Darultawhid

Gönderen Konu: TEKFİR ALİMLERİN İŞİDİR SÖZÜ NE ANLAMA GELİR?  (Okunma sayısı 3240 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1855
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
İddia: Herkesi tekfir etmeye hakkiniz yok, fetva vermek (tekfir etmek) alimlerin hakkidir.

Kiyas; Kiyas el-Musavi (Musavi Kiyas) ve Kiyas el-Celi (Celi Kiyas) olarak ayrilir. Asil ve furu arasinda esit uzaklikta oldugunda Kiyas el-Musevi kullanilir. Burada da alimin ilmine ihtiyac vardir. Icmaya gore; ictihad etme ve hukum (Fetva) verme yetkisi sadece alimlere aittir. Kuran ve Sunnet'ten kati delil olmadiginda ictihad yapilir. Ictihadin alani seriatin Kuran ve Sunnet ve Icmada belirtilmemis pratikteki uygulamalaridir. Bu isi yapmaya en ehil olanlar dini ilimleri en iyi bilen alimlerdir.

Tekfir isini alimlerin yapmasinin gerektiginin bir baska sebebi de: muslumanlar baska muslumanlari hatali tekfir edebilir. bundan dolayi bir alim, ilim talebesi yahut davetci hatali bir sekilde tekfir edilebilir. Hatali tekfir yapilmasini en aza indirmenin yolu tekfir isini alimlere birakmaktir. Zira alimler; insanlar arasinda en cok bilgi sahibi olan, tekfirle alakali ve diger butun meselelerde Kuran, Sunnet ve Islami prensipleri en iyi anlayan kisidir.

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Aslen müslüman olan bir kimse, küfre de imana da yorumlanabilecek ihtimal taşıyan bir fiil işlediğinde onun hakkında hüküm vermek İslam şeriatını iyi bilen kadı ve müftülere aittir. Tekfir, alimlerin hakkıdır sözü bu manada doğrudur. Çünkü bu, içtihad ve fetva gerektiren bir iştir, dolayısıyla cahillerin bu konuda söz söylemesi doğru olmaz. Zaten İslam ülkesinde ve dar’ul harpte müslümanların malları ve canları hakkında ancak ilim sahibi olan kadılar hüküm verebilir. Zira, Abdullah b. Büreyde'nin, babasından rivayet ettiğine göre; Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

"Hâkimler üç kısımdır: Biri cennette, ikisi de cehennemdedir. Cennette olan, hakkı bilip ona göre hüküm verendir. Hakkı öğrendiği halde hükm(ün)de zulmeden (hâkimler) ile, hakkı bilmeden insanlar hakkında hüküm veren (hakimler) de cehennemdedir."

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu "Hâkimler üç sınıf tır... "diye başlayan İbn Büreyde hadisi, bu mevzuda gelen hadislerin en sağlamıdır.

İlmi olmadığı halde fetva verenler hakkında ise Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Allah, ilmi kullarından çekip çıkarmak (yânî silmek) suretiyle değil, âlimleri kabz etmek suretiyle kabz edecektir. Nihayet hiç bir âlim kalmayınca, halk bir takım câhil kimseleri kendilerine başkanlar edinirler. Bunlara bir takım suâller sorulur, onlar da ilimleri olmadığı hâlde fetva verirler de hem kendileri dalâlete düşerler, hem halkı dalâlete düşürürler" (Buhari)
 
Ancak günümüzde birçok kimse, bu hak sözü söyleyerek batılı kasdetmektedir. Zira onlar, küfrü güneş gibi açık olan ve birçoğu tevhidi hiç bilmeyen ve hayatı boyunca tevhidle hiç amel etmemiş dolayısıyla aslen müslüman olmayan kimseleri tekfir ettiğimizde “tekfir alimlerin işidir” diyerek müşriklerin tekfirine engel olmaya çalışmaktadırlar. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki bir insanın aslen müslüman oluşu; amel etmeden sırf diliyle kelime-i şehadet getirmesi veya ezan okunan bir ülkede doğması ile sabit olmaz. İslam şeriatının hakim olduğu bir diyar bulunmayan ve bütün ülkelerin dar’ul küfür, bütün halkların da cahiliye ve şirk toplumları haline geldiği günümüzde bir insanın aslen müslüman olduğu ancak tağutu reddedip şirkin bütün çeşitlerinden beri olduğunun tesbit edilmesiyle mümkün olur.

Allaha ibadette ortak koşan veya kendisi tevhid iddiasında bulunduğu halde şirkten ve müşriklerden beri olmayan, onlara müslüman ismini veren kimselerin kafir olduğu hususu Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit olup bunları tekfir etmenin gerekliliği İslam dininden zaruri olarak bilinen bir meseledir. Yahudi, Hristiyan ve putperestlerin yaptığı fiillerin aynısını işleyen fakat tek fark olarak İslam ismi taşıyan müşriklerin hakkında alimlerden başkasının küfür hükmünü veremeyeceğini ileri sürenler tıpkı Allahı, meleklerini, peygamberlerini, ahiret gününü inkar edenleri alimlerden başkasının tekfir edemeyeceğini iddia edenler gibi batıl bir iddiayla ortaya çıkmışlardır.

Muhammed bin Abdilvehhab'ın oğlu Şeyh Abdullah şöyle diyor:

"Her kim "Şehadet kelimesini telaffuz ettikten sonra artık hiçbir şey zarar vermez" derse veyahut da "şehadet getirip namaz kılan oruç tutan bir kimsenin, Allah'tan başkasına ibadet etse bile tekfir edilmesi caiz değildir" derse bu kimse kafirdir. Böyle birisinin küfründe şüphe eden dahi kafirdir. Çünkü –daha önce de belirttiğimiz gibi- bu kimse bu sözüyle Allahı, Rasulunu ve Müslümanların icmasını yalanlamış olur."


Onlar tekfir alimlerin işidir sözünü ancak, tevhid ehlinden olan kimseleri hafi (kapalı) meselelerde tekfir eden cahillere karşı söyleyebilirler. Allahın yardımına mazhar olmuş fırka-i Naciye mensupları ise böyle cahilane davranışlardan uzaktır.

“Tekfir alimlerin hakkıdır, iman küfür meseleleri ancak alimlerden öğrenilir” gibi hak sözleri içini batıl doldurarak dillerine dolayan bu kimselerin gayesi Allahu a’lem  insanları Kitap ve Sünnetin açık nasslarından uzaklaştırarak, başta rasullerin ortak daveti olan tevhid olmak üzere dinin en açık meselelerinde dahi insanların araştırma yapmasını engellemek ve onları alimlere ittiba adı altında tağutların güdümündeki kötü alimlere tabi kılmaktır. Kişi, bu alim ünvanı almış belamlara bağlandığında ve dinin aslına dair meseleleri onlara arzettiğinde tağutların ve onlara kulluk eden müşriklerin lehine olacak cevaplar alır ve Allahın hidayet edeceği kimselerden değilse meselesini –güya- zikir ehline sorup cevabını almış birisi olarak mutmain bir halde geri döner. İşin aslında o kimse ancak sapıklığını ve ziyanını arttırarak dönmüştür. Halbuki alimlerin içtihad yetkisi, ancak hakkında nass olmayan meselelerle sınırlıdır. Meşhur bir fıkıh kaidesinde belirtildiği gibi “Mevrid-i Nassta içtihada mesağ yoktur” (Nass olan yerde içtihad etmeye izin yoktur) Tevhid akidesine iman edip tağutları ve müşrikleri tekfir etmenin vacib oluşu ise hakkında nass olan meselelerin en açığıdır. Bir alimin misvakın sünnet oluşu hakkında dahi farklı içtihadda bulunması caiz değilken, Allaha ibadette, hükümde, duada vb ilahlık vasıflarında ortak koşan kimselerin kafir olduğu hususunda farklı bir içtihadda bulunması hiç caiz olmaz. Zira Allahu Teala (mealen) şöyle buyurmaktadır:

“Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun aşağısındaki günahları dilediğine bağışlar” (Nisa: 48)
“Siz ve Allahtan başka taptıklarınız cehennem odunusunuz ve oraya gireceksiniz” (Enbiya: 98)
“Kim Allaha ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehennemdir” (Maide: 72)


Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) “Altı Esas” adlı risalesinde insanları Allahın kitabından yüz çevirerek alimlere -Allah ve rasulunden bağımsız olarak- itaat etmeye ve tıpkı Yahudi ve Hristiyanların yaptığı gibi onları rabb edinmeye çağıran kimseler ve benzerleri hakkında şöyle demiştir:

“Altıncı esas; Şeytanın Kur’an ve Sünnetin terki ve değişik fikir ve heveslere uymak için ortaya attığı; Kur’an ve Sünnetin mutlak Müctehidlerden başkası tarafından bilinemeyeceği şeklindeki, şüphesinin reddine dairdir. (Bunlara göre) Mutlak müctehid şu, şu vasıflara sahip kimsedir. Öyle ki bu niteliklerin tamamı Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra)’da dahi bulunmamaktadır. Eğer bir kimse bu vasıflara sahip değilse (onlara göre) bu kişinin Kur’an ve Sünnet’ten yüz çevirmesi hiçbir şüphe ve tereddüde yer kalmaksızın kesin bir şekilde gerekli ve farzdır. Onları (Kur’an ve Sünneti) anlamaktaki güçlükten dolayı, her kim Kur’an ve Sünnet vasıtasıyla hidayet ararsa bu durumda o kişi (onlara göre) ya zındık ya da delidir. SubhanAllahi ve bihamdihi! (Allah’ı tenzih ederim ve O’na hamd ederim!) Allah hem şer’i olarak hem kader açısından hem yaratmasıyla ve hem de emriyle bu melun şüpheyi birçok değişik açıdan o kadar reddetti ve açıkladı ki sonunda bu zorunlu olarak bilinen umumi bilgiler seviyesine ulaştı. Ayeti kerimede buyrulduğu gibi:
 “Ancak insanların çoğu bilmezler”  (Gafir/Mü’min: 57)
Sözün sonunda, hamd alemlerin Rabbi Allah’adır. Salat ve selam kıyamete kadar efendimiz Muhammed’e, aline ve ashabına olsun.”


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
13 Yanıt
3876 Gösterim
Son İleti 25.02.2018, 06:08
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2124 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 11:02
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2647 Gösterim
Son İleti 12.01.2016, 22:42
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1838 Gösterim
Son İleti 17.03.2016, 19:44
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
4252 Gösterim
Son İleti 02.03.2019, 23:02
Gönderen: Uhey