Darultawhid

Gönderen Konu: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI  (Okunma sayısı 2639 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #1 : 13.08.2018, 01:54 »
Kurban Bölümü488

“Udhiyye (Kurban kesme)”nin meşruiyeti; Kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Yüce Allah:

“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser Suresi: 2)

buyurmuştur. Bazı tefsir bilginleri buradaki ayetten kasdın; Bayram namazından sonra kurban kesmek, olduğunu ifade etmiştir.

Hz. Enes'ten şöyle rivayet edilmiştir:


“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), alaca karalı ve boynuzlu iki koç kurban etti ve bunları kendi eliyle kesti. Keserken de ayağını onların yanlarına basıp besmele çekti ve tekbir getirdi.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.489

Müslümanlar da kurban kesmenin meşruiyeti noktasında icma etmişlerdir.

İlim ehlinin çoğunluğu kurban kesmeyi vacip değil, (ama) müekked bir sünnet olarak görmüşlerdir. Bunu, İmam Şafiî, İshak ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


“Zilhicce’nin ilk on günü girer de sizden her kim bir kurbanı kesmek isterse, (kurbanını kesinceye kadar) saçından ve tırnaklarından asla birşey almasın.”490

Kurban kesme işini, kişiyi iradesine bağlı kılmıştır. Hâlbuki kurban kesmek vacip olsaydı, kişinin iradesine bakılmazdı. Zira kurban etinin tefrik edilmesi gerekli değildir. Bu, -Akika kurbanı gibi- vacip de değildir.

İmam Malik, Sevri, Evzai, Leys ve Ebu Hanife ise; Kurban kesmek vaciptir, demişlerdir. Çünkü Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


“Kimin hâli vakti iyi olur da kurban kesmezse, bizim namaz kıldığımız yere (mescidimize) yaklaşmasın!”491

Mihnef b. Süleym tarafından nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:

“Ey İnsanlar! Şüphesiz her sene her bir ev halkına bir kurban ve bir atire vardır.”492

el-Muvaffak der ki: Onların ileri sürdükleri bu hadisi, Hadis âlimleri zayıf saymışlardır. Sonra buradaki kurbanı biz müekked bir müstehap (sünnet) olarak telakki ederiz. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şu hadisi de bu minvalde gelmiştir:

“Cuma günü gusül almak, her ihtilam sahibine vaciptir.”493

Şu hadis de böyledir:

“Kim, bu ağacı -yani sarımsağı- yiyecek olursa, mescidimize yaklaşmasın.”494


Alıntı
Dipnotlar:

488- “El-Muğnî” eserinde yer alan “Kurban kitabı”, “Av ve kesilecek hayvanlar” bölümünden sonra, “Müsabaka ve Atıcılık” kitabından da önce gelmektedir. el-Harki’nin muhtasarında yer alan yerinde ise bu husus gözetilmiştir. Ben de bu bölümü, “el-Muknî” ve diğer eserlerde olması hasebiyle koydum.

489- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 10, Sayfa: 23.; Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1556.

490- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1565, 1566.

491- Ahmed, Cilt: 2, Sayfa: 321; İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1044; Hakim, Cilt: 2. Sayfa 389-390.; Onun tarikiyle de Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 260. Aynı şekilde İbn Ebu Şeybe, İshak b. Râhûyeh, Ebu Yâla el-Mevsili, “Müsned” eserlerinde rivayet etmişlerdir. Aynı şekilde Nasbu’r Râye, Cilt: 4, Sayfa: 207 eserinde geçer. Hakim der ki: “İsnadı sahihtir.” Beyhakî ise; Tirmizî’den bana ulaştığına göre, o şöyle dedi: Doğrusu Ebu Hureyre’den gelen rivatinin mevkuf olduğudur. et-Tenkîh eserinde şöyle der: İbn Mace’nin hadisindeki raviler Sahihayn ravileridir ancak Abdullah b. Ayyaş öyle değildir. Çünkü o Müslim’in ferd ravilerindendir...” Kendisi mevkuf rivayeti zikrettikten sonra da şöyle der: “Bu, doğruya daha çok benzemektedir.” Bunu Nasbu’ Râye eserinde zikretmiştir. el-Busayri der ki: Bu isnadda Abdullah b. Ayyâş vardır, Müslim’in onu rivayet etmiş olması ancak onu mutabaat ve şahidler içinde rivayet etmiş olmasından dolayıdır. Ebu Davud ile Nesaî ise onu zayıf görmüşlerdir... İbn Yunus der ki. “Hadisi münkerdir.” Misbâhu’z Zücâce, Cilt: 3, Sayfa: 50. Marifet’u Sünen ve’l Âsâr, Cilt: 14, Sayfa: 17 eserine bak: Bulûğu’l Merâm (Sayfa: 281) de şöyle der: “Bunu Hakim sahih görmüş, (hadis) imamları ise başkasını tercih edip mevkuf saymışlardır.”

492- Ahmed, Cilt: 4, Sayfa: 215; Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 99; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 313. Tirmizî der ki: Hasen, gariptir. el-Hattâbî ise; “Bu hadis mahreç itibariyle zayıftır, Ebu Ramle ise meçhuldür.” demiştir. Meâlimu’s Sünen, Cilt: 5, Sayfa: 94. Beyhakî ise el-Mârife, Cilt: 14, Sayfa: 17 eserinde şöyle der: “Bu hadis şayet sahih de olsa (kurban kesmek) müstehap anlamındadır. Çünkü kurban ile Atira arası cem edilmiştir ki icmaya göre Atira vacip değildir.”

493- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri Cilt: 2, Sayfa: 357; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 580. Ebu Said el-Hudri hadisinden nakille...

494- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 2, Sayfa: 339; Müslim, Cilt: 1, Sayfa: 393, 394 İbn Ömer hadisinden nakille...
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #2 : 14.08.2018, 04:35 »
Zilhicce’nin İlk On Günü Girer de Kim Kurban Kesmek İsterse

Zilhicce’nin ilk on günü girer de kim kurban kesmek isterse, saçından ve tınaklarından birşey almaz.

el-Muvaffak şöyle der: Bunun zahirinden, bu durumda iken tırnakların kısaltılmasının haram olduğu anlaşılmaktadır. Bu, bizim mezhebimize ait bazı arkadaşların görüşüdür. Bunu, İbn Munzir, İmam Ahmed, İshak ve Said b. el-Müseyyeb’den aktarmıştır. Bunun delili Ümmü Seleme tarafından rivayet edilen hadistir. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:


“Zilhicce’nin ilk on günü girer de sizden her kim bir kurbanı kesmek isterse, saçından ve tırnaklarından asla bir şey almasın.”

Bir lafız ise:

“Kurbanını kesinceye kadar saçından ve tırnaklarından asla bir şey almasın.” şeklindedir.495

Yasak ise haram olduğunu gerektirmektedir.

el-Muvaffak şöyle der: el-Kâdı ile arkadaşlarımızdan bir kesim: Buradaki yasağın mekruh olduğunu, haram anlamında olmadığını söylemiştir. Nitekim İmam Malik ve İmam Şafiî de bunu ifade etmişlerdir. Çünkü Hz. Âişe şöyle demiştir:


“Ben, Allah’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in kurbanlığının nişan iplerini örerdim. Kurbanlıkları gönderdikten sonra Allah’ın Elçisi (sallallâhu aleyhi ve sellem), ihramlının sakınacağı şeylerin hiçbirinden sakınmazdı.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.496

Onların ileri sürdükleri hadisin “genel” bir hüküm ifade ettiği, bu hadisin ise “özel” bir anlamda olduğu, bu nedenle de özel hükmün öne geçmiş olacağı, bunun yanında da özel hadisin içeriğinin dışında gene hükmün de indirgenmiş olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Bir de onların eileri sürdükleri bu hadis, şu birkaç nedenden dolayı tartışma mahalli dışında hamledilmesi gerekir:

Allah’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), -mekruh dahi olsa- asla kendisine yasak olan bir ameli işlemezdi. Bir de yasağın en asgari seviyesi mekruh olduğudur ve Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bunu işlemiş değildir. Bu durumda, Hz. Âişe’nin hadisinde gelen ve bu ameli işlemiş olduğu bu hususu, başkası hakkında hamledilir. Zira Hz. Âişe de açıkça biliyordu ki kendisiyle mübaşerette bulunması, “mübaşeret etmek” anlamına gelmekteydi. Yahut da bu devamlı yaptığı bir şeydir, elbise giyinmek ve koku sürünmek gibidir. Ama tırnakların kesilmesi ve saçların kısaltılması gibi nadir olarak yaptığı bir şeye gelince, açıkçası bunun haberi kendisine gelmemiş olabilir. Ama bunu kasdetmiş olduğu muhtemel ise şayet, bu da uzak bir ihtimal sayılır. Bu şekilde olursa eğer, o zaman tahsisine dair ihtimal yakın olur ve en yakın delil bu noktada yeterli gelmiş olur.

Ümmü Seleme’nin hadisine gelince; Onun bu hadisi daha kuvveytli bir delildir ve tahsis noktasında daha evladır. Çünkü Hz. Âişe, Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in amelini haber verirken, Ümmü Seleme ise Onun sözünü haber vermektedir. Söz ise amelin önüne geçer; çünkü amelin sadece Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e has olması ihtimal vardır.

Ebu Hanife ise; Bu mekruh olmaz; çünkü kendisine cima ve giysi giyinmek haram değildir, demiştir.

(Ama) Hadis-i şerifte geçen yasağın, onun bu kıyasını reddedeceği ve onu iptal edeceği, şeklinde cevap verilmiştir. Öyleyse bunu yapan kimse istiğfar (edip tevbe) eder ve kasden de işlemiş olsa, unutarak da işlemiş olsa -icmaya göre- bundan dolayı kendisine bir fidye gerekmez.



Alıntı
Dipnotlar:

495- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1565, 1566.

496- Buharî ile beraber Fethu’l Bari, Cilt: 3, Sayfa: 542, 543, 544.; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 957-958.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #3 : 14.08.2018, 04:56 »
Kurbanlıkların En Faziletli Olanı ve Ne Zaman Kesileceği

En faziletli kurban, bedene (deve)’dir, sonra sığırdır, sonra koyun, sonra ortak girilen deve’dir, sonra ise ortak girilen sığırdır. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafiî söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) Cuma hakkında şöyle buyurmuştur:

“Kim (ilk vakitte Cuma namazına) giderse bir deve kurban etmiş gibidir, ikinci vakitte giderse bir sığır kurban etmiş gibidir, üçüncü vakitte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibidir...” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.497

Çünkü deve, değeri ve eti açısından daha pahalı ve daha faydalı olandır.

İmam Malik ise şöyle der: En faziletli olan kurbanlık, cezeâ olan koyundur, sonra sığır ve sonra da devedir. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem), iki tane koç kurban etmiştir ve kuşkusuz Allah’ın Elçisi sadece en faziletli olanı icra ederdi. Şayet Allah (celle celaluhu) kendisine daha hayırlı olanı bildirseydi, (Hz. İbrahim’e oğlu) İshak’ın yerine fidye olarak onu gönderirdi.

Şöyle cevap verilmiştir: Kurban Yüce Allah’a yakınlaşmak için kesileceğinden -hedy kurbanında olduğu gibi- devenin bunda daha faziletli olduğu aşikardır; çünkü bunu ifa etmiştir. Koç kesmeye gelince, bu ise koyun cinsi açısından daha faziletlidir ve aynı şekilde fidyenin elde edilmesi açısından faziletlidir.

Koyun ise ortak girilen deve’den daha faziletlidir. Çünkü kurbandan maksat, kanın akıtılmasıdır ve tek olan bir kurban da tamamıyla kesilip kan akıtılmış olacağından daha efdaldir. Koç ise koyundan daha efdaldir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) kurban olarak koç kesmiştir ve onun eti daha lezzetlidir.

Bedene ve aynı şekilde sığırın yedi hisseye kadar bölünmesi caizdir. Bu, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Bunu, aynı zamanda Sevri, Evzai, İmam Şafiî, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu minvalde Cabir’in naklettiğine göre, o şöyle demiştir:


“Biz Hudeybiye senesinde Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraber, deveden yedi hisse ve sığırdan da yedi hisse olmak üzere kurban kestik.” Şöyle de demiştir: “Biz. Allah’ın Elçisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte umreyle temettü yaptık da sığırdan yedi kişilik hisseye ortak olarak kurbanı kestik.” Bir lafız da şöyledir: “Allah’ın Elçisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) bedene’de olmak üzere bizden yedi kişinin deve ve sığırda ortak olmamızı emretti.”498

Bir kişinin, yedi kişi adına ortak olmasının yeterli gelmeyeceği söylenmiştir. Buna benzer bir görüşü İmam Malik ifade etmiştir.

İshak der ki: Deve on kişilik hisseye, sığır ise yedi kişilik hisseye bölünür. Çünkü bu noktada Râfi’in rivayetine göre;


“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) taksim esnasında on koyunu bir deveye denk saydı.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.499

İbn Abbas’tan nakledildiğine göre, şöyle dedi:

“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraber bir yolculukta idik. Kurban bayramı günü geldi. Devede on kişi sığırda ise yedi kişi ortaklaştık.”500

Birinci görüşün delilinin daha sahih olduğu, bunun yanında Râfi hadisinin ise (ganimet) taksimatı hakkında olduğu, kurban hakkında olmadığı, şeklinde cevap verilmiştir.

Bir erkeğin ailesi için bir tane koyun ya da bir sığır veyahut bir deve kesmesinde sakınca yoktur. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. İmam Malik, Leys, Evzai ve İshak da bunu söylemiştir. Çünkü Hz. Âişe’den rivayet edildiği üzere;


“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e kurbanlık olarak bir koç getirildi. Koçu tutup (sol tarafı üzerine) yatırdı sonra onu kesmek üzere iken: ‘Bismillahi Allahümme tekabbel min Muhammedin ve âli Muhammedin ve min ümmeti Muhammedin (Allah’ın adıyla, Ey Allahım! Bunu Muhammed’den, Muhammed ailesinden ve Muhammed ümmetinden kabul eyle.’ buyurdu (sonra da onu kesti.)”501

Ebu Eyyüp’ten rivayete göre, o şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde kişi kendisi ve ailesi için tek bir kurban keserdi de onun etinden kendileri de yer başkalarına da yedirirlerdi. Neticede Müslümanlar birbirleriyle övüneceğiz diye gördüğün gibi birkaç kurban kesmek durumuna geldiler.”502

Sevri ve Ebu Hanife ise bunu mekruh görmüşlerdir. Çünkü koyun, birden fazlası için yeterli gelmez (sadece bir kişi için yeterli olur.)


Alıntı
Dipnotlar:

497- Buharî ile beraber Fethu'l Bâri, Cilt: 2, Sayfa: 366; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 582.

498- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1557.

499- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 5, Sayfa: 131, 139.; Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1559.

500- Tirmizî, Cilt: 3, Sayfa: 249; İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1047; Hakim, Cilt: 4, Sayfa 230: Beyhakî, Cilt: 5, Sayfa: 235-236, Hüseyin b. Vakid tarikinden, onunda Ulbâ b. Ahmed, onunda İkrime’den yaptığı nakille aktarmıştır. Tirmizî der ki: “Hasen, gariptir.” Hakim ise şöyle der: “Buharî şartına göre hadis sahihtir.” Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Beyhakî şöyle der: “İkrime’nin hadisi Hüseyin b. Vakit, onunda Ulbâ b. Ahmed’den yaptığı nakille tek kalmıştır. Cabir hadisi ise tüm hepsinde, daha sahihtir. Nitekim kendisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emri doğrultusunda hac ve umrede ve Hudeybiyye’de birlikte bulunmuş ve kurbanlıklara ortak olmakla memur kılınmıştır. Bu ise daha evladır.”

501- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1555.

502- 502- Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 91; İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1051; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa 268. Tirmizî der ki: “Hasen, sahihtir.”
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #4 : 14.08.2018, 05:07 »
Kurbanlıklarda Yeterli Yaş Sınırı

Koyun altı aylık olunca ve başkaları da bir senesine gelmiş olunca kurban olması yeterli gelir. Bunu, İmam Malik, Leys, İmam Şafiî, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü Cabir’in rivayetine göre Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

“Bir yaşına girmiş hayvandan başkasını kesmeyiniz. Ancak (böylesini bulmak) size güç gelirse o zaman başka, bu durumda (altı aylık) bir koyun yavrusu kesiverin.”503

Ebu Bürde b. Neyyâr (Bayram) namazından önce kurbanı kesince, Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Senin bu koyunun yalnız et içinindir” buyurdu. Ebu Bürde: “(Ey Allah’ın Resulü!) Bende bir keçi oğlağı var.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Onu kurban et. Fakat senden başkasına yaramaz.” buyurdu. Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.504

Muşâci’den merfu olarak geldiğine göre; Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Kuşkusuz altı ayını doldurmuş bir kuzu, bir yaşını doldurmuş bir koyunun yerini tutar.” buyurmuştur.505

Koyun altı aylık olunca “ceze┠olur. Bir yaşını tamamlayan koç ise “seniy” olur. Sığırın “seniy” olma yaşı, iki yaşma basmasıdır. Deve’de “seniy” yaşına beş yaşını tamamladığında girer.



Alıntı
Dipnotlar:

503- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1555.

504- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 10, Sayfa: 3, 12, 19; Müslim, Cilt: 3. Sayfa: 1552-1554.

505- Ebu Davud, Cilt: 3, Sayfa: 233; İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1049; Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 226; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 270. Ona (Beyhakî) ait bir rivayet şöyledir: Şüphesiz altı ayını doldurmuş bir kuzu, bir yaşını doldurmuş bir koyunun yerini ifa eder.” Sanırım koç... hakkında demiş olması gerekir. Ravi olan Süfyan bu ifade hakkında şüphe etmiştir. Hakim şöyle der: “Bana göre bu hadis sahihtir.” İbn Hazm der ki: “Son derece sahihtir.” el-Muhallâ, Cilt: 7, Sayfa: 367. el-İrva, Cilt: 4, Sayfa: 360 eserinde: “Hadis ikisinin dediği gibidir.” denilmiştir.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #5 : 15.08.2018, 00:16 »
Kurban Edilmeyi Engelleyen Kusurlar

Gözünün körlüğünün açıkça belli olması, apaçık hastalık, topallılık ve ileri derece zayıflık. İşte bu dört kusurdan kaçınır.

el-Muvaffak der ki: Bu kusurların kurban edilmeyi engellediği noktasında ihtilaf eden bir ilim adamını bilmiyoruz. Nitekim el-Berâ’nın rivayetine göre, o şöyle dedi:


“Bir defasında Allah’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalkıp şöyle buyurdu:“Kurbanlıklar içerisinde kurban edilmeleri caiz olmayan dört hayvan vardır: Körlüğü âşikar belli olan tekgözlü, hastalığı açıkça belli olan hasta, topallığı iyice belli olan topal, ilikleri kırılmış -bir lafız ise- kurumuş derecede cılız olan.”506

Gözünün avârı (körlüğü) belirgin olması demek, bir gözünün sönmüş olmasıdır ki, bu hayvanın kusurlu olduğunu gösterir. Zira göz aşikar olarak görülebilen bir organdır, gözünün üzerinde sadece bir beyazlık olur da görme melekesini götürmemiş olursa, bu durumda kurban olarak kesilmesi caizdir. Çünkü kör olduğu belli değildir ve bu da onun etinin kusurlu olmasını icap ettirmez. Sakat olması ise diğer koyun (sürüleriyle) dolaşmasını ve onlarla birlikte otlamasını son derece engelleyecek seviyede  yürümede sakat olması ve topallamasıdır. Az bir sakatlık olursa kesilmeye engel olmaz. Hastalığı belli olan hastalığı ise üzerinde hastalık belirtisinin bulunmasıdır. Çünkü bu hastalığı onun etini nakıs kılar ve bozar. Cılız olması ise kemiklerinin içinde iliğin kuruyup bitmesidir.

Bu kusurların verilmiş olması daha yüksekleri noktasında uyarmak ve dikkatleri çekmek içindir. Bu durumda, kör olan hayvanın kesilmesi caiz değildir. Çünkü körlük tam anlamıyla görmemesidir. Hayvanın budunun kesik olması gibi, görünen bir organının kesik olması durumunda da bu hayvanı kesmek caiz olmaz. Çünkü bu, hayvanın gözünün yağının gitmesinden daha çok kusurlu sayılan bir husustur.

Kulağının ya da boynuzunun yarısından fazlası kopmuş olan kurbanlığa gelince, bu da yeterli değildir. Bunu, Nehai, Ebu Yusuf ve Muhammed söylemiştir. Çünkü Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir,


“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), kulağı ve boynuzu kopmuş olan kurbanı kesmeyi yasakladı.” Katâde der ki: “Bunu Said b. el-Müseyyeb'e sordum? O da: Yarısı ve daha fazlası kesik olursa... cevabını vermiştir.”507

Hz. Ali’den nakledildiğine göre, şöyle demiştir:

“Allah’ın Elçisi (sallallâhu aleyhi ve sellem), bize (kurbanlık hayvanın seçiminde) göze ve kulağa dikkat etmemizi emretti.”508

Ebu Hanife ve İmam Şafiî der ki: Boynuzun kırık olmasıyla da o kurban yeterli olur. İmam Malik ise şöyle demiştir. Şayet boynuzdan kan geliyorsa kurban edilmez, aksi halde caizdir. Eğer boynuzun hepsi gitmiş olursa kesilmesi caiz olmaz, ama azı gitmiş olursa, caizdir. Onlar Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in: “Kurbanlıklar içerisinde kurban edilmeleri caiz olmayan dört hayuan vardır.” buyruğunu delil göstererek hadisin, bunların dışındaki kurbanlıklar için caiz olduğuna delalet ettiğini ifade etmişlerdir. Bir de kurbanda kasdedilen onun etidir, burada ise etin gitmesi diye bir şey söz konusu değildir.

Birinci görüşün delilinin, “mantûk” açıdan böyle olması hasebiyle, “mefhum”un önüne geçmiş olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.

Burulmuş hayvanın kurban edilmesi caizdir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) iki tane burulmuş koçu kurban etmiştir.509 Hadiste geçen “vec’e” ifadesi yumurtasının burulması anlamındadır. Zira yumurtalığının gitmesiyle o hayvanın eti daha lezzetli ve daha şişman olur. Bunu, İmam Malik, İmam Şafiî, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. el-Muvaffak ise; Bu hususta bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz, demiştir.

Doğuştan boynuzu olmayan kurbanı kesmek, küçük kulakları bulunan kurbanı kesmek ve kuyruğu bulunmayan kurbanı kesmek caizdir. Çünkü bunlar bir eksikliktir ama etini nakıs kılmaz ve maksadı da ihlal etmez. Bunların kesilmesini yasaklayan bir şey varid olmadığı için kesilmeleri caizdir. Ancak faziletli olan yaratılış itibariyle tam olan kurbanlıklardan kesmektir.

Yarılmış yahut delinmiş ve de kulaktan koparılmış bulunan kurban kesmek ise mekruhtur. Kesilmesi durumunda yine caiz olur. el-Muvaffak der ki: Bu noktada bir ihtilâfın, olduğunu bilmiyoruz. Çünkü hayvanın bundan salim olması güçtür, hatta neredeyse her bir kurbanlık hayvaz buna maruz kalmaktan dahi kurtulamaz.



Alıntı
Dipnotlar:

506- Ebu Davud, Cilt: 3, Sayfa: 235-236; Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 86; İbn Mace, Cit: 1 Sayfa: 1050; Hakim, Cilt: 1, Sayfa: 468; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 274. Tirmizî: Hasen, sahihtir, demiştir. Hakim ise şöyle der: “Hadis sahihtir ve şahidleri vardır." et-Telhis, Cilt: 4, Sayfa: 140 eserinde de onu doğrulamıştır.

507- Ebu Davud, Cilt: 3, Sayfa: 238, 239; Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 90; Neasaî, Cilt: 7, Sayfa: 217-218 Kulağı zikretmemiştir; İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1051; Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 224; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 275 ve dğerleri... Tirmizî: Hasen, sahihtir, demiştir. Hakim ise: “Hadisin isnadı sahihtir.” Demiştir. Zehebî de ona muvafakat etmiştir. el-İrva eserinde şöyle denmiştir: “Herhalde bu, tarikler hasebiyle olsa gerektir aksi halde güzel olan hasen derecesinde olmasıdır. Sonra diğer tüm tarikleri nedeniyle sahihliğine hükmedilir ancak hadisteki ‘boynuz’ ifadesi dediği gibi münker’dir.” Bak İrvau’l Ğalil, Cilt: 4, Sayfa: 362, 346.

508- Ebu Davud, Cilt: 3, Sayfa: 237; Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 86-87; İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1050; Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 224; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 275. Tirmizî: Hasen, sahihtir, demiştir. Bulûğu’l Meram (Sayfa: 282) de der ki: “Bunu Tirmizî, İbn Hibban ve Hakim sahihlemişlerdir.”

509- Ebu Rafi’den nakille... Ahmed, Cilt: 6, Sayfa: 8. Heysemi, el-Mecmâ, Cilt: 4, Sayfa: 21 eserinde: İsnadı hasendir, demiştir. Cabir’den nakille... Ebu Davud, Cilt: 3, Sayfa: 231. Heysemi, Cilt: 4, Sayfa: 22 der ki: Ebu Yâla rivayet etmiştir, isnadı ise hasendir. Hz. Âişe’den ya da Ebu Hureyre’den nakille... İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1044; Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 227, 228. Misbâhu’z Zücâce, Cilt: 3, Sayfa: 49 eserinde: İsnadı hasendir, denmiştir. Ebu Derdâ’dan nakille... Ahmed, Cilt: 5, Sayfa: 196; Aynı şekilde Taberanî de nakletmiştir. et-Telhis, Cilt: 4, Sayfa: 140 eserinde de bu şekilde geçmektedir.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #6 : 15.08.2018, 00:20 »
Kurban Edilecek Durumdayken Kusurlu Olursa

Kusurlardan salim iken, sahih olarak kurban edilecek durumda olduğu halde sonrasında bir hadiseden dolayı kurban olmayı engelleyecek bir kusuru meydana gelecek olursa, o takdirde onu keser ve bu kurbanı yerine gelmiş olur. Bunu, Sevri, İmam Malik, İmam Şafiî ve İshak söylemiştir. Çünkü vacip olan kurbanı hakkında meydana gelmiş olduğundan artık onu kurban etmeyi engellemez. Tıpkı (bir mazerete binaen) tedavi amaçlı o bölgeyi kesip de o hayvanın kusurlu olması gibidir.

Rey ashabı ise; Bu durumdaki kurbanın caiz olmayacağını, söylemişlerdir. Çünkü onlara göre kurban kesmek vaciptir; dolayısıyla kusurlardaz sâlim olan bir hayvan kurban edilmedikçe yükümlülükten kurtulmuş olmaz.

Kurbanın kusurlardan sâlim olmasının, kişinin zimmetinde vacip olmayacağı, söz konusu vacipliğin ise bizzat o kurbanın aynına bağlı olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.

Ama kurbanı kusurlu kılan hayvanın kendisi değil de başkasının ameli olursa, bu durumda bedelini öder. Bunu, İmam Şafiî söylemiştir. Ebu Hanife ise şöyle der: Tedavi ederken bıçağını bileyip de bıçak kurbanın gözünü çıkaracak olursa, istihsân kuralına göre bu kurbanı yeterli gelir. (Ama) bunun kesimden önce oluşan bir kusur olduğu, dolayısıyla da caiz olmayacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Tıpkı tedavi amaçlı o bölgeyi kesmesinden önceki duruma benzer.

Vacip olan kurbanı telef edecek olursa, onun kıymetini, telef ettiği gün öder. Çok pahalı olursa şayet, bu durumda onun kıymetini mislinden hayır olarak verir. Ebu’l Hattab ise şöyle der: Onun mislini ödemesi gerekir; çünkü bu ikisinden en çoğu olur. Bu, Şafiî mezhebine göre böyledir. el-Kâdı’nın görüşünün zahirine göre; Bu kimse yalnız o kurbanın kıymetini, telef ettiği gün içinde ödemesi icap eder. Bu da Ebu Hanife’nin kavlidir. Sanki o kurbanı bir ecnebi telef etmiş gibidir. Şayet kurban ucuz ise o zaman mislinden fazla olmak üzere kıymetini bir vecihle olmak üzere öder. Şayet kurban o kişinin elinde -taşkınlığa girmediği halde- telef olursa ya da kurban kaçmış olur veyahut kaybolmuş olursa, ona bir şey lazım gelmez. Çünkü kurban, onun elinde bir emanettir ve -emanet eşyada olduğu gibi- taşkınlık yapmadığı sürece onun da bunu tazmin etmesi gerekmez.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #7 : 16.08.2018, 02:56 »
Kurbanın Yavrusu ve Sütü

Bir kurbanlık hayvan belirlense ve doğum yapsa, onun yavrusu da anasının hükmüne tabi olur, ister tayin edildiği vakit hamile olmuş olsun, isterse sonradan hamile kalmış olsun, fark etmez. Bunu, imam Şafiî söyler. Çünkü annenin yavrusuna hak sahibi olması, kendisine sirayet etmiş olma hükmüne tabi olur; dolayısıyla da annesi için sabit olan bir şey, yavrusu için de sabit olur.

Hz. Ali’den nakledildiğine göre; “Adamın birisi yanında sığırı ve onun yavrusu olduğu halde çıkageldi ve: “Ben, bu hayvanı kurban etmek için satın aldım; ancak yavrusu doğdu (ne yapmalıyım?)” dedi. Hz. Ali: “Yavrusuna ayırdığın sütün fazlası dışında sakın onun sütünden içme! Kurban bayramı olunca o sığırı kes. Onunla birlikte yavrusuna yedi kişi ortak girsin.” dedi.510

Ebu Hanife’den nakledildiğine göre; Bunu kesemez ve onu canlı olarak yoksullara verir. Şayet onu kesmiş olursa, bu durumda kesilmiş bir şekilde ve kesmesiyle eksik kalanların diyetini ayarlamak suretiyle onu dağıtır; çünkü bunlar onun nemasındandır ve -yününde olduğu gibi- bu evsafı üzere onu yoksullara verir.

Yavrusuna ayırdığı sütün fazlası dışında o sütten içemez. Şayet süt artmayacak olsa ya da sütü yavrusuna zarar veriyorsa veyahut etini zaafa uğratıyorsa, bu durumda o sütten almaz. Ama durum öyle değilse o zaman o sütten alır ve istifade edebilir. Bunu, İmam Şafiî, önceden geçen Hz. Ali hadisine dayanarak ifade etmiştir. Çünkü sütü alması ne yavrusuna ne de anasına bir zarar verir; dolayısıyla da kurbanın üzerine binmek gibi değerlendirilir.

Ebu Hanife ise şöyle demiştir: O kurbanı sağamaz. Çünkü sütü, o kurbandan tevellüd eder; dolayısıyla da -çocuğuyla istifade edilmediği gibi- kurbanlık hayvan olması hasebiyle de onun sütünden istifade edilemez.

Şöyle cevap verilmiştir: Yavrunun mahalline ulaştırılması mümkündür; ama süte gelince, sağılır ve bırakılacak olursa süt bozulur, sağılmayacak olursa hayvanın memesi bağlı kalıp (şişer) ve kurbana zarar verir, bu nedenle ikisinin arası ayrılmaktadır. Bunun yanında sütünden içilmesine cevaz verilmiştir; ancak bunun tasadauk edilmesi daha faziletlidir.

Peki, “Kurbanın yünleri ve kılları kesilmiş ve bunlar tasadduk edilmiş olsa, bunlarla istifade edilmez, dediniz ancak sütüyle faydalanmayı niçin caiz gördünüz?” diye sorulacak olursa, şöyle cevap veririrz: Her ikisi arasındaki fark iki yönden ele alınmaktadır:

1)   Kurbanın sütü, gıdalanmış ve beslenmiş olduğu yiyecekler ile tevellüd etmiş olduğundan ve bunu da bizzat o (sahibi) icra ettiğinden, bunun ona sarf edilmesi caiz olur. Tıpkı rehin aldığı bir hayvanı besleyen bir kimsenin, sadece sütünden istifade edebileceği ve ona binebileceği halde, onun yününden ve derisinden ise istifade edememektedir.

2)   Yünlerinden ve kıllarından faydalanmak hep devam ettiği için, derisi konumundaymış gibi akıp gider. Süt ise zaman zaman devam eder ve bu yönüyle ondan faydalanmak ve hayvana binmek gibi addedilir. Bir de süt, her gün yenilenir ancak yün ve deri her zaman aynıdır ve mevcuttur.



Alıntı
Dipnotlar:
510- 510- Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 228. et-Telhis, Cilt: 4, Sayfa: 146 eserinde der ki: “Bunu İbn Ebu Hatim, el-İlel eserinde zikretmiştir. Ebu Zür’a’dan nakledildiğine göre, o da: “Hadis sahihtir.” demiştir. Bak: İlelu’l Hadis, Cilt: 2, Sayfa: 46.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #8 : 16.08.2018, 02:59 »
Kurbanın Vacipleri

Kurbanın vacip olması ve kesinlik arz etmesi için niyet olmaksızın da sadece sözle de bu yerine gelmiş olur. Bunu, İmam Şafiî ifade etmiştir. İmam Malik ve Ebu Hanife ise: Kurban kesmek niyetiyle o hayvanı satın alırlarsa bu durumda kurbanlık olur, demişlerdir.

Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa kurban -Allah (celle celaluhu)’a yakınlaşmak amacıyla kişinin mülkünden çıkan bir şey olduğundan, bunda satın almakla alakalı olarak niyetin bir fonksiyonu yoktur. Tıpkı köleyi azad etmek ve vakıfta bulunmak gibidir. Ama: “Bu kurbanlıktır.” diyecek olursa, o zaman bu kurban artık vacip olur; tıpkı efendisinin köle hakkında: “Artık hürdür.” demesi gibidir.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #9 : 17.08.2018, 02:48 »
Eksik Bir Kurbanı Vacip Kılanın Hükmü

Bu eksiklik şayet kurban olmayı engelleyen bir eksiklik olur da bunu kurban olarak vacip kılacak olursa, onu kesmesi gerekli olur. Çünkü onu kurban olarak vacip kılması, kesmeye adaması gibidir; dolayısıyla da bu adağını yerine getirmesi icap eder. Şer’i olan kurbanlığının yerine ise geçmez. Ancak bunu kesmesinden dolayı ve onu tasadduk edeceği için sevaba girer. Tıpkı hedy kurbanı kendisine vacip olmayan kimsenin bu kurbanı alıp tasadduk etmesi gibidir. Onun bedelini ödemesi ise lazım gelmez. Çünkü kurban, aslı itibariyle vacip değildir, öyleyse onun vacipliğine dair bir şey de mevcut olmaz.

Şayet kendi zimmetinde adayarak kurbanı kendi üzerine vacip kılacak olursa ya da vacip olan bir kurbanı telef etmesi sebebiyle onu kendisine vacip kılacak olursa, onun zimmetinde olan bu şeyi, onun hakkında yeterli gelmez.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #10 : 17.08.2018, 02:50 »
Kurbanı Vacip Kılan Kişinin Sonradan Ölmesinin Hükmü

Kişi kurbanı kendisine vacip kılsa sonra da ölse, onun bu aldığı kurbanı satmak caiz olmaz; velevki ölenin borçlarını kimse ödememiş olsun, fark etmez. Bunu, Ebu Sevr söylemiştir. Bu, aynı zamanda Şafiî mezhebinin görüşüne de benzemektedir. Çünkü o kurbanı kesmek kesinleştiğinden dolayı artık satılması, onun dini noktasında sahih olmaz. Sanki adam hayattaymış gibidir.

Evzai ise şöyle demiştir: Eğer ölenin borçlarını kimse ödememiş olursa ve ancak kurbanın satılmasıyla bu ödenebiliyorsa, o zaman satılır. İmam Malik ise; Şayet varisleri bu noktada tartışıp anlaşmazlığa girecek olurlarsa, o zaman kurbanı satarlar, demiştir.

Durum anlaşıldığına göre; Ölenin varisleri bu durumda ölünün yerine geçer, kurbanı onlar yerler, tasaddukta bulunur ve hediye ederler Çünkü varisler, ölünün leh ve aleyhi konularında yerine geçen kimseler demektir.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #11 : 18.08.2018, 02:13 »
Kurban’da Ne Yapılır

Müstehap olan kurbanı üçe bölmektir: Üçte birini yemek, üçte birini hediye etmek ve üçte birini de yoksullara dağıtmaktır. Bu, İshak ve İmam Şafiî’nin iki görüşünden birisini oluşturur.

el-Muvaffak der ki: Çünkü bu İbn Mesud ve İbn Ömer’in kavlidir ve sahabe içinden onlara bu hususta muhalefet edeni bilmiyoruz; dolayısıyla bir icma halini almıştır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:

“Artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin hem de el-Kâni ve el-Mûter olan fakirlere yedirin...” (Hac Suresi: 36)

Ayette geçen el-Kânî; dilenendir, el-Mûter ise; dilenmeyen ama kendisine yedirmeni isteyen kimsedir. Bu şekilde üç sınıf zikredilmiştir; dolayısıyla kurbanın üçe taksim edilmesi gerekir.

İmam Şafiî diğer görüşünde ise şöyle demiştir: Kurbanı iki kısma ayırır, bir kısmını yer diğer kısmını da tasadduk eder. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur:


“Artık ondan hem kendiniz yeyin hem de yoksula, fakire yedirin.” (Hac Suresi: 28)

Şöyle cevap verilmiştir: Bu ayet-i kerimede ne kadar yedirileceği ve ne kadar da tasadduk edileceği beyan edilmemiştir; zira diğer ayette buna da dikkatler çekilmiş ve az önce zikri geçen sahabe-i kiram da sözleriyle bunu tefsir etmişlerdir.

Rey ashabı der ki: Daha çoğunun tasadduk edilip dağıtılması daha faziletlidir. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüz tane bedene (deve) hediye etmiştir. (Ama) bu develerin hedy kurbanı hakkında söz konusu olduğu, hedy kurbanlarının da çok olması hasebiyle taksim edilmesininin mümkün olmayacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Bundaki hüküm ise oldukça geniştir; dolayısıyla kurbanın hepsini yahut çoğunu tasadduk etmiş de olsa, bu caizdir. Bunun yanında kurbanın hepsini yese, sadece bir evkiya miktarı ayırıp tasadduk etse, bu da caizdir.

İmam Şafiî’nin ashabı ise; Hepsini yemesi de caizdir; çünkü Yüce Allah:


“Artık ondan hem kendiniz yeyin...” (Hac Suresi:28)

buyurmuştur. Emir ise vacip oluşunu gerektirir.

İlim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre kurban etlerini üç günden fazla stoklamak caizdir. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:


“Size üç günden fazla kurban etlerini stoklamanızı yasaklamıştım, artık sizin için olanları tutabilirsiniz.”511

Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Ben, o zaman ancak kütleler halinde yavaş yavaş akın edip çelen fakir bedeviden dolayı kurban etlerini stoklamayı yasaklamıştım, şimdi kurban etlerinizi yeyiniz, biriktiriniz ve tasadduk ediniz.”512

Kurbandan bir şeyi satmak caiz değildir. İster vacip ya da nafile kurban olsun, ne eti ve ne de derisi satılabilir. Çünkü kesilmek için tayin edilmiştir. Bu minvalde Hz. Ali’den şöyle rivayet edildiği üzere;

“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine kurban develerine nezaret etmesini, etleriyle, derilerini ve çullarını yoksullara tasadduk etmesini emretmiş, ayrıca kasaba kurbanlardan (ücret olarak) hiçbir şey vermemesini emretmiştir.” Buharî ve Müslim ittifak etmişlerdir.

Müslim’in lafzı ise: “Biz ona yanımızdan bir şeyler veririz.”513 şekinde gelmiştir.

Derisi ve postundan (tulum, kırba vb. yapmak için) yararlanmak ise caizdir, bunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Çünkü kurbana ait bir parçadır; dolayısıyla kurban kesen şahsın etinden istifade ettiği gibi, derisinden de istifade edebilir.


Alıntı
Dipnotlar:
511- Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 672. Bureyde hadisinden nakille...
512- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1561.
513- Hac konusunda, “Hedy kurbanının kesilme vakti, yeri ve yapılacak olanlar” bölümünde geçmişti.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #12 : 19.08.2018, 03:06 »
Kurbanı Değiştirmek

Kurbanı kendisine vacip kıldıktan sonra onu, daha iyisiyle değiştirmesi caizdir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bunu, İmam Malik, Ebu Hanife ve Muhammed b. el-Hasen de söylemiştir. Çünkü bu noktada gelen Cabir hadisine göre, Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hz. Ali’ye hedy kurbanında ortak olmuştur.514

Bu da hediye yahut alışveriş noktasında bir tür sayılır. Çünkü bu, Yüce Allah için yerine getirilmesi vacip olan bir hayvanın kendisinden daha iyisine geçmesi demektir. Tıpkı zekât verirken kişinin kendisine vacip olan Bint-i lebûn (iki yaşını bitirip üç yaşına basmış dişi deve)’nin yerine Hikka (üç yaşını bitirip dört yaşına basmış dişi deve) vermesi gibidir.

Bu kurbanını satmasına gelince; el-Harki’nin sözünün zahirinden anlaşılan bunun caiz olmayacağıdır. Çünkü bu kurbanı Yüce Allah için onaya koymuştur; dolayısıyla da -vakıf gibi- satılması caiz olmaz. Bu kurbanı sadece cinsi ile değiştirmesi caizdir, zira cinsinden alıp böyle yapmakla bu kurban hakkını yok etmiş olmaz. Hatta daha iyisini icra etmiş olur ki. bu şekilde sanki daha fazlasına katmak anlamına gelmektedir.

el-Kadı ise şöyle der: Bu kurbanın satılması caizdir ve daha iyisini satın alır. Bu, Ebu Hanife’nin görüşüdür. Çünkü Hz. Ali’nin kurbana ortak olması hakkında gelen hadis, bunu ifade eder. Bir de bu kurbanın kendisinin değiştirilmesi caiz olduğuna göre -kurbanı vacip saymadan evvel olduğu gibi- satılması da caiz olur.

Bu hadis hakkında şöyle cevap verilmiştir: Bu hadisin zahirinden anlaşılan Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) kurbanlığı satmış değildir; O sadece Hz. Ali’nin de kurbanın sevabı ve ecri noktasında ortak olmasını istemiştir. Muhtemelen bu, o kurbanı kendisine vacip kılmadan önce söz konusu olmuştur.

Bu kurbanın daha aşağısındaki bir hayvanla değiştirilmesi ise -ihtilafsız- caiz değildir. Çünkü bu takdirde -onu telef etmede olduğu gibi- kurban, bir bölümü eksik kurban hükmüne gelmiş olur ve bir anlam ifade etmeyeceği için de onu misliyle satmak da caiz olmaz.




Alıntı
Dipnotlar:
514- Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 892’de geçen uzun Cabir hadisinden...
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #13 : 20.08.2018, 01:45 »
Kurbanın Kesilme Vakti

İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan, şehir halkının kurbanının caiz olma şartının, kurban bayramı namazından ve hutbesinden sonrasında kesilmesidir. Buna yakın bir ifade el-Hasen, Evzai, İmam Malik, Ebu Hanife ve İshak’tan da nakledilmiştir. Nitekim Cündeb’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır:

“Kim namazdan önce kurbanın: kestiyse onun yerine bir kurban daha kessin.” Buharî ve Müslim ittifak etmişlerdir.515

el-Berâ'dan nakledildiğine göre, Allah’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Kim, kıldığımız namaz gibi kılar ve kestiğimiz kurban gibi kurban keserse, kurban kesmiş demektir. Kim de (bayram) namazından evvel kesmiş olursa bu koyun yalnız et içindir.” Bir lafız ise şöyledir: “Bu günümüzde ilk olarak yapacağımız şey namaz kılmaktır sonra dönüp kurbanı kesmektir. Dolayısıyla her kim bunu yaparsa, sünnetimize isabet etmiş olur. Kim de namazdan önce kurbanı keserse, bu ailesi için takdim ettiği kurban olur ve kurbandan bir şey (sevap) almış olmaz.” Buharî ve Müslim ittifak etmişlerdir.516

Zâhiren bundan anlaşılan bizzat namazla kurbanın muteber olacağıdır. el-Harki’nin sözünün zahirinden anlaşıldığı üzere; Kurban bayramı gününün gündüz vaktinden namazın kılınması helal olan vakit kadar, namazla iki hutbeyi tam kılacak o vakti biraz geçmiş olursa, en azından kurbanın kesilme vakti girmiş demektir. Bu durumda, sadece namazın kılınmış olmasına bakılmaz. Bu konuda şehir halkı ile başkaları arasında bir fark yoktur. Bu, Şafiî mezhebinin görüşüdür.

el-Muvaffak şöyle demiştir: Doğrusu -inşallah- haberin zahirinden de anlaşılacağı üzere kurban kesme vaktinin, kurban bayramı namazından sonraki vakitte kesilmesidir. Hadisin zahiriyle amel etmek daha evladır.517 Şehir ve köy halkının dışındakilere gelince; Onlar hakkında kurbanın ilk kesilme vakti, Bayram namazının girme vaktinden sonra namaz ile hutbe süresiyle başlar. Çünkü onlar hakkında kurbanın kesilmesinde, namazın kılınmış olmasına bakılmaz, onlarda bakılması gereken süresidir.

Ebu Hanife der ki: Şehir halkının dışındaki kimseler hakkında kurbanın ilk kesilme vakti, ikinci fecrin doğmasıyla başlar. Çünkü bu zaman dilimi de Bayram gününden sayılır ve -diğer günlerde olduğu gibi- ona ait kurban gününün vaktine bağlıdır.

Şöyle cevap verilmiştir: Şehir halkı hakkında Kurban kesme gününün ğüneşin doğmasından sonra başlaması hasebiyle, onların bu vakti başkaları hakkında öne alınamaz; zira Bayram namazı gibidir. Onların zikretmiş oldukları bu görüş aynı zamanda şehir halkını yok saymak demek olur.

Kurban kesme zamanı, teşrik günlerinden ikincisinin sonuna kadar devam eder; bu durumda kurban kesme günleri üçtür. İmam Ahmed der ki: Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ashabından geldiği üzere Kurban kesme günleri üçtür. Bu, İmam Malik, Sevri ve Ebu Hanife'nin görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) üç günün üzerinde kurban etinden yemeyi yasaklamıştır.518 Bir de yenilmesi haram olan vakitte meşru bir hayvanın kesilmesi caiz değildir.519 Sonra (etin) yenilmesinin haramlığı nesh oldu ve hali üzere yalnız kesme vakti kalmış oldu. Nitekim dördüncü günde (cemre’ye) taş atmak vacip olmadığı gibi bu zaman diliminde -sonrasında olduğu gibi- kurban boğazlamak da caiz değildir.

el-Muvaffak der ki: Kuşkusuz bu, isimlerini zikrettiğimiz sahabelerin görüşüdür ve onlara muhalefet eden de çıkmamıştır. Sadece Hz. Ali'den bizim mezhebimiz lehine bir tane rivayeti gelmiştir.

Ata ve el-Hasen der ki: Kurban kesme zamanının son günü ise teşrik günlerinin sonu günüdür. Bu da Şafiî mezhebine göre böyledir. Çünkü bu minvalde Cübeyr b Mutam’dan nakledildiğine göre; Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem):


“Teşrik günlerinin hepsi kesme vaktidir.”520

buyurmuştur.

Bu hadisin, tıpkı “Mina’nın her yeri, kurban kesme alanıdır.” şeklinde buyurduğu hadisin anlamı gibi olduğunu ve burada “günler” ifadesinin de geçmemiş olduğu, şeklinde cevap verilmiştir.

Kesim ise geceleyin değil, gündüz vakti yapılır. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, İmam Malik’in de görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:


“Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah’ın ismini ansanlar.” (Hac Suresi 28)

Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den nakledildiğine göre O (sallallâhu aleyhi ve sellem), geceleyin kurban kesmekten men etmiştir.521

İmam Ahmed’den gelen ikinci görüşe göre ise; Geceleyin kurban kesmek caizdir. el-Muvaffak şöyle der: Bu, son dönem arkadaşlarımızın, İmam Şafiî, İshak, Ebu Hanife ve onun arkadaşlarının tercih ettiği görüştür. Çünkü geceleyin (hacda iken cemre’ye) taş atmak sahih olduğuna göre, bu yönüyle gündüze benzemektedir.522

Kurban kesme vakti geçecek olursa vacip olan kurbanı kaza olarak keser ve vaktinde kesilmiş olan kurbana ne yapılırsa, onu uygular. Bunu, İmam Şafiî söyler. Ebu Hanife ise; Bunu fakirlere teslim eder ve onu kesmez. Zira onu kesmesi halinde kendisine kesip eksilttiği şeyler noktasında fidye vermesi icap eder. Çünkü vaktini kaçırdığı için kurbanın kesme süresi sakıt olmuştur.

Kesilmesiyle, kurbandaki maksat gerçekleşmiş olacağından, vaktini kaçırmış olması sebebiyle de o kurban kendisinden sakıt olmuş sayılmaz; tıpkı kesmekle etlerini ayırmak gibi değerlendirilir.



Alıntı
Dipnotlar:
515- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 2, Sayfa: 472.; Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1551-1552.

516- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 2, Sayfa: 445, 453, 456; Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1522-1544.

517- Fethu’l Bâri, Cilt: 10, Sayfa: 21 eserinde şöyle geçmektedir: “İmam Ahmed ve Ishak şöyle demiştir: İmam (Bayram) namazım bitirince kurbanın kesilmesi caiz olur. Bu aynı zamanda Şafiilerin de bir görüşünü oluşturur ve -her ne kadar bir kısım ilim adamı bunu zayıf da görmüş olsa- delil açısından kuvvetlidir.”

518- Buharî ile beraber Fethu’l Bâri, Cilt: 10, Sayfa: 24; Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1560.

519- Ancak bu üç günün başının hangisi olduğu noktasında bir ihtilaf gelmiştir: Bu. Kurban bayramının ilk günü müdür? Yoksa Kurbanın kesildiği ilk gün müdür? Bu üç gür. içerisinde Kurban’ın kesileceği gün de hesap edilecek midir, şeklinde... Bu konuda bak: Fethu’l Bâri, Cilt: 10, Sayfa: 27-28.

520- Ahmed, Cilt: 4, Sayfa: 82; Dârakutnî, Cilt: 4, Sayfa: 284; Beyhakî, Cilt: 5, Sayfa: 239. el-Hafız, el-Feth, Cilt: 10, Sayfa: 8 eserinde der ki: “Bunu Ahmed tahriç etmiştir; ancak senedinde kopukluk vardır. Dârakutnî ise mevsul saymıştır, ravileri ise güvenilirdir.” et-Telhis, Cilt: 4, Sayfa: 142’de şöyle der: Beyhakî bu hadisin isnadında ihtilafların olduğunu belirtmiştir. Aslı ise “Hac” konusunda geçmişti. Bu ziyade ise mahfuz değildir. Mahfuz olan “Mina her yeri kesim alanıdır.” yani kesim bölgesidir şeklindedir.

521- İbn Abbas’tan nakille... Mecmau’z Zevâid, Cilt: 4, Sayfa: 23 eserinde şöyle denmiştir: “Bunu Taberanî rivayet etmiştir. Hadiste Süleyman b. Ebu Seleme el-Cenâyizi vardır ve kendisi metruk bir kimsedir.”

522- Hac” kitabında şöyle demiştir: “Bu fakihlerin çoğunluğunun da kabul ettiği görüştür. Çünkü bu iki gece kesim süresine de dahil olur; dolayısıyla -diğer günlerde olduğu gibi- bu gecelerde kurban kesmek de caiz olur.”
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #14 : 20.08.2018, 02:20 »
Vaktinden Önce Kurbanı Kesecek Olursa

Vacip bir kurbanı vaktinden evvel keserse, bu yeterli gelmez ve baştan kesmesi icap eder. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Kim, namazdan önce kurbanını kestiyse onun yerine bir kurban daha kessin.”523

buyurmuştur. Çünkü bu, vacip bir kurbandır ve vaktinden önce kesilmiştir; dolayısıyla da yerine başkasının kesilmesi gerekir; tıpkı hedy kurbanının yerine varmadan evvel kesilmesinde olduğu gibi. Buna göre benzeri ya da daha iyisinin kesilmesi icap eder. Çünkü yer ve zamanından evvel onu kesmek onu telef etmek olur. Bu, adak ve kendisine vacip olarak tayin ettiği kurbanlıklar için de böyledir. Ama keseceği kurban bu iki durumdan birisi hakkında vacip olmayan bir nafile koyun olursa, o zaman isterse onun bir benzerini kesebilir. Çünkü nafileye niyet etmiştir, onu bozmuş olmasıyla da yerine başkasını kesmesi vacip olmaz. Tıpkı nafile bir sadakayı çıkarıp da onu hak sahibi olmayan kimseye vermiş olması gibidir. Hadis-i şerif ise iki duruma hamledilmiştir: Ya menduptur veyahut zikri geçen delilde olduğu gibi, üzerine vacip kılan kimse hakkında tahsis edilmiştir.


Alıntı
Dipnotlar:

523- Az önce “Kurbanın Kesilme Vakti” başlığında geçmişti.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #15 : 20.08.2018, 02:33 »
Kurban Kesiminde Sünnet Olan

Bir defa kurbanı kesecek kimsenin Müslüman olması müstehaptır. Çünkü kurban, Yüce Allah’a bir yakınlıktır, Müslüman olmayan ise bu yakınlığa ehil değildir. Şayet bir zimmî kesmek için vekil tayin edilmiş olsa, onun kesmesi kerahetle birlikte caizdir. Bu, İmam Şafiî ve Ebu Sevr’in kavlidir.

İmam Ahmed’den aktarıldığına göre; Müslüman’dan başkasının kurbanı kesmesi caiz olmaz. Bu da İmam Malik’in görüşüdür.

Kurban’dan başka bir hayvanı kesmesi caiz olan bir kimsenin, -tıpkı Müslüman gibi- kurbanı da kesmesi caizdir, şeklinde cevap verilmiştir.

Müslüman’nın yakını olan (kitap ehli) bir kafiri, -tıpkı Mescidleri inşa etmesinde tutması gibi- kesmek için de onu vekil tayin etmesi caizdir. Müstehap olan hilaftan kurtulmak için Müslüman bir kimsenin kurbanı kesmesidir.

Sahibinin kendi eliyle kurbanı kesmesi daha faziletlidir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), iki tane koçu kendi elleriyle kesmiştir. 524 Bir de kurbanı kesmek Allah’a yakın olmaktır ve bunu bizzat kişinin kendisinin yapması, başkasını vekil tayin etmesinden daha evladır.

Kurbanı keserken: “Bismillahi vallahu ekber!” der zira sabit olduğuna göre Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) böyle derdi. Nitekim Hz. Enes hadisinde:


“Besmele çekip, tekbir getirdi.”525

şeklinde gelmiştir. el-Muvaffak şöyle der: Bunun müstehap olduğu hususunda ve besmele çekmenin de yeterli geleceği noktasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.

Şayet buna: “Allahım! Bu, Sendendir ve Senin içindir. Allahım! Benden kabul buyur ya da filan kimse adına kabul buyur.” sözlerini de ekleyecek olursa bu, güzeldir. Bunu, ilim adamlanmn çoğu söylemiştir. Zira Müslim'de geçen Hz. Âişe hadisi şöyledir:


“Sonra Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Bismillahi Allahümme tekabbel min Muhammedin ve âli Muhammedin ve min ümmeti Muhammedin/Allah’ın adıyla... Ey Allahım! Bunu Muhammed’den, Muhammed ailesinden ve Muhammed ümmetinden kabul eyle.” buyurdu ve kurbanı kesti. ”526

Kurbanı keseceği vakit ise “filan kişi adına” keseceğini söylemek zorunda değildir; çünkü niyet etmiş olması yeterlidir. el-Muvaffak demiştir: diyetin yeterli olacağı hususunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyorum. Adına keseceğini söylemesi ise güzeldir. Rey ehli ise bunu kerih görmüştür. (Ama) buna az önce geçen Hz. Âişe hadisiyle cevap verilir ki, bu bir nastır ve tersine bir yol izlenemez.


Alıntı
Dipnotlar:

524- Bu hadis tam şekliyle “Kurban Kitabı” başlığında geçmişti.

525- Bu hadis tam şekliyle “Kurban Kitabı” başlığında geçmişti.

526- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1557.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: KURBAN BÖLÜMÜ - MUĞNÎ MUHTASARI
« Yanıtla #16 : 21.08.2018, 02:28 »
Akika Kurbanının Meşruiyeti

Akika: Doğan çocuk için kesilen kurbandır ve içlerinde İbn Abbas, İbn Ömer, Hz. Âişe, Tabiin fukahası ve Belde imamlarının da bulunduğu ilim ehlinin çoğunluğuna göre, akika kurbanı kesmek sünnettir. Ancak Rey ashabı, bunun sünnet olmadığını ve akikanın, cahiliyye adetlerinden olduğunu söylemiştir.

Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den nakledildiğine göre; Kendisine Akika hakkında sorulunca,


“Allah akûk olanı (ana babaya karşı geleni) sevmez” buyurdu. Sanki bu isimden hoşlanmıyor gibiydi. Bunun üzerine Sahabe: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu sormamızın nedeni birimizin çocuğu doğduğu vakit ne yapmak durumundayız?” dediler. Şöyle cevap verdi: “Erkek çocuk için birbirine denk ve benzer iki koyun, kız için de bir koyun kesin.”527

el-Hasen ve Davud ise; Akika kesmek vaciptir, derler. Çünkü Semura b. Cünep’ten rivayet edildiğine göre. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Her çocuk (doğumunun) yedinci gününde kendisi için, kesilecek olan akîka kurbanı karşılığında bir rehine gibidir.”528

Hz. Âişe’den rivayet edildiği üzere;

“Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendilerine erkek çocuk için birbirine denk ve benzer iki koyun, ki için de bir koyun kesmelerini emretmiştir.”529 Bu hadisin zahiri ise vacip olduğunu gösterir.

Şöyle cevap verilmiştir: Bu hadis-i şerif, akikanın müstehap olduğuna delalet eder ve bu şekilde gelen hadislerin arası cem edilmek suretiyle, akika kurbanının kuvvetli derecede müstehap olduğuna hamledilmektedir.

el-Muvaffak der ki: Akika kurbanının doğumun yedinci gününde kesilmesinin sünnet olduğu noktasında ilim ehli arasında bir hilaf yoktur. Bunda aslolan Semura hadisidir. Arkadaşlarımız dedi ki: Sünnet olan yedinci günü kesilmesidir. Fakat, çocuk (yedinci günden önce veya yedinci günde) ölecek olursa bu kurban, doğumun on dördüncü gününde kesilir. Eğer çocuk, bu süre zarfında ölecek olursa o zaman doğumun yirmi birinci gününde kesilir. İshak da bu görüşe sahip olmuştur. Akika’nm, çocuğun ölmesi halinde bu kurbanın doğumun on dördüncü yahut da yirmi birinci günü kesilmesi meselesine gelince, bu meselede delil Hz. Âişe’nin şu kavlidir:


“(Sünnet olan) erkek çocuk için birbirine denk ve benzer iki koyun kız için de bir koyun kesmesidir. Bunun organları birbirinden ayrılmış olarak pişirilir, kemiği ise kırılmaz. Kendisi yer, başkasına yedirir, tasadduk eder ve bunu çocuğun doğumunun yedinci günü yapar. Yapmamış olursa doğumun on dördüncü yahut da yirmi birinci günü yapar.”530

Bu gibi bir meselede Hz. Âişe’nin bunu kendiliğinden söylemesi mümkün olmadığına göre; Hz. Âişe’nin bu sözü bizzat Hz. Peygamber’den duyduğu bir hadise veya O’ndan gördüğü bir uygulamaya istinaden söylemiş olduğunu kabul etmek icab eder. Nitekim akikanın, sözü geçen günlerden önce ya da sonra da kesilmesi caizdir. Çünkü maksad yerine gelmiş demektir. Bir çocuk için hiç Akika kurbanı kesilmemiş, ergenlik çağına eriştikten sonra mal kazanmaya başlamış olsa bile kendisine Akika kurbanı gerekmez. Çünkü sünnet olan akika’nın, babası için meşrû olduğudur. Yabancı bir kimse gibi, babadan başkası Akika kurbanını kesemez. Tıpkı Fıtır sadakasında olduğu gibi.

Doğumun yedinci günü gelince, çocuğun saçlarının kesilmesi ve kendisine isim koyulması müstehaptır. Kesilen saçların ağırlığınca gümüş tasadduk edecek olursa, bu da güzeldir. Çünkü Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem):


“Onun (Hüseyin) saçlarını tart ve onun ağırlığınca da gümüşü yoksullara tasadduk et...”531

buyurmuştur. Akika kurbanının yaşı tıpkı kurbanda aranacak yaşla aynıdır ve kurban olmaktan engelleyecek kusurlarda aynıdır. Kurbanda aranacak müstehap özellikler, Akika için de geçerlidir.

Akika kurbanının yenilmesinde, hediye edilmesinde ve dağıtılmasında takip edilecek yol da aynı şekilde kurbandaki ile aynıdır, sadece bunun organları birbirinden ayrılmış olarak pişirilir. Bunu, İmam Şafiî söylemişdir. Çünkü akika da tıpkı meşru kurban gibi vacip bir kurban değildir; dolayısıyla da kurbana benzemektedir. Zira özelliği, yaşı, miktarı, şartları ile kurbana benzemiş olduğu için, sarf edilecek yerleri de aynıdır. Akikayı pişirse ve Müslüman kardeşlerini de ona davet etse, bu da güzeldir. Akika kurbanının organları birbirinden ayırmak ve kemiklerini de kırmamak müstehap sayılmıştır. Çünkü Hz. Âişe hadisinde: “Bunun organları birbirinden ayrılmış olarak pişirilir, kemiği ise kırılmaz.” şeklinde gelmiştir. Bunu da İmam Şafiî ifade etmiştir.



Alıntı
Dipnotlar:

527- Ahmed, Cilt: 2, Sayfa: 182.; Nesaî, Cilt: 7, Sayfa: 162-163; Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 238. Hakim: “İsnadı sahihtir.” demiştir. Zehebî de ona muvafakat etmiştir.

528- Ahmed, Cilt: 5, Sayfa: 7, 8, 12, 18, 22; Ebu Davud, Cilt: 3, Sayfa: 2549, 260; Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 101; Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 237. Tirmizî: Hasen, sahihtir demiştir. Hakim ise; İsnadı sahihtir, der. Zehebi de ona muvafakat etmiştir. et-Telhis, Cilt: 4, Sayfa: 146’da der ki: “Tirmizî, Hakim ve Abdulhak bunu sahih görmüşlerdir... Kimleri de bunu, el-Hasen’in, Semura'dan yaptığı rivayeti, müdelles olması hasebiyle illetli saymışlardır. Ancak Buharî’nin, Sahih'inde, el-Hasen tarikiyle yaptığı rivayete göre kendisi, Akika hadisini Semura'dan işitmiştir.”

529- Ahmed, Cilt: 6, Sayfa: 215; Tirmizî, Cilt: 4, Sayfa: 96, 97 Hadisin lafız ona aittir: İbn Mace, Cilt: 2, Sayfa: 1056. Tirmizî: Hasen, sahihtir, demiştir. el-İrva. Cilt: 4, Sayfa: 390’da der ki: “Hadisin İsnadı Müslim şartına göre sahihtir. Bu hadisin lehinde tarik ve şahidler de vardır.”

530- 530- Hakim, Cilt: 4, Sayfa: 238-239. Hakim der ki: “Hadisin İsnadı sahihtir.” Zehebî de ona muvafakat etmiştir. el-İrva. Cilt: 4, Sayfa: 396’da ise; “İsnadın zahiri sahihtir ancak iki tane illeti vardır.” der ve sonra da bu illetlerden birisinin kopukluk, diğerini: de şaz ve müdreçlik olduğunu ifade etmiştir.

531- 531- Ahmed, Cilt: 6, Sayfa: 390, 392; Beyhakî, Cilt: 9, Sayfa: 304. el-lrva. Cilt: 4, Sayfa: 403 eserinde ise bu hasen sayılmıştır. Bak: et-Telhisu'l Habir, Cilt: 4, Sayfa: 148.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Zilhicce’nin İlk On Günü Girer de Kim Kurban Kesmek İsterse

Zilhicce’nin ilk on günü girer de kim kurban kesmek isterse, saçından ve tınaklarından birşey almaz.

el-Muvaffak şöyle der: Bunun zahirinden, bu durumda iken tırnakların kısaltılmasının haram olduğu anlaşılmaktadır. Bu, bizim mezhebimize ait bazı arkadaşların görüşüdür. Bunu, İbn Munzir, İmam Ahmed, İshak ve Said b. el-Müseyyeb’den aktarmıştır. Bunun delili Ümmü Seleme tarafından rivayet edilen hadistir. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:


“Zilhicce’nin ilk on günü girer de sizden her kim bir kurbanı kesmek isterse, saçından ve tırnaklarından asla bir şey almasın.”

Bir lafız ise:

“Kurbanını kesinceye kadar saçından ve tırnaklarından asla bir şey almasın.” şeklindedir.495

Yasak ise haram olduğunu gerektirmektedir.

el-Muvaffak şöyle der: el-Kâdı ile arkadaşlarımızdan bir kesim: Buradaki yasağın mekruh olduğunu, haram anlamında olmadığını söylemiştir. Nitekim İmam Malik ve İmam Şafiî de bunu ifade etmişlerdir. Çünkü Hz. Âişe şöyle demiştir:


“Ben, Allah’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in kurbanlığının nişan iplerini örerdim. Kurbanlıkları gönderdikten sonra Allah’ın Elçisi (sallallâhu aleyhi ve sellem), ihramlının sakınacağı şeylerin hiçbirinden sakınmazdı.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.496

Onların ileri sürdükleri hadisin “genel” bir hüküm ifade ettiği, bu hadisin ise “özel” bir anlamda olduğu, bu nedenle de özel hükmün öne geçmiş olacağı, bunun yanında da özel hadisin içeriğinin dışında gene hükmün de indirgenmiş olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Bir de onların eileri sürdükleri bu hadis, şu birkaç nedenden dolayı tartışma mahalli dışında hamledilmesi gerekir:

Allah’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), -mekruh dahi olsa- asla kendisine yasak olan bir ameli işlemezdi. Bir de yasağın en asgari seviyesi mekruh olduğudur ve Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bunu işlemiş değildir. Bu durumda, Hz. Âişe’nin hadisinde gelen ve bu ameli işlemiş olduğu bu hususu, başkası hakkında hamledilir. Zira Hz. Âişe de açıkça biliyordu ki kendisiyle mübaşerette bulunması, “mübaşeret etmek” anlamına gelmekteydi. Yahut da bu devamlı yaptığı bir şeydir, elbise giyinmek ve koku sürünmek gibidir. Ama tırnakların kesilmesi ve saçların kısaltılması gibi nadir olarak yaptığı bir şeye gelince, açıkçası bunun haberi kendisine gelmemiş olabilir. Ama bunu kasdetmiş olduğu muhtemel ise şayet, bu da uzak bir ihtimal sayılır. Bu şekilde olursa eğer, o zaman tahsisine dair ihtimal yakın olur ve en yakın delil bu noktada yeterli gelmiş olur.

Ümmü Seleme’nin hadisine gelince; Onun bu hadisi daha kuvveytli bir delildir ve tahsis noktasında daha evladır. Çünkü Hz. Âişe, Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in amelini haber verirken, Ümmü Seleme ise Onun sözünü haber vermektedir. Söz ise amelin önüne geçer; çünkü amelin sadece Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e has olması ihtimal vardır.

Ebu Hanife ise; Bu mekruh olmaz; çünkü kendisine cima ve giysi giyinmek haram değildir, demiştir.

(Ama) Hadis-i şerifte geçen yasağın, onun bu kıyasını reddedeceği ve onu iptal edeceği, şeklinde cevap verilmiştir. Öyleyse bunu yapan kimse istiğfar (edip tevbe) eder ve kasden de işlemiş olsa, unutarak da işlemiş olsa -icmaya göre- bundan dolayı kendisine bir fidye gerekmez.



Alıntı
Dipnotlar:

495- Sahih-i Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1565, 1566.

496- Buharî ile beraber Fethu’l Bari, Cilt: 3, Sayfa: 542, 543, 544.; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 957-958.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
2583 Gösterim
Son İleti 19.06.2015, 21:26
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1826 Gösterim
Son İleti 10.09.2015, 22:26
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
2524 Gösterim
Son İleti 07.03.2019, 23:20
Gönderen: Uhey
9 Yanıt
1978 Gösterim
Son İleti 23.08.2018, 12:55
Gönderen: Zafer İslamındır
0 Yanıt
1456 Gösterim
Son İleti 20.10.2018, 01:49
Gönderen: Tevhid Ehli