Darultawhid

Gönderen Konu: ABDULKADİR POLAT YALANA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!  (Okunma sayısı 2139 defa)

0 Üye ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillah. Geçtiğimiz yıllarda Takva Haber adlı İŞİD yanlısı haber sitesini yöneten Abdulkadir Polat isimli şahıs, şu sıralar ise İŞİD’in küfürlerini anlatan bir video çalışması yayınlamaya başladı. Türkçede bu durumu ifade etmek için “Günaydın, uyan da balığa gidelim” gibi birçok ifade kullanılsa da biz daha hikmetli gördüğümüz “Ba’de harab’il Basra (Basra harab olduktan sonra…) tabirini kullanmak istiyoruz! Bu tabir Arapça’da iş işten geçtikten sonra birtakım şeyleri konuşmanın ve yapmanın fazla bir anlam ifade etmeyeceğini belirtmek için kullanılmaktadır ve bilhassa Basra vurgusu konumuza da uygun düşmektedir. Bu şahıs İŞİD’in popüler olduğu dönemlerde bu popülariteden kendisi adına istifade etmek için çoğu yalan yanlış bilgilerle dolu haberleri sitesine taşıyarak sözkonusu Takva Haber sitesini İŞİD’in Türkiye’deki hatta dünya çapındaki en popüler propaganda aygıtlarından birisi haline getirmiş ve binlerce kişinin Irak Şam bölgesine gitmesinde pay sahibi olmuştur. Bu kişi, madem şu an İŞİD’in küfrünü tesbit ettiyse (!) kendisine düşen, öncelikle geçmişteki söylemlerinden ve bu kâfir örgüte verdiği destekten dolayı alenen tevbesini ilan etmektir. İŞİD akide değiştirdi gibi yalanlar, meseleyi kamufle etmeye yetmemektedir. Binlerce kişi bu tağut örgütün yolunda dünyalarını da ahiretlerini de kaybettikten, öldükten, sakat kaldıktan, esir düştükten sonra; Basra, Bağdat, Musul, Rakka ve daha nice beldeler harap olduktan, ateistlerin, Rafizilerin, Haçlıların eline geçtikten sonra çıkıp da bakın var ya bu İŞİD aslında kâfirmiş, uluslararası devletlerin piyonuymuş demenin çok fazla bir anlamı yok ey Abdulkadir Polat!  Bu örgütün popüler olduğu yıllarda bizim yazdıklarımız ortada, biz ta o zamanlar bu fırkanın açık küfürlerini hatta küresel bağlantılarını yazmışız, bilmiyorduk görmüyorduk diye üç maymunu oynamanın bir âlemi yok, verdiğin 2017 tarihinden yıllar önce bizi takip edenler bu fırkanın küfrüne ve kâfirlerin kurduğu bir tuzak olduğuna vakıf olmuştur. İŞİD’in içindeki darbeci bir grubun tevhide yakın birtakım sözlerle kaleme aldıkları beyannameler bizi ilgilendirmez ki zaten orda da bir netlik yok, daha düne kadar el Kaide’ye bağlı oldukları halde geçmişlerinden tevbe etmek yok, ortadan birtakım sözler var. Ortada akide değişikliği falan yok yani, zaten sözkonusu darbeciler de kısa sürede tasfiye edilip infaz edilmiş, yazdıkları o muğlak ifadelere bile tahammül edilemeyip beyanları iptal edilmiş. Şimdi sen, bu fırkanın küfrünü isbat etmek için bazı bilgi, belge ve dökümanları güzel derlemişsin, bazen de hakla batılı karıştırmışsın; açık küfürler hakkında duraksayan kişileri tekfir etmeyen, hatta kendileri oy kullananların tekfirinde tafsilat yapan bu sapık fırkayı deşifre ederken araya kapalı meselelerde bidatçilerin tekfiri konusunda tafsilata gitmeleri gibi hak olan şeyleri de katıp karıştırmışsın, hâlbuki bu ikincisi selefin üzerinde bulunduğu görüştür, Allaha sövenin tekfiriyle Kuran mahlûktur diyenin tekfiri aynı mesele değildir ama sanırım cehaletten, biraz da videoyu hazırlarken ihlastan uzak hareket etmenden dolayı olsa gerek düne kadar İslam devleti deyip propagandasını yaptığın bu örgütü karalayabilmek için tabiri caizse eline ne geçtiyse doldurmuşsun. Sen şimdi bu yaptığın ameli tamama erdirmek istiyorsan önce kendin tevhidi öğrenip nasuh tevbe edeceksin, imanla küfrü ayırd edeceksin, hakla batılı sapla samanı birbirine karıştırmayacaksın, ondan sonra da geçmişte yaptığın şeylerden, aslında ne olduğunu bildiğin halde İŞİD’in propagandasını yapmaktan samimi olarak tevbe edeceksin, o zamanlar yanlış yaptığını itiraf edeceksin ki yaptıklarının bir anlamı olsun. Yoksa dinli dinsiz herkesin İŞİD’e saldırdığı ve zaten malum grubun da yok olma safhasına geldiği şu dönemde çıkıp bu fırkanın küfrünü yaymanın çok fazla getirisi yoktur, bunlarla ancak kendini temize çıkarmaya çalışırsın ama böyle bir şeye ne Müslümanlar inanır ne de kâfirler inanır! Zaten inanmadığı içindir ki Ebu Hanzala gibileri, yıllarca İŞİD’e destek verdikten sonra çarkedip biz aslında İŞİD’le aynı akidede değildik deyince tevhid ehlini ikna edemediği gibi tağutları da ikna edemediler ve şu an bedellerini ödüyorlar. Öyle basit değil bu işler, bizler rüzgâr el-Kaide’den İŞİD’den yana eserken esen rüzgârın tersine durarak muhalefet ettik ve bu uğurda gerekli bedelleri ödedik. Birileri o rüzgâr eserken rüzgârın peşinden gidip sonradan çark ettilerse onlar da dünyada ve ahirette bunun karşılığını görürler, öyle göstermelik iki tane video çekmekle bu işler olmaz, nasuh tevbe gerekir! Unutma senin gibilerin gaz verdiği binlerce kişi ölüp cehenneme gitti ve bunlar geri gelmeyecek, çocuk oyuncağı değil bu işler! Şimdi sen de önce ne olduğuna karar vereceksin, sonra piyasaya çıkacaksın! Kürtçü müsün, İslamcı mısın, solcu musun, hepsinden karma hibrit bir varlık mısın, İŞİD’le alakalı yazıp çizdiklerinden tevbe ettin mi etmedin mi ortaya koyacaksın önce! Bir yandan Roboski’de ölen –senin tabirinle- “proleteryaya” ağıt yakıp bir yandan İslami ümmetçi söylemlerde bulunmakla bir yere varılmaz. Şehitler kervanını söyleyen türkücü Seyfullah deist olmuş, adamın en azından ne olduğu belli, senin ne olduğun belli mi? Selam hidayete tabi olanlara…

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: ABDULKADİR POLAT YALANA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!
« Yanıtla #1 : 22.01.2020, 02:31 »
Bismillahirrahmanirrahim. Abdulkadir Polat İŞİD hakkında yayınladığı videoda kendisini rezil ettiği yetmiyormuş gibi şimdi de Taliban konusuna el atmış. Kifayetsiz muhteris anlaşılan rezil olmaktan garip bir zevk alıyor. Orada da Taliban falanca kimseyi övmüş, o da İbni Arabiyi övmüş gibi düz mantık yürütmelerle Talibanın Vahdeti Vücudçu olduğunu güya isbatlamış oldu, halbuki bunlara gerek olmadan Talibanın akidesi başta yeryüzündeki İslama intisap eden tağutlardan ve müşrik toplumlardan hiç birini tekfir etmedikleri hususu olmak üzere zaten belli olan bir şeydir. Öyle görünüyor ki videonun temel konusu olarak Vahdeti vücudu belirlemiş fakat Taliban'ın bu akidede olduğuna dair net bir delil getirmemiş ve getirmeyecek gibi de duruyor. Halbuki kafir dahi olsalar bir kavme sahip olmadıkları bir fikri izafe etmek doğru değildir. Taliban'ın bağlı olduğu Diyobend ekolü belki vahdeti vücuda karşı net tavır sahibi olmayabilir ancak doğrudan bunu savunmaları uzak bir ihtimaldir, günümüzde vahdeti vücudu doğrudan savunan pek kimse yoktur, bunların yakın olduğu Nakşibendi ekolü daha ziyade bunun yumuşatılmış bir şekli olan vahdet-i şuhudu savunur. Polat, bizim siteden alınma İbni Arabiyi tekfir eden alimler listesini kaynak belirtmeden alıntılıyor (Umarız bir dahaki sefere kaynağını verir! Kendisine yardımcı olmak için ilgili yazının adresini veriyoruz, direk buradan kopyalayabilir! http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1615.0) "Kainat gerçektir hakikat değildir" ve "Taliban İslamı Ortodokslaştırmaya çalışıyor" gibi ne manaya geldiğini kendisinin de bildiğini sanmadığımız bazı vecizeler (!) dışında videoda pek orjinal bir şey göze çarpmıyor.

İŞİD hakkındaki videosuna gelince, yukarda zikrettiğimiz bir çok usuli hatanın yanı sıra ezberden okuduğu ayetlerin neredeyse tamamını yanlış okuyor. Tabi ki bunları ancak işin ehli olan anlar, cahiller ise sadece anlamadıkları Arapça bazı kelamlar duyunca mest olurlar ki o da zaten cahillerden oluşan tribünlere oynuyor! Madem kıraate ehil değilsin neden ehil olmadığını bildiğin halde ayet okumaya kalkıp Allah'ın kelamından olmayan şeyleri ayet diye lanse edersin! Arapçadan doğru dürüst anlamadığı halde kafasına göre ayetlere mana vermeye kalkıyor ve çoğu saplantılı tekfircinin yaptığı gibi Mümtehine: 4 ayetinde geçen "Keferna bikum/Sizi reddettik" ifadesini "Sizi tekfir ettik" diye çevirip bir de üstüne dakikalarca ayete niye böyle mana verilmesi gerektiğini izah etmeye çalışıyor! Sanki ayetin manası reddettik olunca tekfiri ihtiva etmeyecekmiş gibi lüzumsuz yere sözü uzatıyor. İbrahim as ve ashabı "Sizi inkar ettik veya red ettik" deyince siz müslümansınız ama yine de inkar ettik mi diyorlar? En düşük seviyede Arapça bilen birisi,  keferna ifadesinin tekfir manasına gelmeyeceğini bilir. Ayette Tekfir kasdedilseydi kefferna yani tekfir ettik denilirdi. Gerçi Ebu Hanzala gibi alim geçinenleri bile Tevhid Mealinde ilgili ayete "Sizi tekfir ettik" diye mana verirken Polat gibi cahillerin böyle demesine şaşılmaz. Eskiden piyasada tevhid adına Ebu Hanzala, Ebu Ubeyde, Murat Gezenler gibi yarım hocalar vardı, biz onlardan bile şikayet ederken bunlar piyasadan bir şekilde çekildi, çekilmek zorunda kaldı ve meydan Abdulkadir Polat, Ebu Haris ve emsali gibi ilmin hiç bir kapısından girmemiş süzme cahillere kaldı. Bu da ahirzamanın alamet ve imtihanlarından birisidir. Abdulkadir Polata tavsiyemiz daha fazla rezil olmak istemiyorsa mevcut videolarını kaldırsın ve bundan sonra da boyundan büyük işlere kalkışmasın. Eğer bundan gocunmuyorsa hadiste söylendiği gibi utanmıyorsa dilediğini yapsın. Vallahu'l Mustean...

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: ABDULKADİR POLAT YALANA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!
« Yanıtla #2 : 04.02.2020, 04:16 »
Bismillahirrahmanirrahim. Yukarda Abdulkadir Polat isimli kifayetsiz muhteris hakkında son olarak şu ifadeleri kullanmıştık:

“Abdulkadir Polata tavsiyemiz daha fazla rezil olmak istemiyorsa mevcut videolarını kaldırsın ve bundan sonra da boyundan büyük işlere kalkışmasın. Eğer bundan gocunmuyorsa hadiste söylendiği gibi utanmıyorsa dilediğini yapsın.”

Tabi kifayetsiz muhteris, muhterisliğinden kaynaklı olarak bunlara kulak asmadı ve cahilce yapımlara devam etti ve nihayet kendisi gibi her çapsızın akibeti olan rezil olma aşamasına gelmiş bulunuyor. Hikmetinden sual olunmayan Rabb Teala, onun gibilere dünyada vadettiği rezilliği acaba bir avukatın eliyle mi verecek? Allah en doğrusunu bilendir. Onur Güler isimli tanımadığımız genç bir avukat –Allah kendisine hidayet etsin- Abdulkadir Polat hakkında bir video serisi yayınlamış ve bu şahsın itikadi, ameli ve ahlaki çelişkilerini deşifre etmiş. Bu avukat, anlattığı kadarıyla Abdulkadir Polatın yargılandığı İŞİD’le alakalı davalarda görev almış, hatta bir şekilde kendisiyle de diyaloğu olmuş ve şahsın mahkemedeki dosyalarına muttali olmuş birisidir. Bu bilgilerini, gördüğümüz kadarıyla bizim bu kişi hakkında yukarda yayınladığımız birtakım bilgi ve tesbitlerle de harmanlayarak Abdulkadir Polat’ı deşifre etmiş. Bu kişinin mahkemedeki savunmasında Tayyip Erdoğan’ı ulul emr olarak görüyorum, oy kullanıyorum, cami imamlarının arkasında namaz kılıyorum, onları Müslüman görüyorum tarzında İslam’a göre de, şu anki iddia ettiği akidesine göre de küfür olan sözler sarfettiğini ve de bu takiyyeyi güya ikrah bahanesinin arkasına sığınarak meşrulaştırmaya çalıştığını gerek mahkeme dosyalarından gerekse yapımın son bölümlerinde “gizli tanık” ismi verdiği “Ebu Turab” isimli birisinin anlatımlarından hareketle ortaya koymuş. Söylediğine göre A. Polat İŞİD örgüt üyeliğinden yargılanırken etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış, mahkeme de ceza indirimine giderek 3 yıl ceza vermiş ve halen istinafta olan dosyadan şimdilik “yırtmış” gibi gözüküyor. Etkin pişmanlık denilen şey bir nevi itirafçılık oluyor. Anlaşılan Polat eskiden İslam devleti adını verdiği oluşumla alakalı tağut dediği devlete epey bir bilgi vermiş ki devlet onu etkin pişmanlık kategorisine koyabilmiş. Tabi bütün bunları meşrulaştırabilmesi için de İŞİD’i tekfir etmesi gerekiyor ki onu da ilgili videolarda bahsettiği bir kısmı hak bir kısmı batıl gerekçelerle yapmış, İŞİD’in küfürlerini sanki yeni duyuyormuş gibi bir anda keşfedivermiş, böylece kâfiri kâfire şikayet etme adı altında yaptığı itirafçılığı meşrulaştırmış gibi gözüküyor. Bütün bunları da mevcut tağuta muhakeme prosedürü içerisinde gerçekleştirdiğini sanırım anlatmaya gerek yok. Kâfir bir güruh hakkında olsa da tamamen tağutların işine yarayacak, onların hâkimiyetini güçlendirecek zelil bir pozisyonda yapılacak itirafçılığın İslam’da bir yeri olmadığını da yeri gelmişken belirtelim. Şu an sadece o değil, Ebu Ubeyde ve başkaları da aynı şeyi tersten yapıyorlar, İŞİD’le ve Türkiye ilişkileriyle alakalı bilgileri PKK’lı kâfirlerle ve müttefikleriyle paylaşıyorlar. Şu an bu tescilli yalancı ve münafık sürüsü, tam layıklarını bulmuş vaziyetteler, zaten izzetle yaşamak ve ölmek bu kimselere asla yakışmayacaktı. Avukat Onur Güler’in videosunda Polat’ın ahlaki konulardaki birtakım icraatlarına da değinmiş ki zaten yeterince kirlenen bu sayfaları daha fazla kirletmemek için bu konulara girmiyoruz.

Bizler burada tağuti mahkemelerde avukatlık yapan söz konusu gencin her ifadesini onaylayacak değiliz. Kendisi gördüğümüz kadarıyla tekfire ve selefi davete tamamen karşı olan birisidir. Bu ifadeyle neyi kasdettiğimiz de bellidir. Lakin yukarda da belirttiğimiz gibi Allah Subhanehu’nun kimin eliyle hangi zalimi def edeceğini biz bilemeyiz. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” diye bir tabir vardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde münafıklar, kendilerini ancak yatsı vaktine kadar gizleyebiliyorlar, yatsı namazına gelmedikleri zaman nifakları açığa çıkıyordu. Polat ve benzeri tescilli yalancıların da durumu böyledir. Polat gibi adamların çelişkilerini, samimiyetsizliklerini selef akidesiyle hiçbir alakası olmayan kimseler bile dışardan tesbit edebilmektedir. Biz şimdi buradan tekrar kendisine tevbe teklifinde bulunuyoruz, youtuberlik yapacağına köşesine çekilip nefis muhasebesiyle, tevbe istiğfarla, ilimle meşgul olsun, aksi takdirde buradan daha çok rezalet çıkar vesselam…

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: ABDULKADİR POLAT YALANA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!
« Yanıtla #3 : 04.02.2020, 16:52 »
Şimdi bu Abdulkadir Polat denen kişi, yakın zamanda son zamanların meşhur tartışma konusu olan “şefaat” mevzusuna el attı ve beklendiği üzere bu konuyu da eline yüzüne bulaştırdı. Şimdi bu şahıs şefaat videosunu şu tarz cafcaflı ibarelerle kanalında tanıtıyor:

“İnşallah yarın "mücahidin şefaati" konusunda yargı dağıtacağız.
Ebu Zeyd, Tevhid Gemisi, Ebu Eymen, Darul Tevhid (almuvahhid) gibi 19 kürsü sahibine 2 reddiye videosu geliyor.”


Şefaat konusunda “yargı dağıtmak” ne anlama geliyor, Türkçe bilgim kifayet etmediği için (!) geçiyorum. Ardından da şu açıklamayı yapıyor:

“Bilindiği üzere, İslam'da şefaat (cehennemden çıkarma) tümüyle Allah'ındır. Ancak (bir tek) Allah'ın diledikleri, (yine bir tek) Allah'ın dilediklerine şefaat edecektir. Ehli Sünnet âlimleri icma etmiştir ki ölüden de diriden de şefaat istemek şirktir. Yaşayandan (mesela mücahidden) şefaat isteyene müslüman diyen Ebu Eymen, Darul Tevhid (Almuvahhid) gibi 14 kâfir kürsü sahibine ve bu konuda aşırıya giden Ebu Zeyd ve Tevhid Gemisi gibi kürsü sahiplerine bu videomuzda reddiye verdik. Ebu Zeyd ve Tevhid Gemisi ayrıyeten Kadı İyad, İmam Karrafi, İmam Maverdi, İmam Suyuti, Fahreddin er Razi, İmam Nevevi, İbni Kudame el Hanbeli ve İbni Hacer gibi muteahhirin ulemaya "Eşari veya Maturidi" oldukları "iddiasıyla" kâfir dedikleri için artık nazarımızda haricidirler.”


Şefaati cehennemden çıkarmakla sınırlandırması zaten başlı başına bu şahsın cehaletini gösteriyor. Çünkü şefaat aracılık anlamına gelir ve İslami ıstılahta Allahu Teala’nın kendisine şefaat izni verdiği melek, peygamber, şehid, veli vb her varlığın şefaat edecekleri kimselerle alakalı dua vb her türlü aracılığına şefaat adı verilir. Mesela Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mahşer gününün sıkıntısını gidermek için yapacağı şefaat-i uzma (büyük şefaat) misalinde olduğu gibi. Şefaat-i uzma, günahkârların cehennemden çıkarılması için değil, mahşer sıkıntısının giderilmesi için yapılacaktır. Günahkârların cehennemden çıkarılması ise bundan sonraki aşamada olacaktır. Sırf bu misal bile şahsın cehaletini ve daha doğru dürüst tanımını yapamadığı bir konunun içine daldığını göstermektedir. Bu kişi aklı sıra Allah’tan başkasından şefaat istemenin şirk olduğunu isbat etmek ve bu doğrultuda avamın gözünü korkutmak için şefaat= cehennemden çıkarmak gibi bir algı operasyonu yapmıştır. Ardından “Ehli Sünnet âlimleri icma etmiştir ki ölüden de diriden de şefaat istemek şirktir.” Şeklinde bir palavra sıkmıştır ki bu palavrasını hiçbir nakille destekleyememiştir. Hadi diyelim ölülerden şefaat istemeyi nehyeden bazı nakilleri yanlış anladı, peki dirilerden şefaat istemek şirktir, mücahidden Allah sana izin verirse… kaydıyla olsa dahi şefaat istemek şirktir şeklindeki icmayı nereye dayandırıyor? Bu şahıs bizzat kendisi bu ikinci şık olan mücahidden şefaat isteme meselesinin 2013 tarihinde Arap âleminde ortaya çıkmış olan uydurma bir mesele olduğunu itiraf ediyor ki gerçekten öyledir, peki bu nasıl bir icma ki 2013 tarihine kadar herkese gizli kalmış? Hatta ölüden şefaat istemenin şirk olduğunu sadece Muhammed bin Abdulvehhab ve Necdi alimlerin söylediğini kasedin içinde bir yerde iddia ediyor! Yani bu kişiye göre dinin aslı olan bir mesele, 250 sene öncesine kadar bütün ümmete gizli kalmış oluyor! Sonra da dinin aslından olan bu açık mesele (!) birden hüccet ikamesi gerektiren hafi mesele oluyor ve bundan dolayı da Kadı İyad, İmam Karrafi, İmam Maverdi, İmam Suyuti, Fahreddin er Razi, İmam Nevevi, İbni Kudame el Hanbeli ve İbni Hacer gibi muteahhirin ulema Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kabrinden şefaat istemeyi bizzat teşvik ettikleri halde kâfir olmuyor. Bu âlimlerin kâfir olmadığı doğru da yalnız anlamadığımız nokta bu âlimler, ölülerden şefaat istemeye müstehab dedikleri halde kâfir olmazken hatta bunları tekfir edenler Harici olurken, biz bu fiili tasvip etmediğimiz, dahası bidat gördüğümüz halde nasıl kâfir oluyoruz? Biz ilgili yerleri tekrar tekrar dinledik, başka kardeşlere dinlettik ve işin içinden çıkamadık, eğer varsa bütün bu çelişkileri cem edebilen birisi gelsin bize anlatsın veya Polat izah etsin, gerçekten merak ettik doğrusu! Yoksa şu an bu şahsın birtakım fırıldakları için İŞİD’in kafir olması gerektiği gibi, bizim de mi her denklemde mutlaka kafir olmamız gerekiyor?! Bizim burada anladığımız tek bir şey var ki bu kişi, benzeri birçok kişi ve kurum gibi ilmin, şeriata tabi olan aklın, mantığın ve de en önemlisi hakikatin bittiği yerde başlıyor! Bu tür kaygıları olan hiç kimsenin bu şahsın ve benzerlerinin yapımlarını sinir krizleri geçirmeden izleyebileceğini sanmıyorum. Ama her duyduğunu hakikat zanneden cahil ayak takımına gelince, işte bunlar bu şahsın ve benzerlerinin asıl hedef kitlesini oluşturmaktadır ki zaten bunlara da ne versen yutarlar, sorun değildir…

Bu şahsın videodaki diğer zırvalarına tek tek cevap vermeyi zül addediyorum. “Zırva tevil götürmez” diye bir söz vardır. Sadece şunu belirtiyim ki bu kişi, bunlar vesilesiyle tevhidden ne kadar uzak olduğunu isbat etmekten öte bir şey yapmış değildir. Düşünün ki adam, sahabenin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sağlığında şefaat istediğine dair açık hadisleri aklınca tevil etmeye çalışırken bunların söz konusu sahabelere has uygulamalar olduğunu, üstelik hiçbir kaynağa dayanmadan iddia edebiliyor! Yani bu şahsa göre ölü de olsa diri de olsa Allah’tan başka birisinden şefaat istemek mutlak anlamda şirktir, ancak Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bu sahabelere şirk koşma izni vermiş veya başka bir tabirle o sahabelere kendisini ilah edinme müsaadesi vermiş! -Bundan Allaha sığınırız- Çünkü bir mahlûktan şefaat istemek, mutlak anlamda şirk olan bir fiilse bunun anlamı söz konusu mahluka ibadet etmek, yani onu ilah edinmektir. Tabi Polat ve emsali, bütün bunları fıkheder mi, hatta şirk nedir, ibadet nedir, ilah nedir bunlardan haberleri var mı? Hiç sanmıyorum, çünkü bunları fıkheden birisi zaten gidip de ölüden diriden şefaat istemek şirktir diye bir saçmalığa imza atmaz. Bu kimseler tam bir düz mantık örneği sergileyerek “Şefaat Allah’ındır, şu halde Allah’a ait bir şeyi Ondan başkasından istemek şirktir” diyorlar. Hâlbuki şefaat aracılık demektir, bu kimseler mahlûkattan istenmeyen şefaatin Allah’tan nasıl isteneceğini –yukarda söylediğimiz akıl, ilim ve hakikat dairesinde kalarak, demagojiye sapmadan- izah etmeye güç yetirebilirler mi acaba? Ya Rabbi bize şefaat et, aracı ol mu denilmesi gerekiyor? Bedevinin birisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben “Seni Allah’a Allah’ı da sana şefaatçi kılıyoruz” dediği zaman Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sözkonusu şahsı şiddetle azarlamış ve şöyle buyurmuştur:


وَيْحَكَ إِنَّهُ لَا يُسْتَشْفَعُ بِاللَّهِ عَلَى أَحَدٍ

"Yazık sana! Allah-u Teala hiç bir mahluka şefaatçi/aracı kılınmaz." Ebû Dâvûd (4726)

Esasen, aracılığın Allah’a değil mahlûkata ait bir vasıf olduğu akıl sahipleri nezdinde belli olan bir şeydir. Şu halde Zümer: 44 ve benzeri nasslarda geçen “Şefaat bütünüyle Allah’a aittir” kavlinden murad, şefaat izni manasındadır ki zaten diğer deliller de bunu göstermektedir. Bir kimse karşısındaki kimseye “eğer Allah sana benim hakkımda şefaat izni verirse şefaat et” derse veya zihninde bu kayıt olduğu halde şahsa bu hitapta bulunursa söz konusu sakınca da ortadan kalkar. Ölü veya gaibte olan kimseye yapılan hitapta ise “dua” işin içine girdiği için durum değişmektedir ki orada da bilhassa mezarın başında seslenme hususunda ölünün işittiği gibi birtakım teviller söz konusu olduğundan dolayı tekfirde acele etmek doğru değildir. Şimdi böyle basit bir meseleyi dallandırıp budaklandıran, dinin aslı yapan, sonra da güya dinin aslı olan meseleden böyle cahilce istisnalarda bulunan Polat ve benzerleri bu şekilde ancak kendilerinin tevhidi bilmediklerini tescillemiş olmaktadırlar. Daha önce yeterince ele aldığımız bu konuyu hele ki Polat gibi cehalet numuneleri vesilesiyle tekrar detaylandırmak istemiyoruz. Yeterli tafsilat ilgili yazılarda mevcuttur: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?board=289.0

Ahiru davana enil hamdu lillahi Rabbil alemin…

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: ABDULKADİR POLAT YALANA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!
« Yanıtla #4 : 22.06.2020, 03:20 »
Bismillah. Son günlerde "Abdulkadir Polat" isimli şahsın küfürlü konuşmalarını içeren ses kayıtlarının çeşitli sosyal medya organlarında dağıtıldığına şahit olmaktayız. Bu kasetleri yayınlayanların amacı her ne olursa olsun bu konuşmaları böyle sansürsüz yayınlayarak iyi bir iş yapmıyorlar. Zaten ahlakı bozuk, ağzı bozuk bir toplumda yaşıyoruz; bir de üstüne İslam adı altında ortada gezen bu tarz şahsiyetlerin ağzından yayınlanınca ahlaksızlık iyice toplumda yayılmış oluyor, birçok kişi "ne demiş acaba" diyerek normal şartlarda dinlemeye tahammül edemeyeceği sözleri merak kaygısıyla dinliyor, içselleştiriyor, normal görmeye başlıyor vs. O yüzden bu kasetleri yayan, keza bu şahsın hakkındaki başka bir takım dedikoduları vs neşreden kişilere tavsiyemiz bunları yayından kaldırmalarıdır. Bu kişiyi yaklaşık 6-7 ay önce piyasaya tekrar çıktığında ilk olarak -Allahın izniyle- biz deşifre ettik. Biz mümkün mertebe mevzuyu şahsileştirmeden, bu kişinin sadece bariz hata ve çelişkilerini ilmi olarak ortaya koymaya çalıştık. Zaten ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. Daha sonra bir avukat bu kişinin mahkeme sürecindeki birtakım küfür sözlerini, itiraflarını vs deşifre etti derken birçok kimse bunlardan cesaret alarak sözkonusu şahsa yüklenmeye başladı, iyi de oldu ama böyle sapmış şahsiyetlerle mücadele ederken ilmi çizgiden çıkarak onun seviyesine inmeye gerek yoktur. Bu kişi hakkında şu ana kadar yazdıklarımızın aklı başında olanlar için yeterli olduğu kanaatindeyiz. O yüzden bu şahıs aylardır bizim hakkımızda türlü yalan ve iftiralar savurduğu halde tenezzül edip cevap vermiyoruz.  Düşünün ki adam Hak yayınları ile bizi aynı cümlede zikredip bunlar okula, askerliğe, şefaate şirk demiyorlar diyerek Hak yayınlarının akidesini bize mal edip katıp karıştırarak algı operasyonu yapabiliyor. Bu kadar utanmadan yalan söyleyen birisine cevap vermenin ne gibi bir faydası olabilir ki? Bu kasetler vs tasvip etmediğimiz işler olsa da Allah bir zalime başka zalimleri musallat etti ve hikmet sahipleri nezdinde bu kişinin işi çoktan bitti. Bu saatten sonra böyle lümpen tiplere ancak kendisi gibi olanlardan başkası da itibar etmez. Bu şahsın ve benzerlerinin ahlakını öğrenmek için gizli kayıtlara falan gerek yok. Eğer bu kişinin videolarını masayı veya bilgisayarın camını yumruklamadan ya da telefonu duvara çalmadan baştan sona izlemeye tahammül edebiliyorsanız zaten ahlakını anlarsınız. Yalan, iftira, mevzuları birbirine katıp karıştırmalar, algı operasyonları, ilme yapılan ihanetler ve hepsinin üstüne bir de kibir, ucub, kendini beğenme, kendi kendini övme, içinde sık sık "ben" geçen konuşmalar, kendi icraatlarıyla alakalı "muhteşem bir reddiyeydi" "mükemmel bir cevaptı" tarzı övgüler bunun ve piyasadaki yeni yetme diğer "youtuber"ların narsist, megaloman, hastalıklı kişiliklerini ifşa etmek için zaten yeterli bir belgedir, ötesine çok fazla gerek yok. Bu da inşaallah bu kişi hakkındaki son yazımız olur temennisindeyim vesselam.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4609 Gösterim
Son İleti 08.06.2015, 20:13
Gönderen: AbdulAzim
3 Yanıt
4374 Gösterim
Son İleti 25.06.2016, 14:59
Gönderen: İslam davetcisi
0 Yanıt
3038 Gösterim
Son İleti 06.07.2015, 20:38
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
1220 Gösterim
Son İleti 25.08.2018, 16:46
Gönderen: Teymullah
0 Yanıt
1821 Gösterim
Son İleti 23.11.2018, 20:01
Gönderen: Muferridûn