Darultawhid

Gönderen Konu: MUVAHHİD VE MÜŞRİK İÇİN VERİLEN ÖRNEK  (Okunma sayısı 776 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 27
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İbni Kayyim el-Cevziyye
Rahmetullahi Aleyh


(El-Vâbilu's-Sayyib, 51-59)

HÂRİS EL-EŞ'ÂRİ'NİN RİVAYET ETTİĞİ HADİS-İ ŞERİF'İN ŞERHİ

Haris el Eş’âri (Radıyallâhu Anhu)’den rivayete göre, Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Allah, Zekeriyya’nın oğlu Yahya’ya beş şeyi yapmasını ve bunun İsrail oğullarına da yaptırılmasını emretmesini buyurdu; Yahya bu beş konuda biraz yavaş davranır gibi oldu. Bunun üzerine İsa ona şöyle dedi: Allah sana bu beş konuda yapman gerekenleri ve İsrail oğullarına da yaptırmanı emir buyurmuştu. Ya sen emredersin veya ben emredeceğim dedi. Yahya şu cevabı verdi: Bu beş konuda beni geçersen yere batırılmamdan ve azaba uğramaktan korkarım. Sonra Yahya, halkı Beyti Makdis’te topladı mescid doldu, insanlar her tarafı doldurdular. Yahya şöyle dedi: Allah beş konuda benim yapmam gerekenleri ve sizin de yapmanız gerekenleri size emretmemi emir buyurdu. Bunlardan ilki kulluğunu sadece Allah’a yapıp ona hiçbir şeyi ortak koşmamanızdır. Allah’a ortak koşan kimsenin örneği şöyledir: Bir kimse ki, kendi öz malından altın ve gümüşle bir köle satın alan ve sonra o köleye işte malım, işte evim, çalış ve bana hakkını öde diyen kişinin örneği gibidir. O da çalışmakta ve kendi efendisinden başka birine ödeme yapmaktadır. Hanginiz kölesinin bu durumda olmasına razı olur?

Allah size namaz kılmanızı emretti. Namaz kılarken yüzünüzü sağa sola çevirip bakmayınız. Çünkü Allah, kulu namazında yüzünü sağa sola çevirmediği sürece yüzünü kulundan ayırmaz.

Ve Allah size orucu emretti. Bunun örneği ise şöyledir. Bir gurup arasında olup beraberinde bir misk kabı bulunan kişinin durumuna benzer hepsi ona hayran olur veya o koku onların hepsini hayran eder. Oysa oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

Ve Allah size sadaka vermeyi de emretti. Bunun örneği de düşman güçlerinin esir ettiği ellerini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere ileri sürdükleri kimsenin durumuna benzer. Kişi vereceği sadakalarla az veya çok bu boynu sizden kurtaracağım der ve canını onlardan kurtarmış olur.

Allah size kendisini daima hatırlamanızı emretti. Bunun örneğini de düşman tarafından süratle takip edilen ve sonunda kendisini sağlam bir kaleye atıp kendisini onlara karşı koruyan kimsenin durumu gibidir. Kul da böyledir. Allah’ı hatırlamakla kendisini şeytana karşı korumuş olur.

Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Bende size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum: “Dinlemek, İtaat, Cihad, Hicret ve cemaati” kim cemaatten bir karış ayrılırsa İslam bağını boynundan çıkarmış olur ancak cemaate tekrar dönerse o zaman başka... Kim cahiliyye davası iddia eder ve cahili sistemleri müdafaa ederse Cehennemlik kimselerdendir. Bunun üzerine bir adam Ey Allah’ın Rasûlü bu kimse oruç tutsa da namaz kılsa da aynı mıdır? diye sordu. Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır buyurdu. Siz Müslümanlar olarak Allah’ın davasını ve sistemini tutunuz. Çünkü o size Müslümanlar ve mü’minler ve Allah’ın kulları ismini vermiştir. (Müsned: 16042; Tirmizi: 2863.)

İkinci Fasıl

TEVHİDLE İLGİLİ OLAN BİRİNCİ FIKRANIN ŞERHİ


Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), bu yüce ve çok değerli hadis-i şerifte -ki her Müslümanın bunu ezberlemesi ve buna sarılması gerekir- Şeytan’a karşı insanı koruyacak ve hem dünyada hem de âhirette kulun kurtuluşunu garanti edecek esasları zikretmiştir.

Muvahhid Ve Müşrik İçin Verilen Örnek

Bu hadis-i şerifte muvahhid ve müşrik için birer örnek verilmiştir. Muvahhid kimse, efendisinin evinde efendisi için çalışan ve efendisinin kendisini çalıştırdığı işten elde ettiği her şeyi ona teslim eden köleye benzer. Müşrik ise, seyyidinin kendisini evinde çalıştırdığı fakat verimini ve işten elde ettiği gelirini efendisinden başkasına teslim eden köle gibidir. İşte aynı bunun gibi müşrik olan kimse de, Allah Teâlâ’nın evinde Allah’tan başkası için çalışır ve Allah Teâlâ’nın nimetleriyle Allah Teâlâ’nın düşmanlarına yaklaşmak için çabalayıp durur.

Bilinmektedir ki, eğer insanlardan birinin kölesi böyle olsa, köleler arasında en çok ona kızacak, ona gazap edecek ve onu kovup, yanından uzaklaştıracaktır. Halbuki kendisi de o köle gibi yaratılmış olup, her ikisi de başkasının verdiği nimetler içerisinde bulunmaktadırlar. Böyle olunca başkasının acaba bütün âlemlerin Rabbi olan, kulun içinde bulunduğu bütün nimetler sadece kendisinden olan, hiçbir ortağı bulunmayan, bütün iyilikleri sadece kendisi bahşeden, bütün kötülükleri sadece kendisi def eden, kulu ortağı olmadan tek başına yaratan, ona merhamet eden, onun işlerini düzene sokan, onu rızıklandıran, ona âfiyet veren ve onun ihtiyaçlarını gideren zâtın kızması ve gazabı nasıl olur?! Bütün bunlara rağmen kulun sevgisinde, korkusunda, ummasında, yemininde, adağında ve muamelesinde başkasını O’na denk tutması, ortak koşması yaraşır mı? O’nu sever gibi veya daha fazla başkasını sevmesi, O’ndan umar gibi veya daha fazla başkasından umması nasıl doğru olabilir?

Hiç şüphesiz ki müşriklerin halleri, söz ve davranışları göstermektedir ki, onlar Allah’ı sevdiklerinden daha çok denk tuttukları, ortak koştukları Ölmüş veya hayatta olan ortakları sevmekte; Allah’tan korktuklarından daha fazla ortak koştuklarından korkmakta Allah’tan daha çok ortak  koştuklarına umut bağlamakta, ortak koştukları şeylere karşı daha iyi muamele etmekte, Allah’ın rızasından daha çok onların rızalarını aramakta ve Allah’ın kızgınlık ve gazabından kaçındıklarından daha çok onların gazap ve kızgınlıklarından kaçınmaktadırlar. İşte Allah ve Celle'nin bağışlamayacağı şirk budur. Allah Sûbhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını da dilediğine bağışlar...” (Nisa, 48)

Zulmün Çeşitleri Ve Bunların En Büyüğünün Şirk Olduğu

Kıyâmet gününde Allah (Azze ve Celle)’nin katında zulmün üç tane dîvanı bulunacaktır.

Bunlardan bir divan vardır ki, Allah ondan hiçbir şeyi mağfiret etmeyecektir. İşte bu şirk dîvanıdır. Zira Allah, kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez.

Bir dîvan da vardır ki, Allah ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadan yerine getirir. Bu da kulların birbirlerine yaptıkları zulümler dîvanıdır. Çünkü Allah Teâlâ, kulların haklarını eksiksiz bir şekilde almalarını temin eder.

Diğer bir divan da vardır ki, Allah onu pek önemsemez. Bu da kulun kendisiyle Rabbi arasında olan hususlarda nefsine yaptığı zulümler dîvanıdır. Bu divan, dîvanların en hafifi ve silinmesi en çabuk olanlarıdır. Çünkü bu divan, tövbe etmek, istiğfarda bulunmak, günahları silen iyilikler işlemek, günahlara keffaret olacak musibetlere maruz kalmak ve benzeri şeylerle silinir. Ancak şirk divanı böyle değildir. Çünkü yaptıkları zulümler divanı da ancak bu hakları sahiplerine verip onlardan helallik almakla silinebilir.

İşte Allah katındaki bu üç dîvanın en ağırı ve en tehlikelisi şirk olunca, Allah şirk ehline cenneti haram kıldı.

Cennetin Anahtarı, Tevhiddir

Hiçbir müşrik cennete giremez. Cennete, ancak tevhid ehli olanlar girebilir. Zira tevhid, cennetin kapısının anahtarıdır. Dolayısıyla anahtarı olmayan kimseye, cennetin kapısı açılmayacaktır. Aynı şekilde eğer kişi, dişleri olmayan bir anahtar getirecek olursa, cennetin kapısının böyle bir anahtarla açılması da mümkün olmayacaktır. İşte cennetin kapısını açacak olan anahtarın dişleri şu amellerdir: Namaz, oruç, zekat, hacc, cihâd, emr-i bi’l-maruf (iyiliği emretmek), nehy-i ani’l-münker (kötülüğü nehyetmek), doğru sözlü olmak, emâneti yerine getirmek, sıla-i rahîm yapmak, anne babaya iyilik etmek...

Dünyada iken tevhidden elverişli bir anahtar edinen ve bu emirlerle anahtarına dişler yapan her bir kul, kıyâmet gününde cennetin kapısına ancak kendisiyle açılabileceği anahtarla gelir ve kapıyı açmasına hiçbir mâni bulunmaz. Meğer ki dünyada tövbe ve istiğfarla izleri iyice silinmemiş olan günahları, hataları ve veballeri bulunsun. İşte böyle bir kul, bunlardan temizleninceye kadar cennetten alıkonulur. Eğer bu kulu kıyâmet arasatında durmak, kıyâmetin dehşetli ve şiddetli halleri temizlememişse; bunun cehenneme girmesi kaçınılmaz olur ki, orada pisliklerden arınsın ve kirlerinden temizlensin; daha sonra da oradan çıkıp tertemiz bir şekilde cennete girsin. Zira cennet temiz olanların yurdu olup, oraya temiz olanlardan başka hiçbir kimse giremez.

Allah Sûbhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar ki melekler hoş ve temiz olarak rûhlarını alırlarken: “Selâm size! İşleye geldiklerinizin karşılığı olmak üzere girin cennete” derler.” (Nahl, 32)

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabblerinden korkanlar da cennete zümre zümre götürülecek. Nihâyet oraya gelip kapıları açılacağında, cennetin bekçileri onlara diyecek ki: “Selâm olsun üzerinize, Tertemiz geldiniz. Hemen oraya ebediler olarak girin.” (Zümer, 73) Burada tertemiz oldukları ifade edildikten hemen sonra cennete girmelerinin söylenmesi, cennete girmelerinin sebebinin tertemiz olmaları olduğunu göstermektedir. Sanki şöyle denilmektedir: “Tertemiz olmanız sebebiyle size: “Cennete girin” denildi.”

Cehenneme gelince, şüphesiz ki orası söz, iş, yiyecek ve içecek hususlarında en kötü olan yurttur. Orası kötü olanların yurdudur. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah, murdarı temizden (kâfiri mü’minden) ayırd etsin, murdarı birbiri üstüne koyup hepsini yığsın da onları cehenneme atsın diye. İşte onlar zarara uğrayanların ta kendileridir.” (Enfâl, 37) İşte bu şekilde Allah Teâlâ, birikmiş ve yığın haline gelmiş olan bir şeyin birbiri üstüne konulduğu gibi kötü olanları da birbiri üstüne koyup, cehennem ehliyle beraber onları cehennem ateşine atacaktır. Böylece cehennemde kötü olandan başkası bulunmayacaktır.

Mertebelerine Göre İnsanların Ahiretteki Sınıfları

İnsanlar âhirette içinde hiçbir kötülük bulunmayan tertemiz, içinde hiçbir iyilik olmayan kötü ve hem iyi tarafı hem de kötü tarafı bulunanlar şeklinde üç tabakaya ayrılınca; onların yurtları üç tane oldu: Salt iyilik yurdu ve katıksız kötülük yurdu... İşte bu iki yurt hiç bir zaman yok olmazlar. Bir de içinde hem kötülük hem de iyilik olanların yurdu. İşte yok olmaya maruz kalacak olan yurt budur. Bu âsilerin yurdudur. Çünkü Allah’ı birlediği halde âsi olanlardan hiç kimse cehennemde sürekli olarak kalmayacaktır. Bunlar görmeleri gereken ceza kadar azaba tâbi tutulduktan sonra ateşten çıkarılıp, cennete sokulurlar ve böylece salt iyilik yurdu ile katıksız kötülük yurdundan başka bir yurt da kalmayacaktır.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3022 Gösterim
Son İleti 05.09.2019, 03:49
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
3193 Gösterim
Son İleti 29.12.2017, 00:57
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
1847 Gösterim
Son İleti 12.08.2019, 00:40
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
6 Yanıt
1586 Gösterim
Son İleti 02.11.2018, 08:16
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1211 Gösterim
Son İleti 20.10.2018, 01:49
Gönderen: Tevhid Ehli