Darultawhid

Gönderen Konu: MUSA VE HIZIR ALEYHİM'ES SELÂM KISSASINDAN İLİM TALEBELERİNE FAYDALAR  (Okunma sayısı 1706 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Giriş

بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين وأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له وأشهد أن محمدا عبده ورسوله صلى الله عليه وعلى آله وصحبه وسلم أما بعد

Musa (Aleyh’is Selam) ile Allahu Te’ala’nın kendisine katından bir “rahmet” verdiği ve tarafından kendisine bir “ilim” öğrettiği kullarından bir “kul” (Hızır Aleyh’is Selam) arasında geçenlerin zikredildiği Kehf Sure’sindeki kıssa alim olsun ilim talebesi olum ilim ehli için çok muazzam yol göstermeler ve öğütler içermektedir. Bu kıssa da ayrıca genel anlamda güzel ahlaktan sayılan birçok örnek bulunmaktadır ki biz bütün bunlara gücümüz nisbetinde işaret ettik. Tevfik Allahu Te’ala’dan’dır.

Musa (Aleyh’is Selam) Kelimullah ve Ulu’l Azm peygamberlerden biri, Kur’an’da en çok ismi geçen peygamberdir. Hızır (Aleyh’is Selam) ise Allahu Te’ala’nın katından kendisine bir rahmet verip bir ilim öğrettiği kullarından bir kul ve –bazı alimlerin muhalefetine karşın- Allah’ın nebilerinden bir nebidir.

Öncelikle Kitab ve Sünnet’te yeraldığı şekliyle Musa (Aleyh’is Selam) ile Hızır (Aleyh’is Selam) kıssasını toplu halde veriyoruz:
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Kitab ve Sünnet'te Musa (Aleyh’is Selam) ile Hızır (Aleyh’is Selam) Kıssası

Allahu Te’ala Kehf Sure’sinde bu kıssayı zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır:

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّى أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُباً فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَباً فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَذَا نَصَباً قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَباً قَالَ ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصاً فَوَجَدَا عَبْداً مِّنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْماً قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْراً وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْراً قَالَ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ صَابِراً وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْراً قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْأَلْنِي عَن شَيْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْراً فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ خَرَقَهَا قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئاً إِمْراً قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْراً قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْراً فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا لَقِيَا غُلَاماً فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْساً زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْئاً نُّكْراً قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِي صَبْراً قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي قَدْ بَلَغْتَ مِن لَّدُنِّي عُذْراً فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَاراً يُرِيدُ أَنْ يَنقَضَّ فَأَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَاتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْراً قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِع عَّلَيْهِ صَبْراً أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدتُّ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءهُم مَّلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْباً وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَاناً وَكُفْراً فَأَرَدْنَا أَن يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْراً مِّنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ رُحْماً وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحاً فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ذَلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً

“Hani Musa genç yardımcısına demişti:

İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun yıllar (zaman) geçireceğim.

Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) geçtiklerinde (Musa) genç yardımcısına dedi ki:

Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız yolculuktan gerçekten yorulduk. (Genç yardımcısı) dedi ki:

Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu. (Musa) dedi ki:

Bizim de aradığımız buydu.

Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler. Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki:

Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim? (Hızır) dedi ki:

Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. (Böyleyken) önünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin? Musa dedi ki:
 
İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim. (Hızır) dedi ki:
 
Eğer bana uyacak olursan, hiç bir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.
 
Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) dedi ki:

İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın. (Hızır) dedi ki:
 
Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi? Musa dedi ki:
 
Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma.

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) dedi ki:

Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın. (Hızır) dedi ki:
 
Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi? Musa dedi ki:
 
Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun.
 
(Yine) böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) dedi ki:

Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin. (Hızır) dedi ki:
 
İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim:
 
Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.
 
Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı,  onun kendilerini azgınlık ve inkara sürüklemesinden endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.
 
Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur..."
(el-Kehf 18/60-82)

Bu kıssada gelişen olayların sebebi Sahihayn (Buhari ile Müslim) ile Tirmizi ve İmam Ahmed'in Ubey bin Ka'b (Radiyallahu Anh)'dan, İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma) ve Sa’id bin Cubeyr (Rahimehullah) yoluyla –uzun olmasına karşın dört kitapta da hemen hemen aynı metinle- naklettikleri rivayette yer almaktadır ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:


حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبَكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى صَاحِبَ الْخَضِرِ لَيْسَ هُوَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، إِنَّمَا هُوَ مُوسَى آخَرُ‏.‏ فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَنَّ مُوسَى قَامَ خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَسُئِلَ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ فَقَالَ أَنَا‏.‏ فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ بَلَى، لِي عَبْدٌ بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ‏.‏ قَالَ أَىْ رَبِّ وَمَنْ لِي بِهِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ أَىْ رَبِّ وَكَيْفَ لِي بِهِ ـ قَالَ تَأْخُذُ حُوتًا، فَتَجْعَلُهُ فِي مِكْتَلٍ، حَيْثُمَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَهْوَ ثَمَّ ـ وَرُبَّمَا قَالَ فَهْوَ ثَمَّهْ ـ وَأَخَذَ حُوتًا، فَجَعَلَهُ فِي مِكْتَلٍ، ثُمَّ انْطَلَقَ هُوَ وَفَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ، حَتَّى أَتَيَا الصَّخْرَةَ، وَضَعَا رُءُوسَهُمَا فَرَقَدَ مُوسَى، وَاضْطَرَبَ الْحُوتُ فَخَرَجَ فَسَقَطَ فِي الْبَحْرِ، فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا، فَأَمْسَكَ اللَّهُ عَنِ الْحُوتِ جِرْيَةَ الْمَاءِ، فَصَارَ مِثْلَ الطَّاقِ، فَقَالَ هَكَذَا مِثْلُ الطَّاقِ‏.‏ فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ بَقِيَّةَ لَيْلَتِهِمَا وَيَوْمَهُمَا، حَتَّى إِذَا كَانَ مِنَ الْغَدِ قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا‏.‏ وَلَمْ يَجِدْ مُوسَى النَّصَبَ حَتَّى جَاوَزَ حَيْثُ أَمَرَهُ اللَّهُ‏.‏ قَالَ لَهُ فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ، وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبًا، فَكَانَ لِلْحُوتِ سَرَبًا وَلَهُمَا عَجَبًا‏.‏ قَالَ لَهُ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، رَجَعَا يَقُصَّانِ آثَارَهُمَا حَتَّى انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَإِذَا رَجُلٌ مُسَجًّى بِثَوْبٍ، فَسَلَّمَ مُوسَى، فَرَدَّ عَلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ‏.‏ قَالَ أَنَا مُوسَى‏.‏ قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ، أَتَيْتُكَ لِتُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا‏.‏ قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ، عَلَّمَنِيهِ اللَّهُ لاَ تَعْلَمُهُ وَأَنْتَ عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَكَهُ اللَّهُ لاَ أَعْلَمُهُ‏.‏ قَالَ هَلْ أَتَّبِعُكَ قَالَ ‏{‏إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا * وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏إِمْرًا‏}‏ فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ، فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ، كَلَّمُوهُمْ أَنْ يَحْمِلُوهُمْ، فَعَرَفُوا الْخَضِرَ، فَحَمَلُوهُ بِغَيْرِ نَوْلٍ، فَلَمَّا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ جَاءَ عُصْفُورٌ، فَوَقَعَ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَنَقَرَ فِي الْبَحْرِ نَقْرَةً أَوْ نَقْرَتَيْنِ، قَالَ لَهُ الْخَضِرُ يَا مُوسَى، مَا نَقَصَ عِلْمِي وَعِلْمُكَ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ مِثْلَ مَا نَقَصَ هَذَا الْعُصْفُورُ بِمِنْقَارِهِ مِنَ الْبَحْرِ‏.‏ إِذْ أَخَذَ الْفَأْسَ فَنَزَعَ لَوْحًا، قَالَ فَلَمْ يَفْجَأْ مُوسَى إِلاَّ وَقَدْ قَلَعَ لَوْحًا بِالْقَدُّومِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ مُوسَى مَا صَنَعْتَ قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا، لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا‏.‏ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏.‏ قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا، فَكَانَتِ الأُولَى مِنْ مُوسَى نِسْيَانًا‏.‏ فَلَمَّا خَرَجَا مِنَ الْبَحْرِ مَرُّوا بِغُلاَمٍ يَلْعَبُ مَعَ الصِّبْيَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ فَقَلَعَهُ بِيَدِهِ هَكَذَا ـ وَأَوْمَأَ سُفْيَانُ بِأَطْرَافِ أَصَابِعِهِ كَأَنَّهُ يَقْطِفُ شَيْئًا ـ فَقَالَ لَهُ مُوسَى أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا‏.‏ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏.‏ قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلاَ تُصَاحِبْنِي، قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا‏.‏ فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ مَائِلاً ـ أَوْمَأَ بِيَدِهِ هَكَذَا وَأَشَارَ سُفْيَانُ كَأَنَّهُ يَمْسَحُ شَيْئًا إِلَى فَوْقُ، فَلَمْ أَسْمَعْ سُفْيَانَ يَذْكُرُ مَائِلاً إِلاَّ مَرَّةً ـ قَالَ قَوْمٌ أَتَيْنَاهُمْ فَلَمْ يُطْعِمُونَا وَلَمْ يُضَيِّفُونَا عَمَدْتَ إِلَى حَائِطِهِمْ لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا‏.‏ قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ، سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا‏"‏‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَدِدْنَا أَنَّ مُوسَى كَانَ صَبَرَ، فَقَصَّ اللَّهُ عَلَيْنَا مِنْ خَبَرِهِمَا ‏"‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى، لَوْ كَانَ صَبَرَ يُقَصُّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ‏"‏‏.‏ وَقَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَامَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ صَالِحَةٍ غَصْبًا، وَأَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ كَافِرًا وَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي سُفْيَانُ سَمِعْتُهُ مِنْهُ مَرَّتَيْنِ وَحَفِظْتُهُ مِنْهُ‏.‏ قِيلَ لِسُفْيَانَ حَفِظْتَهُ قَبْلَ أَنْ تَسْمَعَهُ مِنْ عَمْرٍو، أَوْ تَحَفَّظْتَهُ مِنْ إِنْسَانٍ فَقَالَ مِمَّنْ أَتَحَفَّظُهُ وَرَوَاهُ أَحَدٌ عَنْ عَمْرٍو غَيْرِي سَمِعْتُهُ مِنْهُ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا وَحَفِظْتُهُ مِنْهُ‏.‏

"Bize Ali bin Abdillah tahdis etti: Bize Sufyan (İbnu Uyeyne) tahdis etti. Bize Amr bin Dinar tahdis edip şöyle dedi: Bize Sa’id bin Cubeyr haber verip şöyle dedi: Ben İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma)'ya dedim ki:

Nevf el-Bekkai, Hızır'ın arkadaşı olan Musa, İsrailoğulları'nın Musa'sı değildir; o başka bir Musa'dır diye iddia ediyor. Bunun üzerine İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma) dedi ki:

Allah'ın düşmanı yalan söylemiştir.
 
İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma) hadisi şöyle nakletti: Bize Ubeyy bin Ka'b, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şöyle tahdis etti:
 
Musa (Aleyh’is Selam) İsrail oğulları içinde hutbeye kalkmıştı. Kendisine soruldu:

İnsanların en alimi kimdir? Şöyle cevapladı.

En alim benim.

Bu husustaki ilmi Allah en bilendir diyerek Allah'a döndürmediğinden dolayı Allah onu azarladı da ona şöyle buyurdu:

Evet, iki denizin birleştiği yerde benim bir kulum var, işte o senden daha alimdir.
                                   
Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Ey Rabb'im, onunla beni kim görüştürebilir?
 
Bazen ravi Sufyan bu cümleyi şöyle söyledi: Ey Rabb'im, ona nasıl yol bulayım?
 
Allahu Te’ala şöyle buyurdu:

Bir balık alır ve onu bir zenbil içinde taşırsın. Onu nerede kaybedersen o kulum işte oradadır.

Musa (Aleyh’is Selam) bir balık aldı ve onu bir zenbil içine koydu. Bundan sonra Musa (Aleyh’is Selam) hizmetçi genci Yuşa bin Nun (Aleyh’is Selam) ile birlikte gitti. Nihayet o kayanın yanına varınca başlarını yere koydular. Akabinde Musa (Aleyh’is Selam) uyudu. Bu arada balık debelendi ve zenbilden çıkıp denize düştü. Ve deniz içinde kendine şaşılacak bir surette su künkü gibi (bir boşluk bırakarak) yolunu açıp gitti. Allah balıktan suyun akışını tuttu da su, taş gibi oldu. Uyandıktan sonra o gecenin kalanı ile bütün gün yürüdüler. Nihayet sabah olunca Musa (Aleyh’is Selam) hizmetçisine dedi ki:

Kuşluk yemeğimizi getir, yemin olsun biz bu seferimizden garib bir yorgunluk duyduk.

Halbuki Musa (Aleyh’is Selam), Allah'ın emrettiği o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Hizmetçi delikanlısı, Musa'ya dedi ki:

Gördün mü, taşın yanında barındığımız zaman balığı (balığın gittiğini haber vermeyi) unutmuşum. Bunu söylemeyi bana unutturan da şeytandan başkası değil. Balık deniz içinde şaşılacak bir surette yolunu tutup gitti. Balığın girmesi için suda bir oyuk meydana geldi.

Deniz içinde böyle bir yolun açılması Musa ile hizmetçisince hayret edilecek birşey olmuştu. Musa (Aleyh’is Selam), gence dedi ki:

Zaten aramakta olduğumuz buydu.

Bunun üzerine kendi izleri üzerinde, izlerine baka baka geriye döndüler. Taşın yanına varınca bir de baktılar ki, elbiseye bürünmüş bir adam duruyor. Musa (Aleyh’is Selam) ona selam verdi. O da selamı aldı ve sordu:

Senin bulunduğun yerde selam ne gezer? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Ben Musa'yım.(Hızır) sordu:

İsrailoğulları'nın Musa'sı mı? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Evet (İsrailoğulları’nın Musa’sıyım).

Musa (Aleyh’is Selam), dedi ki:

Sana öğretilen rüşd ve hidayetten bana birşey öğretmen için senin yanına geldim. Hızır dedi ki:

Doğrusu sen benim beraberimde asla sabredemezsin. Ya Musa! Ben, Allah'ın bana öğrettiği öyle bir ilim üzerindeyim ki, sen onu bilemezsin. Sen de Allah'ın öğrettiği, Allah ilminden öyle bir ilim üzerindesin ki, onu da ben bilemem. Musa (Aleyh’is Selam) ona dedi ki:

Sana öğretilen ilimden bana da öğretmen için sana tabi olayım mı? Hızır dedi ki:

Doğrusu sen benim beraberimde asla sabredemezsin. İçyüzünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Allah dilerse beni sabredici bulacaksın, sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim. Hızır dedi ki:

Eğer bu suretle bana tabi olacaksan ben sana anlatıp söyleyinceye kadar sen bana hiç birşey sorma.

Bundan sonra deniz kıyısında yürüyerek gittiler. Yanlarına bir gemi uğradı. Kendilerini gemiye almaları için gemicilerle konuştular. Gemiciler Hızır'ı tanıdılar ve onları ücretsiz olarak gemiye aldılar. Onlar gemiye bindikleri zaman bir serçe kuşu geldi, geminin kenarına kondu ve denizden bir iki gaga su aldı. Hızır, Musa'ya dedi ki:

Ya Musa! Benim ilmimle senin ilmin, Allah'ın ilminden bu serçenin gagasıyle denizden aldığı su kadar bile eksiltmez!

Derken Hızır, eline bir balta aldı da gemi tahtalarından birini söktü.

Ravi dedi ki: Musa farkına varmadan Hızır keserle bir tahta sökmüştür.

Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Sen ne yaptın? Adamlar bizi ücretsiz olarak gemilerine almışlarken sen gemilerine kasdedip içindekileri batırmak için mi deliyorsun? And olsun, sen büyük bir iş yaptın. Hızır dedi ki:

Sen beraberimde asla sabredemezsin demedim mi? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Unuttuğum şeyden dolayı beni muahaze etme, şu arkadaşlığımızda bana güçlük yükleme.

Hakikaten Musa'nın bu ilk muhalefeti Musa'dan bir unutma eseri olmuştu. Denizden karaya çıktıkları zaman, diğer çocukların beraberinde oynamakta olan bir oğlana uğradılar. Hızır hemen o çocuğun başından tuttu ve onu eliyle şöyle kopardı. Musa (Aleyh’is Selam) sordu:

Tertemiz, masum bir canı diğer bir can karşılığı olmaksızın öldürdün ha? And olsun ki sen çok kötü bir şey yaptın. Hızır dedi ki:

Ben sana beraberimde asla sabredemezsin demedim mi? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Eğer bundan sonra sana birşey sorarsam benimle arkadaşlık etme; o takdirde tarafımdan muhakkak özre ulaşmışsındır.

Yine gittiler. Nihayet bir memleket halkına vardılar ki, ora ahalisinden yemek istedikleri halde kendilerini konuk etmekten çekinmişlerdi. Derken yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. Hızır, bunu eliyle şöyle doğrultuverdi. Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Bunlar, kendilerine geldiğimiz, bizlere yemek yedirmeyen ve bizleri konuklatmayan bir kavimdir. Sen onların (yıkılmaya yüz tutmuş olan) duvarına geldin de onu doğrulttun. İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın. Hızır dedi ki:

İşte bu, benimle senin ayrılışımızdır. Sana üzerinde sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıssayı buraya kadar hikaye ettikten sonra şöyle buyurdu:

Ne olurdu Musa sabredeydi de, aralarında geçecek haberlerini Allah bize kıssa olarak anlatsaydı."
(Buhari, Hadis no: 3401; Müslim, Hadis no: 2380 Lafız Buhari’ye aittir)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Alim Olsun, İlim Talebeleri Olsun Bu Kıssadan İlim Ehli Tarafından Elde Edilecek Bazı Genel Faydalar

Bu kıssadan -alim olsun, ilim talebeleri olsun- ilim ehli tarafından elde edilecek bazı genel faydaları zikrediyoruz:

* Musa (Aleyh’is Selam) yeryüzünde kendisinden daha alim bir kimse olmadığını söylemiştir. Bunu Allah’a danışmadan yapmış ve yanılmıştır. Allahu Te’ala da ondan daha bilgili bir kimsenin olduğunu kendisine bildirmiştir. İlim talebesi ilim ve diğer konularda alçak gönüllü olmalı, insanların en bilgilisi olsa da böyle bir iddiada bulunmamalı ve kendisine en bilgili olan sorulduğunda “Allah’tır” demelidir.

* İlim talebesi unutmamalıdır ki akıl akıldan üstündür, her alimden daha alim başka bir alim vardır.

* En yüce alim ise elbette ki Allah’tır.

* Kişi ne kadar ilim sahibi olursa olsun her zaman elde edilmeyi bekleyen daha çok ilim vardır.

* İlim ehli sürekli olarak ilimle meşgul olup ilim elde etmeli ve mevcut ilmini arttırmalıdır.

* Bir kimsenin makamı ne olursa olsun (Musa Aleyh’is Selam, Kelimullah ve Ulu’l Azm peygamberlerdendi) yine de kendisini ilme adamalı, ilim peşinde koşmalı ve ilim elde etmek için gerekirse -zorlu ve uzun da olsa- yolculuğa çıkmalıdır. Fazilet sahibi ilim adamlarını tanımak ve bilmediklerini onlardan öğrenmek için üstün gayret göstermeli, böyle bir kişi ile kavuşma arzusu ile hemen harekete geçmelidir. Karşılaştığı zorluklar karşısında adeta zilletle boyun eğerek onunla görüşmenin yolunu arayıp geciktirmeden ilim için yola koyulmalıdır.

* İlim elde edecek olan kişi, ilmi (en azından o meselede) kendisinden daha çok olan bir alimden öğrenmelidir.

* Kişi elde edeceği ilmi, ancak o ilme sahip olandan öğrenmelidir.

* Alimin fazileti sahip olduğu ilim sebebiyledir. Bu ise aynı zamanda hem ilmin hem de alimin faziletini gösterir.

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:


هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (ez-Zümer 39/9)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ
“Allah her kimin hayrını isterse ona din hususunda fıkh (büyük bir anlayış) verir.” (Buhari, Hadis no: 71)

* Musa (Aleyh’is Selam), bu yolculuğa çıkmaya niyet ederek Allah’ın ilim edinmeyi ve bilmeyenin sormasını emrettiği şu ayete muvafakat etmiştir:

فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
“Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.” (el-Enbiya 21/7)

Bu ayet bilmeyenin sorması gerektiğini bildirmekle beraber bilmeyen kimsenin soruyu işin ehline sorması gerektiğini bildirmekte ve aynı zamanda zikir ve ilim ehlinin -soruların kendilerine yöneltilmesi sebebiyle- sahip oldukları fazilete de işaret etmektedir.

* Allahu Te’ala Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e şöyle emretmiştir:


وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْماً
“De ki: Rabbim ilmimi arttır!” (Ta-Ha 20/114)

Alim olan Allah’tır o halde alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, Allah’tan ilmini arttırmasını usanmaksızın istemelidir.

* İlim talebesine, fazilet öğrenmek için üstün asta tabi olması teşvik edilmiştir.

* İlim talebesine, arkadaşa karşı edepli ve alçak gönüllü olması teşvik edilmiştir.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, inatlaşma ve zorluk çıkarma sözkonusu olmaksızın ilmi meseleleri istişare ve müzkere edebilir.

* İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma) “Allah'ın düşmanı yalan söylemiştir!” demektedir ki; ilim adamları hak olmayan birşey işittiklerinde kalpleri bundan nefret eder, sözü ve sahibini –gerektiğinde şiddet bildiren sözlerle- kınayıp insanları münkerden sakındırırlar.

* Hadisin diğer bir rivayetinde İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma) hadisin giriş kısmında
سَلُونِي “Bana sorun!” (Buhari, Hadis no: 4726) demiştir. Alim, “bana sorun” diyerek henüz soru kendisine sorulmadan meclisinde bulunanlara faydalı bir hususu bildirme hususunda istekli/hırslı olmalıdır. Alimlerin ilmin kendilerinden alınmaları hususunda da istekli/hırslı olmaları gerekir. Alim kişi kendini beğenme hastalığından emin olursa ve ilmin unutulma korkusu gibi bir zaruret olursa bu durumda da insanlar kendisine sormadan insanlara “bana sorun!” diyebilir.

* Yine aynı rivayetin devamında Sa’id bin Cubeyr, İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma)’ya hitaben
جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ “Allah beni sana feda etsin!” (Buhari, Hadis no: 4726) demiştir ki, bu da ilim ve fazilet ehli kimselere özellikle de sahabelere karşı saygı duyulduğunu bildiren ifadelere yer verilebileceğini gösterir. İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma), Nevf el-Bekkai’nin, “Hızır'ın arkadaşı olan Musa, İsrailoğulları'nın Musa'sı değildir” sözünü işitince buna çok şiddetli tepki göstererek “Allah'ın düşmanı yalan söylemiştir!” demesine karşın, Sa’id bin Cübeyr (Rahimehullah)’ın bu sözüne ise sessiz kalmıştır. Sahabenin de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hitaben, “Annem babam sana feda olsun Ya Rasulullah!”, “Ben sana feda olayım Ya Rasulullah!” dedikleri ma’ruftur. Misalen Ebu Bekr (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا‏
“(Ya Rasulullah) babalarımız, analarımız sana feda olsun!” (Buhari, Hadis no: 3904)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bazı sahabelere böyle hitap etmiştir. Rivayete göre Ali (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

مَا جَمَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَوَيْهِ لأَحَدٍ غَيْرَ سَعْدِ بْنِ مَالِكٍ فَإِنَّهُ جَعَلَ يَقُولُ لَهُ يَوْمَ أُحُدٍ: ‏ ارْمِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي
“Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Sa'd'dan başka hiçbir kimseye feda etmek üzere, babasını ve anasını birleştirdiğini (“hem babam hem annem sana feda olsun” dediğini) işitmedim.” (Buhari, Hadis no: 4059; Müslim, Hadis no: 2411)

Not: Türkçe’de yaygın olarak yapılan hatalardan biri de فِدَا kelimesinin Türkçe karşılığının “feda” olmasına karşın bu kelime yerine “kurban” kelimesinin kullanılmasıdır. Şüphesiz kurban bir ibadettir ve Allah’tan başkasına kurban kesilmeyeceği gibi Allah’tan başkası için de kurban olunmaz. Her ne kadar çoğu kişi “kurban olayım” vb. ifadelerle bu şirki manayı kasdetmese de bu manayı çağrıştırdığı için böyle bir lafzı kullanmak doğru olmaz. Vallahu a’lem.

* Hadisin diğer bir rivayetinde şöyle denilmiştir:


مُوسَى رَسُولُ اللَّهِ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ قَالَ ذَكَّرَ النَّاسَ يَوْمًا حَتَّى إِذَا فَاضَتِ الْعُيُونُ، وَرَقَّتِ الْقُلُوبُ وَلَّى
“Musa vaaz etti, vaazın tesirinden göz yaşları aktı sonra dönüp uzaklaştı...” (Buhari, Hadis no: 4726)

Dinleyenler üzerinde vaazı etkili olan ve bu yüzden dinleyenlerin boyun büküp ağladığını fark eden vaiz insanları bıktırmamak için vaazı hafif tutmalıdır. Bunun gibi ilim adamı sohbet ve derslerini insanları bıkıp usandırmayacak şekilde veciz ifadelerle anlatmalı ve kısa tutmalıdır.

* İlim talebesinin bir amacı da; şeyh (bu makalede geçen şeyh kelimesinden kasıd hocadır) ile biran önce karşılaşmak ve ondan ilim taleb ederek, kavmine/sosyal çevresine; ilim adamının edebi ile edeplenmelerini öğretmek ve nefsini temizlemek isteyen kişinin alçakgönüllülük yolunu tutması gerektiği hususunda onlara uyarıda bulunmak olmalıdır. Musa (Aleyh’is Selam) kendisine yöneltilen sorunun ardından kendisinden daha bilgili olan kimseyi bulmak, ondan sahip olmadığı ilmi ve fazileti öğrenip kavmine öğretmek istiyordu. Bunun üzerine Allahu Te’ala balığı bir alamet yaptı ve yaşananlar yaşandı.

* İlim talebesinin elde edeceği fayda “rüşde ulaşmak” olmalıdır ki rüşd, doğruya ulaştıran ilme sahip olmaktır. Kişinin, kendisi ile doğruya ulaştığı ve hem kendisinin hem de çevresindekilerin cehaletini giderdiği özellikte bir ilme ulaşmış olması rüşdüne işarettir. Allahu a’lem.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, ilme; rüşd ve hidayet ile kendisi için vacib olana öncelik vermelidir. İlim ehli yaşamı boyunca kendisine faydası olacak hususları öncelikli konumda değerlendirmeli ve fırsatları kollamalıdır. Fırsatlardan istifade ederken de öncelikli olanı daha önemsiz olana tercih etmelidir. Musa (Aleyh’is Selam) yeryüzünde kendisinden daha alim başka bir insanın varlığını öğrenir öğrenmez önceliği ilim edinmeye vermiş ve hazırlığını yaparak buluşma noktasına doğru yol almıştır. Musa (Aleyh’is Selam) ilmi elde etmek hususunda istekli, ısrarcı olarak ve zorlukları göze alarak hedefine ulaşmaya çalışmıştır.

* Bu kıssayla alakalı “İsrailiyat (Yahudi ve Hristiyan kaynaklarına dayanan kadim hikayelerden tefsir ve hadise giren haber, nakil ve rivayetler)” olarak isimlendirilen tarzda çok sayıda nakil bulunmaktadır ki naklettiğimiz hadiste de bunlardan birisi olan Musa (Aleyh’is Selam)’ın Ulu’l Azm peygamberlerden olan Musa peygamber dışında başka bir Musa olduğu iddiasıdır. İbnu Abbas (Radiyallahu Anh) bunu şiddetle reddetmiş ve bu hadisi sözüne delil olarak zikretmiştir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu tarz rivayetler hususunda şöyle buyurmuştur:


بَلِّغُوا عَنِّي وَلَوْ آيَةً، وَحَدِّثُوا عَنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلاَ حَرَجَ، وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
“Benden bir ayet de olsa başkalarına ulaştırın. İsrailoğullarından da nakil yapabilirsiniz, sakınca yoktur. (Ancak) kim benim adıma yalan uydurursa cehennemdeki yerine (şimdiden) hazırlansın.” (Buhari, Hadis no: 3461)

İsrailiyat tarzındaki rivayetler üç başlık altında ele alınabilir:

1- Doğru olduklarına dair İslami delil bulunan sahih haberler.

2- Yalan oldukları delillerle bilinen haberler.

3- Ne doğru ne de yalan olduklarına dair delil bulunmayan, çoğunlukla dini bir faydası bulunmayıp rivayet edilmesi caiz olan haberler. Bu kategorideki nakillere ne inanılır ne de yalanlanır.

İlim ehlinin İsrailiyat türü rivayetler hususunda uyanık olması ve bu tür inceliklere vakıf olması gerekir.

* Hadis’in diğer rivayetinde Sa’id bin Cubeyr (Rahimehullah)’ın şöyle bir ibareyi zikrettiği geçmektedir:


إِنَّا لَعِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ فِي بَيْتِهِ، إِذْ قَالَ سَلُونِي قُلْتُ أَىْ أَبَا عَبَّاسٍ ـ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ ـ بِالْكُوفَةِ رَجُلٌ قَاصٌّ يُقَالُ لَهُ نَوْفٌ، يَزْعُمُ أَنَّهُ لَيْسَ بِمُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ
“Bizler, kendi evinde İbnu Abbas (Radiyallahu Anhuma)'nın yanında bulunuyorduk. O: Bana sorunuz, dediği zaman ben ona dedim ki: Ya Eba Abbas! Allah beni sana feda etsin. Kufe'de halka vaz ve haberler anlatan hikayeci bir adam var, ona Nevf deniliyor. İşte o zat, Hızır'ın yol arkadaşı olan Musa, İsrail oğulları'nın Musa'sı değildir diye söylüyor...” (Buhari, Hadis no: 4726)

“halka vaz ve haberler anlatan hikayeci bir adam” ibaresi onun kınanmış kıssacılık yapan kıssacılardan birisi olduğu izlenimi vermektedir. Kıssaları anlatmak ve insanların bu kıssalar üzerine tefekkür etmelerini, etkilenip ders almalarını sağlamak ma’ruf, meşru ve hayırlı bir iştir. Allahu Te’ala bizlere çok sayıda kıssayı naklettiği gibi, şöyle de buyurmaktadır:

فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
“Artık gerçek haberi onlara aktar ki düşünsünler...” (el-A’raf 7/176)

Sahabeden ve seleften hikmet dolu kıssalar anlatanlar da olmuştur. Ancak zamanın ilerlemesi ile; işin ehlinden alınıp cahillere devşirilmesi ile, insanların ilimden ziyade eğlence tarzı bilgilere yönelmesi sebebiyle, kıssacıların hak ile batılı, hadis ile uydurmaları birbirlerine karıştırmaları, dikkat çekebilmek amacıyla neredeyse imkansız olan şeyleri kıssalarına eklemeleri, kıssacıların sahih kaynakları bırakarak bu tarz kıssalarla dolu olan İsrailiyat ve zayıf rivayetlere yönelmeleri, kıssacılığın mezheb çıkarları doğrultusunda kullanılmaya başlanması, hadis ve fıkıh meclislerinin yerini kıssacıların meclislerinin alması gibi sebeplerle kıssacılar tarafından avama anlatılan kıssaların çoğu zaman zararı faydasından çok olmuş ve kıssacılık kınanmıştır. Bu sebeple de kıssacılar ("bkz; Kıssacıların Rivayetlerinin Sıhhat Durumları)" kınanmıştır. İmam Ahmed bin Hanbel (Rahimehullah) bu hususta şöyle demiştir:

أكذب الناس القُصَّاص...فأما هؤلاء الذين أحدثوا من وضع الأخبار والأحاديث فلا أراه

“İnsanların en yalancıları kıssacılardır. (...) Haberler ile hadisleri birbirine karıştıranlara gelince, böylelerinden uzak durulur.” (İbnu Muflih el-Hanbeli, el-Adab’uş Şeriyye, 2/82-84)

Kıssacılığın kınanmasına dair bazı nakiller şunlardır:

Habbab (Radiyallahu Anh)’dan yapılan rivayete göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:


إِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ لمَّا هَلَكُوا قَصُّوا
“İsrailoğulları helak olunca kıssacılığa başladılar.” (Taberani, Mu’cem’ul Kebir, Hadis no: 3705; İbnu Vaddah, Bide’, no: 46)

Meymun bin Mehran dedi ki:

القاص ينتظر المقت من الله

“Kıssacı Allah’tan aşağılanmayı beklesin.” (Abdullah İbnu Mubarek, ez-Zühd, 49)

Rivayette “vaaz ve haberler anlatan hikayeci bir adam” şeklinde bahsi geçen Nevf el-Bekkai’nin “Hızır'ın arkadaşı olan Musa, İsrailoğulları'nın Musa'sı değildir” demesi de bu kıssanın Tevrat ve İncil’de yeralmaması sebebiyle olabilir. Allahu a’lem! İlim ehli hem İsrailiyat hem de kıssacılık mevzularındaki inceliklere dikkat etmelidir.

Musa (Aleyh’is Selam) ile Hızır (Aleyh’is Selam) arasında geçen olayların anlatıldığı kıssanın Kitab ve Sünnet’te nasıl anlatıldığını göstermek için ayetleri ve hadisi toplu olarak verdik. Giriş mahiyetinde bazı faydaları zikrettik bundan sonra ayet gruplarını tek tek ele alıp –tekrara düşmemeye gayret ederek- faydaları, kaideleri, asıl ve fer ilkeler ile edeble alakalı nükteleri zikretmeye çalışacağız inşallah!.. Tevfik Allah’tan!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Musa (Aleyh’is Selam)’ın Yuşa bin Nun (Aleyh’is Selam) İle Yolculuğu

Öncelikli olarak Musa (Aleyh’is Selam)’ın Yuşa bin Nun (Aleyh’is Selam) ile yolculuğunun Kitab ve Sünnet'te nasıl geçmekte olduğunu hatırlatıp ardından kıssanın bu bölümünden -alim olsun, ilim talebeleri olsun- ilim ehli tarafından elde edilecek bazı faydaları zikredeceğiz inşallah.

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

“Hani Musa genç yardımcısına demişti:

İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun yıllar geçireceğim.

Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) geçtiklerinde (Musa) genç yardımcısına dedi ki:

Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız yolculuktan gerçekten yorulduk. (Genç yardımcısı) dedi ki:

Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu. (Musa) dedi ki:

Bizim de aradığımız buydu.

Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.”
(el-Kehf 18/60-64)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurmaktadır:

“Allahu Te’ala şöyle buyurdu:

Bir balık alır ve onu bir zenbil içinde taşırsın. Onu nerede kaybedersen o kulum işte oradadır.

Musa (Aleyh’is Selam) bir balık aldı ve onu bir zenbil içine koydu. Bundan sonra Musa (Aleyh’is Selam) hizmetçi genci Yuşa bin Nun (Aleyh’is Selam) ile birlikte gitti. Nihayet o kayanın yanına varınca başlarını yere koydular. Akabinde Musa (Aleyh’is Selam) uyudu. Bu arada balık debelendi ve zenbilden çıkıp denize düştü. Ve deniz içinde kendine şaşılacak bir surette su künkü gibi (bir boşluk bırakarak) yolunu açıp gitti. Allah balıktan suyun akışını tuttuda su, taş gibi oldu. Uyandıktan sonra o gecenin kalanı ile bütün gün yürüdüler. Nihayet sabah olunca Musa (Aleyh’is Selam) hizmetçisine dedi ki:

Kuşluk yemeğimizi getir, yemin olsun biz bu seferimizden garib bir yorgunluk duyduk.

Halbuki Musa (Aleyh’is Selam), Allah'ın emrettiği o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Hizmetçi delikanlısı, Musa'ya dedi ki:

Gördün mü, taşın yanında barındığımız zaman balığı (balığın gittiğini haber vermeyi) unutmuşum. Bunu söylemeyi bana unutturan da Şeytan’dan başkası değil. Balık deniz içinde şaşılacak bir surette yolunu tutup gitti. Balığın girmesi için suda bir oyuk meydana geldi.

Deniz içinde böyle bir yolun açılması Musa ile hizmetçisince hayret edilecek birşey olmuştu. Musa (Aleyh’is Selam), gence dedi ki:

Zaten aramakta olduğumuz buydu.

Bunun üzerine kendi izleri üzerinde, izlerine baka baka geriye döndüler.”
(Buhari, Hadis no: 3401; Müslim, Hadis no: 2380 Lafız Buhari’ye aittir)

Alim Olsun, İlim Talebeleri Olsun İlim Ehli Tarafından Elde Edilecek Bazı Faydalar

* İlim adamı daha çok bilgi elde etmek maksadıyla yolculuğa çıkabilir, bu hususta hizmetçi ve arkadaşının yardımını alabilir. Fazilet sahibi ve ilim adamı kimselerle karşılaşma fırsatını -bulundukları bölgeler uzak olsa dahi- bir ganimet bilmelidir.

* Alim ve fazilet sahibi bir kimseye fazileti daha alt mertebede olan kimsenin hizmet etmesi ve ihtiyaçlarını görmesi mürüvvet ve iyi ahlaktandır.

* İlim talebesi de aynı şekilde ilim elde etmek için uzun ve yorucu yolculukları göze almalı, yol azığını, erzağını hazırlamalıdır. Yol arkadaşı olacak ve/veya ilim meclisinde arkadaşlık edebileceği kimseler varsa onlarla birlikte hareket etmelidir. İlim talebesinin ilim elde etmeden önce hazırlığını yapması gerektiği ve önceden hazırlıklarını tamamlayarak; edineceği ilim, ilmi kendisinden alacağı şeyh, geçimini temin etme yolları vb. hususları netleştirerek yola girmesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Yola çıkmadan aile, yol arkadaşı ve yanındaki diğer ilim talebelerini bu yolculuğu hususunda ve hedefleri hususunda bilgilendirmelidir. Zira bu, yolculuk için hazırlık yapmak, yolculuk sırasında ve eğitim sırasında gerekli olacak aletleri edinmek ve ilim edinme arzusunu izhar edip, hedefleri netleştirmek açısından son derece önemlidir.

* İlim talep edilirken kişinin kendisinden istifade edebileceği, maddi-manevi faydalanacağı yoldaşlar ve ilim talebeleri edinmesi ilim edinme yolunda ona çok fayda elde etmesine vesile olacaktır. Böyle arkadaşlar kişinin hayırda yarışmasına, yol açacaktır. Unutulmamalı ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:


الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ
“Kişi halilinin (dostunun) dini üzeredir. Sizden biriniz kiminle arkadaş olduğuna baksın!” (Tirmizi, Hadis no: 2378; Ebu Davud, Hadis no: 4833);

مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَالْجَلِيسِ السَّوْءِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الْمِسْكِ، وَكِيرِ الْحَدَّادِ، لاَ يَعْدَمُكَ مِنْ صَاحِبِ الْمِسْكِ إِمَّا تَشْتَرِيهِ، أَوْ تَجِدُ رِيحَهُ، وَكِيرُ الْحَدَّادِ يُحْرِقُ بَدَنَكَ أَوْ ثَوْبَكَ أَوْ تَجِدُ مِنْهُ رِيحًا خَبِيثَةً
“İyi arkadaş ile kötü arkadaşın meseli, misk (güzel koku) sahibi ile demirci körüğü gibidir. Misk sahibinden (gelecek olan şu faydalar) senden asla eksik olmaz: Ya sen ondan (miskten) bir miktar satın alırsın, yahud onun güzel kokusunu hisseder koklarsın... Demirci körüğü ise bedenini yahud elbiseni yakar, yahud da ondan pis bir koku hissedersin...” (Buhari, Hadis no: 2101)

Selef-i Salih'in adeti de hep bu idi. İlim için, bir hadis dinlemek için bir ay mesafelik yol kateder, bir beldeden diğerine yolculuk ederlerdi. Bundan dolayı ilim için yolculuk yapanlar bu hususta üstün pay sahibi oldular, gayretleriyle üstün başarılar elde ettiler, ilimlerde ayaklarıyla yere sağlam bastılar. O bakımdan gerek şan ve şöhretleri, gerek ecirleri, gerekse de faziletleri bakımından en üstün payı elde ettiler.

* Allahu Te’ala Musa (Aleyh’is Selam)’ın genç yardımcısı olan Yuşa (Aleyh’is Selam)’ı yükselttiği gibi bütün ilim talebelerinin –dünyadaki ve ahiretteki- derecelerini de yükseltir.

* Musa (Aleyh’is Selam)’ın fazilet ve ilim elde etmek amacıyla Hızır (Aleyh’is Selam)’ın peşinden gittiği gibi, Yuşa (Aleyh’is Selam) da uzun yıllar boyunca Musa (Aleyh’is Selam)’ın peşinde ve hizmetinde bulunmuş ve faziletli, salih bir kimsenin yanında bulunan kişilerin ondan çokça istifade edeceklerine örnek olacak biçimde Musa (Aleyh’is Selam)’dan fazilet ve ilim namına istifade etmiştir.

* Musa (Aleyh’is Selam)’ın bu uzun meşakkatli yolculuğa (tefsirlerde, yıllarca ve sayılamayacak kadar çok uzun zaman denildiği gibi her günü dünya sayısı ile bin sene olan seksen bin yıl sürebileceği –yani Musa Aleyh’is Selam’ın bu kadar uzun da sürecek olsa bu yolculuğa azmettiği, bunu göze aldığı- dahi ifade edilmiştir) çıkmış olması onun ilmin önemini çok iyi bildiğini göstermesi yanında aynı zamanda ilim talebesinin; ilme ulaşma yolunda ve ilim edindiği sırada karşılaşacağı zorluklara karşı sabırlı olması gerektiğini de ifade eder. Sabredemeyen kişi ise nefsini ıslah edip kendisini sabretmeye zorlamalıdır ta ki sabrı öğrenip sabır ile amel edene kadar... Kişi salih amel ve ilim talebinde yorgunluğu göze almalı, yorulmalıdır. Ruh Allah için yorulduğunda beden yorulmaz, Allah için çalışan yorulmaz... Hem unutmamalıdır ki; ilim gıpta edilen birşeydir ve gıpta edilen birşey için de zorluklara katlanılır. Zira Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:



لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا
“Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir: Allah’ın kendisine ihsan ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse. Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse.” (Buhari, Hadis no 1409; Müslim, Hadis no: 815)

* İlim talebesi bu zorlukları göze alıp halis niyet ile yola çıktığında, yolculuğunun sonuna kadar Allah ona yardım eder. Musa (Aleyh’is Selam) buluşma noktasını geçene kadar yorgunluk hissetmemişti. Bunun gibi, Allahu Te’ala ile görüşmek üzere gittiği kırk güne tamamlanan süre boyunca yemek yiyip içmediği yönünde nakiller bulunmakla beraber buluşma noktasını geçip gidene kadar açlık da hissetmemişti. Şöyle denilmiştir:

“Musa (Aleyh’is Selam) münacatta bulunmak üzere yola koyuldu. Kırk gün yemek ihtiyacı duymaksızın orada kaldı. Ama bir insanın (Hızır Aleyh’is Selam’ın) yanına gitmek için yola koyulunca günün bir bölümünde dahi acıktı.”

* Yemek yemek ve vücuda gerekli gıdayı almak –katiyyen aşırıya kaçmamak şartıyla- kişinin ilim talebi yolundaki mücadelesinde önemli bir yer tutar. Zira güçsüz ve zayıf olan insan zorluklarla mücadelede üstün gelemez. Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehlinin yiyip içtiklerine dikkat etmesi; temiz ve helal besinler yediği gibi kişiyi miskinliğe sevkeden yiyeceklerden ve çok yemekten de uzak durmalıdır. Alimler kitaplarda hıfz için faydalı olan, ilim elde etmek için tavsiye edilen ve kaçınılması gereken besinleri de yer yer zikretmiştir. İlim ehli kişinin güç ve kuvvetten düşmesine, zafiyet geçirmesine sebebiyet vermek suretiyle kişiyi ilim edinmekten alıkoyacak şekilde açlıktan da kaçınmalıdır. Dengeli ve kişinin hedeflerine hizmet edecek şekilde bir diyete uymasının da -Allah’ın izniyle- ona faydası olacaktır. İlim taleb ederken, ibadet ederken, cihad ederken zorluklara sabretmek ve yapılan amelden vazgeçmemek için güçlü ve kuvvetli olmak gerekir. Allahu Te’ala nezdinde kuvvetli mümin daha sevimlidir zira Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:


الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ
“Kuvvetli mümin, Allah'a zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir.” (Müslim, Hadis no: 2664)

* İlim talebesinin sabırlı olması gerektiğini gösteren hususlardan birisi de Musa (Aleyh’is Selam)’ın Yuşa (Aleyh’is Selam)’a kızmaması, öfkelenmemesidir. İlim talebesi özellikle ilim talebi yolunda karşılaşacağı zorluklara, ilim edindiği şeyhine ve diğer ilim talebelerine karşı sabırlı olmalıdır.

* Şeytan ilim talebesinin ilim edinmesini engellemek, ilmi ve salih amelleri unutmasını sağlamak için ilim talebesine birtakım şeyleri unutturur veya olduğundan daha önemsiz gösterebilir. İlim ehli Şeytan’ın bu hilesinin farkında olup ona asla aldanmamalıdır zira Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:


إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَواْ إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِّنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُواْ
“(Allah'tan) sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar)...” (el-A’raf 7/201)

* İlim talebesi bir hata yaptığında derhal hatasından dönmeli ve yapılan yanlışı telafi etmelidir.

* İlim talebesi gündemini belirlemeli ve tam olarak ne aradığını, tam olarak neyin peşinde olduğunu bilmelidir.

* Kişinin yemeğini yol arkadaşı, hizmetlisi gibi kimselerle paylaşması, birlikte yemesi iyi ahlaktandır. Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli bundan payına düşeni almalıdır.

* Yine kişinin başkalarının hatalarını bağışlaması da iyi ahlaktandır. Allahu Te’ala başkalarını affedip, hoşgörenleri bağışlaması hususunda şöyle buyurmaktadır:


وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, miskinlere ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (en-Nur 24/22)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Musa (Aleyh’is Selam)’ın Hızır (Aleyh’is Selam) İle Buluşması

Öncelikli olarak Musa (Aleyh’is Selam)’ın Yuşa bin Nun (Aleyh’is Selam) ile yolculuğunun Kitab ve Sünnet'te nasıl geçmekte olduğunu hatırlatıp ardından kıssanın bu bölümünden -alim olsun, ilim talebeleri olsun- ilim ehli tarafından elde edilecek bazı faydaları zikredeceğiz inşallah.

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

“Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki:

Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim? (Hızır) dedi ki:

Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. (Böyleyken) önünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin? Musa dedi ki:
 
İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim. (Hızır) dedi ki:

Eğer bana uyacak olursan, hiç bir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.”
(el-Kehf 18/65-70)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Taşın yanına varınca bir de baktılar ki, elbiseye bürünmüş bir adam duruyor. Musa (Aleyh’is Selam) ona selam verdi. O da selamı aldı ve sordu:

Senin bulunduğun yerde selam ne gezer? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Ben Musa'yım.(Hızır) sordu:

İsrailoğulları'nın Musa'sı mı? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Evet (İsrailoğulları’nın Musa’sıyım).

Musa (Aleyh’is Selam), dedi ki:

Sana öğretilen rüşd ve hidayetten bana birşey öğretmen için senin yanına geldim. Hızır dedi ki:

Doğrusu sen benim beraberimde asla sabredemezsin. Ya Musa! Ben, Allah'ın bana öğrettiği öyle bir ilim üzerindeyim ki, sen onu bilemezsin. Sen de Allah'ın öğrettiği, Allah ilminden öyle bir ilim üzerindesin ki, onu da ben bilemem. Musa (Aleyh’is Selam) ona dedi ki:

Sana öğretilen ilimden bana da öğretmen için sana tabi olayım mı? Hızır dedi ki:

Doğrusu sen benim beraberimde asla sabredemezsin. İçyüzünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:
Allah dilerse beni sabredici bulacaksın, sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim. Hızır dedi ki:

Eğer bu suretle bana tabi olacaksan ben sana anlatıp söyleyinceye kadar sen bana hiçbirşey sorma.”
(Buhari, Hadis no: 3401; Müslim, Hadis no: 2380 Lafız Buhari’ye aittir)

Alim Olsun, İlim Talebeleri Olsun İlim Ehli Tarafından Elde Edilecek Bazı Faydalar

* İlim talebesi bilmelidir ki, tek kişi de olsa cemaat hak üzere olandır. Bu davasının sonunda tek ve yalnız kalabilir, haktan ödün vermemeli ve demelidir ki Hızır (Aleyh’is Selam) da tekti ve ona tabi olan kimse yoktu. Bulunduğu yer İslam selamının bulunmamasından da anlaşılacağı üzere Dar’ul Küfür idi. Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, ilim yolu üzerinde oldukları müddetçe düşmanlarının olacağını bilmeli ve; hak üzere, cemaat üzere kalmalıdır.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, bilmelidir ki kişinin kazanacağı en büyük ünvan Allah’a “kul” olmaktır. Bu sebeple tıpkı ilim yolculuğunda olduğu gibi hayatının tamamında Allah’a kul olma ekseninde hareket etmelidir. Allahu Te’ala Zekeriyya (Aleyh’is Selam)’dan bahsederken “kul” ibaresini zikretmektedir:


ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا
“(Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.” (Meryem 19/2)

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bahsederken de Allahu Te’ala “kul” ibaresini zikretmektedir:

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَل لَّهُ عِوَجَا
“Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” (el-Kehf 18/1)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bahsedilirken daha birçok ayette (el-İsra 17/1; en-Necm 53/10; el-Hadid 57/9) “kul” ibaresi zikredilmektedir.

* Rabbani alim, sahip olduğu özelliklerle övülebilir tıpkı Hızır (Aleyh’is Selam)’ın “kendisine rahmet verilmiş, ilim öğretilmiş bir kul” olarak tanıtılıp övülmesi gibi. Kaldı ki, Rabbani alimlerin övülmesi ilmin onlardan alınması, onların sözünün dinlenilmesi gibi daha başka birçok hayırlara yolaçar.

* Kişi fazilet sahibi bir şeyh de olsa, kendisinde bulunmayan bir ilime sahip olan başka bir şeyhin varlığından haberdar olduğunda onun yanına ilim elde etmek için gitmelidir.

* Kişi fazilet sahibi bir şeyh de olsa, kendisi kadar faziletli olmayan bir başkasının nasihatini dinlemeli ve fayda elde edeceğini düşündüğünde ondan nasihati kabul etmelidir.

* İlim adamı ve geleceğin ilim adamı olacak olan ilim talebesinin merhamet sahibi olması da çok önemlidir. Zira rahmet ve ilim sahibi olmakla kişi müşriklerin müslüman, bidatçıların sünni, isyankarların itaatkar olmalarını Allah’tan temenni edebilir, böyle insanların kurtulması için toplum içerisinde daha fazla mücadele eder. Böyle bir kimse her iş için hayır ister ve Allah’ın böyle bir kimsenin duasını kabul etmesi de daha fazla imkan dahilindedir. Allah böyle kimseler eliyle ve onların ilmiyle insanların halini değiştirir, ıslah eder.

Allahu Te’ala, Rahman ve Rahim’dir. Allahu Te’ala bu kıssada zikrettiği gibi kimi yerde “rahmet” kelimesini “peygamberlik” karşılığında da kullanmıştır. Nuh (Aleyh’is Selam) şöyle demiştir:


قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّيَ وَآتَانِي رَحْمَةً مِّنْ عِندِهِ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ أَنُلْزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
“Dedi ki: Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız?” (Hud 11/28)

Salih (Aleyh’is Selam) da şöyle demiştir:

قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَى بَيِّنَةً مِّن رَّبِّي وَآتَانِي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَن يَنصُرُنِي مِنَ اللّهِ إِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزِيدُونَنِي غَيْرَ تَخْسِيرٍ
“Dedi ki: Ey kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve Rabbim bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a karşı bana kim yardım edecektir? Şu halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiç bir yarar) sağlamayacaksınız.” (Hud 11/63)

Allahu Te’ala Rasulü’nü “alemlere rahmet olarak” göndermiştir.

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
“Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiya 21/107)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurmuştur:

هَذِهِ رَحْمَةٌ جَعَلَهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ عِبَادِهِ وَإِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ‏
“Bu, Allah’ın kullarının kalplerine yerleştirdiği merhamettir ve Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder.” (Buhari, Hadis no: 1284; Müslim, Hadis no: 923);

لاَ يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ لاَ يَرْحَمُ النَّاسَ
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhari, Hadis no: 7376; Müslim, Hadis no: 2319)

* İlim talebesi unutmamalıdır ki, ilmi veren ve kişiye öğreten Allah’tır. İlim kişiye Allah’ın bir lütfu, bir hediyesidir. Unutulmamalıdır ki kişi ilim edninme yolunda zorluklara katlanarak ilim elde edebilir. Bu kesbi ilimdir. Yine Allah'ın kişiye lutfederek öğreticeği vehbi bir ilim vardır. Ayette bu husus şu şekilde vurgulanmıştır: "... ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz...". Bunun gibi kişi Allah’a yönelmeli ve faydalı ilmi talep edip, faydası bulunmayan ilimden de Allah’a sığınmalıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

سَلُوا اللَّهَ عِلْمًا نَافِعًا وَتَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عِلْمٍ لاَ يَنْفَعُ
“Allah'tan faydalı ilim dileyiniz ve (sahibine) fayda sağlamayacak ilimden Allah'a sığınınız.” (İbnu Mace, Hadis no: 3843)

Allahu Te’ala’nın kişiye ilmi vermesi, günahlardan kaçınmak, takva sahibi olmak gibi bazı sebeplere bağlıdır. Zira Allahu Te’ala muttakileri hidayete yöneltir:

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
“Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır.” (el-Bakara 2/2)

* Musa (Aleyh’is Selam)’ın tabi olmak isteğini belirten sorusu oldukça yumuşak ifadelerle sorulmuş olması, ilim adamına karşı son derece edebli bir tavır takınarak hitap edilmesinin gerekliliğini dile getirmektedir. Zorlama ve mecburiyet şeklinde değil lutufkarane bir sualdir bu. Talebenin alime soru sorarken takib etmesi gereken yol işte budur.

* Talebe -mertebeler farklı olsa dahi- ilim adamına tabi olma arzusu içerisinde olmalı ve alime tabi olmalıdır.

* İlim talebesinin ilim sahiplerini selamlaması ve onlara hürmet göstermesi gerekir. Selamlaşma insanlardan arasında sevgiyi arttırır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) selamlaşmayı yaymayı emretmiştir:


أَمَرَنَا نَبِيُّنَا ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ نُفْشِيَ السَّلاَمَ
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize selamı yaymayı emretti.” (İbnu Mace, Hadis no: 3693 benzer ifadeler bulunan hadisler için bkz: Tirmizi, Hadis no: 1855; Nesai, Hadis no: 1939)

* İlim talebesi, ilim halkasına iştirak ettiği şeyhi ile tanıştığında kendini tanıtmalı, ismini ve hatta nereli olduğunu, nereden geldiğini bildirmelidir. Bu, insanların adetinden ve iyi ahlaktandır. Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, iyi ahlaktan payına düşeni almalıdır.

* İlim talebesi talib olduğu ilmi şeyhine beyan etmeli ve ondan izin istemelidir.

* İlim talebesi, ilme ulaşma imkanı bulmasını nimet bilmeli, hoşlanmayacağı şartlar sunulduğunda bile acele edip payına düşeni almalıdır.

* İlim talebesi ilim elde etme yolunda hırs sahibi olmalı ve şeyhini bu ilmi elde edebileceğine, zorluklara katlanabilip sabredebileceğine ikna etmelidir. Şeyhi kendinden istifade edilen birisiyse, sert mizaçlı ve zorba da olsa, haksızlık da yapsa ona sabretmeli ve ilmi ondan almaktan vazgeçmemelidir.

* İlim ehli için ilim, riyasetten (liderlikten, makamdan) önce gelmelidir.

* İlim talebesi aynı zamanda ilim adamlarıyla birlikte olmaya, onların huzurunda bulunmaya, onlarla zaman geçirmeye, onların ilim halkasına katılıp onlardan ilim almaya karşı da hırslı olmalıdır.

* İlim talebesi hem şeyhine, hem yol ve dava arkadaşlarına hem de ilim halkasında yeralacağı diğer talebelere ilim elde etme niyetinde olduğunu açıkça beyan etmelidir. Kendisini ve başkalarını teşvike sevk etmek için gerekirse bunu bir anlaşma yapmaya kadar da götürmelidir.

* İlim talebesi kendisinden istifade etmeyeceği/edemeyeceği yahut kendisini ilimden alıkoyup başka şeylere sevkeden şeyhlerden ve ders arkadaşlarından da uzak durmalıdır.

* İlim adamı kendisinden ilim almak için gelen kimselere daha işin başında şartlarını bildirmeli, ilmi elde etme işinin zorluklarını anlatmalı ve kendisine en ahlaklı, en zeki ve en iyi talebeleri seçmelidir. İlim adamı da talebeleriyle anlaşma yapabilir.

* İlim adamının ve ilim talebesinin her ikisinin de şartlarının olması, her ikisinin karşılıklı olarak birbirlerinin şartlarını kabul etmesi ve istenilen sonuç elde edilemediğinde de anlaşmayı bozması gözden kaçırılmaması gereken önemli hususlardandır.

* İnsanların sahip oldukları ilimler farklı olabileceği gibi seviyeleri de birbirinden farklı olabilir. İnsanları sahip oldukları farklı ilimler yahut ilimdeki seviyeleri sebebiyle kınamamak gerekir.

* Alim izin vermedikçe ve soru cevap faslına geçmedikçe talebe dersi bölerek soru sormamalıdır. Dersi takip etmeye devam ettiğinde görecektir ki şeyh konu anlatımı sırasında kişinin aklına takılan soruları çoğunlukla cevaplar, cevaplamasa da dersin sonunda soru cevap faslında kendisine soru sorulmasına müsaade ederek şahsına yöneltilen soruları cevaplar. İlim talebesi soru sormadan bekleyerek alime meseleyi açıklama fırsatı vermiş olacaktır ki, böylelikle kendisi de meseleyi detaylı olarak öğrenmiş olacaktır.

* İlim talebesi hayatının her anında söylemesi gereken “inşallah” sözünü, mevzu ilim olduğunda hiç unutmamalı muhakkak ilim edinmesi ile alakalı her meseleyi Allah’ın dilemesine bağlamalıdır. Zira Musa (Aleyh’is Selam) da şöyle demiştir: “Allah dilerse beni sabredici bulacaksın!”

* Kişi, ilim elde etme yolunda kendisine fayda sağlayacaksa –sabırlı olduğu, zorluklara karşı dirençli olduğu, hızlı ve kolayca öğrendiği vb hususlarda- kendini övebilir.

* İlim talebesi, şeyhine itaat etmeli ve ona itaat edeceğini şeyhine bildirmelidir. Şeyhi ile tartışmaya girmemeli ve bilinçli olarak şeyhine itaatsizlik etmemelidir.

* İlim talebesi, ilim edinirken aceleci davranmamalıdır.

* İlim talebesi ilk bakışta meselenin özünü anlayıp kavrayamadığı müşkil mevzularda hüküm vermede aceleci davranmamalıdır. İşin iç yüzünü anlayana kadar sabretmeli -zira işin aslını bilmediğinde kişinin sabretmesi çok daha zordur!- ancak işin iç yüzünü öğrendikten ve konuyla alakalı malumatı edindikten sonra böyle hassas meselelerde konuşmalıdır.

* İlim talebesi alimlerden sadır olup müşkil görünen fiilleri, hareket ve sözleri, anlayamadığı şeyleri zahirlerine uygun bir şekilde yorumlamalı ancak mesele netleşene kadar hüküm vermede aceleci olmamalıdır.

* İlim talebesi –hikmeti akıl tarafından açıkça görülmeyen ve insanların çoğunun anlamadığı hususlar yahut kader mevzusunda olduğu gibi insanların hepsinin anlayamayacakları hususlar olsa dahi- şeri’atın bütün hükümlerine teslimiyet göstermelidir.

* Hızır (Aleyh’is Selam)’ın soru sormaya izin vermeyeceğini bildirip Musa (Aleyh’is Selam)’dan söz alması bir çeşit edeplendirmedir. İlim adamı, talebesini edeplendirmek için bazı tedbirler almalıdır.

* Kimi meseleler vardır ki, kişinin hakka tecavüz etmemek için bu mevzu hakkında soru sormaması gerekir.

* Sorulan bütün sorulara cevap verilmeyeceği, verilemeyeceği de bilinmeldir.

* Talebe ilim elde etmek için hoşuna gitmeyen bazı şartları kabul etmeli, arzu ettiği bazı şeylerden de vazgeçmelidir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Hızır (Aleyh’is Selam)’ın Bindikleri Gemiyi Delmesi

Öncelikli olarak Hızır (Aleyh’is Selam)’ın bindikleri gemiyi delmesinin Kitab ve Sünnet'te nasıl geçmekte olduğunu hatırlatıp ardından kıssanın bu bölümünden -alim olsun, ilim talebeleri olsun- ilim ehli tarafından elde edilecek bazı faydaları zikredeceğiz inşallah.

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

“Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) dedi ki:

İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın. (Hızır) dedi ki:
 
Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi? Musa dedi ki:

Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma.”
(el-Kehf 18/71-73)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Bundan sonra deniz kıyısında yürüyerek gittiler. Yanlarına bir gemi uğradı. Kendilerini gemiye almaları için gemicilerle konuştular. Gemiciler Hızır'ı tanıdılar ve onları ücretsiz olarak gemiye aldılar. Onlar gemiye bindikleri zaman bir serçe kuşu geldi, geminin kenarına kondu ve denizden bir iki gaga su aldı. Hızır, Musa'ya dedi ki:

Ya Musa! Benim ilmimle senin ilmin, Allah'ın ilminden bu serçenin gagasıyle denizden aldığı su kadar bile eksiltmez!

Derken Hızır, eline bir balta aldı da gemi tahtalarından birini söktü.

Ravi dedi ki: Musa farkına varmadan Hızır keserle bir tahta sökmüştür.

Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Sen ne yaptın? Adamlar bizi ücretsiz olarak gemilerine almışlarken sen gemilerine kasdedip içindekileri batırmak için mi deliyorsun? And olsun, sen büyük bir iş yaptın. Hızır dedi ki:

Sen beraberimde asla sabredemezsin demedim mi? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Unuttuğum şeyden dolayı beni muahaze etme, şu arkadaşlığımızda bana güçlük yükleme.

Hakikaten Musa'nın bu ilk muhalefeti, Musa'dan bir unutma eseri olmuştu.”
(Buhari, Hadis no: 3401; Müslim, Hadis no: 2380 Lafız Buhari’ye aittir)

Alim Olsun, İlim Talebeleri Olsun İlim Ehli Tarafından Elde Edilecek Bazı Faydalar

* Kaptan Hızır (Aleyh’is Selam)’ı tanımış, kendisinden derece olarak daha üstün olan Musa (Aleyh’is Selam)’ı ise tanımamıştır. Kaptan, Hızır (Aleyh’is Selam)’ın ve beraberindekilerin ücretsiz olarak gemiye binmelerine müsaade etmiştir. Kim ilim için bir yolculuğa çıkarsa Allah onu bereketlendirir, işlerini kolaylaştırır hatta ücretsiz yolculuk etmesine vesileler yaratır.

* Gemi sahiplerinin denizde çalışan miskin (yoksul) kimseler olmasına karşın kaptan, Hızır (Aleyh’is Selam)’ın ve beraberindekilerin ücretsiz olarak gemiye binmelerine müsaade etmek suretiyle onlara yardımda bulunmuştur. Hızır (Aleyh’is Selam) da buna karşılık olmak üzere, gemiyi -delmek suretiyle- zalim kraldan kurtararak gemi sahiplerine yardım etmiştir. İyiliğe, iyilik ile karşılık verilmiştir. Alim olsun ilim talebesi olsun, ilim ehli iyi ahlaktan olan “iyiliğe iyilikle karşılık verme” düsturundan payına düşeni almalıdır.

* İlim adamı yaşadığı dönemde dünyanın en alim insanı da olsa hatta o anda yaşayan bütün ilim adamlarını onun yanına toplasalar, onların hepsinin ilmi Allah’ın ilmi yanında bir kuşun gagasını okyanusa daldırıp aldığı birkaç damla sudan bile daha az ve önemsizdir.

* İlim adamı ilmi ile böbürlenip, kibirlenmemelidir.

* İlim sahibi büyük bir kimse, kendisinden ilim öğrenen kimselere karşı tevazu sahibi olmalıdır.

* İlim adamı, bir hikmet hasıl olduğunda ilim talebelerine ve çevresindekilere olan biteni bildirmeli, onların tefekkür etmesini, ders almasını ve faydalanmasını sağlamalıdır.

* İlim talebesi karşılaştığı bir işin her boyutunu bilmeden başkalarını kınamamalıdır. Müslümanlara karşı hüsnü zan göstermeli, sabırlı davranmalı ve ancak yeterli ilme ulaştığında hüküm vermelidir.

* İlim talebesi de bazı durumlarda unutabilir. Şari de unutandan kalemi kaldırmıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:


رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثَةٍ عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَشِبَّ وَعَنِ الْمَعْتُوهِ حَتَّى يَعْقِلَ
“Kalem (mükellefiyet) üç kişiden kaldırılmıştır; uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan, akli dengesi yerine gelinceye kadar deliden (ve benzeri kişilerden).” (Tirmizi, Hadis no: 1423; Ebu Davud, Hadis no: 4398; İbnu Mace, Hadis no: 2119; Nesai, Hadis no: 3432)

* İlim talebesi, sorumluluk bilincinde olmalı, görev ve vazifelerini unutmamak için Allah’a dua edip O’na sığınmalıdır.

* İlim talebesi unuttuğunda ve/veya bilinçli olmaksızın hata yaptığında, şeyhi onu bundan ötürü kınamamalı hoş görmelidir.

* İlim talebesi unuttuğunda, şeyhi ona nasihat edip onu bağışlamalı ve özrünü kabul etmelidir.

* İlim talebesi hatasını gördüğünde şeyhini bundan haberdar etmeli, af dileyip kendisini hoşgörmesini talep etmeli ve ilim elde etmeye devam etmek için ondan ricada bulunmalıdır.

* Unutan ve hata yapan kişilere müsamahakar davranmak, onları şiddetle kınamamak, onlara yol göstermek ve özürlerini kabul etmek, iyilikle ve yumuşaklıkla muamelede bulunmak iyi ahlaktandır. Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, iyi ahlaktan payına düşeni almalıdır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Hızır (Aleyh’is Selam)’ın Çocuğu Öldürmesi

Öncelikli olarak Hızır (Aleyh’is Selam)’ın çocuğu öldürmesinin Kitab ve Sünnet'te nasıl geçmekte olduğunu hatırlatıp ardından kıssanın bu bölümünden -alim olsun, ilim talebeleri olsun- ilim ehli tarafından elde edilecek bazı faydaları zikredeceğiz inşallah.

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

“Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) dedi ki:

Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın. (Hızır) dedi ki:
 
Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi? Musa dedi ki:

Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun.”
(el-Kehf 18/74-76)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Denizden karaya çıktıkları zaman, diğer çocukların beraberinde oynamakta olan bir oğlana uğradılar. Hızır hemen o çocuğun başından tuttu ve onu eliyle şöyle kopardı. Musa (Aleyh’is Selam) sordu:

Tertemiz, masum bir canı diğer bir can karşılığı olmaksızın öldürdün ha? And olsun ki sen çok kötü bir şey yaptın. Hızır dedi ki:

Ben sana beraberimde asla sabredemezsin demedim mi? Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Eğer bundan sonra sana birşey sorarsam benimle arkadaşlık etme; o takdirde tarafımdan muhakkak özre ulaşmışsındır.”
(Buhari, Hadis no: 3401; Müslim, Hadis no: 2380 Lafız Buhari’ye aittir)

Alim Olsun, İlim Talebeleri Olsun İlim Ehli Tarafından Elde Edilecek Bazı Faydalar

* İlim talebesi her seferinde özür bildirip affedilmesine karşın arka arkaya hata yapıp sıfırı tükettiğinde bir şans daha istemelidir. İlimde ısrarcı olmalı ve vazgeçmemelidir. İlim talebesi özür bildirip gerektiğinde tekrar söz vermeli ve aralarındaki anlaşmayı yenileme yoluna gitmelidir.

* İlim adamı, talebesi hata yaptığında onu uyarmalı ve hoş görmeli, hata ikinci sefer tekrarlandığında daha açık ve sert bir şekilde onu azarlayıp uyarmalı, hatalar ardı ardına tekrarlandığında da aralarında yapılan anlaşmayı hatırlatmalıdır.

* Şeyh ile talebe arasındaki anlaşmaya -tek taraflı olsun karşılıklı olsun- uyulmadığında anlaşmanın her iki tarafı da (ilim adamı da ilim talebesi de) anlaşmayı fesh edebilir.

* Müslim’in lafzında, Musa (Aleyh’is Selam)’ın sabırsızlık göstererek Hızır (Aleyh’is Selam)’ı masum bir nefsi öldürmesinden ötürü kınaması üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:


رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى مُوسَى
“Allah'ın rahmeti bize de Musa'ya da olsun!..”

Bu sözü aktardıktan sonra ravi (Ubeyy bin Ka’b Radiyallahu Anh) şöyle demiştir: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), nebilerden birini sözkonusu etti mi, kendinden başlar ve şöyle derdi:

“Allah'ın rahmeti üzerimize ve şu kardeşimize olsun! Allah'ın rahmeti bize olsun.” (Müslim, Hadis no: 2380)

Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli; -kendisi için adeta bir silah ve büyük yardım anlamı taşıyan- dua ve ezkarları asla ihmal etmemelidir. Kişi her fırsatta kendisi ve çevresindekiler için dua etmeli ve hayır talep etmelidir. Hadisin bu kısmından elde edilecek fayda ise; kişinin bir başkasına dua etmek istediğinde kendisini de duaya eklemesi dahası kendisine öncelik vererek duaya kendisi ile başlayıp ardından diğer şahsı zikretmesidir. Bu yöntem alimlerce müstehabb sayılmakta olup ahiretle ilgili dualarda takip edilir. Dünya ile alakalı dualarda ise edebe uygun olan kişinin başkalarını kendisine tercih etmesi ve öncelik vermesi; duaya diğer şahıs ile başlayıp ardından kendisi  de zikretmesidir. Vallahu a'lem!
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Hızır (Aleyh’is Selam)’ın Duvarı Örmesi

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

“(Yine) böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) dedi ki:

Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin. (Hızır) dedi ki:

İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız.”
(el-Kehf 18/77-78)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Yine gittiler. Nihayet bir memleket halkına vardılar ki, ora ahalisinden yemek istedikleri halde kendilerini konuk etmekten çekinmişlerdi. Derken yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. Hızır, bunu eliyle şöyle doğrultuverdi. Musa (Aleyh’is Selam) dedi ki:

Bunlar, kendilerine geldiğimiz, bizlere yemek yedirmeyen ve bizleri konuklatmayan bir kavimdir. Sen onların (yıkılmaya yüz tutmuş) olan duvarına geldin de onu doğrulttun. İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın. Hızır dedi ki:

İşte bu, benimle senin ayrılışımızdır.”


* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli de aynı zamanda güzel ahlaktan sayılan konukseverlik göstermelidir.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli de ihtiyaç içerisinde olduğunda bunu ma’ruf bir şekilde giderme imkanı olanlara iletebilir.

* İmkanı olan kimsenin ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermesi de iyi ahlaktandır ve alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli de böyle ahlaklı olmalıdır.

* Şeyh veya talebesi beklentileri karşılayamadığında aralarındaki anlaşma fesh olunabilir. İlim talebesi bu durumda başka bir şeyh bularak ilme kaldığı yerden devam etmelidir.

* Kötülüğe iyilik ile karşılık vermek iyi ahlaktan olup ilim ehlinin asla gözardı etmemeleri gereken hususlardandır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Yolculuğun Sona Ermesi ve Hızır (Aleyh’is Selam)’ın Olayların İç Yüzünü Açıklaması

Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

“Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim:

Gemi, denizde çalışan miskinlerindi (yoksullarındı), onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.

Çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bundan dolayı,  onun kendilerini azgınlık ve inkara sürükleyeceğinden endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.

Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur.."
(el-Kehf 18/78-82)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Sana üzerinde sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıssayı buraya kadar hikaye ettikten sonra şöyle buyurdu:

Ne olurdu Musa sabredeydi de, aralarında geçecek haberlerini Allah bize kıssa olarak anlatsaydı!”
(Buhari, Hadis no: 3401; Müslim, Hadis no: 2380)

* Miskinin (az da olsa malı olup geçimini sağlamakta zorlananın) geçimini sağlamak için çalışması, başkalarına el açıp dilenmemesi ve dilediğinde başkalarına hediye vermesi de güzel ahlaktandır. Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, güzel ahlaktan payına düşeni almalıdır.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli -özellikle Allahu Te’ala ile alakalı olarak dile getirecekleri hususlarda- sözlerine çok dikkat etmelidir. Hızır (Aleyh’is Selam) gemiyi delmesinden bahsederken “onu kusurlu yapmak istedim” demiş ve buradaki olumsuz manayı Allah’a izafe edecek şekilde “Allah onu kusurlu yapmak istedi” dememiştir. Hızır (Aleyh’is Selam) ardından çocuktan bahsederken “onun kendilerini azgınlık ve inkara sürükleyeceğinden endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik” demiş ve çocuğu öldürme işini kendisine maletmesine karşın sonrasında ortaya çıkacak olan hayırlı neticeyi sadece kendisine maletmemiş ve bu iki fiilden ortaklaşa bahsederken Allah ile kendisini birlikte zikretmiştir. Son olarak duvarı yapma işini de -ki bu bir rahmettir- kendisine mal etmemiş aksine bunu yalnızca Allah’a izafe ederek “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir” demiştir.

İlim ehli özellikle de Allahu Te’ala hususundaki edebe riayet etmelidir. Allah'a ancak güzel görülen lafızlar izafe edilip, çirkin görülen lafızlar kesinlikle izafe edilmemelidir. Biz Allahu Te’ala hakkında ancak O'nun bize izin vermiş olduğu, bildirdiği güzel vasıfları ve şerefli fiilleri O'nun hakkında kullanabiliriz. Zira Allahu Te’ala her türlü eksiklikten, afetten çok yüce ve münezzehtir, alabildiğine yüksektir.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, hayır görünen birçok işte şer, şer görünen birçok işte de hayır bulunabileceğini asla unutmamalıdır. Bu kıssadaki olaylarda bu husus çok güzel bir şekilde ifade edilmiştir. Geminin delinmesi sahipleri için şer olarak görünse de zalim kralın gemiye el koymayıp sahiplerine bırakması onlar için büyük bir hayırdır. Yine bunun gibi bir çocuğun ölmesi ailesi için şer gibi görünse de zararlı bir çocuğun ölüp onun yerine salih bir evlad sahibi olmak ailesi için büyük bir hayırdır. Bu hususta Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:


وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئاً وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ
“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir.” (el-Bakara 2/216);

فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْراً كَثِيراً
“Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.” (en-Nisa 4/19)

İlim ehline düşen Allahu Te’ala'nın kazasına rıza göstermektir. Şüphesiz ki Allahu Te’ala'nın, müminler hakkındaki hoşlarına gitmeyen takdiri, onlar için hayır gördükleri takdirlerinden daha hayırlıdır. İlim ehli Allahu Te’ala’nın takdirine teslimiyet gösterdiğinde; kendilerine şer gibi görünen musibet ve fitnelerin, yaşamaları durumunda zaman içerisinde, ölürlerse de ahirette kendileri için çok daha hayırlı olacağını muhakkak göreceklerdir. Allahu Te’ala, mümin kulu için ne hükmederse mutlaka bu, onun için hayır olur.

* İlim adamı da geleceğin ilim adamı olacak olan ilim talebesi de; fıkıh kaynaklarında kaide olarak da zikredilen; “işler tearuz ettiğinde maslahatların tercih edileceği” ve “iki kötülüğün birbirleri ile çatışması durumunda daha hafif olanın yapılarak daha büyük olanın def edileceği” hususlarını bilmelidir. Zira Musa (Aleyh’is Selam) ile Hızır (Aleyh’is Selam)’ın kıssasında Musa (Aleyh’is Selam)’a gizli kalan hususların altındaki hikmetler bu yöndeydi.

* Talebe meselenin özünü anlamayıp şeyhine sorduğunda onun yapacağı açıklamaları dikkatlice dinlemeli ve ondan bu açıklamaları kabul etmelidir.

* Talebe çoğu zaman meselenin özünü şeyhinden dinledikten sonra, hüküm vermede ne kadar aceleci davrandığını ve şeyhini kınamasının ne kadar da yersiz olduğunu da anlayacaktır.

* İlim adamı bilmelidir ki çocuklar (talebeler); denk değildir ve takva/fücur, anne babaya karşı görevlerini yerine getirme/getirmeme gibi birçok hususta farklılık gösterir.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, Allah’tan çocuk istediğinde, Allah’tan salih, hayırlı evlat istesin. Allahu Te’ala bu hususta bizlere örnek olacak biçimde Kur’an’da İbrahim (Aleyh’is Selam)‘ın duasını zikretmektedir. İbrahim (Aleyh’is Selam) şöyle demiştir:


رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et!..” (es-Saffat 37/100)

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli öksüz ve yetimlere yardım etmeli ve onların haklarının yerine getirilmesi hususunda toplum içerisinde takipçi olmalıdır. Allahu Te’ala şöyle buyurmaktadır:

وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُواْ فِي الْيَتَامَى فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُواْ
“Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.” (en-Nisa 4/2)

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, salih bir kimse olmanın çok üstün bir değer olduğunu bilmeli, Allah’ın; salih kulunun yakınlarına salih kul öldükten sonra da -salih kuluna verdiği değer sebebiyle- yardım edeceğini de unutmamalıdır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: “Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir.”

* İlim talebesi sahip olduğu mal ve paradan bir miktarını ileride ihtiyacı olması durumunda –ilim elde etmek için yolculuğa çıkma, kitap satın alma gibi- hayır bir işte kullanmak üzere biriktirip saklamalıdır.

* Burada defineden kasıt ilim hazinesidir denilirse deriz ki, o halde şöyle bir fayda vardır: İlim talebesi ilme değer vermeli, kitaplar satın alıp onları güvenli bir yerde saklamalıdır.

* Bu definenin ancak ilim sahibi birisinin feraset, basiret ve fehmi ile hakikatini kavrayacağı bir levha olduğu da söylenilmiştir. Kaynaklarda birbirine yakın beş-altı farklı metin zikredilmektedir, biz yalnızca bir tanesine yer vererek devam edeceğiz inşallah. Bu altın bir levhanın üzerinde şunların yazıldığı belirtilmiştir:

“Kadere inanıp da sonra yorulana şaşarım! Cehenneme inanıp da sonra gülene şaşarım! Ölüme inanıp da sonra sevinene şaşarım! Rızka inanıp da sonra didinene şaşarım! Hesaba inanıp da sonra gafil kalana şaşarım! Dünyayı ve dönekliğini görüp de sonra ona güvenene şaşarım! Ben Allah’ım, Ben’den başka ilah yoktur! Muhammed, Ben’im kulum ve Rasul’ümdür!”

Levhanın öbür tarafında da şöyle yazılıydı:

“Ben Allah’ım, Ben’den başka ilah yoktur! Ben tekim ortağım yoktur! Hayrı ve şerri kendi elimle yarattım! Hayır için yarattığım ve hayrı ellerine akıttığıma ne mutlu! Şer için yarattığım ve şerri ellerine akıttığıma evyahlar olsun!”

* İlim talebesi şeyhine karşı kibar olmalı, hitabetinde ve soru soracağı zaman ilim edebine yakışır biçimde yumuşak sözlerle sormalı, şeyhe kendisine sahip olduğu ilim vesilesi ile saygı duyduğunu söz ve davranışları ile hissettirmelidir. Şeyhine itirazını terk etmeli ve onunla çekişmemelidir.

* İlmi, Allah’ın kendisine bahşettiği ilim sahibinden almak da ilim edinme yolunda çok önemlidir.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, şunu unutmamalıdır ki, faydalı ilim salih amele yönelten ilimdir. Yine faydalı ilim kişinin Allah ile arasındaki irtibatı sağlayan, kalbe etki eden ve başkalarıyla dostluğu hayır temeli üzerine tesis eden ilimdir. Salih amele yöneltmeyen, kişi ile Allah arasındaki irtibatı sağlamayan, kalbe etki etmeyen ve başkalarıyla dostluğu hayır temeli üzerine tesis etmeyen hiçbir ilim faydalı ilim değildir. Faydasız ilimden de Allah’a sığınılmalıdır.

* Musa (Aleyh’is Selam)’ın olayların zahiri üzerinden hareket ederek, Hızır (Aleyh’is Selam)’ın yaptığı işleri gördüğünde münkere karşı sessiz durmadığı gibi ilim ehli de münkere karşı hiçbir zaman sessiz kalmamalıdır. Münkere karşı –eliyle, diliyle, kalbiyle olsun- tepki göstermemek caiz değildir.

* Denildiğine göre Hızır (Aleyh’is Selam), Musa (Aleyh’is Selam)’dan ayrılmak isteyince Musa ona: Bana tavsiyede bulun, demiş. O da şunları söylemiş:

“Çokça tebessüm et, ama çok gülme. Israrı bırak. Gereksiz hiçbir işi yapma. Hata edenleri yaptıkları hatalar dolayısıyla ayıplama. Ey İmran'ın oğlu hatan dolayısıyla da ağla!..”

İlim talebesi, fazilet sahibi bir ilim talebesinden ve ilim adamından ayrılacağı sırada ondan kendisi için faydalı olacak tavsiyelerde ve yönlendirmelerde bulunmasını, kendisi için dua etmesini istemelidir.

* Alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, ilim meclislerini sevmeli ve daha fazla ilim elde etmek ile mutlu olmalıdır. Salihlerle birarada bulunmak, salihlerin sohbetlerine katılmak için arzu duymak gerekir. Zira tıpkı bu kıssada da olduğu gibi, ilmi meseleler birçok hikmet, adab ve fayda içerir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ilme olan sevgisi ve özlemi ile “Ne olurdu Musa sabredeydi de, aralarında geçecek haberlerini Allah bize kıssa olarak anlatsaydı!” demiştir.

* Hadis’in Müslim’de geçen lafzında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demektedir:


يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى
“Allah, Musa’ya rahmet buyursun!” (Müslim, Hadis no: 2380)

Salih ve fazilet sahibi kimseler anıldığında alim olsun ilim talebesi olsun ilim ehli, onlara dua etmelidir. Rasulullah anıldığında “Sallallahu Aleyhi ve Sellem”, diğer nebi ve rasuller anıldığında “Aleyh’is Selam”, sahabeler anıldığında “Radiyallahu Anh”, alimler anıldığında “Rahimehullah” ve yaşayan bir kimse anıldığında da “Hafizahullah” demelidir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1240
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Sonuç

Kıssalar geçmişte olmuş olayları daha sonra gelecek olan insanlara -olayların tamamını değil de- verilmek istenen dersi ve öğretilmek istenen hikmetleri kapsayacak şekilde ilgili kısmını bir hedef olarak değil de hedefe götürecek bir vasıta olarak aktarmaktır. Kur’an’da insanları hidayete yöneltmek üzere kıssalar zikredilmiştir. Biz Kur’an’da yalnız bir yerde bahsi geçen Musa (Aleyh’is Selam) ile Hızır (Aleyh’is Selam) arasındaki kıssadan ilim talebelerine fayda ve hikmetleri gücümüz nisbetince belirtmeye çalıştık. Bu çalışma ile -başta şahsımız olmak üzere- ilim talebesinin bu kıssadan elde edeceği faydalar ile, ilim yolculuğuna başlamasını, ilim yolculuğuna başlamış olanların da tamamlayana kadar bu işten geri durmamasını sağlamayı hedefledik.

Çalışmamızda ve bilhassa Hızır (Aleyh’is Selam)’ın kıssasından çıkartılacak dersler hususunda Sahih ve Sünenler başta olmak üzere hadis kitaplarından, Nevevi’nin “Minhac” ve İbnu Hacer’in “Feth’ul Bari” isimli eseri gibi hacimli kaynak hadis şerhi kitaplarından, İbnu Kesir, Taberi, Kurtubi, Muhammed bin Abd’il Vehhab (adına derlenmiş “Muhammed bin Abd’il Vehhab’ın Tefsiri”) ve İbn’ul Cevzi’nin “Zad’ul Mesir” isimli eseri gibi tefsir kitaplarından ayrıca İbnu Abd’il Berr’in “Camiu Beyan’il İlmi ve Fadlihi” ve İbn’ul Cevzi’nin “Telbisu İblis” kitapları gibi diğer bazı eserlerden istifade ettik.

Vallah’u a’lem! Velhamdulillah! Vesselam!
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3394 Gösterim
Son İleti 05.05.2019, 09:39
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
2236 Gösterim
Son İleti 21.03.2016, 16:32
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2226 Gösterim
Son İleti 18.03.2018, 02:56
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1370 Gösterim
Son İleti 05.09.2018, 02:03
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
2 Yanıt
902 Gösterim
Son İleti 16.09.2018, 02:58
Gönderen: Izhâr'ud Dîn