Darultawhid

Gönderen Konu: "EY ALLAHIN KULLARI YARDIM EDİN" HADİSİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 4401 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1903
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Bismillahirrahmanirrahim.
 
Tasavvufçuların itikadlarına delil aldıkları aşağıdaki tasavvufçu yazısındaki gibi nakillere nasıl yaklaşmalıyız?

"Hayvanı ürküb kaçan ve ya yolda kaybolan kişi ne söylemelidir?

İbnu's Sunni , kendi kitabında Abdullah bin Mesud'dan (r.anh), Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Sizden birinin hayvanı kimsesiz bir çölde ürküb kaçarsa şöyle desin:
“Ey Allah'ın kulları! Onu benim için tutun! Çünkü, Allah'ın yer yüzünde hazır olan kulları (melekleri) vardır ve onu tutar.”
İmam Ahmed'in oğlu Abdullah dedi: Babamı şöyle söylerken duydum:
“Beş defa Hacca gittim. İki defa binekle, üç defa ise (yaya) piyade. Veya üç defe binekle, iki defe piyade. Yaya gittiğim bir Hacc yolculuğunda yolumu kaybettiğimde “Ey Allahın (hizmetlârları) kulları! Bize yolu gösterin” demeye başladım ve yolu bulana kadar bunu söylemeye devam ettim.”
(İmam Beyhaki, Şuaybu'l İman, C. 6, sf: 128, Hadis no: 7697; İbn Muflih:, El Edeb Eş Şeriyya: 1/457, Beyrut: 1419/1999; İbn Asakir “Tarihu Dimeşk; İmam İbn Kesir, El Bidaye ven Nihaye, İmam Celaleddin Es Suyuti “El Habiik fi Aberil Meleik”)


Hafız İbn Hacer’in hasen dediği, İbn Abbâs radıyallahu anhuma hadisini İmam Ahmed kuvvetli görmüş, bununla amel etmiştir.

İmam Ahmed’in oğlu Abdullah, el-Mesail’de (217) şöyle demiştir:
“Babamın şöyle dediğini işittim:
‘İki defa binekli, üç defa da yaya olmak üzere veya iki defa yaya, üç defa binekli olarak beş defa hac yaptım. Yaya olarak yaptığım haclardan birinde yolu kaybettim. Ey Allah’ın kulları! Bana yolu gösterin! demeye başladım.Ben böyle demeye devam ederken yolu buluverdim.’ Veya babam buna yakın bir şey söyledi.”
Beyhaki bunu, Eş-Şuab da (II, 455), İbn Asakir (III, 72/1) Abdullah b. Ahmed yoluyla, sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir.

Abdullah b. Mes’ûd’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizin hayvanı ıssız bir yerde/çölde aniden boşanıp gittiği zaman, ‘Ey Allâh’ın kulları, (hayvanımı) tutunuz!’ diye nidâ etsin. Çünkü yeryüzünde Allâh’ın hazır kulu vardır, onu sizin için tutacaktır” .

(Senedi kesik olmasına rağmen İmam Nevevî (v. 676/1277), hadisi İbnü’s-Sünnî’nin (v. 364/974) eserinden naklettikten sonra şöyle demektedir: “İlimde büyük bazı hocalarımız bana bir hayvanının aniden elinden kaçıp gittiğini -sanıyorum o katır idi- bildiği bu hadisi okur okumaz Allâh’ın onu yerinde durdurduğunu anlatmıştı. Bir gün ben de bir cemaatle beraberdim. Derken cemaatten birinin hayvanı aniden kaçıp gitti. Onu yakalayamadılar. Ben de bu hadisi söyler söylemez, bundan başka bir sebep ortada yokken hayvan hemen duruverdi.)

İbn Hacer’in meşhur öğrencisi Sehâvî (v. 902/1496) de rivâyet için şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Hadisin senedi zayıftır. Fakat Nevevî bunu kendisinin ve bazı büyük hocalarının tecrübe ettiğini söylemiştir” .

İbn Ebî Şeybe (v. 235/849), Ebân b. Sâlih’in Rasûlullah’tan (s.a.) rivâyet ettiği şu hadisi kaydetmektedir:
“Sizden birinizin hayvanı (dâbbe/baîr) ıssız bir arazide ürker de orada hiçbir kimseyi görmez ise şöyle desin: Ey Allâh’ın kulları bana yardım edin. Zira o yardım olunacaktır” .

Konu hakkında Peygamber’den (s.a.) Taberani'den rivâyet edilen bir diğer hadis de şudur:
“Sizden biriniz ıssız bir arazide bir şeyi kaybettiğinde veya bir yardım istediğinde, ‘Ey Allâh’ın kulları, bana yardım edin!’ desin. Çünkü Allâh’ın bizim görmediğimiz kulları vardır” .

Bu rivâyetin sonunda, “Gerçekten bu tecrübe edildi” (ve kad cürribe zâlik) şeklinde bir cümle geçmektedir. Taberânî’ye (v. 360/970) ait olduğu anlaşılan bu ifade, ondan üç asır sonra gelen Nevevî’nin (v. 676/1277) tecrübe ve tatbikatıyla mutabakat arz etmektedir. Bizzat yaşadıkları tecrübe ve tatbikatı anlatan her iki sika hadisçinin söyledikleri önemli olmalıdır

Kanaatimizce, sözü edilen tecrübe ve tatbikat karşısında işkillenmenin arka planında, ilgili rivâyetteki yardıma gelen kulların kim olduğu meselesinin büyük payı vardır. Oysa meseleyi esrarengiz ve girift bir şekilde düşünmeye mahal de yoktur. Çünkü Taberânî’nin, “râvîleri sikadır” diyerek rivâyet ettiği şu hadis, yardıma gelen kulların “melekler” olduğunu açıklaması bakımından önem taşımaktadır: Abdullah İbn Abbas’tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Allâh’ın, hafaza melekleri dışında yeryüzünde melekleri vardır. Onlar, düşen ağaç yapraklarını (da) yazarlar. Sizden biriniz ıssız bir yerde/çölde yolunu kaybederse, ‘Ey Allâh’ın kulları, bana yardım edin’ diye nidâ etsin!”.

Bezzâr (v. 292/904), Taberânî (v. 360/970) ve Beyhakî’nin (v. 458/1065) rivâyet ettiği bu hadisin Râvîleri sağlam kimselerdir. isnâdı hasen kabul edilmiştir.

Bu Haberin Mühim Noktalarından Bazısı
---------------------------------------------
(Bir): Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından Hasen bir senetle ‘Ey Allâh’ın kulları, bana yardım edin’ lafzını Ashabına ve bize öğretmesi.

(İki): Aynı isteğin geçtiği diğer hadislerin senedi zayıf olsa dahi İmam Tabarani ve kendisinden asırlar sonra yaşamış İmam Nevevi ve hocası tarafından birilerine ibâdet edilmesi, ve Allah celle celâlühû’ya şirk koşulması ma'nâsında kabûl edilmeyip açık ve kapalı âyetlere ters görülmemesi bizzat şahsi gözlemleriyle tecrübe tatbik edilmesi

(Üç): Bu maksadla yapılan çağrının sika raviler olan (Taberi/Nevevi ve hocaları ) tarafından uygulandığında faidesinin görüldüğü.(Sadakte ya resülallah)

(Dört): Bu işe, Nakleden ve okuyan hiçbir alim tarafından karşı çıkılmaması , yani bu husûsta bir çeşit sükûtî icmâ’ın hâsıl olması.

(Beş): Zamanımızdaki âlimlik pozlarındaki kimi câhillerin yaptığı gibi bu diğer Ehli Hadis İbni Ebi Şeybe,Bezzar,Tebarani,İbni Sunni,Sehavi,Beyhaki ve diğer ehli hadis tarafından bu işin her hangi veya meleklere ibâdet edilmesi, ve Allah celle celâlühû’ya şirk koşulması ma'nâsında kabûl edilmeyip açık ve kapalı âyetlere ters görülmemesi.

(Altı); Kartondan miğferleri, mukavvadan kılıçları ve kalkanlarıyla hakka ve hakîkate saldıran şapşal Don Kişotlar? gibi ...“Duâ ibâdetin ta kendisidir.”hadisine ve ''O'ndan başkasına dua ettikleriniz'' ayetine aykırı bulanmamışlardır.Bu Hadis ehli ki muvahhid bir müslüman olmakla ve Tevhid ilmini öğretmekle meşhurdurlar.Ey Selef iddiasında Halef'in en kötüleri yoksa Tevhidi siz mi öğreteceksiniz?


Peygamberimiz (sav)buyuruyorki;Kime benden bir söz ulaşır da onu yalanlarsa o üç kişiyi yalanlamıştır:

(1)Allâh celle celâlühû’yu,

(2)Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’i

(3)ve o haberi vereni.

[(Taberânî, el-Evsât ve İbnü ‘Asâkir, Câbir radıyallâhu anhu’dan), Kenzü’l-Um mâl:1/209, H:1047]"


بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العالمين.
والصلاة والسلام على محمد، وعلى آله وصحبه أجمعين
.

Yukarda muhtelif lafızlarıyla nakledilen hadisin üç değişik lafzını Heysemi, Mecma’uz Zevaid’de “Hayvanı ürküp kaçan, yardım isteyen veyahut da bir şey kaybeden kişi ne der” başlığı altında nakletmiştir. Heysemi’nin naklettiği birinci hadis Taberani’nin Mu’cem’ul Kebir adlı eserinde şu şekilde geçmektedir:

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ إِسْحَاقَ التُّسْتَرِيُّ، ثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَحْيَى الصُّوفِيُّ، ثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عِيسَى، عَنْ زَيْدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عُتْبَةَ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ نَبِيِّ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: " إِذَا أَضَلَّ أَحَدُكُمْ شَيْئًا أَوْ أَرَادَ أَحَدُكُمْ عَوْنًا وَهُوَ بِأَرْضٍ لَيْسَ بِهَا أَنِيسٌ، فَلْيَقُلْ: يَا عِبَادَ اللهِ أَغِيثُونِي، يَا عِبَادَ اللهِ أَغِيثُونِي، فَإِنَّ لِلَّهِ عِبَادًا لَا نَرَاهُمْ " وَقَدْ جُرِّبَ ذَلِكَ

Hasen bin İshak et-Tusteri-Ahmed bin Yahya es-Sufi-Abdurrahman bin Sehl- Babası (Sehl)- Abdullah bin İsa- Zeyd bin Ali tarikiyle Utbe bin Gazvan (ra)’dan Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Sizden biriniz ıssız bir arazide bir şeyi kaybettiğinde veya bir yardım istediğinde, ‘Ey Allâh’ın kulları, bana yardım edin!’ desin. Çünkü Allâh’ın bizim görmediğimiz kulları vardır.” “Gerçekten bu tecrübe edildi” (Taberani, Mucem’ul Kebir, 17/117 Heysemi bu rivayeti kaydettikten sonra şöyle demiştir: “Bazılarında zayıflık olmasına rağmen ricali genelde güvenilir sayılmıştır. Ancak şurası var ki Zeyd bin Ali, Utbe’ye kavuşmamıştır. (Mecma’ 10/132) Sondaki “Gerçekten bu tecrübe edildi” ilavesi ravilere aittir.)
 
Heysemi’nin kaydettiği ikinci hadisi ise Bezzar, Müsned’inde şöyle nakletmektedir:


حَدَّثنا موسى بن إسحاق، قَال: حَدَّثنا منجاب بن الحارث، قَال: حَدَّثنا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ عَنْ أُسَامة بْنِ زَيْدٍ، عَن أَبَان بن صالح، عَن مجاهدعن ابْنِ عَبَّاسٍ، رَضِي اللَّهُ عَنْهُمَا، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيه وَسَلَّم قَالَ: إِنَّ لِلَّهِ مَلائِكَةً فِي الأَرْضِ سِوَى الْحَفَظَةِ يَكْتُبُونَ مَا سَقَطَ مِنْ وَرَقِ الشَّجَرِ فَإِذَا أَصَابَ أَحَدَكُمْ عَرْجَةٌ بِأَرْضٍ فَلاةٍ فَلْيُنَادِ: أَعِينُوا عِبَادَ اللَّهِ.
وَهَذَا الْكَلامُ لا نَعْلَمُهُ يُرْوَى عَن النَّبِيّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيه وَسَلَّم بِهَذَا اللَّفْظِ إلاَّ مِن هَذَا الْوَجْهِ بِهَذَا الإِسْنَادِ.


Musa bin İshak- Muncab bin Haris- Hatim bin İsmail- Usame bin Zeyd- Eban bin Salih- Mucahid senediyle İbn Abbas’tan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini haber vermişlerdir: “Allâh’ın, hafaza melekleri dışında yeryüzünde melekleri vardır. Onlar, düşen ağaç yapraklarını (da) yazarlar. Sizden biriniz ıssız bir yerde/çölde yolunu kaybederse, ‘Ey Allâh’ın kulları, bana yardım edin’ diye nidâ etsin!”

Bezzar, bunu naklettikten sonra şöyle demektedir: “Biz bu sözlerin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bu lafızlarla ancak bu isnadla bu vecihten rivayet edildiğini biliyoruz.” (Bezzar no: 4922 Thk: Mektebet’ul Ulum ve’l Hikem. Ayrıca Beyheki, Şuab’ul İman 1/183 no: 167. Bezzar’ın ifadesi hadisin tek kanaldan rivayet edilen garib bir hadis olduğuna işaret etmektedir. Hafız İbn Hacer’in bununla alakalı sözleri az ilerde gelecektir. Heysemi ise aynı yerde bu hadisi naklettikten sonra ricalinin sika olduğunu beyan etmiştir. Hafız, et-Takrib’te senedde yer alan Hatim bin İsmail el Medeni hakkında “Saduktur, vehim yapar” ibaresini kullanmıştır. (sf 998) bkz: Müsned’ul Bezzar (el-Bahr’uz Zehhar) 10/194)

Heysemi’nin naklettiği üçüncü hadis ise Ebu Ya’la’nın Müsnedinde şu şekilde geçmektedir:


حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عُمَرَ بْنِ شَقِيقٍ، حَدَّثَنَا مَعْرُوفُ بْنُ حَسَّانَ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ أَنَّهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " إِذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيُنَادِ: يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا، يَا عَبَّادَ اللَّهِ احْبِسُوا، فَإِنَّ لِلَّهِ حَاضِرًا فِي الْأَرْضِ سَيَحْبِسُهُ "

Hasen bin Ömer bin Şakik- Ma’ruf bin Hassan-  Said- Katade – İbn Bureyde senediyle Abdullah İbn Mesud (ra) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini nakletmiştir:” “Sizden birinin hayvanı kimsesiz bir çölde ürküb kaçarsa şöyle desin: “Ey Allah'ın kulları! Onu benim için tutun! Ey Allah'ın kulları! Onu benim için tutun! Çünkü, Allah'ın yer yüzünde hazır olan kulları (melekleri) vardır ve onu tutar.” (Ebu Ya’la no: 5247 Thk: İrşad’ul Hakk el-Eseri. İbn’us Sunni de “Amel’ul yevmi ve’l Leyl” sf 136’da Ebu Ya’la’dan rivayet etmiştir. Heysemi, Mecme’uz Zevaid’de bu rivayeti kaydettikten sonra şöyle der: “Senedde yer alan Ma’ruf bin Hassan zayıftır.” (Mecma’ 10/132)

İbnu Allan, Nevevi’nin el-Ezkar’ına yazmış olduğu şerhte Hafız İbn Hacer’in bu hadislerle alakalı toplu bir değerlendirmesini şu şekilde nakletmektedir:
 “Bu hadis, garibtir. İbn Sunni ve Taberani rivayet etmişlerdir. Senedde İbn Bureyde ile İbn Mesud arasında inkita vardır. Bu manada diğer bir hadisi Taberani, Utbe bin Gazvan’dan rivayet etmiştir. (Ardından yukarda ilk naklettiğimiz hadisi zikretmektedir) Bu hadisin İbn Abbas’tan nakledilen bir şahidi vardır. (Ardından ikinci naklettiğimiz hadisi zikrediyor) Bu hadis isnad olarak hasendir ve çok garip bir hadistir. Bezzar, bunu naklettikten sonra şöyle demektedir: “Biz bu sözlerin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bu lafızlarla ancak bu isnadla bu vecihten rivayet edildiğini biliyoruz.” (İbn Allan, Şerh’ul Ezkar, 5/150’ten nakleden el-Ezkar kitabının muhakkiki Arnavut, Bunu “hayvanı ürküp kaçan kişi ne söyler” başlıklı bölümün dipnotunda nakletmiştir.)

Alimlerin sözkonusu hadisle alakalı değerlendirmeleri bunlardır. Gördüğümüz kadarıyla yukarda alıntı yapılan yazıda hadisin isnadıyla alakalı nakiller tek taraflı olarak yapılmıştır. Mesela İbn Hacer’in hadise hasen hükmü verdiği zikredilirken aynı ibarede hadisteki garabetten yani tek kanaldan rivayet edilmesinden bahseden sözü nakledilmemiştir. Hadisin metni ve senediyle alakalı bu açıklamalardan sonra şimdi hadisin fıkhıyla alakalı alimlerin değerlendirmelerini nakledeceğiz. Bu yapacağımız nakiller kendileri bizatihi delil olmasa da hadisi anlama açısından bir karine teşkil etmektedir.


Bu hadislerle alakalı olarak Şeyh Ebu Batin en-Necdi şu açıklamaları yapmaktadır:


وأما الجواب عن الحديث المروي فيمن انفلتت دابته في السفر أن يقول: "يا عباد الله احبسوا" فأجيب بأنه غير صحيح؛ لأنه من رواية معروف بن حسان وهو منكر الحديث قاله بن عدي.
ومن المعلوم - إن كان صحيحا- أن النبي صلى الله عليه وسلم لا يأمر من انفلتت دابته أن يطلب ردها وينادي من لا يسمعه وله قدرة على ذلك، كما ينادي الإنسان أصحابه الذين معه في سفره ليردوا دابته. وهذا يدل -إن صح- على أن لله جنودا يسمعون ويقدرون {وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ} [المدثر:31] وروى زيادة لفظة في الحديث: "فإن لله حاضرا" ، فهذا صريح في أنه إنما ينادي حاضرا يسمع، فكيف يستدل بذلك على جواز الاستغاثة بأهل القبور والغائبين.
فمن استدل بهذا الحديث على دعاء الأموات لزمه أن يقول: إن دعاء الأموات ونحوهم، إما مستحب أو مباح؛ لأن لفظ الحديث "فليناد" وهذا أمر أقل أحواله الاستحباب أو الإباحة. ومن ادعى أن الاستغاثة بالأموات والغائبين مستحب أو مباح فقد مرق من الإسلام.
فإذا تحققت أن الرسول صلى الله عليه وسلم لا يأمر من انفلتت دابته أن ينادي من لا يسمعه ولا قدرة له على ذلك، وكما دل عليه قوله: " فإن لله حاضرا" تبين لك ضلال من استدل به على دعاء الغائبين والأموات الذين لا يسمعون ولا ينفعون،

“Bu rivayet edilen, seferde hayvanını kaybeden kişinin ‘Ey Allahın kulları tutun’ demesiyle alakalı hadis hakkında verilecek cevab öncelikle bu hadisin sahih olmadığıdır. Zira hadisin isnadında Ma’ruf bin Hasan vardır ki İbnu Adiyy onun hakkında “münker’ul hadis” demiştir. Eğer bu hadis sahih olsa bile Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hayvanı kaybolan kişinin kendisini işitmeyen ve bu hususta bir kudrete sahip olmayan bir kimseye seslenerek ondan istemesini emretmemiştir. Bu tıpkı insanın beraber yolculuk yaptığı arkadaşlarından hayvanını bulmalarını istemesi gibidir. Bu hadis sahihse Allahın (bu tarz nidaları) işiten ve (bunlara karşılık vermeye) güç yetiren orduları olduğuna delalet eder. “Rabbinin ordularını Ondan başka kimse bilmez” (Müddessir: 31) Ayrıca bu hadisin bazı lafızlarında şöyle bir ziyade vardır: “Allahın (yeryüzünde) hazır olan (kulları) vardır.” İşte bu, hadiste bahsedilen kişinin o anda hazır olan ve işiten birisine seslendiği hususunda gayet açıktır. Şu halde nasıl olur da bu hadisle kabir ehli ve gaibte olanlardan yardım istemeye delil çıkartılır?” (Ebu Batin en-Necdi, Dehdu Şubehatin ale’t Tevhid, sf 44-45)

Süleyman bin Sehman en-Necdi ise Şam ehlinden “Ahmed Paşa” isimli bir mülhide yazdığı reddiyesinde bu şahsın sözkonusu hadisi ölülere ve gaiblere dua etmenin meşruiyetine delil getirmeye çalışmasına karşılık şunları söylemektedir:


وكل أسانيد هذه الروايات لا تخلو من مقال وعلى تقدير صحتها فليس فيه إلا نداء الأحياء والطلب منهم ما يقدر هؤلاء الأحياء عليه وذلك مما لا يجحد أحده، وأين هذا من الاستغاثة بأصحاب القبور من الأولياء والصالحين؟ وكون المراد بعباد الله رجال الغيب كما زعم بعض المتصوفة فهو مردود بل هو من الخرافات ومثله زعم وجود الأوتاد والأقطاب والأربعين وما أشبه ذلك، فإن قيل إن عباد الله المذكورين غائبون وأنتم تمنعون من دعاء الأموات والغائبين.
فالجواب أن نقول: هؤلاء ليسوا بغائبين وعدم رؤيتهم لا يستلزم غيبتهم فإنا لا نرى الحفظ ومع ذلك فهم حاضرون ولا نرى الجن ومع ذلك فهم حاضرون وكذلك الشياطين والهواء ونحو ذلك فإن علة الرؤية ليس هو الوجود فقط وأيضاً فإن الأسباب الظاهرة العادية ولا خلاف بين أهل العلم في جوازها فلا حجة لهم في هذا الحديث ولا متعلق لهم فيه بوجه من الوجوه والله أعلم.


“Öncelikle bu rivayetin bütün isnadları hakkında (tenkid yönünde) konuşulmuştur. Bu hadisin sahih olduğu farzedilse bile burada ancak dirilere seslenmek ve bu hayatta olan varlıklardan güçlerinin yettiği şeyleri istemek sözkonusudur. Bu ise kimsenin inkar ettiği bir mesele değildir. Bunun neresinde kabir ehlinden, Salihlerden ve velilerden yardım isteme vardır? Bazı tasavvufçuların bu hadiste bahsedilen Allahın kulları ifadesi ile “Rical’ul Gayb” dedikleri Evtad, Kutub, Erbeun (Kırklar) gibi iddia olunan varlıkların kasdedildiğini ileri sürmeleri ise reddedilir, bilakis bu aslı olmayan hurafelerden birisidir.

Eğer denilirse ki “Bu hadiste bahsedilen Allahın kulları gaibtedir, halbuki siz ölülere ve gaiblere dua etmeyi men ediyorsunuz” buna şöyle cevab veririz: Bu hadiste bahsedilen kullar gaibte değildir. Onları görmememiz gaibte olmalarını gerektirmez. Zira biz “Hafaza” denilen koruyucu melekleri görmeyiz fakat buna rağmen onlar hazırdadır (gaibte değildir) Keza cinleri görmeyiz ancak onlar hazırdadır. Şeytanlar ve hava gibi şeyler de böyledir. Görmenin tek illeti var olmak değildir. (Allahu a’lem bir şeyin hazırda mevcut olması, sadece görülmesine bağlı değildir, yanımızda olduğu halde göremediğimiz birçok şey vardır demek istemektedir. Müt.) Görünen, olağan sebeblere sarılmanın cevazı hususunda alimler arasında ihtilaf yoktur. (Reddedilen şey aklın ve şeriatın reddettiği olağandışı vasıtalardır müt.) Kısacası bu hadiste onların lehine bir delil olmadığı gibi hiçbir yönden tutunabilecekleri bir şey de yoktur” (Suleyman bin Sehman, Keşfu Geyahib’iz Zalam, 278-279)

İbn Sehman Şam ehline yazdığı başka bir reddiyede ise şöyle demektedir:


وعلى تقدير صحته إنما يفيد نداء حاضر، كنداء زيد عمرا مثلا ليمسك دابة أو ليرجعها، أو ليناوله ماء أو طعاما، أو نحو ذلك، وهذا مما لا نزاع فيه، غاية ما في الباب أن عمروا مثلا محسوس، وهؤلاء لا يرون لأنهم إما مسلمو الجن أو ملائكة مكلمون، لا نداء على شيء لا2يقدر عليه إلا الله تعالى

“Bu hadisin sahih olduğu farzedilse bu ancak hazırda bulunan kişilere nida etmeyi ifade eder. Mesela Zeyd’in Amr’a mesela hayvanını tutması veya geri çevirmesi için seslenmesi gibi, veyahut da kendisine su, yemek vb şeyleri getirmesini istemesi gibi. Bu konularda zaten bir ihtilaf yoktur. Bu babta söylenecek nihai şey Amr misalinin hissedilebilen, görülebilen bir örnek olmasıdır. Hadiste bahsedilenler ise görülmemektedir. Çünkü bunlar müslüman cinler veyahut da müvekkel meleklerdir. Sonuçta burada Allahtan başkasının gücünün yetmediği bir konuda bir başkasına nida edilmesi, seslenilmesi sözkonusu değildir.” (Suleyman bin Sehman, es-Savaik’ul Murselet’uş Şihabiyye ala Dahidat’iş Şubeh’iş Şamiyye, 196)

İbn Sehman, Davud bin Cercis’e yazdığı reddiyesinde ise benzer açıklamaları yaptıktan sonra yukarda bahsi geçen İmam Ahmed’in bu hadisle amel ettiğini anlatan kıssayı nakletmekte ve bunun izahının da aynı şekilde olduğunu yani İmam Ahmed’in ölülerden ve gaiblerden değil bilakis hayatta olan kimselerden yardım istediğini söylemektedir. (Suleyman bin Sehman, ez-Ziya’uş Şarik, 578-581)

Muhammed bin Abdulvehhab’ın öğrencisi Hamd bin Nasır bin Mamer ise aynı konuyla alakalı şöyle demiştir:


فأين هذا من استغاثة العبادة؟ بأن ينادي ميتا، أو غائبا في قطر شاسع، سواء كان نبيا أو عبدا صالحا؟!
الوجه السادس: أن الله تعالى قال: {الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْأِسْلامَ دِيناً} [سورة المائدة آية : 3] ؛ فبعد أن أكمله بفضله ورحمته، فلا يحل له أن يخترع فيه ما ليس منه، ونقيس عليه ما لا يقاس عليه; بل الواجب اتباع ما ورد عن النبي صلى الله عليه وسلم فنقول كما أمر به، فإذا نادى شخصا معينا باسمه، فقد كذب على رسول الله صلى الله عليه وسلم ونادى من لم يؤمر بندائه؛ وليس ذلك في كل حركة وسكون وقيام وقعود، وإنما ذلك في أمر مخصوص.

“Bu hadisin istigase ile ve de ister peygamber isterse de Salih bir kul olsun ölülere ve gaiblere uzak mesafelerden seslenmekle ne gibi bir alakası vardır? Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:“Bugün size dininizi kemale erdirdim, size olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamdan razı oldum” (Maide: 3) İşte Allah dinini bu şekilde kemale erdirdikten sonra artık bir kimsenin dinden olmayan bir şey icad etmesi helal olmaz. Keza kıyas edilmeyecek şeyleri birbirine kıyas etmesi de uygun olmaz. Bilakis vacib olan şey, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelene tabi olmaktır öyle ki biz o neyi emrettiyse ancak onu söyleriz. Bundan dolayı bir kimse muayyen bir şahsa ismiyle nida etse Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i yalanlamış ve onun seslenilmesini emretmediği birisine seslenmiş olur. Zira bu hadiste bahsedilen şey her harekette, sükunda, oturmada, kalkmada emredilen bir şey değildir. Bilakis bu özel bir durumla alakalıdır. (Yani ancak yolculukta hayvanını kaybetmiş olan bir kimse isim vermeden ey Allahın kulları diye seslenir. Bunun dışındaki uygulamaların delili yoktur)” (Suleyman bin Sehman, ez-Ziya’uş Şarik, 578-581)

Müteahhir Necd alimlerinden Ahmed bin İbrahim ise aynı hadisin açıklamasında selefi salihinin asla ölülere dua etmek gibi ameller işlemediğini zikrettikten sonra şöyle demiştir:


وحينئذ فلا يخلو إما أن يكون دعاء الموتى أو الغائبين أو الدعاء عند قبورهم والتوسل بأصحابها أفضل أو لا. فإن كان أفضل فكيف يخفى علما وعملا على الصحابة والتابعين وتابعيهم؟ فتكون القرون الثلاثة الفاضلة جاهلة علما وعملا بهذا الفضل العظيم، ويظفر به الخلوف علما وعملا.
وهذان الحديثان اللذان ذكرهما هذا العراقي إما أن يكون الصحابة الذين رووهما وسمعوهما من النبي صلى الله عليه وسلم جاهلين بمعناهما، وعلمه هؤلاء المتأخرون، وإما أن يكون الصحابة علموهما وزهدوا فيهما عملا مع حرصهم على الخير وطاعتهم لنبيهم صلى الله عليه وسلم، وكلاهما محال، بل هم أعلم الناس بكلام رسول الله صلى الله عليه وسلم، وأطوع الناس لأوامره، وأحرص الناس على كل خير، وهم الذين نقلوا إلينا سنة نبينا صلى الله عليه وسلم، فهل فهموا من هذين الحديثين جواز دعاء الموتى والغائبين فضلا عن استحبابه، والأمر به؟؟
.

“Şu halde ölülere ve gaiblere dua etmek, veya kabirleri başında dua etmek, kabirde yatanlarla tevessülde bulunmak, bunu terk etmekten daha efdaldir veya değildir. Eğer bunu yapmak, yapmamaktan daha efdal ise bu gerek ilim gerekse amel bakımından sahabe, tabiin ve etba’ut tabiine nasıl oldu da gizli kaldı? Buna göre üç hayırlı nesil (yani selefi salihin) bu büyük faziletten gerek ilim gerekse amel bakımından mahrum kalmış oluyor! (Zira böyle uygulamaları ne biliyorlar ne de amel ediyorlardı) Güya sonradan gelen halefler bu fazileti bilip amel etmeye nail oluyorlar!

Şimdi Iraki’nin bahsetmiş olduğu bu iki hadisi (Diğeri Rasulullah ile tevessül eden kör adamın hadisidir) Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den işitip rivayet eden sahabeler ya bu hadislerin manasını bilmiyorlardı ve sonradan gelen müteahhirun bunun manasını bildiler; veyahut da sahabe bu hadislerin manasını bildikleri halde ve de hayırla amel etme, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e itaat etme hususundaki hırslarına rağmen bundan yüz çevirdiler! Bu iki ihtimal de imkansızdır! Bilakis onlar, insanlar arasında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kelamını en iyi bilenler ve de onun emirlerine en çok itaat edenler ve her türlü hayra karşı en hırslı olanıydılar. Onlar ki peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetini bize nakledenlerdir, bu iki hadisten ölülere ve gaiblere dua etmenin –müstehab veya emredilen bir husus olması bir yana- cevazını dahi çıkartmışlar mıydı?” (Ahmed bin İbrahim, er-Raddu ala Şubehatil Musteinine bi Gayrillah, sf 82-85)

Alimlerin, ıssız arazide hayvanı ya da eşyası kaybolanlara “Ey Allahın kulları yardım edin” ve buna benzer şekillerde seslenmesini tavsiye eden hadisle alakalı değerlendirme ve açıklamalarını şu şekilde özetleyebiliriz:

1- Öncelikle bu hadis sened bakımından kuvvetli bir hadis değildir ve hadisin bütün tarikleri tenkide uğramıştır bu sebeble bunu sıhhatinde icma edilmiş bir hadis olarak göstermek doğru değildir. Ancak hadisin zayıf olması bazı cahillerin zannettiği gibi hadisin şirk ihtiva ettiği ve alimlerin şirk içeren bir rivayeti tasvip ederek naklettikleri anlamına gelmez. Aşağıda geleceği üzere hadisin muhtevasında herhangi bir şirk olmadığı gibi kabirperestlerin iddia ettiği türden de bir şey yoktur.
2- Hadisin sahih olduğu farzedilse bile bu hüküm belirli bir duruma (ıssız arazide eşyası kaybolan kişiye) hastır ve o durumdaki kişiye sadece Allahın orada hazır olan kullarından yardım istemesi emredilmiştir. Bunun gaibtekilerden yardım istemek gibi şirk fiilleriyle bir alakası yoktur. Hadis, bu muayyen vakıanın haricinde her tür ihtiyaç anında her istediği kişiden yardım istemeye delil teşkil etmez; hadisin böyle genel bir hükme delil teşkil ettiğini söyleyenlerin elinde buna dair hiçbir delil yoktur.
3- Seleften hatta muteber halef alimlerinden hiç kimse bu hadisteki tavsiyeyi hadiste zikredilen durumun haricinde uygulamamışlar ve seleften hiç kimse bu ve benzeri hadislere dayanarak ölülerden ve gaiblerden yardım istemenin cevazını ileri sürmemiştir. Eğer bu hadis –farzı muhal- kabir ehlinden veya evliyadan yardım istemeye delalet ediyorsa selef neden bunu tatbik etmemiştir? Şüphesizz bunda bir hayır olsaydı sonraki halef bu hususta onları geçemezlerdi. Ancak onlar böyle bir şirkten münezzehtirler.
4- Hadiste Allahın yeryüzünde hazır olan kullarından yani meleklerden bahsedilmektedir. Onları gözümüzle görmememiz onların yanımızda mevcut olmadığı anlamına gelmez. Şu halde bu hadisi gaibte, uzakta olan veya ölmüş olan kimselerden yardım istemeye delil getirmek konuyu minvalinden saptırmak anlamına gelir.
5- Melekler netice itibariyle onların kayıp hayvanını geri getirmek gibi güçleri dahilinde olan konularda yardım edebileceklerdir. Şu halde bundan yola çıkarak rızık, çocuk, yağmur vb Allahtan başkasının güç yetiremeyeceği hususlarda mahlukattan yardım istenebileceğini ileri sürmek aynı şekilde alakasız bir delillendirmedir.

Bu zikredilenlere ek olarak şu hususları vurgulamak istiyoruz. Alimlerin açıklamalarından da görüleceği üzere ıssız arazide bir şey kaybeden kişinin “Ey Allahın kulları yardım edin” diye seslenmesinin kabirperestlerin ve tasavvufçuların yaptığı şekilde ölülere ve uzaktaki gaiblere seslenilmesi, dua edilmesi, bu şekilde onlara gaybı bilme sıfatı yüklemeleri ve sadece Allahın güç yetirebileceği birtakım şeyleri istemeleri gibi şirk fiilleri ile bir alakası yoktur. Çünkü kabircilerin yaptığı bu fiillerde Allaha has olan sıfatların Ondan başkasına verilmesi yani Allahın haricinde ikinci ilahlar edinilmesi sözkonusudur. Bu tür hadisleri kendilerine delil almaya çalışan tasavvufçular bilhassa yardım istedikleri varlıklara karşı besledikleri itikadı kamufle etmekte ve kendilerinin yaptığı fiilleri sanki hadislerde bahsedilenlerin aynısı gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Halbuki –bu hadiste geçtiği şekliyle- Meleklerden yardım isteyen kişiler onlara karşı herhangi bir gizli itikad taşımazlar ve normal insanlardan nasıl yardım istiyorlarsa gözle görünmeyen bu varlıklardan da aynı şekilde yardım isterler. Bu tamamen insanın insana seslenmesi gibidir. Burada şüphe ehlinin kafasını karıştıran tek şey burada seslenilen varlıkların gözle görülmemesidir. Fakat bu melek ve cinlerin görülmemesi bizi işitmeyecek kadar uzakta olmalarını gerektirmez. Sofilerin kendi ilahlarına yükledikleri gibi “Her türlü seslenişi işiten ve icabet eden” gibi ilahi sıfatları taşımalarını da gerektirmez. Ölülerden, şeyhlerden vb’den meded umanlar ise bu varlıklara karşı korku, ümit, tevekkül ve huşu içerisinde yani tıpkı Alemlerin Rabbine yapıldığı şekliyle yönelmekte ve onların gaybı bildiğini ve de kendilerini her zaman ve mekanda işitip icabet edeceklerine inanarak onlara seslenmekte yani dua etmektedirler. Kaldı ki geçmişte ve günümüzde meleklere, peygamberlere,  Salihlere ibadet edenler Allaha mahsus isim, sıfat ve yetkileri bu zatlara vermekte ve onlardan Allahtan başkasının güç yetiremeyeceği şeyleri istemektedirler. Burada ise meleklerden istenen şey tamamen onların güçleri dahilindeki hayvanı geri getirme gibi şeylerdir, ayrıca hadiste meleklerin hazırda oldukları vurgulanmaktadır ki böylece kendi yaratılış sıfatlarına göre işitmesi mümkün olmayan çok uzaktaki bir varlığın –velev ki melek ve cin de olsa-  yardıma çağırılması sözkonusu olmadığı ortaya çıkmaktadır. Müşrikler ise başları sıkıştıklarında ölmüş bulunan Abdulkadir Geylani gibi velileri veyahut da binlerce km uzakta olan şeyhlerini imdada çağırmaktadırlar. Bunun ise Allaha has olan semi (her şeyi işiten), Basir (her şeyi gören) gibi sıfatlarını mahlukatına vermekten başka bir anlamı yoktur. Aradaki fark açıktır. Kabirperestlerin yaptığı amelde Allahtan başka varlıklara karşı şirk olan bir itikad ve gizli bir inanç beslemek sözkonusu iken meleklerden yardım isteyenlerin böyle bir durumu sözkonusu değildir. Allah onların koşmakta oldukları ortaklardan münezzehtir. Bu açıklamalardan sonra iddia sahibine şu soruları yöneltmeyi gerekli görüyoruz:

1- Sizler bu hadisleri tam olarak neye delil getiriyorsunuz? Eğer bu hadisleri şu an tasavvufçular ve kabirciler arasında uygulanmakta olan malum fiillere yani başı sıkıştığında ölülerden veyahut da bizi işitmesi mümkün olmayan gaibteki kişilerden yardım istemeye delil getiriyorsanız yanımızda hazır olan meleklerle alakalı bu rivayeti nasıl delil getirebiliyorsunuz, bu hadisin sizin iddianızla nasıl bir alakası vardır?

2- Siz bu hadislerden hüküm çıkartmaya ehil olan kişiler misiniz? Velev ki ehliyet sahibi olduğunuz bile farzedilse seleften yani ilk üç hayırlı nesilden hiç kimse bu hadislerden ölülerden istigasede bulunmaya delil getirmiş midir? Eğer selefin böyle bir şey yapmadığını kabul ediyorsanız şu halde sizler ve sizin tabi olduğunuz kişiler –velev ki ilim sahibi bile olsalar- seleften daha mı akıllılar ki bu hadisten selefin çıkartmadığı neticeleri çıkartmışlar yoksa seleften daha mı çok hayır ameller peşindeler ki onların terk ettiği bir amelle Allaha yaklaşmaya çalışıyorlar?

Bu türden iddiacılarla karşılaşan herkese iddia sahibine bu soruları yöneltmesini tavsiye ediyoruz. Bu soruların cevapları  üzerinde düşünen herkes bu iddiaların batıllığını idrak edeceği gibi, bu iddiacıların yaptığının ancak –bütün dalalet ehlinin yaptığı gibi- sadece birbirlerine bazı noktalardan benzeyen fakat temelde birbirinden farklı olan şeyleri birbirine mukayese ederek fasit, geçersiz kıyaslar yapmaktan ibaret olduğunu anlar. Onlar asla kendi yaptıkları batıl amellerin birebir aynısına dair şeri bir delil getiremeyecekleri gibi seleften bunun tıpatıp aynısını yaptıklarına dair bir nakil de getiremezler. Onlar ancak meselelerin arasını ayırd etmekten aciz olan kıt akıllı kimselerin önüne böyle nakiller getirirler ancak asla meseleleri sonuna kadar tahkik etmeye yanaşmazlar, çünkü getirdikleri deliller tahkik edildiğinde kendi iddia ettikleri şeyle hiçbir alakası olmadığı ortaya çıkacaktır Allahın izniyle.
Ahiru davana enil hamdu lillahi rabbil alemin.
 


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1903
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: "EY ALLAHIN KULLARI YARDIM EDİN" HADİSİ HAKKINDA
« Yanıtla #1 : 02.04.2020, 18:25 »
Bismillah. "Kahtalı Kara Molla" ismiyle birtakım videolar yayınlayıp sözüm ona selef imamlarının hatta İbn Teymiye, İbn Kayyım gibi alimlerin de kendileriyle aynı akidede olduğunu iddia eden kuburi, sofi, ittihadi, cehmi akidesine sahip olan şahsa buradan sesleniyoruz! Bu meseleler, öyle alimlerin kitaplarından işine gelen birkaç paragrafı siyakına sibakına bakmadan kesip cahillerin önüne atıp kaçmayla halledilemez! Kim olursa olsun bir alimin ne kasdettiği ancak nakli iyice tahkik ederek ortaya çıkar. Bunun dışındaki şeyler ancak "propaganda"dır, ilimle alakası yoktur. Şimdi bu şahıs, yukarda geçen hadisi ve İmam Ahmed'in konuyla alakalı uygulamasını esas alarak, İmam Ahmed'in istigaseye cevaz verdiğini iddia ediyor. Bu kişiye soruyoruz: İmam Ahmed, sizin yaptığınız gibi ölülerden, gaiblerden istigaseye, medet ummaya mı cevaz verdi, yoksa hadiste geçtiği şekliyle çölde vesair yerlerde hazır bulunması muhtemel olan meleklerden mi yardım istedi? İmam Ahmed'in bu amelinden şimdiki şirk amellerine cevaz verdiğini hangi ilimle, hangi usulle istidlal ettin? Bu yazıda ayrıntılı olarak görüldüğü üzere alimler, meseleyi tahkik etmişler ve bu hadisin kabirperest tasavvufçuların ameline delil teşkil etmeyeceğini ortaya koymuşlar. Eğer konuyla alakalı bir ilmi olan varsa, 2-3 dakikalık videoları bir kenara bıraksın, gelsin burada yazılanlara cevap versin, çürütebiliyorsa bunları çürütsün vesselam...

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
5 Yanıt
3181 Gösterim
Son İleti 21.12.2019, 23:03
Gönderen: İbn Umer
1 Yanıt
5644 Gösterim
Son İleti 01.09.2019, 12:54
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
9 Yanıt
4788 Gösterim
Son İleti 16.12.2019, 07:35
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
926 Gösterim
Son İleti 09.08.2018, 23:54
Gönderen: Es-Sarimul-Meslul
1 Yanıt
2122 Gösterim
Son İleti 29.09.2018, 11:51
Gönderen: İbn Teymiyye