Darultawhid

Gönderen Konu: ZATU ENVAT HADİSİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 5207 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Leys b. Sad

  • Ziyaretçi
ZATU ENVAT HADİSİ HAKKINDA
« : 08.06.2015, 19:36 »
İtiraz

Alıntı
Bismillah

Zatu'l Envat hadisinde sahabe teberrük maksatlı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den öyle birşey istedi, ona ibadet maksatlı istemedi diyosunuz.

Lakin Muhammed bin Abdulvahhab Kavaidul Erba'a risalesinde Zatu'l Envat hadisini üçüncü kaidede Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kendileriyle savaştığı müşriklerden ağaç ve taşlara ibadet edenler başlığında zikrediyor ve hadis içerisinde  Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu isteklerini İsrailoğulları'nın Musa (aleyhisselam)'dan kendilerine bir ilah yapmasını istemelerine benzetiyor.

Sizin görüşünüzle şeyhin görüşü ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hadisinde yapmış olduğu kıyas çelişmez mi bu manada?

Cevap

Bismillahirrahmanirrahim

Öncelikle Şeyh Muhammed b. Abdulvehhab'ın zikretmiş olduğunuz sözü ile bizim zikrettiğimiz hususlar arasında meseleleri etraflıca inceleyemeyen ve kapalı hususları (Müteşabihi) açık hususlara (muhkeme) arzetmeyen kimseler için zahirde bir çelişki söz konusudur. Ancak meseleyi tahkik edenler nezdinde herhangi bir çelişki ya da çözümsüzlük yoktur. Öncelikle Şeyhe bu konu hakkında bir görüş nisbet etmek için şeyhin eserlerine vakıf olmak gerekir.  Şeyhin eserlerinin genelinin muhtevasına veya bu konu hakkında ki görüşlerini bilmeden şeyhe bir görüş nisbet etmek büyük tehlikelere yol açabilmektedir. Zira bu mesele bir çok batıl ehlinin kendilerine -sözde- delil aldığı hassas bir meseledir. Bu meselede yanlış bir görüşe sahip olmak kişinin ayağının kaymasına vesile olabilir. Bir takım batıl ehli, bu hadise dayanıp cehaletin mazaret olduğunu iddia etmekte, Rasulullah'ın onları cahil oldukları için tekfir etmediğini iddia etmekte, kimileri de sahabelerin bizzat büyük şirki talep ettiklerini fakat hemen vazgeçtikleri için küfre düşmediklerini söylemektedirler. Sitemizde araştıranlar için bu mesele ve buna benzer meselelerde batıl ehlinin getirdiği iddiaların reddi sadedinde bir çok yazı bulunmaktadır. Biz bunları belirli bir şahsa hitaben değil, ilmi bir hatırlatma olması ve hidayeti arayıp müteşabihleri muhkeme arzeden kimseler için bir usul olması açısından yazıyoruz. Belli bir meselede etraflıca araştırma yapmadan kısır döngüler etrafında hareket etmek, kişiyi hedeflediği noktaya ulaştırmaz. Müteşabihleri, muhkeme arz etmekten kastımız ise, gerek naslarda gerekse alimlerin sözlerinde görülen kapalı sözleri, daha açık sözlere arzetmek ve meselelerin bu kaide üzerinde anlaşılmasıdır.

Şimdi Muhammed b. Abdulvehhab'ın bahsettiğiniz sözünü nakledelim. Muhammed b. Abdulvehhab 4 kaide isimli eserinin 3. Maddesinde çeşitli varlıklara ibadet edildiği hakkında delilleri sıraladıktan sonra yorumsuz olarak şöyle demektedir.


e- Taş ve ağaçlara ibadet edenler hakkında Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{أَفَرَأَيْتُمُ اللاَّتَ وَالْعُزَّى وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الأُخْرَى}

"Gördünüz mü o Lat ve Uzza'yı ve üçüncü put olan Menat'ı?"(en-Necm 53/19-20)

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سِنَانِ بْنِ أَبِي سِنَانٍ، عَنْ أَبِي وَاقِدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنّ رَسُولَ اللَّهِ لَمَّا خَرَجَ إِلَى خُيْبَرَ، مَرَّ بِشَجَرَةٍ لِلْمُشْرِكِينَ، يُقَالُ لَهَا: ذَاتُ أَنْوَاطٍ، يُعَلِّقُونَ عَلَيْهَا أَسْلِحَتَهُمْ، فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، اجْعَلْ لَنَا ذَاتَ أَنْوَاطٍ كَمَا لَهُمْ ذَاتُ أَنْوَاطٍ، فَقَالَ النَّبِيُّ: " سُبْحَانَ اللَّهِ، هَذَا كَمَا قَالَ قَوْمُ مُوسَى اجْعَلْ لَنَا إِلَهًا كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌق، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَرْكَبُنَّ سُنَّةَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ "، قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ، وَأَبُو وَاقِدٍ اللَّيْثِيُّ اسْمُهُ الْحَارِثُ بْنُ عَوْفٍ، وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، وَأَبِي هُرَيْرَةَ

Ebu Vakıd el-Leysi şöyle diyor:

"Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) ile birlikte Huneyn'e çıktık. Biz henüz küfürden yeni dönmüştük. Müşriklerin, dibinde gölgelenip, silahlarını da bunun dallarına astıkları bir ağaçları vardı. Buna "Zat-ı Envat" denilirdi. İşte biz de bu ağacın olduğu yere geldik. Burada Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'e:
 
"Bize müşriklerin bu Zat-ı Envatları gibi bir yer tayin et (biz de burada gölgelenip silahlarımızı onun dalına asalım)" dedik. Bunun üzerine Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Allahu Ekber! Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şu sözünü ettiğiniz adetler tıpkı, İsrailoğullarının Musa (aleyhi's-selam)'a: "Ey Musa! Onların ilahları gibi, bize bir ilah yap!" demelerine benziyor. Musa: "Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz. Şüphesiz bunların içinde oldukları din yıkılmıştır ve tapmakta oldukları da batıldır. Allah sizi alemlere üstün kılmışken, ben, size Allah'tan başka bir ilah mı arayayım?" dedi." (el-A'raf 7/138-140)


Muhammed b. Abdulvehhab zikrettiği delili yorumsuz bırakarak nakletmiştir. Buna rağmen onun bu delilden sahabelerin büyük şirki kast ettikleri görüşünü şeyhe nisbet etmek adaletli bir yaklaşım tarzı değildir. Şeyhin bu konuda ki görüşünü söylemek için şeyhin bütün eserlerinde nakletmiş olduğu sözlerini tahkik etmek ondan sonra şeyhe görüş nisbet etmek gerekir. İnşallah biz şeyhin eserlerinde bu konuyla alakalı olan hususları bir araya toplayıp nakledeceğiz.

Muhammed b. Abdulvehhab'ın zikrettiği bölümde müşriklerin ağaç ve taşlara ibadet ettikleri açıkça ortada olduğu gibi sahabelerin zatul envat istemedeki amaçlarının ibadet etmek, şirk olacak şekilde ondan teberrükte bulunmak olmadığı da açıkça ortadadır. Şeyhin bu hadisi konusuna delil olarak almasının sebebi ise müşriklerin amelleriyle ilgilidir. Yani şeyh ağaç ve taşlara ibadet edenler hakkında ki delili sahabelerin ameliyle ilgili değil, bilakis müşriklerin amelleriyle alakalıdır. Selefin, Hayru'l halefin ve de Muhammed b. Abdulvehhab'ın bu konu hakkında ki görüşlerini inceleyenler, iki konunun birbirine karıştırılmadığını göreceklerdir. Burada tek müşkilat Allah Rasulunun onları tazir ederken kullandığı -İsrailoğullarının, Musa'ya Bizede onların ki gibi bir ilah yap dedikleri gibi dediniz- ifadesidir. Burada nehy edilen husus sahabelerin isteklerinin israiloğullarının isteklerine -Lafız itibariyle- benzemiş olmasıydı. Arada ki fark ise İsrailoğulları bununla putları ilah edinmek istemişken, sahabeler bunu o ağacı ilah edinmek için istememişlerdi. Bu bahsettiğimiz hususa işaret etmesi bakımından İmam Şatibi'nin sözünü zikrediyoruz: -Şüphesiz zatı envat edinmek, Allah'tan başka ilahlar edinmeğe benzer. Fakat bu bizzat edinmek demek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta ki benzeri bir şey, her yönüyle onu göstermedikçe. Vellahu alem. (İtisam, 2/245-246)-

Muhammed b. Abdulvehhab'ın sözünden sahabelerin bizzat ilah edimek amacıyla zatul envat talep ettikleri manasına gelen görüşün reddi bakımından bizzat yine Muhammed b. Abdulvehhab'ın Kitabu't-Tevhid'de konuyla ilgili açıklamasını naklediyoruz.

"Bu hadis şirkin büyüğü ve (dinden çıkartmayan) küçüğü olduğunu göstermektedir, zira onlar bundan dolayı dinden çıkmamışlardı" (Kitab'ut Tevhid, Bab'u Men Teberreke bi Secerin ev Hacerin ve Nahveha; 38-40)

Özetleyecek olursak, burada israiloğullarının talebi ve müşriklerin amelleri büyük şirktir.  Yani Allah'tan başkasını ilah edinmek, ona yönelmek, ona dua etmek vs. gibi. Sahabelerin sözleri ise bu hususların hepsinden uzak olmakla beraber -Lafız- itibariyle bir benzerlik söz konusu olmaktadır. Muhammed b. Abdulvehhab'ın bu hadisi o bab başlığı altında nakletmesi ise tamamen müşriklerin amelleri ile ilgilidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

Bazı kimseler cehaletin mazeret olduğu iddiasına Zat’ul Envat olayını delil getirmektedir.

Ebu  Vakid  el-Leysi  (radiyallahu anh)’den  şöyle  dediği  rivayet edilmiştir:

“Rasulullah  (sallallahu aleyhi ve sellem)  ile  beraber Huneyn’e gidiyorduk. O dönemde biz küfürden yeni kurtulmuştuk. Müşriklerin bir ağaçları vardı. Onu tavaf ediyorlar, üzerine silahlarını asıyorlardı. Bu ağaca  “Zatu Envat“ diyorlardı. Biz  bunlardan  birinin  yanından  geçerken:  ‘Ey Allah’ın Rasulü! Onlarınki gibi bize de bir Zatu Envat yap!‘ dedik. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ,Allahu Ekber! Sizin bu söylediğiniz şey  İsrailoğulları’nın Musa’ya:  ‘Onların  ilahları gibi bizim  için de bir  ilah  yap!‘  (A’raf,  138)  sözü gibidir. Siz,  sizden  öncekilerin  yolunu  aynen  takip edeceksiniz!‘ demiştir.“ (Müsned, Ahmed b. Hanbel, 36/225/21897)

Bu iddiacılar diyorlar ki: Sahabelerin bu  teklifleri bir küfürdür. Ancak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)  onları muayyen  olarak  tekfir  etmemiştir. Onları İslam’a yeni girmiş olmalarından dolayı mazur saymış ve bir daha bu sözleri söylemekten onları alıkoymuştur.”


Şimdi bu iddiacılar hangi ilimle bu hadisten hüküm çıkarmaya cüret etmiştir ve de Zat’ul Envat olayından Allah’tan başka ilahlar edinen veya buna teşebbüs eden birisinin İslama yeni girmiş olduğu takdirde mazeretli sayılıp müslüman kalabileceği neticesini onlardan önce hangi muteber alim çıkarmıştır? Bizler, tam aksine alimlerin Zatu Envat hadisesini İslamdan çıkartmayan küçük şirk ve de kafirlere benzemenin (teşebbühün) haram olan sınıfı içersinde gördüğünü tesbit ediyoruz. Hiçbir alim, sahabelerin teklifinin dinden çıkartan büyük küfür olduğunu söylememiştir.

Misal olarak Şatibi Zatu envatla alakalı şu açıklamayı yapıyor:

"Şüphesiz zatı envat edinmek, Allah'tan başka ilahlar edinmeğe benzer. Fakat bu bizzat edinmek demek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta benzeri bir şey, her yönüyle onu göstermedikçe. Vallahu alem." (Şatibi, İtisam, 2/245-246)
 
İbn Kayyım ise şöyle diyor:

“Şimdi, insaf ve iz'anla düşünüp hakkıyla anlamaya ve uyanmaya çalışalım! Sırf silahlarını tercîhan asmak ve etrafında toplanmak üzere, bir askı ağacı gösterivermesini Hz. Peygamber'den istemiş olmak; böyle Allah'la beraber tapılacak bir ilah gösterilmesi teklifine benzemiş olur ve bunun buna benzediğini beyân buyuran da bizzat Hz. Peygamber olursa; bundan kat kat daha feci olan şeylerin durumu ne olur? Varın insafla siz karar veriniz!
Halbuki ashâb, kendilerine gösterilecek olan askı ağacına, sâdece tercîhan ve teberrüken silahlarını asacak ve etrafında toplanıp istirahat edeceklerdi. Fakat, "Onların askı ağacı gibi bir askı ağacı diye düşünülmüş olması, meselenin mâhiyetini ne kadar değiştirmiş oluyor. Yanî ashabın teklifi, sırf tercîhan silahlarını asmak içindi. Asla o ağaca tapmaları, o ağacın yanında dilekte bulunmaları söz konusu değildi.
Şimdi insaf edelim, sırf dilekte bulunmak üzere "Dilek Ağacı", "Ağaç Ana" tâyîn edenler, sırf dilekte bulunmak veya tercîhan dua ve niyazlarını oralarda yapmak üzere kabirleri ziyâretgâh edinenler, "kabirleri mâbed haline getirenler" ne durumda kalmış ve kimlere benzemiş olurlar? Mahzur ve mefsedetleri bu kadar çok olan kabir fitnesi yanında, ağaç fitnesinin ne kadar küçüldüğünü göz önüne alacak olursanız, insaflı olmaya ve daha sıhhatli bir hüküm vermeye yaklaşmış olursunuz. Allah, cümlemize ve "ben müslümanım!" diyen bütün ehl-i îmana insaf ve tevfîk nasîb buyursun, âmin!" (İbn Kayyim el-Cevziyye, Şeytanın Tuzakları, Uysal Kitabevi, 1/516-517 Mütercim İbn Kayyım'ın ifadelerini Türkçeye belli bir uslupla çevirmiştir. Orjinali için bkz: İgaset'ul Lehfan min Mesayid'iş Şeytan, 1/205, Mektebet'ul Mearif, Riyad, 1408 (1988)

İbn Teymiye ise hadisin yorumunda şöyle demektedir:

“Görüldüğü gibi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sahabilerin, gölgesine sığınıp silahlarını asacakları basit bir ağaç edinme konusunda müşriklere benzemeye kalkışmalarına karşı çıkıyor. Şu halde Müslümanlar'ın daha önemli konularda müşriklere benzemelerine yahut doğrudan doğruya şirke özenmelerine nasıl göz yumulabilir?” (İbn Teymiyye, Sırat-ı Müstakim, 314-315)

Şatıbi, İbn Kayyım ve İbn Teymiye’nin sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır ki sahabenin bu istekleri doğrudan büyük şirk olan ağacı ilah edinme ve ona ibadet etme isteği değildir. Fakat bütünüyle bir benzerlik olmasa da bazı yönlerden şirke benzediği ve şirki çağrıştırdığı için Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) onları kınamıştır. Nitekim Tirmizi’nin hadisi “Sizden öncekilerin yolunu adım adım takip edeceksiniz” başlığı altında vermesi de hadisin selef nezdinde daha çok kafirlere benzeme ile alakalı anlaşıldığını gösterir.

Sahabenin bu isteğinin küçük şirk olduğunu alimler açıkça belirtmişlerdir. Mesela Şeyh Muhammed b. Abdulvehhab, kim bir ağaç ya da taş vesair ile teberrük ederse bahsinde hadisi verdikten sonra şöyle demektedir: "Bunda bir takım meseleler vardır:

Onbirinci mesele: Şüphesiz şirkin büyük olanı olduğu gibi ve küçük olanı da vardır. Çünkü onlar bununla irtidat etmemişlerdi. (Kitab'u Tevhid, Bab'u Men Teberreke bi Secerin ev Hacerin ve Nahveha)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1767
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: ZATU ENVAT HADİSİ HAKKINDA
« Yanıtla #2 : 27.11.2016, 19:25 »
“Zatu Envat Kıssası” Hakkında

Kaynak: Şeyh Eba Butayn en-Necdi (rh.a)/el-İntisar li Hizbillah'il Muvahhidin

...Keza Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e: “Bize de bir Zatu Envat tayin et!..” diyen kimselerin durumu da böyledir. Onlar söyledikleri: “Bize de bir Zatu Envat tayin et!..” sözünün İsrailoğullarının; “Bize de, onların ilahı gibi bir ilah yap!..” sözleri gibi olduğunu düşünmemişlerdi ve La-ilahe illallah kelimesinin nefy ettiği Allah’u Te’ala’dan başkasını ilah edinme kapsamında olduğunu da düşünmemişlerdi. Çünkü onlar La-ilahe illallah kelimesini söylüyor ve manasını biliyorlardı. Zira onlar Araptı. Ne var ki bu mesele küfürden yeni çıktıkları için onlara gizli kalmıştı. Ta ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şu sözleri söyleyene kadar:

« اللهُ أَكْبَرُ، إِنَّهَا السُّنَنُ، قُلْتُمْ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ كَمَا قَالَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ لِمُوسَى: اجْعَلْ لَنَا إِلٰهًا كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ. لَتَرْكَبُنَّ سَنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ »

“Allah’u Ekber, aynı yol! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki tıpkı İsrailoğullarının Musa’ya dediği gibi dediniz. İsrailoğulları: ‘Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap!..’ demiş, Musa ise onlara: ‘Siz bilmeyen bir topluluksunuz!..’ demişti. (A’raf 7/138) Siz, sizden öncekilerin yolunu muhakkak takip edeceksiniz.”[1] 

Şayet: “Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bundan dolayı onları tekfir etmedi” denilirse, cevaben şöyle deriz:

“Bu delalet etmektedir ki her kim manasına cahil olarak (manasını bilmeden) küfür kelimesi konuşur, sonra bu ona tenbih edilir, o da bu tenbihi dikkate alırsa (ve bu sözden vazgeçerse) kâfir olmaz. Şunda şüphe yoktur ki onlar şayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in bunu reddetmesinden sonra Zatu Envat edinseydiler muhakkak kâfir olurlardı.”[2]

Allah’u Te’ala şöyle buyurmuştur:


وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَ إِلَّا الَّذِي فَطَرَنِي فَإِنَّهُ سَيَهْدِينِ وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“İbrahim babasına ve kavmine: ‘Ben, sizin ibadet ettiklerinizden uzağım, ancak beni yaratan hariç, çünkü O; bana doğru yolu gösterecektir,’ dedi ve onu, belki dönerler diye arkasında kalıcı bir söz haline getirdi.” (Zuhruf 43/26-28)

Allah’u Te’ala’nın: “kalıcı bir söz haline getirdi” buyruğundaki zamir, ayetin: “Ben sizin ibadet ettiklerinizden uzağım, ancak beni yaratan hariç” bölümüne racidir (kalıcı sözden kasıd bu cümledir).

Mücahid ve Katade şöyle demiştir: “Bu; La-ilahe illallah şehadetidir ve İbrahim Aleyhisselam’ın zürriyetinden, bir olan Allah’u Te’ala’ya ibadet eden bir topluluk eksik olmaz.”[3] 

Bu ayet ve bundan önce gelen iki hadiste (Adiyy bin Hatem ve Zatu Envat hadisleri); La-ilahe illallah’ın manası ve bu kelimeden kast edilenin; Allah’u Te’ala’dan başkasını ilah edinmekten ve Allah’u Te’ala’dan başkasına ibadet etmekten uzak durmak ve Allah Subhanehu’yu ibadet ile birlemek olduğunun açıklaması mevcuttur.



************************


[1] Hadisin tam metni şu şekildedir:

Ebu Vakıd el-Leysi Radıyallahu Anh şöyle anlatmaktadır: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Huneyn Savaşı'na çıktık. Biz küfrü terk edeli fazla olmamış kimselerdik. Müşriklerin üzerine silahlarını asarak yanında ibadet ettikleri bir sedir ağaçları vardı. Bu ağaca "Zatu Envat (Askı ağacı)" denirdi. Bir sedir ağacının yanından geçerken: "Ey Allah'ın Rasulü, onlardaki "Zatu Envat (Askı ağacı)" gibi bizim için de bir Zatu Envat tayin etsen!" dedik. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah’u Ekber! İşte yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, siz aynı İsrailoğullarının Musa Aleyhisselam'a: "Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi, sen de bizim için bir ilah yap!..” dediler. (Musa:) “Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz!.." dedi." (A’raf 7/138) dedikleri gibi dediniz. Siz hiç şüphe yok ki sizden önce yaşamış olan toplumların adetlerine sarılmaya çalışacaksınız."

Bu hadisi Tirmizi, Fiten, “Sizden Öncekilerin Yolunu Adım Adım Takip Edeceksiniz” Babı, 2180’de “Hasen Sahih” kaydıyla ayrıca; İmam Ahmed, Müsned’de, 36/225; Humeydi, Müsned, 871; Tayalisi Müsned, 1443; İbnu Ebi Asım, es-Sunne, 76; Taberi, Tefsir, 9/31; İbnu Hibban, Sahih, 1835; Mevarid’uz Zamean, Kitab’ul Fiten, Ümmetlerin Bölünmesi Babı; Taberani, Mu’cem’ul Kebir, 3290, 3294; Şafii, Müsned, 23; Beyheki, ed-Delail, 5/125; İbnu Ebi Şeybe, Musannef, 7/479, Kitab’ul Fiten, Fitne Zamanında Ayaklanmayı Kerih Görenler Babı; Ebu Ya’la, Müsned, 1441; Tuhfet’ul Eşraf, 11/112’de belirtildiği gibi Nesai, Sünen’ul Kubra ve Tefsir adlı eserlerinde; ed-Durr’ul Mensur, 3/533’de belirtildiği gibi İbnu Munzir, İbnu Ebi Hatim, Ebu’ş Şeyh ve İbnu Merdeveyh Ebu Vakid el-Leysi Radıyallahu Anh’dan rivayet etmişlerdir.

[2] Burada manasını bilmemekten kasıd kullandığı kelimenin ne anlama geldiğini bilmemektir, yoksa manası açık olan bir sözün hükmünü bilmemek değildir. Yani sahabeler Allah’u Te’ala’dan değil de ağacın bizzat kendisinden bereket istemenin şirk olduğu hükmünün cahili değildiler, ancak kullandıkları sözün bu şirk manasına delalet ettiğinden gafildiler. Muhammed bin Abdilvehhab Rahimehullah buna benzer bir meselede şöyle demektedir:

“Şeyh’ul İslam Muhammed bin Abdilvehhab Rahimehullahu Te’ala’ya birtakım meseleler soruldu....

Dördüncüsü de şöyle: Onun şu sözü: “Ya da manasını bilmeden küfür lafzı konuşsa bununla tekfir edilmez.” Bu onu konuşsa fakat açıklamasını bilmese mi yoksa kendisini kâfir kılacağını bilmeden konuşsa mı demektir?

Şöyle cevap vermiştir:

Kişi manasını bilmediği bir küfür kelimesini konuşursa net ve açıktır ki bu, manasını bilmediği bir şeyi konuşmuş demektir. Bunun kendisini kâfir yapacağını bilmiyor olmasına gelince, ona şu ayet kafidir:

“(Ey münafıklar! Boşuna) özür dilemeyin, çünkü siz iman ettikten sonra (tekrar) kâfir oldunuz!..” (Tevbe 9/66)

Onlar kendilerini kâfir yapmadığını zannederek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e mazeret beyan ediyorlar. Bu ifadeyi şu ikinci manaya (meselenin hükmünü bilmeyenlere) hamledenlere hayret doğrusu. Oysa onlar, Allah’u Te’ala’nın şu sözlerini duymaktadır:

“Bunlar, güzel iş yaptıklarını zannettikleri halde, dünyadaki tüm çalışmaları boşa gitmiş olan kimselerdir.” (Kehf 18/104);

“Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp, şeytanları veliler edindiler. Kendilerini de doğru yolda sanırlar.” (A’raf 7/30) (A’raf 7/30);

“Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf 43/37)

Şimdi bu kişiler, bu bahsedilen kimselerin kâfir olmadığını mı zannediyor? Ne var ki bu hakikatlerin garipliğinden dolayı bu meseleler hakkındaki açık cehaletin varlığı inkâr edilemez.” (ed-Durar’us Seniyye fi’l Ecvibet’in Necdiyye, 10/125)

Görüldüğü üzere âlimlerin kitaplarında geçen “manasını bilmeden küfür söz konuşan tekfir edilmez” kavlinin anlamı sözün delalet ettiği manayı bilmeyenlerle alakalıdır. Zatu Envat olayı bu kapsamdadır. Yoksa açık bir küfür söz konuşup bununla kâfir olunacağını bilmeyenler ise mazeretli değildir. Tıpkı Tebük Gazvesi dönüşünde dinle alay eden sözler sarfedip bundan dolayı kâfir olmayacaklarını zanneden kişiler gibi.

Sözkonusu Zatu Envat meselesi, üzerinde tafsilatlı bir çalışma gerektiren bir mesele olsa da burada özet mahiyetinde şunları söyleyebiliriz:

Sahabeler zahirde küfür olan bir söz söylediler çünkü Zatu Envat müşriklerin bir putu idi, dolayısıyla “Onların Zatu Envatı gibi bize de bir Zatu Envat yap!” ifadesi zahirde “Onların putu gibi bize de bir put yap” manasına geliyordu. Lakin sahabe bu sözün hakiki manasını kasdetmediler, nitekim şeyhin yukardaki sözleri buna delalet etmektedir: “Onlar söyledikleri: ’Bize de bir Zatu Envat yap!..’ sözünün İsrailoğullarının: ‘Bize de onların ilahı gibi bir ilah yap!..’ sözleri gibi olduğunu düşünmemişlerdi ve La-ilahe illallah kelimesinin nefy ettiği Allah’u Te’ala’dan başkasını ilah edinme kapsamında olduğunu da düşünmemişlerdi. Çünkü onlar La-ilahe illallah kelimesini söylüyor ve manasını biliyorlardı. Zira onlar Araptı.”

Yani bu sahabeler Arap diline vakıf oldukları için ilahın manasını biliyorlardı ve Zatu Envat taleb ederek ilah edinme kapsamında olan -örneğin, bizzat o ağacın kendisinden yardım isteme gibi- bir şey taleb etmemişlerdi. Onlar bilakis kendisi vasıtasıyla Allah’u Te’ala’dan dilekte bulunacakları bir ağaç istemişler ancak kullandıkları sözler sanki bizzat müşriklerin taptığı bir put olan Zatu Envat’ın aynısını istiyorlar gibi bir çağrışım yaptığı için onların isteği zahirde şirke benzemiş oldu.

Burada tek müşkilat Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in onları tazir ederken kullandığı: "İsrailoğullarının, Musa’ya: Bize de onların ki gibi bir ilah yap dedikleri gibi dediniz" ifadesidir. Burada nehy edilen husus, sahabelerin isteklerinin İsrailoğullarının isteklerine lafız itibariyle benzemiş olmasıydı. Aradaki fark ise İsrailoğulları bununla putları ilah edinmek istemişken, sahabeler bunu o ağacı ilah edinmek için istememişlerdi. Bu bahsettiğimiz hususa işaret etmesi bakımından İmam Şatibi’nin sözünü zikrediyoruz:

“Şüphesiz Zatu Envat edinmek, Allah’u Te’ala’dan başka ilahlar edinmeye benzer. Fakat bu bizzat (ilah) edinmek demek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta ki benzeri bir şey, her yönüyle onu göstermedikçe. Vallahu A’lem.” (Şatibi, İtisam, 2/245-246)

İbnu Teymiyye ise hadisin yorumunda şöyle demektedir: “Görüldüğü gibi Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerin, gölgesine sığınıp silahlarını asacakları basit bir ağaç edinme konusunda müşriklere benzemeye kalkışmalarına karşı çıkıyor. Şu halde Müslümanlar’ın daha önemli konularda müşriklere benzemelerine yahut doğrudan doğruya şirke özenmelerine nasıl göz yumulabilir?” (İbnu Teymiyye, İktiza’us Sirat’il Mustakim, 314-315)
Şatıbi ve İbnu Teymiyye’nin sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır ki sahabenin bu istekleri doğrudan büyük şirk olan ağacı ilah edinme ve ona ibadet etme isteği değildir. Fakat bütünüyle bir benzerlik olmasa da bazı yönlerden şirke benzediği ve şirki çağrıştırdığı için Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları kınamıştır. Nitekim Tirmizi’nin hadisi “Sizden Öncekilerin Yolunu Adım Adım Takip Edeceksiniz” başlığı altında vermesi de hadisin selef nezdinde daha çok kâfirlere benzeme ile alakalı anlaşıldığını gösterir.

Sahabenin bu isteğinin küçük şirk olduğunu âlimler açıkça belirtmişlerdir. Mesela Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab, ‘kim bir ağaç ya da taş vesair ile teberrük ederse’ bahsinde, hadisi verdikten sonra şöyle demektedir: “Bunda bir takım meseleler vardır:

Onbirinci mesele: Şüphesiz şirkin büyük olanı olduğu gibi ve küçük olanı da vardır. Çünkü onlar bununla irtidat etmemişlerdi.” (Kitab’ut Tevhid, Bab’u Men Teberreke bi Secerin ev Hacerin ve Nahveha)

Özetleyecek olursak, burada İsrailoğullarının talebi ve Zatu Envat denilen ağaca ibadet eden müşriklerin amelleri büyük şirktir. Yani Allah’u Te’ala’dan başkasını ilah edinmek, ona yönelmek, ona dua etmek vb. gibi. Sahabelerin sözleri ise bu hususların hepsinden uzak olmakla beraber lafız itibariyle bir benzerlik söz konusu olmaktadır.

Şeyhin “onlar şayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları inkâr ettikten sonra Zatul Envat edinseydiler muhakkak kâfir olurlardı.” kavline gelince; manasını bilmeden küfür söz konuşan kişiye bunun manası hatırlatıldığı halde o küfür olan manadan razı olarak o söz ve fiile devam ederse kâfir olur. Şeyh bunu kasdetmiş olabileceği gibi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in emrine kasıtlı olarak muhalefet edenlerin durumundan da bahsetmiş olabilir. Herhalükarda burada şirk hususunda cehaletin özür olması gibi bir şey sözkonusu değildir. Bu zaten kitabın yazılış gayesine aykırı olur.

Şeyh Eba Butayn Rahimehullah -Allah’u Te’ala’nın izniyle- şirk hususunda cehaletin mazeret olmadığını isbatlamak için yazdığı bu kitabın arasında cehaletin özür olduğu manasında bir şey söyleyip kendisiyle çelişecek değildir! Şeyh, Zatu Envat meselesine -siyaktan da anlaşılacağı üzere- şeri’atte isimlere değil o isimleri taşıyan şeyin hakiki manasına itibar edildiğini ve dolayısıyla bir kimse Allah’u Te’ala’dan gayrısına yaptığı dua, tevekkül vb. ibadetlerin ismini ibadet ve ilahlaştırma koymasa bile bunların ibadet olmaktan çıkmayacağını beyan etmek kasdıyla girmiştir. Zatu Envat ağacının ismi ilah konulmasa ve diğer putlardan farklı bir isim taşısa bile müşriklerin bu ağaca ibadet etmeleri hasebiyle İsrailoğullarının ilah edinmek istedikleri şeyle aynı mahiyette olduğu bildirilmiş oldu. Zira Şeyh Abdurrahman bin Hasen’in Feth’ul Mecid’de aynı kıssa hakkında söylediği gibi, isimler değişse de bu ikisinin manası aynıdır. Allah en doğrusunu bilendir.


[3] İbnu Kesir, Tefsir, 7/212.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3668 Gösterim
Son İleti 24.06.2015, 14:33
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5982 Gösterim
Son İleti 02.08.2015, 23:58
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1791 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 11:55
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
3188 Gösterim
Son İleti 08.02.2016, 16:30
Gönderen: İbn Teymiyye
4 Yanıt
2920 Gösterim
Son İleti 29.04.2016, 18:40
Gönderen: İbn Teymiyye