Darultawhid

Gönderen Konu: SALİH KİMSELER İLE TEBERRÜKTE BULUNMANIN HÜKMÜ VE ŞÜPHELERİN GİDERİLMESİ  (Okunma sayısı 4200 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Es-Sarimu'l-Meslul

  • Ziyaretçi
Soru:


Alıntı
Selamun aleyküm..

Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem (hayatta iken)  dışında salih olsalar dahi onların kendilerinden veyahud çeşitli eşyalarından bereket ummayı caiz görmüyorum..Şirk'in önünü kapatmak için böyle olmalı..Çünkü bu durum zamanla şirke yol açabilen ve insanları aşırılığa götüren bir durumdur..

Şunu da belirtelim ki salih dediklerimiz kişilerin kerametleri açıkça belli olmuş,ve kimsenin onun veli olduğunu inkar etmediği kişilerdir,,Misal olarak Allah dostu olan Halife Ömer Bin Abdulaziz gibi.Yoksa günümüz müşrik sofilerin idda ettikleri gibi kendi şeyhlerine salih,veli dedikleri müşrikler değildir..Zaten günümüzde de büyük bir Allah dostunu bulmak imkansız gibi gözükmektedir..Bununla beraber her 100 yılın başında Allah svt bu ümmete dinlerini öğretmek bidatlardan sakındırmak sünnete davet ve sünenti canlandırmak için bir Allah dostu göndereceği hadiste bildirilmektedir..Bununla beraber eğer salih kimselerden teberrük edip onların bereketlerinden yararlanmaya cavaz veren alimler olmuşsa da,bu alimlerin hiç birirsi git ona ibadet et Allah'a şirk koş dememişlerdir.Aksine,buna da ancak fitneden emin olduktan sonra cevaz vermişlerdir..

İmam Buhari başlığında dedi ki:

''Hasta ziyaret eden kimsenin hasta için abdest alması''

5676- Cabir b. Abdullah radıyallahu anh'dan dedi ki: ''Hasta olduğum bir sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanıma geldi.Abdest aldı ve abdest aldığı  sudan üzerime döktü.-Yahud kendisi üzerine dökün diye buyurdu- Hemen aklım başıma geldi ve Ey Allah'ın Resulü,bana bir kelaleden başka mirasçı olmayacak.Mirasım nasıl olacak,diye sordum.Bunun üzerine feraiz (miras taksimatını bildiren) ayet nazil oldu..(hadis burda bitti)

İmam Buharinin başlıkta zikrettiği : ''Hasta ziyaret eden kimsenin hasta için abdest alması'' İmam Buhari apaçık hastayı ziyaret eden kimsenin hastaya bunu uygulayabileceğini ifade etmiştir.

Sorum: Ehli sünnet nezdinde salihlerden bereket ummanın hükmü nedir? Salihlerden bereket ummak ve teberrük etme gibi kavramların üzerinde biraz aydınlatıcı bilgi verebilirmisiniz?


Allah'ın İzni ve İnayeti İle Vermeye Çalıştığımız Cevap:




!بسم الله والحمد لله الذي هدانا لدينه المرتضى، والصلاة والسلام على رسوله المصطفى وعلى آله وصحبه اجمعين
:وبعد




Evvela belirtmek isteriz ki; sözünü ettiğiniz ve bu konu hakkında bizlere sual olarak yönelttiğiniz teberrük/bereket ummak meselesi ve bu mesele ile bağlantılı olarak tevessül/vesile edinme, teşeffü’/şefaatçi edinme ve istiğase gibi kavramların geçmişte ve günümüzde ne denli bir tahrifata ve tebdile uğradığı, batıl i’tikadların dayanağı olmak sureti ile ne kadar istismar edildiği; hakkı arayan kimselerin nezdinde tartışmaya mahal vermeyecek kadar açık bir husustur. Bu konuların detaylı bir tafsile ve tertibe muhtaç olması, meşru’ kılınan durumlar ile memnu’  kılınan durumların bir birine -kasıtlı veya kasıtsız olarak- karıştırılması, illetlere göre değil de filanca Ebu Deccal’in saptırmalarına göre hüküm verilmesi, ilmin ve ilim ehlinin ortadan kalkması, Allah’ın dostlarının az, şeytanın dostlarının ise azgın olması ve daha bir çok sebeplerden ötürüdür ki; insanlar bu ve buna benzer meseleleri hakkı ortaya koymak adına değil de; hakkı ortadan kaldırmak, hakkı ortaya koyup ona sarılanın ayağını kaydırmak  ümidiyle sırat-i mustakim üzerine oturmuş olan şeytanlara komşuluk etmektedirler. O yüzden ortak istilahlara ve kavramlara sahip fakat illetleri ve hükümleri farklı olan bu ve bu tarz meselelere yaklaşılırken dikkatli olmak, her taraftan gelen seslere kulak vermemek gerekir. Aksi takdir de ya aslı, astarı hiçbir kaide ve kurala dayanmayan tekfirler havada uçuşur da bu tekfirlerin ucu ümmeti tekfir etmeye kadar gider! Ya da akli çıkarımlar, zahiri kavram ve kelimeler bütünü ile batıl kıyas ve teşbih sonuçları ile bu mesele Allah’tan başka bir ilah edinmeye ve tevhidin aslını ortadan kaldırmaya yönelik büyük bir şirki izhar etmeye kadar gider! Bu hakkın ortaya konulmamasında ve ona tabi olunulmamasın da kişi ve kurumlarda zuhur eden bazı durumlardır…

Konumuza dönecek olursak; Teberrük meselesi yukarıda da değindiğimiz gibi tafsile ve tertibe muhtaç, muhtevası geniş ve etrafında batıl kıyas ve akli çıkarımların döndüğü geniş çaplı bir meseledir. Bu meselenin birçok yönü vardır. Bu meselede ki cehaletin yaygın olması hasebi ile kendisi üzerinde çalışma yapılmaya muhtaç bir mevzudur. Lakin temel olması için bazı asıllar i’tibari ile bu mesele anlaşılması çok güç ve girift bir mesele değildir. Allah’tan yardım dileyerek sizin sormuş olduğunuz meselelerin etrafında  bu konuya çeşitli yönlerden temas edeceğiz.

Teberrük nedir?

Teberrük; Türkçe de kullanılan “bereket/الْبَرَكَة” lafzından türemiş bir kelimedir. “Bereket talep etmek” ma’nasına gelir. Bereket ise “artış ve ziyade demektir.”

Ragib el-İsfehani rahimehullah Müfredatın da der ki:


الْبَرَكَةُ ثُبُوتُ الْخَيْرِ الإْلَهِيِّ فِي الشَّيْءِ

“Bereket; bir şeyde ilahi hayrın subut bulması/devam etmesidir.”

İbn Kayyım rahimehullah der ki:


التبرك استدعاء البركة واستجلابها

Teberrük; bereketi istemek ve elde etmeye çalışmaktır. [Bedaiu’l-Fevaid: 2/166]

Diyebiliriz ki teberrük; “bir şeyde ilahi hayrın subut bulmasını/devamlı olmasını talep etmek” demektir.

Bir şey ile teberrük etmek demek (ya’ni Arapçada ب harfi ceri ile kullanıldığı zaman); o şeyin vasıtası ile yukarıda zikredilen ma’nada bereket talep etmek demektir.

Tenbih: Yukarı da zikredilen bu açıklamalar, bazı kişi ve kurumlar tarafından farklı ma’nalarda kullanılıyor olabilir. Ya’ni her zaman ve her yerde, illaki teberrük ile kastedilenin bu mahalde olması gibi bir zorunluluğun gözetilmemesi gerekir. Örneğin ittihad ehli, hululiyye fırkası bu kavramın içini kendi görüşlerine uygun bir biçimde doldurabilirler, buna şirk olan bir ma’na yükleyebilirler. Onların bu tarz ma’nalar yüklemeleri “teberrük” kavramının mahiyetinin onların doldurduğu şekilde anlaşılmasını gerektirmez. O yüzden kavramsal takiyyeden sakınmak, kavramsal ve kelimesel i’tikad oluşturmamak, meseleleri ve hükümleri illetlerine göre anlamak gerekir…

Teberrük Yapmanın Hükmü ve Buna Bağlı Olarak Meşru’ ve Memnu’ Teberrük

“Teberrük” kavramının mahiyetine talebiniz üzere ihtisaren değindik. Konunun uzamaması ve maksadın hasıl olması adına kavramın diğer yönlerine şimdilik değinmiyoruz.

Teberrük  yapmanın hükmüne gelince; bu meselede tam olarak hüküm şudur, budur demek doğru olmaz. Çünkü yukarıda değindiğimiz gibi bu meselenin çeşitli boyutları vardır. Kavramsal takiyyeler altında kişiler ve kurumlar tarafından gizli ma’nalar ve maksatlar taşıyabilirler. Asli i’tibari ile teberrük yapmak meşru’dur diyebiliriz. Ama bunu da söylerken şeriatin belirlediği asıllar i’tibari ile dile getirebiliriz. Bununla beraber teberrük yapmanın şeriat tarafından men’ edildiği/yasaklandığı yerlerde vardır. Ya’ni teberrük yapmak çeşitli kısımlara ayrılır ve bu kısımların vaki’ada nasıl tezahür ettiğine bakılarak hüküm verilir. Yine bu kısımlara bağlı olarak verilen hükümler illetlere bağlı olarak; şirk, bidat/haram ve müstehab hükümlerini alırlar. Dikkat edin belirli illetlerden ve bu illetler ile kaim olan hükümlerden bahsediyorum. Akli çıkarımlara ve tartışmanın odağı olan kelamların zahirine bakılıp sanki tek bir meselede ve fıkhi bir ihtilafmış gibi “alimlerin bazıları buna şirk dedi, bazıları bidat dedi bazıları da buna müstehab dedi” gibi cahilane ve müşrikçe bir yaklaşımda bulunmuyorum. Bundan Allah’a sığınırım. Bu mesele teberrük yapmanın mahiyetine dair söyleyeceğimiz ve bu meselede temas edeceğimiz diğer hususlarda daha iyi anlaşılacaktır…

Yukarıdaki sorunuzda teberrük ile bahsetmiş olduğunuz şeylerde meşru’ olan ve olmayan teberrük çeşitlerine örnekler vardır. Bu örnekler dahi meselenin tek bir boyutta ele alınmadığını işaret eder

Şunu da belirtmekte fayda var: Teberrük meselesi sadece “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem eserleri/geride bıraktığı şeyler ile teberrük etmek” veya “salihlerin eşyaları ile teberrük etmek” ile kayıtlı bir mesele değildir. Kendisi ile teberrük edilen Ka’be, Hacer’ul-Esved, Kadir Gecesi, Üç Mescid, İlim Meclisi gibi günler, vakitler, meclisler vb. şeyler de vardır. Tabi bunlarla nasıl teberrük edileceği de ayrı bir bahis olup, şeriatin belirlediği şartlara ve hükümlere bağlı olarak yapılır. Ve’l-hasıl Teberrük yapılan şeye, yapıldığı şekle göre hüküm verilir...

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Eserleri/Geride Bıraktığı Şeyler İle Teberrük Etmenin Mahiyeti ve Hükmü

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in eserleri/geride bıraktığı şeyler ile teberrük etmek icmaen caizdir, meşru’dur ve müstehabtır. Asrı Saadetten gelen rivayetler bu konuda oldukça meşhur ve fazladır. Sahabelerin onun bedenin azaları ile, abdest suyu ile, saçı ile, elbisesi ile teberrük yaptıkları ma’lumdur. Ümmetin selefi bu yol üzerindedirler. Nakledilen bu rivayetlerin  bir çoğu sahihaynda ve diğer sünen kitaplarında sabittir.

İbn Teymiyye Rahimehullah şöyle der:


وَالْمَاءُ الَّذِي تَوَضَّأَ بِهِ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ هُوَ أَيْضًا مَاءٌ مُبَارَكٌ؛ صُبَّ مِنْهُ عَلَى جَابِرٍ وَهُوَ مَرِيضٌ. وَكَانَ الصَّحَابَةُ يَتَبَرَّكُونَ بِهِ

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendisi ile abdest aldığı suda aynı şekilde mübarek bir sudur. Hasta olduğu bir sırada bu sudan Cabir Radıyallahu Anh’ın üzerine dökülmüştür. Sahabe bu su ile teberrük yaparlardı.[Mecmu’ul-Fetava 12/599]

İbn Hazm Rahimehullah şöyle der:


قَدْ تَبَرَّكَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - بِمَوْضِعِ مُصَلَّاهُ وَاسْتَدْعُوهُ لِيُصَلِّيَ فِي بُيُوتِهِمْ فِي مَوْضِعٍ يَتَّخِذُونَهُ مُصَلًّى فَأَجَابَ إلَى ذَلِكَ - عَلَيْهِ السَّلَامُ –

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ashabı; onun namaz kıldığı yer ile teberrükte bulunurlar ve evlerinde onun kıldığı yeri musalla edinmek için onu namaz kılmak için da’vet ederlerdi.[el-Muhalla 5/424]

Yukarıda zikrettiğiniz Buhari’nin tahriç ettiği hadiste bu konuda bir örnek teşkil eder. Bu durumlar hayatında söz konusu olduğu gibi, yine ölümünden sonra da bu ahkama dahil olup meşru’ olan şeylerde ve şekillerde de teberrük yapılması caizdir. Örneğin Müslim’in “İçecekler Kitabı”nda 2007 no’lu hadiste Ömer b. Abdulaziz’in Sehl b. Sad’den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendisinden su içtiği kabı istemesi gibi:

(Sehl dedi ki:) O gün Rasulullah dönüp geldi de, nihayet kendisi ve sahâbîleri Benû Sâide sofasında/gölgeliğinde oturdular. Sonra Rasulullah:

— "Yâ Sehl! Bize su ver!" buyurdu.

Ben de onlar için bu káseyi çıkardım ve bununla onlara su içirdim.

Sehl'in râvîsi Ebû Hazım şöyle dedi: Sehl bu káse bize çıkarıp gösterdi, biz de bunun içinden su içtik.

Dedi ki: Sonra bu hâdisenin ardından Ömer ibnu AbdulAziz Sehl'den bu kásenin kendisine hibe edilmesini istedi. Sehl de bu káseyi ona hibe etti. [Müslim, (2007); Buhari, (5637) Uzunca bir hadisin ilgili kısmını nakletmekle yetiniyoruz.]

İmam Buhari rahimehullah bu hadisi İçecekler Kitabında “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Bardağından Ve Kabından İçmek” olarak adlandırdığı babın altında zikretmiştir. Hadisin şarihleri bu fiili teberrük kapsamında değerlendirmiştir.

Yukarıda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile zikrettiklerimiz; meşru’, sünnet ve müstehab olan teberrük kapsamına girmektedir. Bu hususta -tefarruatı hariç- ihtilaf eden kimseyi bilmiyoruz. Ancak bu muasır çağlarda; yaşantılarını ve anlayışlarını (!) tekfire endeksleyen, ahkam da tekfirden başka bir hüküm bilmeyen, tekfirin işlevine dair her türlü bilgisizlik ve basiretsizlik içerisinde bocalayan cahil insanlar; bu ve bu mesele ile alakalı olan şefaat talebi, tevessül, istiğase gibi kavramların mahiyetini kavrayamamışlardır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi; tekfirleri sahabeye, tabiine hatta ümmete varan, tevhidden nasibini alamamış, yaşantıları şirkten ve küfürden yana boş kalmamış insanlar bunlardır. Bunların anlayışları meseleler üzerindeki ortak zahiri  kelimelere bakıp, meseleye aynı hükmü vermeyi gerektirir. Ya’ni onlar “şefaat isteme” kavramını nerde görseler bunu direk “şirk olan şefaat isteme” kapsamanı sokarlar. Nerde bir “tevessül etmek” kavramı görseler “şirk olan tevessül kapsamına sokarlar”. Bunların meselelerin zahiri ortak kavramlarına ve kelimelerine, bir takım istilahlarına bakarak tek bir illet üzerine anlayıp, ona göre hüküm vermeleri; onların tevhitten ne kadar nasipsiz, meseleleri anlamaktan ne kadar aciz olduklarını ortaya koymaktadır.

Onlar ittihad ehli zındıkla tartışırken; o zındık şirkini ve küfrünü veya en azından bidatini kavramsal takiyyecilik ile kamufle etmek için “Teberrük meselesine” kendisine delil gösterir. Tabi bu bildiği şeyleri ilim zanneden onunlada amel etmeyen bu tarz insanlar “TEBERRÜK ŞİRKTİRRR! ALLAH’TAN BAŞKASINA TEBERRÜK YAPILMAZZZ! SEN MÜŞRİKSİNNN! ALLAHTAN BAŞKASINA TEBERRÜK YAPAN MÜŞRİKTİRRR!” gibi gelişi güzel rastgele kelamlarla ateşe benzin ile gidiyor, hastaya zehir içiriyor, sözleri bu ümmetin imamı, önderi ve Rasulü olan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e kadar uzanıyor. Biri teberrük ile başka bir şey kast ediyor, diğeri başka bir şey kast ediyor. İkiside illetlere göre hüküm vermek yerine kısır saplantılar etrafında cedel ateşine tutuşuyorlar. Allah bunları islâh etsin!

Hülasa; gerek Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in eserleri/geride bıraktıkları şeyler ile, gerekse –ileride açıklayacağımız üzere- salihlerin eşyaları ile teberrük yapmanın mahiyeti hak ehli nezdinde şudur: Allah’ın kendisinde bereket kıldığı bu şeyler vasıtası ile kişide ilahi hayrın devamlı kalmasını bu şekilde vesile kılarak Allah’tan istemesidir. Sırf yukarıda zikrettiğimiz “teberrük” kavramının lugat ve istilahi kullanımını açıklanması bile bu meselenin şirk olmadığını ortaya koymakta yeterde artar bile. Binaenaleyh Şirk “Allah’a ait olan hususi bir özelliği Allah’tan başkasına sarf etmektir/vermektir.”

Sorarız bu meselede aciliyetle ve cahiliyyetle vakianın ve kullanılan kelimelerin zahiri ile küfür hükmü veren şirkten bihaber zındık kafirlere! Hadi şirkin tarifini biz yapalım da bari siz meseleyi bu şirkin tarifine oturtun bakalım! Elbette meseleyi bu yönden veya usul i’tibari ile hiçbir zaman açıklayamayacaklardır.

Allah’ın izni ve yardımı ile Salihlerin eşyaları ile teberrük yapmanın mahiyeti az çok belli olmuştur. Lakin biz yine Allah’tan yardım isteyerek bu amelin hükmüne dair bazı mülahazalarda bulunacağız, alimlerin görüşlerini ve bu konuda doğru olan görüşü zikretmeye çalışacağız…Vallah’ul Mustean ve A’lem

Es-Sarim'ul-Meslul

  • Ziyaretçi
Yukarıdaki yazımızda ve buna benzer sorulan bir önceki soruda salihler ile teberrük etmenin mahiyeti ve hükmü özet olarak açıklanmıştır. Lakin biz bu yazımızda; hakkın iyice ortaya çıkması, görüşlerin netleşmesi ve yanlış olan görüş ve görüş sahiplerine karşı nasıl bir tutum izlenmesi gerektiğini belirtmek, selefin ve halefin bu konuda ki tutumunu vurgulamak, istidlal edilen bazı söz ve durumları açıklamak adına Allah’tan yardım dileyerek bazı mülahazalarda bulanacağız. Salihler ile teberrükte bulunmaya cevaz veren alimlerin ve bu meselede asıl söylenmesi gereken sözü zikreden alimlerin kavillerine ve selefin bu noktadaki uygulamasına değineceğiz. Tevfik Allah’tandır…

Müteahhirlerden bir çok alim -Allah onlara rahmet etsin, onları da bizleri de bağışlasın!- salihler ile, salihlerin eşyaları ile teberrük yapmanın cevazlığına dair söz etmişlerdir. Hatta bu konuda cevazlığa dair söz eden alimler belki müteahhir alimlerin ekseriyeti/cumhuru da olabilirler. Örneğin; İmam Nevevi, İbn Hacer, Ebu’l- Hamid Gazali, İmam Kurtubi; gibi alimler bu meselede cevaz veren alimlerin en meşhurlarındandır.

Mesela bu meselenin cevazlığına dair sözleri en çok olan alimlerden birisi olan İmam Nevevi şöyle der:


فَفِيهِ التَّبَرُّك بِآثَارِ الصَّالِحِينَ وَاسْتِعْمَال فَضْل طَهُورهمْ وَطَعَامهمْ وَشَرَابهمْ وَلِبَاسهمْ

Bu hadiste salihlerin eserleri/geride bıraktıkları ile teberrük yapılması, abdest sularından, yemeklerinden, içeceklerinden ve giyeceklerinden artanların kullanılması(na dair cevazlık) vardır. [Minhac, Şerh’ul-Müslim; 1/244, 4/219, 7/3,]

İmam Nevevi Rahimehullah Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile teberrük edildiğine dair gelen hadislerin altında sürekli bu lafzını tekrar eder. Başka bir yerde şöyle der:


وَفِي هَذَا الْحَدِيثِ دَلِيلٌ عَلَى اسْتِحْبَابِ التَّبَرُّكِ بِآثَارِ الصَّالِحِينَ وَثِيَابِهِمْ

Bu hadiste salihlerin eserleri/geride bıraktığı şeyler ve elbiseleri ile teberrük yapılmasının müstehablığına delil vardır. [13/44]

Hakeza Buhari şarihi, Hafız İbn Hacer Rahimehullah’ta İmam Nevevi’den pek farklı bir tutum sergilememiştir. Sözlerinden bazısı şöyledir:

(Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den evinde namaz kılmasını isteyen İtban Radıyallahu Anh’ın hadisini hakkında söz ederken şöyle der:)


وَقَدْ تَقَدَّمَ حَدِيثُ عِتْبَانَ وَسُؤَالُهُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يُصَلِّيَ فِي بَيْتِهِ لِيَتَّخِذَهُ مُصَلًّى وَإِجَابَةُ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى ذَلِكَ فَهُوَ حُجَّةٌ فِي التَّبَرُّك بآثار الصَّالِحين

İtban hadisi ve onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den evinde musalla edinmek üzere evinde namaz kılmasına dair olan isteği daha önce geçmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in buna icabet etmesi; Salihlerin eserleri/geride bıraktığı şeyler ile teberrük etme meselesinde bir hüccettir. [Fethu’l-Bari 1/569]

Bu zikrettiklerimiz halef döneminden olan müteahhir alimlerin bazı sözleridir. Söz konusu bu alimler Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘e uygulanan teberrük fiiline kıyasen salihler, salihlerin eşyaları ile de teberrük yapılabileceğini, bunun müstehap olduğunu söylemişlerdir. Bununla maksatları ise -daha önce açıklandığı üzere- tıpkı Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yapıldığı gibi bu şeylerin vasıtası ile bereketi Allah’tan ummaktır. Yine bunun yanında tarih, menakib ve tercüme kitapların da bu yönden aktarılan bir çok rivayet bulunmaktadır. Hatta bu nakiller, bazen bazı hadis mecmualarında bile geçmektedir. Bu aktarılanlardan hareketle bazı sorular sormak ve cevaplarını aramak gerekir.

Bu görüşler doğru görüşler olup, mukallidlerin bu görüşleri taklid etmesi caizmidir?

Bu noktada icma mı vardır yoksa ihtilaf mı vardır? Selefin bu noktada ki uygulaması nasıldır?

Ümmetin selefi ile halefi arasında bu konuda bir ihtilaf varmıdır? Şayet ihtilaf varsa bu ihtilafın mahiyeti nedir ve bu konuda muhtelif görüşlere sahip olan alimler hataya nisbet edilir mi?

Tarih, menakib ve tercüme hatta bazı hadis mecmu’alarında bu konu ile ilgili nakillerin bulunması, zikredilmesi hüküm ve amel açısından etkin bir konuma sahip olur mu?


Daha önceki mülahazalarımızda belirttiğimiz gibi salihler ile veya eşyaları ile teberrükte bulunmak; sünnete, bu selefin ümmetinin üzerinde bulunduğu uygulamaya ters düşen bid’at bir ameldir. Bu hususta ilerde de geleceği üzere icma vardır. Hatta bu mesele geçmiş ümmetlerin şirke düçar olma sebeplerindendir. Alimlerin bu zikrettiğimiz şeylerin aksi yönünde söz söylemeleri durumun böyle olmamasını gerektirmez. Bizi bu selefin ümmetinin üzerinde bulunduğu ve amel ede geldikleri, terk edip yapmadıkları şeyler bağlar. Halefin görüşleri şayet bu ve buna benzer hususlara ters düşerse, bize düşen ümmetin selef-i salihini olan kimselerin üzerinde bulunduğu görüşlere ve amel ede geldikleri şeylere uymaktır. Hatalı olduğu, hatta bidat bir görüş olduğu belli olduktan sonra hiçbir mukallidin bu alimleri taklit etmesi caiz değildir. Alimlerin bu noktada ihtilafı olduğunu söylemek; şayet halefin selefin icmasına muhalefet edip, hataya ve bidate düşmelerini kastetmek ise bu doğrudur. Lakin bununla kast olunan fıkhi bir ihtilafın cerayan ettiğini gibi bir ihtilafın olduğunu söylemek ise bu yanlıştır.

Mesela; İmam Ebu Hanife ve bir çok alimin iman meselesinde Ehl-i Sünnet’e muhalefet etmesi gibi bizde, İmam Ebu Hanifeye ve diğer alimlere muhalefet ederiz ve bu görüşlerinde onlara ittiba etmez, onları –muttabi olduğumuz alimlere ittibaen- hatalı addederiz.

Hakeza İsim ve sıfat tevhidini ilgilendiren meselelerde; müteahhir alimlerinin bir çoğu ilhada sapmıştır. Hatta onların bu meselede çoğunluk oluşturması, ilim ehlinden olup güvenilir kimseler olması, hatta salih/veliyullah kimseler olması bu minvalde olan kendi görüşlerini taklid etmemizi gerektirmez.

Şunu da belirtmek gerekir; bir takım alimlerin bazı hatalara, bidatlere düşmeleri sebebi ile bizim onları hemen Ehl-i Sünnetten ihraç etmemiz selefin menhecine yaraşmaz. Bilakis biz avam olarak onları sevapları ile yad eder, hataları ve günahları sebebi ile de onlar için mağfiret ve rahmet dileriz. Bu ise günümüz vakıasına muhalif bir durum olup, bazı çevreler kendi heva ve heveslerine istinaden çok cesur davranmaktadırlar ki, onlarda rezil olmaya mahkum olan kimselerden başkası değillerdir. Bu ameller iman ve şeriat fıkhından bihaber olan, ilmi bildiği(ni zannettiği) şeyler ile sınırlandıran pespaye insanların amelleridir.

Mevzu bahis bu amelin sünnete, selefin ümmetinin üzerinde bulunduğu ve amel ede geldikleri duruma muhalif olan bir bidat olduğu, hatta şirke vesile olması sebebi ile de çok büyük bir vahamete sahip olduğu, bu yönde cevazlığa dair söz sahibi olan alimlerin de bu konuda bidate ve hataya düştükleri açıklığa kavuştuysa; Allah’ın izni ve inayeti ile bu sözlerimizin dayanağı olan illetleri ve alimlerin sözlerini, çeşitli vecihler altında zikretmeye çalışalım:

Şeyh’ul-İslam Muhammed b. Abdulvehhab’ın torunu, Süleyman b. Abdullah -Rahimehumullah- Kitabu’t-Tevhid şerhi olan Teysir’ul-Aziz’il-Hamid adlı eserinde “Ağaç, taş ve benzerleri ile teberrük eden kimse babı”nı şerh ederken sonlara doğru şu malumatları vermektedir:


تنبيه: ذكر بعض المتأخرين أن التبرك بآثار الصالحين مستحب كشرب سؤرهم، والتمسح بهم أو بثيابهم، وحمل المولود إلى أحد منهم ليحنكه بتمرة حتى يكون أول ما يدخل جوفه ريق الصالحين، والتبرك بعرقهم ونحو ذلك، وقد أكثر من ذلك أبو زكريا النووي في "شرح مسلم" في الأحاديث التي فيها أن الصحابة فعلوا شيئًا من ذلك مع النبي صلى الله عليه وسلم وظن أن بقية الصالحين في ذلك كالنبي صلى الله عليه وسلم.

Tenbih: Müteahhirlerden bazıları; Arta kalan suyu içmek, onlara (salihlere) veya elbiselerine temessüh etmek, midesine ilk giren şeyin salihlerden birinin tükürüğü olması için henüz yeni doğmuş çocuğunu onlardan birine hurma ile tahnik yapması için götürmek, terleri ile teberrükte bulunmak gibi; “Salihlerin kalıntıları ile teberrük edilmesi”nin müstehab olduğunu söylemişlerdir. Ebu Zekeriyya (İmam) Nevevi; “Müslim Şerhi” adlı eserinde; sahabelerin bu gibi şeyleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yapmaları ile ilgili hadislerde bu (teberrüğün Salihlere de yapılabileceği) türden şeyleri (zikrederek) çoğaltmıştır. O bu türden şeylerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yapılması gibi; Salihlerin bıraktığı şeyler ile de yapılabileceğini zannetmiştir.

Bu çeşitli yönlerden (açıklanacağı) üzere sarih/açık bir hatadır: [Teysir’ul-Aziz’il-Hamid S.139; Mektebetu’l-İslami, Beyrut 2002/1323]

Şimdi buradan sonra hem Şeyh’in bahsettiği vecihleri ve başka yerlerde zikredilen çeşitli vecihleri aktarmaya çalışacağız


1.   Ma’lum olduğu üzere Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile veya eserleri/geride bıraktığı şeyler ile teberrük etmek ibadetlerde bir ibadettir. Buradan bunun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yapılan bir ibadet olduğu anlaşılması sefihlik olur ve kişinin dinde ne kadar cahil ve basiretsiz olduğunu, kavramlardan da bihaber olduğunu gösterir. Bu fiile ibadet dememiz Allah’ın sevdiği ve razı olduğu amel cinsinden olmasıdır ki; zaten ibadette İbn Teymiyye'nin  de dediği gibi “Allah’ın sevdiği, razı olduğu bütün gizli-açık amelleri ve sözleri kapsayan bir kelimedir.” İbadetlerde asl olan ise tevkifiyyettir. Ya’ni bu önermenin beyanı şudur; ibadetlerin nasıl yapılacağı sadece Allah ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vasıtası ile bildirilir. Bu da ibadetlerin belli sınırlar, şekiller içerisinden mahdud/sınırlı olduğunu gösterir. Böylelikle ibadetlerde ne ekleme yapılması caiz olur, nede çıkartılma yapılması caiz olur. Nede aynı sınır içerisinde değerlendirilmeyen şeyler ile kıyas yapılması caiz olur. Çünkü ibadetler artık Allah ve Rasulü tarafından belirlenip teşri kılınmış, ekleme/çıkarma ve kıyas yapılması yönünden dondurulmuş/sınırlandırılmıştır. Bu da amelin iki şartında biri olan “Amelin sünnete uygun olması” şartını ihtiva eder. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile veya eserleri/geride bıraktığı şeyler ile teberrük yapmakta mahdud bir ibadet olup, bu fiil sadece Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e hastır, yani onun hususiyetlerindendir. İbadetler de kıyas yapmak caiz olmayacağı için bu amel de bu yönden kıyas kaldırmaz. [Tenbih] Bu son cümlemiz ile kastımız; örneğin “eziyet veren taşı yoldan kaldırmak bir ibadet ise, bu sadece nassla belirtilen taş ile alakalıdır buna benzer ağaç kütükleri, çalılıklar, dikenler, çiviler, cam kırıkları vs. bu sınıfa girmez” demek değildir. Bilakis bizim kastımız kişiyi bidate düşüren kıyaslamaya gitmesidir. Namaz ibadetini fazlalaştırmaya ve cemaat ile kılmayı, zikirler ve Rasule salavat getirmeyi regaib kandili denilen günde yapmak ve buna benzer bir çok bidat örneğinde olduğu gibi.

Şeyhu'l-İslam İbn Teymiyye Rahimehullah bu konuda şunları zikreder:

وَأَمَّا الْعَادَاتُ فَهِيَ مَا اعْتَادَهُ النَّاسُ فِي دُنْيَاهُمْ مِمَّا يَحْتَاجُونَ إِلَيْهِ، وَالْأَصْلُ فِيهِ عَدَمُ الْحَظْرِ، فَلَا يُحْظَرُ مِنْهُ إِلَّا مَا حَظَرَهُ اللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى. وَذَلِكَ؛ لِأَنَّ الْأَمْرَ وَالنَّهْيَ هُمَا شَرْعُ اللَّهِ، وَالْعِبَادَةُ لَا بُدَّ أَنْ يَكُونَ مَأْمُورًا بِهَا، فَمَا لَمْ يَثْبُتْ أَنَّهُ مَأْمُورٌ بِهِ كَيْفَ يُحْكَمُ عَلَيْهِ بِأَنَّهُ [عِبَادَةٌ؟ ! وَمَا لَمْ يَثْبُتْ مِنَ [الْعِبَادَاتِ] أَنَّهُ مَنْهِيٌّ عَنْهُ كَيْفَ يُحْكَمُ عَلَى أَنَّهُ] مَحْظُورٌ؟ وَلِهَذَا كَانَ أحمد وَغَيْرُهُ مِنْ فُقَهَاءِ أَهْلِ الْحَدِيثِ يَقُولُونَ: إِنَّ الْأَصْلَ فِي الْعِبَادَاتِ التَّوْقِيفُ، فَلَا يُشْرَعُ مِنْهَا إِلَّا مَا شَرَعَهُ اللَّهُ، وَإِلَّا دَخَلْنَا فِي مَعْنَى قَوْلِهِ تَعَالَى: {أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ} [الشورى: 21] [الشُّورَى: 21] . وَالْعَادَاتُ الْأَصْلُ فِيهَا الْعَفْوُ، فَلَا يُحْظَرُ مِنْهَا إِلَّا مَا حَرَّمَهُ، وَإِلَّا دَخَلْنَا فِي مَعْنَى قَوْلِهِ: {قُلْ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا} [يونس: 59]

Adetlere gelince; bunlar insanların dünyalarında kendisine ihtiyaç duydukları konularda edindikleri şeylerdir. Bu konuda asıl olan yasaklamanın olmayışıdır. Bu yasaklamayı da ancak Allah Subhanehu ve Teala gerçekleştirebilir. Çünkü emretme ve yasaklama Allah’ın şeriatidir. İbadetin ise emredilmiş olması gerekir. (O halde) Emredildiği sabit olmayan bir şeyin, ibadet olduğuna nasıl hüküm verilir? İbadetlerden olup yasak olduğu sabit olmayan bir şeyin yasak olduğuna nasıl hükmedilir?

Bu sebeple Ahmed ve Ehl-i Hadis fukahadan olan diğerleri şöyle demişlerdir: “İbadetlerde asıl olan tevkiftir.” İbadetlerden bir şey, Allah tarafından teşri edilmedikçe meşru’ değildir. Aksi halde Allahu Teala’nın şu kavlinde ki buyruğuna dahil olmuş oluruz. “Yoksa onların kendileri için dinden olan, Allah’ın kendisine izin vermediği şeyi teşri kılan ortaklarımı var” [Şura, 21]

Adetler de asıl olan ise affedilmektir. Adetler ancak Allah’ın haram kılması ile yasaklanmış olurlar. Aksi halde Allahu Teala’nın şu kavlinde ki buyruğuna dahil olmuş oluruz. “De ki: Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını haram bir kısmını da helal saymanıza ne dersiniz” [Yunus, 59]

(Daha sonra bu yönden bazı ayet ve hadisleri getirdikten sonra şöyle der:)

Bu kaide muazzam bir öneme sahip, faydalı bir kaidedir. [El-Kava’idu’n-Nuraniyye, Daru İbn Cevzi, Suud h.1322]

Bu vecihten anlaşılıyor ki; teberrükte bulunmak bir ibadet ise –ki öyle- ancak Allah’ın ve Rasulünün teşri’ kılması ile başka şeyler ile teberrükte bulunulabilir. Allah ve Rasulünün teberrük edilmesinde ruhsat verdiği şeylerin arasında ise Salihler, Salihlerin eşyaları, eserleri/geride bıraktıkları şeyler ile teberrük etme gibi bir ruhsat bulunmamaktadır. Bu da ibadetin geçerlilik şartı olan “Amelin sünnete/teşriye uygun olması” şartının bu meselede sakıt olduğunu gösterir. Böyle bir amelde ancak bidat diye isimlendirilir.

2.   Selefi salihin asrında böyle bir amel sabit olmamıştır. Yada onlar bu konu da  ihtilaf edip, fıkhi bir mesele gibi meşru ve muhtelif görüş sahiplerinin yerilmediği bir ihtilafa düşmemişlerdir. Bilakis bu onların icma ile terk ettikleri bir ameldir. Bizimde nasıl ki, onların yaptıklarında onlara ittiba etmemiz, onları taklid etmemiz gerekiyorsa; aynı şekilde onların terk ettiklerini de terk etmemiz gerekir. Sahabe döneminde ibadet sayılmayan, meşru bir amel çerçevesinde değerlendirilmeyen her şey bugün de aynı statüdedir. İmam Malik’in meşhur sözünde olduğu gibi: “Dün dinden olmayan şey bu günde dinden değildir.” Bu ise ilk maddede zikrettiğimiz şartın olmayışının doğurduğu bir netice ile alakalıdır. Ya’ni şayet Salihler ve eşyaları ile teberrükde bir cevazlık bulunsaydı, meşru’ kılınsaydı bu onların arasında meşhur bir amel olurdu. Ki faziletin ve salahatın altın çağı olan, Allah dostlarının en büyüklerinin olduğu bir toplumdan bahsediyoruz. Salihler ve eşyaları ile teberrük yapmanın caiz olduğunu varsaysak teberrük yapılmaya daha layık olanlar söz konusu bu kimseler olurdu ve bu ameli birbirlerine uygularlardı. Bu ise görmezden gelinemez bir durumdur.

İbn Receb el-Hanbeli Rahimehullah şöyle der:


فأما ما اتفق على تركه فلا يجوز العمل به لأنهم ما تركوه إلا على علم أنه لا يعمل به قال عمر بن عبد العزيز خذوا من الرأي ما يوافق من كان قبلكم فإنهم كانوا أعلم منكم.

Selefin (bir şeyin) terki üzerinde ittifak etmesine gelince; bu (terk edilen) şey ile amel etmek caiz değildir. Çünkü onlar bununla amel edilmeyeceğini bildikleri için bunu terk etmişlerdir. Ömer b. AbdulAziz şöyle demiştir: “Sizden öncekilerin görüşüne muvafık olan görüşü alınız! Çünkü onlar sizden daha alimdir.” [Fadl’u İlm’is Selef ala’l-Halef S.4]

التبرك بالآثار فإنما كان يفعله الصحابة رضي الله عنهم مع النبي صلى الله عليه وسلم ولم يكونوا يفعلونه مع بعضهم ببعض ولا يفعله التابعون مع الصحابة، مع علو قدرهم.
فدل على أن هذا لا يفعل إلا مع النبي صلى الله عليه وسلم مثل التبرك بوضوئه وفضلاته وشعره وشرب فضل شرابه وطعامه.

Eserler/geride kalan şeyler ile teberrük etmek: Sahabe Radıyallahu Anhum bunu ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile yapıyorlar, birbirlerine ise bunu yapmıyorlardı. Aynı şekilde kadri kıymetlerinin yüceliği ile beraber tabiin de bunu sahabe ile yapmıyorlardı. Bu da bu fiilin ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile yapılacağına delalet eder. Abdest suyu, artıkları, saçı, içtiği şeyin ve yiyeceğin artığı ile teberrük edilmesi gibi. [el-Hukmu’l-Cedire bi’l-İza’a S.46; Daru’l-Me’mun, 1990]

Süleyman b. Abdullah Rahimehullah şöyle der:


ومنها: أن الصحابة لم يكونوا يفعلون ذلك مع غيره لا في حياته، ولا بعد موته، ولو كان خيرًا لسبقونا إليه، فهلا فعلوه مع أبي بكر وعمر وعثمان وعلي ونحوهم من الذين شهد لهم النبي صلى الله عليه وسلم بالجنة، وكذلك التابعون، هلا فعلوه مع سعيد بن المسيب وعلي بن الحسين وأويس القرني، والحسن البصري ونحوهم ممن يقطع بصلاحهم، فدل أن ذلك مخصوص بالنبي صلى الله عليه وسلم.

Sahabe bunu (ya’ni bu teberrüğü) onunla (Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile) beraber ne hayatında ne de ölümünde bir başkasına yapmış değillerdir. Şayet bunda bir hayır olsaydı onda öncü olurlardı. Bunu  Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in cennet ile müjdelediği ve aynı şekilde tabiinden olan diğer kimseler ile yapmaları gerekmez miydi?  Bunu Said b. Museyyeb, Ali b. Huseyn, Uveys el-Karni, Hasan-ı Basri ve salihlikleri kesinleşmiş olan kimselere de yapmaları gerekmez miydi? İşte bu durum bu meselenin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e mahsus olduğuna delalet etmektedir. [Teysir, a.g.e]

Şeyh’ul İslam İbn Teymiyye rahimehullah şöyle der:

Batınen ve zahiren Rasûlullah  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in izinden gitmek, ilk önde gidenler olan muhacirler ve ensar’ın yoluna uymak ve Rasûlullah  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu buyruğundaki vasiyetine uymak; Ehl-i sünnet ve’l-Cemaat’in yoludur/yolundandır. "Size benim sünnetime ve benden sonra gelen raşid ve hidayete erdirilmiş halifelerin sünnetine uymayı tavsiye ediyorum. Bu sünnete sımsıkı sarılın ve onu azı dişlerinizle kavrayın. Sonradan ortaya çıkartılan işlerden sakının. Çünkü hiç şüphesiz sonradan ortaya çıkartılan herşey bir bid’attir ve her bid’at dalâlettir."

3.   Böyle bir amel Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e mahsus bir durumdur. Tıpkı dört kadından fazlası ile evlenmesi, gece namazının kendisine farz olması gibi. Bu da başta zikrettiğimiz ibadetlerde ki tevkifliğin/sınırlandırmanın bir gereğidir. Az önce zikredilen nakillere bakıldığı zaman sahabenin tutumundan bu husus açıkça anlaşılmaktadır. Nasıl bir kimsenin Rasule uyduğunu iddia ederek dört kadından fazlası ile evlenmesi caiz değil ise, aynı şekilde Rasule yapılan teberrük fiiline kıyasen bunu bir başkasına yapılabileceğini söylemek de caiz değildir. Şayet böylesine bir teberrük başkasına yapılabilseydi bunu öncelikli olarak selefi salihin kendi aralarında yaparlardır.

4.   Şirke giden yolların kapatılması. Bu rasullerin kendileri ile gönderildiği tevhidi muhafaza etmek adına bir önlemdir. Şirke yol açması sebebi gerçekten bu çok büyük bir durumdur. Dünün ve bu günün şirke sapmalarının asıl nedeni, kaynağıdır. Bu tip amellerin doğurduğu neticelere dair aktarılan haberler yaygındır.

İbn Receb el-Hanbeli Rahimehullah (yukarıda aktardığımız üzere) sahabenin teberrük meselesinde uygulamasını ve bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den başkasına yapmamalarını zikrettik den sonra şöyle der:


وفي الجملة فهذه الأشياء فتنة للمعظّم وللمعظّم لما يخشى عليه من الغلو المدخل في البدعة، وربما يترقى إلى نوع من الشرك. كل هذا إنما جاء من التشبه بأهل الكتاب والمشركين الذي نهيت عنه هذه الأمة

Bu cümleden olmak üzere bu tür şeyler bidate sürükleyen bir aşırılığa düşülmesinden korkulduğu için, hem tazim eden hemde ta’zim edilen için bir fitnedir. Nice kez (bu tarzda fiiller) şirkin bir çeşidine sürükler adamı. Bunların hepsi ancak, bu ümmetin kendisin(e benzemekten) nehy edildiği; ehli kitaba ve müşriklere benzeme yönünden meydana gelir. [A.g.e]

Süleyman b. Abdullah rahimehullah'ta şöyle der:

ومنها: أن فعل هذا مع غيره صلى الله عليه وسلم لا يؤمن أن يفتنه، وتعجبه نفسه، فيورثه العجب والكبر والرياء، فيكون هذا كالمدح في الوجه بل أعظم.

Başka bir vecihte ise şu durum vardır: Bu fiil Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den başkası ile yapılacak olursa; kişinin bu fiiliyle bu kimseye fitneye düşürmesinden ve nefsini şaşkınlığa sürüklemesinden emin olunmaz. Böylelikle şaşkınlığa, kibre ve riyaya sebep olur. Bu yüze karşı övmek gibi olur hatta ondan daha büyüktür. [A.g.e]

Bu son maddede bu amelin bazen şirke yol açabilecek bir vahamete sahip olarak gerçekleşebileceğini, bazen de bu amelin doğrudan şirk olacak ahvallerde cerayan edebileceğini söylemekte fayda var. Ya’ni bir kimse sadece o mübarek addettiği şeyin vasıtası ile Allah’tan bereket umarak yapıyorsa bu şirk değildir, lakin şirke yol açabilen bir amel/bidat olma sıfatından kurtulamaz. Şayet bir kimse bu ameli dün ve bu gün bir çoklarının yaptığı gibi eşyayı vesile kılma sınırını aşarda, Allah’tan istenmesi gerek bereketi bu mübarek addettiği şeylerden isteyecek olursa bu şirk olur. Şirki teberrük ile bid’i (bidat) teberrük arasında ki fark budur. Örneğin Zatu Envad edinen Mekkeli müşriklerin durumu budur. Aynı şekilde yukarıda kaynağını verdiğimiz Muhammed b. Abdulvehhab’ın te’lif ettiği “Kitabu’t-Tevhid” adlı eserinde bu ve buna benzer şirk olan ameller ve şirke yol açabilecek ameller zikredilmiştir. Dileyenler bu kitaptan ve Şeyh’in torunları tarafından te’lif edilen şerhlerinden faydalabilirler. Lakin türkçe dilinde yayınlanan bazı baskı ve nüshalarına; iman ve şeriat fıkhından nasibini alamamış, küfrü imandan, imanı küfürden ayır edememiş; küçük şirki büyük şirk, büyük şirki küçük şirk sanmış bazı yayıncı müsveddeleri ve sözde muhakkikleri tarafından bazı batıl şeyler sokuşturulmuştur, bunlara dikkat edilmesi gerekir.

Tarih, hal tercümeleri, menakib vb. hususlar üzerine kaleme alınmış kitaplarda ve bazı hadis mecmualarında geçen rivayetlere gelince: Söz konusu bu kitaplarda aktarılan rivayetler ya yalandır/uydurmadır, ya da senedi yoktur. Bunların bu yönden bir amele etkisi olmadığı açıktır. Yani bunlara ile bu gün bazı ittihadi, hululcü kimselerin yaptığı gibi dinde ekleme çıkartılma yapılamaz, ibadetler tayin edilemez, taksim ve kıyas edilemez. Velev ki rivayetlerin bir an bile sahih olduğunu varsaysak bile; her haberin sahih olması her zaman amel edilebilir olmasını gerektirmez. Böyle bir haberin amel yönünden terk edilmesi; yukarıda beyan edilen şartların ihlal edilmesinde daha evla bir şeydir. Bu yönden delillendirme yapan kimseler hakkında belki daha çok sert ve fazla söz söylemek gerekir. Çünkü onlar tergib ve terhib (sakındırma/müjdeleme) yapacağız diye; dini şaibeli hale getirmişlerdir. Allah’ın hükümlerini ve Rasulünün sünnetini bu tarz haberler ile belirlemeye kalkmışlardır. Sahih olan ve sabit olan hükümleri bu yollar ile tebdil etmeye çalışmışlardır. Allah’tan afiyet dileriz.

Hülasa; Salihler ve eşyaları ile teberrük de bulunmak meselesi yukarıda yapılan nakiller ve vecihler altında bidat bir ameldir. Bu selefi salihinin icma ile terk ettiği bir ameldir. Bu yönde cevazlık veren alimlerde bu hususta bidat ve hatalı bir görüşe düçar olmuşlar ve selefe/selefin icmasına muhalefet etmişlerdir. Aynı şekilde kendisine hak beyan edildikten sonra onları taklit etmeye devam edenlerde aynı hüküm ile muhataptırlar. Dün ve bu gün selefin yolunun daha muhkem, halefin yolunun ise daha selametli ve akıllıca olduğunu söyleyenler; bu meselede de, diğer meselelerde de halefin selefe muhalefetini görmemezlikten gelen kişi ve kuruluşların geneli bu haldedir. Bazen şirk olarak bazen bidat olarak terettüp eden teberrük amellerini de ancak halefin sözleri ile, menkıbe kitaplarında geçen uyduruk rivayetler ile kamufle ederler. Bu da ehlince bilinen bir meseledir… Vallahu A’lem ve’l Muste’an


Es-Sarim'ul-Meslul

  • Ziyaretçi
Alıntı
İmam Buhari başlığında dedi ki:

''Hasta ziyaret eden kimsenin hasta için abdest alması''

5676- Cabir b. Abdullah radıyallahu anh'dan dedi ki: ''Hasta olduğum bir sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanıma geldi.Abdest aldı ve abdest aldığı  sudan üzerime döktü.-Yahud kendisi üzerine dökün diye buyurdu- Hemen aklım başıma geldi ve Ey Allah'ın Resulü,bana bir kelaleden başka mirasçı olmayacak.Mirasım nasıl olacak,diye sordum.Bunun üzerine feraiz (miras taksimatını bildiren) ayet nazil oldu..(hadis burda bitti)

İmam Buharinin başlıkta zikrettiği : ''Hasta ziyaret eden kimsenin hasta için abdest alması''İmam Buhari apaçık hastayı ziyaret eden kimsenin hastaya bunu uygulayabileceğini ifade etmiştir.


بَابُ وُضُوءِ العَائِدِ لِلْمَرِيضِ

5676 - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ المُنْكَدِرِ، قَالَ: سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: دَخَلَ عَلَيَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَنَا مَرِيضٌ، فَتَوَضَّأَ فَصَبَّ عَلَيَّ أَوْ قَالَ: «صُبُّوا عَلَيْهِ» فَعَقَلْتُ، فَقُلْتُ: لاَ يَرِثُنِي إِلَّا كَلاَلَةٌ، فَكَيْفَ المِيرَاثُ؟ [ص:122] فَنَزَلَتْ آيَةُ الفَرَائِضِ

“Ziyaretçinin hasta için abdest alması babı”

(Sened) Cabir b. Abdullah radıyallahu anh'dan dedi ki: ''Hasta olduğum bir sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanıma geldi. Abdest aldı ve abdest aldığı  sudan üzerime döktü. Yahut  “üzerine dökün” diye buyurdu. Hemen aklım başıma geldi ve “Ey Allah'ın Rasulü, bana bir kelaleden başka mirasçı olmayacak. Miras nasıl olacak” dedim. Bunun üzerine feraiz (miras taksimatını bildiren) ayet nazil oldu. [Buhari #5676]

Müteahhirun ulemasından bazıları bu hadise ve bab başlığına dayanarak salihlerle teberrük etmenin cevazına kail olmuşlardır, biz bu görüşün yanlışlığına yukarda işaret etmiştik. Ancak bu alimlerin şahsi görüşleri dışında ne hadiste ne de Buhari'nin bab başlığında salihlerle teberrüke delalet eden bir şey yoktur. Bir de günümüzde bazıları (yukarıdaki iddia da olduğu gibi) “apaçık” kelimesini kullanarak bu hususun çok bariz belli olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddia münkerdir! İlim ehli kimseler tarafından bu iddianın tutarlı bir tarafı yoktur. Bu İmam’ın sözünü tahrif etmek veya ihtimalli olan ma’nalardan en uzak olan ma’nayı bu cümleye hamletmekten ibarettir. İmam Buhari’nin; kendi fıkhını, tercihini, meselelerdeki ihtilafı, hadislerin başlarına koyduğu bab başlıklarında işaret ettiği ma’lumdur. Şayet İmam Buhari bu hususta cevaz verseydi, bunun müstehab olduğunu savunsaydı başlığını açık bir şekilde “Hasta ziyaret eden kimsenin, hastanın onun abdest suyundan teberrük etmesi için abdest alması babı” gibi benzer bir başlık atması gerekmez miydi? O zaman bu iddia sahiplerini iddiası doğru olurdu. Bizde yukarıda anlattığımız asıllar ışığında “İmam Buhari hata etmiştir” der geçerdik. Bunun sebepleri yukarıda zikredilmiştir. Lakin biz böyle bir görüşü İmam Buhari’nin savunduğuna dair bir şey bilmiyoruz.

Bab başlığı; sadece Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hastayı ziyaret edeceği sırada abdest alması ile kayıtlı olarak zikredilmiştir. Hastanın teberrüken onun suyu ile istifade edeceği belirtilmemiştir. Böyle bir söylem sözün zahirine aykırıdır. Bu başlığın hasta ziyareti adabına dahil bir amelle ilgili olma ihtimali yok mudur? Veya buna benzer başka bir maksada şamil olması gibi bir ihtimali taşıma durumu yok mudur? Hatta salihlerin eşyaları ile teberrük meselesinde cevaz veren Ayni bile bu başlığı;


أَي: هَذَا بَاب فِي بَيَان وضوء الْعَائِد عِنْد دُخُوله على الْمَرِيض. ,

“Yani bu bab; Ziyaretçinin hastanın yanına girdiği esnada abdest almasının beyanı hakkındadır” diye açıklamıştır. Ayrıca İbn Battal bu hadis hakkında şöyle demiştir:

وضوء العائد للمريض إذا كان إماما فى الخير ورئيسًا فى الفضل يتبرك به وصبه عليه مما يرجى نفعه، وقد يمكن أن يكون مرض جابر الذى صب عليه النبى (ص) الماء من الحمى الذى أمر النبى بإبرادها بالماء لأنها من فيح جهنم، فتكون صفه من الإبراد هكذا أن يتوضأ الرجل الفاضل ويصب ذلك الماء طار من وضوئه على المريض.

Ziyaretçinin hasta için abdest alması; Kişi hayırda imam, fazilette önder ve kendisiyle teberrük edilen biri ise faydasına olmasını umduğu şeyden (hastanın) üzerine döker. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in üzerine su döktüğü Cabir Radıyallahu Anh’ın hastalığının -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in su ile serinletilmesini emrettiği- humma (sıtma) hastalığı olması da mümkündür. Zira, Humma cehennemin kızışmasındandır, böylece (su serpme işi) serinletmeye ait bir vasıf olmuş olur. Hakeza faziletli bir adamın abdest alıp, abdestinden artan bu suyu hastanın üzerine dökmesi de bu şekildedir. (Şerhu İbn Battal, 9/392)

İbn Battal bile bu fiilin teberrük yönünden olabileceğini söyledikten sonra bunun humma hastalığına yakalanan kişiyi serinletmek amacı ile de olabileceğini söylemiştir. O halde bu kadar ihtimal barındıran bu söz ile alimin buna cevaz verdiğini savunmak, bunu iddia etmek doğru değildir. Kısacası İmam Buhari’nin sözü böylesine bir iddia için delaleten açık bir söz değildir. Hadiste; suyun teberrüken mi serpildiği, yoksa hummaya yakalanan kimseyi rahatlatmak, serinletmek amacı ile mi serpildiği de bizzat teberrük noktasında cevaz veren İbn Battal tarafından ihtimal kapsamında değerlendirilmiştir. Vallahu A'lem 

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2065
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Alıntı
İmam Şâfiî’nin talebelerinden olan Rabî bin Süleyman anlatır: Bir gün İmam Şâfiî bana: “Rabî, bu mektubu al, Ahmed bin Hanbel’e götür ve sonra da cevabını getir.” dedi. Ben de mektubu aldım ve Bağdat’a gittim. Sabah namazında Ahmed bin Hanbel ile buluştum. Onunla birlikte sabah namazını edâ ettim. İmam Ahmed bin Hanbel mihraptan ayrılınca mektubu kendisine takdim ederek: “–Bu, Mısır’dan kardeşin İmam Şâfiî’nin sana göndermiş olduğu mektuptur.” dedim. Bana: “–Mektup neden bahsediyor, biliyor musun?” diye sordu. Ben de: “–Hayır.” diye karşılık verdim. Bunun üzerine Ahmed bin Hanbel mektubun üzerindeki mührü çözdü ve okumaya başladı. Birden gözleri yaşlarla doldu. Ben kendisine: “–Ey İmam! Hayrola! Mektupta ne yazıyor?” dedim. O da bana: “–İmam Şâfiî rüyasında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i görmüş. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem - ona: «Ahmed bin Hanbel’e bir mektup yaz ve Ben’den de selâm söyle. Elbette o büyük bir fitneye mâruz kalacak ve ondan, ‘Kur’ân mahluktur(!)’ demesi istenecek. Sakın bu isteğe boyun eğmesin! Allah, onun adını kıyâmete kadar yaşatıp yükseltecektir.» buyurmuş.” Ben: “– Yâ İmam! Bu, senin hakkında ne büyük bir müjdedir.” dedim. Bunun üzerine İmam Ahmed bin Hanbel, sevincinden üzerindeki gömleğini çıkarıp bana verdi. Ben de mektubun cevabını aldıktan sonra Mısır’a döndüm. Mektubu İmam Şâfiî’ye takdim ettim. Bunun üzerine İmam Şâfiî bana: “Onun hediye etmiş olduğu bu gömleği alıp seni üzmek istemeyiz. Ancak, hiç olmazsa onu bir suya batır ve o suyu bize ver ki, biz de o gömleğin bereketine böylece ortak olalım.” dedi. (Bkz. İbnü’l-Cevzî, Menâkıbü’l-İmâm Ahmed bin Hanbel, s. 609-610)

Abdullah, babası Ahmed bin Hanbel’e, Peygamber Efendimiz’in minberinin topuzuna (ki Efendimiz hutbe îrad ederken elini bunun üzerine koyardı) ve Hücre-i Nebeviyye’ye (teberrüken) el sürmeyi sormuş, o da: “Bunda bir beis görmüyorum.” demiştir. (Zehebî, Siyer, XI, 212)

hocam sorum soyle bu gercekmi yani boyle bir sey gercekden oldumu??gaybi Allahdan baska hic kimse bilemez ama ruyada resulullah sallallahu aleyhi vas sellem imam safiye ahmed kuran mahlukdur fitnesine dusecek diyor?? bunlari aciklarmisiniz

2 soru ise imam safi talebesine hediye edilen gomlegi suya koyub o sudan istifade ediyorlar bu sirk degilmi??

Allah beni islah etsin son zamanlarda cok asiri oluyorum her seye hatta kufur olmayan seylerede kufur gibi yaklasiyorum Allah beni islah etsin ama in se Allah bunlara cevap verirseniz soru isaretleri kalmaz bende

Bismillahirrahmanirrahim,

Sorunuzun cevabına geçmeden önce birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Evvela; gerçek manada hakkı ve hidayeti arayan bir kimsenin vesveseleri bir kenara bırakıp sahih ilme tabi olması gerekir. Bugün bir çok kişi yanlış olduğunu bildiği veya tahmin ettiği şeyleri din edinmeye veya din edinmese de doğruluk ihtimali vermeye devam etmektedir ki bir insanın asılsız olduğu belli olan düşüncelere sahip olmasına alimler “vehim” ismini vermiştir. (Türkçede buna evham, kuruntu gibi isimler de verilir.) Halbuki insana gereken kesin ilme tabi olması ve vehimleri terk etmesidir. Küfrün ve şirkin ne olduğu şeriatta bellidir. Allahtan başkasına ibadet etmek, ona kainatta tasarruf yetkisi yani rububiyet vasfı vermek şirktir. Bu mertebeye ulaşmamış bir fiile zorlama yorumlarla şirk ismini vermek veya vermeye çalışmak Allah katında sorumluluk gerektiren bir iştir. Çünkü iman küfür hükümleri ancak Allah ve Rasulunden alınır, bu hususta akli çıkarımların ve fasit kıyasların yeri yoktur.

Bahsetmiş olduğunuz kıssada rüya görmek sözkonusudur. Muslim’in rivayet ettiği hadiste "Peygamberliğin belirtilerinden yalnız Salih rüya kaldı. O rüyayı Salih müslüman kişi görür veya onun için başkası tarafından görülür" buyrulmuştur. Buhari’nin rivayetinde ise “"Salih kişi tarafından görülen rüya, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır. " denilmiştir. Hatta Buhari Rüya tabiriyle alakalı özel bab açmıştır. Rüya tabir etmek ve rüyadan yola çıkarak bazı tahminlerde bulunmak caizdir. Ancak bunların kesin bilgi ihtiva ettiğini söylememek gerekir. Çünkü gaybı Allahtan başka kimse bilmez. Bahsettiğiniz rüyada ise Allah Rasulunun görülmesi sözkonusudur. Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şeytan benim suretime giremez” buyurmuştur. O yüzden eğer sözkonusu kıssa doğruysa görülen rüya da Salih bir rüyadır. Ancak yine de bundan yola çıkarak gayb bilgisi iddia edilemez, çünkü rüya şeriat nezdinde bir delil sayılmaz. Bahsedilen kıssada rüya hakkında konuşanların gayb ile alakalı kesin bir iddiada bulunduklarına delalet eden bir şey yoktur. Onlar Salih bir rüya görmüşler ve bunu rüyanın sahibine müjdelemişlerdir. Kısacası gayb bilgisi açısından sözkonusu rüyada bir müşkilat –görebildiğimiz kadarıyla- yoktur. Bu kıssadaki tek müşkilat aşağıda geleceği üzere İmam Şafii’nin İmam Ahmed’e ait bir gömlekle teberrük etmesindedir.

Şimdi buradaki konu teberrük meselesidir. Teberrük lugatte bereketlenmek manasına gelir ve ıstılahta ise bir şey vasıtasıyla Allah’tan bereket ummaktır. Teberrük bizzat sözkonusu eşyadan talep edilirse yani onun fayda ve zarar vereceğine inanılırsa bunun İslamdan çıkaran büyük şirk olduğu bellidir. Ancak bizim meselemizde böyle bir şey yoktur. Zira sahabeler Allah Rasulu’nun abdest suyu, sakalı vb şeyleri saklamışlar, ellerine yüzlerine sürmüşler ve onlar vasıtasıyla bereket ummuşlardır.

Mesela Osman ibnu Abdillah ibni Mevheb (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

Ehlim (Talha ailesi veya hanımım) beni Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ailesi Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) ya bir gümüş bardak içindeki su sebebiyle yolladı, o bardak içinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in saçları vardı, insanlardan birine nazar veya herhangi bir şey (hastalık) isabet ettiği zaman Ümmü Seleme validemize kabını gönderirdi. Ben de bu gidişimde Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) nın yanında küçük bir kaba rastladım ki içinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e ait bir takım kırmızı Saçlar gördüm.” (  Buharî, Libas:66, No: 5896)

Sahih hadislerde bunun benzerleri çoktur. Bunları ancak ilimden ve dinden nasibi olmayan kimseler inkar eder. Bu tarz fiiller Allah Rasulu hakkında caizdir. Buradaki tartışma Allah Rasulu haricinde alim ve Salih kimselerin eşyalarıyla bu şekilde teberrükte bulunulur mu, noktasındadır.

Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) bize ilk üç hayırlı nesil olan ashab, tabiin ve etba’ut tabiin nesillerine yani kısaca selefi salihine uymamızı emretmiş ve seleften sonraki halef döneminde bir çok fitne ve sapmalar baş göstereceğini haber vermiştir.

Sahih'de İmran bin Husayn (radıyallahu anh)'tan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin en hayırlısı benim çağımdır. Sonra onların ardından gelenler. Onlardan sonra daha sonra gelenlerdir. -İmran (radıyallahu anh), kendi çağından sonra iki nesil mi üç nesil mi zikretti bilemiyorum, der- Daha sonra istenmediği halde şahitlik yapan (yemin eden); hıyanet eden, fakat güvenilmeyen; adak adayan, ama yerine getirmeyen ve aralarında şişmanlık (yeme-içme düşkünlüğü) görülen bir toplum gelecektir.” (Buhari, Fezail: 1)

Sahabelerin, tabiinin ve etba’ut tabiinin birbirlerinin yahut da kendilerinden önceki selefin eşyalarıyla teberrükte bulunduklarına dair herhangi bir rivayet sahih hadisleri toplayan eserlerde, kütübü sitte, müsnedler ve diğer muteber hadis mecmualarında sahih bir yolla nakledilmemiştir. Bu uygulama sadece Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e has olarak yapılmıştır. Ancak müteahhirun dediğimiz sonraki dönem alimleri –ki aralarında İbn Hacer, Nevevi gibi meşhur alimler de vardır- Rasulullah’ın eşya ve asarıyla yapıldığı gibi Salihlerin izleriyle ve kalıntılarıyla da teberrük yapılabileceğini ileri sürmüşlerdir. Sahih olan ise bunun caiz olmadığıdır. Sahabenin ve sonraki hayırlı nesillerin yapmadığı bir fiili müstehabb kabul eden bir kimse ne kadar ilim ve fazilet sahibi olursa olsun hata etmiştir. Ancak böyle yapan kişinin fiili bidat olmakla beraber şirk olmaz. Çünkü bunda teberrük edilen varlığa herhangi bir fayda zarar atfetme sözkonusu değildir. Sadece onun vasıtasıyla Allahtan bereket ve hayır ummak sözkonusudur. Ayrıca Rasulullah’a yapıldığında caiz olan bir fiilin aynısının Salihlere yapılması halinde nasıl şirk olabilir ki? Çünkü bu fiil aslen şirk olan bir amel olsaydı Rasulullah’a yapılması da caiz olmazdı.

Kısacası bu amel şirkin altındaki bir bidattır. Zira seleften böyle bir fiil sabit olmamıştır. Elbette ki bahsettiğiniz türden rivayetler selefe atfedilmiştir. Ancak bunların delil teşkil edebilmesi için öncelikle sahih yoldan gelmiş olması gerekir. Fakat aşağıda tafsilatı geleceği üzere bu rivayetler sahih değildir. Velev ki en uç ihtimalle bunların sahih olarak İmam Şafi, Ahmed gibi imamlardan geldiği farzedilse bile bu fiillerin o imamların şahsi fetvası mı yoksa bir icma’ya mı dayandığı tesbit edilmelidir. Bizim elimizde sahabenin böyle bir icması bulunmadığına göre bunlar en fazla bu imamların şahsi bir fiili olarak kalır ki sırf bundan yola çıkarak bir fiilin ibadet olduğuna hükmedilemez. Çünkü ibadetler tevkifidir yani nassla belirlenmiştir ve sınırları çizilmiştir; o yüzden Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra hiç kimsenin –velev ki müçtehid imamlardan birisi de olsa- Kitap, Sünnet ve İcma’dan bir delile dayanmadan kendisi ile Allaha yakınlaşılan bir ibadet çeşidi ihdas etmesi caiz değildir. Teberrük, tevessül gibi fiiller de Allahın sevip razı olduğu ve Allaha yakınlaşmaya vesile olan ibadetler olduğuna göre bu konularda hiç kimse sahih hadislere dayanmadan kendi görüşüyle söz söyleyemez. Velev ki Şafii ve Ahmed de olsa… Bunları tabi ki usul açısından söylüyoruz. Yoksa bu imamlar böyle bariz bir hataya düşecek kişiler değildir. Bu imamların bu tarz fiilleri teşvik ettikleri, müstehabb gördükleri isbat edilemez. Bunlar ancak birtakım menkıbe ve tarih kitaplarında nakledilen ve ilmi değeri olmayan hikayelerden ibarettir. İlim talibine düşen akidesini bu şekilde sağlam temellere ve sahih bir usule dayandırmasıdır. Kişi, bir meseledeki şeri hükmü delillere dayalı öğrendikten sonra neyle karşılaşırsa karşılaşsın itikadı sarsılmaz. Ancak meselelerin ilmini sahih bir yolla elde etmemiş olan kimseler ise duydukları her yeni şey karşısında şüpheye düşmekten kurtulamayacaktır.

Bu girişten sonra bahsetmiş olduğunuz kıssaların sıhhat durumuyla alakalı bilgilere geçmek istiyoruz. Sözkonusu kıssayı İbn’ul Cevzi aşağıdaki şekliyle rivayet etmektedir:


أخبرنا محمد بن ناصر، قال: أنبأنا أبو علي الحسن بن أحمد، قال: أخبرنا إبراهيم بن عمر البرمكي، قال: وجدت في كتاب أبي، قال: حدثنا أبو بكر أحمد بن شاذان، قال: حدثنا أبو عيسى يحيى بن سهل العكبري إجازة، قال البرمكي: وكتبت من مدرجة أبي إسحاق بن شاقلا- وقدم علينا، فاستجزت منه- قالا: حدثنا أبو القاسم حمزة بن الحسن الهاشمي الشافعي- وكان ثقة- قال: حدثنا أبو بكر عبد الله بن محمد النيسابوري، قال: حدثنا الربيع بن سليمان، قال: كتب على يدي الشافعي كتاباً إلى أبي عبد الله أحمد بن حنبل، ثم قال لي: يا أبا سليمان، انحدر بكتابي هذا إلى العراق ولا تقرأه، فأخذت الكتاب وخرجت من مصر حتى قدمت العراق فوافيت مسجد أحمد بن حنبل، فصادفته يصلي الفجر فصليت معه، وكنت لم أركع السنة، فقمت أركع عقيب الصلاة، فجعل ينظر إلي ملياً حتى عرفني، فلما سلمت من صلاتي سلمت عليه وأوصلت الكتاب إليه، فجعل يسألني عن الشافعي طويلاً قبل أن ينظر في الكتاب، ثم فضه وقرأه حتى إذا بلغ موضعاً منه بكى، وقال: أرجو الله تعالى أن يحقق ما قاله الشافعي، قلت: يا أبا عبد الله، أي شيء قد كتب؟ قال: إنه يذكر في كتابه أنه رأى النبي صلى الله عليه وسلم في نومه وهو يقول له: يا ابن إدريس، بشر هذا الفتى أبا عبد الله أحمد بن حنبل أنه سيمتحن في دين الله، ويدعى إلى أن يقول: القرآن مخلوق، فلا يفعل، وأنه سيضرب بالسياط، وأن الله عز وجل ينشر له بذلك علماً لا ينطوي إلى يوم القيامة، فقلت: بشارة، فأي شيء جائزتي عليها؟ وكان عليه ثوبان، فنزع أحدهما، فدفعه إلي وكان مما يلي جلده وأعطاني جواب الكتاب، فخرجت حتى قدمت على الشافعي فأخبرته بما جرى، قال: فأين الثوب؟ قلت: هو ذا، فقال: لا نبتاعه منك ولا نستهديك، ولكن اغسله وجئنا بمائه، قال: فغسلته، فحملت ماءه إليه فتركه في قنينة، وكنت أراه في كل يوم يأخذ منه فيمسح على وجهه تبركاً بأحمد بن حنبل.

(Kıssanın senedini zikrettikten sonra) İmam Şâfiî’nin talebelerinden olan Rabî bin Süleyman anlatır:
Bir gün İmam Şâfiî bana: “Rabî, bu mektubu al, Irak’a (Ahmed bin Hanbel’e) götür ve onu okuma.” dedi. Ben de mektubu aldım, Mısır’dan yola çıktım ve Irak’a gittim. Ahmed bin Hanbel’in mescidine vardım. Sünneti kılmadan Onunla birlikte sabah namazını edâ ettim. Namazdan sonra sünneti kıldım, o beni tanıyana kadar boş gözlerle baktı. Namazımı bitirince kendisine selam verdim ve mektubu kendisine takdim ederek:
“–Bu, Mısır’dan kardeşin İmam Şâfiî’nin sana göndermiş olduğu mektuptur.” dedim.
Mektubu açmadan önce bana uzun uzun Şafii hakkında sorular sordu. Daha sonra Ahmed bin Hanbel mektubun üzerindeki mührü çözdü ve okumaya başladı. Birden gözleri yaşlarla doldu. Allah Şafii’nin söylediği şeyi yerine getirsin, dedi. Ben kendisine:
“–Ey Ebu Abdullah! Mektupta ne yazıyor?” dedim. O da bana:
“–İmam Şâfiî rüyasında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i görmüş. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem - ona: Ey İbn İdris! Bu genci (yani Ahmed bin Hanbel’i) müjdele. Elbette o büyük bir fitneye mâruz kalacak ve ondan, ‘Kur’ân mahluktur(!)’ demesi istenecek. Sakın bu isteğe boyun eğmesin! Allah, onun adını kıyâmete kadar yaşatıp yükseltecektir.» buyurmuş.”
Ben:
“– Yâ İmam! Bu, senin hakkında ne büyük bir müjdedir. Buna karşılık benim mükafatım nedir” dedim.
Bunun üzerine İmam Ahmed bin Hanbel, üzerindeki gömleğini çıkarıp bana verdi. Ben de mektubun cevabını aldıktan sonra Mısır’a döndüm. Mektubu İmam Şâfiî’ye takdim ettim. Bunun üzerine İmam Şâfiî bana: Gömlek nerede? Dedi. İşte burada dedim.
“Onun hediye etmiş olduğu bu gömleği senden satın da almayacağız onu hediye olarak da istemeyiz. Ancak, hiç olmazsa onu bir suya batır ve o suyu bize ver. ” dedi. Ben de gömleği yıkadım ve suyunu ona getirdim. Onu her gün gördüğümde Ahmed bin Hanbel’le  teberrük ederek suyu yüzüne sürüyordu."


Bu kıssayı İbnü’l-Cevzî, Menâkıbü’l-İmâm Ahmed bin Hanbel, s.609-610’da nakletmiştir. Ayrıca İbn Asakir, Tarihu Dimeşk’te (5/312) ve de Subki, Tabakat’uş Şafiiyye’de (2/35) nakletmiştir. İbn Teymiyye’nin öğrencisi İbn Muflih ise el-Adab’uş Şer’iyye isimli eserinde 2/13’te bu kıssayı nakletmiş ve ardından İbn Teymiye’nin bu kıssa hakkında ve de benzerleri hakkında şöyle dediğini nakletmiştir:


كَذَبُوا عَلَى الْإِمَامِ أَحْمَدَ حِكَايَاتٍ فِي السُّنَّةِ وَالْوَرِعِ

“İmam Ahmed’e sünnete bağlılık ve vera’sı, takvası hususunda bu tarz yalan hikayeler atfetmişlerdir.”

İmam Zehebi ise kıssayı nakleden Rebi bin Süleyman hakkında şöyle demiştir:


وَلَمْ يَكُنْ صَاحِبَ رِحلَةٍ، فَأَمَّا مَا يُرْوَى أَنَّ الشَّافِعِيَّ بعثَهُ إِلَى بَغْدَادَ بِكِتَابِهِ إِلَى أَحْمَدَ بنِ حَنْبَلٍ فغيرُ صَحِيْحٍ.

“Yolculuk yapan birisi değildir. Şafii’nin bir mektup vererek Onu Bağdad’a Ahmed bin Hanbel’in yanına gönderdiği hususu ise sahih değildir.” (  Siyeru A’lam’in Nubela, 12/587)

Kısacası bu kıssa sened itibariyle sahih değildir. O yüzden bu kıssaya dayanarak bu imamlara Salihlerle teberrük görüşünün nisbet edilmesi sahih olmaz.  Vallahu a’lem.

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2065
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
İmam Ahmed'in Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in minberine el sürmeye cevaz vermesine gelince; Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) bu konu hakkında şu bilgiyi vermektedir:

قال أبو بكر الأثرم: قلت لأبي عبد الله - يعني أحمد بن حنبل -: قبر النبي صلى الله عليه وسلم يمس ويتمسح به؟ فقال: ما أعرف هذا. قلت له: فالمنبر؟ فقال: أما المنبر فنعم قد جاء فيه. قال أبو عبد الله: شيء يروونه  عن ابن أبي فديك  عن ابن أبي ذئب عن ابن عمر: أنه مسح على المنبر. قال: ويروونه عن سعيد بن المسيب في الرمانة ) .
قلت: ويروون عن يحيى بن سعيد، أنه حين أراد الخروج إلى العراق، جاء إلى المنبر فمسحه ودعا، فرأيته استحسنه ثم قال: لعله عند الضرورة والشيء. قيل لأبي عبد الله: إنهم يلصقون بطونهم بجدار القبر. وقلت له: رأيت أهل العلم من أهل المدينة لا يمسونه ويقومون ناحية فيسلمون. فقال أبو عبد الله: نعم، وهكذا كان ابن عمر يفعل. ثم قال أبو عبد الله: بأبي وأمي صلى الله عليه وسلم.
فقد رخص أحمد وغيره في التمسح بالمنبر والرمانة، التي هي موضع
مقعد النبي صلى الله عليه وسلم ويده، ولم يرخصوا في التمسح بقبره. وقد حكى بعض أصحابنا رواية في مسح قبره، لأن أحمد شيع بعض الموتى، فوضع يده على قبره يدعو له. والفرق بين الموضعين ظاهر.
وكره مالك التمسح بالمنبر. كما كرهوا التمسح بالقبر. فأما اليوم فقد احترق المنبر، وما بقيت الرمانة، وإنما بقي من المنبر خشبة صغيرة، فقد زال ما رخص فيه، لأن الأثر المنقول عن ابن عمر وغيره، إنما هو التمسح بمقعده.

"Ebubekr el Esrem şöyle demiştir:

“Bir defasında Ebu Abdillah’a yani Ahmed bin Hanbel'e –Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in mezarına el sürmek, orayı sıvazlamak doğru mudur?- diye sordum. Bana “Böyle birşey bilmiyorum” diye cevap verdi. Kendisine: “Peki, minber? (Yani Mescid-I Nebevi’nin minberine el sürmeye, orayı sıvazlamaya ne dersin?)” diye sordum. Bu soruma: “Bunu yapmak yerindedir. Çünkü bu hususta gelen bazı şeyler var. İbnu ebi Fudeyk’ten, o İbnu ebi Zi’b’ten, o da İbnu Ömer'den bu minbere el sürdüğünü rivayet ettiler ve yine Said bin Müseyyeb'in Rummane'yi (hurma kütüğünü) sıvazladığını rivayet ettiler” diye karşılık verdi. Ben de dedim ki: “Yahya bin Said'den Abdullah bin Ömer’in, Irak seferine çıkacağı sırada gidip minberi sıvazladı ve bu vaziyette dua ettiğini rivayet ediyorlar” İmam Ahmed'in bunu onayladığını gördüm. Fakat hemen arkasından: “Ama her halde bunu sadece zaruret anlarında ve benzeri şeylerde yapmıştı” diye ekledi. Ebu Abdillah’a denildi ki: Bazı kimseler peygamberimizin mezarına karınlarını sürtüyorlar! Ben o kişiye dedim ki: “Bir kısım Medineli alimin Peygamberimizin mezarına el sürmediklerini, sadece uzağında durup O'nu selâmladıklarını gördüm” dedim. Bu sözlerime: “Evet, İbnu Ömer de böyle yapardı. Anam babam O'na sallallahu aleyhi ve sellem feda olsun” diye karşılık verdi.”

İmam-ı Ahmed ile arkadaşları minberin el tutma ve oturma yerine dokunmaya izin vermişler, fakat O'nun mezarına el sürmeye izin vermemişlerdir. Gerçi bazı arkadaşların bildirdiğine göre O, Peygamberimizin mezarına el sürmeyi de serbest saymıştır. Bu arkadaşların gösterdikleri delile göre cenaze töreni ile toprağa verilişinde hazır bulunduğu bir ölünün mezarına el sürerek onun için dua etmiştir. Oysa öyle bile olsa bu iki durum arasındaki fark açıktır.

Bunun yanında İmam-ı Malik, Peygamberimizin mezarına el sürmeyi olduğu gibi minberine el sürmeyi de mekruh saymıştır.

Zamanımızdaki duruma gelince; bugün minber yanmış ve Peygamberimizin eli ile tutunarak konuştuğu yer de yok olmuştur. Peygamberimizin minberinden sadece bir tek tahta parçası kalmıştır. Buna göre el sürülmesine izin verilen eser artık ortada yok. Çünkü bilindiği gibi gerek İbn-i Ömer'den (Allah ondan razı olsun) ve gerekse başkalarından nakledilen belgeler Peygamberimizin minberde oturduğu yere el sürülebileceğine dairdir."
(İktiza'us Sirat'il Mustakim, 2/244-245)

Görüldüğü gibi İmam Ahmed'in cevaz verdiği şey Rasulullahın minberine el sürmektir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in eşyalarıyla teberrük etmenin cevazına dair nakiller yukarda geçmişti. Yine yukarda nakledildiği üzere bu sadece Rasulullaha has bir fiildir ve buna kıyas edilerek onun haricindeki birisinin eşyasıyla teberrükte bulunulamaz, örneğin minberine el sürülemez. Sahih olan kavle göre Rasulullahın kabrine de el sürülemez. Velev ki bunun da caiz olacağı farzedilse bu da aynı şekilde teberrük kapsamındaki bir fiil olur ve bu, salihlerin kabirlerine el sürmeye delil teşkil etmez. Kaldı ki bunların hiç birisinde günümüzde kabirperestlerin yaptığı şirk amellerine delil olacak bir şey yoktur. Zira onlar peygamberlerin veya salihlerin kabirlerine, minberlerine vs eşyalarına el sürerken onlara karşı Allahtan başkasına yöneltilmesi caiz olmayan korku, ümit, haşyet, huşu vb ibadetleri yönelterek onları Allaha ortak koşarlar ve onların kendilerine yardım edeceğine, dualarına icabet edeceklerine inanarak onlardan meded umarlar, onlara tevekkül ederler. Bunların şirk olduğu kendilerine hatırlatıldığında ise İmam Ahmed'in minbere el sürmeye cevaz vermesi gibi sırf zahirde onların fiiline benzeyen ancak yapılış gayesi ve muhtevası bakımından günümüz müşriklerinin fiillerinden tamamen farklı olan bir takım nakilleri öne sürerek cahillerin gözünü boyamaya yeltenirler. Halbuki seleften hiç kimsenin bu teberrük amaçlı fiilleri yaparken günümüz kabircilerinin sahip olduğu şirk itikadlarına sahip olduğu isbat edilemez, onlar böyle bir şeyden münezzehtirler. Vallahu a'lem.

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2065
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Alıntı
Yusuf aleyhisselamin gomlegini babasina gondermesi de teberrük müdür?

Yusuf (as) gömleğini babasına göndermiş ve gömleği yüzüne sürünce babası Yakup (as)'ın gözleri açılmıştır. Konuyla alakalı bir açıklamaya vakıf olamadım ancak zahirde görüldüğü kadarıyla bu da bir nevi teberrüktür, çünkü Yusuf'un gömleği vasıtasıyla berekete, sıhhate kavuşmuştur. Ancak bunun konumuzla doğrudan bir alakası yoktur. Zira burada peygamberlerin eşyalarıyla teberrükte bulunulması sözkonusudur. Yukarda nakledilen İmam Şafii ile alakalı rivayet ise salihlerin eşyasıyla teberrük hakkındadır. Allahın koruması altındaki masum peygamberler ile ne kadar fazilet sahibi olurlarsa olsun neticede peygamberlerden daha alt seviyede olan salihleri mukayese ederek peygamberlere yapılan birtakım davranışların onlara da yapılabileceğini ileri sürmek doğru bir yaklaşım olmaz. Ancak bilhassa sonraki dönem halef ulemasından bir çokları bu hataya düşmüşlerdir.
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Es-Sarim'ul-Meslul

  • Administrator
  • Yeni üye
  • *****
  • İleti: 24
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Bu risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
13 Yanıt
11616 Gösterim
Son İleti 30.01.2019, 21:11
Gönderen: İbn Umer
1 Yanıt
3163 Gösterim
Son İleti 12.04.2016, 02:09
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2435 Gösterim
Son İleti 16.03.2016, 16:19
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
2423 Gösterim
Son İleti 09.07.2017, 19:30
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
674 Gösterim
Son İleti 24.10.2020, 14:01
Gönderen: Izhâr'ud Dîn