Darultawhid

Gönderen Konu: (BİLİNMESİ VÂCİB OLAN) BEŞ MESELE  (Okunma sayısı 2581 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1238
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
(BİLİNMESİ VÂCİB OLAN) BEŞ MESELE
« : 22.06.2015, 18:56 »


(BİLİNMESİ VÂCİB OLAN) BEŞ MESELE

Şeyh'ul İslâm Muhammed bin Abd'il Vehhâb (Rahimehullâh), el-Cevâhir’ul Mudiyye, sf. 9-12 (Mecmûat’ur Rasâ’il ve’l Mesâ’il’in Necdiyye içinde 4/9-12); ed-Durar’us Seniyye, 1/120-124.

Yine -Allâh Ruhunu Arındırsın ve Mezârını Nûrlandırsın- Şeyh’ul İslâm Muhammed bin Abdilvehhâb’a ait ibâresi şu şekilde olan bir risâle mevcuttur:

Beş şeyi bilmek senin üzerine vâcibdir:

Birincisi

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i “Hidâyet ve hak dîn ile…” (et-Tevbe 9/33; Saff 61/9) gönderdiğinde Allâh’ın onu kendisi ile gönderdiği ilk kelime (vahiy), Allâhu Teâlâ‘nın şu kavli olmuştur:

“Ey örtüye bürünen (Peygamber), kalk ve uyar! Rabbi’ni yücelt!” (el-Müddessir 74/1-3)

“Kalk ve uyar!” âyeti; “Allâh’a ortak koşulmasına karşı uyarmak” manasındadır.

Hâlbuki müşrikler, şirki Allâhu Teâlâ’ya yaklaşma vesîlesi edindikleri bir dîn kılmışlardı. Bunun yanı sıra, sayılamayacak kadar çok zulümleri ve fâhiş işleri (çirkin hayâsızlıkları) ise yaptıklarının masiyet (günâh) olduğunu bilerek icrâ ediyorlardı.

Her kim, Allâhu Teâlâ’nın, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e; onları zinâ etmek, anne ve kız kardeşlerle nikâhlanma gibi husûslarda uyarmadan önce, kendisi ile Allâhu Teâlâ’ya yaklaştıklarını iddiâ ettikleri dînlerine karşı uyarmasını emrettiğini iyice kavrar ve onların işlemekte olduğu şirkin gerçek yüzünü anlarsa hayretler içinde kalır. Bilhassa da onların şirkinin günümüzde birçok insanın işlediği şirkten daha hafîf olduğunu anladığı zaman!

Zîrâ Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine du’â eder. Sonra ona kendinden bir ni’met verdiği zaman, daha önce O’na du’â ettiğini unutur ve O’nun yolundan saptırmak amacıyla Allâh’a eşler koşmaya başlar. De ki: Küfrünle biraz (dünya zevklerinden) yararlan; çünkü sen, ateş ehlindensin.” (ez-Zümer 39/8)1

İkincisi

Onları şirke karşı uyardığı vakit, aynı zamanda onlara tevhîdi emretmiştir. Tevhîd, dîni ihlâs ile Allâhu Teâlâ’ya has kılmaktır.

Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinin manası da budur:

“Rabbi’ni yücelt!” (el-Müddessir 74/3) Yani; “ihlâslı bir şekilde Allâhu Teâlâ’yı yücelt!”

Bu âyet ile Ezân’ın tekbîri ya da benzeri şeyler kast olunmamıştır. Zîrâ bunlar Medîne döneminde meşrû kılınmıştır.

Bir kimse ihlâs içerisinde olmadıkça şirki terk etmesinin bir faydasının bulunmadığını anladığında ve ihlâsın manasını iyice kavradığında insanların çoğunun zannettiği şekilde ihlâsın (ibâdeti Allâh’a has kılmanın) ve sâlih kimselere du’â etmeyi terk etmenin, onların değerini düşürmek olduğu görüşünün tıpkı Hristiyanların Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i, -Îsâ Aleyh’is Selâm’ın Allâh’ın kulu ve elçisi olduğunu ve Allâhu Teâlâ ile birlikte Îsâ Aleyh’is Selâm’a ibâdet edilmemesi gerektiğini söylediğinde- Îsâ Aleyh’is Selâm’a dil uzatmakla ithâm etmesi gibi olduğunu anlar.

Bütün bunları anlayan, İslâm’ın garîbliğinin de farkına varır. Bilhassa da; âlim olduğunu iddiâ edenlerin yaptıkları şeyleri; bu bahsettiğimiz meseleye [meselenin ehline]2 düşmanlıklarını ve bunu dîn edinenleri tekfîr etmelerini, Ebû Tâlib Türbe’si ve benzeri ile Kevvâz Türbe’si ve benzeri türbelere tapanlarla beraber onlara (tevhîd ehline) karşı verdikleri mücâdeleyi, kezâ onların tâbi oldukları şeyleri terk ettiğimiz için, onlara bizim kanlarımızın ve mallarımızın helâl olduğuna dair fetvâ vermelerini ve onlar sizin dîninizi inkâr ediyor, demelerini kalbinde iyice canlandırarak düşünürse…

Bu konuyu ve bir önceki anlattığımız husûsu ancak; onların bu meselenin (tevhîdin) ehline karşı ve müşriklere karşı nasıl muâmelede bulunduklarını zihninde canlandırarak (ve mukâyese ederek) gerçek manada anlayabilirsin...

Bundan sonra, “İslâm Dîni’nin sadece ma’rifetten (bilgiden) ibâret olmadığı” gerçeğini, zîrâ İblîs’in ve Firavun’un onu bildiğini, aynı şekilde Yahûdîlerin “…kendi öz oğullarını bildikleri gibi onu (Rasûlullâh’ı) bildiklerini…” (el-Bakara 2/146), (buna rağmen Müslüman sayılmadıklarını da) anlarsın. Muhakkak İslâm (bilmek ve ardından) bununla amel etmek; sevmek, buğz (nefret) etmek ve bu yolda babaları ve oğulları dost edinmeyi terk etmektir.3

Üçüncüsü


Bütün kalbinle, Allâh Subhânehu’nun; Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i yalanlanması ve kendisine isyân edilmesi için değil, tasdîk edilmesi ve (kendisine) uyulması için gönderdiğine inanmalısın.

Hele bir de tevhîdi bildiklerini iddiâ eden kimselerin; tevhîdin, Allâh’ın ve Rasûlü’nün dîni olduğunu ikrâr (kabûl) ettikleri hâlde, ona (tevhîd akîdesine) dâhil olan herkesin canları ve malları helâl olan Hâricî olduklarını, tevhîde buğzedenlerin, ona dil uzatanların ve insanları tevhîdden uzaklaştıranların da hak üzere olduğunu söylemelerini ve bunun gibi (bu yapılan amellerdeki) şirki ikrâr edişlerini ve (buna rağmen) “bizim ibâdet ettiğimiz hiçbir türbe yoktur!” demelerini, bilakis onların türbecilerle beraber yürüttükleri cihâdın (!) ma’rûf (herkesçe bilinen, geçerli) bir cihâd olduğu ve onlara muhâlefet eden kimsenin ise malının ve kanının helâl olacağı iddiâlarını da düşünürsen!..

İşte insan bu üçüncü meseleyi hakkıyla anladığında; onların (söz konusu müşriklerin), “Tevhîd, Allâh’ın ve Rasûlü’nün dînidir, lâkin ona buğz ve düşmanlık kaçınılmazdır. Türbeperestlerin yaptıkları şirktir, lâkin onlar Sevâd’ul A’zam’dır (büyük çoğunluktur) ve onlar hak üzeredir” kelâmlarını kabûl etmesi ve onlar şirk işliyor dememesi (bunu kabûl etmemesi) hasebiyle velev ki bir günlüğüne dahi olsa kalbinde (bu zıdları) bir araya topladığını anlar. Delilikten daha beter olduğu hâlde kalpte bu zıdların bir araya gelmesi, Allâhu Teâlâ’nın kudretinin en büyüklerinden ve sana, Allâh’ı ve senin kendi nefsini tanıtan şeylerin en büyüklerindendir. Nefsini tanıyan ve Rabbini de tanıyan kimsenin ise işi tamama erer (kemâle ulaşır). (Bu zıtların bir günlüğüne dahi olsa bir kalpte toplanması böyle büyük bir şeyken) birbirine zıt bu iki düşünce ve benzerleri, yirmi seneden fazla düzgün ve canlı bir kalpte nasıl bir araya toplanır!?

Dördüncüsü

Bilirsin ki Allâhu Teâlâ, Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e şöyle vahyetmiştir:

“And olsun ki sana da ve senden öncekilere de şöyle vahyolundu: Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrâna uğrayanlardan olacaksın!” (ez-Zümer 39/65)

Bununla beraber onlar (Mekke müşrikleri) -isteklerinin yerine getirilmesi durumunda İslâm’ı kabûl edeceklerine dair söz vererek- Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i bir tek şirk kelimesi söylemeye ya da bir tek şirk ameli işlemeye iknâ etmek (ayartmak) için çalıştılar [çalıştıklarını sen de görebilirsin, bilakis]4 şimdi sen, ihlâs sâhiblerinin en üstünü, en güzel amellerin sâhibi (olan Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in), şirk kelimesini -şirkten hoşlan-madığı hâlde sırf bu kimselerin İslâm’a girmelerini sağlamak için- telaffuz ettiğinde “amelleri boşa çıkacaklardan ve hüsrâna uğrayanlardan” olacağını bildiysen, kendisini onlardan biri gibi gösteren, bu tarz (şirk içeren) yüz kelimeyi, ticâretinin kârlı olması ya da tıpkı Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ve ashâbının, Allâh ona Mekke’yi fethettirene kadar, haccetmekten alıkonmaları gibi Tevhîd ehli hac yapmaktan engellendiğinde bu sözleri hac yapmak için söyleyen kimsenin hâli nice olur?

Her kim bunu iyice kavrarsa Allâh Azze ve Celle nezdindeki Tevhîd’in önemi ve şirkin önemi o kimseye açılır. Fakat bunu dört yılda öğrenebilirsen, senin için çok iyi! Bundan kastım tam bir ma’rifettir (bilgidir), tıpkı senin istem dışı da olsa bir damla idrârın çıktığında kâmil (eksiksiz yerine getirilmiş) tahâreti bozduğunu bildiğin gibi!

Beşincisi

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in getirdiklerine bir kısmını diğerinden ayırmadan tümüyle îmân edilmesi farz kılınmıştır. Her kim bir kısmına îmân eder de diğer kısmını inkâr ederse hakiki manada kâfirdir. Bilakis, Kitâb’ın tümüne îmân etmek kaçınılmazdır.

Bunu öğrendiysen; (bil ki) kimileri namaz kılıyor ve oruç tutuyor, birçok muhârrematı (yasaklanmış ameli) terk ediyor ancak -buna uymanın doğru olduğunu iddiâ ederek- kadınlara mîrâstan pay vermiyor. Bilakis eğer onlardan biri onların âdetlerine muhâlefet ederek kadınlara mîrâstan pay verse onların kalpleri bu ameli reddeder. Veyahut da kadının, iddetini kocasının evinde geçirmesi gerektiğini ve Allâhu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bilmesine rağmen inkâr eder ve de kadının, (boşandığı) kocasının evinde kalmasının uygun olmadığını ve kadının evden çıkarılması gerektiğini iddiâ ederler:

“…Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık ‘çirkin bir hayâsızlık’ göstermeleri durumu başka…” (et-Talâk 65/1)

Allâhu Teâlâ’nın bu şekilde şerî’at kıldığını (hükmettiğini) bilmelerine rağmen İslâm selâmı ile selâmlamayı da inkâr ediyor, câhiliye selâmını sırf böyle alıştıkları için İslâm selâmına tercih ediyorlar. Bu kimseler, -ma’siyet (günâh) işleyen, farzları terk eden, meselâ zinâ eden yahut ebeveynine karşı iyilikle muâmeleyi terk edip (bunu yaparken) hataya düştüklerini ve Allâhu Teâlâ’nın doğru hükmettiğini itirâf edenlerin aksine- küfre düşmüşlerdir. Zîrâ (Kitâb’ın) bir kısmına îmân etmişler ve diğer bir kısmını inkâr etmişlerdir.

Bil ki; sana, uyman için bu üç misali verdim. İnsanlar arasında bunun gibi, Allâh’ın Kur’ân’da çizdiği sınırlara muhâlefet ettikleri şeyler çoktur. Onlar nezdinde ailelerinin alışkanlıkları olan şeyler ma’rûf olarak addedilir. Eğer bir kimse, Allâh’ın (Kitâbı’nda) zikrettiği bir şeyi yapar veyahut da onların âdetlerini terk ederse o kimseyi kınar ve onu sefîhlikle (akılsızlıkla) suçlarlar. Bu ise kendisinin hata ettiğini ve Allâh’ın (Kitâbı’nda) zikrettiğine îmân ettiğini itirâf ederek; bir hata işleyenin veyahut da bir ameli terk eden kimsenin aksinedir.5

Bil ki; bu beş mesele, günümüzde İslâm’ın garîbliği sebebiyle insanlar için en çok tehlikeli olan husûslardır. Vallâhu A’lem (Allâh en doğrusunu bilendir)!



Alıntı
Açıklamalar

1- Görüldüğü üzere âyet-i kerîmede bahsedilen müşrikler, kendilerine zarar geldiği zaman ihlâslı bir şekilde Allâhu Teâlâ’ya du’â ederler ve rahata kavuşunca şirk koşmaya başlarlardı. Günümüz müşrikleri ise darlıkta da bollukta da şirk koşmaya devâm etmektedirler ve bu yönüyle geçmiş müşriklerden daha koyu bir şirkin içerisindedirler. Müellif Rahimehullâh bu husûsa işâret etmektedir. Müellif, aynı meseleyi “Dört Kâide” adlı risâlesindeki dördüncü kâideyi anlatırken de ele almıştır, oraya mürâcaat edilebilir.

2- Bu parantez içi ilâve ed-Durar’us Seniyye’de yer almaktadır.

3- Tıpkı şu âyeti kerîmede buyrulduğu gibi:


﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا آبَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاءَ إِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْإِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ.﴾ [التوبة: 23]

“Ey îmân edenler, eğer küfrü îmâna tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi velîler edinmeyin!..” (et-Tevbe 9/23)

4- Bu parantez içi ilâve ed-Durar’us Seniyye’de yer almaktadır.

5- Şeyh Muhammed Rahimehullâh’ın verdiği bu misâller “örf ve âdetlerin” nasıl “dîne muhâlif bir şerî’at ve kanûn” hâline geldiğine dair son derece güzel misâllerdir.

Günümüzde tâğûtlar tarafından çıkartılan İslâm’a muhâlif yasalar da -meselâ kadınla erkeğin mîrâsta eşit hale getirilmesi, şer’î had cezalarının iptal edilmesi, içki, kumar, zînâ ve livâta gibi açık harâmların meşrû addedilmesi gibi- küfür bakımından bu bâtıl örf ve âdetler gibidir, hatta belki Şeyh Rahimehullâh’ın verdiği bu misâllerden daha açıktır.

Şeyh Rahimehullâh’ın verdiği üç misâl olan; kadınların mîrâstan mahrûm edilmesi, iddetini kocasının evinde geçirmesinin hoş görülmemesi ve “selâmun aleykum/esselâmu aleykum” şeklinde İslâm selâmı veren kimselerin -bilhassa bazı yüksek rütbeli kişilere karşı yapıldığında ya da okul vb. resmi bazı kurumlarda- hoş karşılanmaması gibi şeyler ise şu an örf, âdet veya görgü kuralı adı altında birçok bölgede uygulanmaya devâm etmektedir. Üstelik çeşitli toplum kesimleri tarafından yerilen bütün bu fiillerin, aslında şerî’at’tan ve sünnet’ten kaynaklandığı da bilinmektedir ve buna rağmen bu sünnetlere buğzedilmektedir.

Yine günümüzde çok sık rastladığımız; sakal bırakan genç erkeklerin kınanması, kezâ şer’î anlamda tesettüre giren bayanların yerilmesi, nikâh düşen akrabalarına karşı hicâb (örtünme) ve harem selamlık (kadın ve erkeklerin ayrı oturması) uygulayanların hoş görülmemesi hattâ dışlanması, ta’addüd’ü zevcât denilen çoğul evlilik yapan erkeklerin kınanması ve ahlâkî düşüklükle suçlanması gibi vâkı’alar da risâlede verilen misâller gibidir. Bütün bunlar şerî’atın hükümlerine karşı buğzetme kapsamındadır. Zinâ edenlerin recmedilmesi gibi şer’î had cezâlarını ve diğer şer’î ahkâmı tatbîk eden kimselerin eleştirilmesi de kezâ bunun gibidir.

Şeyh Rahimehullâh’ın da işâret ettiği gibi bu tip davranışlar çoğu zaman dîndâr görünümlü kişilerden de sâdır olabilmektedir. Hatta bazen kendisini tevhîde, sünnete ve selefe nisbet eden bazı kimselerin dahi şerî’atın hükümlerine karşı öfke duyduklarına şâhit olabilmekteyiz. Böyle kimselerden de sâdır olsa Allâhu Teâlâ ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den geldiği herkes tarafından bilinen bu hükümlere karşı öfke duyulması kişinin aslında îmân etmediğini göstermektedir. Bundan dolayı âlimler bu tip amelleri küfür kapsamında değerlendirmişlerdir.

Bu konuyla alâkalı Nevâkiz’ul İslâm (İslâm’ı Bozan Hâller) risâlesindeki 5. Madde olan “Her kim Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in getirdiklerinden herhangi bir şeye buğzederse onunla amel etse bile [icmâ ile] küfre girmiştir.” kavline dair ilgili yerdeki 10 ve 11 no’lu açıklamalara mürâcaat edilebilir.

Bunlar üzerinde düşünen ve bu meseleleri hakkıyla fıkheden kişi, Şeyh Rahimehullâh’ın da işâret ettiği gibi İslâm’ın garipliğini ve gerçek müminlerin ne kadar azınlıkta olduğunu bir kez daha kavrar. Zâhirde İslâm şerî’atına ait birçok hükmün tatbik edildiği Şeyh’in zamanında -ki Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına denk gelmektedir- durum böyleyse günümüzde nasıl olduğu üzerinde düşünülmelidir. Bütün bunlara karşı ancak Allâh’tan yardım diliyoruz…
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2930 Gösterim
Son İleti 19.06.2015, 20:25
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3657 Gösterim
Son İleti 24.06.2015, 22:36
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
2295 Gösterim
Son İleti 26.11.2015, 20:31
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
2625 Gösterim
Son İleti 11.03.2017, 03:04
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
1489 Gösterim
Son İleti 23.08.2020, 01:01
Gönderen: Tevhid Ehli