Darultawhid

Gönderen Konu: İŞİDİN AKİDESİ HAKKINDA!  (Okunma sayısı 3962 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1940
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
İŞİDİN AKİDESİ HAKKINDA!
« : 09.09.2017, 22:49 »
Alıntı
Ebu Bekir el Bağdadiyi tağut olarak görüyor ve ışidi tekfir ediyorsunuz. Işidi tekfir etmenizdeki sebepleri okudum. Lakin Işid geçmişinden tövbe etmiş, El kaide gibi mürcie taifeleri tekfir etmiş, Tağutu reddetmiş, kendi topraklarında Şeriatı elden geldikçe tatbik eden bir devlet gibi gözüküyor. Sizin ışidi tekfir etmenizdeki sebepleri insanlara söylediğimde bunlar zayıf deliller diyorlar. Maddeler halinde ışidin küfürlerini yazabilir misiniz? İlmim eksik olduğundan dolayı soruyorum. Rahatsız ettiysem hakkınızı helal edin.

Bismillahirrahmanirrahim.

Sorunuza cevap vereceğiz inşallah lakin bundan önce günümüzde çokça ihmal edilen bazı temel kaideleri hatırlatmak istiyoruz. Evvela bilinmesi gereken ilk husus günümüzde bütün dünyanın darul küfür olduğu ve darul küfürde İslamına şahit olunmayan herkes hakkında zahiren kafir hükmü verileceği hakikatidir. Bir kişinin veya grubun İslamına şahit olmak ise bu insanların elinde tevhid bayrakları olması, kaleşnikoflarla resim çektirmeleri, birtakım başka kafirlere saldırmaları, şeri had cezalarını tatbik etmeleri gibi şeylere göre sabit olmaz. Bu özellikler günümüzde İran, Suudi Arabistan gibi şeriatı tatbik ettiğini iddia eden tağut devletlerde de mevcuttur. Fakat bu devlet ve örgütlerin kafir olduğunu bizler de, başkaları da bilmektedir. Bu devletlere kafir diyenler hangi artı özellikten dolayı IŞİD ve benzeri gruplara İslam hükmü vermiştir? Eğer akidesinden dolayı bu hükmü verdilerse şu halde günümüzde İslam ve şeriat adına ortaya çıkan bir gruba müslüman hükmü verebilmek için had cezaları uygulamasının vs ötesinde akidesinin yakin olarak bilinmesi gerektiği gerek şeran, gerekse aklen apaçık ortadadır ve bunu onlar da kabul etmiş olurlar. Bu konuda ancak tevhidden zerre kadar nasibi olmayan cahil ve ahmak kimseler şüphe edeceği için bu temel kaideyi sadece hatırlatmakla yetiniyoruz. Bu bahsettiğimiz kaide, IŞİD isimli oluşum hakkında da geçerlidir. Biz IŞİD'in akidesini daha önce bizzat kendi beyanlarından yola çıkarak ortaya koymuştuk. http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=668.0  Bu beyanatlardan da anlaşılacağı üzere IŞİD isimli yapı, mevcut toplumları kafir olarak görmemektedir ve hatta bu halklarda aslolan küfürdür inancını şiddetle reddetmekte ve bunu Haricilik olarak görmektedir. El Kaide ve Taliban gibi Mürcii zihniyetteki gruplara da şer'i manada kafir dediklerine dair bir delil yoktur, bilakis bu grupları tekfir ettikleri iddiasını reddeden bir bildiri neşretmişlerdir. Bu grupları tenkid etmeleri ve siyasi husumet beslemeleri ise bir şey ifade etmez. Bunların tafsilatı aşağıda gelecektir. Kaldı ki bir an için elimizde bu belgelerin olmadığını bile farzetsek küfür diyarında hakkında hiç bir bilgi sahibi olunmayan bir kişi veya grubun tevhid akidesini bütünüyle benimseyip tağuttan ve de tağuta ibadet eden müşrik avam tabakasından beri olarak onları tekfir ettikleri açıkça ortaya çıkana kadar müslüman olarak görülemeyeceği hususu tevhidden zerre kadar ilme sahip olan herkesin bildiği bir meseledir. Fakat buna rağmen hiç kimse bu kaideyi tatbik etmemekte ve hala sanki bu insanlarda aslolan İslammış gibi küfürlerini isbat etmemizi beklemektedirler. Halbuki darul harpte -ki bütün dünya bugün darul harptir- ortaya çıkmış olan bir grup hakkında sorulacak soru küfürleri nedir, şeklinde değil İslamı nedir şeklinde olmalıdır. Yani aslen darul harp ahalisi kafirlerden olan birisinin küfrüne değil İslamına delil aranmalıdır. Aslen müslüman olan birisinin ise İslamına değil küfrüne delil aranır. İnsanlar hakkında asıl olan ne ise aksi isbat edilinceye kadar asıl üzere kalırlar. İşte bu asla binaen IŞİD veya başka herhangi bir grup şirkten ve müşriklerden beri olduğunu, günümüzde yaygın küfürlerden de beri olduğunu –yuvarlak ifadelerle değil- sadece bir müslümandan, muvahhidden sadır olacak şekilde ortaya koymadıkça Müslüman hükmü almaz ve zahiren kafir hükmü almaya devam eder. Ancak yukarda da işaret ettiğimiz üzere bu İŞİD veya DAEŞ adı verilen organizasyonun bu zahiri hükmün ötesinde bizzat hakiki anlamda da kafir olduklarına delalet eden birtakım görüşleri ortaya çıkmıştır. Şimdi bunları maddeler halinde yazıyoruz:

1- İŞİD'in bu küfri akidelerinden en bariz olanı birtakım kimselerin “halkların hükmü” ismini verdiği mevzudur ki aslında bu mesele, halkların hükmü vs’nin ötesinde bizzat kelime-i tevhidin anlaşılması hakkındaki bir meseledir. Kelime-i tevhidi manasından soyutlayarak sadece  dille telaffuz edilecek bir kelime olarak gören bütün fırkalar gibi İŞİD de günümüzde bir kimsenin Müslüman kabul edilmesi için şehadeteyni diliyle telaffuz etmesini ve namaz vesair İslam şiarlarını yerine getirmesini yeterli görmekte, günümüz müslümanım diyen halkları da bunları çoğunlukla yerine getirdikleri için bu halklarda aslolanın İslam olduğuna itikad etmektedirler. Bundan dolayıdır ki bu halklara mensup kimselerden ancak Amerika’ya, Rafızilere, PKK’ya vesair kafir devlet ve örgütlere yardım ettiği bilinenler gibi açık küfür amelleri işleyenlere ise “mürted” yani dinden dönen muamelesi yapmaktadırlar. Çünkü bu kimseler iddialarına göre müslümandı ve sonradan bu küfür amelleri işleyerek mürted oldular. İŞİD’i takip eden herkes nezdinde bütün bunlar maruf ve meşhur olan şeylerdir. Tevhid ehli nazarında bu açık bir küfür akidesidir. Çünkü bu halkların kelime-i tevhidin manasını bilmedikleri ve bunun ötesinde bizzat şirk amelleri içinde oldukları açıkça bilinen bir husus olduğu halde ve günümüzde istisnalar haricinde hiç kimsenin kelime-i şehadeti şirkten tevbe etmek kasdıyla söylemediği de belli olduğu halde kelime-i şehadet getiren kimselere Müslüman demek, müşriklere Müslüman demektir ve böyle yapan bir kimsenin İslam’ın hakikatini şirkten beri olmak değil kelime-i şehadetin mücerred dille telaffuzu olarak kabul ettiğini gösterir. Böyle bir kimse İslam’ı da tevhidi de bilmiyordur. Bu kimselere yani günümüzde kelime-i şehadeti İslam alameti kabul edenlere Müslüman diyenler de aynı şekilde tevhidi bilmeyen kişilere de Müslüman demektedirler. Bütün bu fırkalarla bizim ihtilafımız bizzat La ilahe illallahın ve İslam dininin hakikati hakkındadır. Onlar tıpkı Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın münazara ettiği şu kimseler gibidir:


لا إله إلا الله قد سألنا عنها كل من جاءنا منكم من مطوع وغيره، ولا لقينا عندهم إلا أنها لفظة ما لها معنى، ومعناها: لفظها، ومن قالها فهو مسلم، وقد يقولون لها معنى لكن معناها لا شريك له في ملكه.
ونحن نقول: لا إله إلا الله ليست باللسان فقط؛ لا بد للمسلم إذا لفظ بها أن يعرف معناها بقلبه، وهي التي جاءت لها الرسل وإلا الملك ما جاءت الرسل له


“Hocalardan ve başkalarından olsun sizden bize gelenlerin hepsi “La İlahe İllallah” kelimesinden sordular. Onların nezdinde, bunun ma’nası olmayan bir lafızdan başka bir şey olduğuna rastlamadık. Onlara göre bunun ma’nası sadece lafzıdır. Ve bu lafzı kim söylerse o müslümandır. Onlar bazen bunun ma’nasının olduğunu da söylüyorlar. Lakin ma’nasını mülkünde ortağı yoktur şeklinde açıklıyorlar. Biz de onlara şunu diyoruz: “La İlahe İllallah” sadece dil ile (söylenecek bir şey) değildir. Müslüman bir kimsenin onu telaffuz ettiği zaman, kalbinde onun ma’nasını kavraması şarttır. Rasuller işte bununla gelmiştir. Rasuller (sadece) Mülk(ün Allah’a ait olması) ile gelmemişlerdir.” (el-Cevahir’ul Mudiyye, sf 36)

Bu kimselerin “Biz kelime-i şehadet dahi getirseler şirki ortaya çıkan kimseleri tekfir ediyoruz” diyerek kendilerini Gulatı Mürcie’den ayrıştırmaya çalışmaları da boştur. Çünkü aşırı Mürciiler bizzat şirk işleyenlere kelime-i şehadet getirdikleri için Müslüman derken, bunlar ise şirk diyarlarında, şirkin çoğunlukta tevhidin azınlıkta olduğu hatta hiç olmadığı kavimlerin arasında yaşayan kısacası yine şirk ehlinden olan kimselere şirkten tevbe ettikleri belli olmadığı halde la ilahe illallah kelimesinden dolayı Müslüman demektedirler. Düşünenler bu ikisinin de aynı hükümde olduğunu görürler. Çünkü bir kimse hangi kavimde yaşıyorsa onlara ilhak edilir, muvahhidlerin arasında ise muvahhidlere, müşriklerin arasında ise müşriklere… Dolayısıyla Hristiyan ve Yahudi halkların mensubu fertleri tekfir etmeyenler ne ise, İslama intisap eden müşirk halkların fertlerini tekfir etmeyenler de aynıdır. Bu konular daha önce ayrıntılı olarak anlatıldığı için burada bu kadarıyla iktifa ediyoruz. Dileyenler geniş bilgi için şu adrese müracaat edebilirler: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1047.0

İşte İŞİD, tıpkı el Kaide ve diğer cihadi geçinen gruplar gibi günümüz halklarını bu şekilde Müslüman görmekte, hatta aksini söyleyenleri Harici olarak nitelemektedir. Bu hususta daha önce naklettiğimiz şeyleri hatırlatma babından tekrar naklediyoruz:

Bu hususta Konstantiniyye dergisinde yayınladıkları devletlerinin akidesini beyan eden metinde şu ifadelere yer vermektedirler:

"19.Kim iki şahadet kelimesini söyler, İslam'ı izhar eder ve insanı dinden çıkaran herhangi bir unsura da bulaşmazsa, biz ona Müslüman muamelesi yaparız. Gizlediklerini Allah’a havale ederiz. Çünkü kim dinin şiarlarını açığa vurursa, dinin hükümleri o kişinin üzerine icra edilir. İnsanların durumları zahirlerine göredir. Gizli hallerin velisi Allah azze ve celledir.
20.Bizim yanımızda Rafızî Şiiler; şirk, riddet ve fesat taifesidir.
21.Bir memlekette küfrün şiarları yüceltiliyorsa ve yönetim, İslami hükümlerin yerine küfür hükümlerine göre yapılıyorsa, o diyar küfür diyarıdır. Bu, o diyarda yaşayanları tekfir etmeyi gerektirmez. Aşırıların; “İnsanlarda asıl olan mutlak küfürdür” dediği gibi demiyoruz. Bilakis, her insan kendi haline göre hüküm alır. Onlardan Müslüman ve kâfir olanlar vardır."

Buna İŞİD'in eski sözcüsü maktul Adnani’nin şu sözleri de şahittir:


ان القول بأن اصل الناس كفر لاهو من بدع خوارج العصر وان الدولة بريئة من هذا القول وان من اعتقادها ومنهجها وما تدين الله به ‏ان عموم اهل السنة في العراق والشام مسلمون لانكفر احد منهم الا من ثبتت لدينا ردته بادلة شرعية قطعية الدلالة قطعية الثبوت ‏‏ومن وجدناه من جنود الدولة يقول بهذه البدعة علمناه وبينا له فان لم يرجع عزرناه فان لم يرتدع طردناه من صفوفنا وتبرأنا منه ‏وقد فعلنا هذا مرات كثيرة مع مهاجرين وانصار


“İnsanların asıl itibariyle ‘kafir’ olduğu yönündeki inanç ancak asrın haricilerinin çıkardığı bir bidattır. Devlet bu düşünceden beridir. Devletin inancının ve yolunun gereği ve de Allahın dini olarak kabul ettiği şey; Irak ve Şam’daki Sünnilerin genelini Müslüman olarak kabul etmektir. Onlardan hiç birisini kat’i delalet ve kat’i sübut niteliği taşıyan şer’i bir delille riddeti (dinden döndüğü) ispatlanmadıkça tekfir etmeyiz. Devletin askerleri arasında bu bidatla gelen olduğu takdirde kendisine öğretip açıklarız, yolundan dönmezse onu tazir ederiz, daha da dinlemezse de saflarımızdan kovarız ve bunu gerek muhacir gerek de ensardan olan kişilerle beraber çok kez yaşadık.”

Bunu malum fırkanın eski kadılarından Ebu Humam el-Eseri, Devletlerine yönelik Haricilik suçlamasını reddetmek amacıyla kaleme aldığı “Tebsir’ul Mehacic” adlı risalesinin 9. Sayfasında nakletmiştir. (1. Baskı 1435/2013)

Görüldüğü üzere ister Irak Şam bölgesinde olsun isterse diğer İslama nisbet edilen diyarlarda olsun kelime-i şehadet getiren herkese küfür izhar etmediği müddetçe asli müslüman muamelesi yaptıklarını ve küfür diyarlarında yaşayan herkese asli kafir muamelesi yapanları da bidatçi olarak gördüklerini ortaya koymaktadırlar.

2- Bu “halkların hükmü” adı verilen meseleye ek olarak bu örgütün beyan ettikleri akidelerinde başka küfri unsurlara da raslanmaktadır. Örneğin yayınlarından takip edebildiğimiz kadarıyla bu fırkanın içinde son yıllarda cehaleti özür görenlerin kafir olup olmadığı konusu tartışılmaktadır. Örgüt konuya müdahil olarak cehaleti özür görenlerin hüccet ikamesinden sonra kafir olduğuna hükmetti ve bu meselenin dinin aslına dahil olmadığını da beyan etti. Bu beyanlarını “el-Mekteb’ul Merkeziyyu li Mutabaat’id Devavin’iş Şer’iyye” adlı sözde İslam devletine bağlı bir kuruluş h. 22/8/1427 mil. 29/5/2016 tarihli  ve 155 no’lu fetvasında neşretmiştir. Cehaleti özür görenlerin hüccetten önce Müslüman kabul edilmesi ve bu meselenin dinin aslına dahil olmadığı iddiası açık bir küfürdür. Biz bunu bir yazımızda delilleriyle izah ettik. http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=356.0 Şimdi bizim bu yazımızdan ve başka yerlerden derleyip topladıkları bilgilerle Konstantiniyye dergisinde cehaletin özür olmadığı yönünde yazı kaleme alan sözde İŞİD şer’ileri, cehaletin özür olmadığı hususundaki icmanın delillerini gördüler de bu meselenin bizzat dinin aslına dahil olduğuna dair delilleri görmediler mi? Ama bunu kabul ettikleri zaman bu bizzat kendi küfürlerini ve geçmişte tabi oldukları liderlerin küfürlerini itiraf anlamına gelir ki bunu da Allah hidayet vermedikçe kolay kolay yapamazlar. Kısacası cehaleti özür gören kafirdir vb çıkışlardan veya bazı grupları siyasi anlaşmazlıktan dolayı tekfir etmelerinden ancak akidesi olmayan cahiller etkilenir; akidesi olan ise meseleyi akideye arzeder, arzettiğinde de akide nezdinde hiçbir ehemmiyete sahip olmadığını görür çöp sepetine atar. Allah bu fırkaya da bu fırka hakkında mücadele edip onları savunanlara da hidayet etsin amin.

3- İŞİD’in geçmişinden tevbe ettiği iddiasına gelince; bu konuda iddiada bulunan herkesten de talep ediyoruz. Allahu a’lem bu yine yukarda bahsettiğimiz tescilli sahtekarların ortaya attığı iddialardan birisidir. Şimdi İŞİD ne dedi, biz el Kaide saflarında bulunduğumuz dönem kafirdik mi dediler? O zamanki liderleri Ebu Musab ez-Zerkavi’nin ve Ebu Ömer el Bağdadi’nin de şehid (!) değil aslında müşrik olduğunu mu söylediler? Bilakis yayınlarında kendilerinin bu kişilerin zamanında kurulan Irak el Kaidesi ve sonrasındaki Irak İslam Devleti adlı oluşumların devamı olduğunu her sahada iftiharla dile getirmektedirler, hatta el Kaide lideri olan Zevahiri’ye bundan dolayı yani devlet olduklarından dolayı itaatle yükümlü olmadıklarını ileri sürmektedirler. Şimdi hal böyleyken hangi tevbeden bahsediyorsunuz? Bu kimseler küfürlerini itiraf edip ondan tevbe edecekler ki Nasuh bir tevbe olsun, öyle yaptıkları takdirde etraflarında kimse kalmaz o da ayrı mesele! Bunun haricinde yukarda zikrettiğimiz cehalet özrü meselesinde olduğu gibi imanın  aslıyla alakalı hataları, sıradan hatalar gibi gösterip rücü ettilerse bu bizi ilgilendirmemektedir.

4- İŞİD’in el Kaide’yi tekfir ettiği iddiasına gelince; bizler bu grubun şu anda dahi Zevahiri, Horasan el Kaidesi, Yemen el Kaidesi, Afrika’daki eş-Şebab gurubu vesaire dahil olmak üzere bütün el Kaide unsurlarını tekfir ettiklerine dair bir şey bilmiyoruz. Nusrayı veya Heyetu Tahrir’iş Şam’ı tekfir etmeleri siyasi ve yerel sebeblerden kaynaklanır. Bu grupları sahip oldukları akideden ötürü değil, sahada yaptıkları iddia edilen birtakım amellerden –hakim oldukları bölgelerde Allahın şeriatıyla hükmetmemeleri veya İŞİD’e karşı birtakım mürted dedikleri gruplarla işbirliği yapmaları gibi- dolayı tekfir etmektedirler. Bu tekfirler de çoğu zaman kati delillere dayanmayan siyasi tekfirler olması muhtemeldir. Yine de bu, el Kaide camiasının tamamını tekfir ettikleri anlamına gelmez. Bilakis el Kaide ile ayrıldıktan sonra el Kaide’yi ve Taliban’ı tekfir etmediklerini beyan etmişlerdir. Aşağıda sözkonusu beyanatı naklediyoruz:

Bu hususta 1 Mart 2014 tarihli yaptıkları açıklamada şöyle demektedirler: (Bu açıklama IŞİD’in gayrı resmi yayın organı olduğunu söyleyen “dawlaisis” adlı blog sayfasından alınmış ve IŞİD’e yakın alplatformmedia vb başka sitelerde de yayınlanmıştır)


بيان موقف الدّولة الإسلامية من مقالة المفترين
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله ربّ العالمين، والصّلاة والسّلام على إمام المُجاهدين نبيّنا محمّد، وعلى آله وصحبه أجمعين... وبعد:
فقد نُسبت للدّولة الإسلاميّة مقالة مُفتراة زعم فيها مروّجوها أنها تقول بكفر الطالبان أو أمراء الجماعات الجهادية كالدّكتور الظواهري حفظه الله والشيخ أسامة بن لادن تقبله الله، وقد استند مثيرو هذه الشّبهة على تسجيل صوتي منسوب لإخوة في إحدى ولايات الشّام وهم يناظرون أقراناً لهم من جماعات أخرى.
فنقول متوكّلين على الله: إننا نبرأ إلى الله من كلّ قولٍ مُخالفٍ لمنهج أهل السنّة والجماعة، والذي هو منهج الدّولة الإسلامية المعروف المبسوط والمحكم في كلام أمرائها، ونقول لأعداء المشروع الجهادي وشانئيه: لا تفرحوا ببضاعتكم المُزجاة، فمنهج الدّولة الإسلاميّة أوضح من الشمس في رابعة النهار، وأصفى من أن تكدّره مثلُ هذه الوقائع التي سنستوثق منها إن شاء الله تعالى، ولئن ثبت أنّ مجاهداً في الدّولة الإسلامية قال بها فوالله لنأخذنّ على يديه أخذاً يكون فيها عبرة لغيره بإذن الله تعالى كائناً من كان، ولا خير فينا إن لم نفعل ذلك.
وقد كثُرت الإشاعات والأراجيف التي تهدف لتشويه صورة الدّولة وتبرير قتالها في خضم مؤامرة الصحوات على المشروع الجهادي في الشّام، والتي ركّزت على أن تُقدّم الدّولةَ الإسلامية في صورة من ينتهج نهج الخوارج والغلاة، فتُكَفّرُ بالكبائر والظنون والمآل ولازم القول، أو تقولُ أن الأصل في المنتسبين إلى الإسلام الكفر، أو ما قيل مؤخراً بأنّها تُكفّرُ المجاهدين -أمراءهم وجنودهم- في خراسان أو غيرها والعياذ بالله.
ومثلُ ذلك ما طار به السّفهاء وصُنّاع الفتن في اتهام الدّولة الإسلاميّة بقتل القيادي في أحرار الشّام أبي خالد السّوري، والمسارعة في إلصاق ذلك بالدّولة دون بيّنة، ورغم أننا في حربٍ محتدمة مع الجبهة الإسلاميّة بكل مكوناتها على الأرض بعد أن صاروا جزءاً من المؤامرة في قتال الدّولة الإسلاميّة، تلك المؤامرة الغادرة التي سقط فيها خيرة المهاجرين والأنصار من قيادات وجنود الدّولة، منهم الشيخ المجاهد أبو بكر العراقي رحمه الله والذي قتلته أيادٍ غادرة من الجبهة الإسلاميّة نفسها، إلا أننا لم نأمر بقتل أبي خالد ولم نُستأمر، بل نحن منقطعون كليّاً عن الموطن الذي كان يتواجد فيه بعد انحيازنا من مدينة حلب، ومع ذلك فالدّولة هي المتّهمة عند هؤلاء دائماً.
وهنا نؤكد على أن قرارات ومواقف الدولة الإسلامية لا تصدر إلا من أميرها أمير المؤمنين البغدادي حفظه الله ثم من مجلس الشورى، لا الأفراد من طلبة العلم والجنود، وأعضاء المجلس هم من المجاهدين السابقين الذين عركتهم سنوات من التّجارب والمحن مع الأئمة أبي مصعب الزرقاوي وأبي حمزة المهاجر وأبي عمر البغدادي رحمهم الله، وسبق وبيّنت الدّولة الإسلاميّة موقفها وذكرت فضائل من سبقنا في تنظيم القاعدة وغيرهم في خطب رسمية لأمير المؤمنين والناطق الرسمي للدّولة الإسلاميّة، ومن لم يشكر الناس لم يشكر الله، ومعاذ الله أن ننكر أفضال هؤلاء، إذ لولا الله ثم من سبقنا في هذا الطّريق لما وصل الجهاد إلى العراق والشام، فنحن نقرّ لأهل السبق فضلهم العظيم علينا وعلى المسلمين، وأما إن نُسبت إلى أفراد من الدولة الإسلامية أقوالٌ تُخالف هذا الأصل، فهي لا تمثّلها، وإن ثبت فسيتم إحالة أصحابها للمحاكم الشرعية في الدولة الإسلامية ومحاسبتهم بما يقتضيه الشرع؛ ونسأل الله أن يهدينا ويثبّتنا حتى نلقاه وهو راضٍ عنّا.
والله أكبر
{وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَعْلَمُونَ}
يوم السبت الموافق 29 ربيع الآخرة 1435 للهجرة
1/ 3/ 2014

Taliban Hareketini, Zevahiri ve Usame’yi Tekfir Etmediği Hakkında Devle’nin Resmi Açıklaması

Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Salat ve Selam mücahidlerin imamı Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), âline ve ashabının tamamınadır.

Devle’ye iftira atarak, insanlar arasında yayılmaya çalışılan iftirada güya Devle Taliban’ı, cihad cemaatlerinin emirlerini, mesela Doktor Zevahiri -hafizahullah- Şeyh Usame bin Laden -Allah şehadetini kabul etsin- tekfir ediyormuş. Bu şüpheyle fitne oluşturmak isteyenler kendileri gibi konumda olan başka cemaatlerdeki kişilerle münazara eden Şam’ın vilayetlerinin birindeki kardeşlerimize ait ses kaydına istinad ediyorlar.

Allaha tevekkül ederek şöyle diyoruz: Biz kesinlikle Ehli Sünnet ve’l Cemaat’in menhecine ters düşen her hangi bir sözden Allah’a sığınıyoruz. Devle’nin menheci de Ehli Sünnet ve’l Cemaat’in menhecidir ve bu Devle’nin emirlerinin kelamından, tafsilatlı olarak açıklamalarından da muhkem olarak biliniyor. Bizler meşru cihadın düşmanlarına ve onu çirkin gösterenlere şöyle diyoruz: Bu boş ve değersiz sermayeniz ile sevinmeyin. Devle’nin menheci güneşten daha aydın ve o kadar arıdır ki böyle olaylar onu bulandıramaz. Biz bu olayı araştıracağız -inşAllah- eğer ki, Devle’deki bir mücahid bunu söylemiş olsa onu başkalarına ibret olacak şekilde elini kaldıracağız inşAllah kim olur olsun. Bunu yapmazsak o zaman bizde hayır yoktur.

Devle’yi çirkin göstermek, Şam’ın meşru cihadına karşı oluşturulmuş sahveci planlarının ağalarının Devle’yle karşı savaşını meşrulaştırmak için böyle şayieler, uydurmalar çoğaldı. Bu uydurmalarla hedefleri Devle’nin havaric ve aşırıların menhecini menhec edindiklerini göstermektir. Şöyle ki, devle sanki kebair (büyük günahlar), zann, meal (yorum) yoluyla veyahut da lazimil-kavl (sözün lazımı) ile tekfir ediyor veya kendilerini İslam’a nispet edenlerde aslolanın küfür olduğunu ve son zamanlar dedikodu yapılan Horasan ve başka yerlerdeki mücahidleri ve onların emirlerini, ordularını tekfir ettiğini söylüyor! (Bundan Allaha sığınırız)

İşte buna benzerlerden birisi de, sefih fitnecilerin hızla yaydığı, Ahraruş Şam’ın lideri Ebu Halid es Suri’nin öldürülmesinde İŞİD’i itham etmeleri ve bu suçu hiç bir delil, beyyine olmadan İŞİD’e yapıştırmaları idi. Bizim İslam Cephesi ile sıcak bir savaşımız olmasına rağmen, onlar ki bütün oluşumları ile Devle’ye karşı kurulan komplonun bir parçası olmuşlardı. Bu haince komploda Devle’nin muhacir ve ensardan oluşan ne seçkin liderleri ve askerleri öldürüldü. Onlardan biride, mücahid şeyh Ebu Bekir el İraki (Allah ona rahmet etsin) idi. Bu Şeyh, bizzat İslam Cephesi’nin eliyle haince öldürülmüştü. Ancak biz Şeyh Ebu Halid’in öldürülmesini emir etmedik, böyle bir isteğimiz de yoktu! Aksine, biz olayın vuku bulduğu yerden, Halep şehrinden gelen bazı geçiş yollarından başka tüm yerleşim bölgelerinden tamamen irtibatımız kesilmesine rağmen onların yanında sürekli itham edilenlerden oluyoruz.

Burda şunu tekit ediyoruz ki, IŞİD’in aldığı kararlar ve tavırlar ancak Müminlerin Emiri El Bağdadi (Allah onu korusun), sonra Şura meclisi tarafından alınır. Ferdi olarak ilim talebelerinin veya askerler tarafından alınmıyor. Meclis üyelerine gelince, onlar Ebu Musab ez Zerkavi, Ebu Hamza el Muhaciri, Ebu Ömer el Bağdadi (Allah onlara rahmet etsin) gibi imamlarla beraber bu yollarda senelerini veren, her çeşit zorluklar ve tecrübelerden geçen mücahidlerden oluşuyor. Bundan öncede IŞİD’in Emirul Müminin ve İŞİD’in resmi sözcüsü tarafından yayınlanan beyanatlarımızda El Kaide ve başka Cihad cemaatlerinin yanımızdaki yeri ve faziletleri hakkında defalarca beyan etmiştik. İnsanlara şükür etmeyen, Allaha şükür etmez denildiği gibi, onların faziletini inkâr etmekten Allaha sığınırız. Önce Allah ve sonra bu yolda bizden önce gelenler olmasaydı bu mübarek cihad Irak Şam topraklarına ulaşmazdı. Biz önde gelenlerimizin bizim üzerimizdeki ve tüm Müslümanların üzerindeki büyük faziletlerini ikrar ediyoruz. Eğer bu inancımıza karşı bazı söylentiler IŞİD’in fertlerine nispet ediliyorsa, bu sözler IŞİD’i temsil etmez. Eğer böyle söylenildiği sabitleşirse diyen kişiler İŞİD’in Şeri mahkemelerince hesaba çekilecek ve şeriatın gerektirdiği ceza uygulanacaktır. Allah azze ve celleden bizi hidayetine erdirmesini, yolunda sebat vermesini ve ancak Kendisini razı ettiğimiz halde karşılaştırmasını niyaz ederiz.

Allahu ekber!

 “İzzet Allah’ın Resulu’nun ve müminlerindir, ancak münafıklar bunu bilmezler.”
Cumartesi 29 rebiul ahir 1435 hicri yılı. (1 Mart 2014)

[Not: Bizler bu açıklamadaki batıllardan beriyiz ve sadece IŞİD’in gerçek akidesini ortaya koyma adına bunu neşrediyoruz. Günümüz toplumlarında asıl olanın küfür değil, İslam olduğu iddiası tevhidin ve şirkin ne olduğunu bilen herkesin nezdinde batıldır. Ayrıca şirk hususunda cehaleti mazeret gören ve başka birçok küfürleri bulunan ve de bunun ötesinde tevhidin hakikatinden bihaber olan birtakım sözde cihad gruplarına müslüman ismini vererek tezkiye etmeleri de bu kimselerin tevhidden uzak olduklarını gösteren karinelerden, işaretlerden sadece birisidir.]

Yaklaşık üç sene önce yayınladıkları bu açıklamada el Kaideyi ve Taliban’ı tekfir etmediklerini açıkça bildirmektedirler. Taliban gibi tevhidle uzaktan yakından alakası olmayan bir cemaati bile Müslüman görmektedirler. Hali hazırda bu grupları bütünüyle tekfir ettikleri farzedilse bile yine bu muayyen vakıalardan kaynaklanan bir şeydir. Akideden kaynaklanan bir şey olsaydı el Kaide’nin de Taliban’ın da akideleri, ortaya çıktıkları 20-30 seneden beri belki daha eskisinden bellidir. İŞİD de zaten geçmişte bu örgütlerle aynı safta bulunuyordu ve bunlardan ayrılması asla akidevi nedenlerden olmadı, tamamen siyasi nedenlerden kaynaklandı. Aksini iddia eden düpedüz yalancıdır.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki birtakım yalancı sahtekarlar yıllardır el Kaide veya İşid gibi oluşumların Müslüman oluşu hakkında bizimle mücadele etmektedirler. Bunlar geçmişte de El Kaide’ye sahip çıkmakta ve el Kaideyle aralarındaki akide farklarını kamufle etmeye çalışmaktaydılar. Hatta bizi bu konudaki net tavrımızdan ötürü  Haricilikle, mücahidleri tekfir etmekle vs ile suçluyorlardı. Eskiden cihad önderleri, cihad alimleri diye savundukları Zevahiri, Makdisi, Ebu Katade hatta Ebu Basir et-Tartusi şu an hangi saftadır, bu şahıslar bugünkü konumlarına yeni mi geldiler? Halbuki biz bu sözde cihad alimleri denen kişilerin ve bir bütün olarak el Kaide camiasının Suud selefilerinden hiçbir farkı olmadığını, onlarla din kardeşi olduklarını yıllardır yazıyoruz. Öyle anlaşılıyor ki bu kimseler güce ve silaha tapmaktadır ve kişi ve grupları değerlendirirken sahip oldukları akideye değil, ellerinde silah olup olmadığına bakmaktadırlar. Güçlü olan kimse onun yanında yer alarak aslında kendi reklamlarını yapmaktadırlar. Bu uğurda da her türlü yalan ve tezvirata başvurmaktalar. İmanla küfür arasında bocalayan bu tipler tevhidle hiç alakası olmayan kişilerden daha şerlidirler. Çünkü bunlar tevhidi kısmen de olsa öğrenmişler ve en azından tevhidin müşrikleri tekfir etmeden tamamlanmayacağını anlamışlar, fakat yolun uzun ve meşakkatli olduğunu ve de gerçek tevhidi yaşayanların her zaman garip yani yalnız kaldığını görerek yarı yolda ihanet etmişlerdir. Toplumdan büsbütün dışlanmamak için biraz yakın buldukları her grubun arkasına saklanarak kendilerini insanlar nezdinde meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Dün el Kaideydi, bugün IŞİD… Kim bilir şu anda dağılma safhasına gelen IŞİD’in küllerinden yeni bir örgüt ortaya çıktığında bunlar gidip ona tabi olacaklardır Allahu a’lem. Ama Allah onlara hidayet etmedikçe hiçbir zaman gerçek tevhid saflarına katılmazlar hatta bizzat gerçek tevhidin düşmanı olmaya devam ederler. Tevhidle alakası olmayan birtakım gruplar bunların nezdinde çeşitli fasit tevillerle müslüman olur ama gerçek muvahhidler her zaman harici, aşırı tekfirci sayılmaya devam eder… Allah bunlara da hidayet etsin ve şerlerinden Müslümanları korusun. Amin.

Bu zikrettiklerimiz sadece bu fırkanın resmi yayınlarından gördüğümüz birtakım batıllarıdır. Kendi duyumlarımıza veya bilgilerimize dayanan birtakım hususları ise zikretmedik. Şimdi bu adamların bu konular hakkındaki akidesi gayet açıktır. Buna rağmen bu kimselerin durumundan şüphe eden veya bu zikrettiğimiz hususların yani öncelikle bu kimselerin kendilerinde asıl olan küfrü bozacak bir akideyle ortaya çıkmamalarının ve bilakis şu halkların hükmü meselesinde olduğu gibi akideye zıt olan şeylerle ortaya çıkmalarının bunların küfrü için yeterli delil olmadığını söyleyen kimselere gelince; Ali (ra)’a nisbet edilen bir sözde denilmektedir ki: “Hakkı tanı ki hak ehlini de tanıyasın” bu söz batıl için de geçerlidir yani kişi batılı tanıması için batılın ne olduğunu bilmesi gerekir. Şu halde kendileri şek şüphe içinde olan, oturmuş bir akideleri olmayan, imanla küfrün arasını ayırd edecek bir marifete sahip olmayan kişilerin bunları zayıf deliller olarak görmeleri gayet tabiidir. Bu kimselerin akidesi nedir ki İŞİD’i veya başka bir grubu hangi akideyle ölçeceklerdir? Biz o yüzden bu tip kimselerle İŞİD’in veya falan kişinin, filan grubun durumunu tartışmayı fuzuli addederiz. Çünkü akidede ittifak etmediğimiz kimselerle muayyen kişi ve grupların hükmünü tartışmanın bir anlamı yoktur. Çünkü bizim küfür dediğimize karşı taraf iman demektedir, haliyle İŞİD’in küfrünü de isbatlasak bunların nezdinde İŞİD’in ancak imanını isbatlamış oluruz. Yok eğer,  bu kimseler bu konularda ve diğer konularda bizimle aynı akideye sahip olduklarını, kelime-i şehadetin mücerred telaffuzuna dayanarak kimseye Müslüman denilmeyeceğini, böyle düşünenlerin de Müslüman olamayacağını savunduklarını iddia ediyorlarsa şunu bilsinler ki İŞİD’in buna muhalif bir akideyi savunduğunu bizler bizzat kendi yayınlarından isbat ettik. Bundan geriye artık kuru inatlaşma ve cedelden başka bir şey kalmaz.

Özetle İŞİD’in tevhid ehli bir yapı olduğuna dair getirilen bütün deliller geçersizdir. Bu örgüt tevhid akidesini bilmeyen veya bilse bile amel etmeyen kişilerden oluşan bir yapıdır. Günümüzde herkese sirayet eden İslam’ın ve tevhidin hakikatini bilmeme hastalığı bu yapıda da mevcuttur ve bundan dolayı günümüzde kelime-i şehadeti İslam alameti görmek, cehaleti mazeret görerek müşrikleri tekfir etmeyenleri –hüccet ikame etmeden- tekfir etmemek ve bu fasit usule dayalı olarak kendi geçmişlerini ve hala aynı akideye sahip olan birtakım sözde cihad gruplarını tekfir etmemek gibi bariz küfürlere düşmüşlerdir. Üstelik dinin asılları haricinde menheci bozukluk da sözkonusudur. Günümüzde her fırkada raslanan Allahın dini hakkında ilimsizce görüş beyan etme, nasslardan keyfi hüküm çıkarma gibi sapmaların yanı sıra bu fırkanın cihad anlayışı da İslam’ın savaş fıkhına ve Ehli sünnetin genel kaidelerine uymamaktadır. Bu ve benzeri fırkaların İslam savaş hukukuna aykırı hareketleri hakkında daha önce bilgi verilmişti, buna ek olarak yeterli güç ve donanım olmadan birtakım küfri kuruluşlara saldırmaları da Ehli sünnetin emri bil maruf ve cihad konusunda, yöneticilere karşı huruc meselesinde takip ettiği genel kaidelere muhaliftir. Zira selef zamanından bu yana Ehli sünnet bu hususlarda asla güç yetirilemeyecek işlere kalkışmamış ve harekete geçildiği takdirde Müslümanların göreceği zarar, elde edilecek faydadan fazla olduğu takdirde sabretmeyi tercih etmiştir. Bu yeni yetme gruplar gibi sırf öfke ve intikam duygularıyla saçma sapan eylem tarzlarına girmemişlerdir. Şu an hali hazırda bu kimselerin İslam’a verdikleri zarar başka fırkaların verdiği zararı da geçmiş durumdadır ve bunlar şu halleriyle ancak İslam düşmanlarının kullandığı bir mekanizmaya dönüşmüşlerdir. O yüzden Allah’tan bir an önce bu tür başıbozuk fırkaların şerrini def etmesini ve Allah’ın düşmanlarıyla sünnete uygun Rabbani bir metodla mücadele edecek, onları hakiki anlamda hezimete uğratacak gerçek cihad ordusunu bizlere nasip etmesini diliyoruz. Amin velhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1940
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: İŞİDİN AKİDESİ HAKKINDA!
« Yanıtla #1 : 31.12.2019, 03:07 »
Bu yazı İŞİD'in ilk hilafet ilan ettiği tarihler olan miladi 2014 senesinin 4. ayında yayınladığımız bazı yazılardan derlenerek hazırlanmıştır.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1940
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
5142 Gösterim
Son İleti 20.06.2015, 14:45
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2481 Gösterim
Son İleti 06.10.2015, 01:09
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
4061 Gösterim
Son İleti 23.12.2015, 05:42
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2401 Gösterim
Son İleti 28.08.2018, 02:06
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
3271 Gösterim
Son İleti 04.05.2018, 17:08
Gönderen: Tevhid Ehli