Darultawhid

Gönderen Konu: ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI  (Okunma sayısı 2061 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Selefii

  • Özel Üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 57
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« : 16.01.2019, 10:49 »
 
       ALLAH'U TE'ALA'NIN SIFATLARININ TAKSİMATI


Bismillahirrahmanirrahim.

İki vahyin nasları ve seleften gelen eserlerden anlaşılmaktadır ki, Allahu tealanın sıfatları ‘’Müsbet’’ (ki buna subuti sıfatlar denir) ve ‘’Menfi’’ (buna da selbi sıfatlar denir) olmak üzere iki kısımdır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: ''Aziz, Hakim olan Allah sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder. Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, Aliyy'dir, Azim'dir. Nerede ise gökler tepelerinden çatlayacaklar. Melekler de Rabblerini hamd ile tesbih ediyorlar; yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma diliyorlar. İyi bilin ki; Allah, muhakkak Gafur ve Rahim olandır. Ondan başka veliler edinenlere gelince; Allah, onların üzerinde daima gözetleyicidir. Sen, onların üzerinde vekil değilsin. Şehirlerin anasını ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve hakkında hiç bir şüphe bulunmayan o toplanma günüyle korkutman için, sana böyle arabça bir Kur'an vahyettik. Bir fırka cennette, bir fırka da çılgın alevli cehennemdedir. Şayet Allah dileseydi; hepsini tek bir ümmet yapardı. Ama O; dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne de bir yardımcı. Yoksa O'ndan başka veliler mi edindiler? İşte Allah; O'dur veli olan. Ölüleri O, diriltir. Ve O, her şeye kadirdir. İhtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm Allah'ındır. İşte Rabbim olan Allah budur. Ben, O'na tevekkül ettim ve yalnız O'na yöneldim. Göklerin ve yerin yaratanı, size kendinizden eşler yarattı. Davarlardan da çiftler. Bu suretle çoğalmanızı sağlıyor. O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. Ve O; Semi'dir, Basir'dir.’’ (Şura 3-11)

Allahu Teala bu ayetlerde tafsili olarak hem zati hemde fiili bir çok sıfatını isbat ettikten sonra icmali olarakta ''O'nun benzeri hiç bir şey yoktur.’’ buyurarak, denklik, benzerlik, ortaklık ifade eden sıfatlardan da zatını tenzih etmiştir. Buda Allah hakkındaki sıfatların müsbet ve menfi olmak üzere iki kısım olduğunu gösterir.

Müsbet sıfatlar kendi içerisinde ‘’zati’’ ve ‘’fiili’’ olmak üzere iki kısma ayrılır. Bu iki kısım da kendi içerisinde ‘’manevi’’ ve ‘’haberi’’ olmak üzere iki kısma ayrılırken, bunun yanı sıra fiili olan sıfatlar ‘’sebebi malum’’ ve ‘’sebebi meçhul’’ olmak üzere  kendi içerisinde yine iki kısma ayrılır.  Allah subhenehu ve tealanın izni ve yardımı ile bu yazıda önemi ve faydası sebebi ile burada bahsedilen bu taksimatın hakikatini izah edecez. Tevfik Allah Azze ve Celle’dendir.

Çevrimiçi Selefii

  • Özel Üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 57
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« Yanıtla #1 : 10.02.2019, 08:14 »
Sıfatların taksimatı konusuna geçmeden önce sıfatlarla alakalı şu zikredeceğimiz genel kaideler göz önünde bulundurulmalıdır.

Bilinmelidir ki; Allahu Te’ala’nın sahip olduğu sıfatlarının tamamı, tam ve kamil olan sıfatlardır. Bu bakımdan Allahu Te’ala’nın sahip olduğu sıfatlar da bir misli ve şeriki olması asla mümkün değildir. Çünkü mutlak kemaliyet Allahu Te’ala’ya has bir sıfattır. Mahlukatın ise bundan hiç bir nasibi yoktur. Mahlukatın kemaliyeti kayıtlı olup, sonradan meydana gelmiş/yaratılmış ve varlığını da Allahu Te’ala’dan alır. Allah’u Te’ala’nın kemaliyeti ise zatından olup, ezelden beri söz konusu kemaliyet ile muttasıftır. Durum böyle olunca Allahu Te’ala’nın  –gerek Kur’an da olsun ve gerekse de sünnette olsun- zatı hakkında haber verdiği sıfatları kabul etmek ve Allah’u Te’ala’nın o sıfatlarla muttasıf olduğuna itikad etmek, asla teşbih ve temsil olmaz. Zira Allah’u Te’alanın bütün sıfatları mutlak kamal ve celal sıfatlarıdır. Mahlukatın sahib olduğu sıfatlar ise (her ne kadar isim benzerliği olsa da) noksandır, yaratılmıştır ve kayıtlıdır. Bu nedenle de iki vahyin naslarında geçen sıfatların tamamını hakiki anlamda kabul ve tasdik etmek gerekir. Zira Allahu Te’ala şöyle buyurmuştur: ‘’Ey iman edenler; Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim, Allah'ı, meleklerini, kitablarını, peygamberlerini, ve ahiret gününü inkar ederse; şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüştür.’’ (Nisa 136)

Ayette bahsedilen Allaha iman emri, onun zatı hakkında haber verdiği her şeye iman etmeyi de kasar. Yine Onun Peygamberine imanda, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, Rabbi hakkında haber verdiği tüm sıfatlara imanı da kapsar. Yine Allahu Te’alanın kitaplarına imanda, ilahi kitapların Allah hakkında bildirdiği bütün sıfatlara imanı da kapsar. Bu bakımdan her kim Allah’u te’la’nın indirdiği kitaplarında ve peygamberlerinin (Allahu Te’ala’nın selamı hepsinin üzerine olsun) diliyle kendisi hakkında ısbat ettiği sıfatları, haber verildiği şekil üzere kabul edip tasdik etmezse, Allaha, peygamberine ve indirmiş olduğu kitablara iman etmiş olmaz ve ilhada düşmüş olur.

Hatta akıl dahi Allah’u Te’ala’nın sıfatlarını kabul etmeyi gerektirir. Çünkü söz konusu sıfatları kendisi hakkında ısbat eden Allahu Te’ala’dır. Allahu Te’ala ise kendi zatını herkesten daha çok iyi bilir. Yine onun sözü ve haberi de başkalarının sözünden ve haberinden daha doğru ve daha sağlamdır. Durum böyle olunca Allah’u Te’ala’nın zatı hakkında haber verdiği bütün sıfatlara itikad etmek ve tasdik etmek aklen de zorunlu olur. Çünkü verilen bir haber de tereddüt etmek, ancak şu sebeblerden meydana gelir.

-Ya haber veren yalan söylüyordur,
-Ya haber veren cahildir, ne dediğini bilmiyordur,
-Yada haber veren, derdini ve maksadını anlatamayan biridir.

Bütün bu olası şeyler ise, Allahu Te’ala hakkında muhaldir/imkansızdır. Yine bu olası şeyler Peygamberler ve ilahi kitaplar hakkında da muhaldir. Nitekim Allahu Te’ala şöyle buyurmuştur:’’Senin izzet sahibi olan Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yüce ve münezzehtir. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!'' (Saffat 180-182)

İbni Ebul İzz rahimehullah şöyle demiştir:’’Yüce Allah bu ayette önce kafirlerin kendisini vasfetmelerinden zatını tenzih etmiş, sonra da Rasullerine selam etmiştir. Bunun sebebi; Çünkü Rasullerin onun hakkında (haber ve) beyan ettikleri sıfatların hepsi, her türlü noksandan uzak olmasıdır. Arkasından da kemal derecesinde hamde layık olduğunu ortaya koyan sıfatlara yalnızca kendisi sahip olduğundan dolayı, hamdin kendisine mahsus olduğunu belirtmektedir.’’(Şerhu Akidetut Tahaviye s:63)

O halde nasıl ki vahiy ilahi sıfatları kabul etmeyi kullara lazım/gerekli kılıyorsa, aynı şekilde akıl ve fıtratta bunu böylece kullara lazım kılar. Sıfatlar hakkında bu umumi bilgilerin beyanından sonra Allah’u Te’ala’nın sıfatlarının taksimatına geçebiliriz.


Çevrimiçi Selefii

  • Özel Üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 57
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« Yanıtla #2 : 10.02.2019, 22:29 »
1-) Subuti Sıfatlar

Subut lafzı sabit olma, var olma, varlığında devamlı olma gibi anlamlara gelir. Sıfat lafzı ise; bir şeyin üzerinde bulunduğu, hal, şekil/keyfiyet ve taşıdığı niteliklerdir.'' (Müfredat s:1161) Dolayısıyla Sıfat-ı Subutiye terkibi; Bir varlığın zatında var olan ve onunla kaim olan sıfatlar manasına gelir.

Bir ıstılah olarak ise; Allahu Te’ala’nın zatında var olan müsbet/olumlu sıfatlardır. Mesela hayat, kudret, ilim, işitme, görme, göz, irade, meşiet, kelam, rıza, gazab istiva, nuzul, yüz, el vb sıfatlar gibi. Subuti sıfatlar: medh, sena, mükemmellik ve celal bildiren sıfatlardır. Dolayısıyla bu sıfatların sayısı ve çeşidi arttıkça, bu sıfatlarla muttasıf olan zatın mükemmeliği de o derece ortaya çıkar ve anlaşılır. Bu sebeble Allahu Te’alanın kendi zatı hakkında haber verdiği müsbet sıfatlar, selbi sıfatlardan çok daha fazladır. Çünkü mücerred olarak menfi/selbi olan sıfatlarda bir övgü yoktur. Bu konuda;

İbni Ebul İzz rahimehullah şöyle der:’’Yüce Allahın kitabın da sıfatların ısbatı tafsili olarak, nefiy ise mücmel olarak gelmiştir. Buda yerilmiş kelam ehlinin yolunun zıddınadır. Çünkü onlar etraflı bir şekilde nefyi söz konusu ederken, mücmel olarakta isbattan söz ederler ve şöyle derler: O cisim değildir, şahıs değildir, beden değildir, suret değildir, et değildir, kan değildir…ilh. Bu şekilde mücerred nefiy ifadelerinde bir övgü yoktur. Bilakis edebin sınırlarını aşan ifadeler vardır. Çünkü bir kimse sultana: ‘’Sen çöpçü değilsin, odun kıran değilsin, hacamat yapan değilsin, dokumacı değilsin’’ diyecek olursa her ne kadar bu sözleri doğru ise de sultan böyle diyen kimseyi bu nitelendirmeleri dolayısıyla te’dib eder. Ancak nefyi özlü/icmali bir şekilde bir araya getirerek: ‘’Sen yönettiklerindn hiç kimseye benzemiyorsun. Sen onlardan daha üstün, daha şerefli ve daha değerlisin’’ diyecek olursa hem nefyi toparlayıp bir araya getirmiş olur, hemde edebi korumuş olur.’’(Akidetut Tahaviye Şerhi s:104-105)

Dolayısıyla Allahu Te’ala hakkında ısbat edilen sıfatlar nefyedilen sıfatlardan daha çoktur. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi subuti sıfatların hepsi; medh, sena, mükemmellik ve celal bildiren sıfatlardır. Bu türden sıfatlar çoğaldıkça ve çeşitlendikçe mevsufun kemali, mükemmelliği ve kusursuzluğu daha çok ortaya çıkar.

Subuti sıfatlar hakkın da önemli olan bir husus daha vardır ki, oda şudur; İki vahyin nasların da geçen müsbet sıfatlar mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısımdır. Mutlak sıfatlar: İsimlerden türetilen ve Allahu Te’ala için sabit olan her sıfattır. Mesela işitme, görme, hayat, kudret ve mütekellim olmak gibi. Mukayyed sıfatlar ise: İki vahyin naslarında kayıtlı olarak Allaha izafe edilen sıfatlardır. Mesela mekr/tuzak, istihza/alay, hile gibi.

Bu sıfatları mutlak olarak Allaha izafe etmek caiz değildir. Çünkü Kuran, bu sıfatları mutlak almamda değil, mukayyed anlamda kullanmıştır. Mesela Allahu Te’ala’nın ‘’Gerçekte, Allah onlarla (münafıklarla) istihza/alay eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir’’ (Bakara 15) ‘’Münafıklar Allaha hile yapmaya çalışırlar. Allah da onlara hile yapar’’ (Nisa 142) vb ayetleri gibi. Dolayısıyla bu sıfatlar Allahu te’alaya izafe edildiğinde kayıtlı bir şekilde ‘’tuzak kuranlara tuzak kuran, alaycılarla istihza eden, kafir ve münafıkların hilelerine karşı hile yapan’’ şekilde Allaha izafe edilir.


Çevrimiçi Selefii

  • Özel Üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 57
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« Yanıtla #3 : 27.06.2019, 03:54 »
SUBUTİ SIFATLARIN KISIMLARI

Subuti sıfatlar  -daha öncede belirtildiği üzere-  kendi içerisinde zati ve fiili olmak üzere iki kısma ayrılır. Nitekim İmam Ebu Hanife rahimehullah bunu belirterek şöyle demiştir:’’Onun sıfatları zati ve fiili’dir. Zati sıfatlar: hayat, kudret, ilim, kelam, işitme, görme ve iradedir. Fiil sıfatları ise yaratmak, rızık vermek, yoktan ve eşsiz bir şekilde var etmek vb gibi fiilleri’dir. Yüce Allah, isim ve sıfatlarıyla ezeli ve ebedidir.’’ (Fıkhul Ekber) O halde ehli sünnet nezdinde sıfatlar zati ve fiili olmak üzere iki kısımdır. Zati ve fiili sıfatlar da ‘’manevi’’ ve ‘’haberi’’ zati ve fiili sıfatlar olmak üzere iki kısımdır.

1-ZATİ SIFATLAR

Zati sıfatlar, Allah’u Te’ala’nın zatıyla kaim olan ve meşietine/iradesine bağlı olmayan, ezelen ve ebeden Allahu Teala ile kaim olan  kemal sıfatlardır. Mesela; hayat, ilim, kudret, işitme ve görme gibi. Bu sıfatların, bir an dahi olsa Allahu Tealadan zail olması asla mümkün değildir. Çünkü bu bir noksanlıktır. Allahu Teala ise bundan münezzehtir. Rabbimiz (azze ve celle) şöyle buyurmuştur: ‘’Onun üzerindeki her şey fanidir. Ancak celal ve ikram sahibi olan Rabbinin vechi ise bakidir.’’(Rahman 26-27)

Allahu Teala bu ayetlerde zatını, beka ile vasfetmiştir. Bu da ebediyet demektir. Allah’u Teala’nın zatının ebedi olması, sahip olduğu isimlerle ve sıfatlarla ebedi olması anlamına gelir. Bu bakımdan Allahu Te’ala, ezelen ve ebeden kamil sıfatlarla muttasıftır. Bu da delalet ediyor ki, Allahu Telanın sıfatlarının onda yok olması, son bulması veya sonradan meydana gelmiş olması, bir an dahi olsa asla ve kat’a söz konusu değildir.

-İmam Tahavi rahimehullah şöyle demiştir:’’O, başlangıçsız olarak kadim(Evvel) sonsuz olarak daim (Ahir)’dir. Ne yok olur, ne de son bulur.’’

İbni Ebil İzz rahimehullah bu ifade hakkında şöyle demiştir:’’Bu, yüce Allahın bekasının devamlılığını ifade etmektedir. Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:’’Onun üzerindeki her şey fanidir. Celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi ise bakidir.’’ (Rahman 26-27).  Fena (yok olmak) ve beyd (son bulmak) mana itibariyle birbirine yakın kelimelerdir. Bu şekilde onların bir arada zikredilmeleri te’kid içindir. Bu da Şeyhin (Tahavinin) ‘’O, sonsuz olarak daimdir’’ sözünü desteklemektedir.’’(Akidetut Tahaviye Şerhi s:111)*

-Yine İmam Tahavi rahimehullah şöyle demiştir:’’O, mahlukatı yaratmadan önce de sıfatları ile kadim idi. Onları var etmekle önceden sahip olmadığı bir sıfata sahip olmuş değildir. O, sıfatları ile ezeli olduğu gibi, aynı sıfatlara sahip olarak ebedidir de.’’

İbni Ebil İzz rahimehullah bu ifade hakkın da şöyle demiştir:’’Yüce Allah, gerek zati, gerek fiili sıfatları itibariyle ezeli ve ebedi olarak kemal sıfatlarına sahiptir. Allahu Teala’nın daha önceden (yani evvelde) sahip değilken, sonradan herhangi bir sıfata sahip olduğuna itikad etmek caiz değildir. Çünkü onun sıfatları, kemal sıfatlardır. Bu sıfatların olmayışı ise bir eksikliktir. Bu bakımdan daha önce zıddı ile muttasıfken (yani noksan iken), sonradan kemali elde etmesi düşünülemez.’’(A.g.e,  s:122)

Böylece Allahu Te’ala’nın gerek zati olsun ve gerekse de fili olsun, ezelen ve ebeden kamil sıfatlara sahip olduğu anlaşılmış oldu. Bu açıdan fiili sıfatlar da Allahu Te’ala’nın zati sıfatlarındandır. Çünkü fiili sıfatlar da ezelen ve ebeden Allah’u Te’ala’nın sahip olduğu sıfatlardır. Ancak fiili sıfatlarda tek farklılık, bu sıfatların Allah’u Te’ala’nın meşietine (dilemesine) bağlı olmasıdır. Bu bakımdan bu tür meşiete bağlı sıfatlar fiili sıfatlar diye isimlendirilmiştir ki, bunun tafsilatı fiili sıfatlar bahsinde gelecektir.


2-FİİLİ SIFATLAR

Fiili sıfatlar ise; Allah’u Te’ala’nın zatıyla kaim olan ancak meşietine bağlı olan sıfatlardır. Mesela; yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, rıza, gazab, kelam, nüzul ve istiva gibi. Bu bakımdan Allah’u Te’ala dilediği zaman yaratır, dilediği zaman yaratmaz; dilediğine hayat verir, dilediğini de öldürür; dilediğini rızıklandırır, dilediğini de rızıktan mahrum eder…ilh. Kur’ani Kerim Allahu Te’alanın fiili sıfatlarını anlatan ayetlerle doludur. Mesela şu ayetler gibi:

“Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir…” (Kasas Suresi, 68)

‘’De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. "Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.’’(Ali İmran 26-27)

‘’Ey insanlar; sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbınıza ibadet edin, ta ki, takva sahibi olasınız. O ki; yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirip onunla türlü türlü meyvelerden sizin için rızık çıkardı. O halde bile bile Allah'a eşler koşmayınız.’’ (Bakara 21-22)

‘’Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.’’(Taha 5)

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:"Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri geriye kaldığında dünya semasına iner/nuzul eder ve: Yok mu bana dua eden, duasını kabul edeyim. Yok mu benden istekte bulunan, ona vereyim. Yok mu benden mağfiret dileyen ona mağfiret edeyim, der." (Hadis Muttefakun Aleyh'tir)

Kur’ani Kerim ve Sünneti Seniyye bunun gibi fiili sıfatlardan haber veren naslarla doludur. Selef (Allahu Teala hepsine rahmet etsin) Allahu Te’alanın fiili sıfatlarını  -bilhassa da haberi fiili sıfatlarını bidat ehlini aksine-  isbat etmiş ve kabul etmiştir. Çünkü bidat ehli  -selefin aksine- fiili sıfatları, hulul’ul havadis (Allahın zatına sonradan olan şeylerin dahil olması) gibi gerekçelerle nefyetmiş ve selefin yolundan ayrılmışlardır. Selef ise fiili sıfatları ısbat etmiştir. Nitekim:

Abdulaziz b. Muğire rivayet ediyor: Bize Hammad b. Seleme, Aziz ve Celil olan Rabbin nuzulü ile ilgili hadisi tahdis etti, sonra şunları söyledi: Bunu inkar edeni gördüğünüz kişileri itham ediniz.’’ (Zehebi, el-Uluv s:171)

Ebu İshak es-Salebi rivayetle dedi ki: Evzai’ye Yüce Allah’ın: Sonra arşa istiva etti buyruğu hakkında soru sorulunca şu cevabı Verdi: O, kendi zatını nitelendirdiği gibi arşı üzerindedir. (Zehebi, el-Uluv s:165)

İmam Malik rahimehullah şöyle demiştir:’’İstiva malumdur, keyfiyeti ise meçhuldur. Ona iman etmek farz, hakkında soru sormak ise bidattır.’’ (A.g.e  s:168)

Ebubekr ibn’ul Arabi el-Maliki rahimehullah Tirmizi’nin Sünen’ine yazdığı şerhte şu ifadeyi kullanmaktadır: “Malik (rh.a)’ın mezhebi, bu tarz hadislerin hepsinin manasının bilinmekte olduğu şeklindedir. Bundan dolayıdır ki, kendisine soran kişiye ‘İstiva malumdur, bilinmektedir keyfiyet ise meçhuldür’ demiştir. Evzai ise ‘Rabbimiz dünya semasına iner’ kavlinin manası nedir diye sorulduğunda ‘Allah dilediğini yapar’ demiş ve bunu (yani nüzülü/inmeyi) fiili sıfatlardan kabul etmiştir. Her kim bu tür hadislerin manasını kavramaktan aciz kalırsa onları geldiği gibi rivayet etsin ve o hususta Allah’a teslim olsun. Bununla beraber Onun benzersiz ve keyfiyetsiz bir şekilde var olduğuna da inansın. Bunları kavramaya güç yetiren kimse ise Kur’an’ın Arap dilinde indiği şekle yakın bir şekilde onu okuyup geçsin. Eğer bizim peygamberimiz ve onların peygamberi müşkil, anlaşılmaz bir şeyle gelseydi; onlar, Ona olan düşmanlıkları ve Ona dil uzatmaya olan hırslarından ötürü bu hususta Onu inkara yeltenirler ve ona hücum ederlerdi. Lakin mesele açık ve de mana anlaşılır ve hayranlık uyandıran tarzda olduğu için boyun eğdiler. Biz bu hususu tam bir şekilde Avasım kitabında açıkladık. Başarıya ulaştıran Allah’tır.” (Aridat’ul Ahvezi, 3/166-167)

İşte bu, Malikilerin en büyük fakihlerinden olan İbn’ul Arabi’nin selefin mezhebini itirafıdır. Şeyh (rh.a) her ne kadar kendisi gerek Avasım adlı kitabında gerekse başka yerlerde Eşariliğini izhar etmiş olsa da burada Malik’in ve diğer selef imamlarının mezhebinin sıfatların manasının malum, keyfiyetlerinin ise meçhul olduğu şeklinde olduğunu kabul etmektedir. Hatta fiili sıfatları kabul etmenin Allah’ın zatıyla beraber birtakım hadis, sonradan olma şeylerin var olduğunu kabul etmek anlamına geldiğini ileri sürerek Onun dilemesine bağlı ihtiyari sıfatlarını, mesela nüzül, istiva vb’ni reddeden Eşari akidesine muhalif bir biçimde Evzai’nin nüzülü yani inmeyi fiili sıfat olarak kabul ettiğini de itiraf etmektedir. Böylece anlaşılmaktadır ki selef nezdinde sıfatlar, hem zati ve fiili şeklinde iki kısma ayrılır, hemde fiili sıfatları, bilhassa da nuzul, istiva, kelam gibi fiili sıfatları ısbat etmek hulul’ul havadisi, gerektirmediği de ortaya çıkmış olur.

Zati sıfatlar ile fiili sıfatlar arasındaki farka gelince: Bu husustaki temel fark meşiettir. Zira zati sıfatlar meşiete/dilemeye bağlı değildir. Ancak fiili sıfatlar meşiete bağlıdır. O yüzden Allahu Te’ala’nın dilediği zaman yaptığı ve dilediği zaman yapmadığı sıfatlar fiili sıfatlardır. Her zaman Allahu Te’ala’nın zatıyla kaim olup dilemesine bağlı olmayan sıfatlar da zati sıfatlardır. Bu farkı daha iyi kavramak için şöyle bir örnek verebiliriz. Mesela yaratmak Allah’u Te’ala’nın fiili sıfatıdır. Fiili sıfatlar ise iradeye bağlıdır. Bu bakımdan yüce Allah dilediğinde yaratır, dilediğinde yaratmaz. Yine dilediğinde rızıklandırır, dilediğinde ise rızıktan mahrum eder. Dilediğinde öldürür, dilediğinde hayat verir ilh…. Bu husus bütün fiili sıfatlar da böyle olup, hepsi Allahu Te’alanın meşietine bağlıdır.

Ancak ilim, kudret, işitme, görme vb gibi zati sıfatlara gelince, bunlar meşiete bağlı olmayan ve sürekli olarak Allah’u Te’ala ile kaim olan sıfatlardır. Bu bakımdan fiili sıfatlarda olduğu gibi zati sıfatlarda; Allahu Te’ala, dilediğinde ilim sahibidir, dilediğinde ilim sahibi değildir/cahildir, dilediğinde kadirdir, dilediğinde ise acizdir, dilediğinde işitir, dilediğinde işitmez, dilediğinde görür dilediğinde görmez vs gibi hususlar asla söz konusu olamaz. Çünkü bütün bunlar kemaliyete zıdd olup, birer noksanlık ve kusurdur. Allah’u Te’ala ise sıfatların da ve fiillerin de mutlak kemaliyete sahiptir.

- Burada şu önemli noktayı belirtmek gerekir ki; gerek zati sıfatlar olsun ve gerekse de fiili sıfatlar olsun, Allah’u Te’ala’nın bütün sıfatları ezelen ve ebeden onun zatıyla kaimdir. Ancak onun zatıyla kaim olan bu sıfatlardan bir kısmı, O’nun meşietine bağlıdır. Buradaki taksimattan kastedilen de budur. Yoksa burada, bidat ehlinin yaptığı gibi sıfatların bir kısmını inkar edip, bir kısmını isbat etmek açısından bir ayrım ve taksimat yapmak asla söz konusu değildir. Bilakis bu hususta hak olan, Rabbimiz Azze ve Celle’nin ’’İlimde yüksek bir makama erişenler ise ‘Ona iman ettik, hepsi Rabbimizin katındandır’ derler’’ (Ali İmran, 7) kavli gereğince, iki vahyin bildirdiği bütün sıfatları kabul ve tasdik etmektir.



- FİİLİ SIFATLARIN KISIMLARI

Fiili sıfatlar  -daha öncede zikrettiğimiz üzere- sebebi malum ve sebebi meçhul olmak üzere iki kısımdır.

1.) Sebebi Malum Olan Fiili Sıfatlar

Sebebi malum olan fiili sıfatlardan maksat: Sebebi bizim tarafımızdan  da bilinen sıfatlardır. Mesela rıza, muhabbet gazab, azab, buğz gibi. Allahu Te’ala’nın rızasına sebeb olacak bir şey olduğunda Allah razı olur. Şu ayetler buna örnektir:

‘’Eğer küfrederseniz; muhakkak ki Allah, sizden müstağnidir. Fakat O, kulları için küfre rıza göstermez. Eğer şükrederseniz; sizden hoşnud olur.’’ (Zümer 7)

‘’Ey iman edenler; yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınızı söylemeniz; Allah katında büyük bir gazaba sebep olur. Muhakkak ki Allah; kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf halinde savaşanları sever.’’(Saff 2-4)

‘’Hani Rabbiniz: Şükrederseniz; andolsun ki, size artırırım, nankörlük ederseniz; bilin ki azabım çok şiddetlidir, diye bildirmişti.’’ (İbrahim 7)

‘’Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size ne diye azab etsin? Şüphesiz Allah Şakir ve Alîm olandır.’’ (Nisa 147)


2.) Sebebi Meçhul Olan Fiili Sıfatlar

Sebebi meçhul olan fiili sıfatlardan kasıt ise; sebebini bilmediğimiz sıfatlardır. Mesela Allahu Te’ala’nın her gece son üçte birinde dünya semasına nuzul etmesi gibi. ‘’Niçin özellikle gecenin son üçte birisi?’’ işte bu hikmeti bizim tarafımızdan bilinmeyen bir durumdur. Bu bakımdan nuzul, sebebi bize meçhul olan fiili bir sıfattır. Bize düşen sadece bu habere teslim olmak ve ilhaddan uzak durmaktır.

Nitekim İmam Tahavi (rahimehullah) şöyle demiştir: ‘’İslamın ayağı, ancak teslim oluşun ve teslimiyet gösterişin üzerinde sapasağlam durabilir. Bu sebeble her kim, bilinmesine imkan verilmeyen bir hususu öğrenmeyi taleb eder de anlayışı, teslimiyetle tatmin olmazsa bu talebi, halis tevhidi, saf bilgiyi ve sahih imanı elde etmesine engel olur.’’ (Tahavi Metni s:16)

3- MANEVİ VE HABERİ SIFATLAR

Zati sıfatlar ve fiili sıfatlar  manevi ve haberi olmak üzere iki kısma ayrılır. Buna sem’i ve akli sıfatlar da denilir.

1.) Manevi/Akli Sıfatlar

Manevi sıfatlardan kasıt, hem akılla hemde nakille bilinebilecek hayat, ilim, kudret, işitme, görme, irade gibi sıfatlardır. Genel anlamda ümmet içerisinde manevi sıfatlar konusunda bir ayrılık söz konusu değildir. Asıl ayrılık ve ihtilaf noktası daha çok haberi sıfatlar hakkında söz konusu olmuştur.


2.) Haberi/Sem’i Sıfatlar

Bundan maksad da, ancak vahiyle bilinebilecek olan iki el, iki göz, vech, böğür, ayak, nuzul, istiva, uluv gibi sıfatlardır. Haberi sıfatlarda akla yer yoktur. Burada akla düşen sadece vahyin naslarının, sıfatlar hakkında verdiği bütün haberlere, yine vahyin naslarının belirttiği hakikat üzere teşbihe sapmadan isbat etmek ve ta’tile düşmeden tenzih etmektir. Diğer bir tabirle: Allahu tealanın sıfatları hakkında gelen bütün nasları, kabul ve tasdikle karşılamak, bununla beraber, ta’til, tekyif, temsil ve tahriften de sakınmaktır. Ancak cehmiler, mutezile, eşari ve maturidiler gibi ehli bidatten olanlar, sıfat naslarına teslim olmak yerine, bu hususta çeşitli batıl gerekçeler ve uyduruk esaslarla sıfatları tenzih adı altında, ta’til ve tahrif etmişlerdir. Onların hepsinin üzerinde ittifak ettikleri nokta ise, aklı nakle takdim etmeleridir. Güya akıllarınca Allahu tealanın zatı hakkında haber verdiği haberi sıfatları, hakikati üzere kabul etmek, teşbih ve tecsimdir. Dolayısıyla bu sıfatlar ya inkar edilir ya tevil (tahrif) edilir yada tafviz edilir.  Cehmiye ve mutezile muattıl iken, eşari ve maturidiler ise, muattıl olmanın ötesinde muharriftirler.

- Cehm ve ona tabi olan mutezileye göre sıfatların isbatı ‘’Varlığı zorunlu olanın birden çok olmasını gerektirir’’ Bu sebeble cehmiye ve mutezile sıfatların nefyinde icma etmiştir. Ancak cehmin ta’tili, mutezileden daha ileri/aşırı derece de idi. Zira mutezile sadece sıfatları inkar ederken, cehm sıfatların inkarı ile beraber isimleri de inkar etmişlerdir.

- Sözde Cehmiye ve mutezileye karşı bir tepki olarak ortaya çıkan eşari ve maturidiler de, sıfatları (cehm ve mutezile gibi külliyen olmasa da) cüz’iyen nefyetmişlerdir. Böylece onlar da ta’til noktasına cehm ve mutezilenin ittifakına dahil olmuşlardır. Bunların ısbat ettikleri sıfatlar 7 ila 21 arasında değişmektedir. Ancak onlar da, isbat ettikleri sıfatların altını, çeşitli batıllarla doldurmuşlardır.  Böylece anlaşılıyor ki, ümmet nezdinde sıfatlar konusunda var olan ihtilaf daha çok haberi sıfatlar hakkındadır. Günümüzde de Ebu bekir sıfil, hüseyin avni vb daha bir çok belam da cehmin, mutezile ve diğer ehli bidatın yoluna uyarak  el, göz, ayak, nuzul, istiva gibi haberi zati ve fiili sıfatları inkar  etmiş ve İbni teymiye üzerinden selefin sıfatlar hakkında akidesine taaruz etmişlerdir.



*İmam Tahavi rahimehullah'ın sözünde geçen "el-Kadim" Allah'ın isimlerinden değildir. Bu hususta Tahavi şarihi İbnu Ebi'l İzz rahimehullah yukardaki sözlerinin devamında şöyle demektedir: "Kelâm’cılar Yüce Allah’ın isimleri arasına "el-Kadîm" ismini sokmuşlardır. Halbuki bu Esmâ-i Hüsnâ’dan değildir. Çünkü Kur’ân’ın kendisiyle nâzil olduğu Arap dilinde "el-Kadîm" başkasından daha önce olan hakkında kullanılır. Mesela eski olan bir şeye "bu kadim’dir" denilir. Yeni olan bir şeye de "bu hadis’dir (yenidir)" denilir ve onlar bu ismi ancak kendisinden önce mütekaddim şeyler bulunan varlıklar hakkında kullanırlar. Kendisinden önce (kendisi hakkında) yokluğun söz konusu olmadığı zat hakkında kullanmazlar." (Geniş bilgi için Tahavi Akidesi Şerhinden "Kıdem ve Beka" sıfatları başlıklı bölüme müracaat edilebilir.)

Çevrimiçi Selefii

  • Özel Üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 57
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« Yanıtla #4 : 05.03.2021, 00:24 »
Selbi Sıfatlar

Subuti sıfatların zıttına “Sıfat-ı Selbiye” denir. Selb  kelimesi; kaldırmak, uzaklaştırmak, beri kılmak ve tenzih etmek demektir. Bir terkib olarak sıfatı selbiye Allahu Teâlâ’nın tenzih edilmesi gereken noksan sıfatlardır. Mesela ölüm, uyku, cehalet, acizlik, fakirlik, eş, çocuk vs. gibi. Dolayısıyla sıfatı selbiye Allah-u Teâlâ’nın zatına yakışmayan noksan sıfatların Allah-u Teladan tenzih edilmesidir. Bu sebeble selbi sıfatlara tenzihi sıfatlar ya da tenzihat da denilir. Yani Allah-u Teâlâ bütün eksik ve noksan sıfatlardan münezzehtir ve beridir demektir.

Selbi sıfatlar Kur’an’da şu üç durumda zikredilir.

Birincisi: Allah-u Teâlâ’nın mükemmelliğinin kapsamlı olduğunu ifade etmek için. Şu ayet de olduğu gibi: “Onun misli hiç bir şey yoktur. O her şeyi işiten ve görendir.”(Şura 11)

İbni Ebu’l İzz rahimehullah şöyle demiştir: “Bu buyrukta nefyin manasını da ortaya koyan bir isbat vardır. Böylece bu buyruktan Yüce Allah’ın kastının şu olduğu anlaşılmaktadır: Kemal sıfatlarına tek başına sadece O sahiptir." (Akidetu’t-Tahaviyye Şerhi s.105)

İkincisi: Allah-u Teâlâ hakkında iddia edilen asılsız yalan ve iftiraları reddetmek için. Şu ayette olduğu gibi:“Rahman evlât edindi" dediler. Andolsun ki; ortaya çok kötü bir şey attınız. Neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp göçecekti; Rahman'a çocuk isnad etmelerinden ötürü. Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.” (Meryem 89-92)

İmam Kurtubi rahimehullah şöyle demiştir: “Bu buyruk ile yüce Allah kendi zatının çocuk sahibi olmasını nefyetmektedir. Çünkü çocuğun babasının cinsinden olmasını ve sonradan meydana gelmiş olmayı gerektirir. Yani böyle bir şey yüce Allah'a yakışmaz. O bununla nitelendirilemez ve O'nun hakkında böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü çocuk mutlaka bir babadan olur ve babası olur, aslı olur. Şanı yüce Allah ise bundan pek yüce ve pek mukaddestir.” (Kurtubi Tefsiri)

Üçüncüsü: Belli bir konuda Allah-u Teâlâ’nın mükemmelliği hakkında oluşabilecek noksanlık vehmini ortadan kaldırmak için. Şu ayette olduğu gibi: “Andolsun ki; Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık. Ve Bize hiç bir yorgunluk da dokunmadı.” (Kaf 38)

Katade ve el-Kelbi dediler ki; Bu âyet-i kerime Medine Yahudileri hakkında inmiştir. Onlar yüce Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yarattığını, bu altı günün başının pazar, sonuncusunun da cuma günü olduğunu, cumartesi günü de dinlenmeye çekildiğini iddia etmişler ve böylelikle (Yahudiler) bu günü dinlenmeye ayırmışlardır. Yüce Allah bu hususta onları yalanlamaktadır.” (Kurtubi Tefsiri)

- Selbi sıfatlar zıddıyla kemalliğe delalet eden sıfatlardır. Dolayısıyla zıddı isbat edilmedikçe mücerred nefy de bir övgü yoktur. Bu sebeple Kuranda sıfatların isbatı mufassal/tafsilatli, nefy ise mücmel/kısa ve öz olarak gelmiştir.

İbni Teymiye rahimehullah şöyle demiştir: “Şurası bilinmelidir ki, isbat içermedikçe nefyedilenlerde bir övgü ve kemal yoktur. Zira mücerred nefy, salt bir yokluktur. Salt bir yoklukta, bir şey ifade etmez. Çünkü (mevcud) bir şey yok ki, övgü ve üstünlük söz konusu olsun. Keza mücerred nefy ile ademi (yok) ve mümteni’ (imkansız) şeyler vasıflanır. Dolayısıyla olmayan ve mümteni’ olan bir şey övgü ve üstünlükle vasıflanamaz. O yüzden Allah-u Teâlâ kendisini övgü içeren bir isbatla beraber nefiyle vasıflandırır.'' (Fetava 3/38)

İbni Ebu’l İzz Rahimehullah, Tahavi Rahimehullah’ın "Hiçbir şey onu âciz bırakamaz." Kavlini şerh ederken şöyle demiştir: “Kudretinin kemali dolayısıyla hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:  "Muhakkak Allah her şeye güç yetirendir." (Bakara 20); "Allah her şeye muktedir olandır." (Kehf 45) "Göklerde olsun, yerde olsun hiçbir şey Allah’ı âciz bırakacak değildir. Muhakkak O en iyi bilendir, herşeye güç yetirendir." (Fâtır 44)  "O’nun Kürsî’si gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruması O’na ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür." (Bakara 255)

Ayetteki "O’na ağır gelmez." O’nu âciz bırakmaz, güç gelmez. O’na zor ve sıkıntılı gelmez, demektir. Böyle bir şeyin nefyedilmesi zıttının kemal derecesinde O’nun hakkında sabit olduğunu gösterir. Aynı şekilde Kitap ve Sünnette yüce Allah’ın sıfatları hakkında gelen her bir nefy ifadesi de onun zıttının kemalinin Allah hakkında sabit olduğunu gösterir. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi:

- Adaletinin kemalinden dolayı: "Rabbin hiçbir kimseye zulmetmez." (Kehf 49) buyurmuştur.
- İlminin kemalinden dolayı: "Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O’na gizli kalmaz." (Sebe 3) buyurmuştur.
- Kudretinin kemalinden dolayı: "Bize bir yorgunluk da dokunmadı." (Kâf 38) buyurmuştur.
- Hayatının ve Kayyumiyetinin kemalinden dolayı: "O’nu ne bir uyuklama alır, ne de bir uyku." (Bakara 255) buyurmuştur.
- Celalinin, azametinin ve kibriyasının kemalinden dolayı: "Gözler O’nu idrak etmez." (En’âm 103) buyurmuştur.

Bunun böyle olmasının sebebi, katıksız nefiyde övgü anlamının bulunmayışından dolayıdır….Şeyh devamla şöyle der: “Bundan dolayı Yüce Allah’ın Kitabında Allah’ın sıfatları isbatı tafsili olarak nefy ise mücmel olarak  gelmiştir. Bu da kötülenen kelâm ehlinin yolunun tam tersidir.  Zira onlar, ispattan mücmel olarak söz ederken, nefyi ise tafsili olarak işler ve şöyle derler: “O cisim değildir, şahıs değildir, beden değildir, suret değildir, et değildir, kan değildir, kişi değildir, cevher değildir, araz değildir, renkli değildir, tadı yoktur, kokusu yoktur, elle yoklanmaz, ısısı yoktur, soğukluğu yoktur, rutubeti yoktur, kuruluğu yoktur, boyu yoktur, eni yoktur, derinliği yoktur. Bir araya parçaları toplanmaz, parçaları birbirinden ayrılmaz, harekette etmez, sakin de değildir. Kısımlara, parçalara ayrılmaz, kısım, parça, cüz organ ve azaları yoktur. Yönleri yoktur, sağı solunun varlığı, önü arkası, yukarısı altı söz konusu değildir. Hiçbir mekan O’nu kuşatmaz, O’nun üzerinden zaman geçmez. Ne O’na temas etmek düşünülebilir, ne de O’nun uzlete çekilmesi düşünülebilir. Mekânlara hulûl’u (İçlerine girmesi) yoktur, yaratıkların hâdis oluşlarına delil teşkil eden hiçbir sıfat ile nitelendirilemez. Sonlu olmakla da nitelendirilemez, bir alan kapladığı, herhangi bir cihette yol aldığı da söylenemez. Mahdut değildir, kaderler O’nu kuşatamayacağı gibi perdeler de O’nu kapatamaz.”  Ve daha buna benzer Ebu’l-Hasen el-Eş’arî’nin Mutezile’den naklettiği diğer sözler..

Bu ifadeler arasında hak olanı da vardır, batıl olanı da vardır. Kitabı ve sünneti bilen bir kimse bunu açıkça anlar. Bu şekildeki mücerred, nefy ifadelerinde övgü bulunmamakla birlikte, edebin sınırlarını aşan ifadeler de vardır. Çünkü bir kimse sultana: Sen çöpçü değilsin, odun kıran değilsin, hacamat yapan değilsin, dokumacı değilsin, diyecek olursa her ne kadar bu sözleri doğru ise de sultan böyle diyen kimseyi bu nitelendirmeleri dolayısıyla te’dib eder. Ancak nefyi özlü bir şekilde bir araya getirerek: “Sen yönettiğin kimselerden hiçbir kimse gibi değilsin. Sen onlardan daha üstün, daha şerefli ve daha değerlisin" diyecek olursa hem nefyi toparlayıp bir araya getirmiş olur hem de edebi korumuş olur.” (Tahavi Şerhi s:102-104)



- Son olarak gerek subuti sıfatlar hakkında olsun ve gerekse de selbi sıfatlar hakkında olsun şu hususlara dikkat edilmelidir:

1- Subuti sıfatların ve selbi sıfatların (zıddı isbat edilmek suretiyle) her ikisi de kemalliğine delalet eden sıfatlardır. Ancak subuti sıfatlar kemalliğe delalet etme açısından, selbi sıfatlardan daha kamildir. Zira subuti sıfatlar selbi sıfatlardan daha fazladır. Buda isbatın daha çok kemaliyete delalet ettiğine delildir. O yüzden Allah Subhanehu ve Teâlâ  peygamberlerini mufassal (ayrıntılı) bir isbat ve mücmel (Özet halinde) bir nefiy ile göndermiştir. Bidat ehlinin yolu ise bunun tam aksinedir. Nitekim daha önce bununla ilgili İbni Ebi’l İzz Rahimehullah’ın kavlini zikretmiştik.


2- Subuti sıfatların tesbitin de ve selbi sıfatların nefyinde vahiy tek ölçüdür. Bu sebeple ehli sünnetin yolu hakkı şer’i olan lafızlarla beyan etmenin dışına çıkmaz. Dolaysıyla Şari’ hangi lafızla nefy veya isbatı dile getirmişse, onlarda o lafızla nefy ve isbatı dile getirirler ve bu meselede vahyin dışına çıkmazlar. Nitekim İmam Ahmed (rahimehullah) şöyle demiştir: “Allah-u Teâlâ, ta’tile, tahrife, tekyife ve temsile gidilmeksizin ancak Kendisinin ve Rasulünün O’nu vasfettiği sıfatlarla vasfedilir.” (Feteva 5/26)

Ebu Osman es Sabuni (Rahimehullah) şöyle demiştir: “Ehli sünnet, Kur’an’ın zikrettiği ve sahih haberlerde bilgisi bize gelen bütün sıfatlar hakkında, bunları, mahlukatın sıfatlarından hiçbir şeye benzetmeden konuşurlar ve bu sıfatlar hakkında Allah-u Teala ve Rasulü (Sallallahu aleyhi ve selem)’in söylediklerinin ötesine geçmezler. Bunlara ilavede bulunmazlar, keyfiyetine girmezler, teşbih, tahrif, tebdil ve tağyirde bulunmazlar.” (Akidetu’s-Selef ve Ashabi’l Hadis s:3-6)

Bu sebeple nefy ve ispata dair bir delil olmadıkça iki vahyin naslarında geçmeyen bir lafız/sıfat ne isbat edilir nede nefy edilir. Çünkü kabulü yada reddi noktasında bir delil bulunmamaktadır. Ancak söz konusu lafızla hak olan bir mana kastedilirse bu mana tasdik edilir. Ancak lafız delilsiz olması hasebiyle kabul ve ispat edilmez, bilakis bidat olarak addedilir.

Muhammed b. Abdulvehhab rahimehullah bu hususta şöyle der: “İmam Ahmed ve ondan başka Selefin görüşü şudur ki onlar bu hususta sadece Allah'ın ve Resulu'nun söylediği şeyleri söylerler. Allah'ın ya da Resulu'nun, Allah'ın kendisi için isbat ettiği şeyleri, nassta geçtiği gibi aynen isbat ederler. Örneğin fevkiyet, istivâ, kelâm, gelmek ve bunun gayrisi gibi. Keza Allah'ın kendisinden ve Resulu'nun O’ndan nefyettiği şeyleri Selef nefyeder. Örneğin O'nun (Allah Azze ve Celle’nin) benzerinin olması, denginin olması, adaşının olması gibi ve başka nefyedilenler… Ama eğer konu Allah'ın ve Resulu'nun ne isbat ettiği ve ne de nefyettiği bir husus ise, o konuda da ne isbat ne de nefiy yoluna giderler. Örneğin cevher, cisim, araz, cihet gibi konular bu kategoriye girer. Bu hususları nefyedenler (...) İmam Ahmed'e ve Selef'e göre bid'at ehli olmuş olurlar. Bu hususları isbat edenler de (...) onların indinde bid'at ehlindendirler. Onlara göre bu alanda vacip olan Nebî (Sallallâhu aleyhi ve sellem)'e ve ashabına uyarak sükut etmektir.”” (er Resail'uş Şahsiye 130-131)

İbni Ebil İzz rahimehullah şöyle demiştir: “Hakkı, nebevî ve ilâhî şer’î lafızlarla dile getirmek, ehl-i sünnet ve’l-cemaat’ın izlediği bir yoldur. Muattile ise şârîin dile getirdiği isim ve sıfatlardan yüz çevirirler. Bu sıfatların anlamları üzerinde düşünmezler. Kendilerinin bid’at olarak ortaya attıkları mana ve lafızları itikad edilip inanılması, güvenilip kabul edilmesi gereken muhkem anlam ve lafızlar olarak kabul ederler. Hak, sünnet ve iman ehli ise Allah ve Rasûlünün söylediklerini inanılması ve kabul edilmesi gereken hakkın kendisi olarak değerlendirirler. Öbürlerinin söylediklerinden ise ya büsbütün yüz çevirirler yahut ta onun durumunu etraflı bir şekilde açıklarlar. Onlar hakkında Kitab ve Sünnet ile hüküm verilir, yoksa onlardan hareketle Kitab ve Sünnet hakkında hüküm verilmez. Anlatmak istediğimiz şudur: Onların itikadlarında ağırlıklı olarak görülen şey selbîliktir (olumsuz anlatımlardır.) “O şöyle değildir, o böyle değildir.” İsbat (olumlu ifadeler) ise pek azdır. “O alim’dir, kadir’dir, hayy’dır” gibi. Sözü edilen nefyin bir çoğu ise Kitap ve Sünnetten alınmış olmadığı gibi, onların dışında sıfatları isbat edenlerin izledikleri aklî yollardan da alınmış değildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Hiçbir şey O’nun gibi değildir. O her şeyi işitendir, her şeyi görendir (semî’dir, basîr’dir.)" (Şura 11) Bu buyrukta nefyin manasını da ortaya koyan bir isbat vardır. O bakımdan bu buyruktan Yüce Allah’ın kastının şu olduğu anlaşılmaktadır: Kemal sıfatlarına tek başına O sahiptir” (Tahavi Şerhi s:105)

3- Subuti sıfatlar Arap dilindeki zahir ve hakiki manalarıyla kaimdir. Dolayısıyla onlarda tevil (tahrif) ve mecaz yoktur. Nitekim Allah-u Teala “Düşünüp, anlayasınız diye onu Arapça bir kuran kıldık” (Zuhruf 3) buyurmuştur.

İbn Kuteybe rahimehullah şöyle demiştir: “Bize vacib olan şey, Allah-u Teala’nın sıfatları hakkında Onun durduğu yerde ya da Rasülünün durduğu yerde durmaktır. Bizler, lafzı Arapların bildiği ve vaz ettiği mananın dışına çıkartmayız ve bundan başkasından sakınırız.” (el-İhtilaf fi’l Lafz, sf. 44)

İmam Taberi rahimehullah, sıfatlarla alakalı akidesini açıklarken şöyle demiştir: “Onlardan birisi bize derse ki: Bunların manası hakkında sen ne diyorsun? Ona şöyle denilir: Bunların manası haberin zahirinin delalet ettiği şeydir ve bizim katımızda bu haberlere teslim olup iman etmekten başka bir yol yoktur. Buna binaen şöyle deriz: Rabbimiz ve melekler kıyamet günü saf saf gelirler. Rabbimiz her gece dünya semasına iner ve nüzul eder. Biz, bunun manası emrinin inmesidir, demeyiz.” (et-Tebsir fi’d Din, sf 146)

Bu iki büyük imamın sözleri sıfat naslarının arap dilindeki mevcud zahir manaları üzerine anlaşılacağı hususunda bir nass’tır. Buda sıfatlarının sadece lafızlarını isbat edip, manasını teşbih ifade ettiği gerekçesiyle reddeden muattil mufavvida mezhebi ile sıfatları delalet ettiği hakiki manalarından uzaklaştırıp, başka manalara hamleden tahrif ve fasid tevil ehline reddiyedir. Bunlara göre sıfat naslarının Arap dilindeki zahir manaları -teşbihi gerektirmesi sebebiyle- Allah hakkında isbat etmek teşbih ve tecsimdir. Bu sebeble ehli sünneti müşebbihe, mücessime ve haşeviye olarak isimlendirirler.

İshak bin Rahaveyh rahimehullah şöyle demiştir: “Cehmin ve onun yolundan gidenleri alameti, alışageldikleri şekilde ve yalan yere Ehli Sünnet vel Cemaat’in Müşebbihe olduklarını iddia etmektir. Halbuki kendileri “Muattıla” dırlar.” (Akidetut Tahaviye Şerhi s:117)

İbni Ebil İzz rahimehullah yine şöyle demiştir: “Selef imamlarının çoğu şöyle demiştir: Cehmiyenin alameti, Ehli Sünneti "müşebbihe” diye vasfetmektir. Zira Allah’ın isim ve sıfatlarını isbat etmeyen ne kadar kişi varsa, mutlaka bu isim ve sıfatları isbat edenleri “müşebbihe” diye isimlendirmiştir… (A.g.e)

Ümmetin icma ve ihtilaf ettiği konuları en iyi bilen alimlerden birisi olan İbn Abdilberr rahimehullah bu hususta şöyle demektedir: “Ehli sünnet, Kuran ve Sünnette geçen bütün sıfatları kabul etmek ve bunlara iman etmek ve de bu sıfatları mecazi manada değil hakiki manaları üzere almak hususunda icma etmiştir. Ancak şurası var ki onlar bu sıfatlardan hiç birisine keyfiyet vermezler ve o sıfatlardan herhangi birisini bir sınırla sınırlandırmazlar. Cehmiye ve Mutezile’nin tamamı ve de Haricilerin tamamı gibi bidat ehli olanlar ise bu sıfatları inkar eder ve onlardan herhangi birisini hakiki manasına hamletmezler ve de bu sıfatları kabul edenlerin (Allahı kullara benzeten) Müşebbihe olduğunu iddia ederler. Sıfatları kabul edenlerin nezdinde ise onlar Mabud’u (Allahı) inkar edenlerdir. Hakk olan ise Allah’ın kitabı ve Rasulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinin beyan ettiği şeyleri söyleyenlerdir ki bunlar Cemaat’in imamlarıdır, Allaha hamdolsun” (İbn Abdilberr, et-Temhid, 7/145)

Böylece anlaşılmaktadır ki, Ehli sünnet nasslarda Allaha nisbet edilen bütün sıfatları hakiki ve zahiri anlamlarıyla kabul eder. Zahiri anlamda kabul etmek, tevil diye isimlendirilen tahrifin zıddınadır. Hakiki anlamda kabul etmek ise mecazın zıddınadır. Keza sıfatları hakiki ve zahiri manalarıyla kabul etmek mecazı ve tevili ortadan kaldırdığı gibi tefvidi de ortadan kaldırmaktadır. Böylece Mufavvidanın Ehli sünnetten olmadığı ortaya çıkmaktadır. Sonuçta Ehli sünnet sıfatları hakiki anlamlarıyla kabul etmiş ve bunu bütün sıfatlara tatbik etmiştir.

4- Ehli sünnete göre sıfat naslarının zahir manaları bir yönden açık ve malum, bir yönden de kapalı ve meçhuldur. Dolayısıyla sıfatın arap dilindeki zahir manası malum olmakla beraber keyfiyeti bize meçhuldür. Bu sebeble ehli sünnet sıfatın keyfiyetini Allaha havale etmede icma etmişlerdir. Çünkü sıfatın keyfiyeti zatın keyfiyetiyle alakalıdır. Allah-u Teâlâ’nın zatının keyfiyetini bilemediğimize göre, sıfatlarının keyfiyetini de bilemeyiz. Bu sebeble İmam Malik rahimehullah şöyle demiştir: “İstiva manası malum, keyfiyeti ise meçhuldur. Ona İman etmek farzdır, onun hakkında soru sormak ise bid’attır” (Zehebi el Uluv s:141-142) İbni Abdilberin bu hususta naklettiği icmayı da yukarıda zikrettik.

Dolayısıyla sıfatların arap dilindeki zahiri manaları akılla bilinen bir durum olsa da, keyfiyetleri akılla bilinecek bir şey olmadığından, bu konuda şer’i naslardan da bir açıklama gelmediğinden, sıfatların keyfiyetlerinden söz etmekten kaçınmak farzdır. Zira bu husus gayba iman etmenin kapsamındadır. Vahiy kaynaklı bir ilim olmadıkça da bu konuya dalmak sapma sebebidir. Bu bakımdan:

İmam Tahavi rahimehullah şöyle demiştir: “İslam’ın ayağı, ancak teslim oluşun ve teslimiyet gösterişin üzerinde sapasağlam durabilir. Bu sebeple her kim, bilinmesine imkan verilmeyen bir hususu öğrenmeyi taleb eder de anlayışı, teslimiyetle tatmin olmazsa bu talebi, halis tevhidi, saf bilgiyi ve sahih imanı elde etmesine engel olur.” (Tahavi Metni s:16)

Vel Hamdulilllahi Rabbil A’lemin.



Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 252
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ALLAHU TEALANIN SIFATLARININ TAKSİMATI
« Yanıtla #5 : 06.03.2021, 14:04 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

Bu risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

“Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı.” (Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû’ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
12 Yanıt
5060 Gösterim
Son İleti 26.05.2020, 17:10
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
2839 Gösterim
Son İleti 26.07.2018, 03:06
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
2151 Gösterim
Son İleti 21.01.2021, 17:52
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
682 Gösterim
Son İleti 25.09.2019, 14:48
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
518 Gösterim
Son İleti 11.08.2020, 02:38
Gönderen: Tevhid Ehli