Darultawhid

Gönderen Konu: LALAKAİ’NİN SÜNNE’Sİ VE DE DİĞER KAYNAK ESERLER HAKKINDA TAVSİYE VE UYARILAR  (Okunma sayısı 5501 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0

Bismillahirrahmanirrahim,

El-Lalakai (rh.a)’a ait “Şerhu Usuli İtikadi Ehl’is sünneti ve’l Cemaat” adlı eser Türkçe’ye tercüme edilmiş ve Polen yayınları tarafından basılmıştır. Elhamdulillah. Arapça’da 1500 küsür sayfa olarak basılan bu kitap rivayetlerin senedleri hazfedilerek ve hadis tahriçleri kısaltılarak, merfu hadisler haricindeki selefe ait asarın tahriçleri çıkartılarak  tek ciltlik 756 sayfa bir kitap halinde neşredilmiştir. Yayıncı ilmi emanete riayet açısından bunu belirtseydi  daha iyi olurdu, nitekim daha önce aynı yayınevinin çıkarttığı İbn Abdilberr’in Cami’ul Beyan kitabının girişinde senedlerin hazfedildiğini belirtmişler, elbette ki daha ilmi bir neşir yapılıp arapça metinler muhafaza edilse rivayetlerin bütün tahriçlerine yer verilse daha evla olurdu, ama yine de ziyanı yoktur –tercümesini orijinal metinle birebir mukayese etmemiş olsak da- kitap gördüğümüz kadarıyla şu haliyle de istifade edilebilir durumdadır. son yıllarda sünnet imamlarına ait bu tarz kaynak eserlerin Türkçe’de de yayınlanması ilmin yayılması açısından sevindirici bir gelişmedir ancak bu tarz rivayet ve asar temelli kaynak eserler okunurken dikkat edilmesi gereken bazı esaslar vardır ki bu yazımızda inşallah bunlara kısaca temas etmeye çalışacağız.

Evvela şunu belirtmemiz gerekir ki hadisler ve selefe ait eserler, rivayetler fıkıh, akaid, tefsir ve sair bütün ilimlerin temel kaynağını, malzemesini teşkil etmektedir. Bu sahaların mütehassısı olan alimler bu asarı incelerler, sahihini zayıfından, nasihini mensuhundan ayırırlar, şazz rivayetleri elerler ve ardından çıkan neticeyi bizim yani avamın önüne amel etmemiz için koyarlar. Yani tabiri caizse rivayetler bir nevi ham malzemedir. Bu ham malzeme işlenmeden kullanıldığı veya yerinde kullanılmadığı takdirde zarara yol açabilir. Tıpkı ham ilaç malzemesinin ya da hastalık için uygun olmayan ilacın kullanımının zarar vereceği gibi. Kimyagerler ve eczacılar ilacı imal eder ama bu ilacın nerde nasıl kullanılacağını uzman doktorlar tayin eder. Bundan dolayıdır ki meşhur muhaddis el-A’meş, bir mecliste Ebu Hanife’ye hitaben şöyle demiştir:

يَا مَعْشَرَ الْفُقَهَاءِ أَنْتُمُ الْأَطِبَّاءُ وَنَحْنُ الصَّيَادِلَةُ

“Siz fakîhler; sizler doktorsunuz, biz (hadisçi)ler ise eczacılarız.” (Hatib el Bagdadi, el-Fakih ve’l Mütefakkih, 2/163)

İbn Abdilberr de Cami’ul Beyan’da aynı rivayeti Ebu Yusuf’la alakalı nakledip ardından ez-Zebidi’nin şu sözünü nakleder:

إِنَّ مَنْ يَحْمِلُ الْحَدِيثَ وَلَا يَعْرِفُ فِيهِ التَّأْوِيلَ كَالصَّيْدَلَانِيِّ

“Hadis taşıyıcısı olup da tevilini, açıklamasını bilmeyen kişi eczacı gibidir” (Camiu Beyan’il İlmi ve Fadlih, 2/1030)

Aşağıda nakledeceğimiz rivayetler de aynı manada olup hadis ve asar kitaplarında okunan rivayetlerin mutlaka fakihlere arzedilmesi gerektiğini ifade etmektedir:

İmam Şafii’nin öğrencisi İmam Muzeni Rahimehullahu Teala şöyle demiştir:

Allah size rahmet etsin! Topladığınız hadislere bakınız ve ilmi fıkıh ehlinin yanında talep ediniz. İnşaAllah böylece fakihler olursunuz.
 [el-Fakih ve'l-Mutefakkih, 2/35]

İmam Malik’in öğrencisi Abdullah b.  Vehb Rahimehullahu Teala ise şöyle demiştir:

“Fıkıhta bir imamı olmadığı halde hadise sahiblik eden herkes; dalalete düşen biridir. Şayet Allah bizi Malik ve Leys vesilesiyle kurtarmasaydı, bizde sapmıştık.”
[El-Cami’ Li İbn Ebi Zeyd S.119, Muessetu’r-Risale, 1983]

Süfyan b. Uyeyne Rahimehullahu Teala demiştir ki: “Hadis, fakihlerden başkasını saptırır.”
Maliki alimlerinden İbn Ebi Zeyd el-Kayravani Rahimehullahu Teala bu sözü şöyle açıklar:
Fakîh olmayanlar (avam kesim), hadisin zahirine göre hamlederler/anlarlar. Halbuki o hadîsin başkasının hadîsinde bir te’vîli vardır. Veyâ ona gizli kalan bir delîl vardır. Ya da (ilimde) derinleşmiş ve iyice fakîh olmuş kimselerin ikâme edebileceği şeylerin terk edilmesini gerektirecek olduğu için (bu hadis) terkedilmiştir.
[El-Cami’ Li İbn Ebi Zeyd S.119, Muessetu’r-Risale, 1983]

Abdullah İbn Vehb Rahimehullahu Teala şöyle demiştir:

"Allah beni Malik ve Leys vesilesi ile kurtarmasaydı, sapmış olurdum." Kendisine "Bu nasıl oldu?" denilince şöyle cevap verdi: "Ben bir çok hadis topladım ve (amel edilmesi hususunda) şaşkınlık içine düştüm." Sonra onları Malik ve Leys'e arzettim, onlarda bana "Şu hadisi al, bu hadisi bırak" diyordu.
[Tertibu'l-Medarik 3/256]

Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah Rahimehumellahu Teala babasının şöyle dediğini aktarır:

"Bir adamın yanında; içerisinde Rasulullah ﷺ'in sözleri, sahabe ve tabiinin ihtilafları bulunan tasnif edilmiş bir kitap varsa; ilim ehline bunlardan hangisinin kabul edileceğini sorup bunun sonucu sahih bir hükümle amel etmedikçe; o kimsenin istediğiyle amel etmesi, dilediğini tercih edip onunla hüküm verip amel etmesi caiz değildir!"
[İ'lamu'l-Muvakki'in 1/35, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1991]

Katade Rahimehullahu Teala'nın şöyle dediği nakledilir:
"İhtilaflı konuların fıkhını bilmeyen kimse asla burnuyla fıkhın kokusunu alamaz"
[Camiu Beyan'il-İlm ve Fadlihi, Türkçe Baskı no: 965]

Kısacası bizler Lalakai’de veya Buhari’de, Müslim’de, Ebu Davud’da, Taberi tefsirinde, İbn Hişam’ın siyerinde vesair kaynak eserlerde rasladığımız her hadisi, her selef kavlini fıkhını araştırmadan olduğu gibi almaya kalkışırsak saparız. Bunun hadisi terketmekle veya seleften yüz çevirmekle bir alakası yoktur. Çünkü yukarda da belirttiğimiz gibi hadislerin zayıf olanı sahih olanı vardır, bir kısım hadisler sahih yoldan geldiği halde neshedilmiştir yani Allah ve Rasulü tarafından hükmü kaldırılmıştır, bazı hadisler ise tahsis edilmiştir, genel hükümden istisna edilenler vardır, mutlak ifadeyle gelip kayıt altına alınanlar vardır. Selefin akvalinde de durum böyledir. Seleften gelen nakillerin bir kısmı zayıftır, sahih bile olsa seleften bazıları görüşlerinde şazz kalmıştır, diğer selef onlara katılmamıştır veya seleften gelen bazı kaviller mutlaktır, şöyle diyen kafirdir gibi halbuki o söz aslında belli şartlarla kayıtlanmıştır vs. Bütün bunları ise ancak ehli bilebilir. O yüzden asar kitaplarında yer alan kavillerin ne manaya geldiği hadis şerhlerinden ve bilhassa da fıkıh kitaplarının ilgili bölümlerinden öğrenilmelidir.

Bunlar İslami kaynak eserlerle alakalı gözetilmesi gerek genel esaslardır. Şu an konumuz olan Lalakai’nin sünne’sine bu kaideleri tatbik edecek olursak şunları söyleriz: Lalakai’nin kitabındaki esas mevzu itikad esaslarıdır, bu konuların aslında bir kapalılık yoktur ancak mevzuların tafsilatında ve bilhassa da bidat ehline karşı muamele, bidatçilerin tekfiri veya namaz, zekat vb İslam rükünlerini terkedenlerin hükmü gibi biraz daha fıkıh sahasına giren tartışmalı sahalardaki rivayetleri okurken dikkatli olmak gerekmektedir. Lalakai (rh.a) hadisçilerin yöntemini takip ederek kendisi çok fazla bir tercihte bulunmadan bu konularla alakalı rivayetleri nakledip bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü o hadisçidir ve diğer bütün hadisçilerin yaptığı gibi fakihlere konuyla ilgili lehte ve aleyhteki malzemeyi sunarak değerlendirmesini onlara bırakmıştır. Mesela Kaderiye’nin tekfiriyle alakalı bölümde (1124 no’lu rivayet) şöyle denmektedir:

Ömer bin Abdulaziz, Nafi bin Malik şöyle demişlerdir: “(Kaderiye’nin) tevbe etmeleri istenir, etmedikleri takdirde öldürülür. Şu da rivayet edilmiştir: Bunlar, İslam diyarından sürgün edilirler.”

Görüldüğü gibi aynı rivayetin içerisinde Kaderiye’nin mürtedler gibi boynunun vurulacağından bahsedilirken devamında ise sürgün edileceğinden bahsedilmektedir ki bu ikinci rivayet Kaderiye’nin kafir değil bidatçi olduğuna delalet etmektedir. Çünkü kafir olsalar öldürülmeleri gerekirdi.
Keza aynı bölümün devamında (no: 1164) İmam Malik’ten Kaderiye mensubu ile evlenmenin caiz olup olmadığı sorulduğunda şöyle cevap verdiği nakledilmektedir: “Mümin bir köle, müşrikten hayırlıdır” hemen ardından da ona hangi tür Kaderiye’nin tevbe ettirilmesi gerektiği sorulduğunda şu cevabı verdiği nakledilmektedir: (Tevbe ettirilmesi gerekenler), “Allah kullar amel işleyene kadar ne işleyeceklerini bilmez” diyenlerdir.”

Açıkça görüldüğü üzere İmam Malik’in Kader inkarcılarını tekfir eden mutlak sözleri Allah’ın ilmini inkar edenlerle kayıtlıdır. Bunun haricindeki konularda tevil yoluyla söz söyleyenler ise öldürülmez ancak tazir edilir. Alimlerin ekseriyetinin görüşü bu doğrultudadır.

Avamdan olan bir kimse bidatçilere nasıl muamele edileceğini, hangi tür bidatçilerin tekfir edileceğini, hangilerinin Müslüman sayılacağını fıkıh kitaplarının mürted babları ya da şahitlikle alakalı bablardan şahitliği kabul edilen ve edilmeyen kimselerle alakalı bölümlerden vesair başlıklardan öğrenmesi gerekir. Bu konularda bir temele sahip olmayan kimse ya günümüzde bazı cahil sapıkların yaptığı gibi bu çelişkili rivayetlerden sadece birini esas alıp diğerini görmezden gelir ya da kafası tümüyle karışır ve tekfiri tümden reddederek dinden tümüyle sıyrılıp çıkar. Zaten akideyle ve fıkıhla alakalı temel metinleri okumamış olan birisinin akide tahsiline bu tür hacimli eserlerden başlaması son derece tehlikelidir. Bu tabiri caizse merdiveni tek tek tırmanmadan bir anda merdivenin en üst basamağına zıplamaya çalışan kimsenin durumuna benzer. Bu kişinin akibeti yere çakılıp ölmek ya da ağır yaralanmaktır. Çünkü basamakları tek tek çıkmak yerine fıtrata ters hareket ederek en zirveden başlamak istemiş ve sünnetullaha aykırı davrandığı için de cezasını çekmiştir. İlim tahsilinde de ilmi basitten zora doğru basamak basamak kat etmeyen kişinin de akibeti budur hatta ahiretini kaybettiği için daha kötüdür. Günümüzde bir çok kimse bu zikredilen usullere riayet etmedikleri için sapmakta ve saptırmaktalar. Yıllardır particiler, tağuta muhakenin caiz olduğunu savunanlar, cehaleti özür görenler, hatta Rafizi Şiiler hadis, tefsir ve siyer kitaplarında geçen birtakım rivayetleri tahkik etmeden alarak şirki ve bidatları meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Halbuki insanlar bu meseleleri Fıkh’ul Ekber (en büyük fıkıh) olan akaid kitaplarından ve de fürü-u fıkha dair eserlerden okusalardı, rivayetlerin şerhlerine baksalardı bu kadar kolay sapmayacaklardı.

Kısacası el-Lalakai’nin kitabının okunmasını ve kütüphanelerde bulunmasını şiddetle tavsiye ediyoruz ancak yukarda zikrettiğimiz uyarıların dikkate alınmasını da tenbih ediyoruz. İlmi temele sahip olmayan avamın ise ehil olmadıkları bu tür sahalara dalmamasını ve mutlaka okuyacaklarsa da bir bilinçle bu tür eserlere yönelmelerini tenbih ediyoruz. Asıl itibariyle alimlere yönelik olarak yazılmış bu tür kaynak eserlerin hepsi hakkında da bu uyarıların dikkate alınmasını tavsiye ediyoruz. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3377 Gösterim
Son İleti 12.06.2016, 14:37
Gönderen: Tevhid Ehli
9 Yanıt
6342 Gösterim
Son İleti 23.03.2016, 01:07
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
3468 Gösterim
Son İleti 03.03.2019, 06:25
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
2124 Gösterim
Son İleti 22.03.2018, 21:32
Gönderen: İbn Teymiyye
5 Yanıt
3225 Gösterim
Son İleti 11.08.2020, 02:40
Gönderen: Tevhid Ehli