Tevhide Davet

İBNU TEYMİYYE’NİN CEHALET ÖZRÜ VE MUAYYEN TEKFİR MESELELERİNDEKİ MEZHEBİ

Başlatan Subul’us Selâm, 23.10.2022, 01:37

« önceki - sonraki »

Ebu Salih ve 5 Ziyaretçiler konuyu incelemekte.

Subul’us Selâm

"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


تحقيق مذهب شيخ الإسلام ابن تيمية في مسألتي
العذر بالجهل وتكفير المعين


Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye'nin Cehalet Özrü ve Muayyen Tekfir Meselelerindeki Mezhebinin Tahkiki
Şeyh Abd'ur Rahmân bin Hasen Rahimehumullâh1

[Mukaddime]

Bismillâh'ir Rahmân'ir Rahîm.

Hamd yalnızca Allâh'a mahsustur. Kendisinden sonra Nebî olmayana salât-u selâm olsun.

Ey hakka talip olup ihlası ve sıdkı bilmeye rağbet eden kişi! Bil ki, kötü bir adamdan2 sadır olmuş evrak bize ulaştı. Bu evrak tahkik ve tashih olmaksızın tekfirden sakındırmayı içerir. İçerisinde şöyle der:


Alıntı Yap"Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Hâricilerden ve Mu'tezileden olan Râfizîlere reddiye sadedinde şöyle dedi..."

Ben (Abd'ur Rahmân bin Hasen) derim ki: Bu, ilim sahibi olmayan birinin ibaresidir. Biz, ibarenin içerisinde bulunan cehalet ve boşboğazlığı beyan etme sadedinde değiliz. Basiret sahibi zaten içerisindeki hatayı fark eder.3

Sonra şöyle der:


Alıntı Yap"Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye şöyle dedi: "Bu, usul icat edenler -ancak bununla Rasûlün tasdik edilebileceğini ve bunu bilmenin muayyen şahıslara vacip olan imanın şartı olduğunu iddia edenler- selefin, imamların, ümmetin mahir âlimlerinin cumhurunun ve onlara ihsan ile tabi olanların nezdinde bidat ehlidir. Bu usuller akla göre batıl, şeriata göre ise bidattir."

İbnu Teymiyye'nin şu sözüne kadar: "Bidat ehlinin işlerinden biri, bidat görüşler çıkarıp bunu dinde vacip kılmalarıdır. Dahası bunu, kaçınılmaz olan imandan kılıyorlar. Bu hususta kendilerine muhalefet edenleri tekfir edip kanlarını helal sayıyorlar. Bu Hâricîlerin, Cehmiyye'nin, Râfizî'nin, Mu'tezile'nin ve diğerlerinin fiillerine benzer.

Her ne kadar muhalifleri onların kanını helal saysa da Ehl-i Sünnet, bidat görüşler çıkarmaz ve içtihat edip hataya düşenleri tekfir etmez. Nitekim her ne kadar Hâricîler onları tekfir edip kendilerine muhalif olan Müslümanların kanını helal saysalar da sahabe, Allâh kendilerinden razı olsun, Hâricîleri tekfir etmedi."4

Bu adam, Şeyh'ul İslâm'ın, Hâricîler, Cehmiyye, Mu'tezile ve başkaları hakkındaki sözlerini parça parça nakletti. Bu adam, Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye'nin sözlerinden telbis etmek ve saptırmak için kullanmak istediğini almış, içerisinde açıklama ve tafsilat olan her şeyi ise bırakmış.

Bu kişinin Şeyh'ul İslâm'ın kelamını ve başkalarının kelamını nakletmesi için kendisine hamledileceği güzel bir açıklama bulamadık ve onu bunları nakletmeye itecek bir ihtiyaç da yoktu. Zira Arap Yarımada'sında ve çevresinde;

•    Hâricîlerin görüşünü görüş edinen ve sahibinin küfre girmediği günahlar yüzünden ehli imandan olan sahabeyi ve başkalarını tekfir eden,

•    Mu'tezile gibi iki menzil arasında bir menzil5 olduğunu görüş edinen ve kaderi inkâr eden,

•    Cehmiyye gibi Rabb Teâlâ'nın sıfatlarını inkâr eden,

•    Yine Râfizîler gibi Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in ehli beyti hakkında aşırıya kaçan ve onların ilah olduklarını iddia eden hiç kimse bulunmamaktadır.

Durumun böyle olduğu bilinince, bu nakillerle Necd'de zuhur eden İslami davetin ehlini kastettiği bilinir. Bu davetin faydası, ümmetten büyük bir topluluğa ve büyük bir kalabalığa dokundu. Bu davet sebebiyle Kitap ve Sünnet olan asıllara sarıldılar ve ümmetin selefinin icmasıyla Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye ve talebesi Allâme Muhammed İbnu Kayyim el-Cevziyye gibi selefe tabi olan imamların ve onların Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'ten seleflerinin karar kıldığı şeyleri de destek edindiler.

Bu adam, itikadının fasit olması cihetinden yok edildi. Zira celî (büyük) şirki, failini kâfir kılan büyük bir günah olarak görmüyor. Bu yüzden de karşı çıkışını ve tan etmesini şirke karşı çıkan, şirk ehlinden ayrılan ve kitap, sünnet ve de icma ile onları tekfir edenlere yöneltmiştir.

Şirke en çok karşı çıkanlardan birinin Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye ve sünnet ulemasından onun emsali olduğu hafi kalan bir husus değildir. Onların zamanında şirk ortaya çıkıp onunla bela yayılınca; onlar buna karşı çıktı ve bunun evvelki müşriklerin üzerinde bulunduğu büyük şirkin ta kendisi olduğunu beyan ettiler. Nitekim bu, Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâhu Teâlâ'nın kelamında gelecektir.

Bu müşriklerden, saf ihlas, (şirkten) tecrit ve şirk ehli ile Allâh'a denk tutanlara karşı çıktıkları için tevhid ehlini tekfir eden oldu. Bu yüzden de şöyle dediler: "Siz haricisiniz! Siz bidatçisiniz!" Nitekim Allâme İbn'ul Kayyim, şu sözüyle kendi zamanındaki buna benzeyen hâle işaret etmektedir:

"Haricilere benzeyen ben miyim? Oysa onlar tekfir etmişlerdi

Günahlar sebebiyle, hiçbir şeyi hesaplamadan tevil yaparak!

Onların nasları vardır, anlamakta kısır kaldılar

Bu yüzden onlara irfanda kısırlık verildi!

Hasımlarımız bizi tekfir ettiler

Tevhid ve imanın zirvesi olan şeyle!"
6

Bu adam, mücerret tevhid sebebiyle tekfir edenlerin yolundan gitmiştir. Biz "Allâh'tan başkasına ibadet edilmez! O'ndan başkasına dua edilmez!  O'ndan başkasından umulmaz! O'ndan başkasına tevekkül edilmez!" ve buna benzer ancak Allâh'a yapılacak ibadetleri söylediğimizde ve bunları Allâh'tan başkasına yöneltenin kâfir bir müşrik olduğunu söylediğimizde adam şöyle der: "Siz Ümmet-i Muhammed'i bidatle suçlayıp tekfir ettiniz! Siz haricisiniz! Siz bidatçisiniz!"

Şeyh'ul İslâm'ın bidat ehli hakkındaki kelamından alarak tevhid ehlini ayıplama mahiyetinde yazmış. Şeyh'ul İslâm'ın, Allâh'a şirk koşanlar hakkındaki sözleri gizli değildir, Şeyh'ul İslâm Rahimehullâhu Teâlâ şöyle dedi: "Her kim Allâh ile kendisi arasına vasıtalar koyup onlara dua eder, onlardan ister ve onlara tevekkül ederse icma ile kâfir olur."7




1- Bedr el-Uteybî tarafından yayınlanan Tahkîk Mezheb Şeyh'il İslâm İbni Teymiyye ve ed-Durar'us Seniyye, 11/446-492. Tercümede Uteybî nüshasını esas aldık.

2- Şeyh Rahimehullâh'ın bu risalesi, muhakkikin verdiği bilgiye göre Dâvûd bin Cercîs'in talebesi Osmân bin Mansûr'a reddiyedir.

3- Mesele Şeyh Rahimehullâh'ın dediği gibi cehalet ve boşboğazlıktır. Zira Râfizîlik ve Hâricîlik bir birine zıt mezheplerdir, hâl böyleyken bunu söyleyen kişi nasıl olur da bu kişilerin Râfizîlerden olan Hârici ve Mu'tezile olduğunu söyler? Üstelik bu ibareler, Kaderî Şiilere reddiye olarak kaleme alınmış İbnu Teymiyye Rahimehullâh'ın Minhâc'us Sunne isimli eserinden alınmıştır. Hâricî ve Mu'tezile fırkalarının o kitapla ne gibi bir alakası olabilir?

4- İbnu Teymiyye, Minhâc'us Sunne, 5/94-95.

5- İki menzil arasında bir menzil (el-Menziletu Beyn'el Menzileteyn) itikadı, fasık kimsenin, kâfir diye isimlendirilemeyeceği gibi mümin diye de isimlendirilmeyeceği manasına gelir. Böylece onlar fasık kimseyi, iki menzilenin (mümin ve kâfir) arasında bir menzile koydular. (el-Fetâva'l Kubrâ li İbni Teymiyye, 5/85)

6- İbn'ul Kayyım, el-Kâfiyet'uş Şâfiye [Nûniyye], Mektebe İbni Teymiyye,  sf. 138.

7- Benzer lafızlarla Mecmû'ul Fetâvâ, 1/124; Muhtasar'ul Fetâva'l Mısriyye, Rekâ'iz, 1/412; el-Fetâva'l Kubrâ, 5/535; Merdâvî, el-İnsâf, Dâru Hecr, 27/108.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[Hafi Meseleler Hakkındaki Nakilleri Zikrederek Meseleyi Cahiller İçin Çarpıtması]

Bu kişinin cahiller için yaptığı çarpıtmalarının nihai noktası, Şeyh'ul İslâm Rahimehullâh'ın, hafi görüş sahipleri hakkında, her ne kadar görüş küfür olsa da hüccet ikame edilene kadar sahibinin tekfir edilmemesi gerektiğini zikretmesidir. Bu Şeyh'ul İslâm'ın sözleridir, Şeyh'ul İslâm şöyle der:

"Sıfatları nefyetmek küfürdür. Allâh'ın ahirette görüleceğini yalanlamak küfürdür. Allâh'ın arşın üzerinde olduğunu inkâr etmek küfürdür. Bu manada olan şeylerin hepsi küfürdür. Onların hatalı olduğunu açıklığa kavuşturan hüccetin onlara ikame edilmesi müstesna, onların kâfirlerden olduğuna hükmedecek şekilde bu kişileri muayyen olarak tekfir etmek, onları tekfir etmeye kalkışmak caiz değildir."8

Şeyh'ul İslâm'ın şu sözü üzerinde bir düşün: "Onların kâfirlerden olduğuna hükmedecek şekilde bu kişileri." Yine şu sözü üzerinde de düşün: "hüccetin onlara ikame edilmesine kadar." Burada kâfirler sözüyle müşrikleri kastetti. Nitekim bunun beyanı bu Şeyh'in ve başkalarının sözlerinde gelecektir.

Biz Allâh'a hamd ederiz! Bizim diyarımız bu görüşlerin sahipleri olan bidatçılardan yoksundur. Bizimle insanların çoğunun arasındaki ihtilaf, Allâh'ın nehyi ve ehline düşmanlık gösterme sadedinde Rasûlleri gönderip kitapları indirdiği putlara ibadet hakkındadır. Biz Rasûllerin davet ettiği tevhid ve ihlasa davet eder,  onların nehyettiği rubûbiyyette ve ulûhiyette Allâh'a ortak koşmaktan nehyederiz. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Senden önce gönderdiğimiz Rasûllerimize sor: Rahmân'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?" (ez-Zuhruf, 43/45)

Kur'ân başından sonuna kadar bu şirkin beyanı ve ondan nehyetmek ve tevhidin beyanı hususunda gelmiştir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"De ki: Ben dinimi Allâh'a has kılarak sadece O'na ibadet ediyorum. Siz de Allâh'tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin! De ki: Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir." (ez-Zumer, 39/14-15)

Allâh'a hamdolsun ki bu tevhid bizim asıllarımızdandır. Bu evrakın yazarı ise bu bir bidattir diyor. Evet, bu, şu sözü söyleyenlerin benzerleri nezdinde bir bidattir:

"Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır." (Sâd, 38/7)

Şeyh'ul İslâm Rahimehullâh'ın telbis yapılamayacak kelamına bir bak! Daha evvel işaret edilen, bu görüş sahiplerini zikrettiğinde şöyle dedi: "Bu husus hafi görüşlerde olduğu zaman, bu hususta hatalı sapmış biridir ve ona hüccet ikame edilmemiştir, denilebilir. Lâkin onların taifelerinden kimilerinde Müslümanların avamının ve havasının İslam dininden olduğunu bildiği zahir işlerde de bu (küfür) vuku bulur.

Dahası, Yahudiler, Hristiyanlar ve müşrikler Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in bununla gönderildiğini ve buna muhalefet edenleri tekfir ettiğini bilirler. Mesela yalnızca hiçbir ortağı bulunmayan Allâh'a ibadet etmeyi emretmesi ve meleklere, nebilere, güneşe, aya, gezegenlere, putlara ve bunlardan başka Allâh'ın dışındaki şeylere ibadet etmeyi nehyetmesi gibi. Zira bunlar, İslam'ın en zahir şiarlarıdır. Bunlar, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in namazı emredip onu vacip kılması ve namazın şanını tazim etmesi gibidir.

Yine Yahudilere, Hristiyanlara, müşriklere, Sabiilere ve Mecusilere düşmanlık etmek gibi ve fahiş işlerin, faizin, kumarın ve benzerlerinin haramlığı gibidir. Sonra bunların önderlerinin çoğunun bu nevilerden birine düştüklerini görürsün, böylece de mürted olurlar." Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâhu Teâlâ'nın sözü sona erdi.9

Şeyh'ul İslâm'ın şu kavlini düşün: "Yahudilere, Hristiyanlara ve müşriklere düşmanlık etmek gibi" ilh...

Şeyh'ul İslâm'ın, kendileri hakkında "Onlar, şeriatın bir kısmına muhalefet ederek mürtet olurlar." dediği kişiler hakkındaki bizim görüşümüz de budur. İslâm imamlarının hepsi bu görüş üzeredir. Bu adam ve kendisi gibi tevhidden sapanlar bu yüzden bize kin güderler.




8- Benzer lafızlarla daha geniş açıklama Mecmû'ul Fetâvâ, 12/497-500.

9- Mecmû'ul Fetâvâ, 4/54; benzer lafızlarla Mecmû'ul Fetâvâ, 18/54.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[Sırf Şehadeti Telaffuz Ederek Cennete Girip Ateşe Girmeyeceğine İtikad Eden Kimseler Kitap, Sünnet ve İcmaya Muhalefet Ederek Sapmıştır]

Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâhu Teâlâ şöyle dedi: "Her kim sırf şehadeti telaffuz ederek cennete girip ateşe girmeyeceğine itikad ederse; kitap, sünnet ve icmaya muhalefet eden sapmış biridir." Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye'nin sözü sona erdi.10

Yine Şeyh'ul İslâm Rahimehullâh, Fahr er-Râzî'nin "es-Sirr'ul Mektûm fî İbâdet'in Nucûm" isimli bir kitap tasnif ettiğini ve böylece mürtet olduğunu zikrediyor. Ancak bu amelinden sonra Râzî tevbe etmiştir. Râzî şirki güzel gösterdiğinde Şeyh'ul İslâm, onu muayyen bir şekilde tekfir etti.11

Şeyh'ul İslâm kabirleri mescid edinmenin ve güneş doğup batarken namaz kılmanın nehyedilmesindeki illeti zikrettikten sonra şöyle dedi: "Her ne kadar namaz kılan kişi, namazını ancak Allâh'a kılsa da ve Allâh'tan başkasına dua/ibadet etmese de, güneşe dua/ibadet etmeye ve ona namaz kılmaya götürmemesi için, bu saatte namaz kılmamak Sedd-i Zerâ'i'dir. Bu, öncekilerin ve sonrakilerin birçoğunun kendisi sebebiyle saptığı şirkin sebeplerindendir. Öyle ki İslâm'a intisap edenlerin birçoğunun arasında bu yayıldı ve Ebû Ma'şer el-Belhî ve Sâbit bin Kurre gibi kendilerini Kitâb'a nispet etmelerine rağmen şirke girip cibt ve tağuta iman eden kişiler, müşriklerin mezhebi hususunda kitap tasnif ettiler. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar cibte ve tâğûta inanıyorlar..." (en-Nisâ, 4/51)

Şeyh'ul İslâm'ın sözü sona erdi.12

Allâh'ın kalbini saptırdığı kişinin, kendisine Muayyen Tekfir etmemeyi nispet ettiği bu imama bir bak! Nasıl da Fahr er-Râzî'nin, Ebû Ma'şer'in ve diğer meşhur musanniflerin küfre girip İslam'dan irtidad ettiklerini zikretti!

Şeyh'in: "Öyle ki İslâm'a intisap edenlerin birçoğunun arasında bu yayıldı" sözü üzerinde düşün ki bu ümmetin son dönemlerinde Allâh'a şirk koşma hususunda nelerin vuku bulduğunu bilelim!13

Şeyh'ul İslâm, kelamcılara reddiye yaparken Fahr er-Râzî'yi zikredip "es-Sirr'ul Mektûm" isimli eserini zikredip şöyle dedi: "Müslümanların ittifakıyla bu, sarih riddettir."14




10- Muhtasar Fetâvâ'l Mısriyye, Rekâ'iz, 1/193.

11- İbnu Teymiyye Rahimehullâh şöyle demektedir:

"İslâm dininden irtidat edip "es-Sirr'ul Mektûm fi's Sihri ve Muhâtabet'in Nucûm (Sihir ve Yıldızları Muhatap Almak Hususlarında Gizlenmiş Sır)" diye isimlendirdiği kitabında Allâhu Teâlâ'ya şirk koşmayı, güneşe, aya, gezegenler ve putlara ibadet etmeyi emrettiğinde, Râzî, putlara ibadet hususunda kendisine tabi olunan imamlardan biri olan Ebû Ma'şer'i önder edindi. Denilmiştir ki: Bu kitabı (Harezmşah) Celalettin'in babası Melik Alaettin Muhammed bin Tekiş'in annesi için yazdı ve bunun üzerine o kadın, Râzî'ye bin dinar verdi. Bu kadının maksadı, bu kitabın içerisindeki sihri ve ilginç şeyleri alıp bununla riyasete ve başka amaçlara ulaşmaktı. Bu kitabın içerisinde, Ebû Ma'şer'in aya ibadet ettiğini ve aya ibadet etmekte ve ona münacatta bulunmakta zikrettiği bir takım sır ve faydalar olduğunu zikretti. Şirk ve putlara ibadet hususunda hâli böyle olan bir kimsenin Allâhu Teâlâ'ya ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmayıp güneşe, aya, gezegenlere ve putlara ibadet etmeyen Tevhid ehlini zemmetmesi nasıl uygun olabilir? Dahası, bu Tevhid ehli, Ebû Ma'şer, Râzî ve başkalarının bir müddet kendilerine döndüğü bu müşriklere karşı cihat edilmesi gerektiğini düşünürler. Her ne kadar onlar bu riddetten İslâm'a geri dönmüş olsalar da. Zira bunların sırrı Allâhu Teâlâ'nın nezdindedir. Lâkin Müslümanlar arasında hiçbir ihtilaf yoktur ki bir şirki emretmek küfürdür ve bir Müslümandan sadır olduğunda riddettir ve şirki methetmek, ona sena etmek ve ona teşvik etmek küfürdür ve bir Müslümandan sadır olduğunda riddettir." (İbnu Teymiyye, Beyânu Telbîs'il Cehmiyye, 3/53-54)

İbnu Teymiyye Rahimehullâh şöyle demektedir:

"Yine bu Râzî, şirki emredip gezegenlere ve heykellere ibadeti emredip bu hususta meşhur kitabını yazınca irtidat etti." (İbnu Teymiyye, Beyânu Telbîs'il Cehmiyye, 3/473)

İbnu Kesîr (el-Bakara 2/102 ayetinin tefsirinde) ve Zehebî (Mîzân'ul İ'tidâl'da 3/340) bu kitabı Râzî'ye nispet ettiler, ancak bundan tevbe etmiş olma ihtimali olduğunu da zikrettiler.

12- Özetle İbnu Teymiyye, İktidâ'us Sirât'il Mustakîm, 2/301-302.

13- Görüldüğü üzere Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh, burada bu kimselerden bahsederken "Müslümanlar" olarak değil, "kendilerini İslâm'a intisap edenler" olarak bahsetmektedir. İslam'a bağlarından mücerret bir intisap olarak bahsetmiş ve İslam iddialarını onaylamamıştır. Böylelikle Şeyh'in onları muayyen olarak tekfir ettiği açıktır. Risalenin müellifi Şeyh Abd'ur Rahmân bin Hasen Rahimehullâh, bu ifadeyi tekrar ederek bu hususa dikkat çekmek istemektedir.

14- Şeyh Rahimehullâh şöyle dedi: "Bundan daha ciddi olanı ise onların bazılarının müşriklerin dini ve İslâm'dan irtidat hakkında eser tasnif etmeleridir, Râzî'nin gezegenlere ibadet hakkında kitap tasnif etmesi gibi. Râzî bu eserinde bunun güzelliğine ve menfaatine dair deliller zikredip buna teşvik etti. Müslümanların ittifakıyla bu, İslâm'dan riddettir. Bu böyledir, İslâm'a dönmüş olsa da." (Mecmû'ul Fetâvâ, 18/53-55; ayrıca bkz. Mecmû'ul Fetâvâ, 4/54-55)
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[İbnu Teymiyye'nin Bir Nebî veya Bir Salih Adam Hakkında Aşırıya Gidenleri Muayyen Olarak Tekfir Etmesi]

Şeyh'ul İslâm er-Risâlet'us Sunniyye'de şöyle dedi: "Her kim bir nebî veya salih bir adam hakkında aşırıya gidip ona bir çeşit ilahlık verirse, mesela, "Efendim falanca!" "Bana yardım et!" "Bana medet et!" "Bana rızık ver!" "Beni iyileştir!" "Ben senin zimmetindeyim!" ve buna benzer sözler söylerse, bu kişinin tövbe etmesi istenir, tövbe ederse ne âlâ, aksi takdirde öldürülür. Zira bunların hepsi şirk ve dalalettir. Çünkü Allâhu Teâlâ rasullerini ve kitaplarını ancak tek başına ibadet edilmesi ve O'nunla beraber bir ilah kılınmaması için gönderip indirdi.

Allâh ile birlikte Mesih, melekler ve heykeller gibi ilahlara dua edenler, bu ilahların mahlûkatı yarattıklarına, yağmuru indirdiklerine ve bitkileri yetiştirdiklerine itikat etmiyorlardı. Onlar ancak bu ilahlara, kabirlerine veyahut da heykellerine şöyle diyerek ibadet ediyorlardı:

"Biz onlara sadece, bizi Allâh'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." (ez-Zumer, 39/3)

Yine şöyle diyerek ibadet ediyorlardı:

"İşte bunlar Allâh katında bizim şefaatçilerimizdir." (Yûnus, 10/18)

Bundan dolayı Allâh, Rasûl'ü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'i Allâh'tan başkasına hem ibadet duasıyla hem de istiane (yardım isteme) duasıyla dua etmeyi nehyetmesi için gönderdi. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"De ki: Onu bırakıp da ilah diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler. Onların yalvardıkları bu varlıklar, hangimiz daha yakın olacağız diye Rablerine vesile ararlar." (el-İsrâ, 17/56-57)

Seleften bir taife şöyle dedi: "Mesih'e, Uzeyr'e ve meleklere dua eden kavimler vardı."15

Bundan sonra Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh bazı ayetler zikretti.

Şeyh devamla şöyle dedi: "Tek olup hiçbir ortağı olmayan Allâh'a ibadet etmek, Allâh'ın rasullerini kendisiyle gönderdiği ve kitaplarını kendisiyle indirdiği, dinin aslı ve tevhidin aslıdır. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun biz, her ümmete: Allâh'a kulluk edin, tağuttan kaçının diye rasul gönderdik." (en-Nahl, 16/36)

Yine Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona: Benden başka -ibadete lâyık, hak- ilah yoktur; şu hâlde yalnız Bana ibadet edin, diye vahyetmiş olmayalım." (el-Enbiyâ, 21/25)

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem tevhidi tahkik edip ümmetine öğretirdi. Öyle ki bir adam kendisine "Sen ve Allâh dilersen." dediğinde, şöyle buyurdu: "Beni Allâh'a bir denk mi kıldın? Aksine, Allâh tek başına ne dilerse (de)."16

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Allâh'tan başkası adına yemin etmeyi de nehyedip şöyle buyurmuştur: "Her kim Allâh'tan başkası adına yemin ederse şirk koşmuştur."17

Ölüm hastalığında da şöyle buyurmuştur: "Allâh, Yahudilere ve Hristiyanlara lanet etsin! Nebilerinin kabirlerini mescid edindiler."18

Onların fiillerinden sakındırarak böyle buyurdu. Yine şöyle buyurmuştur: "Allâh'ım! Kabrimi ibadet edilen bir put kılma!"19

Yine şöyle buyurmuştur: "Benim kabrimi bayram yeri edinmeyin! Evlerinizi kabir kılmayın! Nerede olursanız olun bana salavat getirin, zira sizin salavatınız bana ulaşır!"20

Bu yüzden İslam'ın imamları, kabirlerin üzerine mescid inşa etmenin ve yanında namaz kılmanın meşru kılınmadığına dair ittifak etmiştir.21 Bunun sebebi, kabirleri tazimin, putlara ibadete götüren en büyük yollardan biri olmasıdır. Bu yüzden de âlimler, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in kabrinin yanında ona selam verenin Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hücresine dokunmayacağına ve öpmeyeceğine dair ittifak etmiştir. Zira bu ameller, ancak Allâh'ın Evi'nin erkânına yapılır, mahlûkun evi de Hâlik'in Evi'ne benzemez.

Bunun hepsi, Allâh'ın ancak kendisiyle amelleri kabul ettiği, sahibini bağışladığı ve onu terk edeni de bağışlamadığı dinin aslı ve başı olan tevhidin tahkiki içindir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Hiç şüphesiz Allâh, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz; bundan aşağısını dilediği kimse için bağışlar. Kim Allâh'a ortak koşarsa şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur." (en-Nisâ, 4/48)

İşte, bu yüzden kelime-i tevhid, en faziletli ve en azim kelamdır." Şeyh'ul İslâm'ın sözleri sona erdi.22

Ben (Abd'ur Rahmân bin Hasen) derim ki: Allâh'ın hamdolsun ki bu tafsilat, izah ve beyandan sonra, bu şüphecinin, âlimlerin kelamında bir hücceti kalmadı. Allâme İbn'ul Kayyim Rahimehullâhu Teâlâ'nın şu sözü ne kadar da güzeldir:

"Tevfike nail olan herkesin kalbine girer ilim,

Geçmez muhafızdan, almaz izin.

Mahrum olan reddeder onu, hüsranından

Allâh bizi hüsran ile kılmasın mutsuzlardan!"
23




15- Taberî, Tefsîr, Dâr'ut Terbiye ve't Turâs, 17/471; İbnu Kesîr, Tefsîr, Dâr'ul Kutub'il İlmiyye, 5/81.

16- Yakın lafızlarla Ahmed, Musned, Hadis no: 1839, 1964, 2561, 3247.

17- Tirmizî, Hadis no: 1535; Ebû Dâvûd, Hadis no: 3251.

18- Buhârî, Hadis no: 4177; Muslim, Hadis no: 531.

19- Mâlik, Muvatta, Yahyâ rivayetiyle, Mu'essesetu Zâyid bin Sultân, Hadis no: 593.

20- Abd'ur Razzâk, Musannef, el-Meclis'ul İlmî, Hadis no: 6726; yakın lafızlarla Ahmed, Musned, Hadis no: 8804.

21- Kabirler üzerine mescid inşa etmek ve onları mum, kandil gibi şeylerle aydınlatmak hakkında Suyûtî Rahimehullâh şöyle demektedir:

"Çeşitli mezheplere mensup âlimlerin geneli bunların nehyedildiğine dair hadislere tabi olarak bu husustaki nehyi açıkça dile getirmişlerdir. Bunların kesinlikle haram olduğu hususunda herhangi bir şüphe yoktur." (Suyûtî, el-Emru bi'l İttibâ ve'n Nehyu an'il İbtidâ [Hakîkat'us Sunnet'i ve'l Bid'a], sf. 113-114)

22- Özetle Mecmû'ul Fetâvâ, 3/395-400.

23- İbn'ul Kayyim, el-Kâfiyet'uş Şâfiye [Nûniyye], Mektebe İbni Teymiyye, sf. 165.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[Kendisinden Tevbe Edilen Şeyler Sadedinde Medâric'us Sâlikîn'de Bulunan Güzel Bir Tafsilat]

İbn'ul Kayyim Rahimehullâh, "Medâric'us Sâlikîn"24 isimli eserinde Allâh Azze ve Celle'nin Kitabı'nda zikredilen, kendisinden tevbe edilen on iki çeşit hususu anlatırken güzelce tafsilata girmiştir. Birincisi: Küfür, ikincisi: Şirk. Küfrün çeşitleri beştir: Tekzib (yalanlama ve inkâr) küfrü, tasdikle beraber büyüklenme ve diretme küfrü, yüz çevirme küfrü, şek (şüphe) küfrü ve nifak küfrü. İbn'ul Kayyim bu çeşitleri açıklamıştır.25

Daha sonra İbn'ul Kayyim şöyle dedi: "Şirk'e gelince, iki nevidir: Büyük ve küçük. Kendisinden tevbe edilmediğinde Allâh büyük şirki bağışlamaz. Büyük şirk, Allâh'ın dışında O'na bir denk edinmek ve Allâh'ı sevdiği gibi onu sevmektir. Müşriklerin ilahlarının, âlemlerin Rabbi'yle müsavi kılınmasını kapsayan şirktir. Bu yüzden müşrikler, ateşte ilahlarına şöyle derler:

"Allâh'a andolsun! Biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutarken gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz." (eş-Şu'arâ, 26/97-98)

Bununla beraber onlar, her şeyi yaratanın, her şeyin Rabb'inin ve Melîk'inin yalnızca Allâh olduğunu, kendi ilahlarının yaratıp rızık vermediğini, öldürüp diriltmediğini ikrar ederlerdi. Bu eşitlik, ancak sevgide, tazimde ve ibadette Allâh'la bir tutmaktır, tıpkı âlemin müşriklerinin hâli gibidir.

Dahası, onların hepsi Allâh'ın dışında mabudlarını sever, tazim eder ve veli edinir. Onların birçoğu, hatta çoğunluğu Allâh'a olan sevgilerinden daha fazla ilahlarına sevgi besler; onlar anılınca, Allâh tek başına anıldığındaki sevinçlerinden daha fazla sevinir; şeyhlerinden oluşan mabudları ve ilahları kötülendiğinde onlar, bir kişinin âlemlerin Rabbi'ni kötülemesine kızdıklarından daha fazla kızarlar.

Onların ilahlarından ve mabudlarından birinin hürmeti çiğnenirse kükreyen aslan gibi kızarlar. Ancak Allâh'ın hürmeti çiğnenirse ona kızmazlar. Dahası, eğer Allâh'ın hürmetini çiğneyen kişi onlara yemek ikram etse, bunu umursamazlar ve bu meseleden dolayı kalplerinde bir sıkıntı olmaz. Bunu biz ve başkaları aleni bir şekilde gördük.

Onlardan birini, Allâh'ın dışındaki ilahının ve mabudunun zikrini ayaktayken, otururken, tökezlerken ve ürkerken dilinden düşürmediğini görürsün. Allâh'ın dışındaki ilahının ve mabudunun zikri, kalbine ve diline hâkimdir. Bu müşrik onu da inkâr etmez. Bu müşrik, ilahının ve mabudunun Allâh'tan istediklerini almak için bir kapı, Allâh'ın indinde bir şefaatçi ve O'na ulaşmak için bir vesile olarak görür. Putlara ibadet edenler de böyledir, hepsi birdir. Bu, kalplerine yerleşen değerdir. İlahlarının farklılığına uygun olarak müşrikler bunu birbirlerinden miras aldılar. Bu müşriklerden kimisinin taştan ilahları vardır, kimileri de insanlardan ilah edinmiştir.

Allâhu Teâlâ, bu müşriklerin selefinden rivayet ederek şöyle buyurmaktadır:

"O'ndan başka veliler edinenler derler ki: Biz onlara ancak bizi Allâh'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz. Allâh onların ihtilaf ettikleri hususlarda elbette hüküm verecektir." (ez-Zumer, 39/3)

Sonra Allâhu Teâlâ, onların yalanlarıyla ve küfürleriyle aleyhlerine şahitlik edip onları hidayete erdirmeyeceğini haber verip şöyle buyurmaktadır:

"Şüphesiz ki Allâh, yalancı ve kâfir olan kimseye hidayet etmez." (ez-Zumer, 39/3)

Bu, kendisini Allâh'a yaklaştıracağını iddia ederek Allâh'tan başka veli edinenlerin hâlidir. Bundan kurtulan ne kadar da azdır! Dahası, onlara karşı çıkanlara düşmanlık göstermeyenler ne kadar da azdır?

Bu müşriklerin ve seleflerinin kalbinde bulunan, ilahlarının Allâh'ın indinde kendilerine şefaat edeceği düşüncesi, şirkin ta kendisidir. Allâh, Kitabı'nda bu hususta onlara karşı çıkıp bu iddiayı geçersiz kılmıştır, şefaatin tümünün sadece Kendisine has olduğunu, kavlinden ve amelinden razı olup Allâh'ın izin verdiği kimse dışında, Kendisi'nin huzurunda kimsenin şefaat edemeyeceğini bildirmiştir. Bu kimseler de Allâh'tan başka şefaatçi edinmeyen tevhid ehlidir. Zira Allâh Subhânehu, Kendisi dışında şefaatçi edinmedikleri için onlardan dilediği için şefaat edilmesine izin vermiştir. Tevhid ehli olan ve Allah'tan başka şefaatçi edinmeyen kimse, Allâh'ın kendisine izin verdiği kişinin şefaati vesilesiyle insanların en mutlusu olur.




24- İbn'ul Kayyim, Medâric'us Sâlikîn, Dâr'ul Kitâb'il Arabî, 1/344-380.

25- İbn'ul Kayyim, Medâric'us Sâlikîn, Dâr'ul Kitâb'il Arabî, 1/346-348.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[Müspet ve Menfi Şefaat ve Müşriğin Bu Husustaki Cehaleti]

(İbn'ul Kayyim Rahimehullâh devamla şöyle demektedir:)

Allâh ve Rasûlü'nün ispat ettiği şefaat, Allâh'ın Kendisini birleyen kişiler için izniyle sadır olan şefaattir. Allâh'ın nefyettiği şefaat, Allâh'tan başka şefaatçiler edinen müşriklerin kalbinde bulunan şirkle bağlantılı şefaattir. Müşrikler, şefaatten kastettiklerinin aksine muamelede bulunuyor, muvahhidler ise şefaati elde ediyor.

Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh kendisine "Ey Allâh'ın Rasûlü! Senin şefaatinle en mutlu olan kişi kimdir?" diye sorduğunda, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in verdiği cevap üzerine bir düşün! Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim şefaatimle en mutlu olan kişiler, La İlahe İllallâh diyenlerdir."26

Nasıl da Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, şefaatine nail olmanın en büyük sebebini mücerret tevhid kıldı! Bu, şefaatçiler edinmekle, onlara ibadet edip Allâh'ın dışında veli edinmekle şefaate nail olunacağını düşünen müşriklerin görüşünün aksinedir. Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, onların yalan iddialarında bulunan ne varsa tersine çevirdi ve şefaatin sebebinin, mücerret tevhid olduğunu ve bu durumda Allâh'ın şefaatçiye şefaat etmesine izin verdiğini bildirdi.

Kralların önde gelenleri ve valilerin, kendilerini veli edinenlere faydası dokunduğu gibi, veli veya şefaatçiyi edinen kişiye onların şefaatçi olacağına ve Allâh katında kendisine faydasının dokunacağına inanması, müşriğin cehaletindendir. Allâh'ın izni olmaksızın hiç kimsenin Allâh'ın yanında şefaat edemeyeceğini ve Allâh'ın kavillerinden ve amellerinden razı olduğu kişi dışında kimsenin şefaat etmesine izin vermediğini bilmiyorlardı. Nitekim Allâhu Teâlâ birinci fasıl hakkında şöyle buyurmaktadır:

"İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir?" (el-Bakara, 2/255)

İkinci fasıl hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler." (el-Enbiyâ, 21/28)

Geriye üçüncü fasıl kaldı: O da Allâh'ın, tevhid ve Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e tabi olmak dışında hiçbir söz ve amelden razı olmamasıdır.

Bu iki kelime hakkında önceki ve sonraki nesiller sorguya çekilir. Nitekim Ebu'l Âliye şöyle dedi: "Önceki ve sonraki nesillere iki kelime hakkında sorulacaktır: Neye ibadet ediyordunuz? Gönderilen peygamberlere nasıl icabet ettiniz?"27




26- Buhârî, Hadis no: 6570.

27- Taberî, Tefsîr, 17/150.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[Şirki İdrak Edip Akledenin Kalbindeki Şirk Ağacını Kesecek Üç Asıl]

(İbn'ul Kayyim Rahimehullâh devamla şöyle demektedir:)

İşte şunlar, şirki idrak edip akledenin kalbindeki şirk ağacını kesecek üç asıldır:

•   Allâh'ın izni olmaksızın hiçbir şefaat yoktur,

•   Allâh ancak kavlinden ve amelinden razı olduğu kişiye şefaat için izin verir ve

•   O'nu tevhid etmek ve Rasûl'ü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e tabi olmaktan başka bir kavilden ve amelden razı olmaz.

Zira Allâhu Teâlâ, Kendisine denk tutanların şirkini affetmez. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutarlar." (el-En'âm, 6/1)

İki görüşten en doğrusu, (bunun anlamının) ibadette, dostlukta ve sevgide Allâh'a denk tutmalarıdır. Nitekim başka bir ayette şöyle buyurmaktadır:

"Allâh'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü biz, sizi âlemlerin Rabbi ile denk tutuyorduk." (eş-Şu'arâ, 26/97-98)

Aynı şekilde Bakara ayetinde (Mâ'ide suresinde) şöyle buyurmaktadır:

"Allâh onları sever, onlar da Allâh'ı severler." (el-Mâ'ide, 5/54)28

Müşriğin hâlinin ve amelinin, sözünü yalanladığını görürsün. Zira o der ki: "Biz onları Allâh'ı sevdiğimiz gibi sevmeyiz. Onları Allâh ile eş değerde saymayız." Daha sonra, Allâh'a ortak koştukları şeyler için kızdıklarında ve onların hürmetleri çiğnendiği için kızdıklarında, Allâh için kızdıklarından daha fazla kızarlar. Allâh'a ortak koştukları şeyler anıldığında sevinip neşelenirler, özellikle de onların sahip olmadığı; kederlere medet etmek, tasaları gidermek, ihtiyaçları karşılamak ve Allâh ile kulları arasında bir kapı olmaları kendileri hakkında zikredildiğinde... Böylece müşriği; sevinçli, mutlu, kalbinin özlem çektiğini, tazim aşkının kabardığını, onlara boyun eğdiğini ve onları dost edindiğini görürsün.

Ancak o müşriğe, yalnızca Allâh'ı zikredersen ve tevhidi Allâh'a tecrit edersen (soyutlarsan) vahşet, sıkıntı ve darlık ona hâkim olur ve seni kendi ilahlarının değerini düşürmekle itham eder ve büyük ihtimalle sana düşmanlık gösterir. Vallâhi biz bunu onlardan alenen gördük. Onlar bizi düşmanlıklarının hedefi kıldılar, başımıza kötülüğün gelmesi peşindeydiler. Allâh onları dünyada da ahirette de rezil edendir. Onların tek hücceti, kardeşlerinin "Bizim ilahlarımıza dil uzattı!" dediği gibi şöyle demekten ibarettir: "Şeyhlerimizin ve Allâh'a giden hacet kapılarımızın değerini düşürdünüz!"

Aynı şekilde Hristiyanlar, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem onlara "Hiç kuşkusuz ki mesih bir kuldur!" dediğinde şöyle dedi: "Mesihin değerini düşürüp ona dil uzattın!" Müşriklerin benzerleri de, kabirleri ibadet edilen putlar ve mescit hâline getirmekten nehyedip ziyaretlerini Allâh'ın ve Rasûlü'nün izin verdiği şekilde yapmayı emredenlere aynısını söyledi. Dediler ki: "Kabrin ashabının değerini düşürdün!" Kalplerindeki bu benzerliğe bir bak! Öyle ki sanki onlar bunu birbirlerine vasiyet ettiler.

"Allâh, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de saptırırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın." (el-Kehf, 18/17)

Allâhu Teâlâ, müşriklerin bağlandığı tüm vesileleri topluca kesip atmıştır. Öyle ki bunu tefekkür edip bilenler, Allâh'tan başkasını veli veya şefaatçi edinenlerin durumunun şöyle olduğunu öğrenir:

"Kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!" (el-Ankebût, 29/41)




28- Tercümede esas aldığımız nüshada el-Mâ'ide 54. ayet verilmiş olsa da, Medâric'us Sâlikîn'de ve ed-Durar'us Seniyye'de Bakara suresinde yer alan şu ayet verilmiştir:

"Allâh'ı severcesine severler." (el-Bakara, 2/165)
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


[Bir Varlık Dört Hasletten Birine Sahip Değilse Fayda Sağlayamaz]

(İbn'ul Kayyim Rahimehullâh devamla şöyle demektedir:)

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allâh'ı bırakıp da ilah olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allâh'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur. Allâh katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz." (Sebe, 34/22-23)

Müşrik, mabudunu ancak ondan fayda elde ettiği için edinir. Şu dört hasletten biri olmaksızın bir kimse fayda sağlayamaz:

•   Ya kendisine ibadet edenin istediği şeye maliktir;

•   Eğer malik değilse malike ortaktır;

•   Eğer malikin ortağı değilse ona yardım edip onu destekleyendir;

•   Eğer yardımcısı ve destekçisi değilse onun indinde şefaatçidir.

Allâh Subhânehu bu dört mertebeyi sırasıyla en üstten en alt tabakasına kadar nefyetti. Allâh, müşriğin ilahlarında bulunduğunu zannettiği mülkü, ortaklığı, destekçiliği ve şefaati nefyetti ve içerisinde müşrik için bir pay olmayan şefaati isbat etti. Bu şefaat, O'nun izniyle gerçekleşen şefaattir. Bu ayet (Sebe, 34/22-23), kendisini akleden için nur, burhan, kurtuluş, tevhidin mücerret kılınması ve şirkin asıllarıyla unsurlarını kesip atmak için yeterlidir.

Kur'ân bunun dengi ve benzerleri ile doludur. Lakin insanların çoğu, vakıanın bu kapsamda olduğunun ve bunu da içerdiğinin farkında değil. Onlar, bunun bir çeşitten ve geçmişte kalan bir kavimden ibaret olduğunu ve onlardan geriye kimsenin kalmadığını zannediyorlar. İşte bu, kalp ile Kuran'ı fehmetme arasına giren şeydir.

Allâh'ın ömrüne ant olsun! Bunlar geçmişte kaldıysa, benzerleri ve kendilerinden daha şerlileri ve daha alçakları onlara mirasçı olmuştur. Kuran da öncekileri kapsadığı gibi onları da kapsar. Lakin mesele, Ömer İbn'ul Hattâb Radiyallâhu Anh'ın dediği gibidir: "Cahiliyyeyi tanımayanlar İslâm'ın içerisinde yetiştiği zaman, İslâm'ın düğümleri tek tek çözülecektir."29

Bunun sebebi şudur: Cahiliyyeyi, şirki ve Kuranın ayıplayıp zemmettiği şeyi bilmeyince kişi bunun içine düşüp ikrar eder, [ona] davet eder[, doğrulayıp güzel bulur ve bunun,] ehl-i cahiliyyenin, benzerlerinin, daha şerlilerinin ya da daha alçaklarının [üzerinde bulunduğu şey olduğunu bilmez].30

Bununla İslam'ın düğümleri çözülür; maruf münker, münker de maruf olur; bidat sünnet, sünnet de bidat olur; bir kişi saf iman ve tevhidi mücerret kıldığı için kâfir olur, mücerret olarak Rasul'e tabi olup heva ve bidatlerden ayrılmakla bidate düşer! Basiret ve hayatta kalan bir kalbe sahip olan bir kişi varsa bunu gözleriyle görür. Vallâhu'l Muste'ân!" İbn'ul Kayyim'ın kelamı burada sona erdi.31




29- Yakın lafızlarla İbnu Ebî Şeybe, Musannef, Dâru Kunûz İşbîliyâ, Hadis no: 34651; Hâkim, Mustedrak, Hadis no: 8318.

30- Köşeli parantez arasında yer verdiğimiz ibareler, Medâric'us Sâlikîn ve ed-Durar'us Seniyye nüshalarında bulunmaktadır.

31- İbn'ul Kayyim, Medâric'us Sâlikîn, Dâr'ul Kitâb'il Arabî, 1/348-352.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

Subul’us Selâm


Ben (Abd'ur Rahmân bin Hasen) derim ki: Şeyh'ul İslâm (İbnu Teymiyye) Rahimehullâh'ın geçen şu sözü üzerinde düşün: "Bunun sebebi, kabirleri tazimin, putlara ibadete götüren en büyük yollardan biri olmasıdır. Bu yüzden de âlimler, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in kabrinin yanında ona selam verenin Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hücresine dokunmayacağına ve öpmeyeceğine dair ittifak etmiştir. Mahlûkun evi de Hâlik'in Evi'ne benzemez.

Bunun hepsi, Allâh'ın ancak kendisiyle amelleri kabul ettiği ve onu terk edeni de bağışlamadığı dinin aslı ve başı olan tevhidin tahkiki içindir." Kelamının sonuna kadar.

Allâme İbn'ul Kayyim Rahimehullâh'ın şu kavli üzerinde düşün: "Kendisinden tevbe edilmediğinde Allâh büyük şirki bağışlamaz. Müşriklerin ilahlarının, âlemlerin Rabbi'yle müsavi kılınmasını kapsayan şirktir. Tıpkı Arap müşriklerinin hâli gibidir. Dahası, onların hepsi Allâh'ın dışında mabudlarını sever, tazim eder ve veli edinir."

Şu kavline kadar: "Bunu biz ve başkaları aleni bir şekilde gördük."

Şu kavline kadar: "Putlara ibadet edenler de böyledir, hepsi birdir. Allâhu Teâlâ, bu müşriklerin selefinden rivayet ederek şöyle buyurmaktadır:

"O'ndan başka veliler edinenler derler ki: Biz onlara ancak bizi Allâh'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz. Allâh onların ihtilaf ettikleri hususlarda elbette hüküm verecektir." (ez-Zumer, 39/3)

Sonra Allâhu Teâlâ, onların yalanlarıyla ve küfürleriyle aleyhlerine şahitlik edip onları hidayete erdirmeyeceğini haber verip şöyle buyurmaktadır:

"Şüphesiz ki Allâh, yalancı ve kâfir olan kimseye hidayet etmez." (ez-Zumer, 39/3)"

Şu kavline kadar: "Müşriğin hâlinin ve amelinin, sözünü yalanladığını görürsün. Zira o der ki: "Biz onları Allâh'ı sevdiğimiz gibi sevmeyiz. Onları Allâh ile eş değerde saymayız." Daha sonra, Allâh'a ortak koştukları şeyler için kızdıklarında ve onların hürmetleri çiğnendiği için kızdıklarında, Allâh için kızdıklarından daha fazla kızarlar. Ancak o müşriğe, yalnızca Allâh'ı zikredersen ve tevhidi Allâh'a tecrit edersen (soyutlarsan) vahşet, sıkıntı ve darlık ona hâkim olur." İbn'ul Kayyim'in daha önce geçen kelamının sonuna kadar. İşte bu, günümüz insanlarının çoğundan sadır olan şeydir. Bu yüzden cümle cümle bunun üzerinde düşün.

İbn'ul Kayyim'in şu kavli: "Lakin insanların çoğu, vakıanın bu kapsamda olduğunun ve bunu da içerdiğinin farkında değil." İlh...

Buradaki maksat: Şeyh'ul İslâm'ın ve Ehli Sünnet ve'l Cemaat'ten kardeşlerinin üzerinde olduğu, kendi zamanlarında vuku bulan büyük şirke karşı çıkmalarının, Kitap ve Sünnet'ten bu şirki işleyenlerin veya buna itikat edenlerin küfrüne dair delilleri zikretmelerinin beyanıdır. Zira bu beyan, Allâh'a hamdolsun ki bu iftiracı cahilin, uçurumun eşiğine inşa ettiği binayı yerle yeksan eder.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

🡱 🡳

Benzer Konular (2)