Darultawhid

Gönderen Konu: KİTÂLÎ (SAVAŞÇIL) VE SULHÎ (BARIŞÇIL) TELEFÎ AKIMLARIN İRCÂ AKÎDESİ KARDEŞLİĞİ  (Okunma sayısı 100 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1148
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0

بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله رب العالمين، له الحمد الحسن والثناء الجميل، وأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له، يقول الحق وهو يهدي السبيل، وأشهد أن سيدنا ونبينا محمد صلى الله عليه وعلى آله وأصحابه والتابعين لهم بإحسان إلى يوم الدين، أما بعد:

Kitali (Savaşçıl) ve Sulhi (Barışçıl) Telefi Akımların İrca Akidesinde ki Kardeşliği[1]

'Cihadi', 'Kıtali' benzeri isimlerle anılan, 'Kurtuluş Savaşçıları'ndan müteşekkil günümüz 'Mürcie'sinin, saray ulemasından müteşekkil tatlı su (gulat) Mürciesi olan 'Suud Telefileri' arasında birkaç siyasi farklı düşünce dışında akide olarak pek fazla fark yoktur.

En temel farklılıklar arasında 'Kıtali/Cihadi Kurtuluş Savaşçıları'nın günümüz dünyasının sözde İslami devletlerinin yöneticilerini tekfir etmeleri 'Suud Telefileri'nin ise bu tağutların müslüman olduğunu ileri sürmeleri ve bu tağutların en büyük yardımcıları olmaları en mühim özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. 'Kıtali/Cihadi Kurtuluş Savaşçıları'nın sabit bir akidesi yokken, bu potada yer alan hemen hemen bütün bireylerin ve cemaatlerin hepsinin farklı bir akidesi varken yahut bugünkü akidesi dün değişmiş ve yarın tekrar değişecekken, bugün birinin Küfür dediğine bir başkasının İman adı vermekteyken, birinin Tekfir ettiğini diğeri müslüman kabul edip rahmet okurken; 'Suud Telefileri'nin akidesi ise bu bağlamda sabittir. Mürcie üzerinde sebat etmiş, tağutların en önemli yardım kaynağı olmuşlardır. Tağutların bekasını devam ettirecek fetvalar verip, halkı tağutlara karşı ayaklanmaktan men etmişlerdir ve bu ekol bugün halihazırda bu şekilde devam etmektedir.     

Buraya aktaracağım görüşler, bugünün Mürcie'si olan 'Kurtuluş Savaşçıları'nın ilim ehli geçinen bazı önderlerinin günümüzün aşırı Mürciesi olan Suud uleması ve el-Elbani gibi bu ekolde yer bulan sözde alimleri hakkındaki görüşleri ve sözlerinden ibarettir. Bu alıntılar, 'Kurtuluş Savaşçıları'na ait olan İngilizce bir forumda, 'Kurtuluş Savaşçıları' sempatizanı birinin, Kurtuluş Savaşçıları tarafından Suud Ulemasına karşı çok fazla sevgi gösterdiği söylenerek uyarılması neticesinde derleyip ortaya koyduğu bilgilerdir. Burada yer alan ve hatta yer almayan bu tarz söz ve görüşler Abdullah Azzam, Ömer Abdu'r-Rahman'ın Türkçe'de yayınlanmış kitaplarında, Makdisi'nin internet sayfasında bulunabilir.

Ebu Katade olarak bilinen şahısın 'Havl Mürcietu'l-Asr' ismini verdiği eserinde ve yine 'Beyne'l-Menheceyn' isimli makale serisinde el-Elbani'yi Mürcie hatta aşırı Mürcie olmakla itham etmektedir.

Makdisi ise, 'Tebsir el-Ukala bi Telbisat Ehl et-Tecehhum ve'l-İrca' isimli eserini aşırı Mürcie eğilimi gösteren el-Elbani ve Halebi gibi kimselere reddiye babından kaleme almıştır.

Ebu Basir et-Tartusi'nin, 'Mezahib en-Nas fi eş-Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbani' ismiyle kaleme aldığı bir makalesi vardır. Ebu Basir, bu makalesinde farklı bir çıkış yaparak, el-Elbani'nin imanla alakalı konulardaki yanlışlarının Mürcie'den ziyade Cehmiyye'nin özelliklerini taşıdığını dolayısıyla onu Mürcie olarak değil de Cehmiyye olarak değerlendirmenin daha doğru olacağı üzerinde durmaktadır. Bu Makalesinde, bu hususu daha geniş biçimde 'el-İntisar li Ehli't-Tevhid - Mulahazat ve Rudud ala Sarit el-Kufr Kufran' isimli eserinde ele aldığını söylemektedir. Ebu Basir et-Tartusi daha yakın zamanda Ebu Zerka ile görüşmesinde, bütün bu Suud Telefilerini, tekfir etmediğini bazı eleştirileri olsa da bu eleştirilerin fıkhi ihtilaflar olduğunu, kişisel görüşlerle alakalı olduğunu dile getirmiş bu Belamlara rahmet okumuştur.

Eyman ez-Zevahiri de 'Bin Baz beyne el-Hakikat ve'l-Vehm' Bin Baz'ı eleştirmiştir.
 
Bu tesbitlerin ardından simdi de Mürcie Kardeşliği olarak tanımlayabileceğimiz bu durumun ifadelerine geçelim:

Suud kökenli 'Kurtuluş Savaşçısı ulemasının sözleriyle başlayalım ki; 'Kurtuluş Savaşçısı ulemanın Bin Baz, Useymin gibilerinin akidesini bilmiyordu bu sebeple böyle hükmetmişlerdir gibi "komik" savunmalara yer bırakmayalım.


Alıntı
Yusuf el-Uyeyri; Useymin hakkında şöyle demiştir: "Kıymetli şeyhimiz, Allah onu korusun!.."

Ali el-Hudeyri; Bin Baz'ın ölümünün ardından şöyle demiştir: "Allah ona rahmet etsin!.."

Nasır el-Fehd; Bin Baz hakkında onu savunmaya yönelik kitabına bir bölüm eklemiştir

Ebu Katade; el-Elbani hakkında şöyle demiştir: "Şeyh bizimle zıtlaşmıştır ama bizler onu tekfir etmiyoruz. Haricilerden olmaktan Allah'a sığınırız!.."

Ebu Ömer es-Seyf; Bin Baz hakkında şöyle demiştir: "Ehli Sünnetin imamı!.."

Abdullah Azzam, Cihad Dersleri kitabında el-Elbani hakkında şöyle demiştir: "Kıymetli şeyhimizi Allah'tan korumasını ve bizleri de onun ilminden faydalandırmasını diliyorum...Yeryüzünde, şeyhimiz el-Elbani'den daha bilgili bir hadisçinin ve akide aliminin olduğunu bilmiyorum...Gerçekte biz onunla bazı görüşleri konusunda farklı düşünmüşüzdür ama bunlar fıkhi hususlardır, ama o kesinlikle tağutla dost olup işbirliği yapmamış, dinini satmamış ve de Allah'ın ayetlerini küçük bir meblağ karşılığında satmamıştır!.."

Ömer Abdu'r-Rahman'a bir talebesi Bin Baz hakkında ne dersin diye sorunca şöyle der: "Yaptıklarından (verdiği bazı fetvalarındaki batıllardan dolayı) hoşlanmıyorum ancak alim olduğu için onu seviyorum!.." Ömer Abdu'r-Rahman İsveç'teyken, Ceziretü'l-Arab'a Amerikan askerlerinin girmesine cevaz veren Bin Baz ve benzerleri hakkında ne düşündüğü sorulunca şöyle der: "(Onlar) hata etmiş kardeşlerimizidir!..."
 
ve son olarak Makdisi sitesinde yayınladığı bir fetvasında " Gulât Tekfîrcilerin (tekfîrde aşırı gidenlerin) çoğunluğu insanları bu hususta imtihân ederlerdi. Bu sebeple her kim İbn Bâz’ı tekfîr ederse, onu bırakırlar ve her kim onu tekfîr etmezse, onu da onu tekfîr etmeyeni de tekfîr ederlerdi. Ve durum böyleydi…"

Makdisi kendisine el-Elbani'yi tekfir edip etmediği yönünde sorulan bir soruya da şu şekilde cevap vermiştir: " Benden hiçbir zaman onu tekfîr ettiğime dair, ne bir kelime ne de bir yazı sâdır olmamıştır."

Makdisi yine Bin Baz ve el-Elbani hakkında şöyle demiştir: " Şeyhlerin Tâğûtu tekfîr etmeyişlerine gelince: Zâhir olan, bunun onlardan sâdır etmiş birer hatalı ictihâd olduğudur. Bizler kesinlikle onları tekfîr etmeyi helâl kılmıyoruz; bize bundan başka asılsız şeyleri atfedenler de bize iftirâ atmışlardır."

Kurtuluş Savaçıları'nın İngilizce forumundan yaptığımız alıntılar burada son buluyor. Şimdi forumumuzda daha önce yayınlanmış benzer bir alıntıya yer veriyoruz:

Abdullah Azzam; Bin Baz ve Useymin hakkında şöyle der: "Eseri tamamladıktan sonra üstün şahsiyet ve saygıdeğer büyüğümüz Prof. Abdu'l-Aziz bin Baz'a sundum, huzurunda okudum.  ...  En sonunda özet eseri ... Said Havva gibi kıymetli alimlere sundum. ... Ayrıca eseri Prof. Muhammed bin Salih bin Useymin'in huzurunda da okudum." (Emperyalist işgallere karşı topraklarımızı savunmak her müslümanın en önemli görevidir, 10)

Daha önce forumumuzda da yayınlanan, Eymen Zevahiri'nin Bin Baz hakkındaki eleştiri niteliğindeki yazıyı hatırlayanlar olacaktır. Sanmasınlar ki, Zevahiri ve benzerleri Suud Uleması olarak bilinen asiri Murcieyi  ve tağutların yandaş ve yardakçısı Belamları tekfir ediyor. Yine cihadilerin Ingilizce forumuda yer alan Zevahiri'den nakledilen bu yazıya verilen bir cevapta kendisine Makdisi'nin çok yakını olan kimselerin konuyla alakalı yaptıkları açıklamaları şu şekilde özetliyor bir sempatizan:


Alıntı
"(Kurtuluş Savaşçıları ulemasından) Bin Baz ve benzerlerine karşı çok sert bir tutum takınan kimseler şunlardır:

1- Şeyh Ebu Muhammed el-Makdisi,

2- Şeyh Eymen el-Zevahiri ve

3- Şeyh Ebu Musab Suri,

Bu kimseler Bin Baz ve benzerlerini andıklarında onlara rahmet okumazlar ve Ehli Sünnet'in takındığı en sert tutumu takınırlar.

diğer taraftan Bin Baz ve benzerlerinin verdikleri fetvalara ve söylemlerine karşı olanlar bulunmaktadır ki, bu kimseler Bin Baz ve benzerlerini andıklarında onlara rahmet okurlar ve Allah'tan bağışlanmalarını dilerler.

1- Şeyh Nasir el-Fehd,

2- Şeyh Süleyman el-Ulvan,

3- Şeyh Ali el-Hudayr,

4- İmam Hamud ibn Ukla,

5- Şeyh Ebu Basir,

6- İmam Yusuf el-Uyeyri,

7- Şeyh Ebu Katade,

8- Şeyh Ebu Ömer es-Sayf,

9- Şeyh Hüseyin ibni Mahmud,

10- ve İmam Ömer Abdu'r-Rahman

ve şu iyice bilinmelidir ki; yukarıda zikrettiğimiz tevhid ve cihad alimlerinden hiç birisi Bin Baz ve benzerlerini tekfir etmemiş onları mürtedlikle itham etmemiştir. Aksine; mesela Bin Baz ve benzerlerine karşı en sert tavrı alan Makdisi, kendisine yöneltilen tekfir edip etmediğine yönelik bir soruya çok net cevap vermiş ve kesinlikle tekfir etmediğini, tekfir ettiğini söyleyenlerin kendisine iftira atmış olduğunu söylemiştir."

Makdisi'nin, Bin Baz, el-Elbani ve benzerleriyle alakalı -onları tekfir etmediği, onlardan çok şey öğrendiği, vb. hususları açıkladığı- fetvasının Arapça metni ve tercümesi şöyledir:

Alıntı
كما جرى معي في باكستان فقد كانت موجة تكفير ابن باز واضرابه من علماء الحكومات على أشدها .. وكانت مجموعة من غلاة المكفرة يمتحنون الناس بهذه المسألة فمن كفر ابن باز تركوه ومن لم يكفره كفروه وكفروا من لم يكفره وهكذا ..

فلم يصدر مني يوماً من الأيام تكفيره لا قولاً ولا كتابة

بالنسبة لعدم تكفير المشايخ المذكورين للطواغيت ، فالظاهر أنه اجتهاد خاطئ منهم

فلا نستحل تكفيرهم لمجرد خطئهم هذا، ومن قوّلنا غير ذلك فقد افترى علينا

"فاعلم بارك الله فيك أنا لم نؤمر أن نشق عن قلوب الناس ولا أن ننبش عن نواياهم ولم نشتغل يوما قط في قصد ابن باز أوغيره من المشايخ ودوافعهم القلبية في اجتهاداتهم التي خالفناهم وخطأناهم فيها .. وإنما يهمنا من ذلك كله التنبيه على الخطأ الظاهر والضلال البين والانحراف الواضح الذي قد يغتر به الشباب "

فليس الخلاف في ذلك ونحن لم نطعن قط في نوايا هؤلاء المشايخ ولا تعرضنا لمفاصدهم القلبية أو لخفايا نفوسهم أو زعمنا فساد إراداتهم أودوافعهم القلبية ؛ بل على العكس فنحن نصرح دوما بأن المتتبع لحال هؤلاء المشايخ يعرف زهدهم في الدنيا وعدم حرصهم عليها مع كونها كانت مبذولة لهم ميسرة بين أيديهم ؛ وأنا أعرف هذا وأتكلم فيه عن معرفة بأحوالهم ؛ فأنا لم أكن بعيدا عنهم في أول التوجه والطلب فقد حضرت كثيرا من مجالسهم ودروسهم شأني في ذلك كشأن أكثر من نشأ في هذا العصر نشأة سلفية فمكثت مدة في عنيزة وحضرت كثيرا من دروس الشيخ ابن عثيمين واطلعت عن قرب على أحواله وزهده وإنفاقه وكذا الشيخ ابن باز فقد حضرت كثيرا من مجالسه في بيته وفي غير بيته ولم تمنعنا مخالفتهم في فتاواهم المتعلقة في طواغيت الحكام وما إلى ذلك من الشهادة لهؤلاء المشايخ بالزهد في الدنيا بل والعلم في أكثر أبواب الدين وكذا الانفاق ومساعدة الناس والحرص على الخير للمسلمين فليس هذا موضع خلاف عندنا كما أننا لم نتكلم قط على النوايا ولا تعرضنا لما في الصدور؛ فهذا نكله لمن يعلم السر وأخفى سبحانه وتعالى وإنما كلامنا دوما منحصر فيما يظهر لنا من أعمال أو فتاوى وأقوال ؛ وهكذا أمرنا في أحكام الدنيا

“Pakistan’da başıma geldiği gibi, İbn Bâz’ı ve Hükûmetin Ulemâsını (Suud Sarayının Şeyhlerini) tekfîr etme husûsunda çok şiddetli bir hareket vardı.

Gulât Tekfîrcilerin (tekfîrde aşırı gidenlerin) çoğunluğu insanları bu hususta imtihân ederlerdi. Bu sebeple her kim İbn Bâz’ı tekfîr ederse, onu bırakırlar ve her kim onu tekfîr etmezse, onu da onu tekfîr etmeyeni de tekfîr ederlerdi. Ve durum böyleydi…

Benden hiçbir zaman onu tekfîr ettiğime dair, ne bir kelime ne de bir yazı sâdır olmamıştır.

Şeyhlerin Tâğûtu tekfîr etmeyişlerine gelince: Zâhir olan, bunun onlardan sâdır etmiş birer hatalı ictihâd olduğudur. Bizler kesinlikle onları tekfîr etmeyi helâl kılmıyoruz; bize bundan başka asılsız şeyleri atfedenler de bize iftirâ atmışlardır.

Bu sebeple, bil ki -Allâh sana bereket versin- bizler insanların kalplerini yarmayı ve onların niyetlerini araştırmayı emretmiyoruz! Bir gün dahi İbn Bâz veya ondan başka şeyhlerin kasıtları ile ve bizlere muhâlefet ettikleri ve hata yaptıklarını söylediğimiz ictihâdlarının kalbî motivasyonları ile iştigâl etmiyoruz! Bizim bütün bunlardan önemsediğimiz tek şey; gençleri aldatabilecek olan zâhir hataya, açık sapıklığa ve belirgin tahrîfe karşı uyarmaktır.

Anlaşmazlık bu husûsta (şeyhlerin hatalarını sırf onlar iyi niyet taşıyor diye sessiz kalmada) değildir. Bizler bu şeyhlerin niyetlerini hiçbir zaman tan etmiş değilizdir, kalbî maksatlarına, nefislerinde gizlediklerine müdâhele etmiş değiliz, onların irâdelerinin ve kalbî motivasyonlarının da fâsid olduğunu iddia etmeyiz. Tam aksine; bizler bu şeyhlerin hâllerini inceleyenlerin -onlar için dünyâ önlerine serilmiş olsa da ve ulaşmaları kolay olsa da- onların dünyadaki zühdlerini ve ona karşı hırslarının/düşkünlüklerinin olmadığını bileceğini açıkça söyleriz. Ben (Ebû Muhammed el-Makdisî) bunu bilmekteyim ve onların hallerini bildiğim için bu konu hakkında konuşurum. Ben onlardan -(ilme) meylettiğim ve taleb ettiğim dönemin başında- uzak değildim ki onların meclislerinin ve derslerinin birçoğuna katıldım. Bu konuda benim durumum, bu asırda Selefî bir yetişme ile yetişenlerin durumu gibidir. Bir zamanlar Uneyze’de kaldım ve Şeyh İbn Useymîn’in birçok dersine katıldım ve hâli, zühdü ve infâkının farkında oldum. İbn Bâz’da aynı şekildedir; ben onun evinde ve evi dışında bulunan meclislerinin birçoğuna katıldım. Yönetici Tâğûtlar hakkındaki vb. fetvâlarındaki bize olan muhâlefetleri bizim bu şeyhlere dünyâ’da zühd ile dînin birçok konusunda ilim ile infâkda bulunmalarında, insanlara yardımda bulunduklarına ve Müslümanların hayrı için hırslı olmalarına şâhitlik etmemizi menetmedi. Bu bizim ihtilâf konumuz değildir. Tıpkı (şeyhlerin) niyetleri hakkında konuşmadığımız ve onların sadırlarında bulunanlara kesinlikle müdâhele etmediğimiz gibi. Bunların hepsini, sırları ve gizli olanları Bilen, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya bırakırız. Sözlerimiz dâima sadece onlardan zuhûr eden ameller, fetvâlar ve sözler hakkındadır ve yine işimiz dünyâ ahkâmı ile ilgilidir.”

Son söz olarak; deriz ki, kimseyi tekfir etmeyerek -sanki kafirlerin sadece öbür dünyada olduğunu iddia eden- (bu sözümüzle kafirin bu dünyada ne işi var kendini İslam'a nispet eden herkes müslümandır, Kur'anda kafirlikle itham edilen Ebu Cehil, Firavun gibi kimseler olmuştur, bir kimseye kafir demek tehlikeli ve sakıncalı bir iştir bu sebeple tekfir etmeyelim, tebliğ etmeden tekfir edilmez, cehalet tekfirde bir manidir, tekfir kadıların işidir, bir kafire Müslüman demenin nehyine dair herhangi bir nas mevcut değildir. Bundan dolayı bir kimsenin Müslüman ya da kafir olduğu hususu ihtilaflı ise o kimse hakkında Müslüman hükmünü vermek daha iyidir vb., sözler söyleyenlerin tutumuna işaret ediyoruz) kafir ve muşrikleri tekfir edenleri, harici, tekfirci gibi isimlerle anan, onlar hakkında ölüm fetvaları araştıran kimselerin oluşturduğu bu 'Mürcie Kardeşliği'ni gözler önüne serdik.

Saddam Hüseyin'i tekfir etmeyen-edemeyen zihniyetin Bin Baz'i tekfir ettiğini söylemek tuhaf, tuhaf olduğu kadar komiktir. Şunu da açıkca söylemeliyim ki, Turkiye coğrafyasındaki 'Kurtuluş Savaşçı'sı yapılanma dünyanın her yanındaki benzer yapılanmalara göre tevhide çok daha yakındır. Bunda bizlerin etkisinin olduğunu düşünüyorum. Bizler küfürlerini ve batıl akidelerini deşifre ettikçe Turkiye coğrafyasındaki 'Kurtuluş Savaşçı'larının da nasiblendiğini ve tutumlarında -diğer bölgelerdeki benzeri yapılanmalara kıyasla- netleşmeler olduğunu gözlemliyorum.

Ey Kurtuluş Savaşçı'sı Mürcie akımının sempatizanları, artık bu kokuşmuş ve her yanı dökülen Mürcie önderlerini ve batıl yollarını bırakın ve Allah'ın dinine girin!..



آخره والحمد لله رب العالمين، وصلى الله على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه وسلم تسليما كثيرا إلى يوم الدين.
 1. Daha önce 26/11/2007 târihinde yayınlamış olan bu yazıyı tekrar yayınlıyoruz. O târihten sonra gerek sözde "Cihadi" yapılanmalarda gerekse sözde "Alimleri"nde çokca değişmeler olmuşsa da bu yazıdaki sözkonusu olan "Mürcie Kardeşliği" mevzusu hala aynı istikamette devam etmektedir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
6 Yanıt
5254 Gösterim
Son İleti 07.07.2019, 15:40
Gönderen: Uhey