Darultawhid

Gönderen Konu: Tevhid Ehli ve Müşrik ve Bid'atçılar  (Okunma sayısı 1601 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İKTİDAU'S-SIRAT-İ MUSTAKİM (DOSDOĞRU YOL) Sayfa:579-582)

ŞEYH'UL İSLAM İBNU TEYMİYYE (661-728H) (Allah O'na rahmet etsin)

Demek ki, Allah'ın rahmetine mazhar olanlar (Tevhid inancının bağlıları) birlik ve anlaşma halindeyken müşrikler dinlerinde ayrılığa düşerek çeşitli guruplara bölünmüşlerdir. Bu yüzden nerede müşriklik ve bidatçılık ortaya çıkarsa orada insanlar arasında ayrılıkların alıp yürüdüğü görülür. Nitekim İslâm öncesi dönemde hemen hemen her arap kabilesinin Allah'a ortak sayarak O'na yaklaşabilmek ve yardımını görebilmek için aracılığına baş vurduğu ayrı bir putu (bir Tağut'u) vardı. Beriki ötekinin ve öteki de berikinin Tağut'una nefret beslerdi. Hatta her Tağut'un bağlılarının uyguladıkları ayrı bir dini kurallar sistemi vardı.

Meselâ: Menat putuna tapan Medine halkı Safa ile Merve arasında tavaf yapmaktan kaçınırlardı. Bunun üzerine şu ayet geldi: “Safa ile Merve Allah'ın sembolik yerlerindendir. Kim Kâbeyi hacceder veya Umre yaparsa bu iki yer arasında tavaf yapmasında sakınca yoktur. Kim gönüllü olarak hayır işlerse bilsin ki, Allah karşılığını verir ve onu bilir.” (Bakara: 158)

Şu veya bu oranda müşrikliğe bulaşanların da aynı duruma düştüklerini görüyoruz. Meselâ bazı mezarları ve peygamberlerin yada seçkin şahsiyetlerin hatıralarını taşıyan yerleri mescid edinen kimseleri düşünelim. Bu tutumu benimseyen bir gurubun özellikli dua yeri yalvarma ve teveccüh yeri olarak seçtiği bir yere, aynı tutumu paylaşan başka bir gurubun hiç bir şekilde saygı göstermediğini sık sık görürüz. Oysa Tevhid inancının tavizsiz bağlıları böyle değildir. Onlar bizzat: “Allah'ın yapılmalarına ve içlerinde adının anılmasına izin vermiş olduğu evlerde” yani mescidlerde toplanıp tek Allah'a ibadet ederler ve kesinlikle O'na hiç bir şeyi ortak koşmazlar.

Ayrıca Allah onlara yeryüzünün her tarafını temiz saymış ve mescid edinme yetkisi vermiştir. Bu arada eğer Tevhid inancının bağlıları arasında herhangi bir mesele üzerinde görüş ayrılığı çıkarsa bu mesele mutlaka içtihada (farklı görüş ileri sürmeye) açık bir meseledir ve bu yüzden aralarında ayrılık ve çatışma meydana getirmez. Tersine onlar iyi bilirler ki, böyle bir meselede görüşü isabetli olanlar iki sevab kazanırken yanılgıya düşen tarafın da gerçeği ortaya koyma çabasına (içtihadına) karşılık bir sevabı vardır ve hatası da peşinen affedilmiştir.

Ayrıntılar sınırını aşmayan bu tür görüş ayrılıkları yanında özde hepsinin ilâhı, tek ve ortaksız Allah'dır. Hep birlikte O'na kulluk ederler, O'na güvenirler, O'ndan korkarlar, Ortak umut kaynakları O'dur, O'ndan yardım isterler. O'na yalvarırlar, O'na dua ederler, arda kaldıkça O'na baş vururlar ve Allah' (celle celaluhu) şu ayette onların niteliklerini belirtirken buyurduğu gibi mescidlerde bir araya gelerek namaz kılarken de O'nun kerem ve hoşnutluğunu amaçlarlar: “Onların rukua vararak ve secdeye kapanarak Allah'ın lütfunu ve rızasını aradıklarını görürsün.” (Fetih: 29)

Bu kimseler uzaktan gelinerek ziyaret edilebilecekleri peygamberimiz tarafından belirtilen üç mescidi, özellikle haccetmek üzere ziyaret etmeleri emredilen Kabe'yi aynı amaçla ve aynı tutumla ziyaret ederler.

Nitekim Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor: “Ey müminler, sakın Allah'ın sembolik değer verdiği şeylere, haram aylara, Kabe kurbanına, boynuna kurbanlık nişanı takılan hayvanlara ve Allah'ın lütfunu ve keremini aramak için Kabe'nin güvenlik alanına girenlere saygısızlık etmeyiniz, ilişmeyiniz.” (Maide: 2)

Onlar Allah'ın evi olan Kabe'ye yönelirken sadece O'nun lütfunu ve hoşnutluğunu ararlar, başka bir amaçları olmaz, O'nun dışında başka bir umut ve korku kaynakları olmaz.

Buna karşılık şeytan çoğu kimselere yaptıkları yanlış işleri hoş göstermiş ve böylece onlara sırf Allah'a yöneltilmiş bir din anlayışından saptırarak çeşitli şirklere sürüklemiştir. Bunun sonucu olarak böyle kimseler Allah'dan başkasının hoşnutluk ve teveccühünü kazanmak için çeşitli yolculuklar ve ziyaretler düzenlemektedirler. Bu ziyaret yerleri ya bir peygamberin, ya bir sahabinin bir salih şahsiyetin mezarı olmakta bazan da öyle oldukları sanılmakta ve yapılan dualar ile teveccühler ziyaret edilen mezarların sahiplerine yöneltilmektedir.

Bunlar arasında öyleleri var ki, haccın amacının bu olduğunu sanmakta ve bazı fanilerin mezarlarını ziyaret etmekten başka bir şey düşünmemektedir. Kimisi de bu tür ziyaretleri Kabe'yi tavaf etmekten daha yararlı sanmaktadır. Böylelerinin bazı şeyhleri evlerinden Kabe'yi tavaf etmek niyeti ile yola çıkmakta, fakat Medine'ye varıp Peygamberimizin mezarını ziyaret edince bununla yetinerek, hatta daha faydalı olduğunu sanarak geri dönmektedirler. Bu anlayışa bağlı bazı cahiller ise mezarları ziyaret etmeyi vacip kabul etmektedirler.

Böyleleri çoğunlukla “ölümsüz diri” olan Allah'dan bir şey ister gibi mezarlardaki ölülere el açmakta ve: “Ey efendim falanca, beni affet, bana merhamet eyle, tevbemi kabul eyle” veya: “Benim falancaya olan borcumu ödememi sağla, falancaya üstün çıkmama yardım et, ben senin gözetimin ve koruman altındayım” gibi sözlerle onlara dilekler yöneltmektedirler. Kimi zaman mezardaki ölülere sığırlar, develer, koyunlar, hatta evlâtlarını kurban etmeyi adamaktadırlar. Tıpkı müşriklerin putlarına, tağutlarına kurban adadıkları gibi.

Oysa Allah (celle celaluhu) Kur'an'da şöyle buyuruyor: “Allah bahire, Şaibe, vesile ve ham diye bir şey belirlemiş değildir. Fakat kâfirler Allah'a yalan yere iftira ediyorlar ve çoğu da ne yaptıklarını anlamıyor.” (Maide: 103)

“Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah'a pay ayırdılar. Arkasından da akılları sıra “Bu Allah'a ve bu da koştuğumuz ortaklara aittir” dediler. Ortak koştuklarına ayırdıkları paylar Allah'a ulaşmıyor, ama Allah'a ayırdıkları paylar koştukları ortaklara varıyor. Verdikleri, hükümler ne kadar çirkindir”
(En'am: 136)

Bu tür ziyaret yerlerinin kimi bekçileri ve türbedarları: “Ben senin dileğini burada yatan şahsiyete söylerim, o da peygamberimize ve peygamberimiz de Allah'a ulaştırır” gibi saçmalıklarla cahil halkı kandırmaktadırlar. Bu türbedarların kimileri, söyledikleri şahsiyetlere ait olup olmadıkları bile belli olmayan bu mezarlara bezler, örtüler asmakta veya ötesini-berisini altın yada gümüşle süslemektedirler. Oysa bütün müslüman alimlerinin ortak görüşüne göre bu adetler İslâm dini ile bağdaşmayan birer müşrik geleneğidir. Bu arada bir çok yerlerin cuma mescidleri hem maddeten ve hem de manen yıkık ve öksüzdür!

Böyleleri arasında o kadar çok sayıda kimse var ki, bunlar bu tür mezarlara bitişik yerlerde kıldıkları namazların sırf Allah adına yapılmış ve çevresinde mezar bulunmayan mescidlerde kılınan namazlardan daha faziletli olduklarını sandıkları için Peygamberimizin mescid edinmelerini yasakladığı bu tür şirk ve bidat ürünü yerlere akın ederler ve “Allah'ın yapılmalarına ve içlerinde adının anılmasına izin vererek” haklarında şöyle buyurduğu mescidlerden kaçarlar: “Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah'dan başka hiç kimseden korkmayanlar onarıp şenlendirir. İşte onlar hidayete erenlerden olabilirler.” (Tevbe: 18)

Bu zihniyette olanların ileri gelen bir şeyhi diyor ki: “Namaz kılarken Kabe sıradan halkın (avamın) kıblesidir. Falanca şeyhin mezarına dönerek namaz kılmak: “Bu arada Kâbeye de arka dönmek” seçkinlerin (Havas'ın) kıblesidir.” Hiç şüphesiz bu tür söz ve davranışlar, bütün İslâm alimlerinin söz birliği ile açık birer küfürdür.

Bu meseleler bizim burada yaptığımızdan daha ayrıntılı biçimde incelenmeli bu konularda büyük alimlerin sözlerine yer vermeli ve ilgili deliller ortaya konmalıdır. Biz bu meselelerle ilgili olarak başka bir kitabımızda şimdi buraya sığdırılamayacak kadar geniş bilgi verdik. Burada yapabildiklerimiz sadece şunlardır: Meselelerin başlıklarını vurguladık, delillerin türlerine değindik, dini sırf Allah'a yöneltmek ve ortağı olmayan o tek Allah'a kulluk etmek gibi şeriatın ana amaçlarına parmak bastık. Bu arada açık veya gizli müşrikliğe kapı açan ve yol veren ön tehlikelere karşı şeriatımızın aldığı önlemlere değindik. Çünkü dinin temel ilkesi, peygamberlerin çağrılarının özü ve tek Allah'a bağlı inancın özü budur.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2835 Gösterim
Son İleti 04.01.2020, 03:14
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
1 Yanıt
2397 Gösterim
Son İleti 04.02.2016, 20:30
Gönderen: darultawhid.com
0 Yanıt
2250 Gösterim
Son İleti 26.11.2015, 23:20
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3165 Gösterim
Son İleti 06.01.2020, 02:32
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
2318 Gösterim
Son İleti 29.01.2017, 23:54
Gönderen: Tevhid Ehli