Darultawhid

Gönderen Konu: “SİLSİLE TEKFİR” HAKKINDA YAPTIĞIMIZ BİR MÜNAZARA!  (Okunma sayısı 4311 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim.

İnşaallahu Teala bu başlık altında bize mail üzerinden ulaşan bir muhalifle günümüzde birilerinin “silsile tekfir” ismini verdiği “kafiri tekfir etmeyen kafirdir” kaidesi hakkında yaptığımız daha doğrusu yapmaya çalıştığımız münazarayı aktaracağız. Bize İngilizce olarak yazan bu şahıs bizim sözkonusu mesele hakkında yazdığımız bazı hususlara itirazlarını dile getirdi ve biz de bunlara cevap vermeye gayret ettik ki bu münazaranın dökümünü inşallah aşağıda okuyacaksınız. Münazarayı nakletmeden önce şunu belirtmemiz gerekir ki bu tartışma istediğimiz şekilde yani İslami münazara usulüne uygun şekilde cereyan etmemiştir, bunun sorumlusu da maalesef muhalifimizdir. Bu şahsı defalarca ikaz etmemize rağmen bir türlü şer’i münazara usulünü uygulamamıştır ki biz bunu ancak bu usulü uyguladığı takdirde kendi batıllığının ortaya çıkacağı endişesine bağlıyoruz. Bu usulden kasdımız ise her ihtilaflı meselede olduğu gibi bu meseleyi de selefin menheci ışığında Kitap ve sünnetin hakemliğine götürmektir. Biz günümüzde tartışılan çoğu konuda takip edilmesi gereken usulü delilleriyle beraber muhtasar da olsa birtakım risalelerde açıklamışızdır. Bizim akidemize itiraz eden kim varsa ilgili başlık hakkında yayınlamış olan risaleyi okuyup itiraz ettiği neresi varsa aynı şekilde delilleriyle cevap verirse daha sağlıklı bir münazara olur.  Aksi takdirde getirilen delillere hiçbir izah getirmeden, usul cihetinde neye itiraz ettiğini ortaya koymadan yapılan bir münazaradan hiçbir hayır gelmez. Bu itirazcı ise ilk başından itibaren meselenin usulüne doğru dürüst inmeden, sürekli alimlerin müteşabih bir takım kavillerini atarak iddiasını isbatlamaya çalışmış, bunu yaparken de alimlerin sözlerini ilmi usulle tahkik etmeden sırf kendine uygun bulduğu bazı pasajları ön plana çıkararak hareket etmiş, alimin hakikatte ne demek istediğini ortaya çıkarmaktan ziyade muhalifine psikolojik üstünlük kurmak gayesiyle hareket etmiştir. Aslında bu usul tanıdıktır, daha önce silsile tekfir veya başka konuları müzakere ettiğimiz birçok kişi aynı yöntemi denemiştir. Bu yöntem “tribünler” nezdinde alkış toplayabilir, meseleleri dinin asıllarına götürmeyip kalabalıklara, isimlere tabi olan birtakım sapmış kimseleri aldatabilir ama ilmi açıdan hiçbir değer ifade etmez. İlim nezdinde değer ifade etmesi için öncelikle iddiacıların neyi savunduklarını açıkça beyan etmeleri, usullerini ortaya koymaları ve ardından bu usulün dayandığı şer’i delilleri selefin fehmi ışığında açıklamaları gerekir. Böyle yapmayıp, meselenin usulüyle alakalı hiçbir yorum yapmadan, hiçbir delil getirmeden “sadece şu nakile ne diyorsunuz, buna ne diyorsunuz” şeklindeki bir münazaranın şeriatta bir yeri yoktur. Taklidin ve içtihadın caiz olmadığı usuluddin meselelerinde alimlerin kavilleri delil olarak getirilemez, ancak deliller zikredildikten sonra ünsiyet amaçlı, meseleyi yakınlaştırma amaçlı veya meselenin tam olarak neye nasıl delil olduğunu izah etme amaçlı olarak zikredilebilir. Ancak bundan sarih olarak nakledilmiş bir icma müstesnadır ki alimlerin icması zaten şeri delillerden birisidir; alimin tek başına sarf ettiği bir söz ise nass ve icma ile desteklenmediği müddetçe delil olmaz. Akidevi münazaralarda şeriatın bize emrettiği usul budur ve yeri gelmişken belirtelim ki bundan sonra da bizimle dinin aslıyla alakalı herhangi bir konuda münazara etmek isteyen herkesten de talep edeceğimiz şey budur. Meselelere başka türlü yaklaşmak isteyenler ise bizden olumlu karşılık bulamayacaktır. İşte maalesef bu münazarada muhalifimizi bir türlü bu usule getiremedik ve nihayet muhalif başka müsait bir zamanda münazaraya devam edeceğini dile getirerek münazaradan çekildi. Biz de başkalarının istifade etmesi açısından ve bir ibret teşkil etsin diye bu münazarayı nakletmeyi uygun gördük. Muhalifin bilhassa İbrahim as hakkındaki iddialarını ve benzeri sözlerini dikkatle okuyun ki daha imanın asıllarını bilmeden sırf cedel için konuşmanın insanı ne hallere getireceğini, Allaha ve peygamberlerine iftira atacak konuma getirdiğini bir kez daha görün ve böyle bir duruma düşmekten sakının. Şimdi bu ibretlik münazarayla sizleri baş başa bırakıyoruz ve okuyanlara faydalı olmasını Rabbimizden diliyoruz.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Şimdi, iddiacı bize gönderdiği ilk mesajında şunları yazıyor:

Esselamu aleykum

Size yurtdışından yazıyorum. Sizin Türkçe yayın yaptığınızı gördüm ama anlayabilmek için çevirmene ihtiyacım var bundan dolayı İngilizce yazıyorum. İsmim (…) ve kürdüm.

Sorum var: Yazmışsınız ki silsile tekfir çok iyi bilinmektedir ve zorunludur. Bunu vurgulamak için de Necd ulemasından alıntılar yapmışsınız; peki şunları nasıl anlayacağım?
Muhammed bin Abd’il Vehhab, Durer’us Seniyye, 13/49

“Bunu şimdi biliyorsanız, bu insanlar tağuttandır. Hark’taki insanlar ve başkaları onlara inanıyor, herkes onları biliyor. İnsanlara kendilerini şefaatçi edinmelerini öneriyor ve tavsiye ediyorlar, onlar mürtedler. Herkim onları savunursa (...) ve bu amellerin onları İslam’dan çıkarmadığını iddia ederse, en azından bir fasıktır.”

yani Müşrik değildir?

Muhammed bin Abd’il Latif, Durer’us Seniyye, 13/440

Bu bayramlar cahiliyedeki (müşriklerin) bayramları gibidir. Herkim bunların caiz olduğunu düşünürse, en kafir mahlukattan birisidir (...) Herkim hüccetten sonra onların küfründen şüphe ederse (o da) kafirdir.”

Eğer bu mesele asluddine dahilse bu durumda neden şüpheci için hüccetin gerekli olduğu söyleniyor?
İshak bin Abd’ir Rahman

“Esasında müşrikleri genel olarak tekfir ediyorlar ve yalnız kaldıklarında tekfirden kaçınıyorlar. Onların bidatı ve kafa karışıklığının kardeşler tarafından kabul edildiği görülmektedir.”

Bu kimseler tekfir etmekten kacindilarsa nasil olur da onlara kardesler diyebilir?

[Not: Muayyen Tekfir Risalesinde aynı alıntının bizim tarafımızdan yapılan tercümesi şu şekildeydi:

“Sonuç olarak, bunlar müşrikleri ancak umum olarak tekfir ediyorlar ve kendi aralarında bu düşüncelerini açığa vurmaktan çekiniyorlar. Bu bid’atleri ve şüpheleri öyle yayıldı ki bazı önde gelen kardeşlere bile sirâyet etti.”]
Muhammed bin Abd’il Vehhab, Mufid el-Mustefid, 23

“Cehaletin sonucu olarak (...) hakkı seven bazı müslümanlar bu meselede (müşriğe müşrik deme meselesinde) şüpheye düştü.”

Sizin sıranız olduğunu düşünüyorum. Bu nakiller hakkında ne diyorsunuz?
Not:

Tekfir etmemenin, kişinin müşriklerle ilişkiyi kesmemeye delil olduğu iddiası ispat edilmemiştir. Biliyorsunuz ki İbrahim, babası öldüğünde onun Allah düşmanı olduğunu öğrendiğinde babasıyla ilişkilerini kesti [1]. Bu, onun babasının müslüman gördüğü anlamına mı gelir? Bunun böyle olduğunu söylemem. Dolayısıyla sizin yazınızda iddia ettiğinizin aksine bu konular arasında bir alaka yok.

[1] İbnu Cerir’e ve onun yorumuna müracaat ediniz.
[Not: İddiacı burada Tevbe: 113-114. Ayetlerde bahsedilen kıssaya atıf yapmaktadır. Sözkonusu ayetlerde mealen şöyle demektedir:
“113. (Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.

114. İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan beri oldu/uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.”

Burada iddiacının delil aldığı kısım “Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan beri oldu/uzaklaştı.” İfadesidir.]

Esselamu aleykum”


Bizim ona verdiğimiz cevap ise şöyle:

Gerekirse ilerde sorularına cevap verip nakilleri de açıklarız ama öncelikle şu tarz sorulara cevap ver ki tam olarak usulün nedir öğrenmiş olalım:

Kafire Müslüman diyerek onunla din kardeşi olan birisi nasıl ondan beri olmuş sayılabilir?

Ebu Cehile Müslüman diyen birisi Müslüman olabilir mi, Rasulullah sav zamanında böyle birisi olsa onun İslama girdiğine hükmedilir miydi?

Kafire Müslüman diyen birisi İslamın ve küfrün ne olduğunu bilen birisi olarak sayılabilir mi, böyle bir kimse küfrün mahiyetini bilmediği halde küfürden beri olmuş sayılır mı?

Silsile tekfir meselesinde usul nedir, bizim usulumuzdeki yanlışlık nedir, kafiri tekfir etmeyen kişi ne zaman kafir olur ne zaman olmaz bütün bunları usuli olarak izah edin.

Son olarak dinde delil nass ve icma'mıdır, yoksa alimlerin sözleri midir? Biz bütün bu saydığımız usulleri göz ardı ederek birtakım alimlerden bazı sözler geldi diye asrın Ebu Cehillerine Müslüman diyenleri din kardeşi mi göreceğiz?

Ayrıca söz konusu nakillerde tam olarak hangi konudan bahsediyor, günümüzdeki gibi cehaleti mazeret görerek ya da kelime-i şehadet getiriyor gerekçesiyle putlara taptığı malum olan kişilere Müslüman diyenlerin Müslüman olacağından mı bahsediyor, dinin aslı hakkındaki bir mesele bir alimin kitabının bir yerinde bahsettiği muayyen bir meseleye göre mi belirlenir?

Sözkonusu alimlerin müşrikleri tekfir etmeyenleri tekfir ettikleri muhkem sözleri ne yapacağız (mesela Nevakızul İslam risalesindeki gibi)

[Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) sözkonusu risalede şöyle diyor: “Her kim müşrikleri tekfir etmez, onların görüşlerini doğrular veya onların küfründe şüphe ederse icma ile kafir olur]

İbrahim as hakkında ne dediğinin farkında mısın, iddiana göre İbrahim as babası ölmeden önce ondan beri değil miydi, Azerin velisi miydi haşa, ayette bahsedilen beraatin aslı mı yoksa istiğfar talep etmeyi de içeren kamil anlamda bir beraatten mi bahsediyor? Babasından ancak öldükten sonra beri olduysa o zaman kavminden niye sağlıklarında beri oldu (Mumtahine: 4) Sırf silsile tekfir konusunda cedel yapacağım diye nassları bu kadar tahrif etmeye utanmıyor musun?

[Şu adreste bahsettiği türden nakillerin bir kısmının açıklaması mevcuttur, oraya müracaat edilebilir.
http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=962.0]


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Şimdi bu iddiacı sorularımıza şu şekilde cevap (!) vermiş:

“Kafire Müslüman diyerek onunla din kardeşi olan birisi nasıl ondan beri olmuş sayılabilir?”

Bunu cevaplamadan önce beranın asgari seviyesi nedir bunu söyle bana.

“Ebu Cehile Müslüman diyen birisi Müslüman olabilir mi?”

Hayır Ebu Cehili Müslüman kabul eden kimseyi Müslüman olarak kabul etmiyorum.

“Rasulullah sav zamanında böyle birisi olsa onun İslama girdiğine hükmedilir miydi?”

Ben sorunu yakında cevaplayacağım inşallah. Sen önce şunu söyle, bir kimse Rasulullaha sövse ve ikinci kişi onu tekfir etmese, bu kimse kafir mi olur?

“Kafire Müslüman diyen birisi İslamın ve küfrün ne olduğunu bilen birisi olarak sayılabilir mi?”

Soruyu daha da özelleştirebilir misiniz?

“Böyle bir kimse küfrün mahiyetini bilmediği halde küfürden beri olmuş sayılır mı?”

Soruyu daha da özelleştirebilir misiniz? Biliyorsun ki genel konuştuğumuzda küfür mazeret olur.

“Silsile tekfir meselesinde usul nedir?”

Silsile tekfirdeki usul şudur Kuranı yada peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi yalanlayanı tekfir etmeyen de yalanlamıştır.

“Kafiri tekfir etmeyen kişi ne zaman kafir olur ne zaman olmaz?”

Evet genel anlamda öyle (yani kafiri tekfir etmeyen kafir olur.)

“Dinde delil nass ve icma'mıdır, yoksa alimlerin sözleri midir?”

Dinde delil nas ve icmadır bir tek alimin sözü değil.

“Biz bütün bu saydığımız usulleri göz ardı ederek birtakım alimlerden bazı sözler geldi diye asrın Ebu Cehillerine Müslüman diyenleri din kardeşi mi göreceğiz? Ayrıca söz konusu nakillerde tam olarak hangi konudan bahsediyor, günümüzdeki gibi cehaleti mazeret görerek ya da kelime-i şehadet getiriyor gerekçesiyle putlara taptığı malum olan kişilere Müslüman diyenlerin Müslüman olacağından mı bahsediyor, dinin aslı hakkındaki bir mesele bir alimin kitabının bir yerinde bahsettiği muayyen bir meseleye göre mi belirlenir?”

Öncelikle bana şunu söyle, tekfir asluddinden bir mesele midir?

“Sözkonusu alimlerin müşrikleri tekfir etmeyenleri tekfir ettikleri muhkem sözleri ne yapacağız (mesela Nevakızul İslam risalesindeki gibi)”

Necd uleması tekfir etmeyen herkesi tekfir etmemiştir. Sana bazı nakiller gönderdim.

“Sırf silsile tekfir konusunda cedel yapacağım diye nassları bu kadar tahrif etmeye utanmıyor musun?”

Alim olmanın yanından dahi geçmezken sitende fetvalar vermeye utanmıyor musun? Diğer soruları da tartışırız inşallah.


Bu yazdıklarına cevaben şunları yazdık:

Sen öncelikle söylediğin batıl sözlerden rücü et -mesela İbrahim as hakkında söylediğin babasından beri olmadı iddiasından- çünkü tamamen düşünmeden ortaya attığın bir şeydi, ayrıca daldan dala atlama, eğer meseleyi müzakere etmeye niyetliysen sorulara düzgün cevap ver, önce meselenin usulünde bir anlaşalım nakilleri daha sonra hallederiz. Tekfir dinin aslından mıdır diye sormuşsun evet tekfir dinin aslındandır yani müşrikleri tekfir etmeyen birisi dine girmiş olmaz. Aslında bunu kendin de itiraf etmişsin çünkü Ebu cehile Müslüman diyenin Müslüman olmayacağını kabul ettin yani Rasulullah sav zamanında birisi İslamın bütün şartlarını yerine getirse lakin Ebu cehili veya dindaşı olan diğer müşrikleri kafir olarak görmeseydi bu adam hiç hüccet ikamesine vs gerek kalmadan ibtiaden müşrik olarak kabul edilmeye devam edecekti. Bunu tasdik etmiyorsan zaten seninle konuşacak bir şey yok, ilerde yapacağın açıklama bundan başka bir şey mi olacak yoksa? Silsile tekfirle alakalı usul nassı yalanlamaktır demişsin, bu genel anlamda doğrudur ancak bundan kasdın kafirlerin tekfiri hakkındaki nasslara vakıf olmayan kişi kafir olmaz manasında ise bu batıldır, çünkü kafiri tekfir etmeyen kafirdir kaidesinin tek illeti nassı yalanlamak değildir. Nassa vakıf olmasa bile müşrikleri Müslüman gören kimse imanla küfrün arasını ayırd edemeyen birisidir. Küfrü bilmeyen Müslüman olur mu sorusundan kasdımız budur. Yoksa içkiyi helal saymanın küfür oluşunu bilmeyen değildir, küfrün aslını ve imanın aslını bilmeyen, ikisi arasındaki farkı anlamayan birisi Müslüman olabilir mi bunu soruyoruz. Bu sorunun cevabını ver, ondan sonra devam ederiz. Peygambere sövenle alakalı İmam Malik’in ashabının önde gelenlerinden Sahnun (rh.a) şöyle demektedir:

أجمع العلماء أَنَّ شاتمَ النبيِّ - صلى الله عليه وسلم - المتنقِّصَ له كافرٌ، والوعيدُ جارٍ عليه بعذاب الله له، وحكمه عند الأمَّة: القتل، ومن شكَّ في كفرِه وعذابِه كفَر

“Alimler, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söverek onu ayıplayan kimsenin kafir olduğu ve Allahın azab tehdidinin onun üzerinde cari olduğu hususunda icma etmişlerdir. Ümmetin nezdinde bu kimsenin hükmü, ölümdür. Her kim böyle birisinin küfründe ve azabında şüphe etse o da kafirdir.” (Bkz. Kadi İyaz, eş-Şifa (2/312)

Son olarak biz alimlere dayanmayan bir fetva vermiyoruz, böyle bir şey varsa isbat et, dinin zahir, açık meselelerini tebliğ etmek fetva vermek değildir, vesselam.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bu sözlerimize karşılık iddiacı şunları yazmış:

Cevabın için teşekkür ederim, şimdi analiz edelim.

“Öncelikle söylediğin batıl sözlerden rücü et -mesela İbrahim as hakkında söylediğin babasından beri olmadı iddiasından- çünkü tamamen düşünmeden ortaya attığın bir şeydi.”

Ayeti biliyorsun.

İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.

İbnu Cerir bu ayet hususunda şöyle dedi:

“En doğru olan görüş [...] İbrahim babasından, babasının Allah düşmanı olduğu ortaya çıkınca beri oldu. Bu ise, babasının Allah düşmanı (ve) bir müşrik olduğu ortaya çıktığında, babasının şirk üzere öldüğü bilgisi (ne ulaşması) ile oldu.”

“Eğer meseleyi müzakere etmeye niyetliysen sorulara düzgün cevap ver, önce meselenin usulünde bir anlaşalım nakilleri daha sonra hallederiz.”

Bu konuya daha sonra döneriz inşallah.

"Tekfir dinin aslından mıdır diye sormuşsun evet tekfir dinin aslındandır yani müşrikleri tekfir etmeyen birisi dine girmiş olmaz. Aslında bunu kendin de itiraf etmişsin çünkü Ebu cehile Müslüman diyenin Müslüman olmayacağını kabul ettin yani Rasulullah sav zamanında birisi İslamın bütün şartlarını yerine getirse lakin Ebu cehili veya dindaşı olan diğer müşrikleri kafir olarak görmeseydi bu adam hiç hüccet ikamesine vs gerek kalmadan ibtiaden müşrik olarak kabul edilmeye devam edecekti. Bunu tasdik etmiyorsan zaten seninle konuşacak bir şey yok, ilerde yapacağın açıklama bundan başka bir şey mi olacak yoksa?"

Bu fetva senin kendi mantığından kaynaklanarak verilmiş.

“Silsile tekfirle alakalı usul nassı yalanlamaktır demişsin, bu genel anlamda doğrudur ancak bundan kasdın kafirlerin tekfiri hakkındaki nasslara vakıf olmayan kişi kafir olmaz manasında ise bu batıldır.”

Hayır bu benim kasdettiğim değildi. Aşağıya bak.

“çünkü kafiri tekfir etmeyen kafirdir kaidesinin tek illeti nassı yalanlamak değildir. Nassa vakıf olmasa bile müşrikleri Müslüman gören kimse imanla küfrün arasını ayırd edemeyen birisidir. Küfrü bilmeyen Müslüman olur mu sorusundan kasdımız budur. Yoksa içkiyi helal saymanın küfür oluşunu bilmeyen değildir, küfrün aslını ve imanın aslını bilmeyen, ikisi arasındaki farkı anlamayan birisi Müslüman olabilir mi bunu soruyoruz. Bu sorunun cevabını ver, ondan sonra devam ederiz.”

Bu çok önemli bir nokta. “Küfür” ve “tekfir” kelimeleri İslam şeriatinde tanımlanmıştır ve mesajın ulaşması dışında tamamıyla bilinemez. Bu ise, hiçbir bilgi olmaksızın bilinen asl'ud dinden farklıdır. Aşağıya bak.

“Peygambere sövenle alakalı İmam Malik’in ashabının önde gelenlerinden Sahnun (rh.a) şöyle demektedir:

أجمع العلماء أَنَّ شاتمَ النبيِّ - صلى الله عليه وسلم - المتنقِّصَ له كافرٌ، والوعيدُ جارٍ عليه بعذاب الله له، وحكمه عند الأمَّة: القتل، ومن شكَّ في كفرِه وعذابِه كفَر

“Alimler, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söverek onu ayıplayan kimsenin kafir olduğu ve Allahın azab tehdidinin onun üzerinde cari olduğu hususunda icma etmişlerdir. Ümmetin nezdinde bu kimsenin hükmü, ölümdür. Her kim böyle birisinin küfründe ve azabında şüphe etse o da kafirdir.” (Bkz. Kadi İyaz, eş-Şifa (2/312)

Bu kesinlikle doğru. Ancak bu genel bir ifade. “Küfür” kavramı mesajın (hüccetin) ulaşması olmaksızın tamamıyla bilinemez. Elbetteki bu irtidada götürebilir, “-ebilir” (ihtimaldir) ama (böyle olmsı için) bir zorunluluk yoktur. Bu meseleyi şu örnekle analiz edelim:

“Ebu Ya’la Muhammed bin Hüseyin bin el-Ferra, peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sövenin, büyük bir hata olduğunu ve sadece sövenin sövmesini caiz görmesi durumunda irtidata yolaçacağını düşünüyordu.” (İbnu Teymiyye, es-Sarim’ul Meslul, 1/515)

“Açıkça bilinmektedir ki (Ebu Ya’la’nın hatası) büyük bir hatadır. Allah Ebu Ya’la’ya rahmet etsin! [...].”

Açıkça görüldüğü üzere İbnu Teymiyye Ebu Ya’la’yı –onun sözü apaçık küfür olmasına rağmen- tekfir etmedi. Ebu Ya’la’nın doğumunun üzerinden 1000 yıl geçmesine karşın onu bu hatasındn dolayı tekfir eden bir alime denk gelmedim. Belki siz bu kitapları biliyorsunuzdur. Bu kitaplar meşhur kitaplar.

“Son olarak biz alimlere dayanmayan bir fetva vermiyoruz, böyle bir şey varsa isbat et, dinin zahir, açık meselelerini tebliğ etmek fetva vermek değildir.”

Gördüğün gibi mazeret olabiliyor. Esselamu aleykum!


Cevabımız şu şekildedir:

Öncelikle seni uyarıyoruz ve bu şekilde sorulara kaçamak cevaplar verip, asıl meseleleri geçiştirmeye devam ettiğin takdirde seninle yazışmayı bırakacağımızı ihtar ediyoruz, çünkü böyle bir müzakere olmaz. Şimdi tekfir meselesinin risalete bağlı olduğunu söylüyorsun. Biz bu konuyu silsileyle alakalı yazıda detaylı açıkladık, Ebu cehil örneği üzerinden de izah ettik oraların hepsini geçiştirmişsin bu meselenin neresinde kendi kafamıza göre fetva verdiysek onu isbat et, risalede anlattığımız hususların nesine itiraz ediyorsan delilleriyle ortaya koy, öyle siz kafadan atmışsınız demekle mesele çözülmüyor. Tekfir meselesi nasıl asluddinden olmuyor? Muayyen bir konu olan Ebu Yala örneğini vererek bunu isbatlamış mı oldu? Ebu Ya’la hakkındaki daha önce verdiğimiz cevap şu adrestedir: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=793.0

Şimdi madem bir alimin tek bir kavliyle mesele izah edilebiliyor o zaman müşrikleri tekfir etmenin dinin aslına ve rasullerin ortak davetine dahil olduğuna dair Muhammed bin Abdulvehhab'ın ve diğer alimlerin birçok kavli var onları Ebu Yala meselesiyle cem et.

[Mesela Şeyh’in “İslam dininin aslı” risalesinde geçen şu sözü gibi:

أصْلُ دِينِ الْإِسْلَامِ ، وَقاعِدَتُهُ: أمْرانِ؛ اَلْأوَّلُ: اَلْأمْرُ بِعِبادِةِ اللهِ وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ؛ وَالتَّحْرِيضُ عَلَى ذَلِكَ، وَالْمُوَالَاةُ فِيهِ، وَتَكْفِيرُ مَنْ تَرَكَهُ  الثَّانِي: اَلْإنْذارُ عَنْ الشِّرْكِ في عِبادِةِ اللهِ، وَالتَّغْلِيظُ في ذَلِكَ ، وَالْمُعَادَاةُ فِيهِ، وَتَكْفِيرُ مَنْ فَعَلَهُ

“İslam dininin aslı ve kaidesi iki önemli hususu ihtiva etmektedir.

Birincisi:

Tek olan, ortağı olmayan Allah'a (celle celaluhu) ibadet etmeyi emretmek, dostluğu bundan dolayı yaparak, bunu terk edenleri tekfir etmektir.

İkincisi:

Allah'a ibadet hususunda şirkten sakındırmak ve bu hususta sert davranmak;  düşmanlığı bundan dolayı yapıp, onu (yani şirki) işleyenleri tekfir etmektir.”
Bu hususta Şeyh Hamd bin Atik en-Necdi ise şöyle demektedir:

فأصل دين جميع الرسل، هو القيام بالتوحيد، ومحبته ومحبة أهله، وموالاتهم، وإنكار الشرك، وتكفير أهله، وبغضهم، وإظهار عداوتهم، كما قال تعالى: {قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَداً حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ} [سورة الممتحنة آية: 4]

"Bütün rasullerin dininin aslı; "tevhidi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir." Allah-u Teâlâ'nın şu kavlinde olduğu gibi: "İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4) (Durer'us Seniyye, 8/418 (Cihad babı)]

Kaldı ki biz tekfir dinin aslındandır derken k-f-r veya bundan türeyen keffera-yukeffiru-tekfir kelimelerini bilmek dinin aslındandır demiş olmuyoruz. Madem dinin aslında yani tevhidde cehaleti özür görmüyorsun, o zaman (cehaleti özür gören) muhalifler sana tevhid ve şirk şeri isimlerdir, bunların içeriği ancak şeriatla bilinir dediği zaman nasıl cevap veriyorsan biz de sana aynı cevabı veririz. Kişi küfrü ve şirki bilip bunları reddettiği zaman, fıtraten bunların ehlinden de uzaklaşır, bunların doğru yolda olmadığını, Allahın dinine mensup olmadıklarını da bilir tekfirden kasdımız budur yoksa tekfir ismini ve bu isme bağlı hükümleri yani cezaları vs bilmesi değildir. Son olarak İbrahim as meselesinde sorularımıza cevap vermedin yani babası Azer ölmeden önce İbrahim as babasından beri değil miydi, onunla velayeti/dostluğu devam ediyor muydu, diğer müşriklerden beri olmasına rağmen niye babasından beri olmadı sorularına cevap yazmayacaksan boşuna yazıp söz israfı yapma. İbn Cerir et Taberi o sözünü ayetle alakalı farklı görüşleri zikrettiği yerde söylüyor. Ayetteki "İbrahim ondan uzaklaştı" sözüyle alakalı müfessirlerden nakledilen iki görüş var. Birincisi İbrahim onun şirk üzere öldüğünü anlayınca ona istigfar dilemeyi terketti şeklinde, diğeri ise bu olayın kıyamet günü gerçekleşeceği ve kıyamet günü Azer İbrahimle karşılaştığında Azerin sırtlan şekline dönüşeceği şeklinde. Taberi birinci görüşü tercih ediyor ve o sözünü de bu görüşü tercih ettiğini açıklamak için zikrediyor. Yani İbrahimin Azerden uzaklaşması ona istigfarı terketmesi manasındadır, yoksa haşa itikadi anlamda, dostluğu kesme anlamında ölene kadar ondan beri değildi, ölünce uzaklaştı anlamında değildir. Selef müfessirlerinin buna delalet eden kavillerini Taberi tefsirindeki ilgili yerden naklediyorum arapçan varsa incelersin:

واختلف أهل التأويل في تأويل قوله: "فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه".
قال بعضهم: معناه: فلما تبين له بموته مشركًا بالله، تبرأ منه، وترك الاستغفار له.
* ذكر من قال ذلك:

17343- حدثنا محمد بن بشار قال، حدثنا عبد الرحمن قال، حدثنا سفيان، عن حبيب، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال: ما زال إبراهيم يستغفر لأبيه حتى مات = "فلما تبين له أنه عدوٌّ لله تبرّأ منه".
17344- حدثنا ابن وكيع قال، حدثنا أبي، عن سفيان، عن حبيب، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال: ما زال إبراهيم يستغفر لأبيه حتى مات = فلما مات تبين له أنه عدوّ لله.
17345- حدثني الحارث قال، حدثنا عبد العزيز قال، حدثنا سفيان، عن حبيب بن أبي ثابت، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال: لم يزل إبراهيم يستغفر لأبيه حتى مات، فلما مات لم يستغفر له.
17346- حدثني المثنى قال، حدثنا عبد الله قال، حدثني معاوية، عن علي، عن ابن عباس: "وما كان استغفار إبراهيم لأبيه إلا عن موعدة وعدها إياه فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه"، يعني: استغفر له ما كان حيًا، فلما مات أمسك عن الاستغفار له.
17347- حدثني مطر بن محمد الضبي قال، حدثنا أبو عاصم وأبو قتيبة مسلم بن قتيبة، قالا حدثنا شعبة، عن الحكم، عن مجاهد، في قوله: "فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه"، قال: لما مات.
17348- حدثنا محمد بن المثنى قال، حدثنا محمد بن جعفر قال، حدثنا شعبة، عن الحكم، عن مجاهد، مثله.
17349- حدثني محمد بن عمرو قال، حدثنا أبو عاصم قال، حدثنا عيسى، عن ابن أبي نجيح، عن مجاهد: "فلما تبين له أنه عدو لله"، قال: موته وهو كافر.
17350- حدثنا ابن وكيع قال، حدثني أبي، عن شعبة. عن الحكم، عن مجاهد، مثله.
-...... قال، حدثنا ابن أبي غنية، عن أبيه، عن الحكم: "فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه"، قال: حين مات ولم يؤمن. (1)
17352- حدثني المثنى قال، حدثنا أبو حذيفة قال، حدثنا شبل، عن عمرو بن دينار: "فلما تبين له أنه عدوّ لله تبرأ منه"،: موته وهو كافر.
17353-..... قال، حدثنا عمرو بن عون قال، حدثنا هشيم، عن جويبر، عن الضحاك في قوله: "فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه"، قال: لما مات.
17354- حدثنا بشر قال، حدثنا يزيد قال، حدثنا سعيد، عن قتادة: "فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه"، لما مات على شركه = "تبرأ منه".
17355- حدثت عن الحسين بن الفرج قال، سمعت أبا معاذ يقول، حدثنا عبيد بن سليمان قال، سمعت الضحاك يقول في قوله: "وما كان استغفار إبراهيم لأبيه"، كان إبراهيم صلوات الله عليه يرجو أن يؤمن أبوه ما دام حيًا، فلما مات على شركه تبرّأ منه.
17356- حدثنا القاسم قال، حدثنا الحسين قال، حدثني حجاج، عن ابن جريج، عن مجاهد: "فلما تبين له أنه عدو لله تبرأ منه"، قال: موته وهو كافر.
17357- حدثنا أحمد بن إسحاق قال، حدثنا أبو أحمد قال، حدثنا سفيان، عن حبيب بن أبي ثابت، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس قال:
ما زال إبراهيم يستغفر لأبيه حتى مات، فلما مات تبين له أنه عدوّ لله، فلم يستغفر له. (1)
17358-...... قال، حدثنا أبو أحمد قال، أبو إسرائيل، عن علي بن بذيمة، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس: "فلما تبين له أنه عدو لله"، قال: فلما مات.


{فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ} [التوبة: 114] «فَأَمْسَكُوا عَنِ الِاسْتِغْفَارِ لَهُمْ»
Tefsiru Mucahid

Bu son nakil de İmam Mücahidin tefsirinden, ondan beri oldu ifadesini istigfarı terketti olarak açıklıyor. Şimdi İbrahim as'ın müşrik babasıyla dostluğunu kesmediği iftirasından acilen tevbe et ve bir daha da Allahın dini ve peygamberleri hakkında bilgisizce konuşup iftira atma, Allah katındaki azabını artırma vesselam.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
İddiacı cevaben şunları yazıyor:

“Öncelikle seni uyarıyoruz ve bu şekilde sorulara kaçamak cevaplar verip, asıl meseleleri geçiştirmeye devam ettiğin takdirde seninle yazışmayı bırakacağımızı ihtar ediyoruz, çünkü böyle bir müzakere olmaz.”

Eğer dilersen iletişim kurmaya son veririz.

Bazı hususlara kısaca değineceğim inşallah. Bu sefer daha fazla (açıklama) ekleyeceğim. Hala yeterli değilse söylersin.

"Şimdi tekfir meselesinin risalete bağlı olduğunu söylüyorsun. Biz bu konuyu silsileyle alakalı yazıda detaylı açıkladık, Ebu cehil örneği üzerinden de izah ettik oraların hepsini geçiştirmişsin bu meselenin neresinde kendi kafamıza göre fetva verdiysek onu isbat et."

   Tamam buradan başlayalım. Bakalım bizzat tekfirin kendisi Asl’ud din ile sıkıca bağlantılı mı.

Muhammed bin Abdilvehhab el-Mustefid, 23
“Sonuç olarak (...) bu konudaki cehalet ve bu mesele (tekfir meselesi) hakkında konuşan cahillerin sayısının çokluğu, hakkı seven bazı müslümanları şüpheye düşürdü.”

Asluddin hakkında şüpheye düşmek onları mahvederdi, öyle değil mi? Alim ise onları müslüman olarak isimlendiriyor.

Süleyman bin Abdillah’a müşrikleri tekfir etmeyen ve kendisini  müslüman kabul eden bir kimse hakkında soruldu. Şöyle dedi:

“Eğer onların küfrü hususunda şüphe ediyorsa ya da cahilse bu durumda ona deliller gösterilir, şüphe etmeye devam ederse (kafirdir)...” (Durerus Seniyye, 10/69)

Muhammed bin Abdilvehhab şöyle dedi:

“... eğer bunların tağut olduğunu biliyorsan  (...) Onlar genel olarak bilinmektedir. Herkim onları savunur ve bu tağutları tekfir edenleri eleştirirse en azından fasıktır.” (Durerus Seniyye, 13/49)

İshak bin Abdurrahman dedi ki:

“Gerçekte onlar genel olarak tekfir ediyorlar fakat yalnız kaldıklarında tekfirden kaçınıyorlar. Onların bidati kardeşlerimizde de bulunmaktadır.”
“risalede anlattığımız hususların nesine itiraz ediyorsa delilleriyle ortaya koy, öyle siz kafadan atmışsınız demekle mesele çözülmüyor.”
Tabiki. Ulemadan iktibas yapmayı deniyorum.

“Tekfir meselesi nasıl asluddinden olmuyor? Muayyen bir konu olan Ebu Yala örneğini vererek bunu isbatlamış mı oldun?”
Tekfir şüphesiz önemlidir. Muhammed bin Abdilvehhab’ın torunu (büyükbabasının sözlerini açıklarken) diyor ki; bu meseleler (tekfir etme vb meseleler) tevhidi tamamlayan meselelere dahildir ama bizzat asluddinden değildir.

Ebu Ya’la’nın sözüyle alakalı açıklamalar

“Görüldüğü gibi Kadı Ebu Yala'nın söylediği görüşü yani peygambere sövme gibi küfür söz konuşan birisi zahiren kafir olduğu halde batınen yani Allah katında mümin olabilir iddasını İslamın zaruri esaslarıyla çelişen ve kişiyi İslamdan çıkartan bir küfür itikadı olarak görmektedir.”

Evet aynen. Meseleyi anladın mı? Küfür işleyen bir kimsenin batinen müslüman zahiren kafir olduğu ya da tam tersini söylemek aynıdır. Ama Ebu Ya’la (yukarıdaki metine göre) ne zahiren ne de batinen tekfir etmedi.

“Ancak Ebu Yala'nın konuyla alakalı sözleri birbiriyle çelişmektedir ve bazı kitaplarında bu söylediğinin tam zıddı sözler yer almaktadır. Sonuçta burada aslen müslüman olan muayyen bir kişinin -üstelik vefat etmiş olan ve akidesini kendi beyanından öğrenme imkanı olmadığımız bir kişinin- tekfiri sözkonusudur bu ise şahsın ne dediği ne savunduğu tam ortaya çıkmadan sözkonusu olmaz.”

Bu, senin meseleye yorumun.

“Kısacası İbn Teymiye'nin Ebu Yala'yı tekfir etmemesi söylediği sözü küfür olarak görmediği veya küfür itikadında olan birisini tekfir etmediği anlamına gelmez. Çünkü tekfirin kaideleri, şartları ve engelleri ayrı bir şey; bir sözün küfür olduğuna hükmetmek ayrı birşeydir. Burada sözkonusu olan Ebu Yala tevbe etmiş olabilir ve sair bir çok ihtimal sözkonusu olabilir.”

Evet ama ona başka bir şey ulaşmadan tekfirden kaçınmayacağı da söylenmemiş.

“Ebu Yalanın tekfir edilmemesi onun sözünün küfür olmamasını gerektirmez. Keza birilerinin iddia ettiği gibi dinin en bariz meselelerinin bile ihtilaflı olmasını, bu konularda dahi cehaletin ve tevilin geçerli olmasını da gerektirmez.”

Meseleyi anla! Sövmenin irtidata götüren bir küfür olduğu açık. Biz bu hakikati müzakere etmiyoruz. Aynı şekilde tekfirden kaçınmanın bizzat küfür olmadığını da müzakere etmiyoruz. Evet öyle. Ama mazur görenin kendisi de mazur görülebilir.

“Hele böylesine birçok ihtimaller taşıyan muayyen bir kişinin durumu ile alakalı bir meseleden dolayı daha konunun ne olduğunu idrak etmekten aciz kimselerin İbn Teymiye hakkında ileri geri konuşması, hatta "bir kafirin tekfirinde duraksadığı için" ! tekfir etmeye yeltenmeleri ise halis bir cehalet ürünüdür. Özetle muayyen kişiye kafir hükmü verilmemesi o kişiye isnad edilen söze de küfür hükmü verilmediği anlamına gelmez. Bunu anlayan bir kimse buna benzer bir çok meseleyi aynı usulle aydınlatabilir. Vallahu a'lem.”

Aha. (herhalde: “evet öyle” ya da “meseleyi anlıyorsun” demek istiyor)

“Kişi küfrü ve şirki bilip bunları reddettiği zaman, fıtraten bunların ehlinden de uzaklaşır, bunların doğru yolda olmadığını, Allahın dinine mensup olmadıklarını da bilir tekfirden kasdımız budur yoksa tekfir ismini ve bu isme bağlı hükümleri yani cezaları vs bilmesi değildir.”

Bu konuyu en son ele alalım

“Kişi küfrü ve şirki bilip bunları reddettiği zaman”

İşte bu asluddindir. Reddetmek. Bir kimsenin hunefadan olduğunu bilmenin en asgarisi budur. Şunu bilmeniz gerekirki şirk yanlıştır. Müşriği müşrik ya da kafiri kafir olarak veya başka şeyler sonraki basamaktır ki bunlar sadece vahiy ile bilinebilir.

“Şimdi İbrahim as'ın müşrik babasıyla dostluğunu kesmediği iftirasından acilen tevbe et ve bir daha da Allahın dini ve peygamberleri hakkında bilgisizce konuşup iftira atma, Allah katındaki azabını artırma vesselam.

Benim son e-maillerimi tekrar oku. Ben hiç bir zaman İbrahim (aleyhi selam) babasından beri olmadı demedim, ki bu; asluddini tamamlamak için zorunludur. Benim örneğim sadece “beraat” kelimesinin manasının bizzat tekfiri içerdiği anlamına gelmediğini gösterir. Aksi takdirde tekfiri beraat kelimesiyle tamamıyla bağdaştırmalısın ki yukarıdaki tefsire göre böyle birşey gösterilemez.”


İddiacıya gönderdiğimiz en son cevaplarımız ise şu şekilde:

İlmi münazaranın hiç bir kaidesine riayet etmiyorsun. Eğer bu şekilde yazacaksan bir daha yazma. Çünkü bizim söylediğimiz hiç bir meseleyi izah etmeden kendi sözlerini tekrarlayıp duruyorsun, asıllara gelmiyorsun -zaten nasıl geleceksin, gelsen kendi davanı inkar etmiş olacaksın. Alimlerden aynı nakilleri atıp durma, nakiller hakkında link verdiğimiz yazıyla alakalı bir yorum yapmadın. Eğer meseleyi alimlerin sözleri üzerinden tartışacaksak ki bu hatadır, tekfirin asl'uddinden olduğuna dair nakilleri izah et, yoksa hiç bir şeyi izah etmeden alimlerin sözlerini birbirine vuruşturarak sanki alimler çelişkili konuşuyormuş gibi lanse etmek ilimden uzak bir tutumdur. Asl olan meseleyi usul yönünden ve şeri deliller ışığında müzakere etmektir. Biz senden delil istiyoruz sen yine falan alim şöyle demiştir diyerek sözü hüccet olmayan zatların sözlerini getiriyorsun. Biz nasslar çerçevesinde meseleyi halledelim ondan sonra hala gerek kalırsa alimlerin sözlerini ele alırız. Aslında silsile tekfir yazısında yazacağımızı yazmışız, burada cedelle uğraşacağına o yazıya reddiye yap tabi ilmin varsa. Yok ilmin yoksa o zaman bu konulardaki kaynağın kimse onu açıklasın hatta o kaynak gelsin bizimle müzakare etsin sen aradan çekil. Ebu Yalayla alakalı cevabımızı bu senin yorumun diye geçiştirmişsin, ilmi cevap böyle mi veriliyor? Sözü hüccet olmayan bir alimin muayyen bir vakıayla alakalı sözünden rasule sövenin kafir olacağı ve tekfir etmeyenin de kafir olacağı yönündeki icmayı nasıl iptal edebiliyorsun, bu nasıl bir delil anlayışı? Üstelik İbn Teymiye küfür söz konuşan birinin batında mümin olacağı iddiasının küfür olduğunu açıkça söylerken bu genel hükmü Ebu Yala için nasıl iptal edecek, var mı bir açıklaması? İbrahim as hakkında yazdıkların ise tam bir felaket şimdi İbrahim as babasını tekfir etmedi mi, Azere müslüman mı dedi? Çünkü diyorsun ki ben bu örneği beraetin her zaman tekfiri içermediğini isbat etmek için yazdım. Eğer bu ve diğer yazdıklarından tevbe etmezsen gerekirse bu münazarayı siteye taşırız. Bundan sonra yazacaksan bahsettiğimiz münazara usulü çerçevesinde sadece meselenin usulünü izah et. Küfrü bilmeyen kişinin müslüman olamayacağını kabul ettiysen kafirin kafir olduğunu bilmeyen kişinin müslüman olamayacağını da kabul etmen gerekir çünkü şirkin kötü olduğunu bilip şirk olduğunu bilmeyen kişi şirki tanımıyor demektir bu ikisi aynı şey, senin izah etmen gereken nokta burası, aslında cehaletçilerle aynı usulü savunuyorsun vesselam.

Bunlara ek olarak şunları da yazdık:

"Daha önce sana usulle alakalı bir soru yöneltmiştik şu cevabı vermiştin:

"dinde delil nass ve icma'mıdır, yoksa alimlerin sözleri midir?

Alıntı

    Nass and consensus, not the single statement of a alim.

    Dinde delil nas ve icmadır bir tek alimin sözü değil"

Alimlerin sözlerinin hüccet olmadığını itiraf ettiğin halde sana sorulan sorulara delille değil, alimlerin müteşabih kavilleriyle cevap veriyorsun. Sen önce kabul ettiğin usule sadık ol, sorduğumuz bütün sorulara tekrar deliller ışığında cevap ver ayrıca tekfirle alakalı usulünü ve bizim usulümüzden farkını açıkla ve de şeri deliller ışığında delillendir.


[Not: Bu söylediğimiz şey, aslında bu iddiacının şahsında bütün muhaliflere yaptığımız bir çağrıdır. Bizimle tekfir meselesi başta olmak üzere herhangi bir konuyu müzakere etmek isteyen varsa ancak bu şekilde net bir usulle münazara yapsın, kimin neyi savunduğu belli olmayan kaypakça bir müzakereden kimseye fayda gelmez!]

İddiacı, bu sorulara cevap vermeden münazarayı sonlandırdı ve özetle kişisel sebeplerden ötürü müzakereyi daha sonraki bir zamana bıraktığını, bizim kendisinden talep ettiğimiz net cevapları müzakereye daha sonra başlandığında göz önünde tutacağını yazdı ve münazara da şimdilik bu şekilde sona ermiş oldu.

As-salamu alaykum,

I suppose we should continue our debate later on. I have to withdraw at
the moment (personal reasons). I thank you for your
answer. I know this is not the perfect end but I have to withdraw now.
I understand that you want to get the exact answers before
communicating. I will consider this next time.

Wassalam.


İbret alan alsın! Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin…


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillah. "Silsile tekfir" ismi verilen meseleyle alakalı temel kaideleri şu adresten okuyabilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=439.0 Konuyla alakalı diğer linkler için de şu adrese müracaat edilebilir: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=929.0

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3801 Gösterim
Son İleti 11.06.2015, 00:29
Gönderen: İbn Teymiyye
8 Yanıt
8845 Gösterim
Son İleti 15.07.2019, 19:37
Gönderen: İbn Umer
3 Yanıt
4499 Gösterim
Son İleti 15.05.2017, 04:51
Gönderen: İbn Teymiyye
15 Yanıt
7409 Gösterim
Son İleti 25.02.2020, 05:51
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
503 Gösterim
Son İleti 22.02.2020, 23:03
Gönderen: Ebu Yahya