Tevhide Davet

6 Recep 1444, 19:41

Haberler:

İletişim adresimiz: info@darultawhid.com

Ana Menü

TILSIM TAKMAK BÜYÜK ŞİRK MİDİR KÜÇÜK ŞİRK MİDİR?

Başlatan Tevhîd Müdafaası, 03.12.2022, 12:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tevhîd Müdafaası


Alıntı YapSelamün aleyküm, bir hastalığa sebeb olarak tılsım takıp da Allah'tan şifa bekleyen kimsenin hükmünü sormak istiyorum. büyük mü yoksa küçük mü?

Ve Aleykum. Şirk'in aslı, sadece Allâh'ın hakkı olan şeylerin bazısında Allâhu Teâlâ ile mahlûkatını denk tutmaktır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ'ya mahsus olan şeylerden herhangi birinde Allâh ile başkasını denk tutan kişiye müşrik denilir. Şifa vermek de Allâh'a has olan sıfatlardan biridir. Tılsım takan kişi şifayı Allâh'tan beklediğinde Allâh'a has olan bir şeyi Allâh'tan başkasına vermemiştir. Yaptığı bu amel, şirke yol açtığı için küçük şirk olarak değerlendirilir. Kitâb'ut Tevhîd'in belaya karşı halka, ip vb. şeyler takmak hakkında ki ve rukye ve muskalar hakkındaki bablarına ve Feth'ul Mecîd şerhine bu meselenin açıklaması için müracaat edebilirsiniz. Tevhidin manasına, aslına ve muhtevasına vakıf olan kişi bu tip meselelere soru sormaya ihtiyaç duymadan vakıf olur. Size tavsiyemiz, peygamberlerin ortak daveti olan tevhid ve onu nefyeden şirk hakkında ilim elde edip amele dökmenizdir. Tevhidi bilmeyen bir kişiye tılsım takmanın hükmünü bilmenin faydası olmaz. Vallâhu a'lem.
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

Tevhîd Müdafaası


Alıntı YapÖncelikle ihlaslı ve alçakgönüllü olmayı tavsiye ederim.

Hastalıktan şifa bulmak için vesile (sebep) olarak bir tılsım asmak büyük şirktir. Gücü olmayan bir şeye güç ya da fayda atfetmek uluhiyet tevhidinde büyük şirktir.

Allah'ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun. (Kuran 10:106)

Şu kitaba müracaat ediniz: Süleyman bin Şeyh Muhammed bin Abdul Vahhab, et-Tevdîh an Tevhidil Hallak sf. 267 ve 273.

Kitabut Tevhid ve Fethul Mecid kitapları tağutlar tarafından manipüle edilmiştir.

Bismillâh.

Kendinizi tanıtmamışsınız, bize İspanyolca, İngilizce ve Türkçe çevrimiçi çevirmen programlar kullanarak yazıyorsunuz. Kimsiniz, amacınız nedir? Öğrenmek için mi soruyorsunuz yoksa bizi ilzam etmek için mi? Bunu belirtmemişsiniz. Bize nereden yazıyorsunuz, yaşınız kaç, nerelisiniz? İlmî durumunuz nedir? Davetçi misiniz? Şamile'den sayfa numaraları verdiğinize göre Arapça biliyor olmalısınız. Sayfa numaralarını verdiğiniz aynı kitaptan babları okusaydınız mesele açıklığa kavuşurdu. Buna rağmen neden bize sorma gereği duydunuz? Bu hususlarda bizi aydınlatırsanız memnun oluruz. Konuya dönecek olursak:

Bilindiği üzere şeriatta hükümler illetlere tabidir. Siz bize kayıtlı olarak "tılsım takıp da Allah'tan şifa bekleyen kimsenin hükmünü" sordunuz. Bizler de bu kayıtlı ifadenize binaen cevap verdik. Şimdi yazdıklarınızdan anladığımız kadarıyla siz bu illeti göz ardı ederek Allâh'tan şifa beklesin beklemesin tılsım takanların büyük şirk işlediğini iddia ediyorsunuz. Bizler daha önceki cevabımızda belirttiğimiz gibi kişinin Allâh'tan şifa bekleyerek tılsım vb. şeyleri takmasının küçük şirk olduğunu, kişinin Allâh'tan değil de tılsım vb. şeylerden şifayı ummasının ise büyük şirk olduğunu söylüyoruz.

Sözlerinize delil olarak et-Tevdîh kitabından iki sayfayı sunmuşsunuz. Et-Tevdîh kitabının Şeyh Süleymân bin Abdillâh'a ait olduğunu yazmışsınız. [Oysa bu kitabın Şeyh Süleymân bin Abdillâh'a mı yoksa Şeyh İbnu Garîb'e mi nispet edildiği tartışmalıdır, bize bakmamız için gönderdiğiniz sayfalar üzerinden siz de böyle bir ihtilaf olduğunu ve hatta Şamile'de kitabın Şeyh İbnu Garîb'e nispet edildiğini görebilirsiniz. Kitabın kime ait olduğu çok önemli değildir.] Et-Tevdîh kitabının ilgili bablarını okuduğumuzda bizim daha önce belirttiğimiz görüşe yer verildiğini görmekteyiz. Kendinize delil olarak gönderdiğiniz sayfa numarasında üç sayfa sonra Şeyh Rahimehullâh şöyle demektedir:


«التوضيح عن توحيد الخلاق في جواب أهل العراق» (ص270):
«لو لم يكن منها إلَاّ اعتقاد كشف الضرر وجلب الخير فيما تعلقوا فيه وعلقوه على أنفسهم ودوابهم وحروثهم لكفى، فإنهم يتوكلون على ما علقوه وتعلقوه ويسندون كشف الضر وجلب الخير إليه وأنه لولاه لنزل به البلاء أو لوجدت الشدة أو لضرته العين أو لنزلت به، لكن هي التي رفعت ذلك كله، أو هي الدافعة له، أو هي التي رفعته، ونحو ذلك من المعتقدات التي لم توجد إلَاّ عند هؤلاء المعتقدين المفتونين في عبادة الشياطين وهم يحسبون أنهم يحسنون صنعا، ولو لم يعتقدوا فيهم ما اعتقدوه من هذا الاعتقاد الباطل لما علقوه وتعلقوه، ومعلوم أن من لم يعتقد ذلك لم يكن ليفعله ولا ليرضى به ومع تقدير فعله من غير اعتقاد فيه ولا رضي به لا يكفر ولا نكفره نحن كما زعمه صاحب المقدمة بل حمله ذلك وتعليقه حرام والفاعل آثم، فنحن ننهى عن ذلك ونغلظ فيه، ويجب على العالم أن ينهى الجاهل عن ذلك ويحذر منه»
"Eğer bağlandıkları ve kendilerinin, hayvanlarının ve ekinlerinin üstüne astıkları şeylerin sadece zararı yok etme ve hayrı celbetme yetkisi olduğuna itikat etmiş olsalardı, bu bile yeterdi. Ancak onlar, astıkları ve bağlandıkları şeylere tevekkül ediyor, onlara zararı giderip hayrı celbetmeyi isnat ediyor; o şey olmasaydı belanın kendisine geleceğini, zorlukla karşılaşacağını, nazarın ona zarar vereceğini veyahut da kendisine nazar değeceğini, fakat mezkûr hususların hepsini gideren şeyin bu bağlandıkları ve astıkları şeyler olduğunu, onların bunları defettiğini ya da bunları giderdiğini ve benzeri itikat ettikleri şeyleri onlara isnat ediyorlar. Bu tip itikatlar, sadece bunlara inanıp şeytana ibadet etme hususunda fitneye uğramış ve kendilerinin iyi bir şey yaptığını zannedenlerde bulunur. Eğer bağlanıp astıkları şeyler hususunda bu batıl itikatlarına sahip olmasalardı bunları asıp bunlara bağlanmazlardı. Malumdur ki buna itikat etmeyen kişi bunu yapmayacağı gibi buna razı da olmaz. İtikat etmeden ve razı olmadan bunu yaptığı varsayılsa, Mukaddimenin sahibinin iddia ettiği gibi bu kişi kâfir olmaz ve onu bizler tekfir etmeyiz. Aksine, bunu taşıması ve asması, haramdır ve bunu işleyen günahkârdır. Biz bundan nehyederiz ve buna karşı şiddetle uyarıyoruz. Âlim kişinin, cahili bundan nehyedip uyarması vaciptir."1

Şeyh Süleymân bin Abdillâh bin Muhammed bin Abd'il Vehhâb Rahimehullâh, en meşhur eseri olan Teysîr'ul Azîz'il Hamîd isimli eserinde, tılsım vb. şeyleri takmanın şirk oluşunun illetine şu sözlerle değinmektedir:


«تيسير العزيز الحميد في شرح كتاب التوحيد الذى هو حق الله على العبيد» (ص135):
«وإنما كان ذلك من الشرك، لأنهم أرادوا دفع المضار وجلب المنافع من عند غير الله»
"Bunun (tılsımın vb.) şirk olmasının sebebi, insanların zararı defetmeyi ve menfaati celbetmeyi Allâh'tan başkasından istemeleridir."2

Konuyla alakalı delil olarak getirilen sahih rivayet şöyledir:


وَعَنْ زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ رَأَى فِي عُنُقِي خَيْطًا فَقَالَ: مَا هَذَا؟ فَقُلْتُ: خَيْطٌ رُقِيَ لِي فِيهِ قَالَتْ: فَأَخَذَهُ فَقَطَعَهُ، ثُمَّ قَالَ: أَنْتُمْ آلَ عَبْدِ اللَّهِ لْأَغْنِيَاءٌ عَنِ الشِّرْكِ
Abdullâh bin Mes'ûd Radiyallâhu Anh'ın hanımı Zeyneb'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Abdullâh boynumda bir ip gördü ve "Nedir bu?" dedi. Ben dedim ki: "Benim için rukye yapılmış bir iptir." Zeyneb dedi ki: Abdullâh onu hemen aldı ve kesti. Sonra şöyle dedi: "Siz, Abdullâh ailesinin şirke ihtiyacı yoktur."3

Molla Aliyy'ul Kârî Rahimehullâh bu rivayeti açıklarken şöyle demektedir:


«مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح» (7/ 2878):
«وَالْمُرَادُ بِالشِّرْكِ اعْتِقَادُ أَنَّ ذَلِكَ سَبَبٌ قَوِيٌّ وَلَهُ تَأْثِيرٌ، فَإِنَّهُ ‌شِرْكٌ ‌خَفِيٌّ، وَأَمَّا إِنِ اعْتَقَدَ أَنَّهُ مُؤَثِّرٌ، فَإِنَّهُ شِرْكٌ جَلِيٌّ»
"Burada şirk ile kastedilen bunun güçlü bir sebep olduğuna ve böylece tesir ettiğine itikat etmektir. Zira bu hafi şirktir. Ancak kendisinin tesir edici olduğuna itikat ederse bu büyük şirktir." 4

Ebâ Butayn Rahimehullâh, bu amelin küçük şirk kapsamında olduğunu zikretmektedir. Şöyle der:


«مجموعة الرسائل والمسائل النجدية - ط المنار» (5/ 467):
«يتعين معرفة الأكبر المُخرج من الملة، الذي يحصل به الفرق بين المسلم والكافر، وهو عبادة غير الله؛ فمن جعل شيئا من العبادة لغير الله، فهو المشرك الشرك الأكبر. من ذلك الدعاء الذي هو مخ العبادة، كالتوجه إلى الموتى، والغائبين بسؤالهم قضاء الحاجات، وتفريج الكربات، كذلك الذبح، والنذر لغير الله.
كذلك يتعين البحث عن ‌الشرك ‌الأصغر؛ فمنه الحلف بغير الله، ونحو تعليق الخرز ‌والتمائم من العين، وكيسير الرياء في أنواع كثيرة لا تحصى»
"Kendisiyle Müslüman ve kâfirin arasındaki fark hâsıl olup dinden çıkaran büyük şirki bilmek gerekir. Büyük şirk Allâh'tan başkasına ibadet etmektir. Herkim ibadetten bir şeyi Allâh'tan başkasına yaparsa, büyük şirk işleyen bir müşriktir. İbadetin özü olan dua, mesela ölülere ve gaipte olanlara ihtiyaçların yerine getirilmesi ve zorlukların giderilmesini istemek için yönelmek ve aynı şekilde Allâh'tan başkasına kurban kesip nezretmek, büyük şirktendir.

Yine küçük şirki araştırmak gerekir. Allâh'tan başkası adına yemin etmek küçük şirktendir. Yine nazardan dolayı boncuk ile temimeler asmak ve azıcık riya gibi sayılmayacak kadar çok çeşitle beraber küçük şirktendir."
5

Kitâb'ut Tevhîd ve Feth'ul Mecîd isimli eserlerin tağutlar tarafından manipüle edildiğini iddia etmişsiniz. Bu gayrı ilmî ve gayrı ciddi iddianızı ispatlamak ve sizden önce bu iddiayı ortaya atan âlimlerin isimlerini ortaya koymak sizin üzerinize düşen bir görevdir. Eğer bu iddiayı ispatlayamazsanız ki ispatlayamayacaksınızdır, elinizi ve dilinizi bu değerli kitaplardan uzak tutun, tövbe edin.

Netice olarak bir kişi, Allâh'a has olan bir vasfı tılsım vb. bir şeye nispet ederek takarsa, bu kişi büyük şirk işlemiştir. Allâh'a has olan bir vasfı Allâh'a nispet edip tılsımı vesile olduğuna itikat ederek takarsa, küçük şirk işlemiştir.

Size tavsiyemiz çağımız insanın en temel özelliklerinden olan Allâh ve dini hakkında ilimsizce konuşmamanız, bundan tövbe ederek gereklerini yapmanızdır. Tevhide dair bir kişiyi Müslüman kılacak ilmi tahsil edip öğrenmenizdir. Vallâhu a'lem!



1- Et-Tevdîh an Tevhîd'il Hallâk, sf. 270.

2- Suleymân bin Abdillâh, Teysîr'ul Azîz'il Hamîd, sf. 135.

3- Hatîb et-Tebrîzî, Mişkât'ul Mesâbîh, Hadis no: 4552; yakın lafızlarla Hâkim, Mustedrak, Hadis no: 8290.

4- Molla Aliyy'ul Kârî, Mirkât'ul Mefâtîh, 7/2878.

5- Mecmû'at'ur Resâ'il ve'l Mesâ'il'in Necdiyye, 5/467.
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

Subul’us Selâm


Bismillâh.

Kuran, Sünnet ve Selef'in sözlerinde şirk/küfür olarak isimlendirilen birçok günah bulunmaktadır. Fakat bu günahlar, Allâh ile birlikte başka bir ilah edinme anlamına gelen Büyük Şirk'ten farklıdır. Zira bu günahlar, Büyük Şirk'e yol açtığı için ve imanın kemaline aykırı olduğu için şirk olarak isimlendirilmiştir. Bu şekilde varit olan ayet, hadis ve âsârın manası şu şekildedir: Bu ameller/masiyetler kâfirlerin ve müşriklerin ahlakı, uygulamaları ve yapageldikleri fiilleridir. Bu amelleri işleyen kişi Allâh'a ve Allâh katından gelen şeylere iman ettiği için hala Müslümandır, lakin günahkâr bir cahildir. Bu kişi dinden çıkarmayan Küçük Şirk ile şirke giren kişidir. Ancak büyük bir tehlike içindedir ve kendisini dinden çıkaran şirke götürebilecek bir yolda yürümektedir. Müslümanın üzerine düşen vazifeyse bu tip günahlardan kaçınmak, ahlakını kâfirlerin ahlakına benzetmemek ve onların amellerinden uzak durmaktır. Bu günahlar sebebiyle imanın kemalinden olan hasletler, boşa çıkar.

Tılsım takmanın hükmünde de -yukarıda ki yazıda geçtiği üzere- tafsilat vardır. Asıl hüküm olarak şifa vb. istekler Allâh'tan beklenirken tılsımı sadece bir sebep/vesile olarak takmak, ulema tarafından Küçük Şirk kapsamında değerlendirilmektedir. Şifa vb. istekler Allâh'tan değil de tılsımın kendisinden beklendiğinde ve tılsımın kendi başına bunlara güç yetirdiğine itikat edildiğinde bu amel, Allâh'a ait olan bir vasıfta Allâh'a ortak koşmak olduğu için Büyük Şirk'tir.

Selef ulemasının büyüklerinden Ebû Ubeyd Kâsım bin Sellâm Rahimehullâh, "Alametleri, Sünnetleri, Kemâle Ermesi ve Dereceleriyle İman Kitabı" isimli eserinde tılsım takmak hakkındaki rivayeti de kapsayan Büyük Şirk ve Küfür dışında kalan günahlar sebebiyle imandan çıkmakla ilgili nakiller hususunda şunları yazmaktadır:


«بَابُ الْخُرُوجِ مِنَ الْإِيمَانِ بِالْمَعَاصِي.
قَالَ أَبُو عُبَيْدٍ: أَمَّا هَذَا الَّذِي فِيهِ ذِكْرُ الذُّنُوبِ وَالْجَرَائِمِ، فَإِنَّ الْآثَارَ جَاءَتْ بِالتَّغْلِيظِ عَلَى أَرْبَعَةِ أَنْوَاعٍ:
فَاثْنَانِ مِنْهَا فِيهَا نَفْيُ الْإِيمَانِ، وَالْبَرَاءَةُ من النبي صلى الله عليه.
وَالْآخَرَانِ فِيهَا تَسْمِيَةُ الْكُفْرِ وَذِكْرُ الشِّرْكِ، وَكُلُّ نَوْعٍ مِنْ هَذِهِ الْأَرْبَعَةِ تَجْمَعُ أَحَادِيثَ ذَوَاتِ عِدَّةٍ»
"Bab: Günahlar Sebebiyle İmanın Dışına Çıkmak

Ebû Ubeyd şöyle dedi: İçerisinde günahların ve cürümlerin zikredildiği âsârlara gelince, bu konuda âsârlar ağır ifadelerle gelmiştir ve dört kısımdır.

Bunların ikisinde (günah işleyen kişiden) iman nefyedilmekte ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'den beri olduğu bildirilmektedir.

Diğer ikisinde ise küfürle isimlendirilmesi ve şirkin zikredilmesi vardır. Bu dört gruptan her birisiyle ilgili pek çok hadis bulunmaktadır."


Kâsım bin Sellâm Rahimehullâh, bazı açıklamalar yaptıktan sonra üzerinde bulunduğumuz meseleye dair rivayetlerde yer alan içerisinde şirkin zikredildiği nakiller hakkında şöyle demektedir:


«وَمِنَ النَّوْعِ الَّذِي فِيهِ ذِكْرُ الشِّرْكِ قَوْلُ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَخْوَفُ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ"، قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ! وَمَا الشرك الأصغر؟ قال: "الرياء"
وَمِنْهُ قَوْلُهُ: "الطِّيَرَةُ شِرْكٌ، وَمَا مِنَّا إِلَّا وَلَكِنَّ اللَّهَ يُذْهِبُهُ بِالتَّوَكُّلِ".
وَقَوْلُ عَبْدِ اللَّهِ -فِي التَّمَائِمِ وَالتِّوَلَةِ-: "إِنَّهَا مِنَ الشِّرْكِ".
وَقَوْلُ ابن عباس: "إن القوم يشركون بكلبهم!
يَقُولُونَ كَلْبُنَا يَحْرُسُنَا، وَلَوْلَا كَلْبُنَا لَسُرِقْنَا"
فَهَذِهِ أَرْبَعَةُ أَنْوَاعٍ مِنَ الْحَدِيثِ، قَدْ كَانَ النَّاسُ فِيهَا عَلَى أَرْبَعَةِ أَصْنَافٍ مِنَ التَّأْوِيلِ:
فَطَائَفِةٌ: تَذْهَبُ إِلَى كُفْرِ النِّعْمَةِ.
وَثَانِيةٌ: تَحْمِلُهَا عَلَى التَّغْلِيظِ وَالتَّرْهِيبِ.
وَثَالِثَةٌ: تَجْعَلَهَا كفرَ أهلِ الرِّدَّةِ.
وَرَابِعَةٌ: تُذْهِبُهَا كُلَّهَا، وَتَرُدُّهَا.
فَكُلُّ هَذِهِ الْوُجُوهِ عِنْدَنَا مردودةٌ غَيْرُ مقبولةٍ، لِمَا يَدْخُلُهَا مِنَ الْخَلَلِ وَالْفَسَادِ.»
"İçerisinde şirkin zikredildiği kısımda Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğu vardır: "Ümmetim için en çok korktuğum şey küçük şirktir." Şöyle denildi: "Ey Allâh'ın Rasûlü, küçük şirk nedir?" Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Riyadır".1

Yine Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğu vardır: "Tıyera (uğursuzluğa inanmak) şirktir. Bizden herkesin kalbine Tıyera girmiştir. Lâkin Allâh onu tevekkülle giderir."2

Yine Abdullâh (bin Mes'ûd) Rahimehullâh'ın temimeler ve tivele (kadını kocasına sevdirmek için yapılan şeyler) hakkında "bunlar şirktendir" sözü.3

İbnu Abbâs'ın şu sözü: "Hiç kuşkusuz ki insanlar köpeklerini Allâh'a ortak koşuyorlar. Şöyle diyorlar: Köpeğimiz bizi koruyor, köpeğimiz olmasaydı malımız çalınırdı."

İşte bunlar hadislerden dört çeşittir. İnsanlar bu hadislerin tevili konusunda dört sınıfa ayrılmışlardır.

Bir taife bu hadislerde zikredilen küfrün, nimet küfrü olduğunu söylemiştir.

İkinci taife bu hadislerin sert bir şekilde sakındırma ve korkutma amacıyla varit olduğuna hamlederler.

Üçüncü taife bu küfrü, riddet ehlinin küfrü sayar.

Dördüncü taife ise bu hadislerin tamamını yok edip reddetmiştir.

Bu görüşlerin tamamı bizim nezdimizde noksanlıklar ve fesatla dolu olduğu için merduttur, makbul değildir."


Ardından bu dört görüşün de yanlış olduğunu sebeplerini zikrederek açıklamaktadır. Biz bu görüşlerin neden yanlış olduğuna dair zikrettiklerini özet olarak veriyoruz:


«وَالَّذِي يردُّ الْمَذْهَبَ الْأَوَّلَ مَا نعرفه من كلام العرب وَلُغَاتِهَا»
"Birinci görüşü, Araplar'ın kelamından ve dilinden bildiklerimiz geçersiz kılmaktadır."


«وَأَمَّا الْقَوْلُ الثَّانِي: الْمَحْمُولُ على التغليظ فمن أفظع ما تُأوِّل عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَصْحَابِهِ أَنْ جَعَلُوا الْخَبَرَ عَنِ اللَّهِ وَعَنْ دِينِهِ وَعِيدًا لَا حَقِيقَةَ لَهُ.
وَهَذَا يَؤُولُ إِلَى إِبْطَالِ الْعِقَابِ»
"İkinci görüşe, bu hadislerin sert bir şekilde sakındırmaya hamledileceğine gelince, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in ve ashabının sözleri üzerinde yapılan tevillerin en nefret duyulanlardan biri, onların Allâhu Teâlâ ve O'nun dini hakkında gelen haberleri hakikati olmayan tehditlerden ibaret kılmalarıdır. Bu görüş, cezanın batıl oluşuna götürür."

«وَأَمَّا الثالث: الذي بلغ به كُفْرَ الرِّدَّةِ نَفْسِهَا فَهُوَ شَرٌّ مِنَ الَّذِي قَبْلَهُ؛ لِأَنَّهُ مَذْهَبُ الْخَوَارِجِ؛ الَّذِينَ مَرَقُوا مِنَ الدِّينِ بِالتَّأْوِيلِ، فَكَفَّرُوا النَّاسَ بِصِغَارِ الذُّنُوبِ وَكِبَارِهَا»
"Üçüncü görüşe, bunun riddet küfrü derecesine ulaştığı görüşüne gelince, bu öncekinden daha şerli bir görüştür. Çünkü bu, tevil sebebiyle dinden çıkan haricilerin görüşüdür. Bundan dolayı onlar, insanları işledikleri büyük ve küçük günahlar sebebiyle tekfir ettiler."

«وَأَمَّا الْقَوْلُ الرَّابِعُ الَّذِي فِيهِ تَضْعِيفُ هذه الْآثَارِ، فَلَيْسَ مَذْهَبَ مَنْ يُعْتَدُّ بِقَوْلِهِ، فَلَا يُلْتَفَتُ إِلَيْهِ، إِنَّمَا هُوَ احْتِجَاجُ أَهْلِ الْأَهْوَاءِ والبدع؛ الذين قصر علمهم عَنِ الِاتِّسَاعِ، وَعَيِيَتْ أَذَهَانُهُمْ عَنْ وُجُوهِهَا، فَلَمْ يَجِدُوا شَيْئًا أَهْوَنَ عَلَيْهِمْ مِنْ أَنْ يَقُولُوا: مُتَنَاقِضَةً فَأَبْطَلُوهَا كُلَّهَا!»
"Dördüncü görüşe, bu âsârı zayıf sayan görüşe gelince, bu sözüne değer verilen kimselerin görüşü değildir. Bundan dolayı ona itibar edilmez. Bu ancak heva ve bidat ehlinin ileri sürdüğü bir hüccettir. Onların ilimleri bunları kapsayamayacak kadar kısırdır. Akılları bu hadislerin vecihlerini anlamaya güç yetiremiyor. Kendilerine "bu hadisler birbiriyle çelişmektedir, hepsini iptal edin" demekten daha kolay bir şey bulamamışlar."

Görüleceği üzere bu minvalde zikredilen hadislerin büyük küfür olduğunu söyleyen üçüncü görüşün haricilerin görüşü olduğunu belirtmektedir. Ardından da bu konudaki doğru görüşe de büyük küfür dışında kalan masiyet ve günahların imanın aslını değil, kemalini ortadan kaldırdığına şu sözleriyle işaret etmektedir:


«وَإِنَّ الَّذِي عِنْدَنَا فِي هَذَا الْبَابِ كُلِّهِ أَنَّ الْمَعَاصِيَ وَالذُّنُوبَ لَا تُزِيلُ إِيمَانًا، وَلَا تُوجِبُ كُفْرًا، وَلَكِنَّهَا إِنَّمَا تَنْفِي مِنَ الْإِيمَانِ حَقِيقَتَهُ وَإِخْلَاصَهُ الَّذِي نَعَتَ اللَّهُ بِهِ أَهْلَهُ، وَاشْتَرَطَهُ عَلَيْهِمْ فِي مَوَاضِعَ مِنْ كِتَابِهِ»
"Bizim bu babın hepsindeki görüşümüz şudur: Masiyetler ve günahlar imanı ortadan kaldırmaz ve küfrü gerektirmez. Lakin onlar, Allâh'ın iman ehlini kendisiyle vasıflandırdığı ve kitabında birçok yerde müminlere şart koştuğu imanın hakikatini ve ihlas kısmını ortadan kaldırır."4

Velhasıl, tılsım vb. şeyleri vesile olarak takmak hususunda tafsilat bulunmaktadır. Esas olan illetleri tespit ederek uygulamaya sokmaktır. Eğer amel Allâh'a ortak koşmaksa bu amel şirktir, bu amel tılsıma Allâh'ın vasıflarını vermeden ve ibadet yöneltmeden şifayı Allâh'tan bekleyerek tılsımı sadece vesile edinmekse, caiz olmayan bir amel olmakla birlikte Küçük Şirk'tir. Vallâhu a'lem!



1- Ahmed, Musned, Hadis no: 23630.

2- İbnu Mâce, Hadis no: 3538.

3- Hatîb et-Tebrîzî, Mişkât'ul Mesâbîh, Hadis no: 4552; yakın lafızlarla Hâkim, Mustedrak, Hadis no: 8290.

4- Ebû Ubeyd Kâsım bin Sellâm, el-Îmân, sf. 67-78.
"Eğer cahil ısrar ederse, büyüklenirse, sapıklığında ve dalaletinde kararlıysa, körlüğü hidayete seçmişse ve içerisine düşüp kendisi hakkında cedelleştiği şey, kendisini işleyen şahsı Müslümanlar fırkasından müşrikler zümresine çıkaran büyük şirk kapsamındansa, bu durumda adil hüküm, kılıçtır!" (el-Feth'ur Rabbânî min Fetâvâ'l İmâm eş-Şevkânî, 1/185)

🡱 🡳