Darultawhid

Gönderen Konu: SELEFİ OLDUĞUNU İDDİA EDEN CEMAATLER NEDEN İHTİLAF İÇERSİNDEDİRLER?  (Okunma sayısı 3711 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Herkez selefı takıp ettıgını soyluyor ama bır suru fırkaya ayrılmıslar. sızce bunun sebebı nedır

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu soruyu sorma gayeniz nedir bilmiyorum. Ancak şunu bilmeniz gerekir ki fırkalaşmak haktan uzaklaşan bütün insanların müptela olduğu bir hastalıktır. Bundan dolayıdır ki Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haber verdiği gibi Yahudiler 71 fırkaya, Hristiyanlar 72 fırkaya ayrılmıştır. İslam ümmeti ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan sadece bir tanesi ateşten kurtulacaktır. Onu da Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) “Benim ve ashabımın yolu üzerinde olanlar” diye tarif etmiştir. Şu halde gerçekten ihtilaflar Allah ve Rasulune yani Kitap ve Sünnete arzedilse ve Kitap ve Sünnet nassları da hakiki anlamda selefin fehmi ışığında anlaşılsa ihtilaf kalmayacaktır. Bu yapılmadığı için ihtilaflar artarak devam etmektedir. Biz bir süreden beri çeşitli fırkaları nassları kendi hevamızla değil Allah rasulunun emrettiği gibi selefi salihinin anlayışı üzere anlamaya davet ettiğimiz halde kapıların bir bir yüzümüze kapandığını görmekteyiz. Hepsi de kendisini selefe nisbet eden bu fırkalar “biz delile tabiyiz, selefi putlaştırmayalım, alimleri rabb edinmeyelim vb” gerekçelerle şeri nassları kendi reyleriyle tefsir etmeye devam etmektedirler. Şu halde bu fırkaların selefilik yani selefe tabi olma iddiası nerede kalmıştır? Halbuki herkes selefin yani İslamın ilk üç asrında yaşayan Salihlerin icmasına tabi olsa ve insanların kendi içtihadlarıyla ihdas ettikleri görüşler bir kenara atılsa Allahın izniyle hakiki bir vahdet sağlanacaktır.

Geçmişteki kavimler de bu şekilde ihtilaf edip fırkalaşmışlardır ve Kuranı Kerimde bunların kıssaları ibret olsun diye bize anlatılmıştır. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:


كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَأَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا الَّذِينَ أُوتُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللَّهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“İnsanlar bir tek ümmetti. Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi ve onlarla beraber insanların ihtilafa düştükleri şeylerde, aralarında hüküm vermeleri için hak kitâblar indirdi. Halbuki kitâb verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı ihtilâfa düştüler. İşte Allah, kendi izniyle, imân edenleri, üzerinde ihtilâfa düştükleri Hakka ulaştırdı. Allah dilediğini doğru yola ulaştırır.” (Bakara: 213)

وَآتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْأَمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

“Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.” (Casiye: 17) 

Görüldüğü gibi ihtilafın sebebi ayetlerde “bağy” yani haddi aşmak olarak gösterilmiştir. Bundan kasdın ne olduğu hususunda alimlerin muhtelif açıklamaları vardır. İmam Taberi’nin naklettiğine göre selef müfessirlerinden Rebi bin Enes ihtilafa sebeb olan bağyi şöyle tarif etmiştir:


بغيًا على الدنيا وطلبَ ملكها وزخرفها وزينتها، أيُّهم يكون له الملك والمهابة في الناس، فبغى بعضُهم على بعض، وضرب بعضُهم رقاب بعض.

“Dünyalık hususunda haddi aşıp, dünya metaını, yaldızını ve süsünü arzulayarak, insanlar arasında iktidar ve otorite kime ait olacak diye birbirlerine saldırdılar ve birbirlerinin boynunu vurdular”

İmam Taberi de ayetteki bağy kelimesini aynı şekilde riyaset (liderlik) arzusu ve birbirleri üstünde egemenlik kurma isteği olarak açıklamıştır. (Taberi tefsiri Bakara: 213)
 
Allahu Teala şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مُبَوَّأَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتَّى جَاءَهُمُ الْعِلْمُ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

“Andolsun biz İsrailoğullarını güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz nimetlerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü onların, aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir.” (Yunus: 93)

Taberi, bu ayet hakkında da yine selef müfessirlerinden olan İbn Zeyd’in şöyle dediğini nakletmektedir:


و"البغي" وجهان: وجه النفاسة في الدنيا ومن اقتتل عليها من أهلها، وبغى في "العلم"، يرى هذا جاهلا مخطئًا، ويرى نفسه مصيبًا عالمًا، فيبغي بإصابته وعلمه عَلَى هذا المخطئ.

“Bağy”in iki yönü vardır. Birincisi dünyalık hususunda yarışmaktır. Dünya için çarpışıp dünya ehlinden olanlar böyledir. İkincisi ise ilim konusundaki bağydir. Kişi karşısındakini hata etmiş cahil olarak görür, kendisini ise isabet etmiş alim olarak görür ondan sonra da kendisinin isabet eden alim olmasından yola çıkarak hatalı olan tarafa saldırır.”

Allahu Teala Şura suresinde ise şöyle buyurmaktadır:

13. "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
14. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.


Taberi bu ayet hakkında ise Katade’nin şöyle dediğini nakletmektedir:

“Bu, dünyalık talebi yüzünden birbirinize hased ve düşmanlık güderek saldırmanızdır”

Kurtubi ise şöyle demektedir: Onların ihtilafa düşmesi liderlik arzusu vb sebeblerden kaynaklanıyordu yoksa beyan ve hüccetlerdeki bir kusurdan değil!

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

“Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur.”
(Ali İmran: 19)

İbn’ul Cevzi’nin Zad’ul Mesir’de bu ayetin tefsiriyle alakalı bölümde naklettiğine göre Zeccac, şöyle demiştir:


معناه: اختلفوا للبغي، لا لقصد البرهان

“Yani onlar, bağy’den, haddi aşmaktan dolayı ihtilaf ettiler, yoksa delile tabi olduklarından dolayı değil”

Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) ise Sıratı Mustakim adlı eserinin giriş kısmında ihtilafların kaynağını şu şekilde açıklamaktadır:

Peygamberimiz:
 
“İleride ümmetinin yetmiş üç guruba ayrılacağını” bildirdikten sonra: “Bu gurupların, biri dışında hepsinin cehennemlik olduğunu ve bu tek gurubun “Cemaat” gurubu” başka bir rivayete göre de:
 
“Bu gurup, bu gün Ben'im ve sahabilerimin yolundan gidenlerdir” buyurmuştur.

Başka bir deyimle ihtilaf çıkaran tarafların ezici bir çoğunlukla helak olacaklarını, bunların içinde sadece bir gurubun kurtulacağını ve bu gurubun “ehl-i sünnet vel cemaat” gurubu olduğunu açıkça haber vermiştir.

İhtilafın bu çeşidinde tarafların çatışma sebebi bazan kötü niyettir. Bu durumda vicdanları kin ve azgınlık duygulan, yer yüzünde kargaşalık çıkararak mevki kapma ihtirası ve buna benzer çirkin arzular egemen olur. O zaman insan karşısına aldığı kimseye üstün gelebilmek için onun sözünü veya davranışını kınamaktan ya da onu küçük düşürmekten zevk duyar.

Tıpkı bunlar gibi kendisi ile aynı soyu, aynı mezhebi, aynı beldeyi paylaşanların veya dostlarının görüşlerini destekler. Çünkü bu yollardan kendisine yakın gördüğü görüşlerin yaygınlaşıp tutulması ona şeref ve mevki kazandırır. İnsanlar arasında bu tip tutumlar ne kadar da yaygındır! İhtilafın bu çeşidi zulümdür, hak sınırını aşmaktır.

Kimi zaman da ihtilafı körükleyen sebep, ya tarafların aralarındaki çatışma konusunun gerçek mahiyetini bilememeleri veya tartışan taraflardan birinin karşı tarafın dayandığı delili kavrayamamaları, ya da taraflardan birinin kendi delil ve hükmünün haklılık gerekçesini bildiği halde karşısındakinin delil ve yargısının haklılık payını bilememesidir.

Demek ki, ana sebepleri cehalet ve zulümdür ki, bu iki şey bütün kötülüklerin kaynaklarıdır.

Nitekim Allah (celle celaluhu):

“Fakat bu emaneti insan yüklendi. Hiç şüphesiz, O çok zalim ve çok cahildir.” buyuruyor. (Ahzab:72.)

Daha sonra aynı konunun devamında şöyle diyor:

“Sözün kısası, bu ümmet arasında ihtirasların körüklenmesine yol açan ihtilafların çoğu, birinci kategoriye giren ayrılıklardır. Bu ayrılıklar ihtirasları körüklemek bir yana işi, kan dökmeye, malları mubah saymaya, düşmanlık ve derin kin duygularının ekilmesine kadar götürmüşlerdir. Çünkü taraflardan biri karşı tarafın haklılığını kabul edip, ona insaf göstermemekte tersine sahip olduğu haklılığa bir çok yanlışlıklar eklemektedir. Tabii ki, karşı taraf da öyle.

Nitekim Allah (celle celaluhu) şu ayetle insanın “ölçüyü aşmasını” ihtilafın kaynağı saymıştır.

“Oysa kendilerine kitab verilenler, onlara apaçık deliller geldikten sonra sırf birbirlerine karşı ölçüsüz tutumları yüzünden o kitab hakkında ihtilafa düştüler.”

Çünkü “ölçüyü aşmak” başkaları karşısında hiç bir sınır tanımaksızın haksızlığa girişmek demektir. Bu ümmete ibret olsun diye bu nokta Kur'anın bir çok yerinde tekrarlanarak vurgulanmıştır. Ebu Hureyre -Allah ondan razı olsun- tarafından rivayet edilen şu hadiste de Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun) mesele ile ilgili bir başka inceliği dile getiriyor:

“Size söylemediğim şeyler hakkında beni rahat bırakınız. Çünkü sizden öncekiler çok soru sordukları ve Peygamberlerine ters düştükleri için helak oldular. Ben size bir şeyi yasaklayınca ondan kaçınınız, buna karşılık size bir şey emredince onu elinizden geldiği oranda yerine getiriniz.” (Buharî, Kitab El-Î'tisam, Rasûlüllah'ın Sünneti'ne Uyma Babı, Feth El-Bârî, H. No: 7288, c. 13, s. 251; Müslim, Kitab El-Hacc, Haccın Ömürde Birkez Farz Olduğu Babı, H. No: 1337, c. 2, s. 975. Müslim, hadisi diğer senetlerle de kaydediyor. Bu senetlerin hepsi, Ebu Hureyre'ye dayanıyor. Kitab El-Fedail, Peygamberiz (salât ve selâm üzerine olsun) Saygınlığı, Zorunluluk Olmadıkça Ona Çok Soru Sormayı Bırakma Babı, H. No: 1337, c. 4, s. 1830-1831.)
 
Görüldüğü gibi, Peygamberimiz sahabilere emir vermediği şeyleri kurcalamamalarını buyuruyor. Sebep olarak bu yüzden daha önceki ümmetlerin helak olduklarını belirtiyor. Yani daha önceki ümmetler çok soru sordukları ve peygamberlerin dediklerine karşı çıktıkları için helak olmuşlardı. Nitekim bilindiği gibi Allah bize Kur'anda İsrailoğullarının, cihad ve diğer bazı konularda Musa'nın emirlerini dinlemediklerini ve kendilerine kurban etmelerini emrettiği sığırın nitelikleri hakkında ona bir çok sorular sorduklarını detaylı bir şekilde anlatmaktadır.

Burada şu noktayı belirtelim. Yukarıdaki hadiste sözü edilen: “Peygamberlere karşı ihtilaf ” dan maksad, -gerçi doğrusunu Allah bilir, ama- peygamberlere karşı gelmek, onların dediklerini yapmamak demektir. Hani hükümdara karşı gelindiği zaman “Halk, hükümdara karşı ihtilaf etti” denmesi bu isyan olayının bu şekilde ifade edilmesi gibi. Fakat ayette sözü edilen “ihtilaf” ise “halkın arasında beliren görüş ayrılıkları” anlamındadır. Gerçi bu ikisi biribirinden ayrılmaz, başka bir deyimle peygamberlere karşı beliren ihtilaf, halk arasında da ihtilafın doğmasına yol açar.

Ayrıca Kur'an hakkındaki ihtilaf, ya Kur'anın söz ve kelimeleri ile ilgili lafzı (sözel) bir görüş ayrılığı olur. Yukarıda anlattığımız farklı okuma şekilleri gibi. Ya da görüş ayrılığı ayetlerin yorumu ile ilgili olur. Yorum farklılıklarından kaynaklanan ihtilaflar ile ilgili olarak Ahmed b. Hanbel'in “Müsned” adlı hadis kitabının bir yerinde şöyle deniyor:

“Amr b. Şuayb'ın babasına dayanarak anlattığına göre dedesi şöyle diyor:
“Bir defasında bir kaç kişi Peygamberimizin kapısı yanında oturmuş konuşuyorlardı. Aralarından biri:
“Allah şöyle şöyle demedi mi?” dedi. Bunun üzerine bir başkası da:
“Allah şöyle şöyle demedi mi?” diye karşılık verdi. Bu tartışmayı işiten Rasûlüllah hemen dışarı fırladı, yüzünde Sanki nar taneleri açmıştı, hiddetli bir şekilde tartışmalara şöyle dedi:
“Size böyle yapmanız mı emredildi?” (veya size böyle mi emir gönderildi?) Yani Allahın kitabının bazı ayetleri ile diğer bazı ayetlerini çarptırasınız (ayetler arasında çelişki arayasınız) diye mi emredildiniz? Sizden önceki ümmetler, işte bu gibi tutumları yüzünden helak oldular. Bu tip tartışmaların size hiç bir faydası yoktur. Size emrettiklerime bakıp onları yerine getiriniz ve size yasakladıklarıma bakıp onlardan vazgeçiniz.”  (Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 196. Raviler güvenilirdir. Hadisin benzerini İbn Mâce, eserinin girişinde (mukaddime) kaydediyor. Bab, El-Kader, H. No: 85; c. 1, s. 33; Zevaid sahibi, İbn Mâce'nin bu hadisi için, “İsnadı sahih, ravileri güvenilirdir” diyor.)

Yine aynı kaynakta Davud b. Ebu Hind'e dayanılarak belirtildiğine göre “Peygamberimiz bir defasında sahabilerin yanına çıkageldi, onlar o sırada kader konusunda tartışıyorlardı” Bundan sonra yukardaki hadis olduğu gibi naklediliyor.

Yine ayni kaynakta yer aldığına göre Amr b. Şuayb, babasına dayanarak dedesinin şöyle dediğini naklediyor:

“Bir defasında ben ve kardeşim karşılığında bana kızıl develer bağışlansa razı olmayacağım bir toplantıya katılmıştık. Bir ara bir gurup yaşlı sahabinin Peygamberimizin kapısı önünde oturduklarını gördük. Onların arasına girmek istemediğimiz için bir kenara çekilip oturduk. O sırada sahabiler Kur'an'ın bir ayetini okuyarak yüksek sesle üzerinde tartışmaya giriştiler. Bunun üzerine Rasûlüllah ansızın kapıya çıktı, yüzü kızarmıştı ve tartışan sahabilerin üzerine toprak saçarak şöyle buyurdu:

“Ağır olunuz, ey sahabilerim. Sizden önceki ümmetler bu yüzden helak oldular. Yani onlar Peygamberlerine ters düştükleri ve kendilerine gelen kitabın hükümleri arasında çelişki aradıkları için helak oldular. Kur'an, bazı ayetleri ile diğer bazı ayetlerini çürütmek, yalanlamak için değil, bütün ayetleri ile birbirini desteklemek üzere inmiştir. Kur'anın bildiğiniz kısımlarını uygulayınız ve bilmediğiniz kısımlarını da bilenlere havale ediniz.”  (Hadisi Ahmed İbn Hanbel, El-Müsned, c. 2, s. 181'de tahriç ediyor. Aynı Hadisi, c. 2, s. 185'de kısa olarak kaydediyor.)

Yine aynı kaynağın ve aynı rivayet zincirinin belirttiğine göre:
 
“Peygamberimiz bir gün kapıya çıktı, o sırada bazı sahabiler kader hakkında konuşuyorlardı. Bu durumu gören Rasûlüllah'ın çehresinde kızgınlıktan sanki nar taneleri açmıştı. Tartışan sahabilere şöyle buyurdu:

“Niye Kur'an'ın bazı kısımlarını diğer bazı kısımları ile karşı karşıya getiriyorsunuz? Sizden önceki ümmetler bu yüzden helak oldu.”

Hadisin ravisi sözlerini şöyle bağlıyor;
 
“Peygamberimizin katıldığım hiç bir toplantısı için bu kadar hayıflanmamıştım. Bunun kadar hayıflandığım, yazıklandığım bir toplantı olmamıştır. Çünkü ben o toplantıda yoktum.”

Görüldüğü gibi bu hadis Amr b. Şuayb'dan işitilerek bir kaç kanal tarafından rivayet edilmiştir. Öteyandan İbn-i Mace, “Sünen” adlı kaynak eserinde ayni hadisi Muaviye'ye dayanarak zikretmiştir.

Öteyandan Ahmed b. Hanbel (halife) Mütevekkil'e yazdığı mektupta bu hadise yer verdiği gibi hilafet sarayındaki tartışma sırasında karşısındakilere:
 
“Kuranın bazı ayetlerini diğer bazı ayetlerine karşı delil olarak kullanmamız yasaklanmıştır” dedi. Çünkü bu değerli imam, bu hadise uymamanın, ona karşı çıkmanın yol açacağı büyük fesadı iyi biliyordu. Yine bu hadisle aynı anlama gelen başka bir hadise de Tirmizî Ebu Hureyre'ye dayanarak yer vermiştir.”

Sıratı mustakim adlı eserden alıntı burada sona erdi. Şeyhulislam Mecmu’ul Fetava’nın 1.cildinin girişinde de benzer konuları işlemiş ve şu ayetleri zikretmiştir:

"Dinlerini bölük pörçük edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur" (6 En'âm 159.)

"Artık yüzünü, dosdoğru bir şekilde, Allah'ın bütün insanları onunla yarattığı fıtrat dinine çevir. Allah'ın yaratması değiştirilemez. Bu din, hep dosdoğru ayakta kalacak dindir. Ama insanların çoğu bilmezler. Ona gönülden bağlanın ve O'ndan korkun. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden, o dinlerini bölük pörçük edip grup grup ayrılan, herbiri kendi sahip olduğuyla övünenlerden olmayın". (30 Rûm   30-32.)
 
Çünkü müşriklerden her bir grup kendi arzu ettiği bir ilâha tapar.

Nitekim Allah bir âyette :

"Kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi" (42 Şûra 13.) buyuruyor.

Yine şöyle buyurur:

"Ey peygamberler, helâl, iyi şeylerden yiyin ve yararlı işler yapın, çünkü ben, yaptıklarınızı bilmekteyim. Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, artık benden korkun. (Peygamberlere böyle vahyettiğim halde onların ümmetleri), işleri dağıttılar, aralarında fırka fırka bölündüler, her grup kendi sahip olduğuna şımarıyor" (23 Mü'minûn 51-53.)

Artık bütün bu anlatılanlardan anlaşıldı ki, birleşip kaynaşabilmenin sebebi:

Dini bir bütün olarak almak, onu bütünüyle uygulamaktır. O da yalnızca Allah'a; O'na hiçbir ortak koşmadan zahir ve bâtınıyla kul olmaktır.

Tefrikanın sebebi de: insanların emrolundukları şeylerin bir bölümünü bırakmaları, ihtiras ve taşkınlığa (bağy'e) kapılmalarıdır.

 
Cemaat olmak ve birleşmek; Allah'ın rahmetine, rızasına af ve mağfiretine, bağışlamasına, dünya ve âhiret mutluluğuna, yüzlerin ağarmasına sebeb olur.

Tefrikanın sonucuysa; Allah'ın azabı, lâ'neti, yüzlerin kara çıkması, kararması, Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in o gibilerden uzaklaşmasıdır.
 
Bu söylenenler ayrıca, icmâ'ın kesin bir hüccet olduğuna da delildir.”


Fetava 1.cildden yapılan alıntı sona erdi.

İşte alimlerin yaptığı bu açıklamalardan anlaşılıyor ki birçok kişinin zannettiği gibi din hakkında ihtilafa düşülmesi, delillerin kapalılığından veyahut da insanların samimi olarak hakkı ararken delilleri anlamamaktan dolayı düştükleri bir ihtilaf değildir. Bilakis ihtilafın sebebi ihlassızlık, samimiyetsizlik, liderlik ve şöhret arzusu, maddi çıkarlar veyahut da en iyi ihtimalle kendini beğenmişlik ve taassub, kendisini alim başkalarını cahil saymak gibi şeylerdir. Ayrıca Kitap ve Sünnetin tamamını esas almak yerine sadece hevalarına uygun olan kısmı alıp diğerlerini terk ederek ayetleri birbiriyle çarpıştırmak, işlerine gelmeyen delilleri sükut ederek geçiştirmek de ihtilafı körükleyen sebeblerden birisidir. Halbuki Allah Rasulu bize gündüzü gecesi gibi aydınlık olan bir din bırakmıştır, dinde herhangi bir kapalılık yoktur.  Kitap, Sünnet ve selefin icması apaçık ortadadır. Daha önceki kitap ehli ve müşrikler, kendilerine ilim geldiği halde nasıl ihtilafa düşüp dinin açık hükümlerini ve öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i yalanladılarsa günümüzde de kendisini tevhide ve sünnete nisbet edenler çoğunlukla dünyevi çıkarlar yüzünden bazen de cehaletten dolayı ihtilafa düşmektedir ve açık nassların olduğu yerde dahi kendi görüşlerine tabi olmaya devam etmektedirler.  Bu ihtilaf hakiki manada Kitap ve Sünneti hakem kılıp –hadiste beyan edildiği üzere- Allah Rasulunun ve raşid halifelerinin sünnetine tabi olmadıkları müddetçe devam edecektir. Günümüzde muvahhid geçinen birçok zındık ve mülhid dünyevi çıkarlarının zarara uğrayacağını bildiklerinden ötürü Kitap ve Sünnetin hakemliğine yanaşmamaktadır. Çünkü bu yapıldığı takdirde ortaya attıkları suni, yapay ihtilafların çözüleceğini bilmektedirler. Onlar bu hususta tıpkı münafık atalarının izini takip etmektedirler:

“Onlara, Allahın indirdiğine ve Rasule gelin denildiğinde münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün” (Nisa: 61)

İşte bundan dolayı tanıdığımız birçok fırka bizimle ihtilafını çözmeye yanaşmamaktadır. Birçoğu aramızdaki ihtilafları şer’i deliller ve selefin fehmi ışığında çözme teklifini baştan kabul etmemektedir. Bunu yapıyormuş gibi görünenler de sonuna kadar götürmemekte ve tıkandıkları noktada kaçmayı tercih etmektedir. Bazıları ise nasslardan kendi şahsi görüşleriyle çıkarttıkları hükümleri mutlak hakikatmiş gibi dayatmakta ve seleften bu nassları sizin gibi anlayan var mıdır diye sorduğumuzda eveleyip gevelemekte ve işin nihayetinde kendi reylerini terk etmek yerine selefe dil uzatmayı tercih etmektedir. İşte bütün bunlar selefi geçinen fırkalar arasındaki ihtilafların kişisel hesaplara dayalı yapay ihtilaflar olduğunu ve bu ihtilaflar şeriata arzedildiğinde tuzun suda erimesi gibi eriyecek olduğunu göstermektedir. Buna rağmen hala şeriatın hakemliğinden kaçanlara ise veyl olsun demekten başka yapacak bir şey yoktur.

Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi rabbil alemin…



Çevrimdışı İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 178
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim
SELEFİ OLDUĞUNU İDDİA EDEN CEMAATLER NEDEN İHTİLAF İÇERSİNDEDİRLER?


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics