Darultawhid

Gönderen Konu: LİVÂTA (EŞCİNSELLİK)  (Okunma sayısı 2393 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1910
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
LİVÂTA (EŞCİNSELLİK)
« : 28.06.2015, 02:39 »
Alıntı
Soru:homoseksüellik yapan öldürülür mü yoksa sadece tazir cezasi verilir?

Bismillahirrahmanirrahim,

Hanbeli fıkhının temel kitaplarından Hiraki muhtasarında bu konuyla alakalı şöyle denmektedir:


وَمَنْ تَلَوَّطَ، قُتِلَ، بِكْرًا كَانَ أَوْ ثَيِّبًا، فِي إحْدَى الرِّوَايَتَيْنِ، وَالْأُخْرَى حُكْمُهُ حُكْمُ الزَّانِي

“Her kim livata yaparsa ister bekar ister evlenmiş olsun iki rivayetten birisine göre öldürülür. Diğer rivayete göre ise onun hükmü zaninin hükmü gibidir”

İbn Kudame (rh.a) bu ibarenin şerhinde şöyle demektedir:


وَاخْتَلَفَتْ الرِّوَايَةُ عَنْ أَحْمَدَ، - رَحِمَهُ اللَّهُ -، فِي حَدِّهِ؛ فَرُوِيَ عَنْهُ، أَنَّ حَدَّهُ الرَّجْمُ، بِكْرًا كَانَ أَوْ ثَيِّبًا. وَهَذَا قَوْلُ عَلِيٍّ، وَابْنِ عَبَّاسٍ، وَجَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْمَرٍ، وَالزُّهْرِيِّ، وَأَبِي حَبِيبٍ، وَرَبِيعَةَ، وَمَالِكٍ، وَإِسْحَاقَ، وَأَحَدُ قَوْلَيْ الشَّافِعِيِّ وَالرِّوَايَةُ الثَّانِيَةُ، أَنَّ حَدَّهُ حَدُّ الزَّانِي. وَبِهِ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيِّبِ، وَعَطَاءٌ، وَالْحَسَنُ، وَالنَّخَعِيُّ، وَقَتَادَةُ، وَالْأَوْزَاعِيُّ، وَأَبُو يُوسُفَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ، وَأَبُو ثَوْرٍ، وَهُوَ الْمَشْهُورُ مِنْ قَوْلَيْ الشَّافِعِيِّ؛ لِأَنَّ النَّبِيَّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - قَالَ: «إذَا أَتَى الرَّجُلُ الرَّجُلَ، فَهُمَا زَانِيَانِ»

“Ahmed’den bu kişiye verilecek ceza hakkında muhtelif rivayetler gelmiştir. Ondan livata yapanın haddinin ister evli ister bekar olsun recim (taşlanarak öldürme) olduğu nakledilmiştir. Bu aynı zamanda Ali, İbn Abbas, Cabir bin Zeyd, Abdullah bin Ma’mer, Zuhri, Ebu Habib, Rebia, Malik ve İshak’ın görüşüdür. Şafii’nin iki görüşünden birisi de budur.

İkinci rivayet; livatanın haddinin zina yapanın haddi olduğu görüşüdür. Bunu da Said bin Müseyyeb, Ata’, el-Hasen, en-Nehai, Katade, el-Evzai, Ebu Yusuf, Muhammed bin Hasen, Ebu Sevr dile getirmiştir. Şafii’nin iki görüşünden en meşhur olanı da budur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Erkek, erkeğe yaklaştığında ikisi de zinakardır” buyrulmuştur.”


İbn Kudame ardından ikinci görüşün delillerini müzakare eder ve Ebubekir ve Ali (ra) gibi sahabelerin livata yapanları yaktırdıklarını zikreder. Bu esnada Ebu Hanife’nin livata yapanlar hakkında hadd uygulanmayacağı görüşüne sahip olduğunu da nakletmiştir. Ardından şöyle devam ediyor:


وَوَجْهُ الرِّوَايَةِ الْأُولَى، قَوْلُ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: «مَنْ وَجَدْتُمُوهُ يَعْمَلُ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ، فَاقْتُلُوا الْفَاعِلَ وَالْمَفْعُولَ بِهِ» . رَوَاهُ أَبُو دَاوُد. وَفِي لَفْظٍ: «فَارْجُمُوا الْأَعْلَى وَالْأَسْفَلَ» . وَلِأَنَّهُ إجْمَاعُ الصَّحَابَةِ - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ -، فَإِنَّهُمْ أَجْمَعُوا عَلَى قَتْلِهِ، وَإِنَّمَا اخْتَلَفُوا فِي صِفَتِهِ. وَاحْتَجَّ أَحْمَدُ - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ - بِقَوْلِ عَلِيٍّ - عَلَيْهِ السَّلَامُ -، وَأَنَّهُ كَانَ يَرَى رَجْمَهُ، وَلِأَنَّ اللَّهَ تَعَالَى عَذَّبَ قَوْمَ لُوطٍ بِالرَّجْمِ، فَيَنْبَغِي أَنْ يُعَاقَبَ مَنْ فَعَلَ فِعْلَهُمْ بِمِثْلِ عُقُوبَتِهِمْ. وَقَوْلُ مَنْ أَسْقُطَ الْحَدَّ عَنْهُ يُخَالِفُ النَّصَّ وَالْإِجْمَاعَ،

“Birinci görüşün (yani recm edileceğinin) delili şudur: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Lut kavminin amelini yapanları gördüğünüzde faili de mefulu de öldürün” Bunu Ebu Davud rivayet etmiştir. Başka bir lafızda “Alttakini de üsttekini de taşlayın” buyurulmuştur. Nitekim bu sahabenin icmasıdır. Onlar bu işi yapan kimsenin öldürülmesinde icma etmişler ancak öldürmenin şekli üzerinde ihtilaf etmişler. Ahmed (rh.a) Ali (as)’ın kavliyle ihticac etmiştir ki o, böyle yapanların recm edilmesini uygun görüyordu. Ayrıca Allahu Teala da Lut kavmini taşlayarak azablandırmıştı. Şu halde onların fiilinin aynısını yapan kimsenin onların cezasının benzeriyle cezalandırılması gerekir. Onlardan hadd cezasının sakıt olduğunu söyleyenlerin görüşü ise nassa ve icmaya muhaliftir.” (El-Muğni, no: 7168)

Böylece ortaya çıkmaktadır ki Lut kavminin fiilini yapan kişiler hakkında verilecek ceza ölümdür, hadisler de buna işaret etmektedir. Bu ölüm cezası alimlerin bir çoğuna göre recm (taşlama) şeklinde tatbik edilir. İbnul Cevzi’nin “et-Tahkik fi Mesail’il Hilaf adlı eserinde beyan ettiğine göre Ebu Hanife bu hususta tazir cezasını uygun görmüştür (2/327) İbnul Cevzi’nin torunu Sıbt ibnul Cevzi, Ebu Hanife’nin bahsettiği bu tazirin ölene kadar hapsetme şeklinde olacağını haber vermiştir. Aynı yerin devamında İbn Abbas’tan livata yapanın yüksek bir binadan atılması görüşünü rivayet etmiştir. (İsar’ul İnsaf 209-210) Ancak İbn Kudame’nin de beyan ettiği gibi Livata yapana hadd yerine tazir verileceği görüşü zayıftır. Amma herhalükarda bu fiilin haramlığı ve cezalandırılması gerektiği hususunda bütün alimler hemfikirdir. İşte günümüzde birilerinin demokrasi ve insan hakları adı altında meşrulaştırmaya çalıştığı bu habis fiili işleyenler hakkında İslam alimlerinin görüşleri bunlardır! Bugün öyle bir hale gelmiştir ki birtakım İslamcı müsveddeleri bile artık özgürlük adı altında bu yok edilmesi gereken canlıların hak ve hürriyetlerinden bahseder hale gelmiştir! Kalplerin eğrilmesinden ve kötü akibetten Allaha sığınırız.

Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi Teymullah

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 29
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
  • تَيْمُ الله اَلسَّلَفِي
LİVÂTA (EŞCİNSELLİK)
« Yanıtla #1 : 17.05.2020, 02:42 »

عظم مفسدة اللواط وشدة فحشها

Livâtanın Zararının Büyüklüğü ve Çirkinliğinin Şiddeti


İbn Kayyim el-Cevziyye Rahimehullâh

ed-Dâu ve’d-Devâ (Kalbin İlacı)


Livâtanın zararları en büyük zararlardan olduğu için dünya ve ahiretteki cezası da en büyük cezalardan olmuştur.

Livâtanın cezası mı daha ağırdır, zinanınki mi; yoksa her ikisinin cezası da eşit midir? Âlimler bu hususta ihtilaf etmiş, üç görüşe bölünmüşlerdir:

Ebu Bekir es-Sıddık, Ali, Halid bin Velid, Abdullah bin Zeyd, Abdullah bin Abbas, Cabir bin Zeyd, Abdullah bin Amr, Zühri, Rabia bin Ebi Abdurrahman, Malik, İshak bin Rahaveyh, (ondan yapılan iki rivayetten daha sahih olanına göre) İmam Ahmed ve bir görüşünde İmam Şafii livâtanın cezasının zinanınkinden daha ağır olduğu, evli olsun olmasın bu cürmü işleyenin her halükarda öldürüleceği görüşündedir.

Ata bin Ebi Rebah, Hasan Basri, Said bin Müseyyeb, İbrahim en-Nehai, Katade, Evzai, (mezhebinde benimsenen görüşüne göre) İmam Şafii, kendisinden yapılan ikinci rivayete göre İmam Ahmed, Ebu Yusuf ve Muhammed livâta ile zinanın cezasının aynı olduğu görüşündedir.

Hakem ve Ebu Hanife ise livâtanın cezasının zinanınkinden daha hafif olduğu; lûtiye tazir (kınama) cezası verileceği görüşündedir.

Bu son görüşü savunanlar şöyle demişlerdir: “Bu, Allah ve Rasûlü’nün belli bir ceza takdir etmediği günahlardandır. Bu sebeple cezası leş, kan ve domuz eti yemekte olduğu gibi tazirdir.

Livâta yapan, insan fıtratının arzu etmeyeceği; hatta Allahu Teâlâ’nın, hayvanlara bile hoş göstermediği bir organla cinsel ilişkiye girmiştir. Bu nedenle, eşek ve benzeri hayvanlarla cinsel ilişkiye girmekte bir had cezası olmadığı gibi bu günahta da bir had cezası yoktur.

Şeriat kaidelerinde şayet bir günaha mani olan şey fıtri ve tabii ise bununla yetinildiğini, had cezasına başvurulmadığını; eğer fıtratta bu günaha davet eden bir dürtü varsa, fıtratların o günaha çağırma gücüne göre bir had cezasının konulduğunu görmekteyiz. Bu sebeple zina, hırsızlık ve içki içmek konusunda bir had cezası belirlenmiş; ama leş, kan ve domuz eti yemek konusunda belirlenmemiştir.”

Onlar ayrıca demişlerdir ki: “Bir hayvanla veya ölüyle cinsel ilişkiye girmenin bir had cezasının olmaması da buna örnektir. Allah (subhanehu) fıtratları, bir erkeğin kendisi gibi bir erkekle cinsel ilişkiye girmekten son derece nefret etmesi üzerine yaratmıştır. Yine O, fıtratları bir erkeğin, hemcinsinin kendisine cinsel yoldan yaklaşmasından nefret etmek üzerine yaratmıştır. Zina ise bunun tam tersidir. Onda dürtüler iki taraflıdır.”

Yine onlar şöyle demişlerdir: “(Özet olarak) iki kadının sevicilik yapması, birinin diğerinden (cinsel olarak) faydalanması gibi bir insanın kendi hemcinsinden (cinsel olarak) istifade etmesi had cezası gerektirmez.”

Birinci görüşü savunanlar (ki bunlar cumhuru oluşturmaktadır ve birçok âlim, sahabelerin bu görüş üzerinde icma ettiklerini söylemiştir) ise şöyle demişlerdir: “Hiçbir günahın zararı, bundan büyük değildir. Küfrün zararından sonra bu gelir. İnşaAllah birazdan açıklayacağımız üzere bu günahın zararı belki adam öldürmekten bile büyüktür.

Allah (subhanehu), yeryüzünde Lût kavminden önce hiçbir kavmi bu büyük günahla imtihan etmemiştir. Onları, başka ümmetleri uğratmadığı bir azaba uğratmış; birçok azap türünü onlar üzerinde birleştirmiştir. Şehirlerinin altını üstüne getirmiş, onları yerin dibine geçirmiş, üzerlerine gökten taş yağdırmış, böylece onları, başka ümmetleri cezalandırmadığı bir şekilde cezalandırmıştır. Bu ceza, üzerinde işlendiğinde yerin neredeyse şiddetle sarsılacağı, meleklerin şahit olduklarında onu işleyenlerin üzerine azabın ineceği ve onlarla birlikte kendilerine de isabet edeceği korkusuyla göğün ve yerin uçlarına kaçacakları, yerin Rabbi (tebâreke ve teâlâ)’yı yardıma çağıracağı ve neredeyse dağların yerlerinden ayrılacağı bu cürmün zararının büyüklüğünden ileri gelmektedir.

Kendisine livâta yapılan kişi için bunun olmasındansa öldürülmek daha iyidir. Çünkü bunu yapan kişi bu fiiliyle, bir daha hayat umudu kalmayacak şekilde o kişiyi öldürmüş olur. Onu gerçekten öldürmüş olsaydı, o bir mazlum ve bir şehit olacak; böylece belki ahirette bunun faydasını görecekti.”

Yine onlar derler ki: “Bunun delili şudur: Allah (subhanehu) katilin had cezasını, maktulün velisinin seçimine bırakmıştır. Veli dilerse katili öldürür, dilerse affeder. Lûtînin öldürülmesini ise kesin bir hükme bağlamıştır. Nitekim sahabeler bu hususta icma etmiştir. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in, sahih ve açık sünneti de -ki bunlarla çelişen hadisler yoktur- buna delalet etmektedir. Dahası sahabelerin ve hulefa-i raşidinin uygulamaları da bu yöndedir.

Halid bin Velid’den rivayet edildiğine göre o, Arap kabilelerinin birinde, kadınlarla yapıldığı gibi erkeklerle cinsel ilişkiye giren bir adama rastlamıştır. Bunun üzerine Ebu Bekir es-Sıddık (radıyallahu anhu)’ya mektup vazdı. Ebu Bekir sahabelerle (radiyallahu anhum) bu durumu istişare etti. Bu hususta sahabelerin en sert olanı Ali’ydi. O, şöyle dedi: ‘Bu işi, bütün ümmetler arasında ancak bir kavim yapmıştır. Allah’ın onlara ne yaptığını biliyorsunuz. Benim görüşüm o adamın ateşte yakılmasıdır.’ Ebu Bekir de Halid’e cevaben bunu yazdı, Halid de o adamı yaktı. (Beyhaki, Sünen, 8/232)

Abdullah bin Abbas şöyle demiştir: ‘Lûtî, kasabadaki en yüksek bir binaya bırakılır, oradan baş aşağı atılır, arkasından da taşlanır.’ (İbni Ebi Şeybe, Musannef, 9/529)

Abdullah bin Abbas, bu cezayı Allah’ın Lût kavmine verdiği cezadan istinbat etmiştir. Yine o, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den: ‘Lût kavminin amelini işleyenlere rastlarsanız, yapanı ve kendisine yapılanı öldürün.’ hadisini rivayet eden kişidir. Bunu sünen sahipleri rivayet etmiş, İbn-i Hibban ve başkaları da sahih olduğunu belirtmiştir. İmam Ahmed de bu hadisle delil getirmiştir. Hadisin senedi Buhari’nin şartı üzeredir.”

Yine onlar derler ki: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in: ‘Allah, Lût kavminin yaptığını yapanlara lanet eder; Allah, Lût kavminin yaptığını yapanlara lanet eder; Allah, Lût kavminin yaptığını yapanlara lanet eder.’ buyurduğu sabittir. (Ahmed, 1/309)

Rasûlullah’ın zina edenlere aynı yerde üç kez lanet ettiği hiçbir hadis rivayet edilmemiştir. O, büyük günah işleyen bir topluluğa lanet etmiştir; ama bu lanet sadece bir tanedir. Ancak lûtilere laneti ise yinelemiş, üç kez vurgulamıştır.

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ashabı, lûtînin öldürüleceği konusunda görüş birliğine varmış, bu hususta hiçbiri ihtilaf etmemiştir. Onların ihtilafı sadece nasıl öldürüleceği konusundadır. Bazı kimseler bu ihtilafın, lûtinin öldürülmesi konusunda olduğunu zannetmiş ve bunu sahabe arasındaki ihtilaflı meselelerden biri olarak aktarmışlardır. Halbuki bu, sahabenin ihtilaf ettiği değil, icma ettiği bir meseledir.”

Yine onlar şöyle derler: “Allahu Teâlâ’nın: ‘Zinaya yaklaşmayın. Şüphesiz o bir çirkinliktir (fuhuştur) ve çok kötü bir yoldur.’ (İsra, 32) ayeti ile livâta hakkında buyurduğu: ‘(Lût kavmine şöyle demişti): ‘Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?’ (A’raf, 80) kavli üzerinde düşünen kişi zina ile livâta arasındaki farkı anlar. Allah (subhanehu) zina hakkında fuhuş kelimesini nekre (belirsiz) olarak zikretmiştir. Yani o, fuhuşlardan bir fuhuştur. Livâta hakkında ise bu kelimeyi marife (belirli) olarak kullanmıştır. Bu, livâtanın fuhuş kelimesinin bütün manalarını ve yönlerini kapsadığı anlamına gelir. Bu: ‘Zeyd bir adamdır, Zeyd ne iyi bir adamdır.’ demen gibidir.”

Burada: “Çirkinliği herkesçe bilinen bir şeyi mi yapıyorsunuz.” denmiş (günahın ismi zikredilmemiştir). Livâtanın çirkinliğinin açık ve tam olması dolayısıyla, adının anılmasına gerek duyulmamıştır. Bu durum, Firavun’un Musa’ya söylediği: “Sonunda yaptığın o işi de yaptın.” (Şuara, 19) Yani: “Açık ve herkesçe bilinen o kötü işi yaptın” sözüne benzer.

Sonra Allah (subhanehu), livâtayı kendilerinden önce âlemlerde hiç kimsenin yapmadığını söyleyerek onun çirkinliğine vurgu yapmış ve: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı fuhuş” buyurmuştur. Daha sonra, kalplerin tiksindiği, kulakların çirkin bulduğu, fıtratların son derece nefretle karşıladığı o şeyi, yani onların tıpkı kadınlarla ilişkiye girer gibi kendi cinslerinden olan erkeklere yaklaştıklarını ifade ederek bu vurguyu artırmıştır. “Muhakkak ki siz erkeklere yaklaşıyorsunuz.” (A’raf, 81)

Sonra onların buna ihtiyaçlarının olmadığına, onları bu fiile iten etkenin, erkeğin kadına meyletmesini sağlayan ihtiyaçlar olmayıp sadece şehvet olduğuna dikkat çekmiştir. Erkeğin şehvetini tatmin etmesi, lezzet alması, kadına anne-babasını unutturan ve kocasını hatırlatan bir sevgi ve rahmetin ortaya çıkması, eşref-i mahlûkat olan insan türünün muhafazası anlamına gelen neslin devamı, kadının korunması ve şehvetini tatmin etmesi, nesebin kardeşi olan sıhriyyetin (evlilik yoluyla akrabalığın) tesis edilmesi, kadınların erkeklerden güç alması, aralarındaki ilişkiyle Allah’ın en sevdiği kulları olan peygamberlerin, velilerin ve mü’minlerin dünyaya gelmesi ve Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in, diğer peygamberlere karşı ümmetinin çokluğuyla övünmesi gibi evlenmenin birçok maslahatı bu ihtiyaçlar içerisindedir. Livâtanın yol açtığı zararlar ise bütün bu maslahatların karşısındadır. Livâta engellenemeyecek ve ayrıntılarını ancak Allah’ın bildiği daha birçok zarara sebep olur.

Allahu Teâlâ daha sonra, lûtilerin Allah’ın erkekleri yarattığı fıtratı tersine çevirmeleri yönüyle bu fiilin çirkinliğini vurgulamıştır. Onlar, Allah’ın erkeklere yerleştirdiği tabiatı -erkeklere değil, kadınlara karşı şehvet hissetme tabiatını- alt üst etmişler. Kendilerine emredileni tersine çevirmiş, fıtratı ve tabiî olanı ters yüz etmiş, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşmışlardır. Bu sebeple de Allah onların şehirlerini ters yüz etmiş, altını üstüne getirmiştir. Aynısını kalplerine de yapmış ve onları azabın içine baş aşağı atmıştır.

Bunun ardından Allah (subhanehu), onların -haddi aşan anlamına gelen- müsrif olduklarına hükmederek livâtanın çirkinliğine vurgu yapmış, “Hayır, siz müsrif (haddi aşan) bir toplumsunuz.” (A’raf, 81) buyurmuştur. Bir düşün, acaba zina hakkında buna benzer veya buna yakın bir hüküm zikredilmiş midir?

Allah (subhanehu): “Biz onu (Lût’u) çirkin işler yapmakta olan memleketten kurtardık.” (Enbiya, 74) buyurmakla yine lûtilere vurgu yapmıştır.

Sonra Allah (subhanehu), gayet çirkin iki vasıfla onlar üzerindeki eleştiriyi pekiştirmiş; “Şüphesiz onlar kötü ve fasık bir kavimdi.” (Enbiya, 74) buyurmuştur. Ve kendi peygamberlerinin şu sözünde onları fesatçı/bozguncu olarak nitelemiştir: “Rabbim! (Bu) fesatçı kavme karşı bana yardım et.” (Ankebut, 30)

Yine Allah onları, meleklerin İbrahim (aleyhisselâm)’a söyledikleri şu sözde zalimler olarak isimlendirmiştir: “Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim oldular.” (Ankebut, 31)

Bir düşün, bunun gibi cezalara başka kim çarptırılmış, Allah bunlar gibi başka kimleri yermiştir?

Melekler o kavmin helak olacağını haber vermiş, bunun üzerine Allah’ın halîli İbrahim onlar hakkında meleklerle tartışınca ona şöyle denmişti: “Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir.” (Hud, 76) Lûtilerin pisliklerini ve Allah’a gösterdikleri isyankarlığın aşırılığını bir düşün! Zira peygamberleri Lût’un kapısını misafirlerin çaldığını duyduklarında onun yanına gelmişlerdi. Lût onları görünce: “Ey kavmim! İşte onlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir.” demiş, onlardan korkarak ve misafirlerinden de son derece utanarak misafirleri yerine evlenmeleri üzere kızlarını teklif etmişti. “Ey kavmim! İşte onlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. Artık Allah’tan korkun ve beni misafirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde aklı başında bir adam yok mu?” (Hud, 78) demişti. Ona cevap verdiler; ama zorbalıkla ve inatla cevap verdiler: “Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını ve bizim ne istediğimizi elbette bilirsin!” (Hud, 79)

Bunun üzerine Allah’ın nebisi, kederli bir kalpten çıkan bir iç geçirmeyle: “Ah, keşke size karşı bir kuvvetim olsaydı ya da sağlam bir kaleye sığınabilseydim.” (Hud, 80) dedi. Bunun üzerine Allah’ın elçileri onun kaygısını giderdiler, gerçeği ona açıkladılar ve onların kendisine ulaşamayacaklarını, bunun mümkün olmadığını bildirdiler. (Dediler ki) Onlardan korkma, onları umursama, üzülme: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar.” (Hud, 81)

Onu kavminin başına gelecek olan musibetle (azapla) müjdelediler: “Gecenin bir bölümünde ailenle birlikte yürü (çık). Sizden kimse arkasına bakmasın. Ancak karın hariç. Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan, onun başına da gelecektir. Şüphesiz onların vaad olunan (azabın) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi?” (Hud, 81) dediler.

Allah’ın peygamberi, onların helak olma zamanlarını geç buldu ki “Bundan daha erken olmasını isterim.” dedi. Bunun üzerine melekler de: “Sabah yakın değil mi?” dediler.

Allah’a yemin olsun ki Allah’ın düşmanlarının helak olmasıyla, Allah’ın peygamberinin ve velilerinin kurtulması arasındaki süre ancak fecirle güneşin doğuşu arasındaki süreydi.

Memleketleri kökünden söküldü ve göğe doğru kaldırıldı. Hatta melekler köpeklerin havlamalarını ve eşeklerin anırmalarını işittiler. Muhkem Kur’an’ın haber verdiği gibi, geri çevrilmesi imkânsız olan şehirlerinin altının üstüne getirilmesi buyruğu yüce Rabbin katından kulu ve elçisi Cebrail’e inmişti.

Allah (azze ve celle) şöyle buyurmuştur: “Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.” (Hud, 82)

Böylece onları âlemler için bir ayet, muttakiler için bir öğüt, mücrim günahkârlardan onlarla aynı işi yapanlar için ibretlik bir ceza ve bir örnek kıldı. Memleketlerini de gelip geçenlerin yolu üzerinde bıraktı.

“Şüphesiz bunda düşünen ferâset sahipleri için ayetler vardır. Orası hâlâ işleyen bir yol üzerinde durmaktadır. Şüphesiz bunda iman edenler için gerçekten bir ayet vardır.” (Hicr, 75-77)

Allah onları, gaflet içinde uyurlarken yakaladı, sarhoşlukları içinde dolaşıp dururlarken azabını onlara getirdi. Kazandıkları şeyler onlara bir fayda sağlamadı. Bu lezzetler acılara dönüştü ve orada azab içinde sabahladılar.

Arzu ve hevesler hayattayken sahipleri için lezzettir
Ölüm anında ise azaba dönüşür onlar


Lezzetler gitti, arkasından hüzünler geldi. Şehvetler sona erdi, mutsuzluklar miras kaldı. Az bir süre faydalandılar; uzun bir azaba çarptırıldılar. Tehlikeli bir otlakta otlandılar, ardında elim bir azap bıraktı onlara. Bu şehvet içkisi onları sarhoş etti; ancak azap görenlerin diyarında kendilerine geldiler. Bu gaflet onları uyuttu, bundan ancak helak olanların yurtlarında uyandılar ve pişman oldular. Vallahi, pişmanlık kişiye fayda sağlamadığı zaman, işte en büyük pişmanlık o zaman yaşanır. Önceden işledikleri için gözlerinden yaş yerine kan akıttılar. Bu kavmin efendilerini ve ayak takımını, çılgınca yanan cehennem katlarının arasında ateş onların yüzlerinin ve bedenlerinin deliklerinden çıkarken ve leziz şaraplar yerine cehennem kadehlerinden içerlerken bir görsen. Yüz üstü sürüklenirken onlara: “Kazandıklarınızı tadın.” denir.

“Girin oraya! İster sabredin ister sabretmeyin, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız.” (Tur, 16)

Allah, o kavimle aynı ameli işleyenlerin azabını onlarınkine yakın eylemiş; onları bu tehdidin gerçekleşmesiyle korkutarak: “Bu (azap) zalimlerden uzak değildir.” (Hud, 83) buyurmuştur.

Şair şöyle demiştir:

Ey erkeklerle nikâhlanan, müjdeler olsun size
Hesap gününde size mükâfat var
Yiyin, için, zina edin, livâta yapın; müjdeler olsun size
Hakkınız kızıl cennette inlemektir sizin
Kardeşleriniz sizden önce o yurdu hazırladılar
Acele bize gelin, müjdeler var size dediler
İşte biz sizden önce geçenler, bekliyoruz sizleri
Cabbar toplayacak büyük ateşinde hepimizi
Sanmayın evlendiğiniz erkekler gözlerinizden kaybolacak
Hayır, onları göreceksiniz açıkça
Sizden her biri dostuna lanet edecek
Mahzun kişi derdiyle bir daha mutsuz olacak
Her biri ortağıyla birlikte azap görecek
Günaha sebep olan zevkte ortak oldukları gibi



Çevrimiçi Teymullah

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 29
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
  • تَيْمُ الله اَلسَّلَفِي
LİVÂTA (EŞCİNSELLİK)
« Yanıtla #2 : 17.05.2020, 19:50 »
Livâtanın Cezasının Zinanınkinden Küçük Olduğunu Söyleyenlere Cevap


Bu fuhşun cezasının zinanınkinden daha küçük olduğunu iddia edenlerin öne sürdükleri delillere verilecek cevaplara gelelim:

Onların: “Bu, Allah’ın muayyen bir had cezası belirlemediği bir günahtır.” sözlerine birkaç yönden cevap verilebilir:

1 - Allah’tan aldıklarını tebliğ eden (Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem), bunun cezasını kesin olarak öldürülmek şeklinde belirlemiştir. O, ancak Allah’tan aldıklarını hüküm olarak belirlemiştir. Söylemek istediğiniz şey, livâtanın cezasının şeriatte bilinen bir şey olmadığı ise bu geçersizdir. Söylemek istediğiniz şey, bu cezanın Kur’an’ın hükmüyle sabit olmadığı ise bu da ceza hükmünün sünnetle sabit olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

2 - Bu düşünce, sizin nezdinizde recm cezasını da ortadan kaldırır. Zira bu ceza da sünnetle sabit olmuştur. Şayet; “Hayır, recm cezası lafzı neshedilen; fakat hükmü baki kalan Kur’an ayetiyle sabit olmuştur.” derseniz deriz ki: “O zaman sizin nezdinizde içki içenin cezası ortadan kalkar.”

3 - Muayyen bir delilin yok sayılması, mutlak bir delilin ve onun delalet ettiği şeyin de yok sayılmasını gerektirmez. Ancak biz, sizin yok saydığınız delilin geçersiz olmadığını daha önce ifade etmiştik.

Sizin: “Bu, fıtratların istemediği bir yerden yapılan cinsel temastır. Bilakis Allah fıtratları bundan nefret etmek üzere yaratmıştır. Bu, bir ölüyle veya bir hayvanla birleşmeye benzer.” sözünüze gelince, buna da birkaç yönden cevap verilebilir:

a - Bu, daha önce de açıkladığımız gibi itibara alınmayacak, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sünnetiyle ve sahabelerin icmasıyla da merdud bir kıyastır.

b - Fitnesi bütün fitnelerden daha fazla olan henüz bıyığı bitmemiş güzel bir oğlanla cinsel ilişkide bulunmakla bir eşek veya ölü bir kadınla cinsel ilişkide bulunmayı kıyas etmek en geçersiz kıyaslardan biridir. Dişi bir eşeğe, bir ineğe ya da bir ölüye methiyeler düzen kimse olmuş mudur? Bunlar hiçbir aşığın aklını esir veya kalbini tutsak etmiş midir ya da düşüncelerini ve ruhunu istila etmiş midir? Velhasıl bundan daha bozuk bir kıyas olamaz.


c - Bu düşünce; anne, kız ve kız kardeşle cinsel ilişkide bulunmak konusu karşısında geçersiz olur. Zira fıtratların bunlardan nefret etmesiyle birlikte iki görüşten birine göre bunlar için oldukça sert bir ceza da söz konusudur ki bu, evli olsun bekâr olsun bunu yapanın öldürülmesi cezasıdır. İmam Ahmed’den yapılan iki rivayetten birine göre böyledir. İshak bin Rahuye ve hadis ehlinden bir grup âlimin görüşü de bu şekildedir.

Ebu Davud ve Tirmizi, Bera bin Azib’ten şöyle rivayet etmişlerdir: “Elinde kılıç olduğu halde amcamla karşılaştım. Ona: ‘Nereye gidiyorsun?’ dedim. ‘Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) beni, babasının ölümünden sonra hanımıyla evlenen bir adamın boynunu vurmam ve malını almam için gönderdi.’ dedi.” (Ebu Davud, 4291; Tirmizi, 1373)

Tirmizi: “Bu hadis hasendir.” demiştir. Cüzcani: “Bera’nın amcasının adı Haris bin Amr’dır.” demiştir.

Ebu Davud ve İbni Mace Sünenlerinde İbn-i Abbas’tan şöyle rivayet etmişlerdir: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Kim mahremiyle cinsel ilişkide bulunursa onu öldürün.” (İbni Mace, 2564)

Haccac’ın yanına kız kardeşine tecavüz eden bir adam getirildi. Haccac: “Onu hapsedin ve Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ashabından burada bulunanlara sorun.” dedi. Abdullah bin Ebi Mutarrif’e sordular. O şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim: Kim mü’minlerin dokunulmazlığını çiğnerse siz de onun ortasını kılıçla çiğneyin.” (İbni Ebi Asım, el-Âhâd ve’l-Mesâni, 2817; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5473)

Burada onun ortadan ikiye bölünerek öldürüleceğine dair delil bulunmaktadır.

Bu hadis, konumuz hakkında müstakil bir delildir. Şöyle ki mutlak olarak cinsel ilişkide bulunulması mubah olmayan bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmanın cezası ölümdür. Bunun delili, annesi veya kızıyla cinsel ilişkide bulunan kimsenin öldürülmesidir. Yine mahremlerin biriyle ve kişinin mutlak olarak cinsel ilişkide bulunmasının haram olduğu bir kimseyle cinsel ilişkide bulunması hakkında da bu söylenmiştir. Bunu yapanın cezası lûtîler gibi ölümdür.

Burada doğru olan, iki meseleye de naslardan (ayet ve hadislerden) delil getirmektir. Zira kıyas her ikisinin de (lûtînin öldürüleceğinin de öldürülmeyeceğinin de) doğru olduğunu gösterebilmektedir.

Müslümanlar mahremlerinden biriyle zina eden kişiye had uygulanacağı konusunda icma etmiştir. İhtilaf bunun keyfiyeti üzerindedir. Bunun cezası her halükârda öldürülme midir, yoksa zinada uygulanan türden bir had midir?

Burada iki görüş vardır:

İmam Şafi, Malik ve iki rivayetten birinde Ahmed bunun cezasının, zinanın cezası gibi olduğu görüşündedir.

(Diğer rivayete göre) Ahmed, İshak ve hadis ehlinden bir topluluk ise bu cezanın her halükârda öldürülme olduğu görüşündedir.

Yine haram olduğunu bildiği halde bir kadınla nikâh adı altında cinsel ilişkiye giren kimseye had uygulanacağı üzerinde de Ebu Hanife hariç âlimlerin tamamı görüş birliğindedir. Ebu Hanife ise burada had cezasını düşüren bir şüphenin söz konusu olduğu görüşündedir.

Ona karşı çıkanlar şöyle demişlerdir: “(Mahremi olan bir kadınla) nikâh adı altında cinsel ilişkiye giren kimsenin suçunu daha da ağırlaştırmıştır. Çünkü o, yasaklanmış iki büyük işi, yasak bir nikâh akdini ve yasak bir cinsel ilişkiyi birlikte yapmıştır. Zinaya bir de yasak bir nikâh akdi eklenmişken nasıl olur da onun cezası hafifler?”

Ölüyle cinsel ilişkiye giren hakkında ise fukaha iki görüşe ayrılmıştır. Bu görüşler İmam Ahmed’den ve diğerlerinden aktarılmıştır.

Bir görüşe göre bu kimse için had cezası uygulanır. Bu Evzâi’nin görüşüdür. Zira onun bu fiili daha büyük bir cürüm ve günahtır. Çünkü işlediği fuhşa ölünün dokunulmazlığını çiğneme cürmünü de eklemiştir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1910
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: LİVÂTA (EŞCİNSELLİK)
« Yanıtla #3 : 21.05.2020, 21:55 »
Hatırlatma

 

Related Topics