Darultawhid

Gönderen Konu: TAĞUTA MUHAKEMENİN (KÜFÜR OLMAYIP) HARAM OLDUĞUNU İDDİA EDENLERE REDDİYE  (Okunma sayısı 2452 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
"TAĞUTA MUHAKEME KÜFÜR DEĞİLDİR, HARAMDIR!"
DİYENLERE REDDİYYE!

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Günümüzde tağuta muhakeme hususunda ortaya atılan iddialardan birisi de tağuta muhakemenin küfrün altında bir haram olduğu, dinden çıkartmayacağı yönündedir. İşin enteresan yanı bu şüphecilerin bir kararda durmamalarıdır. Bu kimseler önce tağuta muhakemenin özellikle küfür diyarında caiz olduğunu iddia ederler. Bu iddialarını karşı tarafın kabul etmediğini görünce bu sefer en azından tağuta muhakeme olanları tekfir etmekten vazgeçmemiz gerektiğini dayatmaya çalışırlar. Bu bile, bu tip tartışmaları yürütenlerin hak arayıcısı olmadığını, sadece yaptıkları amelleri meşrulaştırmaya çalışan kimseler olduklarını göstermek için yeterlidir. Çünkü eğer iddialarında samimi olsalardı batıl da olsa sabit bir akideleri olur ve o akideyi sonuna kadar savunurlardı.

Biz daha önce tağuta muhakemenin dinin aslını bozan bir küfür olduğunu, bizzat “la ilahe illAllah” kelime-i tevhidiyle çelişen bir amel olduğunu, çünkü bunun Allah’tan başkasına hüküm yetkisi vermek olduğunu bunun ise şirkin ta kendisi olduğunu Kuran, Sünnet ve alimlerin fetvaları ışığında izah etmiştik. Tağuta muhakemenin dinden çıkartmayan bir haram olduğunu iddia edenler ise bu iddialarına şer’i nasslardan bir delil getiremeyecekleri gibi tağuta muhakeme gibi şirk olduğu açık olan bir fiilin neden haram olduğunu asla ne aklen, ne şer’an izah edemezler. Tıpkı Allah’tan başkasına dua etmenin küfür olmadığını, haram olduğunu iddia edenlerin hiçbir delil ve mantıklı açıklama getiremeyeceği gibi. Onların tek yapabildikleri alimlerin bazı kapalı sözlerini öne sürüp iddialaşmaktan ibarettir. Kendileri hiçbir izah getirmeden sadece “bu alimlerin sözlerini açıklayın” deyip dururlar. Esasında günümüzde bilhassa iman küfür meselelerinde tevhid ehliyle çekişenlerin her mevzuda tavırları aşağı yukarı böyledir. Halbuki aklı başında olan herkesin bildiği gibi alimler, bizzat hüccet değildir. Onlar ancak hücceti anlamada vasıtadırlar. Allah’tan başkasının hükmünü istemenin şirk oluşu, şirkin hiçbir şekilde affedilmeyen ve ruhsat verilmeyen bir günah olduğu gibi İslamın muhkem, açık hükümleri alimlerden nakledilen kapalı birkaç söze dayanılarak tahsis edilemez. Bu, alimleri rabb edinmenin bizzat kendisidir.

Şimdi bizim bu çalışmada gayemiz, bu kimselerin kendilerine dayanak yapmaya çalıştıkları alimlerin görüşlerini ele alarak alimlerin sözlerini ilmimiz nisbetinde izah etmek ve bu surette hem tevhid akidesine yönelik şüphelerin giderilmesine katkıda bulunmak hem de alimlere yapılan iftiralara cevap verebilmektir.

Razi’nin sözlerinin izahına geçmezden evvel tağuta muhakeme olmanın insanı dinden çıkartan bir küfür olduğuna dair başka alimlerden nakillerde bulunmak istiyorum.

Mesela İbn’ul Kayyim (rh.a) şöyle demektedir:

ومن حاكم خصمه إِلى غير الله ورسوله فقد حاكم إِلى الطاغوت، وقد أمر أن يكفر به، ولا يكفر العبد بالطاغوت حتى يجعل الحكم لله وحده

“Her kim husumetlerini Allah ve Rasulunden başkasına götürür, ona muhakeme olursa bu kimse tağuta muhakeme olmuştur. Halbuki onu reddetmek emredilmiştir. Kul, hükmü Allah’a has kılmadıkça tağutu reddetmiş olmaz…” (Tarik’ul Hicreteyn, Syf:37)

Şevkani ise Nisa: 60 ayetinin tefsirinde şöyle demektedir:


قَوْلُهُ: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ فِيهِ تَعْجِيبٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنَ حَالِ هَؤُلَاءِ الَّذِينَ ادَّعَوْا لِأَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ قَدْ جَمَعُوا بَيْنَ الْإِيمَانِ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ- وَهُوَ الْقُرْآنُ- وَمَا أُنْزِلَ عَلَى مَنْ قبله من الأنبياء، فجاؤوا بِمَا يَنْقُضُ عَلَيْهِمْ هَذِهِ الدَّعْوَى، وَيُبْطِلُهَا مِنْ أَصْلِهَا، وَيُوَضِّحُ أَنَّهُمْ لَيْسُوا عَلَى شَيْءٍ مِنْ ذَلِكَ أَصْلًا، وَهُوَ إِرَادَتُهُمُ التَّحَاكُمُ إِلَى الطَّاغُوتِ، وَقَدْ أُمِرُوا فِيمَا أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ، وَعَلَى مَنْ قَبْلَهُ، أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ

"Sana indirilene de, senden önce indirilmiş olanlara da iman etmiş olduklarını iddia edenleri görmez misin? " kavlinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu kimselere hayret etmesi istenmektedir ki bunlar kendilerinin hem Rasulullah’a indirilen Kuran’a ve hem de diğer peygamberlere indirilenlere iman ettiklerini iddia etmekte, ondan sonra da bu iddialarıyla çelişen ve hatta bu iman iddiasını temelinden ortadan kaldıran bir amel ortaya koymaktadırlar. İşte Allahu teala’nın bu kavli onların bu imandan hiçbir asla sahip olmadıklarını izah etmektedir. (İmanı ortadan kaldıran) bu fiil onların tağuta muhakeme olmayı istemeleridir. Halbuki onlar gerek Rasulullah’a indirilen kitapta, gerekse ondan önce indirilen kitaplarda tağutu reddetmekle emrolunmuşlardı” (Feth’ul Kadir tefsiri)

Alimlerin buna benzer sözleri çoktur. Biz şimdilik bunlarla yetiniyoruz. Esasen ayetin lafzı tağuta muhakeme olmanın bir günah olmanın ötesinde imanın bizzat aslıyla çelişen bir fiil olduğu hususunda açık bir nasstır. Şimdi bazı alimlerden nakledilen ve bu esasa ters olduğu iddia edilen bazı sözleri ele alalım inşaAllah.

İDDİA: “RAZİ TEFSİRİNDE TAĞUTA MUHAKEME OLMANIN KÜFÜR GİBİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. BU DA ONUN BU FİİLİ KÜFRE YAKIN GÖRMEKLE BERABER BİZZAT KÜFÜR GÖRMEDİĞİNE DELALET EDER”

İddiacı şöyle diyor:


Alıntı
“Fahruddin er-Razi’nin (Rahmetullahi aleyh) açıklaması;

المسألة الثالثة : مقصود الكلام ان بعض الناس أراد أن يتحاكم إلى بعض أهل الطغيان ولم يرد التحاكم إلى محمد صلى الله عليه وسلم . قال القاضي : ويجب أن يكون التحاكم إلى هذا الطاغوت كالكفر ، وعدم الرضا بحكم محمد عليه الصلاة والسلام كفر
(Fahruddin er-Razi c. 5. s.159. Dar'ul-Fikir.)

“Hz. Peygamber’in hükmünden kaçıp tağuta başvuranların kâfirliği”

Bu ifadeden murad şudur: Bazı kimseler, ehl-i tuğyandan (azgın kimselerden) bazısı huzurunda muhakeme olmayı istemiş, Hz. Muhammed’in huzurunda muhakeme olmayı istememişlerdir.

Kâdı şöyle demiştir: “Tâğutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi; Hz. Muhammed (s.a.s)'in hükmüne razı olmamanın ise bir küfür olması gerekir.” (Tefsir’i kebir c.8.s.121)

Öncelikle konu başlığına dikkat edelim. “Hz. Peygamber’in hükmünden kaçıp Tağut’a başvuranların kâfirliği”. Ne diyor “Rasûlullah’ın s.a.v. hükmünden kaçıp...”

Kâdı şöyle demiştir: “Tâğutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi...;” burada “gibi” ifadesi ile bir benzetme vardır.
Bilindiği üzere benzetme bizzat benzetilen değil benzerliklerinin olduğunu ifade etmek için kullanılır.

Misal, “Ali arslan gibidir”. Bu teşbihte Ali’nin dört ayaklı bir hayvan olduğu mu ifade edilmektedir, yoksa arslana bazı yönlerden benzediği mi anlatılmak istenmek-tedir? Tabii ki benzerliği anlatılmaktadır. Arslan güçlüdür, Ali’de güçlüdür; arslan cesurdur, Ali de cesurdur gibi. Aynen bu durum gibi Kâdı’da bir benzetme yapmaktadır.

“Tâğutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi...” olduğunu belirtmiştir.

“İslâm Hukuku Açısından Cehalet” isimli kitabın 405. nolu sayfasındaki satırlara bir göz attığımızda da yazarın, Muvafakat yazarı İmam Şatibi’nin eseri olan İtisam (c.2 s.245-246)’dan yaptığı alıntıyı aktararak şöyle dediğini görürüz

“Şüphesiz zatı envat edinmek, Allah’tan başka ilahlar edinmeğe benzer. Fakat bu bizzat edinmek demek değildir. Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta benzeri birşey, her yönüyle onu göstermedikçe.VAllahu âlem.”  bu nakili yapma sebebimiz, gibidir ifadesinin bir benzetme olduğunu anlatmak içindir; yani bir şey, bir başka şeye, bazı yönleri ile benzerse, buna bu da onun gibidir denir, “Şüphesiz zatı envat edinmek, Allah’tan başka ilahlar edinmeğe benzer.” Bu söz taleb edilen zatı envad ın Allahtan başka ilah edinmeye benzediğini ama bizzat ilah edinmek anlamında olmadığını bildiriyor. Bunun konumuzla alakası şudur; o da bir benzetme, bizim sözünü naklettiğimiz Kadı Hüseyin’in yaptığı da bir benzetmedir.

Yani benzetilen şey o benzediği şeyin birebir aynısı olması için birkaç yönden benziyor olması yeterli değildir; her yönü ile aynı olması şarttır.
Hele ki sözkonusu iman ve küfür meselesi ise…

Bir şey ile o şeye benzeyen şeyin birebir aynısı olmadığını anlamak isteyen için bu izahın yeterli olacağı kanaatindeyiz.”

İddiacının sözleri burada bitti. Şimdi Razi’nin tam olarak ne dediğini anlayabilmek için Nisa: 60. Ayetin tefsirinde söylediği şeyleri bütünüyle nakletmek istiyoruz:

وَاعْلَمْ أَنَّ الْمُفَسِّرِينَ اتَّفَقُوا عَلَى أَنَّ هَذِهِ الْآيَةَ نَزَلَتْ فِي بَعْضِ الْمُنَافِقِينَ، ثُمَّ قَالَ أَبُو مُسْلِمٍ: ظَاهِرُ الْآيَةِ يَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ كَانَ مُنَافِقًا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، مِثْلَ أَنَّهُ كَانَ يَهُودِيًّا فَأَظْهَرَ الْإِسْلَامَ عَلَى سَبِيلِ النِّفَاقِ لِأَنَّ قَوْلَهُ تَعَالَى:

يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِما أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَما أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ إِنَّمَا يَلِيقُ بِمِثْلِ هَذَا الْمُنَافِقِ.

الْمَسْأَلَةُ الثَّالِثَةُ: مَقْصُودُ الْكَلَامِ أَنَّ بَعْضَ النَّاسِ أَرَادَ أَنْ يَتَحَاكَمَ إِلَى بَعْضِ أَهْلِ الطُّغْيَانِ وَلَمْ يُرِدِ التَّحَاكُمَ إِلَى مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. قَالَ الْقَاضِي: وَيَجِبُ أَنْ يَكُونَ التَّحَاكُمُ إِلَى هَذَا الطَّاغُوتِ كَالْكُفْرِ، وَعَدَمُ الرِّضَا بِحُكْمِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ كُفْرٌ، وَيَدُلُّ عَلَيْهِ وُجُوهٌ: الْأَوَّلُ: أَنَّهُ تَعَالَى قَالَ: يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ فَجَعَلَ التَّحَاكُمَ إِلَى الطَّاغُوتِ يَكُونُ إِيمَانًا بِهِ، وَلَا شَكَّ أَنَّ الْإِيمَانَ بِالطَّاغُوتِ كُفْرٌ باللَّه، كما أن الكفر بالطغوت إِيمَانٌ باللَّه. الثَّانِي: قَوْلُهُ تَعَالَى: فَلا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيما شَجَرَ بَيْنَهُمْ إِلَى قَوْلِهِ: وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً [النِّسَاءِ: 65] وَهَذَا نَصٌّ فِي تَكْفِيرِ مَنْ لَمْ يَرْضَ بِحُكْمِ الرَّسُولِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ.

الثَّالِثُ: قَوْلُهُ تَعَالَى: فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذابٌ أَلِيمٌ [النُّورِ: 63] وَهَذَا يَدُلُّ عَلَى أَنَّ مُخَالَفَتَهُ مَعْصِيَةٌ عَظِيمَةٌ، وَفِي هَذِهِ الْآيَاتِ دَلَائِلُ عَلَى أَنَّ مَنْ رَدَّ شَيْئًا مِنْ أَوَامِرِ اللَّه أَوْ أَوَامِرِ الرَّسُولِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ فَهُوَ خَارِجٌ عَنِ الْإِسْلَامِ، سَوَاءٌ رَدَّهُ مِنْ جِهَةِ الشَّكِّ أَوْ مِنْ جِهَةِ التَّمَرُّدِ، وَذَلِكَ يُوجِبُ صِحَّةَ مَا ذَهَبَتِ الصَّحَابَةُ إِلَيْهِ مِنَ الْحُكْمِ بِارْتِدَادِ مَانِعِي الزَّكَاةِ وَقَتْلِهِمْ وَسَبْيِ ذَرَارِيِّهِمْ.

“Bil ki müfessirler bu âyetin, münafıklardan birisi hakkında nazil olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Sonra Ebu Müslim şöyle demiştir: "Bu âyetin zahiri, daha önce yahudi iken, münafıkça müslüman olan bir ehl-i kitap hakkında olduğuna delalet etmektedir. Çünkü Allah Teâlâ'nın, "Sana indirilene de, senden önce indirilmiş olanlara da iman etmiş olduklarını yalan yere iddia edenler..." ifadesi ancak bu durumda olan bir münafığa uyar." Bu ifadeden murad şudur: Bazı kimseler, ehl-i tuğyandan (azgın kimselerden) bazısı huzurunda muhakeme olmayı istemiş, Hz, Muhammed (s.a.s)'in huzurunda muhakeme olmayı istememişlerdir. Kâdî şöyle demiştir: "Tâğutların huzurunda muhakeme olmanın bir küfür gibi; Hz. Muhammed (s.a.s)'in hükmüne razı olmamanın ise bir küfür olması gerekir. Buna şunlar delalet eder:

a) Allah Teâlâ, 'Onlar onu inkâr etmekle emrolundukları halde, yine de tâgutun huzurunda muhakeme olunmalarını İsterler" buyurmuş ve tâğutun huzurunda muhakeme olunmayı, ona iman saymıştır. Halbuki nasıl tâğutu inkâr etme Allah'a iman manasına geliyorsa, tâğuta iman etmenin de Allah'ı inkâr manasına geleceğinde şüphe yoktur.

b) Hak Teâlâ, "Öyle değil rabbine andolsun ki onlar, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiç bir sıkıntı duymadan, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar" (Nisa,65) buyurmuştur. Bu, Allah'ın Resûlü'nün hükmüne razı olmayanların kâfir sayılacakları hususunda bir nasstır.

c) Allah Teâlâ, "Artık Onun emrinden uzaklaşıp gidenler, kendilerini bir fitne (belâ) çarpmasından, yahut onlara pek acıklı bir azab çatmasından çekinsinler" (Nûr, 63) buyurmuştur. Bu âyet, Hz. Peygambere muhalefet etmenin, büyük bir günah olduğuna delalet ediyor. Bütün bu âyetlerde, Allah'ın ve peygamberin herhangi bir emrini reddeden kimsenin, bu reddi ister şüphesi yönünden, isterse inadı yönünden olsun, İslâm'dan çıkmış olacağı hususunda deliller vardır ki bu durum da, sahabe-i kiramın, zekatını vermeyenlerin mürted olduklarına, öldürülmeleri gerektiğine ve çocuklarının esir edileceklerine dair verdikleri hükmün doğru olduğunu gösterir."

Razi’nin sözleri burada sona erdi. Yeri gelmişken şunu da belirtelim. Fahruddin er-Razi, Eş’ari kelamcılarından olup Allahın isim ve sıfatlarını te’vil etmesi vb bazı meselelerde Ehli sünnete muhalefet etmiştir. Ancak onun böyle olması bizzat dinin aslı olan meselelerde hata etmesini gerektirmez. Bilakis onun bu ayetin tefsirinde el-Kadı ünvanlı bir zattan –ki bu zatın Kadı Ebu Ya’la el-Hanbeli olduğu söylenmektedir- yaptığı nakil belki de tağuta muhakemenin küfür oluşu hususunda alimlerden gelen en sarih ibarelerden birisidir. Zira bazıları Allah Rasulu’nun hükmüne itiraz etmenin küfür olduğunu idrak ettikleri halde, tağuta muhakemenin küfür oluşunu idrak edememektedirler. Bundan dolayı zahirde Allah rasulunu tasdik eder gibi görünen bir kimsenin sırf tağuta muhakeme olduğu için kafir olmasının sebebini bir türlü anlayamazlar. Halbuki Razi’nin de beyan ettiği gibi bir kimsenin tağuta muhakeme olması, ona iman ettiğini gösterir. Tağuta iman etmeyen birisi onun hükmünü kabul etmez. Tağuta iman ise Allah’a imanla bir arada olmaz. Dolayısıyla tağuta muhakeme olan birisi Allah’a iman etmediğini, yani kafir olduğunu ortaya koymuştur. Razi’nin bu açıklamaları başka alimlerin yaptığı açıklamalara da muvafıktır. Bu surette muhaliflerimizin getirdiği bu nakil, bizzat onların aleyhine dönmüş olmaktadır. Allaha hamdolsun.

Alimlerin eserlerinden birtakım ibareleri, önünü arkasını, siyakını sibakını gözetmeksizin tabiri caizse cımbızla çekip sonra da delil diye sunmak ilmi hatta insani bir yaklaşım tarzı değildir. Sadece insanların kendilerine tabi oldukları, sözlerine değer verdikleri alimlere değil; sıradan bir insanın sözlerine dahi bu şekilde zulmedilmez. Diyelim ki okuyucu, Razi’nin sözünden ilk etapta tağuta muhakemenin bizzat küfür değil de küfre benzeyen bir fiil olduğunu kasdettiği vehmine kapılsa bile hemen ardından yaptığı açıklamalar Razi’nin muradını açık bir biçimde ortaya koymaktadır:

“Allah Teâlâ, 'Onlar onu inkâr etmekle emrolundukları halde, yine de tâgutun huzurunda muhakeme olunmalarını İsterler" buyurmuş ve tâğutun huzurunda muhakeme olunmayı, ona iman saymıştır. Halbuki nasıl tâğutu inkâr etme Allah'a iman manasına geliyorsa, tâğuta iman etmenin de Allah'ı inkâr manasına geleceğinde şüphe yoktur.”

Böylece anlaşılmış oldu ki “Razi’nin küfür gibidir” sözünden murad, bizzat küfrün kendisidir manasındadır. Teşbih (benzetme) her zaman birbirine benzetilen şeylerin aynı olmasını gerektirmediği gibi her zaman için birbirlerinden farklı olmasını gerektirmez. Aslında iddiacı Şatibi’nin Zat’ul envatla alakalı sözü üzerinde iyi düşünseydi bu söylediğimiz şeyi idrak ederdi. Zira Şatıbi “Şüphesiz zatı envat edinmek, Allah’tan başka ilahlar edinmeğe benzer. Fakat bu bizzat edinmek demek değildir.” Dedikten sonra sözlerini şöyle bitirmektedir:


فَلِذَلِكَ لَا يَلْزَمُ الِاعْتِبَارُ بِالْمَنْصُوصِ عَلَيْهِ مَا لَمْ يَنُصَّ عَلَيْهِ مِثْلُهُ مِنْ كُلِّ وَجْهٍ

“Bu nedenle açıklanana itibar etmek gerekmez. Ta ki benzeri birşey, her yönüyle onu göstermedikçe.”

Yani benzerlik her yönde gerçekleşirse benzeyen de benzetilen de hükmen aynı olur. Tıpkı Allahu teala’nın şu kavlinde olduğu gibi:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَكِنْ لَا يَعْلَمُونَ

Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. (Bakara: 13)

Bu ayeti kerimede aynı teşbih edatı olan كَ (gibi) kullanılmıştır. Fakat burada münafıklardan taleb edilen şeyin sahabenin imanının bir benzeri değil, aynısı olduğu aşikardır. Keza başka bir ayeti kerimede:

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً

“Onlar istedi ki onların kafir olduğu gibi siz de kafir olasınız ve böylece eşit olasınız” (Nisa: 89)

Burada da aynı benzetme edatı “ke” harfi kullanılmış, ancak kafirlerin istediği şeyin küfrün bir benzeri değil ta kendisi olduğu açıktır. Buna dair misaller çoğaltılabilir. Kısacası Razi’nin Kadı Ebu Ya’la’dan naklettiği sözlerde “tağuta muhakeme küfür gibidir” demesi küfürle aynıdır manasına gelir. Bu ifadeyi sanırım yukardaki sözde reddiyenin yazarı haricinde küfür değildir şeklinde anlayan bir kimse yoktur. Mesela Kadi’nin bu sözlerini iktibas eden ister Cemaleddin el-Kasımi gibi yakın dönemde yaşamış yazarlar olsun isterse de el-Lubab fi Ulum’il Kitab adlı tefsirin sahibi gibi geçmiş dönemde yaşayan alimler olsun hiç biri bu sözün akabinde tağuta muhakemenin küfre benzeyen fakat küfür olmayan bir fiil olduğu yorumunu yapmamışlardır.

Bilakis Kasımi, Mehasin’ut Te’vil adlı tefsirinin Nisa: 60 ile alakalı bölümünde bu sözü naklettikten sonra şöyle demektedir:


وهاهنا فرع. وهو أن يقال: إذا تحاكم رجلان في أمر فرضي أحدهما بحكم المسلمين وأبى الثاني. وطلب المحاكمة إلى حاكم الملاحدة. فإنه يكفر. لأن في ذلك رضا بشعار الكفرة

“Bu hususta bazı ayrıntılar vardır. O da şudur: İki kişi bir hususta mahkeme olmak istese, bunlardan birisi Müslümanların hükmüne rıza gösterirken diğeri bunu reddedip mülhidlerin hakimine muhakeme olmayı taleb etse kafir olur. Çünkü bunda kafirlerin şiarlarına, esaslarına rıza göstermek sözkonusudur.”  (A.g. e 5 / 5531)

Günümüzde tekfirsizlik fikrinin önde gelen isimlerinden olan Abdullah Azzam ise Kadı Ebu Ya’la’nın ve Kasımi’nin sözlerini naklettikten sonra şöyle demektedir:

“Ben derim ki: bu kanunlara r‎ıza gِösteren, ikrah olmaksı‎zı‎n bunlara müracaat eden, bu kanunlar‎n yap‎ım‎ında veya yürürlüًğe sokulmas‎nda kendi r‎ızası‎ ile emeًği olan herkes bu ayetin hükmü gereًğince iman dairesinden ç‎ıkar.” (El-Akidetu ve Eseruha fi Bina’il Cil, sf 74; bu kitap Türkçeye İslam akidesinin özellikleri adı altında çevrilmiştir)

Azzam gibi iman küfür meselelerinin çoğunda aşırı Mürcii fikirleri benimseyen, cehaleti özür gören birisi dahi tağuta muhakemenin ikrah dışında küfür olacağını bu şekilde itiraf etmektedir…Kadi’nin sözlerini bugüne kadar hiç kimse tekfirin haricinde yorumlamamıştır. Aslında bu mesele gayet açık bir konu olup günümüzde sadece islamı yaşamak istemeyen kimseler bu hususta şüphe ekmeye çalışmaktadırlar. Allaha hamdolsun…


 

Related Topics