Tevhide Davet

4 Cemaziye'l-Evvel 1444, 16:05

Haberler:

İletişim adresimiz: info@darultawhid.com

Ana Menü

KÜFÜR VE ÇEŞİTLERİ HAKKINDA ALİMLERİN SÖZLERİ

Başlatan Tevhîd Müdafaası, 12.09.2022, 00:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçiler konuyu incelemekte.

Tevhîd Müdafaası


Küfür ve Çeşitleri Hakkında Alimlerin Sözleri

İmam Beğavî Rahimehullâh1

İmam Begavî Rahimehullâh, "Küfür" terimini ve çeşitlerini şöyle açıklamıştır:

"Küfür, inkâr etmek demektir. Kelimenin aslı örtmek anlamındadır. Karanlığıyla her şeyi örttüğü için geceye "kâfir" denilmiştir. Çiftçiye de tohumun üzerini toprakla örttüğü için (sözlük anlamıyla) "kâfir" denilmiştir. Kâfir, inkârıyla hakkı örten kişidir.

Küfür dört türdür: İnkâr Küfrü, Cuhûd Küfrü, İnad Küfrü ve Nifak Küfrü.

İnkâr Küfrü: Aslen Allâh'ı tanımayıp O'nun varlığını ikrar etmemektir.

Cuhûd Küfrü: Allâh'ı (veya O'nun dinini) kalben tanıyıp bilip, dil ile bunu ikrar etmemektir. İblis'in -Allâh'ın laneti üzerine olsun- küfrü ve Yahudilerin küfrü gibidir. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Daha önceden tanıyıp bildikleri kendilerine geldiğinde onu inkâr ettiler." (el-Bakara 2/89)

İnad Küfrü: Allâh'ı (veya O'nun dinini) kalbiyle bilip, diliyle ikrar etmesi ancak dinine girmeyi kabul etmemesidir. Bu da Ebû Tâlib'in küfrü gibidir. O şöyle demişti:

"Hiç kuşkusuz biliyorum ki Muhammed'in dini, mahlûkatın dinlerinin en hayırlısıdır.

Eğer kötülenme, kınanma endişesi olmasaydı, bunu elbette açık bir şekilde hoş karşıladığımı görürdün!"

Nifak Küfrüne gelince, bu diliyle ikrar edip kalben itikad etmemesidir.

İşte, küfrün bu türlerin hepsi -herhangi biriyle Allâhu Teâlâ'nın karşısına çıkan kişinin affedilmemesi hususunda- müsavidir."



1- Beğavî, Tefsîr, İhyâ'ut Turâs, 1/86.
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

Subul’us Selâm


Râgıb el-İsfahânî Rahimehullâh (502H) şöyle dedi:

"Küfür dilde bir şeyi sütrelemek manasına gelir. İnsanların üstünü sütrelediği için gece kâfir ismiyle vasfedildi. Yine tohumu toprakla sütreledikleri için çiftçiler de kâfir ismiyle vasfedilmiştir...

Küfr'ün nimet veya Küfrân'un nimet ise şükrü yerine getirmemek suretiyle nimeti sütrelemektir...

Küfrün en büyüğü Allâh'ın vahdaniyyetini, şeriatı veya nübüvveti inkâr etmektir...

Mutlak anlamında kullanılan kâfir kavramı ise, Allâh'ın vahdaniyyetini, nübüvveti, şeriatı ya da her üçünü inkâr eden kişi anlamında kullanılması yaygındır. Şeriatı ihlal edip Allâh'a yapması gereken şükrü terk eden kişi hakkında da küfre girdi denilebilir...

Kâfir kelimesinin çoğulu olan Küffâr kelimesi, daha çok imana muhâlif olanlar için kullanılmaktadır."1

İbnu Hazm Rahimehullâh (456H) şöyle dedi:

"Küfür, dinde Allâhu Teâlâ'nın kendisine iman etmeyi farz kıldığı şeylerden birini hakkın kendisine ulaşmasıyla hüccetin ikame olunduğu kişinin inkâr etmesi hakkında bir sıfattır. Bu, diliyle olmaksızın kalbiyle, kalbiyle olmaksızın diliyle veyahut da her ikisiyle ya da kendisinin işlenmesiyle kişinin İman isminin dairesinden çıktığına dair nass gelen bir amel işlemekle olur."2

Kurtubî Rahimehullâh (681H) şöyle dedi:

"Küfür, imanın zıddıdır."3

Bedr'ud Dîn ez-Zerkeşî Rahimehullâh (794H) şöyle dedi:

"Küfür, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in dininden olduğu zorunlu olarak bilinen herhangi bir şeyi inkâr etmektir. Yaratıcının varlığını, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in nübüvvetini, zinanın haramlığını ve benzeri şeyleri inkâr etmek gibi."4




1- İsfehânî, el-Müfredât, sf. 714-716.

2- İbnu Hazm, el-İhkâm, 1/49-50.

3- Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâm'il Kur'ân, 1/183.

4- Zerkeşî, el-Mensûr fi'l Kavâ'id, 3/84.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


İbnu Manzûr Rahimehullâh1

İbnu Manzûr Rahimehullâh (711H) özetle şöyle demiştir:

"Küfür; imanı nakzeder. (Şöyle denilir:) "Allâh'a iman ettik, tâğût'u inkâr ettik." Çekimi şu şekildedir: Kefera Billâhi, Yekfuru Küfran ve Küfûran ve Küfrânen. Dâr'ul Harb ehli hakkında "Küfretmişlerdir" denilir. Yani asi olup imtina ettiler. Küfür, nimet küfrüdür ki bu şükrü nakzeder. Küfür nimeti inkâr etmektir ki bu şükrü nakzeder. Allâhu Teâlâ'nın "Biz her ikisini küfr (inkâr) ediyoruz" (el-Kasas 28/48) buyruğunun anlamı, "inkâr ediyoruz" şeklindedir. Kefera Nimetallâh, Yekfuruhâ Küfûran ve Küfrânen ve Kefere Bihâ'nın (Allâh'ın nimetine küfretti anlamına gelen bu ibarelerin) anlamı, Allâh'ın nimetini inkâr edip örttü anlamındadır. Hakkını kâfera yaptı sözü, hakkını inkâr etti anlamındadır. Mukeffar bir adam, ihsan etmesine rağmen kendi nimeti inkâr edilendir. Kâfir olan bir adam, Allâh'ın nimetlerini inkâr edendir. Sütrelemek kelimesinden türemiştir. Kâfirin kalbi örtülü olduğu için de ona böyle denildiği de söylenmiştir...

İlim ehlinden bazıları şöyle demiştir:

Küfür dört türdür: İnkâr Küfrü ki bu aslen Allâh'ı tanımayıp O'nun varlığını itiraf etmemektir, Cuhûd Küfrü, İnat Küfrü ve Nifak Küfrü.

Her kim Rabbine bu küfür çeşitlerinden herhangi birisiyle kavuşursa, Rabbi onu bağışlamaz ve bunun haricindeki günahları dilediği kimseler için bağışlar.

İnkâr Küfrü'ne gelince, bu kendisine anlatılan tevhidi kişinin kalbiyle ve diliyle inkâr etmesi ve tanımamasıdır. Allâhu Teâlâ'nın şu buyruğu hakkında şöyle rivayet edilmiştir: "Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar." (el-Bakara 2/6)  Yani Allâh'ın tevhidini inkâr edenler.

Cuhûd Küfrü'ne gelince, Allâh'ı kalben itiraf edip, dil ile bunu ikrar etmemektir. Böyle bir kimse cuhûd sahibi bir kâfirdir ve bu kimsenin küfrü, İblis'in küfrü ve Ümeyye bin Eb'is Salt'ın küfrü gibidir. Allâhu Teâlâ'nın şu buyruğu bu kapsamdadır: "Daha önceden tanıyıp bildikleri kendilerine geldiğinde ona küfrettiler." (el-Bakara 2/89) Yani cuhûd küfrüyle küfrettiler.

İnat Küfrü'ne gelince, Allâh'ı kalbiyle tanıyıp, diliyle ikrar etmesi ancak haset ve haddi aşmak sebebiyle dine girmeyi kabul etmemesidir. Bu Ebû Cehil'in ve benzerlerinin küfrü gibidir. Tehzîb adlı eserde şöyle geçer: Kalbiyle itiraf edip diliyle ikrar etmesine rağmen kabul etmeme hususunda direnmektir. Bu da Ebû Tâlib'in küfrü gibidir. O şöyle demişti:

"Hiç kuşkusuz biliyorum ki Muhammed'in dini, mahlûkatın dinlerinin en hayırlısıdır.

Eğer kötülenme, kınanma endişesi olmasaydı, bunu elbette açık bir şekilde hoş karşıladığımı görürdün!"

Nifak Küfrü'ne gelince, bu diliyle ikrar edip kalben küfredip itikad etmemesidir...

Küfrün aslına gelince, o bir şeyi bitirecek şekilde bir örtmeyle örtmektir. Leys dedi ki: Denilir ki: Kâfire kâfir isminin verilmesinin yegâne sebebi, küfrün kalbinin tamamını örtmesidir. Ezherî dedi ki: Leys'in bu sözünün kendisiyle kılavuzluk edilecek bir açıklamaya ihtiyaç duyar. İzahı şöyledir: Küfür, lügatte örtmektir. Kâfir, küfür sahibidir, yani küfrü ile kalbi için örtüye sahiptir.

Dedi ki: Bu hususta, Leys'in seçtiği görüşten daha güzel bir görüş vardır. Bu görüş şöyledir: Allâh, kâfiri Kendisini birlemesi için davet ettiğinde o kâfiri nimetine davet etmiştir ve Allâh'ın kendisini davet ettiği şeye icabet ettiğinde Allâh bunu o kâfir için sever. Ne zaman ki bu kişi, Allâh'ın onu davet ettiği tevhitten yüz çevirdiğinde Allâh'ın nimetine karşı kâfir olur yani yüz çevirmesiyle onu örter ve kendisinden perdeler...

Dedi ki: Kâfire bundan dolayı kâfir ismi verildi, zira o Allâh Azze ve Celle'nin nimetlerini sütrelemiştir.

Ezherî dedi ki: Allâh'ın nimetleri, Allâh'ın tevhidine delalet eden ayetleridir. Kâfirin sütrelediği nimetler, temyiz sahipleri için onları yaratanın bir olduğu ve ortağı olmadığını ayan beyan olarak ortaya koyan ayetlerdir. Allâh'ın mucize olan ayetlerle, indirilmiş kitaplarla, açık burhanlarla rasuller göndermiş olması da O'ndan yana zahir olan bir nimettir. Herkim bunları tasdik etmezse ve onları reddederse, Allâh'ın nimetine küfretmiştir yani sütreleyip kendisinden perdelemiştir."




1- İbnu Manzûr, Lisân'ul Arab, Dâr'u Sadır, 5/144-147.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

🡱 🡳

Benzer Konular (5)