Darultawhid

Gönderen Konu: BAŞKA BİR BÖLGEDE GÖRÜLEN HİLAL DİĞER BÖLGELERİ BAĞLAR MI?  (Okunma sayısı 2161 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı biri

  • Newbie
  • *
  • İleti: 2
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Bismillah

Hilal gözetleme hakkında;

"Yurtdisindan hilale dair haber gelmediği takdirde Ramazan 30'a tamamlanacaktır inşaallah."
demişsiniz.

Bununla ilgili olarak;

Küreyb radiyallahu anh'den  rivayet edildiğine  göre, Haris'in  kızı Ümmü'l-Fadl Küreyb'i (o sırada) Şam'da olan Muaviye radiyallahu anh'a göndermiş. Küreyb dedi ki:

Şam'a varıp Ümmü'l-Fadl'ın istediğini yerine getirdim. Ben daha Şam'da iken ramazan hilali görüldü. Biz hilali cuma gecesi gördük. Sonra ayın sonunda Medine'ye geldim.

İbn Abbas radiyallahu anh benden (bazı şeyler) sordu. Sonra sözü hilale getirip;

"Hilali ne zaman gördünüz?" dedi.

"Cuma gecesi gördüm" dedim.

"Onu, sen de gördün mü?" dedi.

"Evet, (ben de gördüm) herkes de gördü ve Muaviye de Şamlılar da oruç tuttu" dedim.

"Ama biz hilali Cumartesi gecesi gördük ve otuza tamamlayıncaya veya (Şevval hilalini) görünceye kadar oruç tutmaya devam edeceğiz
" dedi.

"Muaviyenin hilali görmesi ve oruç tutması yetmez mi?"
diye sordum.

"Hayır, Rasûlullah (s.a.) böyle emretti" cevabını verdi.

(Müslim, Siyam 5; Ebu Davud, Savm 9)

Hadisi hakkında ne diyorsunuz. Başka bir belde de görünen hilale itibar edileceğine dair bir nakil var mıdır?

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1903
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim.

Bu bahsettiğiniz mevzu fıkıh kitaplarında “ihtilaf-ı metali” yani hilalin doğuş yerlerinin farklılığına itibar edilir mi yoksa edilmez mi başlığıyla tartışılan bir meseledir. Hanbeli fakihlerinden İbn Kudame el Makdisi (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

فَصْلٌ: وَإِذَا رَأَى الْهِلَالَ أَهْلُ بَلَدٍ، لَزِمَ جَمِيعَ الْبِلَادِ الصَّوْمُ. وَهَذَا قَوْلُ اللَّيْثِ، وَبَعْضِ أَصْحَابِ الشَّافِعِيِّ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ: إنْ كَانَ بَيْنَ الْبَلَدَيْنِ مَسَافَةٌ قَرِيبَةٌ، لَا تَخْتَلِفُ الْمَطَالِعُ لِأَجْلِهَا كَبَغْدَادَ وَالْبَصْرَةِ، لَزِمَ أَهْلَهُمَا الصَّوْمُ بِرُؤْيَةِ الْهِلَالِ فِي أَحَدِهِمَا، وَإِنْ كَانَ بَيْنَهُمَا بُعْدٌ، كَالْعِرَاقِ وَالْحِجَازِ وَالشَّامِ، فَلِكُلِّ أَهْلِ بَلَدٍ رُؤْيَتُهُمْ. وَرُوِيَ عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّهُ قَالَ: لِكُلِّ أَهْلِ بَلَدٍ رُؤْيَتُهُمْ.
وَهُوَ مَذْهَبُ الْقَاسِمِ، وَسَالِمٍ، وَإِسْحَاقَ؛ لِمَا رَوَى كُرَيْبٌ قَالَ: «قَدِمْت الشَّامَ، وَاسْتَهَلَّ عَلَيَّ هِلَالُ رَمَضَانَ، وَأَنَا بِالشَّامِ، فَرَأَيْنَا الْهِلَالَ لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ، ثُمَّ قَدِمْت الْمَدِينَةَ فِي آخِرِ الشَّهْرِ، فَسَأَلَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، ثُمَّ ذَكَرَ الْهِلَالَ، فَقَالَ: مَتَى رَأَيْتُمْ الْهِلَالَ؟ قُلْت: رَأَيْنَاهُ لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ. فَقَالَ: أَنْتَ رَأَيْته لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ؟ قُلْت: نَعَمْ، وَرَآهُ النَّاسُ، وَصَامُوا، وَصَامَ مُعَاوِيَةُ فَقَالَ: لَكِنْ رَأَيْنَاهُ لَيْلَةَ السَّبْتِ، فَلَا نَزَالُ نَصُومُ حَتَّى نُكْمِلَ ثَلَاثِينَ أَوْ نَرَاهُ. فَقُلْت: أَلَا تَكْتَفِي بِرُؤْيَةِ مُعَاوِيَةَ وَصِيَامِهِ؟ فَقَالَ: لَا، هَكَذَا أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -.» قَالَ التِّرْمِذِيُّ: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ.


“Hilali  şayet bir belde  halkı görecek olursa,  tüm beldelerin  orucu  tutmaları  vacip  olur.  Bu,  Leys  ile  Şafii  ashabından  bazılarının  görüşüdür. Şafii ashabından bazıları  ise  şöyle demişlerdir 1 :  Şayet  iki belde arasında yakın bir mesafe  olur da bu nedenle de  ihtilaf-ı metali  (ayın doğuş yerlerinin  farklı  oluşu)  söz konusu olursa; Mesela: Bağdat ile Basra gibi, o zaman her iki yerden herhangi birisinde hilal görülecek olursa bu yer­lerdeki  tüm  halkın  oruç  tutması vacip olur.  İki belde arasında  Irak, Hicaz ve Şam  gibi  uzak bir mesafe  olursa, bu durumda her belde gördüklerine göre  orucunu  tutarlar.  Nitekim  İkrime'den  nakledildiğine  göre,  o  şöyle demiştir:  "Her belde halkının rü'yeti  (hilali görmesi) kendisine aittir. " Bu, el-Kasım'ın,  Salim'in  ve  İshak' ın  mezhebini  oluşturmaktadır. 2 Nitekim bu  noktada  Kureyb'in  rivayet  ettiğine  göre, o  şöyle  der:  "Ben, Şam'a gittim  derken  Ramazan  hilali görüldü,  Ben  Şam’da Cuma  gecesi  hilali görmüştüm. Ayın  sonunda Medine'ye  döndüm.  İbn Abbas  beni  arayıp, Hilal meselesinden bahsetti ve hilali ne zaman gördünüz?' dedi. Ben de : 'Cuma gecesi gördük.' dedim. O:  'Cuma gecesi sende gördün mü?' diye sordu. Ben de:  'Evet, halk da gördü ve oruca başladılar. Muaviye de oruca başladı .'  dedim.  İbn Abbas :  'Ama biz Cumartesi gecesi gördük;  dolayısıyla otuz güne tamamlayıncaya kadar veya tekrar hilali görünceye kadar oruç tutacağız.' dedi . Bu sefer ben:  'Muaviye’nin hilali görmesi ve oruç tutması yetmez mi?' dedim. O da:  'Hayır, Hz. Peygamber  (sallallahu aleyhi ve sellem) bize böylece emretmişti .' dedi.  " Tirmizi, bu hadis hasen sahih garibtir demiştir.” 3

وَلَنَا قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى: {فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ} [البقرة: 185] . «وَقَوْلُ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - لِلْأَعْرَابِيِّ لَمَّا قَالَ لَهُ: اللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ تَصُومَ هَذَا الشَّهْرَ مِنْ السَّنَةِ؟ قَالَ: نَعَمْ» .
وَقَوْلُهُ لِلْآخَرِ لَمَّا قَالَ لَهُ: مَاذَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَيَّ مِنْ الصَّوْمِ؟ قَالَ: (شَهْرَ رَمَضَانَ. وَأَجْمَعَ الْمُسْلِمُونَ عَلَى وُجُوبِ صَوْمِ شَهْرِ رَمَضَانَ، وَقَدْ ثَبَتَ أَنَّ هَذَا الْيَوْمَ مِنْ شَهْرِ رَمَضَانَ، بِشَهَادَةِ الثِّقَاتِ، فَوَجَبَ صَوْمُهُ عَلَى جَمِيعِ الْمُسْلِمِينَ. وَلِأَنَّ شَهْرَ رَمَضَانَ مَا بَيْنَ الْهِلَالَيْنِ، وَقَدْ ثَبَتَ أَنَّ هَذَا الْيَوْمَ مِنْهُ فِي سَائِرِ الْأَحْكَامِ، مِنْ حُلُولِ الدَّيْنِ، وَوُقُوعِ الطَّلَاقِ وَالْعَتَاقِ، وَوُجُوبِ النُّذُورِ، وَغَيْرِ ذَلِكَ مِنْ الْأَحْكَامِ، فَيَجِبُ صِيَامُهُ بِالنَّصِّ وَالْإِجْمَاعِ، وَلِأَنَّ الْبَيِّنَةَ الْعَادِلَةَ شَهِدَتْ بِرُؤْيَةِ الْهِلَالِ، فَيَجِبُ الصَّوْمُ، كَمَا لَوْ تَقَارَبَتْ الْبُلْدَانُ
.

“Bizim görüşümüz(ün delili) ise Yüce  Allah’ın şu kavlidir:  "Öyle  ise  sizden  ramazan  ayına şahid  olanlar  onda oruç  tutun." (Bakara Suresi :185) buyurmuştur.  Yine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Bedevi birisi kendisine ‘Allah sana yıl içinde bu ayda oruç tutmayı mı emretti’ dediğinde ‘Evet’  buyurması, yine başka birisi kendisine ‘Allah benim üzerime oruçtan neyi farz kıldı’ diye sorduğunda ‘Ramazan ayını’ diye buyurmasıdır. Müslümanlar da Ramazan  ayında oruç  tutmanın  vücubiyeti  (farz  oluşu)  hakkında  icma  etmişlerdir.  Bugünün (yani herhangi bir beldede hilalin görüldüğü günün) Ramazan ayından olduğu ise güvenilir kimselerce sabit olmuş ve böylece o günde oruç tutmak Müslümanların icmasına göre vacip olmuştur. Ayrıca ramazan ayı iki hilalin arasındaki süredir ve sabit olduğu üzere borç konularında,  boşanmanın  vaki  oluşu ve  kölenin  azad  edilmesi  vb.  gibi diğer ahkam konularında da bugün  Ramazan’dan sayılır.  Dolayısıyla bugünde  nas ve  icmaya göre oruç tutulması gerekmektedir. Zira adil beyyine (şahit) hilalin görüldüğüne şahitlik etmiştir. Dolayısıyla –tıpkı yakın mesafedeki yerlerde olduğu gibi- (uzak mesafedeki yerlerde de) oruç vacib olmuştur.”

فَأَمَّا حَدِيثُ كُرَيْبٌ فَإِنَّمَا دَلَّ عَلَى أَنَّهُمْ لَا يُفْطِرُونَ بُقُولِ كُرَيْبٌ وَحْدَهُ، وَنَحْنُ نَقُولُ بِهِ، وَإِنَّمَا مَحَلُّ الْخِلَافِ وُجُوبُ قَضَاءِ الْيَوْمِ الْأَوَّلِ، وَلَيْسَ هُوَ فِي الْحَدِيثِ.


“Kureyb hadisine gelince; bu onların  (İbn Abbas'ın) sadece Kureyb'in  sözüne dayanarak oruçlarını açmadıklarına delalet et­mektedir. Zaten biz de bu görüşün aynısını söylüyoruz. Şüphesiz tartışma konusu ise sadece ilk günün kaza edilmesinin vücubiyeti hakkında mevzu bahistir. O da hadiste geçmemektedir.”4

1- Şafii mezhebindeki bu  tafsilat için bakınız: Nevevi, el-Mecmu, Cilt: 6, Sayfa: 273-274. Orada zikredildiğine göre; onlara göre bu konuda altı görüş vardır ve en sahih olanı  ise; Bir beldenin hilali görmesi halinde, ayın doğuş yeri de aynı düzlemde olur da başka bir düzlemde olmaz  ise- diğer beldelerin de ona uymasının gerekli olacağı yönündedir.

2- İmam Nevevi der ki :  "İbn Munzir' in,  İkrime, Kasım, Salim ve  İshak b.  Rahuyeh'ten naklettiğine  göre;  Hilali  gören  belde  halkından  başkasına oruç  tutmak  gerekli  değildir. Bunun yanında Leys,  İmam Şafii ve  İmam Ahmed'  den de naklettiğine göre; Bu durumda herkesin  orucu  tutması gerekir. "  Şöyle de demiştir:  "Ben, bu görüşün yalnız el-Medeni ve el-Kufi'nin yani İmam Malik ile Ebu Hanife'nin olduğunu biliyorum." Bak: el-Mecmu, Cilt: 6, Sayfa: 274.

3-  Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa:  765.

4- el-Muğni, 3/107 Türkçesi için bkz. El Muğni Muhtasarı, 2/60-61


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1903
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bu zikredilenlerden –dipnotlardaki bilgiler de göz önünde bulundurularak- şu hususlar anlaşılmaktadır:

1- Öncelikle mevzu, alimler arasında ihtilaflıdır. Nevevi’nin İbn Münzir’den naklettiklerine göre dört mezheb imamı ihtilaf-ı metaliye itibar etmemektedir yani bir yerde hilal görüldüğü takdirde diğer beldelerin ahalisinin de oruçla mükellef olduğunu söylemektedirler. Ancak bu imamların, bilhassa da Şafii’nin müntesipleri arasında her bölgenin gördüğü hilalin orayı bağlayacağını, başka bölgeleri bağlamayacağını söyleyenler vardır. Yani cumhur dediğimiz alimlerin ekseriyeti doğuş yerlerinin farklılığına itibar etmemektedir.

2- İhtilaf-ı metaliye itibar edenler bu Kureyb hadisine istinad etmişlerdir. Lakin, İbn Kudame’nin de işaret ettiği üzere hadisin konuya delaleti kati değildir. Zira İbn Abbas, orada doğuş yerlerinin farklılığına vs’ye değinmemektedir. Sadece kendilerinin oruca devam edeceğini bildirmektedir. Bunun sebebinin Şam’da görülen hilalin Medine’yi bağlamaması olduğu açık değildir. İbn Kudame’nin işaret ettiği gibi İbn Abbas, tek kişinin haberiyle oruç bozmak istemediği için Kureyb’in sözüne itibar etmemiş olabilir. Zira alimler- şazz bazı kaviller dışında- tek kişinin haberiyle bayram ilan edilmeyeceği hususunda ittifak etmişlerdir. Şevval ayı ancak iki kişinin haberiyle sabit olur. İbn Abbas’ın ihtilafı metaliden dolayı oruca devam ettiği farzedilecek olsa dahi bunun İbn Abbas’ın kendi şahsi kanaati olması da muhtemeldir. El-Kiya et-Taberi’nin işaret ettiği gibi İbn Abbas ‘Rasulullah bize böyle emretti’ derken Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ‘Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar edin’ hadisini tevil etmiş yani bu hadise istinad etmiş olabilir. (Ahkam’ul Kur’an, 1/70) Böylece anlaşılıyor ki bu rivayet İbn Abbas’ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in birebir aynı konuyla alakalı cevabını naklettiğine kesin delil teşkil etmemektedir. (Bkz. El-Cessas, Ahkam’ul Kur’an, 1/275) Kısacası İbn Abbas, eğer Şam’da görülen hilalin Medine ahalisini bağlamayacağını söylemiş olsa bile bunu kendi içtihadıyla söylemiş olabilir. Kendileri hilali görmediği için, orucun ve iftarın ancak hilale bağlı olduğundan hareketle böyle bir kanaate varmış olabilir. Bu surette sözkonusu görüş Rasulullah’ın emri değil, sahabe kavli olmaktadır. Sahabe kavlinin hüccet olup olmadığı ise usul alimleri arasında tartışmalıdır. Sahabe kavli ancak muhalifi bilinmediği zaman hüccet olur. Tabi bütün bunlar da İbn Abbas’ın ihtilafı metaliyi esas aldığı sabit olduğu takdirde geçerlidir ki yukarda işaret edildiği gibi hadisin metninde bu açık şekilde ifade edilmemiştir.

3- İhtilafı metaliye itibar etmeyen çoğunluk, hem bu Kureyb hadisinin konuya delaletini kati bulmamışlar, ayrıca konuyla alakalı genel delillere istinad etmişlerdir. Çünkü hilal görüldüğü takdirde Ramazan’ın ve diğer ayların sabit olduğu nass ve icmayla sabittir. Bu kesin delili ise ancak bu kesinlikte başka bir delil nakzedebilir. Kureyb hadisi ise bu kati hükmü ortadan kaldırabilecek kuvvette bir delil değildir. Zira hadiste ‘Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce bayram edin’ buyrulmaktadır. Şam’da hilal görülmesi orucu vacip kılar. Medine halkının hilal görüldüğü halde oruca başlamaması bu hadise muhaliftir. Onlar ancak ‘her bölgenin hilali kendisini bağlar’ şeklinde açık bir delil olduğu takdirde bu hadisin hükmünden muaf olurlar, böyle kati bir delil ise gelmemiştir, şu halde asli hüküm yani hilalin görülmesiyle beraber Ramazanın ve diğer ayların sabit olması hükmü mutlak yani kayıtsız şartsız olarak devam eder.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki her beldenin gördüğü hilal kendisini mi bağlar yoksa diğer ülkeleri de bağlar mı tartışmasının günümüzde tağutlar tarafından çizilmiş coğrafi sınırlarla bir alakası yoktur. Yani mevzu Türkiye’de görülen hilal Irak’ı bağlar mı meselesi değildir. Her bölgenin hilali kendisini bağlar diyenler bununla ya ayın görüldüğü yerle aynı meridyende yer alan bölgeleri kasdetmişlerdir veyahut da seferi mesafesi yani 90 km yakınında bulunmak vb çeşitli görüşler dile getirmişlerdir. Bu görüş sahiplerine göre mesela İzmir’de görülen hilal Erzurum’u bağlamaz ama Yunan adalarındaki kişileri bağlar. Bunu belirtmemin sebebi mevzunun duyuruda kullandığımız “yurtdışı” ibaresinden çıkmasıdır. Mesele sadece yurtdışıyla alakalı değildir, eğer ihtilafı metaliye itibar ediyorsanız yaşadığınız şehre uzak yurtiçindeki başka bir şehrin hilali de sizi bağlamaması gerekir.

Böylece anlaşılıyor ki ihtilafı metali meselesi alimler arasında selef zamanından beri ihtilaf konusu olan bir mevzudur. Her iki tarafın da kendine göre delilleri ve karşı tarafın delillerine verdiği cevaplar vardır. Böyle bir meselede Kureyb hadisini getirmek meseleyi çözmemektedir. Çünkü neticede bizler ihtilafı metaliye itibar etmeyen alimlerin mukallidiyiz, onlara tabiyiz. O alimler de bu Kureyb hadisini bilmektedir. Bu sebeble bu hadis hakkında bizim ne düşündüğümüzün sorulmasına gerek yoktur,  bunun bizim tabi olduğumuz alimlere sorulması, onların eserlerinden araştırılması gerekir ki biz de zaten alimlerin bu hadise nasıl yaklaştığını nakletmiş bulunmaktayız. İhtilaflı fıkhi meselelere bu şekilde yaklaşılmaz. 1400 senedir çözülemeyen ihtilaflar bir tane hadis getirerek çözülmez. Hiçbir ihtilaflı konuda ihtilaf taraflarının getirdiği delillerden birisini zikretmek konuyu kestirip atmaya yetmez. Öteki görüşü savunan da kendi delilini dayatır, bu böyle sürer gider. Bu menheci bir sapmadır ve insanların kendi hayırlarına olmak üzere bu sapmadan acilen dönmeleri gerekmektedir. Allah, ihtilafı bu ümmet için rahmet kılmıştır ve bu tür meseleleri kendi bildiği bazı hikmetlere binaen yoruma açık bırakmıştır. Allah’ın kesin delil indirmediği konuları kesin çözüme kavuşturmaya çalışmak bir nevi Allah’ın iradesine karşı gelmek manasına da gelmektedir. İhtilafın caiz olduğu konularda herkes hangi alimin görüşünü daha racih bulduysa onunla amel eder, karşı görüşte olanları da kınamaz. Bu meselelerle ilgilenen herkese tavsiyem bu tür konularda acele etmeyin, önce biraz kitap karıştırın, Allaha hamdolsun bugün bu meselelere Türkçe kaynaklardan da ulaşma imkanı mevcuttur, bunlara çok kolay ulaşılabilir. Bu konularda tek bir kitapta veya bir internet sitesinde bulduğunuz, ya da hocanızın, davetçinizin size anlattığı bir tek hadisle yetinmeyin, mevzuyu farklı kaynaklardan da araştırın. Tabi kaynaktan kasdımız Rabbani alimlerin eserleridir, muasır cahillerin yazdığı kitap veya makaleler değildir. Meseleler hakkında sahih ilmi ancak bu şekilde elde edebilirsiniz, taassupla meseleye yaklaştığınız takdirde ise doğru bir neticeye varamazsınız. Vesselam.

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 707
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

 

Related Topics