله. والمجاورون هناك فيهم شبه من الذين قال فيهم الخليل عليه السلام {مَا هَذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِي أَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ} ؟ والذين اجتاز بهم موسى - عليه السلام - وقومه، قال تعالى: {وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرائيلَ الْبَحْرَ فَأَتَوْا عَلَى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلَى أَصْنَامٍ لَهُمْ}. فالنذر لأولئك السدنة والمجاورين في هذه البقاع نذر معصية. وفيه شبه من النذر لسدنة الصلبان والمجاورين عندها، أو لسدنة الأبداد في الهند والمجاورين عندها.

"Kim gösteriş için veya benzeri maksatla herhangi bir kabir için yağ, kandil v.s. adarsa, bununla belli bir yerin aydınlanmasını isterse ve bir takım sapıkların dediği gibi  'O şey adağı kabul eder' derse, böylesi bir adak müslümanların ittifakıyla masiyettir ve yerine getirilmesi caiz değildir. Kim de buradaki bakıcılara ya da komşularına veya burada ibadet için kalanlara mal adarsa, böyle bir yer için adanan şey, tıpkı Lat, Uzza ve Menat yanında kalanlara adanan gibidir. Bunlar bu şekilde halkın mallarını batıl yollardan yiyerek insanları Allah'ın (celle celaluhu)  yolundan alıkoyarlar. 

[Yazar şu ayete atıf yapmaktadır: “Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!” (et-Tevbe 9/34)]

Buralarda (tekke vb) itikaf yapanların (yani kalanların) durumu da tıpkı, İbrahim'in (aleyhisselam) kendileri hakkında şöyle dediği kimseler gibidir:  “Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında itikaf ettiğiniz (ibadet ettiğiniz) bu temsili heykeller nedir?”  (el-Enbiya 21/52)

Musa'nın (aleyhisselam) kendilerini -Allah’ın izniyle- denizden geçirip kurtardığı ve Rabbimizin haklarında: "İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde itikaf yapan (ibadet eden) bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz." dedi." (el-A'raf 7/138) buyurduğu kimseler gibidirler.

Bu gibi yerlerde bekçilik ve hizmetkarlık edenlere bir şey adamak veya buralara adakta bulunmak, masiyet anlamındaki adaklardır. Zaten buralarda yatıp kalkmanın şeriat nezdinde bir dayanağı yoktur.Bunlar tıpkı haçlara, putlara ve bunların bekçilerine sunulan adaklar veya Budistlerin Hindistan'da kendi mabedlerinde hizmet veren ve buralarda kalanlar adına yaptıkları adaklar cinsindendir."


Görüldüğü gibi türbelere adak adayanlarla puthanelere adak adayanlar arasında bir fark olmadığını açıklamaktadır. Esasında bu mesele çok açık bir konudur.

Şeyhulislam’dan naklettiğin diğer kavle gelince; orada Şeyhülislam (rh.a) şöyle demektedir:

وبالجملة فالقيام والقعود والركوع والسجود حق للواحد المعبود خالق السماوات والأرض، وما كان حقا خالصا لله لم يكن لغيره فيه نصيب مثل الحلف بغير الله عز وجل، وقد قال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: «من كان حالفا فليحلف بالله أو ليصمت» متفق عليه وقال أيضا: «من حلف بغير الله فقد أشرك» .
فالعبادة كلها لله وحده لا شريك له

Kıyam, Ku’ud, Ruku’, Sucud bütünüyle bir olan, yerleri ve gökleri yaratan ma’budun hakkıdır.  Bu Allah’dan başkasının nasibi olmadığı, yalnız Allah’a has kılınan bir haktır. Allah Azze ve Celle’den başkası ile yemin etmek gibi… Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

«مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاَللَّهِ أَوْ لِيَصْمُتْ»

«Her kim yemin edecek olursa Allah’a yemin etsin veya sussun!»  Bu kendisi üzerine ittifak edilmiş bir hadistir.

İşte ibadet de bu şekilde bütün çeşitleriyle yalnızca Allah’ın hakkıdır.”
(Ziyarat’ul Kubur, sf 57)

Şimdi yarım molla demiş ki: “Bu nakil Ebu Butayn'ın "yeminin ibadet olmadığı" şeklindeki sözüne bizzat Şeyhul İslam tarafından cevaptır.”

Diyoruz ki: Bu nakilde yeminin bütün çeşitleriyle ibadet olduğuna dair nasıl bir cevap var?  Sorarız sana, bu kavlin yeminin ibadet oluşuna delaleti kesin mi yoksa ihtimalli mi? Usul okuduysan buna cevap vermen lazım ve usul bilen hiç kimse bu sözün yeminin ibadet olduğuna kati olarak delalet ettiğini iddia edemez. Eğer ortada ihtimal varsa istidlal da batıl olur. Elbette ki yeminin bizzat ibadet olan ve dolayısıyla büyük şirk olan şekli vardır. O da Allah’tan başkasının hakiki anlamda bir ilahın tazim edildiği gibi tazim edilmesidir. Fakat kasdı bu olmayan birisi Allahtan başkasına yemin ederek ona ibadet etmiş olmaz. Şeyhulislam’ın örnek verdiği kıyam, kuud (oturma), rüku, sucud da böyledir. Bunları Allahtan başkasına ibadet kasdıyla yapan kişi kafirdir. Tazim kasdıyla Allahtan başkasına rüku ve secde etmek ise geçmiş şeriatlarda caiz olan bir işti tıpkı Yusuf (as)’ın ailesinin Ona secde etmesi gibi, lakin bu bizim şeriatımızda haramdır. Bunlar sadece Allaha yapılır, ancak bu fiilleri Allahtan başkasına yapan herkes müşrik olur anlamına gelmez! Şeyhulislam’ın yemin misalini vermesi yemin nasıl sadece Allaha yapılırsa ruku, secde vs de bu şekilde yalnız Allaha yapılması gereken fiillerdir, manasındadır Allahu a’lem. Kaldı ki yukarda da işaret ettiğimiz gibi İbn Teymiye’nin yemin her türüyle ibadettir deyip de sonra bu ibadeti Allahtan başkasına yöneltenleri tekfir etmemesi sözkonusu değildir. Bu cahilin yemin ve adak ibadettir deyip sonra bunların küçük şirk olduğunu gevelemesi onun cehaletini ve dinden ne kadar habersiz olduğunu anlamak için kafidir. Yukarda sorduğumuz sorular da ancak din hakkındaki bu büyük fesat içeren kavline ek olarak bu şahıs ve benzerlerinin durumunu iyice deşifre eder. Bu kimseler daha tevhidin ne olduğunu öğrenmeden tevhid davetçisi kesilmişlerdir. La havle vela kuvvete illa billah! Velhamdulillahi Rabbil alemin…

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: TEVHİD DÜŞMANI MEHMET N. BULGAN'IN HEZEYANLARI!
« Yanıtla #2 : 03.06.2018, 14:04 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Bu başlık altında inşallah Mehmet Nuri Bulgan isimli şahsın tevhid akidesini sulandırma amacıyla ortaya attığı çeşitli iddialar ele alınacaktır. Malum olduğu üzere bu kişi “İslam İtikat Esasları Üzerine Mülahazalar” isimli yaklaşık 800 sayfalık bir kitap neşretmiş ve sözkonusu kitapta İslam itikad esaslarını kökten tahrif etmeye yeltenmiş, bu uğurda azami gayret göstererek başka deccallerin aklına gelmeyen, zaten İslam ümmetinden de kimsenin söylemediği çeşit çeşit teoriler ihdas etmiştir. Bu kitapta tekfir, cehalet, dinin aslı gibi konuların yanı sıra askerlik, okul, muhakeme, parti gibi güncel konularda o kadar çok batıllar kusmuştur ki bunları özetlemek bile şu anki yazımızın hacmini aşar. Biz inşallah yeri zamanı geldikçe bu kişinin teorilerine bu başlık altında kısım kısım değineceğiz.

Ebu’l Hasen künyesini kullanan Mehmet N. Bulgan isimli bu kişi, m. 2011 tarihinden itibaren bize özelden yazmaya ve bizimle uğraşmaya başlamıştır. O günden beri üzerinde durduğu konuları şu an kitap haline getirmiştir. Yani bu kitap bu şahsın uzun zamandır üzerinde çalıştığı (!) teorilerin bir hülasası niteliğindedir. Bu teorilerin hepsi de bilhassa tekfiri ortadan kaldırmak, güncel hayatta zorluğa yol açan çeşitli fiillere ruhsat araştırmak veya en azından hükmü yumuşatmak vesaire gibi amaçlara matuftur. Bize ilk yazdığı zamanlar bilhassa silsile tekfir üzerinde duruyor ve bizim kafire kafir demeyen kafirdir kaidesini alakasız yerlerde kullandığımızı iddia ediyor, tekfirin dinin aslından olmadığını vesaire geveliyordu. Bunlar zaten bütün cihadçı geçinen grupların tevhid ehline karşı ortak itirazıdır. Bulgan o dönemlerde Ebu Şuayb isimli Arap birisinin teorilerini seslendiriyordu, bu kişiyle de irtibat halindeydi. Ebu Şuayb el-Kaide yanlısı bazı sitelerde yöneticilik yapan, başka birtakım sitelerde münazaralara iştirak ederek aynı şekilde tekfir fikrini ortadan kaldırmak amacıyla bugüne kadar görülmüş en parlak teorileri dile getiren birisi idi. Bulgan, önce bu adamın teorilerine can simidi gibi sarıldı, sonra bunları biraz daha geliştirip üstüne Ebu Zerka’nın ve başkalarının teorilerini de ekleyerek kendi ekolünü (!) tesis etti. O ekolün ne kadar çürük temellere dayalı olduğu inşallah zamanla anlaşılır. O dönemler bu teorilerini bize yazdı, gerekli cevapları aldı bu yazışmalar epey bir müddet böyle devam etti. Gerekirse bu şahısla eski yazışmalarımızı da neşrederiz. Böylece bir nevi ar-ge çalışması yaptı. Her teorisine cevap aldığında yeni bir teori geliştirdi. O kitapta ortaya attığı teorilerin büyük çoğunluğu Necd ulemasına ve de bize cevap niteliğindedir. Öyle ki o kitaptaki çoğu fikrin gelişim safhalarını burada yeri gelirse anlatabiliriz. Çünkü dediğimiz gibi birçoğu bize sataşıp cevabını aldıktan sonra yeni yeni cevaplar türetmesiyle gelişmiştir. Bakarsınız burada yeni teorilerinin cevaplarını da aldıktan sonra kitabı iki katına çıkarıp teorilerini günceller! Böyle kelamcı tiplerin zaten sabit bir akideleri olmaz, sürekli fikir değiştirip daldan dala zıplarlar. Ömer bin Abdulaziz (ra)’ın buyurduğu gibi dinini tartışmalara alet eden kişi, sürekli görüş değiştirir.

Yeri gelmişken belirtelim ki bu kişi, mütemekkin, oturmuş bir ilme sahip değildir. Düzenli bir dini tahsili yoktur. Herhangi bir medreseden veya başka dini eğitim veren bir kuruluştan –bütün eğitim safhalarını geçerek- mezun olmamıştır. Esasen bu, sadece onun değil piyasada kendisini tevhide nisbet eden çoğu davetçinin problemidir. Elbette ki kafirlerin verdiği diploma ya da icazetlere değer vermeyelim ama yine de batıl ehlinin kurumlarından da olsa düzenli bir eğitim alan birisi ile yarım yamalak bir şeyler öğrenip davetçi olarak arzı endam eden yarım hocalar asla mukayese edilemez. Bulgan da böyledir. Kendi beyanıyla medresede münazaralı olarak Hanefi-Maturidi akidesine dayalı aldığı bir fıkıh usulü dersinin haricinde bir eğitimi sözkonusu olmamıştır. (Birkaç sene önce yaptığı bu beyandan sonra kendini geliştirdiyse bilmiyoruz!) Bilhassa tevhidi geçinen çevre bu şekilde sadece Arapça ve genel İslami kültür haricinde ilmi-akademik altyapısı olmayan davetçilerle dolup taşmaktadır. Bu yapıdaki kimseler de haliyle yeri geldiğinde dinin en bariz bilinen meselelerinde dahi cehaletten dolayı şüpheye düşebilmekte ve usul kaide adına ne varsa ihlal eden açık batıllar ihdas edebilmektedirler. İnşallah bu şahsın da sahip olduğu cehaletten dolayı nasıl açık batılları savunduğu hususu ilerleyen zamanlarda delilleriyle izah edilecektir. Vallahu’l Mustean.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3026 Gösterim
Son İleti 13.07.2017, 04:28
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
4337 Gösterim
Son İleti 14.03.2020, 10:21
Gönderen: İbn Umer
3 Yanıt
3622 Gösterim
Son İleti 24.02.2020, 15:18
Gönderen: İbn Umer
15 Yanıt
3022 Gösterim
Son İleti 14.11.2018, 01:27
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
133 Gösterim
Son İleti 28.09.2020, 01:01
Gönderen: Tevhid Ehli