Darultawhid

Gönderen Konu: ALİMLERİN TAĞUTUN MANASI HAKKINDAKİ SÖZLERİ  (Okunma sayısı 731 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1237
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Tağut

Ebu Batin en-Necdi; Abdullah İbni Abd'ur Rahman İbni Abd'ul Aziz İbni Abd'ur Rahman İbni Abdullah İbni Sultan İbni Hamis (H1194/1282 - M1773/1861)

Bu kelime “taga” yani azmak, taşmak kökünden türemiştir. Kelimesinin aslı (uzatmasız olarak) “tağut”tur. Vav sonradan elife dönüşmüştür. Nahivcilere yani dil bilginlerine göre bu kelime fa’lut veznindedir. Sonundaki “t” harfi fazladan gelmiştir.

Vahidi diyor ki: Dilcilere göre tağut; Allah (celle celaluhu)'dan başka ibadet edilen her şeydir.

Bu kelime tekil, çoğul, erkek ya da dişi için ortak olarak kullanılmaktadır.

Tekil olana örnek şu ayettir:


يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ

"...Tağut'a muhakeme olmak istiyorlar! Oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı..." (en-Nisa 4/60)

Çoğul olana örnek de şu ayettir:


وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ

"...Kafirlerin dostları da tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar..." (el-Bakara 2/257)

Dişi olarak kullanılmasına örnek şu ayettir:


وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ

"Tağut'a kulluktan kaçınan..." (ez-Zümer 39/17)

Leys, Ebu Ubeyde, Kisai, Vahidi ve lügatçıların cumhuruna göre tağut; Allah (celle celaluhu)'dan başka ibadet edilen her şeydir.

Cevheri'ye göre tağut; kahin, şeytan ve sapıkların başı olan her şeydir. İmam Malik (rahimehullah) başta olmak üzere halef ve seleften bir çokları tağutu Allah’tan başka ibadet edilen şey olarak tarif etmişlerdir.

Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh), İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain) ve bir çok müfessire göre ise tağut; şeytandır.

İbni Kesir bu görüş hakkında şöyle der: "Bu gerçekten kuvvetli bir görüştür. Çünkü bu görüş cahiliye ehlinin muhakeme olduğu, yardım istedikleri ve ibadet ettikleri putları kapsamaktadır."

Vahidi


يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ

“Onlar Cibt’e ve Tağut’a inanıyorlar.” (en-Nisa 4/51) ayeti hakkında şöyle diyor:

“Allah (celle celaluhu)'dan başka ibadet edilen tüm mabudlar cibt ve tağuttur.”

İbn Atiyye’nin rivayet ettiğine göre İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain) şöyle demiştir: “Cibt putlar, tağut ise onların hizmetinde bulunan tercümanlardır. Çünkü bunlar putlar adına birtakım yalan şeyler uydurarak halkı saptırırlar.”1
 
İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain)'in başka bir görüşüne göre: “Cibt kahin; tağut ise sihirbaz” demektir.

Seleften bazıları,


يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ

"...tağuta muhakeme olmak istiyorlar..." (en-Nisa 4/60) ayetiyle ilgili olarak:

"Bu, Ka'b bin Eşref'tir." Birisi de: "Bu Huyey bin Ahtab'tır" demiştir. Bu iki Yahudi, sapıklığın liderliğini yaptıkları için bu adı almayı hak etmişlerdi. Çünkü bunlar azgınlıkta çok aşırı gitmiş, halkı aldatmış ve Allah (celle celaluhu)'ya isyan etmede Yahudilerin kendilerine itaat etmelerini sağlamışlardı. İşte kim bu nitelikleri üzerinde bulundurursa tağuttur.

İbni Kesir:


يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ

"...tağuta muhakeme olmak istiyorlar..." (en-Nisa 4/60) ayetiyle ilgili olarak:

"Bu ayet Ka'b bin Eşrefi hakem kabul etmek ya da cahiliye hakemlerine gitmek isteyenler hakkında nazil olmuştur." der. Benzeri şeyleri açıklarken de der ki:

"Ayet, hüküm bakımından geneldir. Bütün bunları kapsar. Çünkü Kitap ve Sünnetten yan çizen ve de onun haricindeki batıl hükümlere muhakeme olan herkesi yermektedir. İşte bunun için bu ayetteki tağuttan maksat budur. (Yani Kitap ve Sünnet dışındaki batıl mahkemelerdir.)"

Alimlerin bu sözlerinden çıkan sonuca göre; tağut ismi, Allah (celle celaluhu)'dan başka mabud olarak tanınan bütün varlıkları içine alır. Batıla çağıran ve bu batılları güzel gösteren tüm dalalet başkanlarını, aralarında Allah (celle celaluhu) ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hükmüne aykırı olan cahiliye hükümleriyle hükmedilmesini teşvik edenleri, kahinleri, sihirbazları, put ve puthaneleri bekleyenleri, buralarda nöbet tutanları, türbelere türbedarlık edenleri, başkalarına "Bu türbede veya kabirde yatan kimse kendisine gelenlerin ihtiyaçlarını karşılar, şöyle şöyle yapar..." diyerek yalan hikayeler uyduran ve bu surette cahilleri saptıranları, veyahutta kabirde yatan kimsenin hakikaten insanların yardımına koşup ihtiyaçlarını giderdiği vehmini insanlarda uyandırabilmek için bazı hileler yapan cin ve ins şeytanlarını, kısaca insanları saptıran ve onları büyük şirke yönlendiren her şeyi  içine alır. Bütün bunların aslı ve en büyüğü de şeytandır. İşte bu en büyük tağuttur. Allahu A’lem.




Alıntı yapılan: Dipnotlar
1- Yani putların içinde bulunan cinlerden aldıkları sözleri insanlara aktarırlar. Veya en azından öyle iddia ederler. Allahu a’lem.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1237
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Alimlerin Tağut hakkındaki sözleri
« Yanıtla #1 : 02.09.2015, 14:03 »
Tağut'u İnkar ve Allah'a İman
Abd'ur Rahman ibni Hasan (rahimehullah), Feth'ul Mecid ala Şerhi Kitab'it Tevhid

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

"Andolsun ki biz her ümmete; 'Yalnız Allah'a ibadet edin ve taguttan sakının.' diye (tebliğ etmesi için) bir rasul gönderdik. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunu görün." (en-Nahl 16/36)

Bu ayette yer alan
الطَّاغُوتَ "tağut" kelimesi; haddi aşmak manasına gelen "tuğyan" sözcüğünden türemiştir.

Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh) şöyle diyor: "Tağut; şeytan demektir."

Cabir (radiyallahu anh) da şöyle diyor: "Tağut: Şeytanın kendilerine inip telkinde bulunduğu kahinlerdir."

Yukarıdaki her iki rivayet de İbni Ebu Hatim'den yapılmıştır.

İmam Malik (rahimehullah) tağutu şöyle tanımlamıştır: "Allah (celle celaluhu)'dan başka kendisine kulluk edilen herşey tağuttur."

Süleyman ibni Abdullah (rahimehullah) diyor ki: "Bu tanım doğru olmakla beraber kendisine yapılan ibadete rıza göstermeyen kişi bundan müstesnadır."

Mücahid (rahimehullah) diyor ki: "Tağut kendisine muhakeme olunan ve işlerini idare eden insan kılığındaki şeytandır."

Ben de derim ki:

"Bu anlatılanlar, tağutun bütününü değil, sadece bazı yönlerini içeren tanımlardır.

En iyi ve en kapsamlı tanımı Allame İbni Kayyım (rahimehullah) yapmıştır:

"Tağut; kulun kendisi sayesinde haddi aştığı her ma'bud, uyulan ve itaat olunan her şeydir. Her kavmin ya da toplumun tağutu; Allah (celle celaluhu) ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)'den başka kendisine muhakeme olunan, Allah (celle celaluhu)'nun dışında kendisine ibadet edilip, körü körüne tabi olunan veya Allah (celle celaluhu)'nun emri olup olmadığını bilmeden itaat ettikleri şeydir. İşte bunlar bu alemin tağutlarıdır. Tağut kapsamına giren şeyler konusunda ve insanların onlarla olan durumu dikkatle düşünülecek olursa onların büyük bir çoğunluğunun Allah'a kulluktan yüz çevirip tağutlara kul oldukları Allah (celle celaluhu) ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)'e itaatten yüz çevirip tağutlara itaat ettikleri görülür."

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ

"Andolsun ki biz her ümmete; 'Yalnız Allah'a ibadet edin ve tağuttan sakının.' diye (tebliğ etmesi için) bir rasul gönderdik..." (en-Nahl 16/36)

Teysir'ul Aziz'il Hamid'de şöyle diyor:


كُلِّ أُمَّةٍ "Her ümmet" ifadesi her taife ve insanlığın her dönemi anlamındadır. أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ 'Yalnız Allah'a ibadet edin ve tağuttan sakının.' Yani Bir olan Allaha ibadet edin ve onun dışındakilere ibadet etmeyi bırakın. Mahlukat bunun için yaratılmış, rasuller bunun için gönderilmiş, kitaplar bunun için indirilmiştir.

Bu ayette Allah (celle celaluhu), her topluma bir rasul gönderdiğini ve onlara bir tek Allah (celle celaluhu)'ya kulluk etmelerini, başka varlıklara kulluk etmekten uzak durup, onları terk etmelerini emrettiği haber veriyor. Bu ayet "La ilahe illallah" kelimesinin manasıdır. Aynı bu kelime-i tevhid gibi nefy ve isbatı içerir.
اعْبُدُواْ اللّهَ "Allah'a ibadet edin" isbat yani kabul, اجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ "tağuttan sakının" nefy yani redd kısmıdır. Bu ayet İslamın kaçınılmaz olarak red ve kabulu içerdiğini gösterir. Tek olan Allaha ibadeti kabul etmek, ve onun dışındakilere ibadet etmeyi reddetmek...İşte bu Kafirun Suresi'nin anlattığı tevhiddir.

Aynı şekilde başka bir ayette Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


فمن يكفر بالطاغوت ويؤمن بالله فقد استمسك بالعروة الوثقى لا انفصام لها

"... O halde kim tağutu inkar edip Allah'a inanırsa, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır..." (el-Bakara 2/256)

İşte bu, "La ilahe illallah" kelimesinin manasıdır.
عُرْوَةِ الْوُثْقَىَ "Urvet'ul Vuska" yani sağlam kulpdan kasıt budur.

Süleyman ibni Abdullah (rahimehullah) diyor ki: Tağutu reddetmenin içersine ona buğzetmek, ondan tiksinmek ve ona ibadet etmeye hiç bir şekilde rıza göstermemek de dahildir.

İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: "Bütün rasuller insanları Allah (celle celaluhu)'ya ibadet etmeye çağırır, Allah (celle celaluhu)'dan başkasına kulluk etmekten sakındırırlar. Allah (celle celaluhu) çeşitli dönemlerde insanlara rasuller göndermiştir. Allah (celle celaluhu) ademoğulları arasında şirkin ilk defa baş gösterdiği Nuh (aleyhi selam) kavminden -ki yeryüzüne gönderilen ilk rasul odur-, son rasul olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kadar -ki davetini doğu ve batıda insan ve cin herkes duymuştur- her dönemde, yeryüzüne nebi ve rasuller göndermiştir. Hepsi de Rabbimizin şu ayetinde buyurduğu gibidir:


وما أرسلنا من قبلك من رسول إلا نوحي إليه أنه لا إله إلا أنا فاعبدون

"Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona: 'Benden başka ibadete layık ilah yoktur; şu halde Bana kulluk edin!' diye vahiyetmiş olmayalım." (el-Enbiya 21/25)"
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1964
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: Alimlerin Tağut hakkındaki sözleri
« Yanıtla #2 : 28.12.2019, 02:46 »


TÂĞÛT’UN MANASI VE BAŞLICA ÇEŞİTLERİ

Şeyh'ul İslâm Muhammed bin Abd'il Vehhâb Rahimehullâh

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla,

Allâhu Teâlâ sana rahmet etsin bil ki;

Allâhu Teâlâ’nın Âdemoğluna ilk farz kıldığı şey tâğût’u inkâr edip Allâh’a îmân etmektir ve (bunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Andolsun ki biz her ümmete, ‘Allâh’a ibâdet edin ve tâğût’tan sakının!’ diye (emretmeleri için) bir Rasûl gönderdik…” (en-Nahl 16/36)


Tâğût’u İnkâr Etmenin Vasfı

Tâğût’u inkâr etmenin vasfına gelince:

- Allâh’tan başkasına ibâdet etmenin bâtıl olduğuna i’tikâd etmen (inanman),

- Allâh’tan başkasına ibâdet etmeyi terketmen,

- Allâh’tan başkasına ibâdet etmeye buğzetmen,

- Allâhu Teâlâ’dan başkasına ibâdet edenleri tekfîr etmen ve

- Onlara düşman olmandır.


Allâhu Teâlâ’ya Îmânın Manası

Allâhu Teâlâ’ya îmânın manasına gelince:

- Allâh’ın -başkası (ortağı ve benzeri) olmaksızın- ibâdet edilen (ve ibâdeti hak eden) yegâne ilah olduğuna i’tikâd etmen,

- Bütün ibâdet çeşitlerinin hepsini Allâhu Teâlâ’ya has kılman,

- O’nun dışındaki tüm ma’bûdlardan (ibâdet edilen sahte ilahlardan) ibâdeti nefyetmen,

- İhlâs (şirkten uzak tevhîd) ehlini sevmen,

- Onları velî (dost) edinmen,

- Şirk ehline buğzedip,

- Onlara düşmanlık etmendir.

İşte bu, İbrâhîm Aleyh’is Selâm’ın Milleti’dir (Dîni’dir). Öyle ki; her kim İbrâhîm Aleyh’is Selâm’ın Milleti’nden (Dîni’nden) yüz çevirirse kendi nefsini sefîh (aşağılık) kılmış olur.2 Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinde kendisinden haber verdiği (güzel) örnek de budur:

“İbrâhîm ve onunla beraber olanlarda, sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve sizin Allâh’tan başka ibâdet ettiklerinizden uzağız. Sizi reddettik. Sizler bir tek Allâh’a îmân edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” (el-Mümtehine 60/4)

Tâğût; (Allâh’tan başka ibâdet edilen her şey hakkında) genel (bir ifâde)dir. Buna göre Allâh’tan başka kendisine ibâdet edilen ve bu ibâdetten râzı olan her şey; ister ibâdet edilen bir ma’bûd isterse de kendisine tâbi olunan veyahut da Allâhu Teâlâ’ya ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e itâ’ate muhâlif olarak itâ’at edilen bir şey olsun, tâğût’tur.3

Tâğûtlar pek çoktur ve başlıcaları beş tanedir:

1. Allâhu Teâlâ’dan başkalarına ibâdete çağıran şeytândır, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Ey Âdemoğulları! Ben size, şeytâna ibâdet etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır, diye bildirmedim mi?” (Yâ-Sîn 36/60)4

2. Allâhu Teâlâ’nın hükümlerini değiştiren zâlim idâreciler, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere îmân ettiklerini iddiâ edenleri görmedin mi? Reddetmeleri emrolunmuşken tâğût’a muhâkeme olmak istiyorlar. Şeytân da onları derin bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” (en-Nisâ 4/60)3

3. Allâh’ın indirdiğinden başkası ile hükmeden, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“…Kim Allâh’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridirler.” (el-Mâ’ide 5/44)6

4. Allâhu Teâlâ’nın dışında gayb bilgisi iddiâ eden kişi, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açmaz (ona muttali kılmaz). Ancak Rasûlleri içinde râzı olduğu kimseler müstesnâ. Çünkü Rasûl’ün önüne ve arkasına izleyiciler (gözetleyiciler) dizer.” (el-Cinn 72/26-27)

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır; O’ndan başka kimse O’nu bilemez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir. Bir yaprak bile düşmesin ki onu biliyor olmasın. Yeryüzünün karanlıklarında tek bir tane bile olsa yaş ve kuru hiçbir şey müstesnâ olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır.” (el-En’âm 6/59)7

5. Allâhu Teâlâ’dan başka (kendisine) ibâdet edilen ve bundan râzı olan, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Onlar içinde kim, ‘ben Allâh’tan başka bir ilahım’ der ise işte onu cehennemle cezâlandırırız. Zulmedenleri işte böyle cezâlandırırız.” (el-Enbiyâ’ 21/29)8

Bil ki; insan tâğût’u inkâr etmediği müddetçe Allâh’a îmân etmiş olmaz, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Dînde zorlama yoktur. Şüphesiz, rüşd (doğruluk, hak) sapıklıktan ayrılmıştır.9 Kim tâğût’u reddedip Allâh’a îmân ederse kopmak bilmeyen sağlam kulpa yapışmış olur. Allâh Semî’dir (her şeyi işitendir), Alîm’dir (her şeyi bilendir).” (el-Bakara 2/256)

er-Rüşd: Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in dînidir.

el-Ğayy: Ebû Cehil’in dînidir.

el-Urvet’ul Vuskâ (sağlam kulp): Allâhu Teâlâ’dan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah olmadığına şehâdette bulunmaktır.10

La ilahe illallâh (Allâh’tan başka -ibâdete layık, hak- ilah yoktur) kelimesi; hem nefyi (reddi), hem de isbâtı içermektedir. Şöyle ki;

{“La ilahe (ilah yoktur)” manasına gelen kısmıyla} bütün ibâdet çeşitlerini Allâhu Teâlâ’dan başkasından nefyeder ve

{“İllallâh (Allâh hâriç)” manasına gelen kısmıyla ise} bütün ibâdet çeşitlerinin hepsini bir olan ve ortağı bulunmayan Allâh için isbât eder.



Alıntı
Açıklamalar:

1- Elinizdeki bu risâle, bizim başlıkta verdiğimiz ismiyle beraber Şeyh Rahimehullâh’ın eserlerinden derlenmiş olan, “Müellefât’uş Şeyh Muhammed bin Abdilvehhâb” isimli mecmûanın 1. cilt, 376-378. sayfaları arasında yer almaktadır. Bizim tercümeye esâs aldığımız nüshâ budur. Bu risâle ayrıca “ed-Durar’us Seniyye”, 1/161-163 sayfaları arasında başlıksız olarak yer almaktadır. Bu zikrettiğimiz nüshâlar arasında kayda değer bir farklılık yoktur.

2- Müellif Rahimehullâh şu âyete atıf yapmaktadır:


﴿وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلاَّ مَن سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ.﴾ [البقرة: 130]

“Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, kim İbrâhîm’in dîninden yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada seçtik, gerçekten âhirette de o sâlihlerdendir.” (el-Bakara 2/130)

3- (İmâm) Mâlik Rahimehullâh ve başka birçok müfessir şöyle demiştir:

“Tâğût, Allâhu Teâlâ’dan başka kendisine ibâdet edilendir.”

İmâm Mâlik’in öğrencisi İbnu Vehb, “el-Câmî fî Tefsîr’il Kur’ân” adlı eserinde (2/135 no: 270) ondan rivâyet etmiştir. Ed-Durr’ul Mensûr, 2/22’de el-Bakara 2/256. âyetin tefsîrinde belirtildiği üzere bunu İbnu Ebî Hâtim de rivâyet etmiştir. Ayrıca Nevevî Rahimehullâh şöyle demiştir:

Leys, Ebû Ubeyde, el-Kisâî ve lügat âlimlerinin cumhûru şöyle demişlerdir:

“Tâğût, Allâhu Teâlâ’dan başka kendisine ibâdet edilen her şeydir.” (Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi, 3/18; Türkçesi için bkz. İmam Muhyiddin En-Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi el-Minhâc, Polen Yayınları, 2/283)

4- Ömer İbn’ul Hattâb Radıyallâhu Anh şöyle demiştir:

“Tâğût, şeytândır.”

Sahîh-i Buhârî, Tefsîr Kitâbı, en-Nisâ 4/43. âyetle alâkalı bölümde bunu ta’lik yoluyla (senedi hazfederek) nakletmiştir. Hâfız İbnu Hacer Rahimehullâh rivâyetin isnâdının “kaviyy (kuvvetli)” olduğunu söylemiştir. (İbnu Hacer, Feth’ul Bârî, 8/252; Türkçesi için bkz. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî Muhtasarı, Polen Yayınları, 9/30)

Bu eseri ayrıca Tâberî, Tefsîri’nde no: 5834-5835’de ve İbnu Kesîr, Tefsîr’inde, 1/523’de el-Bakara 2/256. âyetle alâkalı bölümde tahrîc etmişlerdir. Yîne ed-Durr’ul Mensûr, 2/22’de belirtildiği üzere Firyâbî ve Sa’id bin Mansûr da bu eseri rivâyet etmişlerdir.

4 Mücâhid, tâğût hakkında şöyle demiştir:


”اَلشَّيْطَانُ فِي صُورَةِ الْإِنْسَانِ يَتَحَاكَمُونَ إِلَيْهِ وَهُوَ صَاحِبُ أَمْرَهُمْ“.

“Bu, onların yöneticisi konumunda olup kendilerine muhâkeme oldukları insan sûretindeki şeytândır.” (Suyûtî, ed-Durr’ul Mensûr 2/22’de zikretmiş ve İbnu Cerîr, İbnu Munzir ve İbnu Ebî Hâtim’e nisbet etmiştir.)

6- Şeyh Rahimehullâh’ın Allâh’ın hükümlerini değiştiren idareciler ile Allâh’ın indirdiğinden başkasıyla hükmeden idarecileri ayrı zikretmesi üzerinde düşünülmelidir...

Zîrâ Allâh’ın hükümlerini değiştirmek, tebdîl etmek, bunlara muhâlif yeni kanunlar koymak (teşri’) ayrı bir küfür ve tâğûtluk çeşidi iken; bu mübeddel (değiştirilmiş) yeni bâtıl şeri’at ile (kanun ile) hükmetmek ise ayrı bir küfür ve tâğûtluktur. Bunların her ikisi de şirk ve küfürdür.

Bu tâğûtların icâd ettikleri ve hükmettikleri kanunları ihtilâfların çözüm merciî edinmek sûretiyle bunlara muhâkeme olmak da başka bir küfür çeşididir.

Böylece hüküm ve teşri’ şirki ile alâkalı üç ayrı şirk çeşidi ortaya çıkmaktadır:

Birincisi, teşri’/yasama şirki;

İkincisi, küfür yasalarıyla hükmetme şirki,

Üçüncüsü de bu tâğûtî yasalara muhâkeme olma şirki…

Bunların hepsi birbirini gerektirmektedir ve birbiriyle bağlantılıdır, bu nokta üzerinde düşünülsün…

7- Bu babtan olmak üzere İkrime, (gaybı bildiğini iddiâ eden) kâhinlerin tâğût olduğunu söylemiştir.

Sahîh-i Buhârî, Tefsîr Kitâbı, en-Nisâ 4/43. âyetle alâkalı bölümde (Buhârî, 6/45) bunu ta’lik yoluyla (senedi hazfederek) nakletmiştir.

Suyûtî, bu rivâyeti İbnu Ebî Hâtim’e isnâd etmiştir. Suyûtî, aynı yerde Ebu’l Alîye’den tâğût’un sihirbaz olduğu görüşünü nakledip rivâyeti İbnu Cerîr et-Tâberî’ye nisbet etmiştir ki bu da aşağı yukarı aynı manayı ifâde eder. (Suyûtî, ed-Durr’ul Mensûr, 2/22)

Vallâhu A’lem!

8- Şeyh Ebâ Butayn en-Necdî Rahimehullâh tâğût hakkında âlimlerin birtakım sözlerini naklettikten sonra şöyle demiştir:

“Âlimlerin Rahimehumullâh bu sözlerinden çıkan sonuca göre;

Tâğût ismi, Allâhu Teâlâ’dan başka ma’bûd olarak tanınan bütün varlıkları ve bâtıla çağıran, bu bâtılları güzel gösteren tüm dalâlet önderlerini içine alır.

Yine insanların aralarında Allâhu Teâlâ ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hükmüne aykırı olan câhiliye hükümleriyle hükmedilmesi için tâyin ettiği kimseleri de içine alır.

Aynı şekilde kâhinleri, sihirbâzları, put (ve puthane) bekçilerini, kabirde yatan kimselerin ve benzerlerinin kendisine gelenlerin ihtiyâçlarını karşılayacağını, şöyle şöyle yapacağını vehmettiren ve aslında yalan olan yahut da şeytânların kabirde yatan kimsenin hakîkaten insanların yardımına koşup ihtiyâçlarını giderdiği vehmini insanlarda uyandırabilmek ve bu sûrette onları büyük şirke ve onun alt dallarına yönlendirmek amacıyla yaptıkları işlerden ibâret olan, câhilleri saptırıcı nitelikteki yalan hikâyeler uyduranları da kapsar.

Bütün bunların aslı ve en büyüğü de şeytândır. İşte bu en büyük tâğûttur.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/301-302)

9- Müellif Rahimehullâh -“Rüşd” ve “Ğayy” kavramlarının açıklamasına metinde yer vermesine rağmen, âyetin yalnızca son kısmını zikretmiştir. Konu bütünlüğü sağlamak için âyetin ilk kısmına da metinde yer verdik.

10- Bu kavramla alâkalı “Kelime-i Tevhîd’in Tefsîri” adlı risâlenin girişindeki ilgili açıklamaya mürâcaat ediniz.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2869 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 13:53
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
4402 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 01:35
Gönderen: Nuhun Gemisine Davet
0 Yanıt
3343 Gösterim
Son İleti 15.07.2015, 05:34
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
4608 Gösterim
Son İleti 15.07.2016, 04:21
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2398 Gösterim
Son İleti 11.07.2018, 23:11
Gönderen: Es-Sarimul-Meslul