Darultawhid

Gönderen Konu: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ  (Okunma sayısı 19702 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #100 : 28.02.2020, 01:23 »
Emri bi’l Ma’ruf Nehyi ani’l Münker (İyiliği Emredip Kötülükten Men Etmek)

وَالْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاجِبٌ، إِلَّا َمْن خِفْتَ سَيْفَهُ أَوْ عَصَاهُ.

128- İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak -kılıçtan ya da değnekten korkman müstesnâ- vâciptir.[1]

Dipnotlar:
 1. Şeyhin bu konuyu akideye dair yazdığı kitaba dâhil etmesi, meselenin sünnet ve hadis ehli nezdindeki ehemmiyetini göstermektedir. Nitekim kitabın girişinde Şeyh Berbehârî’nin hayatına dair naklettiğimiz hususlar, Şeyh’in emri bil maruf nehyi anil münker’e dair söylediklerini kendi hayatında da birebir tatbik ettiğini göstermektedir.

Ebû Said el Hudri radiyallahu anh’tan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذٰلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ

"Sizden kim bir kötülük gördüğünde onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle… Bu ise imanın en zayıfıdır." (Müslim, Hadis no: 49)

Hadiste marufu emredip münkerden nehyetmenin mertebelerinin, kişinin gücü oranında şekilleneceğine işaret edilmesi, müellifin “kılıçtan ya da değnekten korkman müstesn┠ifadesinin de delilini teşkil etmektedir. Çünkü bilhassa yönetici ve diğer otorite sahibi kesimlerde zuhur eden münkerlerin def’i eğer daha büyük tehlikelere yol açarsa münkerden nehyetmekten vazgeçilir. Emri bil maruf nehyi anil münkerin nasıl yapılacağını tayin ederken güç ve kuvveti esas almak, Ehli Sünnet’in en büyük prensiplerinden birisidir. Hariciler ve Mutezile gibi bid’at fırkaları ise bu hususu gözetmeden yöneticilere karşı emri bil maruf yapmaya kalkışmışlar ve neticede birçok fitne ve fesadın zuhuruna zemin hazırlamışlardır.
 
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #101 : 28.02.2020, 01:24 »
Selam’ı Yaymak

وَالتَّسْلِيمُ عَلَى عِبَادِ اللهِ أَجْمَعِينَ.

129- Allah’ın bütün kullarına selam vermek gerekir.[1]

Dipnotlar:
 1. Şeyh’in bütün kullara selam vermekten kasdı, şu hadisteki gibi olsa gerektir: Abdullah bin Amr radiyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e “Hangi İslam daha hayırlıdır” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

تُطْعِمُ الطَّعَامَ، وَتَقْرَأُ السَّلَامَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ، وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ

“Yemek yedirmen ve de tanıdığın tanımadığın herkese selam vermendir.” (Müslim, Hadis no: 39)

Allah’ın bütün kullarından kasıd, Müslüman olan kullardır. Kâfire selam vermek ise nehyedilmiştir. Ebû Hureyre radiyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:


لَا تَبْدَءُوا الْيَهُودَ وَلَا النَّصَارَى بِالسَّلَامِ، وَإِذَا لَقِيتُمْ أَحَدَهُمْ فِي الطَّرِيقِ فَاضْطَرُّوهُ إِلَى أَضْيَقِهِ

«Yahudi ve Hristiyanlara ilk selam veren siz olmayın! Onlardan biriyle yolda karşılaşırsanız onları yolun en dar yerine sıkıştırın!» (Müslim, Hadis no: 2167)

İbn’ul Kayyim rahimehullah, bu hadisin açıklamasında şöyle demektedir:

“Hadiste zahir olan hükmün (hususi yani belli bir kesim Ehl-i Kitab’a has değil) umumi (genel) olmasıdır. Selef ve halef bu konuda ihtilâf etmişlerdir. Çoğunluğu, (kâfirlere karşı) selâma ilk olarak başlanılmayacağını söylemişlerdir…” (Zadu’l-Mead, 2/388; Türkçesi için bkz. İbn’u Kayyim el-Cevziyye, Zadu’l-Mead, İklim Yayınları: 2/432-434)

Hadisin başka bir lafzı ise şu şekildedir:


إِذَا لَقِيتُمُ الْمُشْرِكِينَ فِي الطَّرِيقِ، فَلَا تَبْدَأُوهُمْ بِالسَّلَامِ، وَاضْطَرُّوهُمْ إِلَى أَضْيَقِهَا

“Müşriklerle yolda karşılaşırsanız ilk selam veren siz olmayın ve onları yolun en dar yerine sıkıştırın!” (Buhari, Edeb’ul Mufred, no: 1111; Müsned-i Ahmed, no: 10797; Ebu Avane, Müstahrac, no: 9495; Abdurrezzak es-San’ani, Musannef, no: 9837)
 
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #102 : 29.02.2020, 01:27 »
Mazeretsiz Olarak Mescid’de Cema'at Namazını Terkeden Bid'atçidir

وَمَنْ تَرَكَ صَلَاةَ الْجُمُعَةِ وَالْجَمَاعَةِ فِي الْمَسْجِدِ مِنْ غَيْرِ عُذْرٍ فَهُوَ مُبْتَدِعٌ، وَالْعُذْرُ كَمَرَضٍ لَا طَاقَةَ لَهُ بِالْخُرُوجِ إِلَى الْمَسْجِدِ، أَوْ خَوْفٍ مِنْ سُلْطَانٍ ظَالِمٍ، وَمَا سِوَى ذٰلِكَ فَلَا عُذْرَ لَهُ. وَمَنْ صَلَّى خَلْفَ إِمَامٍ فَلَمْ يَقْتَدِ بِهِ فَلَا صَلَاةَ لَهُ.

130- Kim özrü olmadığı hâlde mescitte Cuma namazına ve cemaate iştirak etmeyi terk ederse bid’atçidir. Kendisinden dolayı mescide çıkmaya takat getiremediği hastalık ve zâlim sultandan korkması özre örnektir.[1] Bunların dışındaki hususlarda kendisine bir özür yoktur.[2] Kim bir imamın arkasında namaz kılar da ona uymazsa namazı yoktur.[3]

Dipnotlar:
 1. İbnu Abbas radiyallahu anhuma’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ سَمِعَ الْمُنَادِيَ فَلَمْ يَمْنَعْهُ مِنَ اتِّبَاعِهِ، عُذْرٌ»، قَالُوا: وَمَا الْعُذْرُ؟، قَالَ: «خَوْفٌ أَوْ مَرَضٌ، لَمْ تُقْبَلْ مِنْهُ الصَّلَاةُ الَّتِي صَلَّى

“Kim münadiyi (namaza çağıran müezzini) işitir de ona tabi olmaktan bir özür onu men etmezse –özür nedir, dediler de korku veya hastalık, cevabını verdi- (tek başına) kılmış olduğu namaz kabul edilmez.” (Ebû Davud, Hadis no: 551)

İbnu Hibban ise Sahih’inde, Hadis no: 2064’te şu lafızla rivayet etmiştir:


مَنْ سَمِعَ النِّدَاءَ فَلَمْ يُجِبْ فَلَا صَلَاةَ لَهُ إِلاَّ مِنْ عُذْرٍ

“Kim nidayı (ezanı) işitir de ona icabet etmezse –özür sahibi olması durumu hariç- onun namazı yoktur.”

Ziya el-Makdisi de sahih gördüğü hadisleri topladığı “el-Muhtara” adlı eserinde (10/239-241) bunu rivayet etmiştir.

Bu ve benzeri delillerden dolayı bir kısım âlimler, cemaatle namaz kılmayı tıpkı Cuma namazı gibi farz görmüşler, bir kısmı ise müekked sünnet olarak değerlendirmişlerdir. Âlimlerin görüşleri ve delillerin değerlendirilmesi için İbnu Kudame’nin el-Muğni’si gibi muteber fıkhi kaynak eserlere ve Kurtubi Tefsir’inden el-Bakara 2/43 numaralı ayetin tefsirine müracaat ediniz. Cemaatle namazı terkeden kimse, günahkâr olsa bile bilhassa bu zikrettiğimiz içtihatlara dayandığı takdirde bid’atçı olmaz. Şeyh Berbehârî’nin verdiği bid’atçı hükmü, daha ziyade yukarda zikri geçen bazı bid’at fırkalarının batıl tekfir anlayışlarından ötürü Cuma ve cemaati terketmeleri ya da insanlardan ayrılarak inziva hayatı yaşayan bazı tasavvuf ehlinin cemaate gelmemeleri gibi fasit bir takım kanaatlerden ötürü bunu yapanlara hamledilebilir.
 
 2. Şeyhin kasdı, bu iki özür ve buna benzer mazeretler olmalıdır. Çünkü âlimler, bu ikisine benzer başka mazeretleri de saymışlardır. Mesela Hanbelilerin en meşhur kitaplarından olan Zad’ul Mustakni adlı eserde cema'ati ve cumayı terketme özürleri şu şekilde sayılmıştır:

“Hastalık, idrar veya dışkıya sıkışık olan, ihtiyaç duyduğu yemeği önünde hazır bulunan, malının çalınmasından veya kaybolmasından ya da zarar görmesinden korkan, bir akrabasının ölmesinden korkan, (yine) kendisi için şunlardan korkan; zarar görmekten (incinme) veya sultandan, (verecek) birşeyi olmadığında alacaklıdan, yol arkadaşının vefat etmesi, uykunun galib gelmesi (uykuya yenik düşme); yağmurdan, çamurdan zarar görme ve gecenin karanlığında çok soğuk fırtına.” (Haccavi, Zad’ul Mustakni, sf 57)
 
 3. Şeyh rahimehullah’ın, burada da çeşitli batıl gerekçelerle Müslüman imamların arkasında namaz kılmayı terkeden ve namaz kılmak zorunda kaldıklarında da –bazı Rafizilerin takiyye amaçlı yaptıkları gibi- tek başına kılmaya niyet ederek imama uyuyormuş gibi yapan bid’at ehline reddiyede bulunmuş olması muhtemeldir. Enes radiyallahu anh’tan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا جُعِلَ الْإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ، فَلاَ تَخْتَلِفُوا عَلَيْهِ، فَإِذَا رَكَعَ، فَارْكَعُوا

"İmam, kendisine uyulmak için vardır. Şu halde ona muhalefet etmeyin. O rükü ettiğinde rükü edin… ilh” (Müslim, Hadis no: 411)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #103 : 29.02.2020, 01:28 »
Emri bi’l Ma’ruf Nehyi ani’l Münker Kılıçla Yapılmamalıdır

وَالْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ بِالْيَدِ وَاللِّسَانِ وَاْلقَلْبِ، بِلَا سَيْفٍ.

131- İyiliği emredip kötülükten sakındırma, kılıç kullanmadan el ile dil ile ve kalp ile yapılır.[1]

Dipnotlar:
 1. Münker, Allah’ın rızasına uygun olmayan herşeye verilen genel isimdir. Allah’ın rızasına uygun söz, iş ve durum manasına gelen ma’rufun zıddıdır. Münkeri dille, elle veya kalble inkâr meşrudur ve istisnasız herkes için vacibtir, bir yükümlülüktür. Lakin toplumda fikri ve fiili anarşi ve kargaşaya sebebiyet verecek olan, münkere karşı kılıçla müdahalede bulunmak bu sebepten kınanmıştır. Bu hususta şöyle bir prensip yerleşmiştir: "Emri bi'l ma'rufu; ümera (yöneticiler) el ile ulema dil ile avam ise kalb ile yapar." İbnu Muflih, bu hususta İmam Ahmed’den şunları nakletmiştir:

قَالَ الْمَرُّوذِيُّ قُلْتُ لِأَبِي عَبْدِ اللّٰهِ كَيْفَ الْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنْ الْمُنْكَرِ قَالَ: بِالْيَدِ وَبِاللِّسَانِ وَبِالْقَلْبِ هُوَ أَضْعَفُ قُلْتُ: كَيْفَ بِالْيَدِ؟ قَالَ: يُفَرِّقُ بَيْنَهُمْ. وَرَأَيْتُ أَبَا عَبْدِ اللّٰهِ مَرَّ عَلَى صِبْيَانِ الْكُتَّابِ يَقْتَتِلُونَ فَفَرَّقَ بَيْنَهُمْ وَقَالَ فِي رِوَايَةِ صَالِحٍ التَّغْيِيرُ بِالْيَدِ لَيْسَ بِالسَّيْفِ وَالسِّلَاحِ

"Merruzi şöyle demiştir: Ben Ebû Abdillah’a yani (Ahmed bin Hanbel’e) iyiliği emredip kötülükten sakındırma nasıl yapılır diye sordum. Elle, dille ve kalple olur ki bu da en zayıfıdır, cevabını verdi. Elle nasıl olur dedim. Dedi ki: Aralarını ayırır. Nitekim ben Ebû Abdillah’ı yazı öğrenen çocuklar kavga ederken yanlarından geçtiğinde aralarını ayırdığını gördüm. Salih’in rivayetinde ise “Elle değiştirmek kılıçla değiştirmek veya silah kullanarak değiştirmek demek değildir.” Demektedir.” (İbnu Muflih, el-Adab’uş Şeriyye, 1/162)

Böylece anlaşılıyor ki münkeri kılıçla değiştirmek halk için değil aksine sultan içindir. Bu ise emri bil maruf nehyi anil münkeri akide esasları arasına alıp, bununla zalim sultanlara karşı kılıçla isyan etmeyi kasdeden Mutezile ve Havaric gibi bid’at fırkalarının hilafınadır. Ehli Sünnet imamları, emri bil maruf nehyi anil münker hususunda öteden beri titiz davranmışlar, hatta yöneticilerin ihmal ettiği durumlarda bizzat münkeri elle değiştirme yönünde harekete geçmişlerdir. İmam Ahmed’den sonraki dönemlerde bilhassa onun yolunu devam ettiren Hanbeliler bu işin öncülüğünü yapmış, İmam Berbehârî de bu hususta çokça gayret göstermiştir. Sonraki dönemlerde de İbnu Teymiyye ve benzeri ulemanın böyle girişimleri olmuştur. Ancak bu imamlar, asla bu işi mevcut meşru İslam devletine karşı veya münker ehline karşı bizzat silahla karşı koymak şeklinde icra etmemişlerdir. Küfür sistemlerinde ise maslahata göre hareket edilir ve de münkeri nehyetme adına Müslümanların maslahatını tehlikeye düşürecek davranışlara başvurulmaz. Bu hususta az önce geçen 128. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #104 : 01.03.2020, 01:28 »
Güvenilir Müslümanın Vasıfları

وَالْمَسْتُورُ مِنَ الْمُسْلِمِينَ مَنْ لَمْ تَظْهَرْ مِنْهُ رِيبَةٌ.

132- Müslümanlardan güvenilir olan, kendisinde şüphe veren bir durum görülmeyendir.[1]

Dipnotlar:
 1. İbrahim en-Nehai şöyle demiştir:

كَانَ يُقَالُ: اَلْعَدْلُ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ مَنْ لَمْ تَظْهَرْ مِنْهُ رِيبَةٌ

"(Selef zamanında) Şöyle denilirdi: Müslümanlar arasında adil olan kişi, aşikârda hiçbir şüpheli hareketi görünmeyen kişidir." (Hatib, el-Kifaye fi İlm’ir Rivaye, sf 78. Aynı eserin 79. Sayfasında ise “şahitlik hususunda adil olan kişi” lafzıyla rivayet etmiştir. Bu eseri Beyheki, Sünen, 10/212’de benzer lafızlarla rivayet etmektedir.)

İmam Berbehârî burada “mestur” yani durumu bilinmeyen ifadesini kullanmıştır. Buradaki manası ise kendisinde şüpheli davranışları olmayan temiz, iffetli kimse demektir. Bu kimseler adil kabul edilir ve şahitliklerine itibar edilir. Fısk ve bid’atla meşhur olan yahut isbat edilmese dahi bunlarla itham edilmeye yol açacak şüpheli davranışlarda bulunan kişi ise adil olarak kabul edilmez. Bu sebeble Müslümanların söz ve fiillerine dikkat etmeleri ve şüpheli davranışlardan kaçınmaları icab eder. Sürekli batılın kenarında gezerek şüpheleri üzerine toplayan kişi, bundan dolayı bir ithama maruz kaldığında bundan şikâyet etme hakkı olmaz. Vallahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #105 : 01.03.2020, 01:29 »
İlm’ul Batın (Gizli İlim) Kitab ve Sünnet’te Yoktur, Bid'attir

وَكُلُّ عِلْمٍ ادَّعَاهُ الْعِبَادُ مِنْ عِلْمِ الْبَاطِنِ لَمْ يُوجَدْ فِي الْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ فَهُوَ بِدْعَةٌ وَضَلَالَةٌ، لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ أَنْ يَعْمَلَ بِهِ، وَلَا يَدْعُو إِلَيْهِ.

133- Kulların ilm-i bâtın kapsamında bildiklerini iddia ettikleri, ne Kitap’ta ne de Sünnet’te bulunmayan her ilim bid’at ve dalâlettir. Hiç kimse onunla amel etmemeli, ona davet etmemelidir.[1]

Dipnotlar:
 1. İlm’ul Batın; Bâtınilerin ve de sufilerin aşırılarının davet ettiği sapkın bir inançtır. Bunlar, dindeki herşeyin zahiri yani görünen yüzü bir de batını yani iç yüzü olduğunu iddia etmekte ve de Kuran ve sünnetin gerçek manasının batini manası olduğunu ileri sürmektedirler. Bu batın ilmine de herkesin sahip olmayacağını, belli vasıflara sahip olan havass tabakasının Kuran’ın hakiki manasına vakıf olabileceğini iddia ederler. Bunlar bu surette Allah’ın Kitabı’nı ve Şeri’atini hevalarına göre çarpıtmakta, diledikleri manaları yüklemekteler. Kitab ve Sünnet dışında "Gizli İlim" veya “Ledunni ilim” aldıklarını da iddia etmekteler. Kitap ve sünnet dışında bu şekilde bir ilim kaynağına sahip olduğunu iddia eden herkeste Batinilikten bir hisse mevcuttur. Vallahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #106 : 01.03.2020, 01:31 »
Mehirsiz Nikâh Caiz Değildir

وَأَيُّمَا امْرَأَةٍ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِرَجُلٍ، فَإِنَّهَا لَا تَحِلُّ لَهُ، يُعَاقَبَانِ إِنْ نَالَ مِنْهَا شَيْئًا، إِلَّا بِوَلِيٍّ وَشَاهِدَيْ عَدْلٍ وَصَدَاقٍ.

134- Bir kadın kendisini bir adama hibe ederse kadın adama helâl olmaz. Eğer adam kadından bir şekilde istifade etmişse ikisi de cezalandırılır. Ancak bir velî, iki âdil şâhid ve mehir bulunduğu takdirde (kadın adama helâl olur).[1]

Dipnotlar:
 1. Allahu Teâla şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَأَةً مُؤْمِنَةً إِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَنْ يَسْتَنْكِحَهَا خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ

“Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri; amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber hicret eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık).” (Ahzab 33/50)

Görüldüğü üzere kendisini hibe eden yani mehirsiz olarak evlenen kadın, diğer müminlere değil sadece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e helal kılınmıştır. Böyle yapan bir kadın ve erkek hakkında İbnu Şihab ez-Zuhri radiyallahu anh şöyle demiştir:


لَا تَحِلُّ هٰذِهِ الْهِبَةُ فَإِنَّ اللّٰهَ خَصَّ بِهَا نَبِيَّهُ دُونَ الْمُؤْمِنِينَ، فَإِنْ أَصَابَهَا فَعَلَيْهَا الْعُقُوبَةُ وَأَرَاهُمَا قَدْ أَصَابَا مَا لَا يَحِلُّ لَهُمَا

“Bu hibe helal olmaz. Zira Allah bunu, diğer müminlere değil sadece Nebisine sallallahu aleyhi ve sellem’e helal kılmıştır. Eğer onunla ilişkiye girerse ikisine de ceza vardır. Çünkü ben onların, kendilerine helal olmayan birisiyle ilişkiye girdikleri görüşündeyim.” (el-Müdevvene, 2/164’te İbnu Vehb-Yunus-İbnu Şihab tarikiyle nakledilmiştir.)

Şeyh Berbehârî rahimehullah bu surette mehirsiz olarak nikâh kıyılacağını zanneden bazı cahilleri reddetmiştir. Bundan kasıd mehri tamamen iptal ederek kıyılan nikâhtır. Yoksa böyle bir şeye niyet etmeden, nikâh esnasında mehir tayin edilmemiş olsa bu nikâh caizdir. Keza tayin edilmiş olan mehri kadının sonradan bağışlaması da caizdir. Tafsilatı için İbnu Kudame, Umdet’ul Fikh, sf 97-98’e bakılabilir. (Türkçede el-Umde, sf 265-267, Neda Yay.) Şeyh ayrıca velisiz ve şahitsiz nikâh kıyılacağını iddia edenleri de reddetmektedir. Bu hususta 58. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #107 : 02.03.2020, 01:08 »
Ashab Hakkında Hayırdan Başka Birşey Konuşmamak

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يَطْعَنُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَاْعَلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ قَوْلِ سُوءٍ وَهَوًى، لِقَوْلِ رَسُولِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا ذُكِرَ أَصْحَابِي فَأَمْسِكُوا» . قَدْ عَلِمَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا يَكُونُ مِنْهُمْ مِنَ الزَّلَلِ بَعْدَ مَوْتِهِ، فَلَمْ يَقُلْ فِيهِمْ إِلَّا خَيْرًا.

وَقَوْلُهُ: «ذَرُوا أَصْحَابِي، لَا تَقُولُوا فِيهِمْ إِلَّا خَيْرًا».

وَلَا تُحَدِّثْ بِشَيْءٍ مِنْ زَلَلِهِمْ، وَلَا حَرْبِهِمْ، وَلَا مَا غَابَ عَنْكَ عِلْمُهُ، وَلَا تَسْمَعْهُ مِنْ أَحَدٍ يُحَدِّثُ بِهِ، فَإِنَّهُ لَا يَسْلَمُ لَكَ قَلْبُكَ إِنْ سَمِعْتَ.

135- Bir adamı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbından birine ta’n ederken görürsen bil ki o kötü bir görüşün ve hevanın taraftarıdır.[1] Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Ashâbım anıldığı zaman (dilinizi) tutun!” buyurmuştur.[2]

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, vefâtından sonra onlardan sâdır olacak zelleleri bildiği hâlde onlar hakkında hayırdan başka bir şey söylememiştir.[3] Yine O şöyle buyurmuştur: “Ashâbımı bırakın, onlar hakkında ancak hayır söyleyin!”[4]

Onların zelleleri ve savaşları hakkında, hakkında bilgin olmayan konuda konuşma. Bu konularda konuşan birine de kulak verme. Zira ona kulak verdiğin zaman kalbini sana sağ sâlim teslim etmez.[5]

Dipnotlar:
 1. İmam Ahmed bin Hanbel rahimehullah şöyle demiştir:

إِذَا رَأَيْتَ أَحَدًا يَذْكُرُ أَصْحَابَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِسُوءٍ فاتَّهِمْهُ عَلَى الْإِسْلَامِ

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashab’ına dil uzatan birisini gördüğünde onun İslam’ından şüphe et!" (El-Lâlekâ’î, es-Sünne, no: 2359)
 
 2. Hadisin tahrici için 31. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
 
 3. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ilerde ashabının yaşayacağı olayları bilmesi, Allahu Teâla’nın ona vahyetmesi ile olmuştur. Nitekim birçok hadislerde ashabı arasında vuku bulacak fitnelere işaret etmiştir. Allah Subhanehu’nun Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e kıyamete kadar olacak hadiseleri bildirdiği hususu daha önce geçmişti. 98. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
 
 4. Müellif burada iki hadisi birleştirerek nakletmiştir. Hadiste geçen "Ashabımı bana bırakın!" ifadesi yakın lafızlarla Müsned-i Ahmed, Hadis no: 13812’de Enes radiyallahu anh hadisinden nakledilmiştir. Heysemi, Ahmed’in ricalinin sahih ricali olduğunu ifade etmiştir. (Mecme’uz Zevaid, 10/15) Hadisin ikinci kısmı olan "Onlar (yani ashabım) aleyhinde hayırdan başka söz söylemeyiniz." ifadesi ise, İbnu Hacer el-Askalani’nin bahsettiğine göre Hayseme bin Süleyman’ın Fedail’us Sahabe adlı eserinde yakın lafızlarla rivayet edilmiştir. İbnu Hacer, hadisi senediyle beraber “Cüz’ün fihi Turuki Hadisi La Tesubbu Ashabi” adlı kısa eserinde nakletmiş ve seneddeki Hasen bin Cafer’den dolayı zayıf olduğunu ifade etmiştir. Bununla beraber “Ashabıma sövmeyiniz” şeklindeki sahih hadislere muvafakatından dolayı hadisin manası sahihtir.
 
 5. Bu hususta yukarda geçen 123. Madde ve açıklamasına bakınız.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #108 : 02.03.2020, 01:09 »
Hadisleri İnkâr Eden Kimse Bidat Ehlindendir

وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَطْعَنُ عَلَى الْآثَارِ، أَوْ يَرُدُّ الْآَثَارَ ، أَوْ يُرِيدُ غَيْرَ الْآثَارِ، فَاتَّهِمْهُ عَلَى الْإِسْلَامِ، وَلَا تَشُكَّ أَنَّهُ صَاحِبُ هَوًى مُبْتَدِعٌ.

136- Bir adamı asara (rivayetlere) ta’n ederken (dil uzatırken) ya da asarı reddederken ya da asardan başkasını isterken işitirsen onun müslümanlığından şüphe et. Bir hevâ ehli ve bid’atçi olduğundan ise şüphe etme.[1]

Dipnotlar:
 1. Eser (çoğulu: asar) tabiriyle ifade edilen hadislere ve selefin sözlerine karşı şüpheyle yaklaşan, bunları terkederek Kur’an’ı akılla yorumlamaya çalışan, kendisine hadisler okunduğu zaman bundan rahatsız olup ayet okunmasını isteyen ve benzeri kimselerin hepsi en iyi ihtimalle bid’at töhmeti altındadır, bunların çoğu da aslında İslama inanmayan zındıklardır. Bu hususta 75. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #109 : 04.03.2020, 01:39 »
Zalim Sultanla Beraber Yapılan Hayırlı İşler Makbuldür

وَاعْلَمْ أَنَّ جَوْرَ السُّلْطَانِ لَا يَنْقُصُ فَرِيضَةً مِنْ فَرَائِضِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ ، اَلَّتِي افْتَرَضَهَا عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؛ جَوْرُهُ عَلَى نَفْسِهِ، وَتَطَوُّعُكَ وَبِرُّكَ مَعَهُ تَامٌّ لَكَ إِنْ شَاءَ اللهُ تَعَالَى، يَعْنِي: اَلْجَمَاعَةَ وَالْجُمُعَةَ مَعَهُمْ، وَالْجِهَادَ مَعَهُمْ، وَكُلُّ شَيْءٍ مِنَ الطَّاعَاتِ فَشَارِكْهُ فِيهِ، فَلَكَ نِيَّتُكَ.

137- Bil ki sultanın zulmü Allah’ın Nebîsinin lisânıyla farz kılmış olduğu farizalarından hiçbir farizayı geçersiz kılmaz. Onun zulmü kendi aleyhinedir. Onunla beraber yaptığın nâfileler ve iyilikler tamdır inşâallahu teâlâ. Yani onlarla beraber yerine getirdiğin cemaat, Cuma ve cihad tamdır. Her bir taatte onlara (uyup) ortak ol, seni kendi niyetin ilgilendirir.[1]

Dipnotlar:
 1. Şeyh rahimehullah’ın sözleri, zalim sultanlarla beraber yapılan cihadın, keza onların arkasında kılınan Cuma, bayram ve vakit namazlarının, hatta onlara verilen zekâtların geçersiz olduğunu ileri süren Harici, Rafizi, Mutezili ve sair bid’at fırkalarının bu iddialarının batıl olduğuna işaret etme amaçlıdır. Zira bunlar, kendilerinden olmayan ya da günah işleyen yöneticileri tekfir etmektedirler. Ehli Sünnet ise bid’at ve fısktan dolayı tekfir etmediği için böyle olan yöneticilerle yapılan salih amelleri de geçersiz görmezler. Bu kaidenin Allah’ın şeriatıyla hükmeden ve tevhidi muhafaza eden, bununla beraber bazı günahlar irtikâp eden Müslüman yöneticilerle alakalı olduğu bellidir. Günümüzdeki tağutlar gibi tevhidi ve İslam şeriatını tamamen terketmiş olan yöneticilerle beraber bu tip salih amellerin yapılmayacağı da bellidir. Bazı tevhidden habersiz kimselerin yaptığı gibi Müslüman yöneticilerle alakalı bu hükümleri, tağutlara tatbik etmek ve de bu tağutların ve taraftarlarının arkasında namaz kılınmayacağını, onların emri altında savaşılmayacağını söyleyenleri Haricilikle itham etmek tam bir fıkıhsızlık ve fehimsizlik numunesidir. 126. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #110 : 04.03.2020, 01:40 »
Müslüman Yöneticiler Hakkında Hayır Duada Bulunmak

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يَدْعُو عَلَى السُّلْطَانِ فَاعْلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ هَوًى، وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَدْعُو لِلسُّلْطَانِ بِالصَّلَاحِ فَاعْلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ سُنَّةٍ إِنْ شَاءَ اللهُ.

لِقَوْلِ فُضَيْلٍ: لَوْ كَانَ لِي دَعْوَةٌ مَا جَعَلْتُهَا اِلَّا ِفي السُّلْطَانِ.

أَنَا أَحْمَدُ بْنُ كَامِلٍ قَالَ: نَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الطَّبَرِيُّ، نَا مَرْدَوَيْهُ الصَّائِغُ، قَالَ: سَمِعْتُ فُضَيْلًا يَقُولُ: لَوْ أَنَّ لِي دَعْوَةً مُسْتَجَابَةً مَا جَعَلْتُهَا إِلَّا فِي السُّلْطَانِ.

قِيلَ لَهُ: يَا أَبَا عَلِيٍّ فَسِّرْ لَنَا هٰذَا

قَالَ: إِذَا جَعَلْتُهَا فِي نَفْسِي لَمْ تَعْدُنِي، وَإِذَا جَعَلْتُهَا فِي السُّلْطَانِ صَلَحَ، فَصَلَحَ بِصِلَاحِهِ الْعِبَادُ وَالْبِلَادُ

فَأُمِرْنَا أَنْ نَدْعُوَ لَهُمْ بِالصَّلَاحِ، وَلَمْ نُؤْمَرْ أَنْ نَدْعُوَ عَلَيْهِمْ وَإِنْ ظَلَمُوا، وَإِنْ جَارُوا؛ لِأَنَّ ظُلْمَهُمْ وَجَوْرَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهُمْ، وَصَلَاحَهُمْ لِأَنْفُسِهِمْ وَلِلْمُسْلِمِينَ.

138- Bir adamı sultana bedduâ ederken işitirsen bil ki o hevâ ehlidir. Bir adamı sultanın salâhı için duâ ederken işitirsen bil ki o sünnet ehlidir inşâallah.[1] Nitekim Fudayl[2] şöyle demiştir: “Eğer (kabul edilecek) tek bir duâm olsaydı onu ancak sultan hakkında kullanırdım.”

Bize Ahmed b. Kâmil haber verdi, dedi ki: Bize el-Huseyn b. Muhammed et-Taberî haber verdi, dedi ki: Bize Merdûye es-Sâiğ haber verdi, dedi ki: Fudayl’ı şöyle derken işittim: “Eğer kabul edilecek tek bir duâm olsaydı onu ancak sultan için kullanırdım.”

Kendisine “Ey Ebû Alî, bunu bize açıkla!” denildiği zaman da şöyle cevap verdi: “Onu kendim için kullansam benden başkasına tesiri olmaz. Fakat onu sultan için kullansam hem o düzelir hem de o düzeldiği için kullar ve beldeler düzelir.”[3]

Evet, biz onların salâhı (düzelmeleri) için duâ etmekle emrolunduk. -Zulüm ve haksızlık etseler bile- onlara beddua etmekle emrolunmadık. Çünkü onların zulümleri ve haksızlıkları kendilerinin aleyhinedir. Salahları ise hem kendilerinin hem de müslümanların lehinedir.

Dipnotlar:
 1. Zira yukarda da işaret ettiğimiz gibi bid’atçılar genelde Müslüman yöneticilerin aleyhinde bulunurlar ve hatta onları zulüm ve fısklarını gerekçe göstererek tekfir ederler. Bundan dolayı da aleyhlerine beddua ederler. Ehli Sünnet ise kebairden (büyük günahlardan) dolayı tekfir etmediği için zalim de olsa yöneticiler aleyhine dua etmez; bilakis şerli yoldalarsa ıslahları için, hayır üzerelerse istikamet üzere devam etmeleri için onlara duacı olmaya devam ederler. Yukarda da geçtiği üzere bunun ahkâmı tebdil eden (değiştiren) kâfir yöneticilerle alakalı değil, Müslüman muvahhid yöneticiler hakkında geçerli olduğu hususu izahtan varestedir.
 
 2. Diğer nüshada ismin tamamı, "bin İyad" ziyadesi ile "Fudayl bin İyad" denilerek metinde zikredilmiştir. Fudayl bin İyad bin Mes’ud, Şeyh’ul İslam Ebû Ali et-Temimi, el-Yerbui, el-Mervezi, el-Horasani. Büyük zahid ve âlimlerdendir. Semerkand’da doğmuş sonraları yol kesen eşkiyalardan olmuştur. Kur’an kıraatından etkilendikten sonra tevbe etmiş ve zahidane bir hayat yaşamıştır. İlim elde etmek için Kufe’ye gitmiş oradan da Mekke’ye gitmiştir. Talebeleri arasında Abdullah bin Mübarek, Yahya el-Kattan, Abd'ur Rahman bin Mehdi, Abd'ur Rezzak, eş-Şafii ve Kuteybe bin Sa’id gibi seçkin şahsiyetler bulunmaktadır. Zehebi "İmam, örnek insan, muteber ve Şeyh’ul İslam" olarak onu vasfetmiş, Abdullah ibni Mübarek de onun hakkında şöyle demiştir: "Fudayl bin İyad’dan daha hayırlı bir kimse şu yeryüzünde yoktur." Halife Harun er-Reşid onun hakkında şunları söylemiştir: "İmam Malik’ten daha büyük bir âlim görmedim, Fudayl’dan daha takvalısını da görmedim." Hicri 187 yılında vefat etmiştir. (Zehebi, Siyer, 8/421-441; Zehebi, Tezkiret’ul Huffaz, 1/180-181)
 
 3. Ebû Nu’aym (Hilyet’ul Evliya, 8/91), İbnu Asakir (Tarih Dimeşk, 48/447) tarafından rivayet edilmiştir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #111 : 05.03.2020, 00:53 »
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Eşleri Hakkında Hayır Konuşmak

وَلَا تَذْكُرْ أَحَدًا مِنْ أُمُّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ إِلَّا بِخَيْرٍ.

139- Müminlerin annelerinden herhangi birini ancak hayırla an.[1]

Dipnotlar:
 1. Rasulullah salllahu aleyhi ve sellem’in eşlerinin Mü’minlerin Anneleri olarak tanımlanması Allah Tebareke ve Teâla’nın Kur’an’da bu yönde vahyetmesi ile olmuştur:

اَلنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ

"Nebi (Peygamber), mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir." (el-Ahzab 33/6)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bütün hanımlarının Allah Subhanehu tarafından –ilerde ne yapacaklarını da bildiği halde- bu şekilde övgüye mazhar olması bilhassa Aişe radiyallahu anha hakkında Ali radiyallahu anh ile Cemel’deki mücadelelerinden ötürü ileri geri konuşan Rafizi Şiilerin batıl üzere olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #112 : 05.03.2020, 00:54 »
Namazları Cema'at ile Kılmak Sünnet Ehlinin Alametidir

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يَتَعَاهَدُ الْفَرَائِضَ فِي جَمَاعَةٍ مَعَ السُّلْطَانِ وَغَيْرِهِ، فَاعْلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ سُنَّةٍ إِنْ شَاءَ اللهُ.

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يَتَهَاوَنُ بِالْفَرَائِضِ فيِ جَمَاعَةٍ، وَإِنْ كَانَ مَعَ السُّلْطَانِ، فَاعْلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ هَوًى.

140- Bir adamı farz namazları sultanın veya başkasının arkasında sürekli cemaatle kılarken görürsen bil ki o sünnet ehlidir inşâllah. Bir adamı sultanın arkasında bile farz namazları cemaatle kılmayı aksatırken görürsen bil ki o hevâ ehlidir.[1]

Dipnotlar:
 1. Yukardaki maddelerde de geçtiği üzere bilhassa sultanın ve tayin ettiği kişilerin arkasında namaz kılmayı terketmek, bundan dolayı da cemaat namazlarını ihmal etmek bid’at ehlinin alametlerindendir veya bid’atçı olmasa bile en azından kişinin dinde gevşekliğini gösteren bir alamettir. Çünkü namazı cemaatle kılmak, sünnette en çok tavsiye edilen hususlardan birisidir. 130. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #113 : 05.03.2020, 00:54 »
Helal ve Haram Açıktır, Kalpte Rahatsızlığa Neden Olan Şey İse Şüphedir

وَالْحَلَالُ مَا شَهِدْتَ عَلَيْهِ وَحَلَفْتَ عَلَيْهِ أَنَّهُ حَلَالٌ، وَكَذٰلِكَ الْحَرَامُ، وَمَا حَاك فِي صَدْرِكَ فَهُوَ شُبْهَةٌ.

141- Helâl, helâl olduğuna şehâdette bulunup yemin edebildiğin şeydir. Kezâ haram da böyledir. Kalbine rahatsızlık veren şey ise şüphedir.[1]

Dipnotlar:
 1. Nu'man bin Beşir radiyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim demiştir:

إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ، وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى، يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ، أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى، أَلَا وَإِنَّ حِمَى اللهِ مَحَارِمُهُ، أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً، إِذَا صَلَحَتْ، صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ، فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ

"Helal olan şeyler bellidir, Haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında insanların birçoğunun Helal mi Haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli işlerden sakınanlar dinlerini ve ırzlarını korumuş olurlar. Şüpheli şeylerden sakınmayanlar ise zamanla Harama dalıp giderler. Aynen sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, o araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her hükümdarın girilmesi yasaklanmış bir arazisi vardır. Unutmayın Allah’ın yasak arazisi de Haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir." (Buhari, Hadis no: 52; Müslim, Hadis no: 1599)

Lafız Müslim’indir. Yine Müslim’de Nevvas bin Sem’an radiyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e birr (iyilik) ve ism (günah) hakkında sorduğunda şu cevabı vermiştir:


اَلْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ، وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِكَ، وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ

“Birr (iyilik) güzel ahlaktır. İsm (günah) ise kalbinde sıkıntı uyandıran ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (Müslim, Hadis no: 2553)

Buhari ise et-Tarih’ul Kebir adlı eserinde bu hadisi Vabisa bin Ma’bed radiyallahu anh’tan şöylece rivayet etmiştir:


اَلْبِرُّ مَا انشَرَحَ فِي صَدرِكَ، والإِثمُ مَا حاكَ فِي صَدرِكَ

“Birr (iyilik) kalbinde ferahlık uyandıran şeydir. İsm (günah) ise kalbinde sıkıntı uyandıran şeydir.” (et-Tarih’ul Kebir, 1/144, no: 432)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #114 : 06.03.2020, 01:53 »
Durumu Kapalı Kişi ile Rezil Kişi Arasındaki Fark

وَالْمَسْتُورُ مَنْ بَانَ سِتْرُهُ، وَالْمَهْتُوكُ مَنْ بَانَ هَتْكُهُ.

142- Temiz kişi, temizliği ortada olandır. Rezîl kişi ise rezilliği meydanda olandır.[1]

Dipnotlar:
 1. İmam el-Berbehârî'nin burada zikrettiği, temiz kimse olarak tercüme ettiğimiz "Mestur", lügatte örtülü manasına gelir ve insanlar arasında fasık olarak tanınmayan ve açıktan günah işlemeyen kişiler hakkında kullanılır. Bunun zıddı olan "Mehtuk (rezil)" ise, günahları açıktan işleyen kişidir. Şeyh rahimehullah burada, gizli halleri araştırmaksızın zahire göre hükmetmenin önemine dikkat çekmiştir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #115 : 06.03.2020, 01:54 »
Bidat Ehli ile Sünnet Ehlini Birbirinden Ayıran Bazı Alametler

وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَقُولُ: فُلَانٌ مُشَبِّهٌ وَفُلَانٌ يَتَكَلَّمُ بِالتَّشْبِيهِ فَاتَّهِمْهُ وَاعْلَمْ أَنَّهُ جَهْمِيٌّ

143- Bir adamın “Falan müşebbihedir (teşbih ehlidir)”, “Falanca teşbih görüşünü savunmaktadır”[1] diyerek birini itham ettiğini işitirsen bil ki o Cehmîdir.

وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَقُولُ: فُلَانٌ نَاصِبِيٌّ فَاعْلَمْ أَنَّهُ رَافِضِيٌّ

144- Bir adamı “Falan nâsibîdir” derken işitirsen bil ki o rafızîdir.[2]

وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَقُولُ: تَكَلَّمْ بِالتَّوْحِيدِ، وَاشْرَحْ لِي التَّوْحِيدَ، فَاعْلَمْ أَنَّهُ خَارِجِيٌّ مُعْتَزِلِيٌّ.

145- Bir adamı “Tevhidden bahset”, “Bana tevhîdi açıkla” derken işitirsen bil ki o Hâricîdir, Mu’tezilîdir.[3]

أَوْ يَقُولُ: فُلَاٌن مُجْبِرٌ ، أَوْ يَتَكَلَّمُ بِالْإِجْبَارِ، أَوَ يَتَكَلَّمُ بِالْعَدْلِ، فَاعْلَمْ أَنَّهُ قَدَرِيٌّ؛ لِأَنَّ هٰذِهِ الْأَسْمَاءَ مُحْدَثَةٌ أَحْدَثَهَا أَهْلُ الْبِدَعِ.

146- Yine bir adamı “Falanca mucbirdir”, derken ya da cebir görüşünden bahsederken yahut adâletten[4] bahsederken işitirsen bil ki o Kaderîdir.[5] Çünkü bunlar bid’at ehlinin ortaya attığı muhdes (sonradan çıkmış, uydurma) isimlerdir.[6]

قَالَ عَبْدُ اللهِ بْنُ الْمُبَارَكِ: لَا تَأْخُذُوا عَنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ فِي الرَّفْضِ ، وَلَا عَنْ أَهْلِ الشَّامِ فِي السَّيْفِ وَلَا عَنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ فِي الْقَدَرِ ، وَلَا عَنْ أَهْلِ خُرَاسَانَ فِي اْلإِرْجَاءِ، وَلَا عَنْ أَهْلِ مَكَّةَ فِي الصَّرْفِ، وَلَا عَنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ فِي الْغِنَاءِ، لَا تَأْخُذُوا عَنْهُمْ فِي هٰذِهِ الْأَشْيَاءِ شَيْئًا.

147- Abdullah bin el-Mubârek[7] şöyle demiştir: “Kûfe ehlinden Râfızîlikle ilgili bir şey almayın. Şam ehlinden kılıçla ilgili bir şey almayın. Basra ehlinden kader ile ilgili bir şey almayın. Horasan ehlinden irca ile ilgili bir şey almayın. Mekke ehlinden sarf ile ilgili bir şey almayın. Medîne ehlinden de şarkı ile ilgili bir şey almayın. Onlardan bu konularda hiçbir şey almayın.”[8]

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يُحِبُّ أَبَا هُرَيْرَةَ وَأَنَسَ بْنَ مَالِكٍ وَأُسَيْدَ بْنَ حُضَيْرٍ فَاعْلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ سُنَّةٍ إِنْ شَاءَ اللهُ. وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يُحِبُّ أَيُّوبَ، وَابْنَ عَوْنٍ، وَيُونُسَ بْنَ عُبَيْدٍ، وَعَبْدَ اللهِ بْنَ إِدْرِيسَ الْأَوْدِيَّ، وَالشَّعْبِيَّ، وَمَالِكَ بْنَ مِغْوَلٍ، وَيَزِيدَ بْنَ زُرْيَغٍ،وَمُعَاذَ بْنَ مُعَاذٍ، وَوَهْبَ بْنَ جَرِيرٍ، وَحَمَّادَ بْنَ زَيْدٍ، وَحَمَّادَ بْنَ سَلَمَةَ، وَاَلْحَجَّاجَ بْنَ الْمِنْهَالِ، وَأَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ، وَأَحْمَدَ بْنَ نَصْرٍ، وَمَالِكَ بْنَ أَنَسٍ، وَالْأَوْزَاعِيَّ، وَزَائِدَةَ بْنَ قُدَامَةَ، فَاعْلَمْ أَنَّهُ صَاحِبُ سُنَّةٍ إِنْ شَاءَ اللهُ وَذَكَرَهُمْ بِخَيْرٍ، وَقَالَ بِقَوْلِهِمْ.   

148- Bir adamın[9] Ebû Hureyre’yi, Enes bin Mâlik’i ve Useyd bin Hudayr’ı sevdiğini görürsen bil ki o sünnet ehlidir inşâallah.[10]

Yine bir adamın Eyyûb’u[11], İbnu Avn’ı[12], Yûnus bin Ubeyd’i[13], Abdullah bin İdrîs el-Evdî’yi[14], Şa’bî’yi[15], Mâlik bin Miğvel’i[16], Yezîd b. Zureyğ’i[17], Muâz b. Muâz’ı[18], Vehb bin Cerîr’i[19], Hammâd bin Zeyd’i[20], Hammâd bin Seleme’yi[21], Haccâc bin Minhâl’i[22], Ahmed bin Hanbel’i[23], Ahmed bin Nasr’ı[24], Mâlik bin Enes’i[25], Evzâî’yi[26], Zâide bin Kudâme’yi[27] sevdiğini, onları hayırla andığını ve söylediklerini söylediğini görürsen bil ki o sünnet ehlidir inşâallah.[28]

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ جَالِسًا مَعَ رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْأَهْوَاءِ، فَحَذِّرْهُ وَعَرِّفْهُ، فَإِنْ جَلَسَ مَعَهُ بَعْدَمَا عَلِمَ فَاتَّقِهِ، فَإِنَّهُ صَاحِبُ هَوًى.

149- Bir adamı bid’at ehlinden birinin yanında otururken görürsen onu uyar ve (yanında oturduğu adamın durumunu) anlat. Eğer bildikten sonra hâlâ onunla oturmaya devam ederse ona karşı dikkatli ol. Çünkü o heva (yani bid’at) ehlidir.[29]

وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ تَأْتِيهِ بِالْأَثَرِ فَلَا يُرِيدُهُ، وَيُرِيدُ الْقُرْآنَ، فَلَا تَشُكَّ أَنَّهُ رَجُلٌ قَدْ احْتَوَى عَلَى الزَّنْدَقَةِ، فَقُمْ مِنْ عِنْدَهُ وَدَعْهُ.

150- Bir adamı, kendisine eser/rivayet getirdiğin zaman onu istemeyip Kur’ân’ı isterken işitirsen onun içinde zındıklık barındıran bir kimse olduğundan şüphe etme. Onun yanından kalk ve onu bırak.[30]

Dipnotlar:
 1. Teşbih; “benzetme” manasına gelir ve mezhepler tarihinde Allahu Teâla’yı zatı ve sıfatları itibariyle kullara benzeten, Allah’ın sıfatlarının kulların sıfatları gibi olduğunu söyleyen fırkaya teşbih ehli veya Müşebbihe ismi verilir. Sayıları az da olsa tarihte bu teşbih görüşüne kail olan zümreler vardır. Keza, yine sayıları fazla olmayan ve de Allah’ı bir cisim olarak niteleyen Mücessime görüşüne mensup fırkalar da mevcuttur. Müşebbihe ve Mücessime itikadını savunan fırkalar selef-i salihinin son dönemlerinde ortaya çıkmış ve hicri 5. Ve 6. Asırlara gelindiğinde büyük oranda ortadan kalkmıştır. Bu döneme kadar Kelam ehlinin kitaplarında Müşebbihe tabiri ile hem bu hakiki Müşebbihe kasdedilirken çoğu zaman da hadis ehlinin akidesine sahip olanlar kasdedilmekteydi. Müteahhir dönemlerdeki kelam kitaplarında teşbih ve tecsimle suçlananlar ise genelde Hanbeliler ve de sünnet ve eser ehlinin akidesine sahip olan diğer zümrelerdir. Sünen adlı eserin sahibi meşhur imam Ebu İsa et-Tirmizi (v. 279) Rahman’ın sağ eliyle alakalı rivayet ettiği bir hadisin akabinde (Hadis no: 662) Ehli Sünnet e yapılan haksız Müşebbihe ithamını ele almakta ve gerçek Müşebbihe itikadı ile selefin itikadı arasındaki farkları şöyle izah etmektedir:

وَقَدْ قَالَ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي هٰذَا الْحَدِيثِ وَمَا يُشْبِهُ هٰذَا مِنَ الرِّوَايَاتِ مِنَ الصِّفَاتِ: وَنُزُولِ الرَّبِّ تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، قَالُوا: قَدْ تَثْبُتُ الرِّوَايَاتُ فِي هٰذَا وَيُؤْمَنُ بِهَا وَلاَ يُتَوَهَّمُ وَلاَ يُقَالُ: كَيْفَ؟ هٰكَذَا رُوِيَ عَنْ مَالِكٍ، وَسُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ، وَعَبْدِ اللهِ بْنِ الْمُبَارَكِ أَنَّهُمْ قَالُوا فِي هٰذِهِ الأَحَادِيثِ: أَمِرُّوهَا بِلاَ كَيْفٍ، وَهٰكَذَا قَوْلُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ، وَأَمَّا الْجَهْمِيَّةُ فَأَنْكَرَتْ هٰذِهِ الرِّوَايَاتِ وَقَالُوا: هٰذَا تَشْبِيهٌ وَقَدْ ذَكَرَ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي غَيْرِ مَوْضِعٍ مِنْ كِتَابهِ الْيَدَ وَالسَّمْعَ وَالْبَصَرَ، فَتَأَوَّلَتِ الْجَهْمِيَّةُ هٰذِهِ الْآيَاتِ فَفَسَّرُوهَا عَلَى غَيْرِ مَا فَسَّرَ أَهْلُ الْعِلْمِ، وَقَالُوا: إِنَّ اللّٰهَ لَمْ يَخْلُقْ آدَمَ بِيَدِهِ، وَقَالُوا: إِنَّ مَعْنَى الْيَدِ هَاهُنَا الْقُوَّةُ وقَالَ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ: إِنَّمَا يَكُونُ التَّشْبِيهُ إِذَا قَالَ: يَدٌ كَيَدٍ، أَوْ مِثْلُ يَدٍ، أَوْ سَمْعٌ كَسَمْعٍ، أَوْ مِثْلُ سَمْعٍ، فَإِذَا قَالَ: سَمْعٌ كَسَمْعٍ، أَوْ مِثْلُ سَمْعٍ، فَهٰذَا التَّشْبِيهُ وَأَمَّا إِذَا قَالَ كَمَا قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى يَدٌ، وَسَمْعٌ، وَبَصَرٌ، وَلاَ يَقُولُ كَيْفَ، وَلاَ يَقُولُ مِثْلُ سَمْعٍ، وَلاَ كَسَمْعٍ، فَهٰذَا لاَ يَكُونُ تَشْبِيهًا، وَهُوَ كَمَا قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى فِي كِتَابهِ: لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

“İlim ehlinden birçoğu, bu hadis ve benzeri sıfatlar hakkındaki rivâyetlerle alakalı ve de Allah’ın her gece dünya semasına inişi hakkında şöyle demektedirler: “Bu tür rivâyetler sabittir, bunlara iman edilmeli, vehme düşülmemeli, nasıl denmemelidir.” Aynı şekilde Mâlik, Sûfyân bin Uyeyne, Abdullah bin Mübarek’ten bu türden hadisler hakkında şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: ‘Bunları nasıl demeden geldikleri gibi kabul edip geçin’. Ehli Sünnet vel cemaat ilim adamlarının görüşü böyledir. Cehmiyye ise bu tür rivâyetleri reddederek bu bir teşbih yani benzetme olur demektedir. Allah, Kitabı’nın pek çok yerinde el, işitme ve görme tabirlerini zikrediyor. Cehmiyye ise bu ayetleri tevil etti ve ilim ehlinin tefsir ettiği şekle aykırı olarak tefsir ederek dediler ki: “Allah, Âdem’i eliyle yaratmamıştır. Burada “el” kelimesi güç ve kuvvet anlamındadır.” İshâk bin İbrahim şöyle diyor: ‘Eğer şöyle söylenirse Teşbih (benzetme) olur: (Mahlûkattaki) El gibi el, ele benzeyen el; işitme gibi işitme, işitmeye benzeyen işitme.’ Amma, Allahu Teâla’nın buyurduğu gibi el, işitme ve görme denir de nasıl demezse, (keyfiyetini araştırmaz ise) ve işitme gibi ve işitmeye benzer denilmezse bu teşbih olmaz ve Allah’ın kitabındaki şu ayetteki gibi olur: “Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, bilendir.” (Şûrâ 11) (Bkz. Sünen-i Tirmizi, Zekât Kitabı 28. Bab)
 
 2. Nasb kelimesi Arapça’da bir şeyi dikmek, hedef almak, birisine düşmanlık ilan etmek, savaş açmak gibi manalara gelmekte ve İslami ıstılahta ise daha ziyade Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli beytine, bilhassa da Ali radiyallahu anh ve nesline, onların taraftarlarına düşmanlık etmek manasında kullanılmıştır. Ehli beyte dil uzatan bu tip kimselere ise “Nasibi” denilir. Nasibilik müstakil bir mezhep olmaktan ziyade bilhassa Emevi hanedanı taraftarları ve benzerleri arasında görülen bir eğilimdir. Haricilere de Ehl-i beyti tekfir etmeleri hasebiyle bu isim verilebilir. Ehli Sünnet ise yukarda zikri geçtiği üzere Ehli beyte düşmanlık etmeyi kesin olarak nehyetmektedir. Rafizi Şia’nın Ehli Sünnet’e Nasibi ismini vermesi tamamen haksız bir isimlendirmedir. Zira Ehli Sünnet imamlarından hiç kimsenin Ehl-i beyte düşmanlık ettiği, onlara dil uzatmayı teşvik ettiği sabit değildir. Bilakis kendisi de Emevi ailesinden gelmesine rağmen Ömer bin Abdilaziz radiyallahu anh başta olmak üzere sünnet imamlarından birçoğu Ehl-i beyte dil uzatılmasına karşı mücadele vermiştir. Şia’nın Ehli Sünnet’i Nasibilikle suçlaması ancak onların fasit kanaatlerini kabul etmemelerinden dolayıdır. Çünkü onların iddiasına göre sahabiler, Ebubekr radiyallahu anh ve ondan sonrakileri halife seçmek suretiyle -iddialarına göre- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından Ali radiyallahu anh’a verilmiş olan hilafet hakkını gasbetmişler ve böylece Ehli beyte zulmetmişlerdir. Ehli Sünnet ise güya sahabenin bu tavrını destekleyerek Ehli beyte karşı yapılan bu düşmanlığa ortak olmuşlardır. Bütün bunlar tamamen hayal ürünü ve yalan iddialardan ibaret olup Ehli beyt imamları tarafından dahi destek bulmamıştır. Bundan dolayıdır ki Ehli beyte mensup imamlardan olan Zeyd bin Ali radiyallahu anhuma, Emevilere karşı harekete geçmek üzere Kufe’ye geldiğinde Kufeliler ona beyat etmiş, nihayet savaş kızıştığında ondan Ebubekr ve Ömer radiyallahu anhuma’dan teberri etmesini istemişler, o ise “Ben bu ikisi hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum” deyince ordusunu terk ederek Zeyd’i zalimlerle baş başa bırakmışlardır. Bunun üzerine Zeyd radiyallahu anh, onlara hitaben “Rafad-tumuni/Beni terk ettiniz” demiş, böylece artık Şeyhayn’a yani Ebubekr ve Ömer’e dil uzatan bütün Şii fırkalarına “Rafizi” denilmeye başlanmıştır. (Abdulkahir el-Bağdadi, el-Fark Beyne’l Firak, sf 25; Türkçesi için bkz. Mezhepler Arasındaki Farklar, sf 29-30 TDV yay; Ebu’l Hasen el-Eş’ari, Makalat’ul İslamiyyin, sf 69; Türkçesi için bkz. İlk Dönem İslam Mezhepleri, sf 83, Kabalcı Yay.) Şii ve Alevi fırkaları, İmamiye başta olmak üzere bu Rafz yani sahabeye sövmeyenleri terk etme düşüncesine sahip olduklarından ötürü Rafizi sınıfına dâhildir. Bunlar, bugün dahi Ehli Sünnet’e açıktan saldırmaya cesaret edemedikleri için “Nasibiler” diyerek dil uzatmaktadırlar. Vallahu’l Mustean.
 
 3. Mu’tezile; “ayrılmak” manasına gelen “i’tizal” kelimesinden türemiştir ve “ayrılanlar” manasına gelir. El-Hasen’ul Basri’nin öğrencisi olan Vasıl bin Ata (V. 131H), bir gün ders meclisinde iman konusu müzakere edilirken büyük günah işleyen kimselerin ne mü’min ne de kâfir olduğunu, bilakis “el-Menzile Beyne’l Menzileteyn” yani iki konak arasında başka bir konakta bulunduklarını iddia etmiş ve İmam’ın meclisinden ayrılmıştır. Bundan dolayı onun taraftarlarına haktan ve cemaatin üzerinde bulunduğu yoldan ayrılanlar manasında Mu’tezile denilmiştir. (Bkz. Abdulkahir el-Bağdadi, el-Fark Beyne’l Firak, sf 97-98; Türkçesi için bkz. Mezhepler Arasındaki Farklar, sf 85-86 TDV yay.) Mutezile’nin dinlerini dayandırdıkları beş esas vardır ki buna “Usul-u Hamse” denilir. Bunlar: Tevhid, Adalet, Va’d Vaid, Emri bil Maruf Nehyi Anil Münker ve el-Menzile Beyne’l Menzileteyn’dir. İbnu Teymiye’nin ifadesiyle “Tevhid’den maksad sıfatların inkârıdır. Adaletten maksad kaderi yalanlamaktır. Son üç esas ise yöneticilerle savaşmayı ihtiva eder.” (Mecmu’ul Fetava, 28/129) Hariciler ise Ali radiyallahu anh başta olmak üzere Müslüman yöneticilere karşı huruc ettikleri/başkaldırdıkları ve de İslam cemaatinden çıktıkları için bu ismi almışlardır. Bu sayılan beş meseleye bakış açısı, bilhassa Tevhid diyerek bununla teşbih içerdiği gerekçesiyle sıfatların inkârını kasdetmeleri açısından Haricilerde de –ki bunlar günümüzde Umman Sultanlığının resmi mezhebi olan İbadiyye tarafından temsil edilir- aşağı yukarı aynıdır. Böylece anlaşılıyor ki Müellif rahimehullah burada "Tevhid" demek suretiyle bu bid’at fırkalarının ve bilhassa da Mu’tezile’nin uydurduğu "Tevhid" inancına ve onların insanları uydurdukları "Tevhid" inancı ile imtihan etmelerine atıf yapmaktadır. Yoksa hakiki manasıyla Tevhid, İslam’ın en temel esasıdır. Bununla beraber sonradan ortaya çıkmış bazı bid’at fırkaları kendi batıl düşüncelerini “tevhid” olarak adlandırmışlar ve tevhid adı altında bu bid’atlarına insanları davet etmişlerdir. Günümüzde de sıfat inkârcısı bazı gruplar bu akidelerini tevhid adı altında neşretmektedir. Keza aşırı tasavvufçulardan bazıları bütün varlığın –haşa- Allah olduğu şeklindeki vahdet-i vücud inancını “tevhid” olarak isimlendirmektedir. Tevhid adı altında başka şeylere davet eden daha başka birçok fırka mevcuttur. Bu sebeble günümüzde de tevhid ehli olduğunu, tevhide davet ettiğini söyleyen kimseleri tasdik etmeden önce bununla neyi kasdettiklerini öğrenmek gereklidir. Vallahu a’lem.
 
 4. “Adalet” kavramı da aynı şekilde İslami kavramlardan birisidir ve Allahu Teâla’nın sıfatlarındandır. Lakin bid’at ehli bu ismi kaderi inkâr etmek için kullanırlar. Onların iddiasına göre Allah’ın adil olması, insanın fiillerine müdahele etmemesini gerektirir, eğer kulların hayır ve şer olan fiillerini Allah yarattı dersek Allaha zulüm ve şer nisbet etmiş oluruz diye iddiada bulunurlar. Bundan dolayı “adalet” Mutezile’nin ve kader hususunda onlara paralel düşünen Şia’nın beş temel esasından birisi olmuştur. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki bazen sapık fırkalar İslam’da var olan bazı kavramları kendi batıllarını kamufle etmek amacıyla kullanabilirler. Onların kendi bid’atlarına güzel bazı isimler vermeleri onları meşrulaştırmaz ve o bid’atları reddetmeye engel teşkil etmez. Bu hususta uyanık olunmalı ve İslami kavramlardan bahseden herkese aldanmamalıdır. Günümüzde de kendilerine “tevhid ehli/muvahhid”, “Kur’an ehli” “Sünnet ehli” “Hadis ehli” gibi isimler veren nice fırkalar vardır ki bu taşıdıkları isimlerle bir alakaları yoktur…
 
 5. “Kaderi” kelimesi kader konusunda sapmış olan bütün fırkalar hakkında kullanılabilen genel bir isim olmakla beraber daha ziyade kaderi inkâr eden Mutezile, Şia gibi fırkalar hakkında kullanılır. Bazen –Cehmiye’nin yaptığı gibi- kaderi tasdik etme hususunda aşırı giderek cebir yani zorlama inancına meyleden ve insanın yaptığı bütün fiilleri mecbur olduğu için yaptığını söyleyerek insan iradesini bütünüyle reddeden fırkalar hakkında da bu tabir kullanılmaktadır.
 
 6. Ehli Sünnet bütün konularda aşırılığa kaçan Heva ve Bid'at Ehli’nin aksine orta yolu tutmuştur. Bundan dolayıdır ki, bütün bid'atçi ve sapıkların eleştirisine maruz kalmıştır. Hariciler ve Mu’tezile, Ehli Sünnet’i Mürcii olmakla, Mürcie ise Harici olmakla itham etmiştir. Bunun gibi, Nasibiler Rafızilik ile Rafıziler ise Nasibi olmak ve Ehli Beyt düşmanlığı ile itham etmiştir. Kaderiye mensubları Ehli Sünnet ’i Cebriyelik ile Cebriye mensubları ise Kaderi olmakla itham etmişlerdir. Cehmiyye ise Müşebbihe olmakla, Teşbih Ehli olmakla itham etmiştir. Bu durum, günümüzde de aynen devam etmektedir ve sapık fırkalara mensup olanlar, Ehli Sünnet e halen çeşitli lakaplar takmaktadırlar.

Ebû Muhammed (İbnu Ebi Hatim) şöyle dedi: Ben babamı (Ebû Hatim Muhammed bin İdris er-Razi’yi) şöyle derken işittim:

وَعَلَامَةُ أَهْلِ الْبِدَعِ الْوَقِيعَةُ فِي أَهْلِ الْأَثَرِ , وَعَلَامَةُ الزَّنَادِقَةِ  تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ حَشْوِيَّةً يُرِيدُونَ إِبْطَالَ الْآثَارِ. وَعَلَامَةُ الْجَهْمِيَّةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ مُشَبِّهَةً , وَعَلَامَةُ الْقَدَرِيَّةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ الْأَثَرِ مُجَبِّرَةً. وَعَلَامَةُ الْمُرْجِئَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ مُخَالِفَةً وَنُقْصَانِيَّةً. وَعَلَامَةُ الرَّافِضَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ نَاصِبَةً. وَلَا يَلْحَقُ أَهْلَ السُّنَّةِ إِلَّا اسْمٌ وَاحِدٌ وَيَسْتَحِيلُ أَنْ تَجْمَعَهُمْ هَذِهِ الْأَسْمَاءُ

“Bid’atçilerin alameti, Ehl’ul Eser'e (Ehl’ul Hadis’e) iftira atmalarıdır. Zenadika’nın (Zındıkların) alameti: Ehli Sünnet’i, rivayetleri geçersiz saymak istediklerinden dolayı “Haşviyye (değeri bulunmayan kimse)” olarak adlandırmalarıdır. Cehmiyye’nin alameti: Ehli Sünnet’i “Müşebbihe (Allah’ı mahlûkata benzeten)“ olarak adlandırmalarıdır. Kaderiyye’nin alameti: Ehl-i Eser’i “Mücebbire (Cebriyye)“ olarak adlandırmalarıdır. Mürci’e’nin alameti: Ehl-i Sünnet’i “Muhalife (muhalefet edenler)“ ve “Noksaniye (noksancılar yani imanda eksilmeyi kabul edenler)“ olarak adlandırmalarıdır. Rafıziler’in alameti: Ehli Sünnet ’i “Nasibi (Ehli Beyt’e dil uzatanlar)“ olarak adlandırmalarıdır. Ehli Sünnet için bir tek isim “(Ehli Sünnet ve’l Cema'at)“ vardır ve Ehli Sünnet ’in bu sayılan isimlerin hepsini bir arada bulundurması imkânsızdır." (Nakleden: Ebû’l Kasım Hibetullah el-El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl’is Sünneti ve’l Cema'at, 1/200-201, no: 321)
 
 7. Zühd ve Takva Ehli’nden olan Abdullah bin Mübarek bin Vadih el-Hanzali et-Temimi Ebû Abd’ir Rahman el-Mervezi, Ehli Sünnet ve’l Cema'atin büyük imamlarındandır. Hadis, fıkıh ve zühdü kendisinde toplanmıştı. Zamanının imamı idi. H118 yılında doğmuş ve H181 yılında vefat etmiştir. Şu’be, Evzai, İbnu Cureyc, İmam Malik, Leys ve daha birçok şeyhi vardır. Talebeleri ve kendisinden hadis rivayet edenler arasında Süfyan es-Sevri, Ma’mer, Süfyan bin Uyeyne, Fudayl bin İyad, Yahya bin Ma’in, İbnu Ebi Şeybe bulunmaktadır. Emir'ul Mü'minin Abdullah bin Mübarek hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere müracaat edilebilir: (Bkz. Zehebi, Siyer A’lam'in Nubela, 8/378-421 ve de diğer tarih ve biyografi eserleri)
 
 8. Abdullah bin Mübarek’in bu şekilde şehirleri, ehlini ve onlardan alınmayacak hususları listelemesinin sebebi, bu fitnelerin mevzubahis şehirlerde ortaya çıkması veya yaygın olması sebebiyledir. Rafızilik fitnesi Kufe’de, Kader inkârcılığı fitnesi Basra’da, İrca fitnesi Horasan’da yaygınlaşmıştı. Keza Şam ehli Emeviler döneminde Harre vakası, Kerbela’da Hüseyin radiyallahu anh ve ashabının şehid edilmesi gibi birçok kan dökme hadisesine karışmışlardır. Mekke’ye dünyanın her yanından tacirler geldiği için Mekke Ehli de sarf (yani para, altın vs bozdurma) işlerinde gevşeklik göstermekteydiler. Medine Ehli ise şarkı ve nağmeye izin vermekteydiler. Abdullah bin Mübarek’in bu sözü hem bu bölgelerde yaygın olan sözkonusu görüşlere itibar etmemeyi, hem de bu bölgelere mensup ravilerin bu konularda yaptığı hadis rivayetlerine karşı temkinli olunması gerektiğini ifade etmektedir. İmam radiyallahu anh’ın bu bahsettiği bölgeler sınırlandırma değil misal verme kabilindendir. Ondan sonraki devirlerde ve günümüzde de belli bölgelerde birtakım bid’at ve münkerat yaygınlaştıysa sözkonusu bölgelerden gelen görüşlere, kitaplara vesair şeylere dikkat edilmelidir, zira bunlar oranın ahalisi arasında yaygın olan bid’atleri ihtiva ediyor olabilir.

İmam Ahmed’in oğlu Abdullah diyor ki:


سَمِعْتُ اَبِي يَقُولُ سَمِعْتُ يَحْيَى بْن سَعِيدِ الْقَطَّان يَقُولُ لَوْ أَنَّ رَجُلًا عَمِلَ بِكُلِّ رُخْصَةٍ بِقَوْلِ أَهْلِ الْكُوفَةِ فِي النَّبِيذِ وأَهْلِ الْمَدِينَةِ فِي السَّمَاعِ يَعْنِي الْغِنَاءَ وَأَهْلِ مَكَّةَ فِي الْمُتْعَةِ أَوْ كَمَا قَالَ اَبِي كَانَ بِهِ فَاسِقًا

“Babamı şöyle derken işittim: Ben, Yahya el-Kattan'ın şöyle dediğini duydum: Bir kimse, bütün ruhsatlarla amel etmeye kalkışıp: Kufelilerin nebiz içilmesi hakkındaki görüşünü, Medinelilerin sema yani şarkı hakkındaki görüşünü, Mekkelilerin Mut'a Nikâhı ile ilgili görüşünü alırsa –babam buna benzer bir şeyler söyledi- bundan dolayı fasık olur." (Mesail’ul İmam Ahmed- Abdullah Rivayeti, sf 449, no: 1632)

Bu zikredilen görüşler –mesela Hanefilerin nebiz denilen içkiye ruhsat vermesi gibi- bazı âlimlerden de nakledilmektedir. Buna rağmen bu fetvalar reddedilmiştir. Bu da bir takım âlimlerden dahi gelse nassa ve icmaya muhalif görüşlerle amel edilemeyeceğini göstermektedir. Günümüzde ise birçok kimse sahih hadislerin ve icmanın delalet ettiği hükümleri bırakarak sırf kolay buldukları için âlimlerden nakledilen birtakım zayıf ve şazz görüşlere tabi olmaya devam etmektedirler. Vallahu’l Mustean…
 
 9. Tabakat’ul Hanabile’de bu ifadenin öncesinde şu ifade yer almaktadır: “Eğer bir kimsenin Malik bin Enes’i sevdiğini ve veli edindiğini görürsen bil ki o, inşaallah sünnet sahibidir.” Bu ifade sabitse Şeyh rahimehullah İmam Malik’in ismini özel olarak zikretmiş olmaktadır ki bu da onun Ehli Sünnet nezdindeki değerini ortaya koymaktadır.
 
 10. Şeyh rahimehullah, bu üç sahabenin ismini zikretmiştir. Zira bunlar Rafizi Şiilerin sevmediği, buğzettiği sahabelerdir. Bir kimse bu sahabeleri seviyorsa Rafizilikten beri olduğu ortaya çıkar. Günümüzde bazı hadis inkârcıları da çok hadis rivayet ettiği için bilhassa Ebû Hureyre radiyallahu anh’a dil uzatmaktadırlar. O yüzden bilhassa bu türden, hakkından bid’at ehlinin münakaşa ettikleri sahabelerin sevgisini izhar etmek, onların faziletlerini yaymak önem arzetmektedir.
 
 11. Eyyub bin Ebi Temime es-Sahtiyani güvenilir ve takva ehli bir âlimdir. Kütübi Sitte’de yer alan bütün kitaplarda hadisleri vardır. H131 yılında vefat etmiştir.
 
 12. Abdullah bin Avn, Basra Ehli’nin şeyhi ve âlimidir. Takva ehlinden büyük bir zattır. H150 yılında vefat etti.
 
 13. Yunus bin Ubeyd Ebû Abdullah, Basralı büyük bir imam ve hafızdı. H139 yılında vefat etmiştir.
 
 14. Abdullah bin İdris el-Evdi Ebû Muhammed el-Kufi büyük hafız ve abid bir zattır. H192 yılında vefat etti.
 
 15. Amir bin Şerahil eş-Şa'bi el-Kufi muteber bir âlim, hafız ve müftüydü. Yaklaşık olarak yüzelli sahabeden hadis nakletmiştir. H104 senesinde vefat etmiştir.
 
 16. Malik bin Miğvel el-Beceli el-Kufi çok hadis rivayet eden, itibarlı ve hüccet kabul edilen bir âlimdi. H159 yılında vefat etmiştir. Abd’ur Rahman bin Mehdi de Berbehârî’nin sözünün bir benzerini söylemiş ve Malik bin Miğvel’in imtihan vesilesi olduğunu, onu sevenlerin Sünnet sahibi ondan nefret edenlerin ise Bid'at sahibi olduklarını bildirmiştir. (Laleka’i, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl’is Sunne, no: 41; İbnu Asakir, Tarih Dimeşk, 7/128)
 
 17. Yezid bin Züreyğ Ebû Mu’aviye, İmam Ahmed’in hadiste şeyhidir. İtibarlı, abid ve âlim biriydi. Kütübi Sitte müellifleri tarafından hadisleri rivayet edilmiştir. Etba’ut Tabiin neslinin en meşhur ve Basra’nın en güvenilir ravilerindendir. H182 yılında vefat etmiştir.
 
 18. Mu'az bin Mu'az Ebû’l Musenna el-Anberi el-Basri hadis rivayetinde, hıfzında ve sıdkında en üst mertebeye sahip zatlardan biriydi. H196 yılında vefat etmiştir.
 
 19. Vehb bin Cerir bin Hazim Ebû’l-Abbas el-Cehdami muteber bir âlimdir. H206 yılında vefat etmiştir.
 
 20. Hammad bin Zeyd bin Dirhem Ebû İsmail Basra Ehli’nin imamı ve müftüsüdür. Takva ve din ehlindendir. H179 yılında vefat etmiştir. Muhaddis imam Abdurrahman ibnu Mehdi, onun hakkında şöyle demiştir:

إِذَا رَأَيْتَ بَصْرِيًّا يُحِبُّ حَمَّادَ بْنَ زَيْدٍ فَهُوَ صَاحِبُ سُنَّةٍ

“Hammad bin Zeyd’i seven Basralı birisini görürsen bil ki o, sünnet sahibidir.” (Laleka’i, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl’is Sunne, no: 38)
 
 21. Hammad bin Seleme bin Dinar Ebû Seleme el-Basri büyük hafızlardandır. Basra Ehli’nin şeyhi ve lideridir. H166 yılında vefat etmiştir.
 
 22. Haccâc bin Minhâl el-Basri Ebû Muhammed el-Enmati, güvenilir ve sünnet sahibi bir imam olup, Buhari kendisinden rivayette bulunmuştur. H217 yılında vefat etmiştir.
 
 23. İmam Ahmed bin Hanbel (v. 241H), tanıtmaya gerek olmayacak kadar meşhurdur. Gerek kendi döneminde, gerekse sonraki dönemlerde insanların kendisiyle sınandığı bir imtihan vesilesi olmuş ve de Sünnet ehlinin en çok sevdiği, bid’at ehlinin de en çok nefret ettiği zatlardan birisi olmuştur. Ebû Zur’a er-Razi şöyle demiştir:

إِذَا رَأَيْتَ الْكُوِفِيَّ يَطْعَنُ عَلَى سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَزَائِدَةَ، فَلاَ تَشُكَّ أَنَّهُ رَافِضِيٌّ، وَإِذَا رَأَيْتَ الشَّامِيَّ يَطْعَنُ عَلَى مَكْحُولٍ وَالْأَوْزَاعِيِّ، فَلَا تَشُكَّ أَنَّهُ نَاصِبِيٌّ، وَإِذَا رأَيْتَ الْبَصْرِيَّ يَطْعَنُ علَى أَيُّوبِ السِّخْتِيَانِيِّ وَابْنِ عَوْنٍ، فَلاَ تَشُكَّ أَنَّهُ قَدَرِيٌّ، وإِذَا رَأَيْتَ الْخُرَاسَانِيَّ يَطْعَنُ عَلَى عَبْدِ اللهِ بنِ الْمُبَارَكِ، فَلاَ تَشُكَّ أَنَّهُ مُرْجِئِيٌّ، وَاعْلَمْ أَنَّ هٰذِهِ الطَّوَائِفَ كُلَّهَا مُجْمِعَةٌ عَلَى بُغْضِ أَحْمْدَ بْنِ حَنْبَلٍ لأَنَّ مَا مِنْهُمْ أَحَدٌ إِلاَّ وَفِي قَلْبِهِ سَهْمٌ، لاَ بُرْءَ لَهُ مِنْهُ

“Süfyan es-Sevri’ye ve Zaide’ye dil uzatan bir Kufeli gördüğünde onun Rafizi olduğundan şüphe etme! Mekhul ve Evzai’ye dil uzatan bir Şamlı gördüğünde onun Nasibi olduğundan şüphe etme! Eyyub es-Sahtiyani ve İbnu Avn’a dil uzatan bir Basralı gördüğünde onun Kaderi olduğunda şüphe etme!  Abdullah bin Mübarek’e dil uzatan bir Horasanlı gördüğünde onun Mürcii olduğunda şüphe etme! Bil ki bütün bu taifelerin hepsi Ahmed bin Hanbel’e buğzetme hususunda icma etmişlerdir. Zira onlardan kalbinde ona karşı onulmaz bir hastalık barındırmayan hiç kimse yoktur.” (Ebû Tahir es-Silefi, et-Tuyuriyyat, no: 1028, İbnu Ebi Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/200)

Bu durum günümüzde de böyledir. Mesela modernistler, akılcılar, hadis ve sünnet inkârcıları ve sair gürüh, selef imamlarının birçoğuna açıktan dil uzatmadıkları hatta kendi fasit görüşlerini meşrulaştırmak için onlardan bazılarını –samimiyetsiz bir şekilde- kullanmaya kalkıştıkları halde sıra Ahmed bin Hanbel’e geldiği zaman artık nefretlerini aleni bir şekilde açığa vurmaktan ve habis dillerini bu imama uzatmaktan kendilerini alamazlar. Kabirperest Maturidi Zahid el Kevseri ve takipçileri gibi birtakım mülhidler de İmam Ahmed’in bütün talebelerini, hatta oğullarını mücessime ilan edip söz Ahmed bin Hanbel’e geldiğinde eveleyip gevelerler lakin bu imamın insanların kalbindeki makamından ötürü dillerindeki baklayı çıkaramazlar! Çünkü böyle imamlara dil uzatanlar ancak insanların nefretini celbetmekten başka hiçbir şey elde edememişlerdir, dalalet ehlinden biraz uyanık olanlar bunun farkında oldukları için bu imamlara açıktan dil uzatmak yerine birbirinden fasit tevillerle bu imamların davetlerini tahrif etmeye çalışırlar. Kısacası İmam Ahmed de tıpkı ismi geçen diğer imamlar gibi günümüzde de imtihan vesilesi olmaya devam etmektedir. Allah cümlesine rahmet etsin âmin…
 
 24. Ahmed bin Nasr bin Malik el-Huzai eş-Şehid (inşaallah) kendi döneminin en büyük âlimlerindendi. Ahmed bin Nasr; itibarlı bir lider, şahsiyetli bir kimseydi. Halk’ul Kur’an fitnesi döneminde iyiliği emreder ve kötülükten men ederdi. Halifenin münkerlerini açıktan söylerdi. Kendisine Emri bi’l Ma’ruf Nehyi ani’l Münker yapmak üzere be’yat edildi. Daha sonra yakalandı ve sultanın huzuruna götürüldü. Kadı İbnu Ebi Du’ad’ın da hazır bulunduğu bir ortamda Kur’an’ın mahlûk olduğunu inkâr ettiği, Ruyetullah’ı kabul ettiği gibi gerekçelerle kâfir ve müşrik ilan edilerek 231H yılında Halife Vasık Billah tarafından öldürüldü. Öldürülmesinin ardından kesik başının la ilahe ilallah dediği, Ankebût Suresi’nin ilk ayetini okuduğu görenler tarafından anlatılmıştır. Ölümünün ardından onu rüyasında görenler olmuş, rüyanın birisinde ona ‘Rabbin sana nasıl muamelede bulundu’ diye sorulduğunda şöyle cevap vermiş: "Benim öldürülmem sanki hafif bir uykuya dalmak gibiydi. Sonunda Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna vardım. O da bana bakıp güldü." Adamın biri rüyasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir radiyallahu anh ve Ömer radiyallahu anh ile birlikte Ahmed bin Nasr'ın kesik başının asılı olduğu ağacın yanından geçerlerken Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, mübarek yüzünü ondan başka tarafa çevirdiğini görmüş. Bunun üzerine kendisine: "Ya Rasulullah, neden yüzünü Ahmed bin Nasr'dan öte yana çevirdin? Diye sorduklarında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı vermiş: Ehli Beyt’imden olduğunu iddia eden bir adam onu öldürdüğü için kendisinden utanıp yüzümü başka tarafa çevirdim." Zira Ahmed bin Nasr eş-Şehid’i Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in amcası Abbas radiyallahu anh’ın soyundan gelenler öldürmüştü. Kitab'ul Hayde adlı eserin sahibi Abd’ul Aziz (el-Kinani), halife Mütevekkil'e şöyle demişti: "Ey mü'minlerin emiri! Vasık'ın, Ahmed bin Nasr'ı öldürmesinden daha acayip bir olay görmedim. Çünkü Ahmed defnedilinceye kadar onun lisanı Kur'an okuyordu. Mütevekkil, Abd’ul Aziz'in bu sözlerinden korktu. Kardeşi Vasık hakkında duyduğu şeylerden ötürü üzüldü. Vezir Muhammed bin Abd’il Melik bin Zeyyad, huzuruna geldiğinde ona şöyle dedi: Ahmed bin Nasr'ın öldürülmesi hususunda kalbimde bir şüphe var. (O şöyle dedi:) Ey mü'minlerin emiri! Vasık onu kâfir olarak öldürdü. Eğer yalan söylüyorsam Allah beni ateşte yaksın! Bundan sonra Herseme huzura geldi. Halife Mütevekkil ona da şöyle sordu: Ahmed bin Nasr'ın öldürülmesi hususunda kalbimde bir şüphe var. (O ise şöyle dedi:) Eğer o kâfir olarak öldürülmemişse Allah beni paramparça etsin! Bundan sonra Kadı Ahmed ibnu Ebi Du’ad huzura girdi. Halife Mütevekkil ona da aynı şeyi sorunca o şu cevabı verdi: Eğer Vasık onu kâfir olarak öldürmemişse Allah beni felç etsin! Mütevekkil diyor ki: İbnu Zeyyad'ı ben ateşte yaktım. Harseme'ye gelince o kaçıp gitti. Huzaa Kabilesi'nin yanından geçerken kabileden bir adam onu tanıyıp çevresindekilere şöyle seslendi: Ey Huzaa topluluğu! Bu, amcanız oğlu Ahmed bin Nasr'ı öldüren adamdır! Adamın bu çağrısı üzerine kabilenin adamları gelip onu parçaladılar, lime lime ettiler. Kadı İbnu Ebi Du’ad'a gelince, Allah, Te'ala, onu kendi cildine hapsetti. Yani onu felç etti. Allah, onu ölümünden dört yıl önce bu felç illetine mübtela kıldı." (İbnu Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, Hicretin İkiyüzotuzbirinci Senesi hakkındaki bölüm; 14/310-319, Daru Hecr baskısı; Türkçesi için bkz: İbn Kesîr, El Bidaye Ve'n-Nihaye, Çağrı Yayınları: 10/509-516.)
 
 25. İmam Malik (v. 179H) tanıtmaya gerek bırakmayacak kadar meşhurdur. Allah ona ve ashabına rahmet etsin, âmin!
 
 26. Abd’ur Rahman bin Amr Ebû Amr el-Evzai, Şam Ehli’nin fakihi, imamı ve kendi döneminin allamesiydi. Mutlak Müctehid konumundaydı. Mezhebi ona nispetle Evzaiyye olarak adlandırılmıştı. 220 yıl kadar mezhebi ile amel edilmiş daha sonraları Endülüs’te Maliki Mezhebi, Şam’da ise Şafii Mezhebi onun mezhebinin yerini almıştır. 157H yılında vefat etmiştir.
 
 27. Zaide bin Kudame Ebû’s Salt es-Sekafi el-Kufi büyük hafızlardandı. Ebû Hatim onun hakkında dedi ki: "Muteberdir, Sünnet sahibidir." H160 yılında vefat etmiştir.
 
 28. Abdurrahman ibnu Mehdi şöyle demiştir:

اِبْنُ عَوْنٍ فِي الْبَصْرِيِّينَ إِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ يُحِبُّهُ فَاطْمَئِنَّ إِلَيْهِ , وَفِي الْكُوفِيِّينَ مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ , وَزَائِدَةُ بْنُ قُدَامَةَ , إِذَا رَأَيْتَ كُوفِيًّا يُحِبُّهُ فَارْجُ خَيْرَهُ , وَمِنْ أَهْلِ الشَّامِ الْأَوْزَاعِيُّ وَأَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ , وَمِنْ أَهْلِ الْحِجَازِ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ

“Basralılar içinde İbnu Avn; bir kimseyi onu severken görürsen o kimseden yana için rahat olsun! Kufelilerde ise Malik bin Miğvel ve Zaide bin Kudame; bunları seven bir Kufeli görürsen ondan hayır bekle! Aynı şekilde Şam ehlinden Evzai ve Ebû İshak el-Fezari, Hicazlılardan da Malik bin Enes!” (El-Lâlekâ’î, es-Sunne, no: 40)

Burada ismi zikredilen âlimler, sınırlandırma amaçlı değil, misal kabilinden zikredilmiştir. Daha sonraki devirlerde de sünneti ve selef-i salihin menhecini temsil eden başka âlimler de bu şekilde kendileri vasıtasıyla Sünni ile bidatçinin arasının ayırd edildiği birer imtihan vesilesi olmuştur. Bu kitabın müellifi İmam Berbehârî de inşaallah bunlardan birisidir. İbnu Teymiyye, İbn’ul Kayyim, Muhammed bin Abdilvehhab gibi âlimler de inşaallah böyledir. Allah hepsine rahmet etsin, âmin.

Bütün bu nakillerden anlaşılmaktadır ki, her zaman ve mekânda sünnete davet eden kimseleri sevmek Sünni olmanın alameti iken, bunlara buğzetmek ise bidat ehli olmanın alametidir. Bu hususta İbnu Mes’ud radiyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


اَلمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhari, Hadis no: 6168; Müslim, Hadis no: 2640) Vallahu a’lem…
 
 29. Bid’at ehliyle oturmanın nehyedildiğine dair bazı haberler kitabın son bölümünde gelecektir. Burada Şeyh rahimehullah’ın  –bizzat kendilerinden bid’at bir görüş duyulmuş olmasa bile-bid’atçı olduğunu bilerek onlarla dostluk yapmaya devam eden kimselerin de onlardan olduğunu ifade etmesi önemlidir. Âlimler ve hikmet sahipleri, akidesi ve zihniyeti tam olarak anlaşılmayan birisinin hakkında kimlerle düşüp kalktığına bakılarak kanaat sahibi olunacağını ifade etmişlerdir. Bu husus, “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” şeklinde Türkçe’ye yerleşmiştir. Evzai rahimehullah da bu hususta şöyle demiştir:

مَنْ سَتَرَ عَنَّا بِدْعَتَهُ لَمْ تُخْفِ عَلَيْنَا أُلْفَتُهُ

“Bir kimsenin bid’atı bize gizli kalsa bile dostları gizli kalmaz!” (İbnu Batta, el-İbane, 2/452)
 
 30. Kendilerine bir hadis ya da selef kavli zikredildiği zaman “bunları bırak, bana Kur’an’dan bahset veya ayet getir” şeklinde tepki gösteren kimseler, günümüzde de fazlasıyla mevcuttur. Hatta sünnet inkârcısı bu tipler, hadislere tabi olmayı “rivayet kültürü” vb isimlerle küçümserler ve de Kur’an’a tabi olma adı altında kendi hevalarına tabi olurlar. Şeyhin de bahsettiği gibi bunların hepsi birer zındıklık alametidir. İlk başta sadece hadislere karşı şüpheyle yaklaşıp Kur’an’ı esas alıyormuş gibi görünen bu kimselerin zamanla Kur’an’ın açık hükümlerini bile reddetmeye başladıklarını müşahede etmekteyiz. İşte bu, kalplerindeki küfürden ve inançsızlıktan kaynaklanmaktadır. Bu hususta ayrıca 75 ve 136. Maddelere ve de açıklamalarına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #116 : 07.03.2020, 00:19 »
Bidat Fırkalarının Bazı Ortak Özellikleri

وَاعْلَمْ أَنَّ الْأَهْوَاءَ كُلَّهَا رَدِيَّةٌ تَدْعُو كُلُّهَا إِلَى السَّيْفِ، وَأَرْدَاهَا وَأَكْفَرُهَا: اَلرَّوَافِضُ، وَالْمُعْتَزِلَةُ، وَالْجَهْمِيَّةُ، فَإِنَّهُمْ يُرِيدُونَ النَّاسَ عَلَى التَّعْطِيلِ وَالزَّنْدَقَةِ.

151- Bil ki hevâların/bid’atlerin tamamı aşağılıktır ve hepsi kılıca sevk eder.[1] Bid’at fırkalarının en aşağılığı ve en kâfiri Râfızîler, Mu’tezile ve Cehmiyye’dir. Zira onlar insanların ta’tîle ve zındıklığa düşmesini isterler.[2]

Dipnotlar:
 1. Ebû Kilabe radiyallahu anh şöyle demiştir:

مَا ابْتَدَعَ رَجُلٌ بِدْعَةً إِلَّا اسْتَحَلَّ السَّيْفَ

“Bir bid’at çıkartan hiç kimse yoktur ki kılıcı helal saymış olmasın” (Darimi, no: 100)

Bazıları imamların bu tarz sözlerini, bid’atların küfre götüren bir vasıta olduğu şeklinde açıklamışlardır. Yani bid’at ortaya atan herkes, eninde sonunda küfre düşerek kılıcı hak eden bir konuma gelir, demek istemişlerdir. Şöyle de denilmiştir: Bundan kasıd, bid’at ehlinin hepsinin, Müslüman yöneticilere karşı zulüm, fısk veya bid’at gibi gerekçelerle ayaklanmayı caiz görme hususunda ittifak etmeleridir. Hariciler zaten bu meseleyle meşhur olmuşlardır. Mutezile bunu “Emri bil maruf nehyi anil münker” adı altında akide esasları arasına almıştır. Şia fırkalarının da birçoğu bu görüştedir. Cehmiye ve Kaderiyye mensuplarının da birçoğu bunu caiz görürler, hatta bu fırkaların liderlerinin çoğu İslam devletine karşı silah kullanmışlardır. O kadar ki dini konulardaki gevşeklikleriyle tanınan Mürcie fırkalarının dahi birçoğu bu hususta Haricilere yaklaşarak İslam devlet başkanına çeşitli gerekçelerle başkaldırmayı meşru görmektedirler. Bundan dolayı Eyyub es-Sahtiyani bid’at ehlini Harici olarak isimlendirir ve şöyle derdi:


إِنَّ الْخَوَارِجَ اخْتَلَفُوا فِي الِاسْمِ وَاجْتَمَعُوا عَلَى السَّيْفِ

“Hariciler, isimde ihtilaf etse de kılıç hususunda icma etmişlerdir!” (Acurri, eş-Şeria, no: 2057)

Ehli Sünnet ise zulüm ve fısktan dolayı devlete asi olmayı, açık bir küfür olmadığı müddetçe caiz görmeme hususunda icma etmişlerdir. Bundan dolayı günümüz “İslamcı” etiketli yazar ve davetçilerinin birçoğu, Ehlisünneti “zalimlere yardakçılık yapmakla” vesaire ile gizliden ya da açıkça itham ederken, zalimlere karşı kılıçla isyan eden birtakım şazz örnekleri ise yüceltirler, hatta bunları zulme karşı “kıyam” hareketleri olarak nitelendirip bu konularda müstakil yazı ve kitaplar neşrederler! İşte bunlar da aynı ataları gibi bid’atçılık tıynetinden dolayı bunu yapmaktadırlar, bu kimselerin birçoğunun dinin zaruri hükümlerini dahi inkâr ettikleri, demokratik fikirlere hatta komünist ve sosyalist görüşlere meylettikleri görülmektedir. Başka bazı dalalet ehli ise tam tersi, her türlü küfrü işleyen, küfür kanunlarıyla hükmeden yöneticilere kendilerine “Müslüman” ismini verdikleri müddetçe itaatin vacib olduğunu ileri sürerler. Muasır dalalet fırkalarından birçoğu, artık Müslüman olduğu iddia edilen yöneticiler bir yana, Yahudi, Hristiyan, hatta ateist yöneticilere itaatin ve bunların uyguladığı uydurma kanunlara uymanın gerekli olduğunu dahi sayıklayacak hale gelmiştir. Hâlbuki hak ne onların ne de bunların dediğidir. Bilakis durum, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibidir. Ubade bin Samit radiyallahu anh, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerinden şu hususta beyat aldığını nakletmiştir:


وَأَنْ لَا نُنَازِعَ الْأَمْرَ أَهْلَهُ، قَالَ: إِلَّا أَنْ تَرَوْا كُفْرًا بَوَاحًا عِنْدَكُمْ مِنَ اللهِ فِيهِ بُرْهَانٌ

“Yönetime ehil olanlarla –ancak kendisi hakkında sizin yanınızda Allah katından delil olan açık bir küfür olması müstesna- çekişmemek…” (Müslim, Hadis no: 1709)

Bu hususta 131. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
 
 2. Bid’atler de kendi içinde derece derecedir. Bu sayılanlar bid’atçilerin en şerlileridir. Sahabeye düşman olan Rafizi Şiilerin durumu zaten bellidir. Allahu Teâla’nın sıfatlarını inkâr etmeleriyle öne çıkan Mutezile ve Cehmiye mezhepleri ise kendileri ortadan kalkmakla beraber, birtakım görüşleri maalesef bugün Eşari ve Maturidi gibi Sünni görünümlü fırkaların içinde yaşamaya devam etmektedir. O yüzden âlimlerin bu Cehmiye vb hakkındaki sakındırmaları, Sünni görünümlü bu kelami fırkalar hakkında da geçerlidir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #117 : 07.03.2020, 00:20 »
Ashab Hakkında Kötü Konuşan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Eziyet Etmiştir

وَاعْلَمْ أَنَّهُ مَنْ تَنَاوَلَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللّٰهِ - صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -، فَاعْلَمْ أَنَّهُ إِنَّمَا أَرَادَ مُحَمَّدًا- صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -، وَقَدْ آذَاهُ فِي قَبْرِهِ.

152- Kim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbından biri hakkında kötü konuşursa bil ki o ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i kasdetmiştir.[1] O’na kabrinde eziyet vermiştir.[2]

Dipnotlar:
 1. Zira o kimse Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e açıktan dil uzatamadığı için onun ashabına dil uzatıyordur. Bir kimseye açıktan hücum etmeye güç yetiremeyen kimselerin, onun yanındakilere dil uzatması, insanlar arasında meşhur bir husustur. Bundan dolayı âlimlerden birçoğu sahabeye sövmeyi küfür ve zındıklık alameti olarak değerlendirmişlerdir. İmam Ahmed bin Hanbel rahimehullah şöyle demiştir:

وَلَوْ أَنَّ رَجُلًا فِي قَلْبِهِ غَيْظٌ عَلَى أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ- صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسُلَّمٌ- لَكَانَ كَافِرًا ؛ لِأَنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ: {كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ} [الفتح: 29] فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ غَيْظٌ فَهُوَ كَافِرٌ

“Bir kimsenin kalbinde Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına karşı öfke varsa o kimse kâfirdir. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: ‘Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir.’ (el-Feth 48/29) Kimin kalbinde bu öfke varsa o kimse kâfirdir.” (Hallal, es-Sunne, no: 666)
 
 2. Şam ehlinden birisi gelerek Ali radiyallahu anh’a dil uzatınca İbnu Abbas radiyallahu anhuma onu taşladı ve şöyle dedi:

يَا عَدُوَّ اللّٰهِ آذَيْتَ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: {إِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهِينًا} [الأحزاب: 57] لَوْ كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللهُ حَيًّا لَآذَيْتَهُ

“Ey Allah’ın düşmanı! Sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e eziyet ettin! ‘Allah’a ve Rasülüne eziyet edenlere Allah, dünyada da ahirette de lanet etmiş ve onlara alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.’ (Ahzab 33/57) Demek ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatta olsa sen, Ona da eziyet edecektin.” (Hâkim, el-Müstedrek, no: 4618’de sahih olduğunu söyleyerek rivayet etmiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir.)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #118 : 08.03.2020, 01:12 »
Bidatçının Sakladığı Şer, Açığa Vurduğundan Daha Fazladır

وَإِذَا ظَهَرَ لَكَ مِنْ إِنْسَانٍ شَيْءٌ مِنَ الْبِدَعِ، فَاحْذَرْهُ؛ فَإِنَّ الَّذِي أَخْفَى عَنْكَ أَكْثَرُ مِمَّا أَظْهَرَ.

153- Bir kimsede bid’atlerden herhangi birini gördüğün zaman ondan uzak dur. Zira senden sakladığı açığa vurduğundan daha fazladır.[1]

Dipnotlar:
 1. Bu, müminlerden olmayan; kâfir, münafık ya da facir ve bid’atçilerden olan bütün şer ehliyle alakalı genel kaidedir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَاعَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” (Al-i İmran 3/118)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #119 : 08.03.2020, 01:13 »
Dindar Görünümlü Bir Bidatçinin Şerri, Günahkâr Bir Sünni’nin Şerrinden Daha Fazladır

وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ رَدِيءَ الطَّرِيقِ وَالْمَذْهَبِ، فَاسِقًا فَاجِرًا، صَاحِبَ مَعَاصٍ، ظَالِمًا، وَهُوَ عَلَى السُّنَّةِ فَاصْحَبْهُ، وَاجْلِسْ مَعَهُ فَإِنَّهُ لَيْسَ تَضُرُّكَ مَعْصِيَّتُهُ، وَإِذَا رَأَيْتَ الرَّجُلَ عَابِدًا مُجْتَهِدًا فِي الْعِبَادَةِ- وَإِنْ بَدَا مُتَقَشِّفًا مُحْتَرِقًا بِالْعِبَادَةِ - صَاحِبَ هَوًى، فَلَا تُجَالِسْهُ، وَلَا تَقْعُدْ مَعَهُ، وَلَا تَسْمَعْ كَلَامَهُ وَلَا تَمْشِ مَعَهُ فِي طَرِيقٍ، فَإِنِّي لَا آمَنُ أَنْ تَسْتَحْلِيَ طَرِيْقَتَهُ فَتَهْلِكَ مَعَهُ

154- Bir adamın sünnet ehli olduğunu görürsen; yolu ve gidişatı kötü olsa, fâsık ve fâcir olsa, günahı çok olsa, zâlim olsa bile eğer sünnet üzere ise onunla beraber ol. Onunla otur. Zira onun masiyeti (günahı) sana zarar vermez.

Bir adamın çokça ibâdet eden âbid bir kimse olduğunu, bütün lezzetleri terk edip ibâdet sevgisiyle yanıp tutuştuğunu fakat bid’at ehli olduğunu görürsen; onunla oturma, onun sözünü dinleme, yolda onunla beraber yürüme. Çünkü ben senin onun gittiği yolu güzel bulup onunla beraber helâk olmayacağından emin olamam.[1]

وَرَأَى يُونُسُ بْنُ عُبَيْدٍ ابْنَهُ وَقَدْ خَرَجَ مِنْ عِنْدِ صَاحِبِ هَوًى، فَقَالَ: يَا بُنَيَّ! مِنْ أَيْنَ جِئْتَ؟ قَالَ: مِنْ عِنْدِ عَمْرِو بْنِ عُبَيْدٍ. قَالَ: يَا بُنَيَّ لِأَنْ أَرَاكَ خَرَجْتَ مِنْ بَيْتِ خُنْثَى أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَرَاكَ تَخْرُجُ مِنْ بَيْتِ فُلَانٍ، وَفُلَانٍ وَلِأَنْ تَلْقَى اللهَ يَا بُنَيَّ زَانِيًا سَارِقًا فَاسِقًا خَائِنًا أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ تَلْقَاهُ بِقَوْلِ أَهْلِ الْأَهْوَاءِ.

أَلَا تَرَى أَنَّ يُونُسَ بْنَ عُبَيْدٍ قَدْ عَلِمَ أَنَّ الْخُنْثَى لَا يُضِلُّ ابْنَهُ عَنْ دِينِهِ، وَأَنَّ صَاحِبَ الْبِدْعَةِ يُضِلُّهُ حَتَّى يُكَفِّرَهُ.

155- Yûnus bin Ubeyd[2] oğlunu bir bid’at ehlinin yanından çıkarken gördü de ona “Ey oğul, nereden geliyorsun?” diye sordu. Oğlu “Amr bin Ubeyd’in[3] yanından…” diye cevap verince de şöyle dedi: “Ey oğul! Senin bir hunsânın[4] evinden çıktığını görmek falanın ve falancanın evinden çıktığını görmekten bana daha sevimlidir. Yine ey oğul, Allah’ın huzûruna zinâkâr, hırsız, fâsık ve hâin olarak çıkman bid’at ehlinin bir görüşüne sâhip olarak çıkmandan bana daha sevimlidir.”[5] Görmez misin ki Yûnus bin Ubeyd hunsânın oğlunu dîninden saptırmayacağını fakat bid’at ehlinin onu küfre sokana dek saptıracağını bilmiştir?

Dipnotlar:
 1. İbn Muflih de Berbehârî’nin bu sözünü ondan nakletmiştir. (el Furu’ –Tashih’ul Furu ve Haşiyesi ile birlikte-, 3/269) Müellif rahimehullah’ın bu sözü, bid’at ehliyle oturmanın, fısk u fücur ehliyle oturmaktan daha zararlı olduğunu ifade etmek için söylenmiştir. Yoksa günahkâr kimselerle arkadaşlık yapmanın veya onların günah meclislerinde bulunmanın caiz olduğu manasına gelmez. İmam Ahmed’in naklettiğine göre Veki bin Cerrah, günahkâr kimselerle nasıl muamele edilmesi gerektiği kendisine sorulduğunda bunun kişiyi ifsad edeceğini söylemiştir. (Ahmed bin Hanbel, el-Ver’, no: 101) Süfyan es-Sevri de günahkâr kişilerle oturmayı nehyetmiştir. (Ebu Nuaym, el-Hilye, 7/24) İmam Ebu’l Kasım el-Asbahani (v. 535) ise selefin ittifak ettiği bazı hususları naklettiği yerde şöyle demiştir:

“Fıskı açık olan günahkâr kimselerle oturmak caiz değildir, bidatı açık olan bidatçı kimselerle de oturmak caiz değildir.” (el-Hucce fi Beyan’il Mehicce, 2/284)

Şu halde selef imamlarının tıpkı bidatçilerle düşüp kalkmayı nehyettikleri gibi, günahkâr kimselerle de arkadaşlığı nehyettikleri anlaşılmaktadır. İmam Berbehârî’nin bunun, bidat ehliyle oturmaktan daha hafif olduğunu vurgulamasının maksadı ise şudur: İnsanların birçoğu kötü ahlaklı kimselerle düşüp kalkmanın doğru bir şey olmadığını idrak ettikleri halde, zahirde dine sarılmış görünen bid’atçılarla beraber olmanın zararını idrak edemezler. O yüzden müellif burada mübalağa tarikiyle bunun, diğerinden daha zararlı olduğunu ifade etmiştir. Zira günah işleyenlerin çoğu, sözkonusu fiilin günah olduğunu bilerek ve yaptıklarından pişman olarak bunu yaparlar ve birçokları da bu günahtan tevbe ederler. Bid’atçi ise kendi yolunu doğru olarak gördüğünden dolayı, Allahın rahmet etmesi müstesna bid’atından kolay kolay dönmez, bilakis doğru bulduğu için o bid’ata başkalarını da davet eder.
 
 2. Hal tercümesi, yukarda 148. Maddenin açıklamasında geçmişti.
 
 3. Amr bin Ubeyd (143H) Basra Mu'tezililerindendir ve aynı zamanda Vasıl bin Ata (131H) ile birlikte Mu’tezile Mezhebi kurucularındandır. Yerilmiş kelam ilminin de kurucularından sayılır. 12. Maddenin açıklamasına müracaat ediniz.
 
 4. Hünsa aynı anda hem erkek hem de dişi uzvu taşıyan kimselere verilen isimdir. Kadınsı davranışlar sergileyen kimseler için de bu tabir kullanılır.
 
 5. Yunus bin Ubeyd’in oğluna nasihati birçok kaynakta yeralmıştır. (El-Lâlekâ’î, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehl’is Sünneti ve’l Cema'at, no:1378; Hatib, Tarihu Bağdad, 12/172; Beğavi, el-Ca’diyyat, 1/203, no:1330; Ebû Nu’aym, Hilyet'ul Evliya, 3/21)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #120 : 09.03.2020, 02:03 »
Muasırlara Karşı Dikkatli Olmanın Gerekliliği

فَاحْذَرْ ثُمَّ احْذَرْ أَهْلَ زَمَانِكَ خَاصَّةً، وَانْظُرْ مَنْ تُجَالِسُ، وَمِمَّنْ تَسْمَعُ، وَمَنْ تَصْحَبُ، فَإِنَّ الْخَلْقَ كَأَنَّهُمْ فِي رِدَّةٍ، إِلَّا مَنْ عَصَمَهُ اللهُ مِنْهُمْ.

156- Özellikle kendi zamanının insanlarına çok çok dikkat et! Beraber oturduğun, sözlerini işittiğin, arkadaşlık ettiğin kimselere (iyi) bak.[1] Çünkü halk -Allah’ın onlar arasından korudukları müstesnâ- âdetâ bir riddetin içindedir.[2]

Dipnotlar:
 1. İmam Berbehârî, bu sözü hicri dördüncü asırda, yani selef asrının üzerinden henüz fazla bir zaman geçmemişken söylemiştir. O dönemde her ne kadar bid’atlar yaygın olsa da Ehli Sünnet de halen yaygın durumdaydı, her tarafta âlimler mevcuttu, yönetimde eksiklerle beraber İslam şeriatı hâkimdi. O, acaba günümüzü görseydi ne derdi? Günümüzde cehaletin içinde yaşayan fertler, adeta kendilerini Asr-ı saadette zannediyorlar ve gerek kendilerine, gerekse diğer insanlara güvenilmesini bekliyorlar?! Bu konuda 8. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
 
 2. Bu ifade Tabakat’ul Hanabile’de “halk -Allah’ın onlar arasından korudukları müstesnâ- hepsi bir dalaletin içindedir” şeklindedir. Yukarda zikredildiği şekliyle yani “âdetâ bir riddetin içindedir” şeklinde söylendiği sabitse, burada Şeyh rahimehullah’ın “âdet┠ifadesini kullanmasına dikkat edilmelidir. Günümüzde bazı cahiller, bu sözden yola çıkarak İmam Berbehârî’nin kendi döneminde bid’atların artmasından ötürü halkın genelini tekfir ettiğini ileri sürmektedirler. Eğer Şeyh rahimehullah buna inansaydı, bunu açıktan söylerdi. O “âdetâ bir riddetin içindedir” diyerek halk, zahirde İslamı kabul etseler, İslamın birtakım şiarlarıyla amel etseler bile cehaletin, zulmün, bid’atın, fısk u fücurun yaygınlaşmasından ötürü imandan çok küfre yaklaşmışlar ve de birçok hususta Müslümandan ziyade kâfirler gibi hareket etmektedirler, demek istemektedir. Ama bütün bunlar, -günümüzdeki gibi- küfrün açıktan kabul edilmesi müstesna, küfrü ve riddeti, dinden çıkmayı gerektirmez. Vallahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #121 : 09.03.2020, 02:04 »
Dalalet Önderlerini Hayırla Yâd Edenler Onlardandır

وَانْظُرْ إِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَذْكُرُ ابْنَ أَبيِ دُؤَادٍ، وَبِشْرَ الْمَرِيسِيَّ،وَثُمَامَةَ، أَوْ أَبَا الْهُذَيْلِ أَوْ هِشَامًا اَلْفُوطِيَّ أَوْ أَحَدًا مِنْ أَتْبَاعِهِمْ وَأَشْيَاعِهِمْ فَاحْذَرْهُ، فَإِنَّهُ صَاحِبُ بِدْعَةٍ، وَإِنَّ هٰؤُلَاءِ كَانُوا عَلَى الرِّدَّةِ، وَاتْرُكْ هٰذَا الرَّجُلَ الَّذِي ذَكَرَهُمْ بِخَيْرٍ، وَمَنْ ذَكَرَ مِنْهُمْ بِمَنْزِلَتِهِمْ.

157- Bak! Bir adamı İbnu Ebî Duâd’ı[1], Bişr el-Merîsî’yi[2], Sümâme’yi[3], Ebû’l Huzeyl’i[4], Hişâm el-Fûtî’yi[5] ya da onların tâbîlerinden ve taraftarlarından birini hayırla yâd ederken işitirsen ondan sakın.[6] Çünkü o bid’at ehlidir. Şüphesiz bunlar riddet üzere idiler. Onları hayırla yâd eden şu adamı bırak. Zira onlardan birini hayırla yâd eden onlar gibidir.

Dipnotlar:
 1. Ahmed ibn'ul Ferec ibnu Ebi Du’ad el-İyadi el-Mu'tezili (240H) Dalalet imamlarındandır. Halk’ul Kur’an Fitne’si döneminde baş kadılık görevini üstlenmiş ve âlimlerin imtihan edilmeleri işini yönetmiştir. Mihne ve işkencelerin baş sorumlularından biridir. Hatib el-Bağdadi dedi ki: Sultan onu, Kur'an'ın mahlûk olduğu ve Allah'ın ahirette görülmeyeceği hususunda insanları imtihan etmekle görevlendirdi. Hicretin ikiyüzotuzyedinci senesinin Safer ayında halife Mütevekkil, mazlumların davalarına bakan Mu'tezile mezhebine mensub Kadı İbnu Ebi Duad'a gazaplandı. Onu bu görevden azletti. Bu senenin Rebiyülevvel ayında halife Mütevekkil, Kadı İbnu Ebi Duad'ın mallarına el konulmasını emretti. Kadı İbnu Ebi Duad, felç olmuştu. Sonra ailesi horlanarak Samarra'dan Bağdat'a sürgün edildi. Allah, onu ölümünden dört yıl önce bu felç illetine mübtela kıldı. İbnu Kesir’in naklettiğine göre: Halife Mütevekkil, Ahmed bin Nasr'ın öldürülmesi olayını soruşturmaya başlamış ve Kadı Ahmed ibni Ebi Du’ad huzura girdiğinde ona meseleyi sormuş, İbnu Ebi Du’ad da şu cevabı vermiş: "Eğer Vasık onu kâfir olarak öldürmemişse Allah beni felç etsin! Allah Te'ala, onu kendi cildine hapsetti. Yani onu felç etti. Allah, onu ölümünden dört yıl önce bu felç illetine mübtela kıldı." (İbnu Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, Hicretin İkiyüzotuzbirinci Senesi) Onun nasıl öldüğü hususunda 148. Maddede ismi geçen Ahmed bin Nasr el-Huzai hakkındaki açıklamaya müracat ediniz.
 
 2. Bişr el-Merisi (v. 218H) tam ismi Ebû Abd’ir Rahman Bişr bin Ğıyas bin Abd’ir Rahman el-Merisi el-Adevi el-Bağdadi’dir. Merisi olarak nispet edilmesi; ya Mısır’da bulunan Meris mıntıkasıyla yahut da Bağdat’ta ikamet ettiği Derb’ul Meris’le alakalıdır. Ebû Yusuf’tan ders almış muttaki ve mutedil bir kimse olarak bilinirken daha sonraları İrca fikrine tutulmuş ve Mürcie içerisindeki Merisi fırkası ona nispet edilmiştir. Daha sonraları, ‘Makal'el Cehmiyye’ (Mutezili ve Cehmi düşünce)yi yayan ilk kişi olarak adlandırılmıştır. Halk’ul Kur’an (Kur’an’ın mahlûk olduğu, yaratıldığı) fikrini ortaya atan ilk kişi olduğu yönünde bilgiler bulunmaktadır. Bişr, Kur'an'ın mahlûk olduğu propagandası yapardı. Halife Me’mun döneminde, siyasi gücü kullanarak Mihne Dönemi başlatılmış, Bişr el-Merisi âlimleri sorguya çeken kişilerin başında yer almıştır. İmam eş-Şafii ile aralarında münazaralar olmuştur. Zehebi; Bişr’in, Cehm bin Safvan'a yetişemediğini ancak, Cehm’in Kur'an’ın mahlûk olduğu görüşünü benimsediğini, bu görüşü kuvvetlendirmek için yeni deliller ileri sürdüğünü ve yaymaya çalıştığını söyler. Bişr’in babasının Yahudi olduğu söylenmiştir. Bişr, Harun er-Reşid zamanında yakalandı. Kelami görüşleri yüzünden eziyet gördü. Bişr el-Merisi; Ebû Yusuf, Hammad bin Seleme ve Süfyan bin Uyeyne gibi âlimlerden rivayet etmiş biridir. Bağdat’ta kendisine ait bir fıkıh meclisi de bulunmaktaydı. Halife Abdullah Me’mun gibi 218H yılında yaklaşık 80 yaşındayken ölmüştür. Osman ibni Sa’id el-Darimi’nin "er-Redd ale’l Merisi" ve Abd’ul Aziz el-Kinani’nin, "el-Hayde" isimli eseri Bişr el-Merisi’nin görüşlerini reddetmek kasdıyla kaleme alınan eserlerdir. Birçok âlim kendisini zemmetmiş ve tekfir etmiştir. Zehebi der ki: "Sapkın bir bid'atçidir. Ondan nakletmek caiz değildir ve ona hiçbir saygı gösterilmez. Bazı imamlar, küfrüne hükmetmişlerdir. (Zehebi, Mizan'ul İtidal, 1/322; İbnu Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, Hicretin İkiyüzonsekizinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler ve diğer kaynaklar)
 
 3. Sümame bin Eşras Ebû Ma’n el-Numeyri el-Basri (213H). Mu’tezilenin önderlerinden ve sapkınlığın başlarındandı. Mu’tezile içerisinde Bağdat ekolünde yeralıyordu. Abbasi devletinde Mu’tezili görüşlerin yayılmasında büyük rol oynamıştır. Halife Me'mun'u i'tizal fikrine çekerek saptıran kişi olduğu söylenir. Sümame, Ahmed bin Nasr el-Mervezi'yi Halife Vasık'a jurnal eder ve ona, el-Mervezi'nin, Kur'an'ın yaratılmış olduğunu söyleyeni tekfir ettiğini anlatarak onun öldürülmesine vesile olur. Dinle ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile alay ettiği nakledilmiştir. O da diğer Mu’tezili önderleri gibi hadislerle alay etmiş ve hadisleri reddetmiştir. İbnu Kuteybe şöyle der: "Onun da dininin zayıf olduğunu, İslam’a noksanlık isnad edip İslam ile alay ettiğini, Allah’ı tanıyıp ona iman eden hiçbir kimsenin söyleyemiyeceği şekilde İslam'a dil uzattığını görüyoruz. Yine onun herkesçe malum meşhur bir sözü nakledilir: Bir gün Cuma namazını kaçırma korkusuyla mescide doğru koşuşan bir grubu görür ve: Şu öküzlere, şu eşeklere bakınız! Der. Sonra adamlarından birine: -Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i kasdederek- Şu Arab (diğer nüshada –Şu Kureyşli-), insanlara neler yaptı! Der." Bağdadi, onun bilerek namaz vaktini geçirdiğine ve sarhoş olarak görüldüğüne dair nakillerde bulunur. Mütevekkil, Ahmed bin Nasr’ın ölümünü şüpheli bulduğunu söyleyince Sumame: "Eğer onu öldürmekle isabetli bir iş yapmamışsam, Allah beni kılıçların altına yatırsın" der. Sumame Mekke'ye doğru yola çıkar; Huzaalılar, Safa ile Merve arasında onu görürler. Onlardan biri bağırarak, “Ey Huzaalılar! Efendiniz Ahmed bin Nasr'ı jurnal eden ve kanının dökülmesine çalışan, işte bu adamdır!” der. Bunun üzerine Huzaa oğulları, kılıçlarıyla onu öldürünceye kadar üzerine saldırırlar. Sonra leşini el-Haram'dan çıkarırlar. Ve vahşi hayvanlar da, Haram'ın dışında onu parçalayıp yerler. Bu husus 148. Maddede ismi geçen Ahmed bin Nasr hakkındaki açıklamada ayrıntılı olarak geçmişti. (İbnu Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, Hicretin İkiyüzotuzbirinci Senesi; Bağdadi, el-Fark beyn'el Firak, Sümamiyye hakkındaki bölüm; İbnu Kuteybe, Tevilu Muhtelif’il Hadis, sf 99; Türkçesi için bkz. İbn Kuteybe, Hadis Müdâfaası, Kayıhan Yayınları, sf 122.)
 
 4. Muhammed ibn'ul Huzeyl ibnu Abdi’l-Kays Ebû’l Huzeyl el-Allaf el-Basri (235H). Mu’tezilenin şeyhlerinden ve de bid'at ve dalalet imamlarındandır. Mu’tezilenin el-Huzeliye kolunun kurucusudur. İbnu Kuteybe onunla alakalı şunları söyler: "Görüyoruz ki, o da yalancının ve iftiracının biridir. (...) Cehennemliklerin azabının, cennetliklerinin de nimetlerinin ebedi olmayıp sona ereceğini söylemiştir." Bağdadi, onun kepazelikleri ve saçmalıklarından bahsedip gerek kendi dostları olan Mu’tezileden ve gerekse diğer fırkalardan çok sayıda kişinin ona reddiye yazıp onu tekfir ettiklerini kaydetmiştir. (İbnu Kuteybe, Tevilu Muhtelif’ul Hadis, sf 94-95; Türkçesi için bkz. İbn Kuteybe, Hadis Müdâfaası, Kayıhan Yayınları sf 116-117. Bağdadi, el-Fark beyn'el Firak, Huzeliyye hakkındaki bölüm)
 
 5. Hişâm el-Fûtî hakkında 90. Maddenin açıklamasına müracaat ediniz.
 
 6. Şeyh rahimehullah, bu isimleri misal babından zikretmiştir. Geçmişteki ve günümüzdeki diğer bütün dalalet ve bid’at önderlerini övgüyle yâd eden herkes, bu kapsama dâhildir. Bu bid’atçilerden bazı faziletlere sahip olanlar olabilir. Mesela Zemahşeri, Mutezili olmasına rağmen Arap dilinde mütehassıs idi. Bu yönü bir ihtiyaca binaen zikredilse bile dalalet ehlinden olduğu da mutlaka zikredilmelidir, ta ki insanlar onu muteber birisi zannederek aldanmasın.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #122 : 10.03.2020, 00:45 »
İnsanları Bidat Akidelerine Göre Değil Ehli Sünnet Akidesine Göre İmtihan Etmek Gerekir

وَالْمِحْنَةُ فِي الْإِسْلَامِ بِدْعَةٌ، وَأَمَّا الْيَوْمَ فَيُمْتَحَنُ بِالسُّنَّةِ، لِقَوْلِهِ: إِنَّ هٰذَا الْعِلْمَ دِينٌ فَانْظُرُوا عَمَّنْ تَأْخُذُونَ دِينَكُمْ، وَلَا تَقْبَلُوا الْحَدِيثَ إِلَّا مِمَّنْ تَقْبَلُونَ شَهَادَتَهُ. فَتَنْظُرُ، إِنْ كَانَ صَاحِبُ سُنَّةٍ لَهُ مَعْرِفَةٌ صَدُوقٌ كَتَبْتَ عَنْهُ وَإِلَّا تَرَكْتَهُ.

158- İslâm’da (insanları itikatları hakkında) imtihana çekmek bid’attir. Günümüze gelince insanlar sünnet ile imtihan edilirler.[1] Çünkü şöyle denilmiştir: “Şüphesiz bu ilim dindir. Öyleyse dîninizi kimden aldığınıza bakın!”[2] “Ancak şehâdetini kabul ettiğiniz kimselerin hadisini kabul edin.”[3] Bakarsın: Adam sünnet ehliyse, ilmi varsa ve doğru sözlüyse onun hadisini yazarsın. Değilse onu terk edersin.

Dipnotlar:
 1. Şeyhin bu sözü, insanları akide hususunda imtihan etmenin bütünüyle bid’at olduğunu ileri süren günümüz bazı cahillerinin kanaatini reddetmektedir. Zira akide imtihanı tamamen bid’at değildir. Bilakis insanları imtihan etmenin bazen gerekli olabileceği bizzat Kur’an-ı Kerim’e girmiştir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ

“Ey iman edenler! Mümin kadınlar size muhacir olarak geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların imanından iyice emin olursanız sakın onları kâfirlere geri iade etmeyin.” (Mümtehine 60/10)

Bundan dolayıdır ki Şeyh rahimehullah “Mihne” adı verilen, -Mutezilenin yaptığı gibi- bid’at olan bir takım akidelere dair insanları imtihan etmeyi reddederken, Ehli Sünnet itikadına sahip olup olmadıkları hususunda imtihan etmeyi gerekli görmektedir. Öyle ki sonraki dönemdeki bazı âlimler buna dair müstakil kitaplar neşretmiştir. Mesela Hanbeli fakihlerinden İmam Abdulvahid eş-Şirazi, “Cuz’un fihi İmtihan’us Sunni min’el Bid’i” (Sünnî ile bid'atçının denenmesi hakkında bir cüz) isminde bir eser kaleme almış ve de Sünni’yi bid’atçıdan ayırmaya yönelik bazı sorular ve cevaplarını kitapta zikretmiştir. Şu halde imtihanın kendisi bid’at değildir, imtihan bid’at esasları üzerine bina edilirse bid’at olur, aksi takdirde bazı durumlarda vacip dahi olabilir. Vallahu a’lem.
 
 2. Temmâm, el-Fevâid’de (no: 312) Enes kanalıyla merfu olarak rivâyet etmiştir. Merfu olarak sahih değildir. Muhammed bin Sirin rahimehullah'ın sözü olarak sahih kanaldan rivayet edilen bu eseri İmam Müslim, Sahih’inin Mukaddimesinde nakletmiştir. Muhammed bin Sirin rahimehullah'ın kısa bir biyografisine az ileride yer vereceğiz inşallah.
 
 3. Sözün bu kısmı, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den, İbnu Abbas radiyallahu anhuma yoluyla merfu olarak rivayet edilmiştir. (Hatib el-Bağdadi, el-Kifaye fi İlm’ir Rivaye, sf 95 ve Tarihu Bağdad, 9/301; Ramehurmuzi, el-Muhaddis'ul Fasıl, 411) ancak İbn'ul Cevzi tarafından mevzu (uydurma) olduğu belirtilmiştir. (İbn'ul Cevzi, el-İlel’ul Mutenahiyye,1/131)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #123 : 10.03.2020, 00:46 »
Kelamdan Ve Bidatçılarla Tartışmaktan Kaçınmanın Gerekliliği

وَإِذَا أَرَدْتَ الْاِسْتِقَامَةَ عَلَى الْحَقِّ وَطَرِيقِ أَهْلِ السُّنَّةِ قَبْلَكَ فَاحْذَرِ الْكَلَامَ، وَأصْحَابَ الْكَلَام،ِ وَالْجِدَالَ وَالْمِرَاءَ، وَالْقِيَاسَ، وَالْمُنَاظَرَةَ فِي الدِّينِ، فَإِنَّ اسْتَمَاعَكَ مِنْهُمْ - وَإِنْ لَمْ تَقْبَلْ مِنْهُمْ - يَقْدَحُ الشَّكَّ فِي الْقَلْبِ، وَكَفَى بِهِ قَبُولًا فَتَهْلِكَ ، وَمَا كَانَتْ زَنْدَقَةٌ قَطُّ، وَلَا بِدْعَةٌ، وَلَا هَوًى، وَلَا ضَلَالَةٌ، إِلَّا مِنَ الْكَلَامِ، وَالْجِدَالِ، وَالْمِرَاءِ، وَالْقِيَاسِ، وَهِيَ أَبْوَابُ الْبِدْعَةِ، وَالشُّكُوكِ وَالزَّنْدَقَةِ.

159- Eğer hak üzere ve kendinden önceki sünnet ehlinin yolunda sebât etmek istersen; kelâmdan, kelâmcılardan, cidâlden, tartışmadan, kıyastan ve din hususunda münâzara yapmaktan uzak dur. Zira onların sözünü kabul etmesen bile onlara kulak vermen kalpte şüphe meydana getirir ki bu (batılı) kabul olarak yeter. Böylece helâk olursun.[1]

Hangi zındıklık, hangi bid’at, hangi hevâ, hangi dalâlet ortaya çıkmışsa mutlaka kelâmdan, cidâlden, tartışmadan ve kıyastan[2] kaynaklanmıştır. Bunlar bid’atlere, şüphelere ve zındıklığa açılan kapılardır.

فَاللهَ اللهَ فِي نَفْسِكَ، وَعَلَيْكَ بِالْأَثَرِ، وَأَصْحَابِ الْأَثَرِ، وَالتَّقْلِيدِ؛ فَإِنَّ الدِّينَ إِنَّمَا هُوَ بِالتّقْلِيدِ يَعْنِي لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَصْحَابِهِ ، وَمَنْ قَبْلَنَا لَمْ يَدَعُونَا فِي لَبْسٍ، فَقَلِّدْهُمْ وَاسْتَرِحْ، وَلَا تُجَاوِزِ الْأَثَرَ، وَأَهْلَ الْأَثَرِ، وَقِفْ عِنْدَ مُتَشَابِهِ الْقُرْآنِ وَالْحَدِيثِ، وَلَا تَقُسْ شَيْئًا، وَلَا تَطْلُبْ مِنْ عِنْدِكَ حِيْلَةً تَرُّدُ بِهَا عَلَى أَهْلِ الْبِدَعِ، فَإِنَّكَ أُمِرْتَ بِالسُّكُوتِ عَنْهُمْ، وَلَا تُمَكِّنْهُمْ مِنْ نَفْسِكَ.

أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ سِيرِينَ فِي فَضْلِهِ لَمْ يُجِبْ رَجُلًا مِنْ أَهْلِ الْبِدَعِ فِي مَسْأَلَةٍ وَاحِدَةٍ، وَلَا سَمِعَ مِنْهُ آيَةً مِنْ كِتَابِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ ، فَقِيلَ لَهُ، فَقَالَ: أَخَافُ أَنْ يُحَرِّفَهَا فَيَقَعَ فِي قَلْبِي شَيْءٌ.

160- Kendin için Allah’tan kork Allah’tan! Esere (rivayete), eser ehline ve taklîde sarıl. Zira din taklitten ibârettir. Yani din Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i ve ashâbını taklit etmekten ibârettir. Bizden öncekiler bizi bir karışıklık içinde bırakmadılar. Öyleyse onları taklit et ve rahat et. Eserin ve eser ehlinin ötesine geçme.[3] Kur’ân’daki ve hadislerdeki müteşâbihlere gelince dur, onlarla hiçbir şeyi kıyaslama.[4] Kendi kafandan kendisiyle bid’at ehline reddiye vereceğin bir hile arama. Çünkü sana onlara karşı sükût etmen (yani konuşmaman) emredildi. Onların seni etkilemelerine izin verme![5] Bilmez misin ki Muhammed bin Sîrîn[6] bütün fazîletine rağmen bid’at ehlinden bir adama tek bir mesele hakkında bile cevap vermemiş ve ondan Allah Azze ve Celle’nin kitabından tek bir âyet bile dinlememiştir. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda da “Onun âyeti tahrif etmesinden ve böylece kalbime bir şeyin düşmesinden korkuyorum” demiştir.[7]

Dipnotlar:
 1. Ata radiyallahu anh şöyle demiştir:

بَلَغَنِي أَنَّ فِيمَا أَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَى مُوسَى: لَا تُجَالِسْ أَهْلَ الْأَهْوَاءِ , فَيُحْدِثُوا فِي قَلْبِكَ مَا لَمْ يَكُنْ

“Bana ulaştığına göre Allah’ın Musa’ya indirdikleri arasında şu da vardı: Heva ehli ile beraber oturma, zira onlar senin kalbinde daha önce olmayan şeyleri (şüpheleri) meydana getirirler.” (İbnu Batta, el-İbane, 2/434, no: 362)
 
 2. Bu kavramlarla alakalı daha önce geçen açıklamalara müracaat ediniz.
 
 3. Taklitle alakalı 102. Maddenin açıklamasına müracaat ediniz.
 
 4. Müteşabihlerle alakalı 106. Maddedeki açıklamalara müracaat ediniz.
 
 5. Abdullah ibn'ul Busri dedi ki:

لَيْسَ السُّنَّةُ عِنْدَنَا أَنْ تَرُدَّ عَلَى أَهْلِ الْأَهْوَاءِ , وَلٰكِنَّ السُّنَّةَ عِنْدَنَا أَنْ لَا تُكَلِّمَ أَحَدًا مِنْهُمْ

"Bizim yanımızda Sünnet; heva ehline reddiye yapmak değil, onlardan herhangi biri ile konuşmamaktır." (İbnu Batta, el-İbane, no: 478)

Ehli Sünnet imamları, bazen bid’atçilerle münazara etmişler ve onlara reddiye yapmışlardır. Bu husus İbnu Abbas radiyallahu anhuma’nın, Ali radiyallahu anh’ın talimatıyla Haricilerle münazara etmesi ile başlamış ve sonraki asırlarda da devam etmiştir. Mesela İmam Şafii, kelamcı Hafs el-Ferd ile münazara etti. Keza İmam Ahmed, Mihne olayları sırasında Mutezile imamları ile münazarada bulundu. Ayrıca er-Reddu ale’l Cehmiyye isimli eserinde onlara reddiye yaptı. Bu ve benzeri başlıklar altında imamların telif ettiği çokça eser bulunmaktadır. Lakin onlar bunu yaparken tamamen ilme dayanarak, hadis ve eserlere itimad ederek yapmışlardır. Onların kelami ve felsefi yöntemlerini benimseyerek yapmamışlardır. Cedel atmosferinde mutlaka her dediklerine bir cevap yetiştirme gayesi de gütmemişlerdir. Bilhassa avamı bu işten men etmişlerdir. Bu sebeble bid’at ehline cevap vermenin mutlak olarak nehyedildiği zannedilmemelidir. Ehil olmayanlar bu işten men edilmiştir. Keza münazaranın fayda getirmeyeceği veya zarar getireceği durumlarda nehyedilmiştir.

İbnu Batta rahimehullah bu hususta şöyle demektedir:

“Şimdi ben Kaderiyye ile oturmanın, onlarla konuşmanın, tartışmanın terk edilmesi ve onlardan yüz çevrilmesi gerektiğine dâir Rasul sallallahu aleyhi ve sellem’den, O’nun sahâbesinden, Tâbiîn’den ve müslümanların fakihlerinden daha fazla hüccet ortaya koyacağım ki akıllı bir mümin kendisini bunlara göre sorguya çektiği ve bunlar ile edeplendiği zaman inşâallah Kaderiyye fitnesinden korunur, onların cihetinden gelen belâların kapısı kendisine kapatılır. Zira onlarla oturmak ve tartışmak kalplere etki eder, kalpleri fakir düşürür, kalplere zarar verir ve kalpleri hasta eder; dinleri kirletir, imanı ifsâd eder, şeytânı râzı eder, Rahmân’ı öfkelendirir. Ancak ilmi çok, ilimde büyük bir rütbeye sâhip, ince anlayış sâhibi âlim ve ârif bir kimsenin ihtiyaç durumunda zarûret babından konuşması ayrıdır. Bu kimsenin onları kınamak, azarlamak, rezil etmek ve onlara içerisinde bulundukları inancın bozukluğunu göstermek için hüccet ikâmesine ihtiyaç duyulduğu takdirde onlarla konuşmasında bir sakınca yoktur. Hakkı aramakta samîmî ve hırslı olan, doğruyu bulmak isteyen kimseye de doğruyu göstermekte, ona yardımcı olmakta, ona öğretirken sabırlı olmakta bir beis yoktur. Tâ ki kalbinden perdeler kalksın, örtülerinden sıyrılsın, Rabbine giden dosdoğru yola girsin. Bunların hepsi Allah’ın rahmeti ve tevfîki iledir.”

İbn Batta sonra Kaderiyye ile oturmayı yasaklayan hadisleri ve eserleri aktarmıştır. (el-İbanet’ul Kubra, 4/316)
 
 6. Muhammed bin Sirin bin Ebi Amr Ebû Bekir el-Ensari, Tabiin neslinin meşhur imamlarındandır. 110H yılında 76 yaşında vefat etmiştir.
 
 7. Sünen-i Darimi, no: 398; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehl’is Sünne, no: 242; İbnu Vaddah el-Kurtubi, el-Bideu ve’n Nehyu anha, 53; İbni Batta, el-İbane, no: 377.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #124 : 11.03.2020, 00:38 »
Allah’ı Tenzih Etme Gerekçesiyle Hadisleri Reddeden Kimseler Hakkında

وَإِذَا سَمِعْتَ الرَّجُلَ يَقُولُ: إِنَّا نَحْنُ نُعَظِّمُ اللهَ - إِذَا سَمِعَ آثَارَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَاعْلَمْ أَنَّهُ جَهْمِيٌّ، يُرِيدُ أَنْ يَرُدَّ أَثَرَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، وَيَدْفَعَ بِهٰذِهِ الْكَلِمَةِ آثَارَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَهُوَ يَزْعُمُ أَنَّهُ يُعَظِّمُ اللهَ وَيُنَزِّهُهُ إِذَا سَمِعَ حَدِيثَ الرُّؤْيَةِ، وَحَدِيثَ النُّزُولِ وَغَيْرَهُ، أَفَلَيْسَ يَرُدُّ أَثَرَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ وَإِذَا قَالَ: إِنَّا نُعَظِّمُ اللهَ أَنْ يَزُولَ مِنْ مَوْضِعٍ إِلَى مَوْضِعٍ، فَقَدْ زَعَمَ أَنَّهُ أَعْلَمُ بِاللهِ مِنْ غَيْرِهِ، فَاحْذَرْ هٰؤُلَاءِ؛ فَإِنَّ جُمْهُورَ النَّاسِ مِنَ السُّوقَةِ وَغَيْرِهِمْ عَلَى هٰذَا الْحَالِ، وَحَذِّرِ النَّاسَ مِنْهُمْ

161- Bir adamı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eserlerini (hadislerini) duyduğunda “Biz Allah’ı tazim ediyoruz” derken işitirsen bil ki o Cehmîdir. O, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eserini (hadisini) reddetmek ve bu söz ile Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eserlerini savmak istemektedir. Rü’yet hadisini[1], nüzûl hadisini[2] ve diğer hadisleri işittiği zaman Allah’ı tazim ve tenzih ettiğini iddia etmektedir. Bu adam şimdi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eserini (hadisini) reddetmiyor mu?!

Adam “Biz bir yerden başka bir yere intikal etmesinin Allah’ın azametine yaraşmayacağını söylüyoruz” derse Allah’ı başkasından daha iyi bildiğini iddia etmiş olur. Bunlardan sakın! Çünkü avamdan olsun başkalarından olsun insanların çoğunluğunun içerisinde bulunduğu hâl budur. İnsanları da onlardan sakındır.[3]

Dipnotlar:
 1. Burada kasdedilen Allahu Teâla’nın ahirette görüleceğine dair hadislerdir. Bu hususta 16. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
 
 2. Allahu Teâla’nın her gecenin son üçte birlik kısmında en yakın semaya ineceğine dair hadisin tahrici 53.maddenin açıklamasında geçmişti.
 
 3. Sıfat inkârcısı muattıl Cehmiler, daha ziyade Allah’ın sıfatları hakkındaki haberleri reddetmek istedikleri zaman Allah’ı tazim ettiklerini ve Onu mahlûkata benzemekten tenzih etmek istediklerini söylerler. Bu şekilde sahih hadisleri inkâr etmelerini ya da bu hadislere getirdikleri birbirinden uzak tevilleri meşrulaştırmak istemektedirler. Cehmiye ve Mutezile mezhepleri ortadan kaybolduktan sonra onların bu tavırlarını Eşariler, Maturidiler ve diğer dalalet fırkaları devralmıştır. Mesela, Şeyh’in bahsetmiş olduğu nüzül meselesi yani Allahu Teâla’nın belirli vakitlerde dünya semasına ineceğine dair haberler zikredildiği zaman Cehmi zihniyetteki bu kimseler hemen tevillere başlarlar ve bu hadisi tevil etmeden zahirini aldığımız takdirde bunun hareketi ve bir yerden bir yere intikali gerektirdiğini, bunun ise Allah hakkında muhal olduğunu söylerler.  Hâlbuki selef devrinde bu hadisler okunuyordu ve hiç kimse de intikali gerektirdiği gerekçesiyle bu hadisleri inkâra ya da tevile kalkışmıyordu. Fudayl bin İyad radiyallahu anh, bu tip gerekçelerle nüzül sıfatını reddetmeye kalkışanlara nasıl cevap verileceğini şöyle izah etmektedir:

إِذَا قَالَ لَكَ جَهْمِيٌّ: أَنَا أَكْفُرُ بِرَبٍّ يَزُولُ عَنْ مَكَانِهِ، فَقُلْ: أَنَا أُؤْمِنُ بِرَبٍّ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ

“Eğer sana bir Cehmi derse ki: Ben bulunduğu mekândan/yerden yok olan Rabbi inkâr ediyorum,  sen de ona de ki: Ben de dilediğini yapan bir Rabbe iman ediyorum.” (İmam Buhari, Halk’u Ef’alil İbad, sf 33; İbnu Batta, el-İbane, 7/204)

Yani intikal manasına geleceği gerekçesiyle bu hadisler reddedilemez. Bununla beraber nüzul meselesinde Ehli Sünnet’in çoğunluğunun kabul ettiği görüş, bunun Allahu Teâla’nın Arş’ın üzerinden ayrılmasını gerektirmediği yönündedir. Yani Allahu Teâla, Arşı üzerinde olduğu halde inmektedir, o buna kadirdir. Bu hususta geniş bilgi için İbnu Teymiyye rahimehullah’ın Nüzul hadisi hakkındaki risalesine bakılabilir. Bu risale Fetava 5.cildde yer almaktadır. Orada Hammad bin Zeyd gibi selef âlimlerinden ve başkalarından bu hususları nakletmektedir. Bu tarz akidevi meseleler, Kitap ve sünnette geçmeyen “intikal, zeval” gibi mücmel lafızlara dayanarak izah edilemez. Müslüman, bu tarz lafızları ne reddetmekle ne de kabul etmekle mükellef tutulamaz. Bizler, ancak nasslarda varid olan lafızlardan sorumlu tutuluruz. Vallahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #125 : 11.03.2020, 00:39 »
Cedelin ve İlimsizce Yapılan Münazaraların Nehyedilmesi Hakkında

وَإِذَا سَأَلَكَ أَحَدٌ عَنْ مَسْأَلَةٍ فِي هٰذَا الْكِتَابِ، وَهُوَ مُسْتَرْشِدٌ فَكَلِّمْهُ، وَأَرْشِدْهُ، وَإِذَا جَاءَكَ يُنَاظِرُكَ، فَاحْذَرْهُ، فَإِنَّ فِي الْمُنَاظَرَةِ: اَلْمِرَاءَ، وَالْجِدَالَ، وَالْمُغَالَبَةَ، وَالْخُصُومَةَ، وَالْغَضَبَ، وَقَدْ نُهِيْتَ عَنْ جَمِيعِ هٰذَا، وَهُوَ يُزِيلُ عَنْ طَرِيقِ الْحَقِّ، وَلَمْ يَبْلُغْنَا عَنْ أَحَدٍ مِنْ فُقَهَائِنَا، وَعُلَمَائِنَا أَنَّهُ نَاظَرَ أَوْ جَادَلَ أَوْ خَاصَمَ.

162- Bir kimse sana bu kitapta geçen bir mesele hakkında soru sorarsa[1], eğer doğruyu bulmak isteyen biri ise onunla konuş ve ona hakkı göster.

Fakat biri sana seninle münâzara yapmak amacıyla gelirse ondan uzak dur. Zira münâzarada tartışma, cidâl, aşırıya kaçma, husûmet ve öfke vardır. Bunların tamamı sana yasaklanmıştır. Bunlar kişiyi hak yoldan saptırır. Fakihlerimizden ve âlimlerimizinden herhangi birinin münâzara yaptığı, cidâle girdiği ve tartıştığı bize ulaşmamıştır.[2]

قَالَ الْحَسَنُ: اَلْحَكِيمُ لَا يُمَارِي وَلَا يُدَارِي، حِكْمَتُهُ يَنْشُرُهَا، إِنْ قُبِلَتْ حَمِدَ اللهَ، وَإِنْ رُدَّتْ حَمِدَ اللهَ.

163- el-Hasen (el-Basri)[3] radiyallahu anh şöyle demiştir: “Hikmet sâhibi kimse tartışmaya girmez. Lâfı eğip bükmez. Hikmetini ortaya koyar. Eğer kabul edilirse Allah’a hamd eder. Reddedilirse de Allah’a hamd eder.”[4]

وَجَاءَ رَجُلٌ إِلَى الْحَسَنِ فَقَالَ لَهُ: أُنَاظِرُكَ فِي الدِّينِ؟ فَقَالَ الْحَسَنُ: أَنَا قَدْ عَرَفْتُ دِينِي،  فَإِنْ كَانَ دِينُكَ قَدَ ضَلَّ مِنْكَ فَاذْهَبْ فَاطْلُبْهُ.

164- Bir adam el-Hasen’e gelmiş ve ona “Seninle din hususunda münâzara edelim mi?” diye sormuş, bunun üzerine Hasen şöyle cevap vermiştir: “Ben dînimi biliyorum. Sen dînini kaybettiysen git de ara.”[5]

وَسَمِعَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَوْمًا عَلَى بَابِ حُجْرَتِهِ، يَقُولُ أَحَدُهُمْ: أَلَمْ يَقُلِ اللهُ كَذَا؟ وَقَالَ الْآخَرُ: أَلَمْ يَقُلِ اللهُ كَذَا؟ فَخَرَجَ مُغْضَبًا، فَقَالَ: «أَبِهٰذَا أُمِرْتُمْ؟ أَمْ بِهٰذَا بُعِثْتُ إِلَيْكُمْ؟ أَنْ تَضْرِبُوا كِتَابَ اللهِ بَعْضَهُ بِبَعْضٍ؟» فَنَهَى عَنِ الْجِدَالِ.

165- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem odasının kapısının önünde aralarından birinin “Allah şöyle buyurmadı mı?” dediği, bir başkasının da yine “Allah şöyle buyurmadı mı?” dediği bir grubu işitmiş, bunun üzerine öfkeli bir hâlde dışarı çıkıp şöyle buyurmuştur: “Siz bununla mı emrolundunuz? Size bunun için mi, Allah’ın kitabının bir kısmını diğeriyle çarpıştırmanız için mi gönderildim?”[6] Böylece (onları) cidâlden sakındırmıştır.

وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَكْرَهُ الْمُنَاظَرَةَ، وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَمَنْ فَوْقَهُ، وَمَنْ دُونَهُ إِلَى يَوْمِنَا هٰذَا، وَقَوْلُ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ أَكْبَرُ مِنْ قَوْلِ الْخَلْقِ قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى: {مَا يُجَادِلُ فِي آيَاتِ اللّٰهِ إِلَّا الَّذِينَ كَفَرُوا} [غافر: 4].

166- İbnu Ömer radiyallahu anhuma[7], Mâlik bin Enes radiyallahu anh[8] ve günümüze kadar ondan daha üstün ve daha aşağıda olan kimseler münâzaradan hoşlanmazlardı.

Allah Azze ve Celle’nin buyruğu ise mahlûkâtın sözünden büyüktür. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah’ın âyetleri hakkında ancak inkâr edenler tartışır.” (Ğâfir 40/4)

وَسَأَلَ رَجُلٌ عُمَرَ فَقَالَ: مَا وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا؟ فَقَالَ: لَوْ كُنْتَ مَحْلُوقًا لَضَرَبْتُ عُنُقَكَ.

167- Bir adam Ömer radıyallahu anh’a “En-Nâşitâtu neştâ nedir?”[9] diye sormuş, bunun üzerine Ömer radıyallahu anh “Eğer başın tıraşlı olsaydı mutlaka boynunu vururdum” demiştir.[10]

وَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اَلْمُؤْمِنُ لَا يُمَارِي، وَلَا أَشْفَعُ لِلْمُمَارِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَدَعُوا الْمِرَاءَ لِقِلَّةِ خَيْرِهِ» .

168- Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin tartışmaya girmez. Ben de kıyâmet günü tartışmaya giren kimseye şefaat etmeyeceğim. Tartışmayı bırakın. Çünkü onun hayrı azdır.”[11]

Dipnotlar:
 1. Tabakat’ul Hanabile’de “Bir kimse sana bu babtaki bir mesele hakkında soru sorarsa” şeklindedir. Eğer bu sabitse, burada yukardaki maddede geçen Allah’ın sıfatları bahsine atıf yapılmış olmaktadır.
 
 2. Buradaki cidalden kasıd, Allah rızası taşımayan, karşısındakine üstün gelme amacı güden veyahut da kelami ve felsefi yöntemlerle yapılan münazaradır. Yoksa âlimlerden birçoğu usulüne uygun olarak bidatçilerle münazara yapmışlardır. Hatta bizzat Kur’an-ı Kerim’de usulüne uygun bir şekilde tartışmaya izin verilmiştir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

“Onlarla en güzel bir şekilde tartış!...” (Nahl 16/125)

Bu hususta 160. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.
 
 3. Ebû Sa’id el-Hasan bin Ebi’l Hasan el-Basri, Tabiin döneminin büyük imamlarındandır. 110H yılında vefat etmiştir.
 
 4. Nu’aym bin Hammad, ez-Zevaid ale’z Zühd li İbn’il Mübarek, sf 8 no: 30
 
 5. El-Lâlekâ’î, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehl’is Sünne, no: 215; Acurri, eş-Şeri’a, sf 57; İbnu Batta, el-İbane, no: 586
 
 6. Ahmed bin Hanbel, Müsned, Hadis no: 6845; İbnu Ebi Asım, es-Sünne, no: 406’da Amr bin Şuayb’tan, o babasından, o da dedesinden tarikiyle rivayet etmişlerdir. Begavi, Mesabih’us Sunne’de (no: 179) bu hadisin bir benzerini hasen hadisler arasında zikretmiştir.
 
 7. Mücahid’in naklettiğine göre İbnu Ömer radiyallahu anhuma’ya Harici liderlerinden Necdet’in bazı sözleri aktarıldığında kalbine bir şüphe düşmesi endişesiyle anlatılanları dinlemekten kaçınmıştır. (El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İtikadi Ehl’is Sunne, no: 199)
 
 8. İmam Malik’in yanına Mürcie olmakla itham edilen Ebu’l Cuveyriye isminde birisi gelip tartışmak istemiş ve aralarında şu konuşma geçmiştir: Ebu’l Cuveyriye dedi ki: Ey Ebu Abdillah! Beni az bir şey dinle ki seninle konuşayım, sana delil getireyim ve görüşümü izah edeyim! Bunun üzerine İmam Malik şöyle dedi: “Eğer bana galip gelirsen?” O zat: “Sana galip gelirsem o halde bana tabi olursun” dedi. Malik, bu sefer: “Başka birisi gelip, bizimle konuşur, bize galip gelirse?” deyince adam: “Bu sefer ona tabi oluruz” dedi. Bunun üzerine İmam şöyle dedi: Ey Allah’ın kulu! Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i bir tek dinle göndermiştir. Lakin görüyorum ki sen, bir dinden diğer bir dine geçip duruyorsun!” (İbnu Batta, el-İbanet’ul Kubra, no: 583)
 
 9. "Usulca çekip alanlara!" (en-Naziat 79/2)
 
 10. İbnu Teymiyye, hadisin Sahih olduğunu belirtir. (es-Sarim'ul Meslul, 1/188) El-Lâlekâ’î, Şerhu Usuli İ’tikadi Ehl’is Sünne, no: 1136 ve devamında nakledildiğine göre Ömer ibn'ul Hattab radiyallahu anh’a bu soruyu yönelten kişi Sabiğ bin Useyl’dir. Sabiğ, Ömer ibn'ul Hattab radiyallahu anh’ın halifeliği döneminde Medine’ye gelmiş ve Kur’an’ın müteşabihleri hakkında sorular sormaya başlamıştı. El-Lâlekâ’î’nin ve başkalarının naklettiği üzere Sabiğ: "Usulca çekip alanlara!.." (en-Naziat 79/2) ayetinin manasını sormuştu. Ömer ibn'ul Hattab radiyallahu anh hurma sapından sopalar hazırlamış ve onu huzuruna davet etmiştir. Adam gelir gelmez ismini sormuş, Sabiğ ona “Abdullah (Allah’ın kulu) Sabiğ” cevabını verince Ömer ibn'ul Hattab radiyallahu anh da ona; “ben de Abdullah (Allah’ın kulu) Ömer’im” demiş ve adamı dövmeye başlamıştır. Adamı dövmüş bir mühlet beklemiş ve tekrar tekrar (iki-üç defa) dövmüştür. Sabiğ’in kafasına, ta ki Sabiğ: "Yeter ya Emir'el Mü’mi’nin kafamdaki şüpheler dağıldı!" deyinceye kadar vurmuş. Daha sonra onu Basra’ya sürgün etmiş ve Basra emiri olan Ebû Musa el-Eş’ari radiyallahu anh’a bir mektup yazarak onu gözetim altında tutmasını ve Müslümanlardan hiç kimsenin onunla konuşmamasını emretmiştir. Bir yıl sonra Sabiğ pişmanlığını ifade edince Ömer ibn'ul Hattab radiyallahu anh onun yakasını bırakmıştır. Sabiğ o döneme kadar kavminin efendisiyken, bu olaydan sonra hiç kimse onunla konuşmamıştır. Ebû Musa radiyallahu anh, Ömer radiyallahu anh’a Sabiğ'in davranışının düzeldiğini yazdı ve Ömer radiyallahu anh insanların onunla bir arada oturmasına izin verdi. Ömer radiyallahu anh’ın “Eğer başın tıraşlı olsaydı mutlaka boynunu vururdum” demesi, bunun Haricilerin alameti olmasından kaynaklanır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Haricilerle alakalı meşhur hadiste bunu beyan etmiştir. (Buhari, Hadis no: 7562) Şatıbi, Malik bin Enes kanalıyla bu olayı nakletmiş ve şöyle demiştir: "Bu dövme olayı, ancak uygulama yapılacak (amel edilecek) bir şeyle ilgisi olmayan hususların sorulmasından dolayı olmuştur. Belki onun en-Naziat suresi 3. ayetindeki "Sabihat", Mürselat suresi 1. ayetindeki "Mürselat" ve buna benzer şeyleri sorduğu (sağda-solda) anlatılmıştır. Dövme (cezası) ancak Tenzihen Mekruh olmanın üzerinde bir suç işleme durumunda olur. Çünkü hiçbir müslümanın kanı ve ırzı Tenzihen Mekruh olan bir iş işleme durumunda Mubah görülemez. Ömer radiyallahu anh’ın onu dövmesi dinde bir icad yapılıp, bunun da amel edilecek/işe yarayacak bir şeyle meşgul olunması korkusundandır. Ayrıca Ömer radiyallahu anh bu davranışın benzerlerine yol açmasından endişe ettiği için Sabiğ'i cezalandırmıştır. Böylece Kur’an’daki müteşabihatın araştırılması yolunun önünü kesmek için bu uygulamaya başvurmuştur. (...) Sabiğ olayının benzeri pekçok örnekler vardır. Bu örnekler gösteriyor ki insanlara göre önemsiz/basit görülen bid’at aslında basit birşey değildir." (Şatıbi, el-İ’tisam, 2/536-537 Thk: Hilali; Türkçesi için bkz. İmam Şatıbi, el-İ’tisam, Kitap Dünyası Yayınları: 2/72-73.) Buna göre Sabiğ’in bu şekilde cezalandırılması, mücerred ayetin tefsiri hakkında soru sormasından değil, dini konuları tartışmaya açması ve müteşabihlere dalmasından dolayıdır. Vallahu a’lem.
 
 11. Taberânî el-Mu’cemu’l Kebîr’de (7659) rivâyet etmiştir. İsnadındaki Kesîr bin Mervân’dan dolayı çok zayıf bir hadistir. İbnu Hibban, el-Mecruhin adlı eserinde (2/225-226) bu kişiden rivayet etmenin helal olmadığını ifade etmiştir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #126 : 12.03.2020, 01:15 »
Bir Kimse Ehli Sünnetin Bütün Esaslarını Kabul Etmedikçe Ehli Sünnet Sayılmaz

وَلَا يَحِلُّ لِرَجُلٍ مُسْلِمٍ أَنْ يَقُولَ: فُلَانٌ صَاحِبُ سُنَّةٍ حَتَّى يَعْلَمَ مِنْهُ أَنَّهُ قَدِ اجْتَمَعَتْ فِيهِ خِصَالُ السُّنَّةِ، فَلَا يُقَالُ لَهُ: صَاحِبُ سُنَّةِ حَتَّى تَجْتَمِعُ فِيهِ السُّنَّةُ كُلُّهَا.

169- Hiçbir müslüman kimseye, birisinde sünnetin bütün hasletlerinin toplanmış olduğunu bilmedikçe onun hakkında “Falanca sünnet ehlidir” demesi helâl olmaz. Sünnetin bütün hasletleri onda toplanmadıkça ona sünnet ehli denmez.[1]

Dipnotlar:
 1. Ahmed bin Hanbel rahimehullah şöyle demiştir:

مَنْ تَرَكَ مِنْهَا خُصْلَةً لَمْ يَقْبَلْهَا وَيُؤْمِنْ بِهَا لَمْ يَكُنْ مِنْ أَهْلِهَا “Ondan (yani sünnetten) herhangi bir hasleti terkeden, onu kabul etmeyen, ona iman etmeyen kimse, onun ehlinden sayılmaz.” (Usul’us Sunne, sf 17)

Burada sünnetten kasıd, yukarda da çeşitli vesilelerle açıklandığı gibi itikadi manadadır yani Ehli Sünnet akidesinin bütün prensiplerini kabul etmeyen bir kimse onlardan sayılmaz manasındadır. Sonraki devirlerde “Ehli Sünnet ” ya da “Sünni” tabirleri, neredeyse Alevi ve Şii olmayan herkes için kullanılır olmuştur. Bu anlamda Eşariler, Maturidiler hatta Mürcie, Mutezile vesaire dahi Ehli Sünnet’in içinde mütalaa edilmiştir. Lakin gerçek manada Ehli Sünnet tabiri, ancak selefe tam manasıyla tabi olan kimseler hakkında kullanılabilir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #127 : 12.03.2020, 01:16 »
Bütün Dalalet Fırkalarının Esasını Teşkil Eden Dört Temel Bid’at Fırkası ve Bunlardan Kurtulma Yolları

وَقَالَ عَبْدُ اللهِ بْنُ الْمُبَارَكِ: أَصْلُ اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ هَوًى: أَرْبَعَةُ أَهْوَاءٍ، فَمِنْ هٰذِهِ الْأَرْبَعَةِ الْأَهْوَاءِ تَشَعَّبَتِ الاِثْنَانِ وَسَبْعُونَ هَوًى: اَلْقَدَرِيَّةُ، وَالْمُرْجِئَةُ، وَالشِّيعَةُ، وَالْخَوَارِجُ.

170- Abdullah bin el-Mubârek şöyle demiştir: “Yetmiş iki bid’atin aslı dört bid’attir. Yetmiş iki bid’at bu dört bid’atten dallanıp budaklanmıştır: Kaderiyye, Mürcie, Şîa ve Havâric.”[1]

فَمَنْ قَدَّمَ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ وَعَلِيًّا رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ عَلَى جَمِيعِ أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَلَمْ يَتَكَلَّمْ فِي الْبَاقِينَ إِلَّا بِخَيْرٍ، وَدَعَا لَهُمْ، فَقَدْ خَرَجَ مِنَ التَّشَيُّعِ أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ.

171- Kim Ebû Bekr’i, Ömer’i, Osmân’ı ve Ali’yi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbının tamamının önüne geçirir, diğerlerini de ancak hayırla anar ve onlar için duâ ederse Teşeyyu’nun (Şiîliğin) başından ve sonundan kurtulmuş olur.[2]

وَمَنْ قَالَ: اَلْإِيمَانُ قَوْلٌ وَعَمَلٌ، يَزِيدُ وَيَنْقُصُ، فَقَدْ خَرَجَ مِنَ الْإِرْجَاءِ أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ.

172- Kim “İman söz ve ameldir, artar ve eksilir” derse ircânın başından ve sonundan kurtulmuş olur.[3]

وَمَنْ قَالَ: اَلصَّلَاةُ خَلْفَ كُلِّ بَرٍّ وَفَاجِرٍ، وَالْجِهَادُ مَعَ كُلِّ خَلِيفَةٍ، وَلَمْ يَرَ الْخُرُوجَ عَلَى السُّلْطَانِ بِالسَّيْفِ، وَدَعَا لَهُمْ بِالصَّلَاحِ، فَقَدْ خَرَجَ مِنْ قَوْلِ الْخَوَارِجِ أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ.

173- Kim “İyi veya fâcir her imamın arkasında namaz kılmak, her halîfeyle cihâda çıkmak câizdir” derse, sultâna kılıç ile başkaldırmayı câiz görmezse, onların salâhı (iyiliği) için duâ ederse Hâricîler’in görüşünün başından ve sonundan kurtulmuş olur.[4]

وَمَنْ قَالَ: اَلْمَقَادِيرُ كُلُّهَا مِنَ اللهِ  عَزَّ وَجَلَّ خَيْرُهَا وَشَرُّهَا، يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ، وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ، فَقَدْ خَرَجَ مِنْ قَوْلِ الْقَدَرِيَّةِ، أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ، وَهُوَ صَاحِبُ سُنَّةٍ.

174- Kim “Hayrıyla şerriyle takdirlerin tamamı Allah’tandır; O dilediğini saptırır, dilediğine hidâyet eder” derse Kaderiyye’nin görüşünün başından ve sonundan kurtulmuş olur. İşte bu kimse sünnet ehlidir.

Dipnotlar:
 1. İbnu Batta “el-İbane” adlı eserinde şöyle demektedir:

حَدَّثَنَا أَبُو الْقَاسِمِ حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ الرَّازِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ عِيسَى، قَالَ: قَالَ حَفْصُ بْنُ حُمَيْدٍ: قُلْتُ لِعَبْدِ اللّٰهِ بْنِ الْمُبَارَكِ: عَلَى كَمِ افْتَرَقَتْ هٰذِهِ الْأُمَّةُ؟ فَقَالَ: "اَلْأَصْلُ أَرْبَعُ فِرَقٍ: هُمُ الشِّيعَةُ، وَالْحَرُورِيَّةُ وَالْقَدَرِيَّةُ وَالْمُرْجِئَةُ فَافْتَرَقَتِ الشِّيعَةُ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَعِشْرِينَ فِرْقَةً، وَافْتَرَقَتِ الْحَرُورِيَّةُ عَلَى إِحْدَى وَعِشْرِينَ فِرْقَةً، وَافْتَرَقَتِ الْقَدَرِيَّةُ عَلَى سِتَّ عَشْرَةَ فِرْقَةً، وَافْتَرَقَتِ الْمُرْجِئَةُ عَلَى ثَلَاثَ عَشْرَةَ فِرْقَةً " قَالَ: قُلْتُ: يَا عَبْدَ الرَّحْمٰنِ: لَمْ أَسْمَعْكَ تَذْكُرُ الْجَهْمِيَّةَ قَالَ: إِنَّمَا سَأَلْتَنِي عَنْ فِرَقِ الْمُسْلِمِينَ

“Bize Ebu’l Kasım Hafs bin Ömer haber verdi ve dedi ki: Bize Ebu Hatim er-Razi haber verdi ve dedi ki: Bize Yahya bin Zekeriyya bin İsa haber verdi ve dedi ki: Hafs bin Yahya şöyle demiştir: Abdullah bin Mübarek’e “Bu ümmet kaç fırkaya ayrılmıştır” diye sordum. O şöyle cevap verdi: “Esasta dört fırkadır. Bunlar Şia, Haruriyye (Hariciler), Kaderiyye ve Mürcie. Şia, 22 fırkadır. Haruriyye 21 fırkadır. Kaderiyye 16 fırkadır. Mürcie ise 13 fırkadır.” (Bu da toplamda 72 fırka yapmaktadır. Müt.) Bunun üzerine soruyu soran şöyle dedi: “Ey Ebu Abdirrahman, Cehmiyye’den bahsettiğini duymadım!” İbn Mübarek şöyle cevap verdi: “Sen bana Müslümanların fırkaları hakkında sordun!” (İbnu Batta, el-İbane, 1/380 no: 278)

Bu hususta ayrıca 113. Madde ve açıklamasına müracaat ediniz.

Böylece anlaşılıyor ki sahabeden herhangi birisine, bilhassa da Ali radiyallahu anh ve ehl-i beyte haksızlık ettiği iddiasıyla dil uzatan herhangi bir kimsede az veya çok Şiilikten bir pay vardır. Günümüzde Ehli Sünnet’ten olduğunu iddia eden birçok kimse bu tür gerekçelerle Osman, Muaviye, Amr bin As ve de genel olarak Cemel ve Sıffin ashabına radiyallahu anhum ecmain dil uzatabilmektedir. İşte bütün bunlar, sahabeye dil uzattıkları oranda Şiilikten nasiplerini almışlardır. Vallahu a’lem.
 
 2. Böylece anlaşılıyor ki sahabeden herhangi birisine, bilhassa da Ali radiyallahu anh ve ehl-i beyte haksızlık ettiği iddiasıyla dil uzatan herhangi bir kimsede az veya çok Şiilikten bir pay vardır. Günümüzde Ehli Sünnet’ten olduğunu iddia eden birçok kimse bu tür gerekçelerle Osman, Muaviye, Amr bin As ve de genel olarak Cemel ve Sıffin ashabına radiyallahu anhum ecmain dil uzatabilmektedir. İşte bütün bunlar, sahabeye dil uzattıkları oranda Şiilikten nasiplerini almışlardır. Vallahu a’lem.
 
 3. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre “İman artar ve eksilir” diyen birisi hakkında şöyle demiştir:

هٰذَا بَرِيءٌ مِنَ الْإِرْجَاءِ

“İşte bu kimse, irca’dan beri olmuştur!” (Hallal, es-Sunne, no: 1009)

İmamların bu ve benzeri sözleri, “her kim böyle der ve buna muhalif olacak başka bir görüş ortaya atıp bu sözle çelişmezse” şeklinde anlaşılmalıdır. Zira Mürcie fırkalarından iman artar, eksilir diyenler vardır. Mesela Eşarilerden bir kısmı böyle demektedir. Keza Mürcie’den olup da iman, söz ve ameldir diyenler olduğunu Harb el-Kirmani rahimehullah beyan etmiştir. Bununla beraber bu bahsettiği fırka imanda –inşallah müminim diyerek- istisnada bulunmayı kabul etmemişlerdir. (Mesail’u Harb, sf 1015) Günümüzde de “amel imandandır” diyen ve Ehli Sünnet’in iman hususundaki sözlerini kâğıt üstünde kabul eden,  ondan sonra da Mürcie’nin bile söylemeye cesaret edemeyeceği görüşlere saplanan kimseler vardır. Mesela, bunlardan bazıları Allaha ve Rasülüne söven kimsenin, cahil olduğu takdirde küfre düşmeyeceğini söyleyecek duruma gelmiştir. Bu kimseler, bu tarz görüşlerinden vazgeçmedikleri müddetçe sırf Ehl-i Sünnetin bazı görüşlerini lafzen kabul ediyorlar diye irca’dan beri olmuş olmazlar. Zira bu sözleri, diğer sözlerini nakzetmektedir. Bir kimse hakkında hüküm verirken bir sözünü esas alıp, diğer sözünü görmezden gelmek ise adaletli bir yaklaşım olmaz. Vallahu a’lem.
 
 4. Şeyhin bu sözü de, diğer fırkalarla alakalı bu babta söylediği diğer sözleri de tıpkı yukardaki Mürcie hakkındaki sözü gibi değerlendirilmeli ve bu genel hükmün istisnaları olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Zira günümüzde kendisini Ehli Sünnet’e nisbet ettiği halde bu Harici fikriyatından bir kısmını veya hepsini savunanlar olduğu gibi, bütün bu hususları kabul ettiği halde bir yandan bazı büyük günahları küfür görmeye yakın sözler sarfeden ve başka konularda Haricilere yakın görüşlere sahip olan kimseler bulunmaktadır. Ehli Sünnet’in bu zikredilen hususlardaki görüşlerini yakinen bilen ve manasını iyice kavrayan, bunlara kati bir şekilde iman eden bir kimse ise elbetteki Haricilikten beri olmuş olur.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #128 : 14.03.2020, 00:53 »
İmamiyye Şia’sının Bazı Küfür İtikadları

وَبِدْعَةٌ ظَهَرَتْ، هِيَ كُفْرٌ بِاللهِ الْعَظِيمِ، وَمَنْ قَالَ بِهَا فَهُوَ كَافِرٌ بِاللهِ لَا شَكَّ فِيهِ: مَنْ يُؤْمِنُ بِالرَّجْعَةِ، وَيَقُولُ: عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ حَيٌّ، وَسَيَرْجِعُ قَبْلَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، وَجَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ وَمُوسَى بْنُ جَعْفَرٍ، وَيَتَكَلَّمُونَ فِي الْإِمَامَةِ، وَأَنَّهُمْ يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ، فَاحْذَرْهُمْ؛ فَإِنَّهُمْ كُفَّارٌ بِاللهِ الْعَظِيمِ، وَمَنْ قَالَ بِهٰذَا الْقَوْلِ.

175- Yine bir bid'at vardır ki Azîm olan Allah’a karşı küfürdür. Bu görüşü savunan kimse hiç şüphesiz Allah’a karşı kâfirdir. (Bu görüşteki kimseler) ric’ate[1] inanırlar, “Alî bin Ebî Tâlib diridir; kıyâmet gününden önce o, Muhammed bin Alî[2], Ca’fer bin Muhammed[3] ve Mûsâ bin Ca’fer[4] geri gelecektir” derler. İmâmet hakkında konuşurlar. İmamların gaybı bildiklerini söylerler. Onlardan uzak dur. Çünkü onlar ve bu görüşe sâhip olan herkes Azîm olan Allah’a karşı kâfirdirler.[5]

Dipnotlar:
 1. Şia inançları arasında yeralan Ric’at (hayata yeniden dönme), daha önceden yaşamış ve ölmüş olan bazı kişilerin Kıyamet’e yakın bir zamanda yeniden dünyaya döneceklerine dair bir inançtır. Temeli; ahiretten önce dünyada Ebû Bekir ve Ömer ibn'ul Hattab gibi ashabdan ve sonraki dönemlerdeki Ehli Sünnet’ten intikam almaları için bunların ve onlardan güya intikam alacak olan Ehli beyt mensubu başkalarının diriltileceği inancına dayanmaktadır. Bu konuda, mezheplerince Sahih saydıkları birtakım uydurma rivayetler ve konuyla alakasız bazı ayetleri delil olarak ileri sürmüşlerdir. Cahil ve azgınların şerrinden ve bu iddiaların tümünden Allah'a sığınılır. Bu ricat görüşünün küfür olma yönünü ise Ebu’l Huseyn el-Malati (v. 377H) şöyle açıklamaktadır:

“Onların ricat inancında da Allahu Teâla’nın şu kavlinin yalanlanması sözkonusudur: “Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında (geriye dönmekten onları alıkoyan) bir engel vardır.” (Mü’minun 23/100) Kabir ehlinin kıyamet gününe kadar dirilmeyeceklerini haber vermektedir. Her kim Kuran’ın bu hükmüne muhalefet ederse kâfir olur.” (et-Tenbih ve’r Redd, sf 19)

Malati rahimehullah’ın zikrettiği ayet, siyakıyla beraber şu şekildedir:


حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

“Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.” (Mü’minun 23/99-100)

Ayet-i kerimede, dünyaya dönerek salih bir insan olmayı isteyen kişinin bu isteği reddedilerek ölen birisinin artık dünyaya tekrar dönmesinin imkânsız olduğu vurgulanmıştır. İslamla bağdaştırılması mümkün olmayan bu ric’at (geri dönüş) inancının bazı batıl dinlerde yer alan tenasüh (reenkarnasyon, ruh göçü) inancından ilham alarak teşkil edildiği söylenmiştir. Vallahu a’lem.
 
 2. Bundan kasıt Hüseyin radiyallahu anh’ın torunu Ebû Ca’fer Muhammed el-Bakır’dır. Sika, güvenilir bir imam olup H114 senesinde vefat etmiştir. O ve burada ismi geçen diğer zatların hepsi, İmamiye/İsnaaşeriyye Şia’sının masum kabul ettiği 12 imam arasında yer almaktadır. Onlar, Rafizilerin kendileri hakkında uydurduğu şeylerden beridirler.
 
 3. Bundan kasıd, Ehli beytin meşhur imamlarından olan Ca’fer es-Sadık rahimehullah’tır. H148 senesinden vefat etmiştir.
 
 4. Bu zat, yine Ehli beyt mensubu imamlardan Musa el-Kazım rahimehullah’tır. H183 senesinden vefat etmiştir.
 
 5. Allahu teala şöyle buyurmuştur:

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلاَ يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا إِلاَّ مَنِ ارْتَضَى مِنْ رَسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا

“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açmaz (ona muttali kılmaz). Ancak Rasûlleri içinde râzı olduğu kimseler müstesnâ. Çünkü Rasûl’ün önüne ve arkasına izleyiciler (gözetleyiciler) dizer.” (el-Cinn 72/26-27)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #129 : 14.03.2020, 00:55 »
Tafdil Şia’sı Hakkında

قَالَ طُعْمَةُ بْنُ عَمْرٍو ، وَسُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ: مَنْ وَقَفَ عِنْدَ عُثْمَانَ وَعَلِيٍّ فَهُوَ شِيعِيٌّ لَا يُعَدَّلُ، وَلَا يُكَلَّمُ، وَلَا يُجَالَسُ. وَمَنْ قَدَّمَ عَلِيًّا عَلَى عُثْمَانَ فَهُوَ رَافِضِيٌّ قَدْ رَفَضَ أَمْرَ أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. وَمَنْ قَدَّمَ الْأَرْبَعَةَ عَلَى جَمَاعَتِهِمْ، وَتَرَحَّمَ عَلَى الْبَاقِينَ، وَكَفَّ عَنْ زَلَلِهِمْ فَهُوَ عَلَى طَرِيقِ الْاِسْتِقَامَةِ وَالْهُدَى فِي هٰذَا الْبَابِ.

176- Tu’me b. Amr[1] ve Süfyân b. Uyeyne[2] şöyle demiştir: “Kim Osman ve Alî hakkında duraksarsa (ve Osman’ın Ali’ye üstün olduğunu söylemezse) Şiîdir. Âdil sayılmaz. Onunla konuşulmaz. Onunla beraber oturulmaz. Kim de Ali’yi Osman’ın önüne geçirirse Râfızîdir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbının yolunu[3] reddetmiştir.”[4]

Kim dördünü onların tamamının önüne geçirirse, kalanlar için Allah’tan rahmet dilerse ve onların hataları hakkında konuşmazsa işte o bu konuda istikâmet ve hidâyet üzeredir.

Dipnotlar:
 1. Tu’me bin Amr el-Amiri el-Kufi. İbn Main ve başkaları tarafından güvenilir addedilmiştir.168H yılında vefat etmiştir. (İbnu Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/12; es-Safedi, el-Vafi bi’l Vefayat, 16/254 ve diğer kaynaklar)
 
 2. Şeyh’ul İslam ve Hafız Ebû Muhammed Süfyan bin Uyeyne (107H-198H) el-Kufi ve sonraları el-Mekki’dir. Süfyan bin Uyeyne’nin güvenilirliği konusunda muhaddislerin müttefik olduğu ve onu saduk, imam, âlim, sebt, huccet, zahid ve sika gibi tadil lafızlarıyla tezkiye ettikleri görülmektedir.
 
 3. Bu ifade Tabakat’ul Hanabile’de “asarını” yani rivayetlerini reddetmiştir, şeklindedir.
 
 4. Berbehârî rahimehullah’ın bu iki imama nisbet ettiği sözün kaynağını bubulamadım. Bilakis, Hallal bu hususta şöyle bir rivayette bulunmuştur:

كَتَبَ إِلَيَّ أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ الْوَرَّاقُ مِنَ الْمَوْصِلِ، قَالَ: ثَنَا بَكْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ،عَنْ أَبِي عَبْدِ اللّٰهِ وَسَأَلَهُ عَمَّنْ قَالَ: أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعَلِيٌّ وَعُثْمَانُ؟ فَقَالَ: "مَا يُعْجِبُنِي هٰذَا الْقَوْلُ، قُلْتُ: فَيُقَالُ: إِنَّهُ مُبْتَدِعٌ؟ قَالَ: أَكْرَهُ أَنْ أُبَدِّعَهُ، اَلْبِدْعَةُ الشَّدِيدَةُ، قُلْتُ: فَمَنْ قَالَ: أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعَلِيٌّ وَسَكَتَ فَلَمْ يُفَضِّلْ أَحَدًا؟ قَالَ: لَا يُعْجِبُنِي أَيْضًا هٰذَا الْقَوْلُ، قُلْتُ: فَيُقَالُ: مُبْتَدِعٌ؟ قَالَ: لَا يُعْجِبُنِي هٰذَا الْقَوْلُ، قَالَ أَبُو عَبْدِ اللّٰهِ: يُرْوَى عَنْ عِدَّةٍ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُمْ فَضَّلُوا عُثْمَانَ

“Bana, Ahmed bin Hasen el-Verrak Musul’dan yazdı ve dedi ki: Bana Bekr bin Muhammed’in, babasından naklettiğine göre Ebûbekr, Ömer, Ali, Osman diyen birisi hakkında Ebû Abdillah’a (İmam Ahmed’e) sorduğunda o, şöyle demiştir: Bu söz, hoşuma gitmiyor. (Ravi diyor ki) Dedim ki: Böyle diyen birisi bid’atçidir denilir mi? Ahmed: ‘Onu bid’atle itham etmeyi doğru bulmuyorum, bid’at ağır bir ithamdır’ dedi. Dedim ki: Ebûbekr, Ömer, Ali deyip susan ve hiç birini diğerine üstün tutmayan kişi hakkında ne dersin? Bu da hoşuma gitmiyor, dedi. Buna bid’atçı denilir mi, dedim. Bu söz de benim hoşuma gitmiyor, dedi. Ebû Abdillah, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının birçoğundan Osman’ı (Aliden) üstün saydıkları rivayet edilmiştir, dedi.”  (Hallal, es-Sunne, no: 527)

Şeyh’ul İslam İbnu Teymiyye rahimehullah, “Vasitiye Akidesi” adlı eserinin son kısımlarına doğru şu ifadeyi kullanmıştır:

"Mü’minlerin emiri Ali bin Ebi Talib radiyallahu anh’dan mütevatir nakil ile gelmiş olan: Bu ümmetin peygamberinden sonra en hayırlıları Ebû Bekir, sonra Ömer’dir, şeklindeki naklin gereğini ikrar ve kabul ederler. Üçüncü olarak Osman ve dördüncü olarak Ali radiyallahu anhum’un faziletli olduğunu söylerler. Nitekim rivayetler de buna böylece delâlet ettiği gibi ashab-ı kiram da (halifeliğe) bey’at hususunda Osman radiyallahu anh’ın öncelenmesini icma ile kabul etmişlerdir. Bununla birlikte bazı Ehl-i Sünnet mensubu kimseler, Ebû Bekir ile Osman radiyallahu anh’ın öne geçirilmelerini ittifak ile kabul etmekle birlikte Osman ile Ali radiyallahu anhuma’dan hangisinin faziletli olduğu hususunda ihtilaf etmiş bulunuyorlar. Kimileri Osman’ı öncelemiş ve başka bir şey söylememiş yahut da dördüncü olarak Ali’yi saymışlar, kimileri de Ali’yi öncelemiş, kimileri ise bu konuda bir şey söylememişlerdir. Fakat nihayetinde Ehl-i Sünnet, Osman radiyallahu anh’ın efdal olduğuna, ondan sonra da Ali’nin geldiğine karar kılmışlardır. Bununla birlikte bu mesele -Osman ve Ali meselesi- Ehl-i sünnet’in cumhur’unun kanaatine göre bu hususta muhalif kanaat kabul eden kimselerin sapık kabul edileceği esas meselelerden değildir. [Fakat kişinin sapık olduğuna hüküm verilmesine sebeb teşkil eden mesele] hilafet meselesidir. Çünkü onlar (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra halifeliğin (sırasıyla) Ebû Bekir, Ömer, sonra Osman, sonra da Ali’ye geçtiğine inanırlar. Bunlardan herhangi birisinin halifeliğine dil uzatan bir kimse evindeki eşşeğinden de daha şaşkındır."

Buna göre, Şeyh’in “Kim de Ali’yi Osman’ın önüne geçirirse râfızîdir.” Sözünden kasıd, Osman radiyallahu anh’ın hilafetinin sahih olmadığını, Ali radiyallahu anh’ın ondan önce hilafete geçmesi gerektiğini ileri sürenler ise bunların Rafizi olduğunda ve Şeyhulislam’ın tabiriyle “evindeki eşşekten daha şaşkın” olduğunda bir şüphe yoktur. Lakin hilafet bakımından değil de fazilet bakımından Ali radiyallahu anh’ın Osman radiyallahu anh’tan üstün olduğunu söylerse bunlara “tafdil şiası” denilir ve bu tafdil görüşü az da olsa Ehli Sünnet’in içinde yer bulmuş, Ebû Hanife gibi Iraklı bazı âlimlerden ve başkalarından rivayet edilmiştir. İbnu Hacer, bu görüşte olanlar arasında Süfyan es-Sevri ve İbnu Huzeyme’nin ismini de zikretmiştir. (Lisan’ul Mizan, 1/78, no: 215) Eğer, İmam Berbehârî’nin kasdı, bu tafdil görüşünü de bir sapıklık ve Rafizilik olarak nitelemek ise bunun hata ve mübalağa olduğunda şüphe yoktur. Vallahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #130 : 15.03.2020, 00:33 »
Aşere-i Mübeşşere’nin Cennetlik Olduğuna İman

وَالسُّنَّةُ أَنْ تَشْهَدَ أَنَّ الْعَشَرَةَ الَّذِينَ شَهِدَ لَهُمْ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْجَنَّةِ أَنَّهُمْ فِي الْجَنَّةِ لَا شَكَّ فِيهِ. وَلَا تُفْرِدْ بِالصَّلَاةِ عَلَى أَحَدٍ، إِلَّا لِرَسُولِ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَلَى آلِهِ فَقَطٌ.

177- Sünnet, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in cennetlik olduklarına şehâdet ettiği on kişinin hiç şüphesiz cennetlik olduklarına şehâdet etmendir.[1] Ayrıca, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve âilesinden başka hiç kimseye tek başına salât etme.[2]

Dipnotlar:
 1. "Aşere-i Mübeşşere" terimi, henüz yaşamakta oldukları dönemde cennet ile müjdelenmiş on sahabeyi ifade etmek üzere kullanılan bir terimdir. Yaşarken cennet ile müjdelenen on sahabe şunlardır: Ebû Bekir es-Siddik, Ömer ibn'ul Hattab, Osman bin Affan, Ali bin Ebi Talib, Talha bin Ubeydillah, Zübeyr bin Avvam, Abd’ur Rahman bin Avf, Sa'd bin Ebi Vakkas, Sa’id bin Zeyd ve Ebû Ubeyde bin Cerrah. (Allah hepsinden razı olsun) Sa’id bin Zeyd radiyallahu anh dedi ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle söylediğini işittim:

عَشَرَةٌ فِي الْجَنَّةِ: أَبُو بَكْرٍ فِي الْجَنَّةِ، وَعُمَرُ فِي الْجَنَّةِ، وَعُثْمَانُ وَعَلِيٌّ وَالزُّبَيْرُ وَطَلْحَةُ وَعَبْدُ الرَّحْمٰنِ وَأَبُو عُبَيْدَةَ وَسَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ. قَالَ: فَعَدَّ هٰؤُلاَءِ التِّسْعَةَ وَسَكَتَ عَنِ الْعَاشِرِ، فَقَالَ الْقَوْمُ: نَنْشُدُكَ اللّٰهَ يَا أَبَا الْأَعْوَرِ مَنِ الْعَاشِرُ؟ قَالَ: نَشَدْتُمُونِي بِاللّٰهِ، أَبُو الْأَعْوَرِ فِي الْجَنَّةِ

"On kişi cennettedir. Ebû Bekir cennettedir, Ömer cennettedir ve de Osman, Ali, Zübeyr, Talha, Abd’ur Rahman bin Avf, Ebû Ubeyde, Sa'd bin ebi Vakkas da cennettedir. (Ravi der ki: Said bin Zeyd) bu dokuz tanesini sayıp onuncuda sükût etti. Dinleyenler: Ey Ebû’l A’ver, Allah için söyle, onuncu kim? diye sordular. (Bu taleb üzerine): Benden Allah için istekte bulundunuz, Ebû’l A’ver (yani Said bin Zeyd’in kendisi) de cennettedir, dedi." (Tirmizi, Hadis no: 3748) Aşere-i Mübeşşere ismi verilen cennetle müjdelenmiş on sahabi hakkında 28-29. Maddeler ve açıklamalarına müracaat ediniz.
 
 2. İbn’ul Kayyim rahimehullah, “Cila’ul Efham” adlı eserinde bu konuyu geniş şekilde ele almıştır. Onun da zikrettiği gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den başkasına salavat getirmenin hükmü hakkında ulema arasında ihtilaf vardır. Bir grup bunun caiz olduğunu söylerken, Cumhur ise; Peygamberler’den başkasına salat gönderilmeyeceği kanaatindedir. Her iki taraf da kendisine göre deliller zikretmiştir. İbn’ul Kayyim rahimehullah, Rafizilerin sadece Ali radiyallahu anh gibi ehli beyt imamlarının ismi anıldığında salat u selam getirmeleri, ondan daha hayırlılar anıldığında getirmemeleri gibi belli kişi ve topluluklara bunun has kılınması ve şiar edinilmesi halinde bu uygulamanın haram olacağını, aksi takdirde bir şiar edinmeksizin bazı durumlarda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışındaki kişilere salat getirilebileceğini ifade etmiştir. (Cila’ul Efham, sf 457 ve devamı; Türkçesi için bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, Salavatın 40 Fazilet ve Faydası, sf 366 ve devamı, Menhec Yay.) Öyle görünüyor ki bu hususta daha çok bid’at ehline muhalefet ön plandadır. Berbehârî’nin bu kitapta bu konuya yer vermesinin sebebi de daha çok Rafizilerin bu uygulamasını reddetme maksatlı gözükmektedir. Vallahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #131 : 15.03.2020, 00:34 »
Osman radiyallahu anh Mazlum, Onu Öldüren Zalimdir

وَتَعْلَمُ أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قُتِلَ مَظْلُومًا، وَمَنْ قَتَلَهُ كَانَ ظَالِمًا.

178- Osman (radıyallahu anh)’ın mazlûm olarak öldürüldüğünü ve onu öldürenlerin zâlim olduğunu bilmelisin.[1]

Dipnotlar:
 1. İbnu Ömer radiyallahu anhuma’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

ذَكَرَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِتْنَةً، فَمَرَّ رَجُلٌ فَقَالَ: " يُقْتَلُ فِيهَا هٰذَا لْمُقَنَّعُ يَوْمَئِذٍ مَظْلُومًا "، قَالَ: فَنَظَرْتُ، فَإِذَا هُوَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem (vuku bulacak) bir fitneden bahsetti. O sırada bir adam geçti, bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Şu yüzü kapalı kişi o fitnede mazlum olarak öldürülecektir! (İbnu Ömer) dedi ki: Bir de baktım ki o, Osman bin Affan’dır…” [Ahmed bin Hanbel, Müsned, Hadis no: 5953. Tirmizi de Hadis no: 3708’de hadisi muhtasaran rivayet etmiş ve hasen garib olduğunu söylemiştir. İbnu Hacer ise hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiştir. (Feth’ul Bari 7/38)]

Böylece, Osman radiyallahu anh’ın öldürülmeyi hak ettiğini savunan Rafiziler ve Hariciler’in bu sapıkça düşüncelerinin batıllığı ortaya çıkmaktadır…
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #132 : 16.03.2020, 01:45 »
Ehli Sünnet Akidesinin Tek Bir Meselesinde Dahi Duraksayan Kişi Bidat Ehlidir

فَمَنْ أَقَرَّ بِمَا فِي هٰذَا الْكِتَابِ، وَآمَنَ بِهِ وَاتَّخَذَهُ إِمَامًا، وَلَمْ يَشُكَّ فِي حَرْفٍ مِنْهُ، وَلَمْ يَجْحَدْ حَرْفًا وَاحِدًا، فَهُوَ صَاحِبُ سُنَّةٍ وَجَمَاعَةٍ، كَامِلٌ، قَدْ كَمُلَتْ فِيهِ السُّنَّةُ، وَمَنْ جَحَدَ حَرْفًا مِمَّا فِي هٰذَا الْكِتَابِ، أَوْ شَكَّ فِي حَرْفٍ مِنْهُ أَوْ وَقَفَ فَهُوَ صَاحِبُ هَوًى. وَمَنْ جَحَدَ أَوْ شَكَّ فِي حَرْفٍ مِنَ الْقُرْآنِ، أَوْ فِي شَيْءٍ جَاءَ عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، لَقِيَ اللهَ تَعَالَى مُكَذِّبًا، فَاتَّقِ اللهَ وَاحْذَرْ وَتَعَاهَدْ إِيمَانَكَ.

179- Kim bu kitapta bulunanları ikrâr eder, onlara iman eder, onları rehber edinirse, onların bir harfi hakkında bile şüphe etmez, onların bir harfini bile inkâr etmezse; işte o kâmil manada sünnet ve cemaat ehlidir. Sünnet onda kâmil olarak bulunmaktadır. Kim de bu kitapta bulunanlardan bir harfini inkâr eder ya da onlardan bir harf hakkında şüpheye düşerse veya duraksarsa, işte o bid’at ehlidir.[1] Kim Kur’ân’ın bir harfini ya da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen bir şeyi inkâr ederse ya da bunlar hakkında şüphe ederse Allah’ın huzûruna inkârcı olarak çıkar. Şu hâlde Allah’tan kork! Sakın! İmanını koru!

Dipnotlar:
 1. Şeyhin buna benzer sözleri daha önce geçmişti. 113 ve 116. Maddelerin açıklamasına müracaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #133 : 16.03.2020, 01:46 »
Allah’a İsyan Edene Yardım Etmemek Sünnet’tendir

وَمِنَ السُّنَّةِ أَنْ لَا تُعِينَ أَحَدًا عَلَى مَعْصِيَةِ اللهِ، وَلَا أُولِي الْخَيْرِ وَلَا الْخَلْقِ أَجْمَعِينَ، وَلَا طَاعَةَ لِبَشَرٍ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ، وَلَا تُحِبُّ عَلَيْهِ أَحَدًا ، وَاكْرَهْ ذٰلِكَ كُلَّهُ لِلّٰهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى.

180- Allah’a karşı masiyet işleyecek birine -ne hayır sâhiplerine[1] ne de halktan herhangi birine- yardımcı olmaman da sünnettendir.[2] Allah’a isyan hususunda beşere itaat edilmez.[3] Hiç kimseyi Allah’tan çok sevme[4] ve bunların hepsinden (nefret edilmesi gereken durumlarda) Allah Tebâreke ve Teâlâ için nefret et!

Dipnotlar:
 1. Bu ifade bazı nüshalarda “ebeveyne (anne babaya)” şeklinde geçmektedir. Eğer “hayır sahipleri” ifadesi sabitse bundan mal sahibi, zengin olanlar kasdedilmesi mümkündür. Veyahut da zahirde hayır ehli gibi gözüken birisinin bu görüntüsüne aldanarak onun şerli işlerine yardımcı olmanın nehyedilmesi de murad edilebilir.
 
 2. Allahu Teâla şöyle buyuruyor:

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ

“İyilik ve takva üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın!” (Maide 5/2)
 
 3. Şeyhin buna benzer sözleri daha önce geçmişti. 34. ve 42. Maddelere ve açıklamalarına müracaat ediniz.
 
 4. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ أَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ

“İnsanlardan, Allah’ın dışında birtakım niddler (denkler ve ortaklar) edinenler vardır. Öyle ki onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgisi ise daha fazladır.” (Bakara 2/165)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #134 : 17.03.2020, 00:28 »
Bütün Günahlardan Tevbe Etmek Farzdır

وَالْإِيمَانُ بِأَنَّ التَّوْبَةَ فَرِيضَةٌ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَتُوبُوا إِلَى اللهِ تَعَالَى مِنْ كَبِيرِ الْمَعَاصِي وَصَغِيرِهَا.

181- Tevbenin, büyük ve küçük günahlardan Allah Teâlâ’ya tevbe etmenin kullar üzerine farz olduğuna iman etmek gerekir.[1]

Dipnotlar:
 1. Allahu Teâla şöyle buyuruyor:

وَتُوبُوا إِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey müminler, topluca Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur 24/31)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #135 : 17.03.2020, 00:28 »
Hadislerde Cennetle Müjdelenen Kişilerin Cennetlik Olduğunu Söylemeyen Kimse Bid’atçidir

وَمَنْ لَمْ يَشْهَدْ لِمَنْ شَهِدَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْجَنَّةِ، فَهُوَ صَاحِبُ بِدْعَةٍ وَضَلَالَةٍ، شَاكٌّ فِيمَا قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.

182- Kim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in cennetlik olduklarına şehâdet ettiği kişilerin cennetlik olduğuna şehâdet etmezse bid’at ve dalâlet ehlidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyruğu hakkında şüphe içerisindedir.[1]

Dipnotlar:
 1. Böylece Aşere-i Mübeşşere’den Ali radiyallahu anh dışındakilere dil uzatan Rafizilerin, keza Ebûbekr ve Ömer dışındakilerin birçoğunu tekfir ve tadlil eden Haricilerin; Osman, Talha ve Zübeyr’e ve diğerlerine dil uzatan Mutezile mensuplarının ve de günümüz birtakım hadis inkârcısı, modernist çevrelerinin batıl yolda olduğu anlaşılır. Cennetle müjdelenenler sadece bu on kişiden ibaret değildir. Rıdvan beyatine katılanlar, Bedir’e katılanlar vesair birçok zümre hakkında müjdeler varid olarak ashabın neredeyse tamamı tezkiye edilmiştir. O yüzden sahabeye dil uzatan herkes bu nassları yalanlamakla karşı karşıyadır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ŞERH'US SÜNNE, İMAM EL-BERBEHARİ
« Yanıtla #136 : 17.03.2020, 00:30 »
Sünnete Sarılmanın Önemi ve Bidatlerden Sakınma Hakkında Bazı Nakiller

وَقَالَ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ: مَنْ لَزِمَ السُّنَّةَ، وَسَلِمَ مِنْهُ أَصْحَابُ رَسُولِ اللهُ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ مَاتَ، كَانَ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ، وَإِنْ كَانَ لَهُ تَقْصِيرٌ فِي الْعَمَلِ.

183- Mâlik b. Enes şöyle demiştir: “Kim sünnetten ayrılmaz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbı dilinden selâmette olur ve (bu hâl üzere) ölürse -amelinde eksiklik bulunsa bile- nebîler, sıddıklar, şehîdler ve sâlihlerle beraber olur.”[1]

وَقَالَ بِشْرٌ بْنُ الْحَارِثِ : اَلْإِسْلَامُ هُوَ السُّنَّةِ، وَالسُّنَّةُ هِيَ الْإِسْلَامُ.

184- Bişr b. el-Hâris[2] şöyle demiştir: “İslâm Sünnet’tir, Sünnet de İslâm’dır.”[3]

وَقَالَ فُضَيْلٌ بْنُ عِيَاضٍ: إِذَا رَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ، فَكَأَنَّمَا أَرَى رَجُلًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَإِذَا رَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أَهْلِ الْبِدَعِ، فَكَأَنَمَّا أَرَى رَجُلًا مِنَ الْمُنَافِقِينَ.

185- Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: “Sünnet ehlinden bir adam gördüğüm zaman Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbından birini görmüş gibi oluyorum. Bid’at ehlinden bir adam gördüğüm zaman da münâfıklardan birini görmüş gibi oluyorum.”[4]

وَقَالَ يُونُسُ بْنُ عُبَيْدٍ الْعَجَبُ مِمَّنْ يَدْعُو الْيَومَ إِلَى السُّنَّةِ، وَأَعْجَبُ مِنْهُ مَنْ يُجِيبُ إِلَى السُّنَّةِ فَيَقْبَلُ.

186- Yûnus bin Ubeyd şöyle demiştir: “Bugün sünnete davet eden kimseye hayret edilir. Bundan daha acâyip olan ise davete icâbet edip sünneti kabul eden kimsedir.”[5]

وَكَانَ ابْنُ عَوْنٍ يَقُولُ عِنْدَ الْمَوْتِ: اَلسُّنَّةَ السُّنَّةَ ، وَإِيَّاكُمْ وَالْبِدَعَ، حَتَّى مَاتَ.

187- İbn Avn ölüm döşeğindeyken ölene kadar şöyle deyip durmuştu: “Sünnet’e sarılın Sünnet’e! Bid’atlerden de uzak durun!”[6]

وَقَالَ اَبُو عَبْدِ اللهِ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ : مَاتَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِي فَرُئِيَ فِي الْمَنَامِ، فَقَالَ: قُولُوا لِأَبِي عَبْدِ اللهِ: عَلَيْكَ بِالسُّنَّةِ؛ فَإِنَّ أَوَّلَ مَا سَأَلَنِي اللهُ عَزَّ وَجَلَّ سَأَلَنِي عَنِ السُّنَّةِ.

188- Ebû Abdullah Ahmed bin Hanbel rahimehullah şöyle demiştir: “Ashâbımdan bir adam öldü ve rüyâda görüldü. Şöyle diyormuş: Ebû Abdullah’a Sünnet’e sımsıkı sarılmasını söyleyin. Çünkü Allah Azze ve Celle’nin beni kendisinden sorguya çektiği ilk şey Sünnet oldu.”[7]

وَقَالَ أَبُو الْعَالِيَةِ: مَنْ مَاتَ عَلَى السُّنَّةِ مَسْتُورًا، فَهُوَ صِدِّيقٌ. وَيُقَالُ: اَلاِعْتِصَامُ بِالسُّنَّةِ نَجَاةٌ.

189- Ebu’l Âliye[8] şöyle demiştir: “Kim mestûr olarak[9] Sünnet üzere ölürse sıddıktır.”[10]

Denilir ki: “Sünnet’e yapışmak kurtuluştur.”[11]

وَقَالَ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ: مَنْ أَصْغَى بِأُذُنِهِ إِلَى صَاحِبِ بِدْعَةٍ، خَرَجَ مِنْ عِصْمَةِ اللهِ، وَوُكِلَ إِلَيْهَا - يَعْنِي إِلَى الْبِدَعِ -.

190- Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: “Kim bir bid’at ehline kulak verirse Allah’ın korumasının dışına çıkmış olur. Onlara -yani bid’atlere- bırakılır.”[12]

وَقَالَ دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ: أَوْحَى اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى إِلَى مُوسَى بْنِ عِمْرَانَ: أَنْ لَا تُجَالِسْ أَهْلَ الْبِدَعِ، فَإِنْ جَالَسْتَهُمْ، فَحَاكَ فِي صَدْرِكَ شَيْءٌ مِمَّا يَقُولُونَ، أَكْبَبْتُكَ فِي نَارِ جَهَنَّمٍ.

191- Dâvûd bin Ebî Hind[13] şöyle demiştir: “Allah Tebâreke ve Teâlâ Mûsâ bin İmrân’a aleyhisselam şöyle vahyetti: Bid’at ehliyle beraber oturma. Zira onlarla beraber oturursan, bunun sonucunda da onların söylediklerinden bir şey kalbine tesir ederse seni yüzüstü cehenneme atarım!”[14]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: مَنْ جَالَسَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ لَمْ يُعْطَ الْحِكْمَةَ.

192- Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: “Bid’at ehliyle oturan kimseye hikmet verilmez.”[15]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: لَا تَجْلِسْ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ، فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ تَنْزِلَ عَلَيْكَ اللَّعْنَةُ.

193- Yine Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: “Sakın bid’at ehliyle oturma. Çünkü ben senin üzerine lânetin inmesinden korkarım.”[16]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: مَنْ أَحَبَّ صَاحِبَ بِدْعَةٍ، أَحْبَطَ اللهُ عَمَلَهُ، وَأَخْرَجَ نُورَ الْإِسْلَامِ مِنْ قَلْبِهِ.

194- Yine Fudayl b. Iyâz şöyle demiştir: “Kim bir bid’at ehlini severse Allah onun amelini boşa çıkarır, İslâm’ın nûrunu onun kalbinden çıkarır.”[17]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: مَنْ جَلَسَ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ، وَرَّثَهُ الْعَمَى.

195- Yine Fudayl b. Iyâz şöyle demiştir: “Kim bid’at ehliyle oturursa, bu arkasından körlüğü getirir.”[18]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: إِذَا رَأَيْتَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ فِي طَرِيقٍ فَجُزْ فِي طَرِيقٍ غَيْرِهِ.

196- Yine Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: “Yolda bir bid’at ehli gördüğün zaman başka bir yoldan geç.”[19]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: مَنْ عَظَّمَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ، فَقَدْ أَعَانَ عَلَى هَدْمِ الْإِسْلَامِ، وَمَنْ تَبَسَّمَ فِي وَجْهِ مُبْتَدِعٍ فَقَدِ اسْتَخَفَّ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَمَنْ زَوَّجَ كَرِيمَتَهُ مِنْ مُبْتَدِعٍ فَقَدْ قَطَعَ رَحِمَهَا ، وَمَنْ تَبِعَ جَنَازَةَ مُبْتَدِعٍ لَمْ يَزَلْ فِي سَخَطِ اللهِ حَتَّى يَرْجَعَ.

197- Yine Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: “Kim bir bid’at ehlini tazim ederse İslâm’ın yıkılmasına yardım etmiş olur. Kim bir bid’atçinin yüzüne gülümserse Allah Azze ve Celle’nin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirdiğini hafife almış olur. Kim kızını bir bid’atçiyle evlendirirse onunla akrabalık bağını kesmiş olur. Kim bir bid’atçinin cenâzesini takip ederse geri dönene kadar Allah’ın gazabı içerisinde kalmaya devam eder.[20]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: آكُلُ مَعَ يَهُودِيٍّ وَنَصْرَانِيٍّ، وَلَا آكُلُ مَعَ مُبْتَدِعٍ، وَأُحِبُّ أَنْ يَكُونَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ حِصْنٌ مِنْ حَدِيدٍ.

198- Yine Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: “Yahudi ve Hristiyanla birlikte yemek yerim fakat bid’atçiyle birlikte yemek yiyemem. Bid’atçiyle aramda demirden bir kale olmasını isterim.”[21]

وَقَالَ الْفُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ: إِذا عَلِمَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنَ الرَّجُلِ أَنَّهُ مُبْغِضٌ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ غَفَرَ لَهُ، وَإِنْ قَلَّ عَمَلُهُ.

وَلَا يَكُنُ صَاحِبُ سُنَّةِ يُمَالِئُ صَاحِبَ بِدْعَةٍ إِلَّا نِفَاقًا.

وَمَنْ أَعْرَضَ بِوَجْهِهِ عَنْ صَاحِبِ بِدْعَةٍ مَلَأَ اللهُ قَلْبَهُ إِيمَانًا، وَمَنِ انْتَهَرَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ آمَنَهُ اللهُ يَوْمَ الْفَزَعِ الْأَكْبَرِ، وَمَنْ أَهَانَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ رَفَعَهُ اللهُ فِي الْجَنَّةِ مِائَةَ دَرَجَةً.

فَلَا تَكُنْ تُحِبُّ صَاحِبَ بِدْعَةٍ فِي اللهِ أَبَدًا . اِنْتَهَى.

199- Yine Fudayl bin İyâz şöyle demiştir: Allah bir kulun bid’atçiye buğz ettiğini bilirse -ameli az olsa bile- onu bağışlar.[22]

Sünnet ehli birisinin bid’at ehline yardım etmesi ancak nifaktan kaynaklanır.[23]

Kim yüzünü bid’at ehli birinden çevirirse Allah onun kalbini imanla doldurur.

Kim bir bid’at ehlini azarlarsa Allah onu en büyük dehşet gününde emin kılar.

Kim bir bid’at ehlini aşağılarsa Allah onu cennette yüz derece yükseltir.[24]

Allah için sakın bir bid’at ehlini sevme!

-RİSÂLENİN SONU-

Dipnotlar:
 1. Bu sözü İmam Malik’e ulaşan isnadıyla nakleden bir kaynağa raslayamadım. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولٰئِكَ رَفِيقًا

“Kim Rasul’e itaat ederse işte o, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, siddiklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştırlar!” (Nisa 4/69)
 
 2. Bişr ibn'ul Haris el-Mervezi, Eb’un Nasr. Yalınayak gezdiği için Hafi (Bişr el-Hafi) ismiyle tanınır büyük zahid ve takva ehlindendir. 227H yılında vefat etmiştir.
 
 3. Bu sözü Bişr bin Haris’e ulaşan isnadıyla nakleden bir kaynağa raslayamadım. Bazı nüshalarda bu ifade Bişr bin Haris’in ismi zikredilmeden “dedi ki” şeklinde başlamaktadır. Bu da sözün İmam Berbehârî’ye ait olduğunu hissettirmektedir. Nitekim aynı söz, 1.maddede Berbehârî’nin kendi sözü gibi zikredilmiştir. Bu kaville alakalı sözkonusu maddenin açıklamalarına müracaat ediniz.
 
 4. Bu sözü Fudayl’a ulaşan isnadıyla nakleden bir kaynağa raslanamamıştır, sözün baş tarafı ise İmam Şafii'den nakledilmiştir, İmam Şafii rahimehullah dedi ki:

إِذَا رَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أَصْحَابِ الْحَدِيثِ كَأَنِّي رَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

"Ben, hadis ashabından bir adamı gördüğüm zaman sanki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından birisini görmüş gibi oluyorum." (Ebû Nuaym, Hilyet’ul Evliya, 9/109)
   
Sözün ikinci kısmı olan “Bid’at ehlinden bir adam gördüğüm zaman da münâfıklardan birini görmüş gibi oluyorum.” İfadesini ise başka herhangi bir kaynakta bulamadım.
 
 5. Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 3/21; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 21-23 Yûnus bin Ubeyd rahimehullah, H139 yılında vefat etmiştir yani bu sözü henüz selef asrının sürdüğü dönemde söylemiş ve o devirde dahi sünnete sahip çıkanların azlığını vurgulamıştır. Onun devrinde durum böyleyse acaba şu yaşadığımız cehalet asrında durum nasıldır?
 
 6. Bu sözün kaynağına ulaşamadık.
 
 7. Bu sözün kaynağına ulaşamadık.
 
 8. Rafi’ bin Mihran Ebû’l Aliye er-Riyahi tabiinin büyük imamlarından, kıraat ve tefsir âlimidir. H90 ya da 93 senesinde vefat etmiştir.
 
 9. Mestur, örtülü demektir. Temiz, iffetli ve güvenilir kimse manasında da kullanılır. Burada ise Sünnete bürünmüş ve dış etkilere yani bid’atlara kapalı manasında kullanılmış olması muhtemeldir.
 
 10. Bu sözün geçtiği başka bir kaynağa ulaşamadık.
 
 11. Bu söz, Zühri’ye aittir. (Darimi, Sünen, no: 97; Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 3/369) Bunun bir benzerini Ömer bin Abd’il Aziz bir hutbesinde söylemiştir: "Bildiğiniz gibi, Sünnet ehli şöyle derdi: Sünnet’e sarılmak kurtuluştur." (Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 5/346) Şerhu’s Sünne kitabının el yazması burada sona eriyor. Bundan sonraki kısımı Tabakât’ul Hanabile’den alınmıştır.
 
 12. Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 7/26, 34; İbnu Batta, el-İbanet'ul Kubra, no: 444; Zehebi, Siyer A’lam'in Nubela, 7/162 Bu söz, Muhammed bin Nadr el-Harisi’nin sözü olarak da nakledilmiştir. (El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 252)
 
 13. Davud bin Ebi Hind el-Basri, meşhur hafız, fakih ve müftüdür. 140H yılında vefat etmiştir.
 
 14. Davud’un sözü olarak bulunamamıştır. Lakin bu sözün benzeri Ata’dan nakledilmiştir. 159. Maddenin açıklamasında nakledilmişti, oraya müracaat ediniz. Devamında da bid’at ehlinin meclislerinde bulunmanın nehyedildiğine dair selef âlimlerinin sözleri geçmişti.
 
 15. Beyheki, Şuab’ul İman, 7/64; no: 9482; Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 8/103; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 1149
 
 16. Beyheki, Şuab’ul İman, 7/63-64; İbnu Asakir, Tarih; 48/398; İbnu Batta, el-İbanet’ul Kubra, no: 441 ve 451; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 262
 
 17. Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 8/103; İbnu Batta, el-İbanet’ul Kubra, 440; Herevi, Zemm'ul Kelam, 4/167 no: 947; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, 1/137 no: 262

Fudayl bin İyad rahimehullah’ın bu sözü, bid’atıyla beraber küfre düşmüş olan bid’atçılar hakkında mutlak olarak anlaşılır. Bu tarz bid’atçilere kalbini açan, onlara sevgi ve dostluk gösteren kimseler kâfir olurlar ve amelleri boşa gider. Lakin bid’atı küfür derecesine varmamış olan bid’atçılar hakkında ise tafsilat vardır. Bunlar, mümin olmaları hasebiyle sevilir, bid’atları oranında da bu kimselere buğzedilir. Yani Müslümanlar arasındaki bid’atçılardan sevgi ve dostluk bağlarının tümüyle koparılması sözkonusu değildir.

Şeyhulislam İbnu Teymiyye rahimehullah bu hususta şöyle demektedir:

“Bilinmelidir ki sana haksızlık da etse, saldırsa da mü’minle dost olmak gerekir. Sana verse ve iyilik yapsa bile kâfire de düşman olmak gerekir. Çünkü ‘Dinin tamamen Allah’ın olması, Allah’ın dostlarının sevilmesi, düşmanlarına buğzedilmesi, dostlarına saygı gösterilmesi, düşmanlarının aşağılanması, sevabın dostlarının, cezanın da düşmanlarının olması’ için Allah Teâlâ peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Bir adamda hem hayır, hem şer, hem isyan, hem itaat, hem sünnet, hem bid’at bir arada bulunduğu zaman ise kendisindeki hayır ve iyilik miktarınca dostluğu ve sevabı hak eder, kendisindeki şer ve kötülük miktarınca da düşmanlığı ve cezayı hak eder. Bir adamda ona hem saygı gösterilmesini gerektiren hem de hor görülmesini gerektiren şeyler bir arada bulunabilir. Mesela fakir bir hırsızın hırsızlık yaptığı için hem eli kesilir hem de beytü’l-mal’den ihtiyacını karşılayacak kadar bir şeyler verilir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in üzerinde görüş birliğine vardığı ve Haricilerle Mutezile’nin ve onlara muvafakat edenlerin karşı çıktıkları esas budur.” (Mecmuû’l-Fetâvâ, 28/209)

Böylece anlaşılıyor ki Ehli Sünnet e göre insanlar, dostluk ve düşmanlık bakımından üç sınıfa ayrılır:

1-   Dostluğa ve mutlak sevgiye lâyık olanlar: Bunlar bütün farzları yerine getiren, haramlardan da kaçınan, bid’atlardan uzak duran muttaki, Ehli Sünnet mensubu müminlerdir.

2-   Bir yönden sevgi ve dostluğa lâyık oldukları halde başka bir yönden düşmanlığa lâyık olanlar: Bunlar günahkâr Müslümanlardır. Bid’ate bulaşmış ve bid’atları kendilerini dinden çıkartacak seviyeye ulaşmamış kişiler de bu kapsamdadır.

3-   Düşmanlığa ve mutlak nefrete müstahak olanlar: Bunlar ise ister İslama bağlılık iddia edenlerden, isterse de gayrı Müslimlerden olsun bütün küfür ve şirk ehlidir.

İşte, gerek Fudayl bin İyad’ın yukardaki sözü, gerekse seleften bid’atçılar hakkında nakledilen diğer ağır ifadeler, bu kaide ışığında anlaşılmalıdır. Günümüzde bazı kimseler bu tarz sözleri mutlak manada ele alarak, bilhassa geçmiş âlimlerden Mürcie, Cehmiye, Eşarilik vb bid’atlara bulaşmış olan herkese bunları motamot tatbik etmekte ve de bu âlimleri ya tekfir etmekte, ya da ağır sözlerle onlara hücum etmekteler. Hâlbuki bazı konularda bid’ata düşmüş olan bu zatların da neticede hak sahibi birer Müslüman olduğu unutulmamalıdır. Bunlar hakkında bir eleştiri, kınama ve hecr yani dışlama olacaksa, ancak insanları bu kimselerin bid’atlarından sakındırmaya yarayacak ölçüde ihtiyaç miktarı yapılmalı, onun ötesinde gıybet, hakaret ve diğer kul hakkını ihlal manasına gelecek şeylere asla girilmemelidir. Tarih boyu Ehli Sünnet in takip ettiği yol budur. Selef ulemasının burada zikredilen sözleri de insanları bid’atlardan uzak tutmak ve bid’atçıları bid’atlarından vazgeçirmek için söylenmiş sözler, alınan tedbirlerdir. İbnu Teymiyye rahimehullah’ın da işaret ettiği gibi bunun ötesine taşıp da bid’ata ve fıska düşen kimselere tıpkı kâfirlere yapılan muameleyi yapanlar bu hususta ancak Harici ve Mutezile gibi bid’at fırkalarının izinden gitmiş olurlar. Çünkü bütün muhaliflerine kâfir hükmü vermek veya o şekilde muamele etmek, ancak bu bid’at fırkalarının hasletidir, Ehli Sünnet’in hasleti değildir. Vallahu a’lem.
 
 18. Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 8/103; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no:264
 
 19. Ebû Nu’aym, el-Hilyet’ul Evliya, 8/103; İbnu Batta, el-İbanet’ul Kubra, no: 493; Beyheki, Şu’ab’ul İman, 7/65 no: 9463; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 259 Yahya bin Ebi Kesir’den de bu söz nakledilmiştir.
 
 20. Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 8/103; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 1358. Fudayl’ın sözünün sonundaki bid’atçinin cenazesine katılanlarla alakalı ifade, Süfyan bin Uyeyne’nin sözü olarak da nakledilmiştir. (Herevi, Zemm’ul Kelam, 4/172 no: 953)
 
 21. Ebû Nu’aym, Hilyet’ul Evliya, 8/103; El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no:1149; İbnu Batta, el-İbanet’ul Kubra, no: 475

Fudayl rahimehullah’ın bu sözü, Müslümanlar arasındaki bid’atçilere karşı muamelenin kâfirlere karşı olan muameleden daha sert olacağını göstermektedir. Zira kâfirin küfrü açıktır, bid’atçi ise bid’atını İslama mal eder o yüzden bid’atçinin zararı daha çoktur. Bununla beraber selefin bid’atçilere karşı düşmanlık konusunda bu kadar mübalağa etmiş olmaları, İslam’da vela-bera (dostluk ve düşmanlık) kaidesinin ehemmiyetini göstermektedir. Eğer onların dinden çıkmamış olan bid’at ehline karşı tutumları bu ise, elbette ki mürtedlere ve İslama savaş açmış muharip kâfirlere, İslam adı altında aleni zındıklık yapanlara karşı tavır daha da keskin olacaktır.
 
 22. Ebû Nu’aym, el-Hilyet’ul Evliya, 8/103; İbnu Asakir, Tarih, 48/397; Hatib, Tarih, 15/263; Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye, Mecma'ul Feteva, 18/346
 
 23. El-Lâlekâ’î, Şerhu Usul’i İ’tikadi Ehl'is Sünne, no: 266; İbnu Batta, el-İbanet’ul Kubra, no: 429
 
 24. Bu söz, Fudayl’a isnaden bulunamamıştır. Ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü olarak bazı kaynaklarda zikredilmiştir. İbnu Asakir, Tarih, 45/199; Hatib, Tarih, 11/546’da İbnu Ömer radiyallahu anhuma’dan merfu olarak rivayet edilmiştir. Şeyhulislam İbnu Teymiyye rahimehullah ise, bunun Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü değil, Fudayl’ın sözü olduğunu beyan etmiştir. (Mecmu'ul Feteva, 18/346) Aliyy’ul Kari ise hadisin uydurma olduğunu söylemiştir. (Bkz. Acluni, Keşf’ul Hafa, no: 2381)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1982 Gösterim
Son İleti 31.07.2015, 03:13
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
2554 Gösterim
Son İleti 11.12.2015, 06:10
Gönderen: darultawhid.com
3 Yanıt
4324 Gösterim
Son İleti 24.02.2019, 00:15
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
5589 Gösterim
Son İleti 11.02.2017, 20:30
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
5252 Gösterim
Son İleti 19.05.2020, 18:58
Gönderen: Tevhid Ehli