Darultawhid

Gönderen Konu: KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR KAİDESİYLE ALAKALI KUDSİ VE ELEMANLARIYLA BİR MÜNAZARA!  (Okunma sayısı 601 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1851
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Bu başlık altında, küfre rıza küfürdür kaidesi hakkında Hak yayınları çevresiyle yürüttüğümüz bir münazarayla alakalı  neşretmiş olduğumuz bazı yazıları birtakım düzenlemelerle beraber önemine binaen tekrar yayınlayacağız inşaallah. Yazışmalarda bilhassa bu fırkanın İslam akidesinin temel esaslarından birisi olan küfre rıza küfürdür kaidesine mücerred şahsi görüşlerine dayanarak istisna getirmelerine ve bunu da okul konusunda kendi batıl amellerini meşrulaştırmak için yaptıklarına, dünyevi çıkarlar için dinin hükümlerini Allahtan korkmadan nasıl çarpıttıklarına dikkat edilmelidir. Ayrıca bu fırkanın tıpkı Fetullahçılar gibi hayat tarzı haline getirdikleri takiyyecilik ve yalancılık hastalığına da dikkat edilmelidir. Öyle ki Ziyaeddin el Kudsiyle yaptığımız bir sesli münazara ve Ziya'nın bir elemanı tarafından yazılan aynı konu hakkındaki bir risale adeta yetim gibi sahipsiz kalmıştır ve bizimle konuyu tartışan Davetulhak forum yetkilileri, işin özünde buralarda savunulan görüşlerle aynı fikirleri savundukları halde bu kaset ve risale hakkında geveleyip durmuş ve sahiplenmemişlerdir. Bu da meselenin başka bir vechesidir. وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ "Anlattığınız şeylere karşı yardım dilenecek yegane merci Allahtır." (Yusuf suresi 12. ayet)

Şimdi konuyla alakalı 18 Ekim 2010 tarihinde yayınladığımız ilk yazıyı naklediyoruz:


Bu yazımızda Qudsiyye hizbine ait malum sitede yürüttüğümüz bir tartışmadan bahsedeceğiz inşaallah. Tartışmanın özeti şudur: Sitede aylar önce asılmış olan "Her Küfre Rıza Küfür Değildir Küfre Rızanın Küfür Olmadığı Durumlar" başlıklı bir risalede geçen iddialara karşı reddiyemizi astık ki bu reddiyeyi cezaevine girmeden önce yani yaklaşık iki sene önce hazırlamıştık. Yani bu yazı yıllardır elden ele dolaşan bir yazı idi. Yazarın bu risalede küfre rızayla alakalı usulu genel hatlarıyla şöyleydi:

1-"Allahla rasulü ile ve İslam diniyle Aleni alay etmek gibi açık küfürlerde küfre rıza göstermek her halükarda küfürdür. Bunlar da Açık açık Allahla rasulü ile ve İslam diniyle alay ,tekzip ve tahkir olduğu durumlardır. Müslümanlar için küfür olup kafirler için hayat tarzı yada inanç biçimi olan hal hareket ve tavırlar ise, sözlü olanı sözle bozmak, hareketle olanı hareketle bozmak, yazıyla olanı yazıyla bozmak yeterlidir orayı terk etmek gerekmez." Anladığımız kadarıyla yazar sadece dine saldırı ve alay anlamı taşıyan hareketleri küfre rıza kapsamında görmektedir. Zaten bunları söyledikten hemen sonra yazdığı şu ifade de bunu göstermektedir: "Sadece Müslümanlar yaptığında küfür olan durumlarda Müslümanlar onlara uymadığında küfre rıza küfür olmaz."

2-"İslami hareket metodundan dolayı Allah'la rasulüyle ve İslam diniyle açık açık, alay etmek hariç. Her küfre karşı gelmemek, ses çıkarmamak , küfür işleyenlerle aynı ortamı paylaşmak küfre rıza değildir."

3-"Darul harpten dolayı her küfre rıza göstermek küfre rıza değildir."


Risalede bu yazarın usulunu özetledikten sonra şu ifadeleri kullandık: "dikkat edilirse özellikle kendilerine has olan şu yukardaki üç maddeyi delillendirirken selef alimlerinden hiç bir nakil yapmamıştır daha doğrusu yapamamıştır. Zira olmayan bir şey nakledilemez. Hicri 15 asırda Ziyaeddin el Kudsi ve elemanları tarafından ihdas edilen bir bidat için geçmiş alimlerden nakil bulunmamasından daha tabii ne olabilir?"

Sözkonusu iddialara cevaben yazdığımız Reddiyeyi astıktan sonra forumun kıdemli bazı üyeleri günlerce bizimle tartıştılar ve bu risaledeki iddiaları savundular. Fakat birden bire ne olduysa forumun adminleri bu görüşlerin Kudsiye ait olmadığını başka birisine ait olduğunu vs savunmaya başladılar. Muhtemelen fırkanın kendi içersinde de bu sapık görüşlere tepki duyanlar olmuştu ki bir anda bu görüşlerin sadece risalenin yazarını bağladığını, Kudsi'nin istisnasız olarak her küfre rızaya küfür dediğini iddia etmeye başladılar. Biz ise buna karşılık Kudsiyle seneler önce internet ortamında yaptığımız bir görüşmenin ses kasetlerini yayınlayarak Kudsinin de aynı görüşte olduğunu isbatladık. Bu görüşmede sadece biz yoktuk, belki onlarca kişi bu görüşmeyi canlı olarak takib etmişti. İnşaallah yakında bu görüşmenin bant çözümlerini burada reddiyesiyle beraber neşredeceğiz.

Ses kasedini yayınladıktan sonra forum adminleri ilk başta kasetteki sesin Ziyaya değil de bir talebesine ait olduğunu ama kasetteki görüşlerin hak olduğunu dil ucuyla tasdik ettiler ve de pek yakında kasetle alakalı açıklama yapacaklarını vs söylediler. Ama sonradan ne hikmetse rezil oldunuz, cehaletiniz ortaya çıktı vb söylemlerle panik halinde sızlanmaya başladılar ve de bizleri apar topar siteden attılar. Neden ve nasıl rezil olduğumuzu bile öğrenemeden siteden atıldık. Şu güne kadar da nasıl rezil olduğumuz (!) ve de neden forumdan uzaklaştırıldığımız hususunda bir açıklama gelmedi. Eğer ortada onların iddiasına göre rezil olan sapık bir fırka varsa konuyu alel acele kapatmak yerine bu cahillerin (!) üzerine biraz daha gidip iyice deşifre etmek daha mantıklı değil miydi? Fakat meselenin bu şekilde olmadığını ve de asıl rezil olanın kendileri olduğunu çok iyi bildikleri için panik halinde konunun üstünü örtmeyi tercih ettiler. Suçluluk psikolojisi içinde sırf bir savunma mekanizması olarak yansıtma yaptılar ve de kendi suçlarını karşı tarafa malettiler. Bu durumu eskiler "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" diye tabir etmişler. Resmen milletin gözünün içine baka baka yalan söylediler. Tek anlamadığım şey bizim peşini getirmeyeceğimiz bir şeyi iddia etmeyeceğimizi az çok tahmin ettikleri halde nasıl olup da göz göre göre rezil olmayı göze alarak Kudsinin küfre rızayla alakalı görüşlerini alenen inkar edebildiler ve sonradan aksi çıktığı halde hala utanmadan hiç bir şey olmamış gibi meseleyi kapatıp forumda yazıp çizmeye devam edebiliyorlar? Kendini İslama nisbet eden bir hizib nasıl olur da yalancılığı adeta din edinir ve de kör gözüm parmağına misali bu kadar bariz yalan söyleyen bir hizbe nasıl hala yüzlerce binlerce kişi itibar etmeye devam eder; gerçekten bu konu üzerinde hem İslam açısından hem de sosyoloji psikoloji hatta tıp açısından durup bu sosyal vakayı derinlemesine tahlil etmek gerekiyor.

Bu konuya inşaallah devam edeceğiz. Şimdi konunun daha iyi anlaşılması açısından sözkonusu forumdan atılmadan önce yayınladığımız en son yazıları buraya asıyoruz.
 

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1851
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
-Davetulhak sitesinde yayınladığımız yazı-

ebudavud (Tevhid Ehli)
Üyeler

 Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 36


    Ynt: diyanetin kurslarında ezber dersi alınabilir mi?

 
Biz Allaha hamdolsun onun izni ve keremiyle söylediğimiz her şeyin arkasındayız ve de bugüne kadar hiç bir zaman desteksiz konuşmamaya gayret ettik ve de kimin hakkında ne iddia ortaya attıysak bilerek attık ve de isbat ettik inşaAllah. Ziyaeddin el Kudsi gizlilik merhalesinde küfre rıza gösterilebileceğini söylüyor dedikse bunu da isbat ettik şu anda. Kasedi baştan sona dinleyenler bunu açık bir biçimde görüyorlar. (Yok onu diyen Ziya değildir talebesidir iddiasına da birazdan değineceğim inşaAllah.)

Kasedi takib eden herkes kasetteki Kudsiye ait iddiaların siteye asılan ve de kimsenin sahip çıkmaya cesaret edemediği "Her küfre rıza küfür müdür" başlıklı cahilane risaleden hiç bir farkı olmadığını aleni bir şekilde görür. Fakat biz yine de tek tek gidelim ve de ne söylediysek tek tek isbatlayalım:

Sözkonusu yazıya yaptığımız reddiyede şu ifadeyi kullanmıştık:

Gelelim "gizlilik döneminde küfre rıza gösterilebilir" şüphesine... Evvela daha önce de belirttiğimiz gibi bunun 1400 küsur senelik İslam tarihinde sadece Kudsiye has bir bidat olduğunu ve başka hiç bir yerde geçmediğini hatırlatalım. Bu konuda Kudsi ve taifesi tefsirlerde geçen bazı ifadeleri delil almaya çalışıyorlar. Kudsi ve taifesinin bu görüşte olduğunu ise hem daha önce Kudsiyle yaptığımız görüşmeden hem de Kudsinin kitaplarını neşreden şahsın yazıp bir çok vilayette elden ele dağıttığı sözkonusu risaledeki şu tarz ifadelerden çıkartmıştık:

"Mekkede ki müslümanlar gizlilik yani metoddan dolayı kafirlerin küfürlerine karşı koymuyorlardı. Müşrik topluluğuna girip oturmak, onlarla beraber haşir neşir olmak, her zaman küfür değildir."

"Kafirlerin içinde zaruretten dolayı bulunan müslümanlar o topluma uymamak şartıyla o toplumun içinde bulunmaları gizlilik döneminde oldukları için müslümanlara zarar vermez. Tıpkı sahabelerin gizli dönemde müşrikler şirk işlerken bulundukları gibidir.

Rasulullah (s.a.s) ve sahabeleri 3 sene gizli dönemde kafirlerle beraber oldukları ve küfrü gördükleri halde gizlilik icabı karşı gelmediler. Çünkü karşı gelirlerse gizlilik ihlal olacaktı ve müslümanlar zarar göreceklerdi.

Günümüzde belki de Mekke’dekinden daha fazla gerek sözlü, gerek yazılı ve gerekse hareket olarak, yanımızda küfürler işlenmesine rağmen her küfre müdahale edemiyoruz. Şayet ehli cahaletin iddia ettiği gibi her küfre rıza göstermek yada ortamda bulunmak küfre rıza olsa idi Mekke’de gizlenmiş müslümanların hepsi kafir olurdu. Nisa suresi 140. ayetteki genel hükmü tahsis eden başka nasları görmeyip her küfre rızayı küfür görenler aslında kendilerini tekfir etmektedirler.

Mekke müşrikleri Mekke de açık açık küfürlerini icra etmelerine rağmen. Müslümanlar gizlilik yani metottan dolayı onların küfürlerine karşı koymuyorlardı. Rasulullah’ın başına deve işkembesi konduğunda bu durumu gören Abdullah b. Mesud müdahale edememiştir. Bu arada kızı Fatımaya haber verilmiş oda gelmiş ve deve işkembesini kaldırmıştır. Ve bu süre içerisinde Abdullah b. Mesudun müdahale etmemesi küfre rıza sayılmamıştır. Abdullah b. Mesud metoda uymuştur korkmamıştır. Aynı Abdullah b. Mesud Kur’anı Kureyşe aleni okuyan örnek şahsiyetlerdendir.(1)

Şayet her küfre ses çıkarmamak küfür olsa idi Abdullah İbni Mesud müdahale etmediği ve küfre rıza gösterdiği için tekfir edilirdi böyle bir şey vuku bulmuş değildir. Darul harpten dolayı her küfre karşı gelmemek, ses çıkarmamak , küfür işleyenlerle aynı ortamı paylaşmak küre rıza değildir.

Darul harpte kafirler kendi kanunlarını icra etmekte, putlarının ve tağutlarını övmekte açık açık İslam’la ve Müslümanlarla genel olarak alay etmektedirler. Müslümanların bunlara karşı koyacak güçleri olmadığı için onlara karşı fiili harekete geçememektedirler. Bundan dolayı da müslümanlara küfre rıza gösterdiler denilemez.   

  Allah (celle celaluhu) Şöyle buyuruyor:
“...Biz hiç kimseye güç yetiremeyeceğinden fazlasını yüklemeyiz...” (A’raf: 42)               
“Hiç kimse gücünün üstünde birşeyle mükellef tutulamaz.” (Bakara: 233)"


Bu güya sahiplenmediğiniz risalenin yazarı darul harbte gizlilik merhalesinde küfre rıza gösterilebileceğini bu şekilde ifade ediyor. Peki bakalım hocası Ziya bu hususta ne söylüyor, kasetten takib edelim:

Bu mevzuyu fetva olarak sorarsanız ben şöyle diyorum:  "Bu ayetler (Enam 68-69'u kasdediyor) yani gizli merhale açık merhale iki merhale vardır. Bunlar mensuh olan nasih mensuh meselesi değildir. Mevzuyu size özetliyorum. Gizli merhalede bu ayet (Nisa 140'ı kasdediyor) yani uygulamayanlar kafir olmaz. Zaten gizli merhaledesin dolayısı ile yani duruma göre iyer tabi Allah'ın ayetlerine laf atıldığı zaman alay edildiği zaman müdahale edersen kalkarsan gizliliği ihlal etmiş olursun. O zaman bu ayet Rasulullah(s.a.s) ilk döneminde gizli dönemde ,iyer açık dönemde isen mutlaka bu ayeti uygulayacaksın. Şöyle iyer Allah'ın ayetlerine laf atıldığı zaman veya Kur'an'a laf atıldığı zaman ya mutlaka karşı geleceksin yada o ortamı terkedeceksin." (Kaset: 02:56dk-04:28dk ) 

Şimdi Kudsi'nin ifadeleri ile bu risalenin yazarının ifadeleri arasında herhangi bir fark var mı? insaf sahibi herkese soruyorum. Görüldüğü gibi ikisi de Nisa 140 ayetinin hükmünün darul harbte gizlilik merhalesinde geçerli olmayacağını ve bu ayetin güya delil aldıkları bazı nasslar tarafından tahsis edildiğini iddia etmektedirler. Hatta "her küfre rıza küfür müdür" başlıklı risalenin yazarı biraz daha insaflıdır. Çünkü en azından kafirlerin Kurana dil uzattığı İslamla alay ettiği meclisleri istisna edip buralarda oturulmayacağını fakat kendi görüşlerini ifade ettikleri yerlerde otırılabileceğini iddia ediyor:

"Darul harpte zaruretten dolayı bulunan müslümanlar, kafirlerin mili marşları okunurken Allah’a, İslam’a, alay yoksa onlara saygı göstermemek şartıyla orada bulunabilir.   
 
Kafir okullarında kafir devletini temsil eden milli marşları okunurken bu milli marşın içinde Allah’a Rasulullaha ve İslam dinine alay ve sövme varsa orada asla duramaz. Fakat bunlar yoksa saygı göstermemek şartıyla orda durmak Nisa 140 ayetinin hükmüne girmez."


Ziya ise en azından girişte hiç bir istisna getirmeyip gizlilik döneminde her türlü mecliste oturulabileceğini söylüyor: "Zaten gizli merhaledesin dolayısı ile yani duruma göre iyer tabi Allah'ın ayetlerine laf atıldığı zaman alay edildiği zaman müdahale edersen kalkarsan gizliliği ihlal etmiş olursun." diyor.

İşte bu surette Ziyanın gizlilik merhalesinde küfür meclisinde ses çıkarmadan oturulabileceği görüşünde olduğu ortaya çıkmış bulundu. Hatta orada laf arasında burada nasih mensuh yoktur gibi bir şey de söylüyor ki resmen selef ve halefiyle bütün alimlerin yoluna muhalefet edip üçüncü bir görüş ortaya atıyor ki inşAllah ilerde bunun ayrıntılı bir değerlendirmesini yaparız.

Kasette konuşan Kudsi değildir talebesidir iddiasına gelince...Evvela bu iddia şeriat nazarında hiç bir değişiklik meydana getirmez. Çünkü velev ki talebesi olsun bu görüşleri reddetmeyip rıza gösterdiği müddetçe o da onun hükmünü alır. Sözkonusu konuşma esnasında yapılan yazışmaların metnini geçen yayınlamıştık ama silmişsiniz. Orada şöyle bir ibare geçiyor:

Takyuddin: 1
Takyuddin: gelıyor
ziyadeddin: 1
kadiy8888: kudsi mi
dr_ruslan3: 1
Takyuddin: evet
Takyuddin: konuşan kudsı arkadaşlar


Ardından konuşmanın sonunda ise şöyle bir dialog var:

cevziyye: konuşmak ısteyn varı Kudsı gelene kadar?
cevziyye: kadıyy?
kadiy8888: baksana ben senin şu son dediğini anlamadım
zekeriye0: yeniden sizi cagirecegim


Yani kısacası orada konuşmanın organizatörleri dahil herkes Kudsiyle konuştuğunu düşünüyordu. Bunu da açıktan dile getirmelerine rağmen konuşmacı şahıs ses çıkarmıyor ve güya talebesiyse bile kendini Kudsi gibi lanse ediyor. Talebesi böyle yalancı olan birinin kendisi nasıldır düşünün. Veyahut da orada konuşan Kudsiydi şu anda siz yalan söylüyorsunuz. Velhasıl Yalan üstüne yalan. Bu konferanslar dizisinde konuşmacı kendisinin Kudsi olduğunu ifade eden bir çok söz kullandı. Benim kitaplarım, benim fetvalarım vs… O zaman bu talebesi her kimse basbayağı yalancı birisiymiş!
[/b]

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1851
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
31 Ekim 2010 tarihli yazı:

"KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR" KAİDESİ VE BU KAİDEYE GETİRİLEN BAZI BATIL
  İSTİSNALARIN REDDİ



بسم الله الرحمن الرحيم


إن الحمد لله نحمده ونستعينه ونستغفره ، ونعوذ بالله من شرور أنفسنا وسيئات أعمالنا ، من يهده الله فلا مضل له ، ومن يضلل فلا هادي له ، وأشـهد أن لا إله إلا الله وحـده لا شريك له وأشهد أن محمداً عبده ورسوله

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوْا اَّتقُوْا اللهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوْتُنَّ إَّلا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونْ

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اَّتقُوْا رَبَّكُمْ الَّذِيْ خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَة ، وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا ، وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيْرَاً وَنِسَاءً ، وَاتَّقُوا الله الَّذِي تَسَّاءَلُونَ بِهِ والأَرْحَامْ ، إِنَّ الله كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيْبَاً

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوْا اَّتقُوْا اللهَ وَقُوْلُوْا قَوْلاً سَدِيْدَاً يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوْبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ الله وَرَسُولِهِ فَقَدْ فَازَ فَوْزَاً عَظِيمَاً

أما بعد

فإن أصدق الحديث كتاب الله تعالى ، وخير الهدي هدي محمد صلى الله عليه وسلم ، وشر الأمور محدثاتها ، وكل محدثةٍ بدعة ، وكل بدعة ضلالة ، وكل ضلالة في النار


 
HUTBETÜ'L-HACE


Hamd, ancak Allah (celle celaluhu) içindir. O'na hamdeder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O'na sığınırız. Allah (celle celaluhu) kimi hidayete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.

Allah'tan (celle celaluhu) başka ibadete layık ilah olmadığına şe-hadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve Rasulü'dür.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Allah'tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslümanlar olarak ölün."
(Al-i İmran: 3/102)

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir."  (Nisa: 4/1)
 
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab: 33/70-71)


Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın Kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir."  (Müslim Cuma: 13; Nesai Cuma: 24 )


MUKADDİME

Emma ba'd:

Allahın izni ve keremiyle bu risalemizde İslam akidesinin temel esaslarından birisini teşkil eden "küfre rıza küfürdür" kaidesini izah etmeye çalışacağız ve ardından da özellikle günümüzde bazı batıl fırkaların İslamı yaşamak nefislerine ağır geldiği için sözkonusu kaideye hevalarına göre getirmeye çalıştıkları birtakım sözde istisnaların geçersizliğini ortaya koymaya gayret edeceğiz.  Bunu yaparken de daha önce “KÜFRE RIZA HANGİ DURUMLARDADIR. HER KÜFRE RIZA KÜFÜR MÜDÜR.” Başlıklı bir yazıda geçen iddiaları red sadedinde kaleme aldığımız reddiyeyi esas alacağız. Bu risale bizzat "Qudsiyye" hizbinin web sitesinde belirtildiğine göre "Ziyaeddin el-Kudsi"nin bir "öğrencisi" tarafından yazılmıştır.

"Ziyaeddin el-Kudsi'nin bir öğrencisi" olan Yazarın bu risalede küfre rızayla alakalı usulu genel hatlarıyla şöyleydi:


1-"Allahla rasulü ile ve İslam diniyle Aleni alay etmek gibi açık küfürlerde küfre rıza göstermek her halükarda küfürdür. Bunlar da Açık açık Allahla rasulü ile ve İslam diniyle alay, tekzip ve tahkir olduğu durumlardır. Müslümanlar için küfür olup kafirler için hayat tarzı yada inanç biçimi olan hal hareket ve tavırlar ise, sözlü olanı sözle bozmak, hareketle olanı hareketle bozmak, yazıyla olanı yazıyla bozmak yeterlidir orayı terk etmek gerekmez." Anladığımız kadarıyla yazar sadece dine saldırı ve alay anlamı taşıyan hareketleri küfre rıza kapsamında görmektedir. Zaten bunları söyledikten hemen sonra yazdığı şu ifade de bunu göstermektedir: "Sadece Müslümanlar yaptığımda küfür olan durumlarda Müslümanlar onlara uymadığında küfre rıza küfür olmaz."

2-"İslami hareket metodundan dolayı Allah'la rasulüyle ve İslam diniyle açık açık, alay etmek hariç. Her küfre karşı gelmemek, ses çıkarmamak , küfür işleyenlerle aynı ortamı paylaşmak küfre rıza değildir."

3-"Darul harpten dolayı her küfre rıza göstermek küfre rıza değildir."


Risalede bu yazarın usulunu özetledikten sonra şu ifadeleri kullandık: "dikkat edilirse özellikle kendilerine has olan şu yukardaki üç maddeyi delillendirirken selef alimlerinden hiç bir nakil yapmamıştır daha doğrusu yapamamıştır. Zira olmayan bir şey nakledilemez. Hicri 15 asırda Ziyaeddin el Kudsi ve elemanları tarafından ihdas edilen bir bidat için geçmiş alimlerden nakil bulunmamasından daha tabii ne olabilir?"

Sözkonusu iddialara cevaben yazdığımız Reddiyeyi sözkonusu hizbin sitesine astıktan sonra forumun kıdemli bazı üyeleri günlerce bizimle tartıştılar ve bu risaledeki iddiaları savundular. Fakat birden bire ne olduysa forumun adminleri bu görüşlerin Kudsiye ait olmadığını başka birisine ait olduğunu vs savunmaya başladılar. Muhtemelen fırkanın kendi içersinde de bu sapık görüşlere tepki duyanlar olmuştu ki bir anda bu görüşlerin sadece risalenin yazarını bağladığını, Kudsi'nin istisnasız olarak her küfre rızaya küfür dediğini iddia etmeye başladılar. Biz ise buna karşılık Kudsiyle seneler önce internet ortamında yaptığımız bir görüşmenin ses kasetlerini yayınlayarak Kudsinin de aynı görüşte olduğunu isbatladık. Bu görüşmede sadece biz yoktuk, belki onlarca kişi bu görüşmeyi canlı olarak takib etmişti.

İnşaallah bu görüşmenin bant çözümlerini burada reddiyesiyle beraber neşredeceğiz. Ses kasedini yayınladıktan sonra forum adminleri ilk başta kasetteki sesin Ziyaya değil de bir talebesine ait olduğunu ama kasetteki görüşleri kabul ettiklerini dil ucuyla tasdik ettiler ve de pek yakında kasetle alakalı açıklama yapacaklarını vs söylediler. Daha sonra kasedin bant çözümlerini yayınlayıp ardından sözkonusu risaleyle alakalı bir açıklama yaptılar. Açıklamada şöyle deniyor:

"Bu risaleyi yaptığımız araştırmalara göre şeyh ziyaeddin el kutsinin bir talebesi yazmıştır. Ve maalasef bazı kimseler tarafından hocaya nisbet edildi, Halbuki şeyh ziyaeddin elkutsinin küfre rıza ile ilgili görüşü her küfre rıza istisnasız küfür olduğudur.Allah ın izniyle şimdi bu risaledeki yanlışları numaralandırarak düzeltmeye çalışacağım.Bu risaleyi yazan Kisi, aslında ne zaman küfre rıza olur veya hangi durumlarda küfre rıza sayılır veya hangi amel küfre rıza kaidesinin kapsamına girer. Kast etmiştir bu risaleyi dikkatlice okuyan Kisi bu durumu rahatlıkla fark Eder.   

(1) Her Küfre Rıza Küfür Değildir


(Her küfre rıza küfürdür. Bu kaide üzerinde İslam âlimleri ittifak etmişlerdir, küfre rızanın istisnası yoktur. Ancak ihtilaf konusu olan, yapılan bir amelin, küfre rıza olup olmadığıdır. Dolaysıyla yazılan başlık şöyle olmalıydı, ne zaman küfre rıza olur veya hangi durumlarda küfre rıza sayılır veya hangi amel küfre rıza kaidesinin kapsamına girer olmalıydı. Her küfre rıza küfür değildir sözü küfür olan bir söz değildir. Ancak çok yanlış olan bir sözdür kişinin niyetine göre hüküm verilir)


Şimdi burada site adminleri güya Ziya'nın bir talebesi tarafından hocasından habersiz (!) olarak yazılan ve de bundan dolayı da (!) bir çok yanlışlık ihtiva eden bu risaledeki görüşleri reddetmek (!) amacıyla bir yazı kaleme almışlar. Fakat bu yazıda reddettikleri tek konu yazarın kullandığı "Her Küfre Rıza Küfür Değildir" ifadesinden ibarettir. Aslında sözkonusu talebeyle hocası arasında bu meselede ve de diğer meselelerde en ufak bir farklılık olmadığı halde sadece cahilane kullanılan bir lafızdan yola çıkarak Kudsi'nin bu risaledeki görüşlere katılmadığını iddia etmek en hafif tabiriyle demagojiden öteye geçmez. Nitekim açıklamanın devamını okuduğumuzda küfre rıza meselesinde "Her Küfre Rıza Küfür Değildir" diyen talebe ile böyle demeyen (!) talebe arasında herhangi bir akide farklılığı olmadığı bariz bir şekilde  gözükmektedir.

Mesela açıklamanın ilerleyen bölümlerinde şöyle diyor:

-Risaleden alıntı- "Mekke’de küfürden kurtulan bir kişi dahi kalmazdı ve 13 (gizli dönem 13 yıl değil 3 yıldır.) yıl boyunca gizlenmiş müslümanların hepsi kafir olurdu. Demek ki her küfre karşı koymak ve onu imha etmek her zaman mümkün değildir. Müslümanlar için küfür olup kafirler için hayat tarzı yada inanç biçimi olan durumlarda sözlü olanı sözle bozmak, hareketle olanı hareketle bozmak, yazıyla olanı yazıyla bozmak yeterlidir orayı terk etmek gerekmez.

Kafir devletleri temsil eden milli marşlar vardır. Müslümanlar, kafirlerin kendilerine göre tayin ettiği milli marşlarını söyleyemez saygı gösteremezler aksi halde İslamdan çıkarlar.

Darul harpte zaruretten dolayı bulunan müslümanlar, kafirlerin mili marşları okunurken Allah’a, İslam’a, alay yoksa onlara saygı göstermemek şartıyla orada bulunabilir.(zaruretten dolayı bulunabilir. ) 
 
Kafir okullarında kafir devletini temsil eden milli marşları okunurken bu milli marşın içinde Allah’a Rasulullaha ve İslam dinine alay ve sövme varsa orada asla duramaz. Fakat bunlar yoksa saygı göstermemek şartıyla orda durmak Nisa 140 ayetinin hükmüne girmez.

Kafirlerin içinde zaruretten dolayı bulunan müslümanlar o topluma uymamak şartıyla o toplumun içinde bulunmaları gizlilik döneminde oldukları için müslümanlara zarar vermez. Tıpkı sahabelerin gizli dönemde müşrikler şirk işlerken bulundukları gibidir.

Rasulullah (s.a.s) ve sahabeleri 3 sene gizli dönemde kafirlerle beraber oldukları ve küfrü gördükleri halde gizlilik icabı karşı gelmediler. Çünkü karşı gelirlerse gizlilik ihlal olacaktı ve müslümanlar zarar göreceklerdi.

Günümüzde belki de Mekke’dekinden daha fazla gerek sözlü, gerek yazılı ve gerekse hareket olarak, yanımızda küfürler işlenmesine rağmen her küfre müdahale edemiyoruz. Şayet ehli cahaletin iddia ettiği gibi her küfre rıza göstermek yada ortamda bulunmak küfre rıza olsa idi Mekke’de gizlenmiş müslümanların hepsi kafir olurdu."


Malum şahsın mezkur risalesinden bu apaçık küfür olan alıntıları yaptıktan sonra bakalım ne yorum yapıyor site admini:


(Yazanın yaptığı açıklama doğru ve istifade edilebilecek bir açıklamadır. Ancak bu mesele hakkında, nisa 140 ayetini tahsis etmek için(Nahl:106-107)ayetlerini delil vermek yanlıştır. Aynı şekilde küfre rıza kaidesine istisna belirleyip (Nahl:106-107)ayetlerini delil getirmek te yanlıştır. Çünkü (Nahl:106-107) ayetleri, küfre rıza kaidesi için alınırsa, burada küfre rıza kaidesin de istisna yapılmış olunur. Yani bu tanımlama küfre rıza kaidesinin içine girmeyen ameller içindir. 5. başlıkta kullandığı söz yanlıştır, doğru olan, bu şartlar dâhilinde yapılan ameller küfre rıza kaidesi içine girmez olmalıydı. Ancak yanlış olan terimler le durumu açıklamaya çalışmaktadır.)

Açıklama (!) bu minvalde devam etmektedir. Aynı demagojinin tekrarından ibaret olduğu için devamını iktibas etmeye gerek görmüyoruz. Açıkça görüldüğü gibi Kudsi'nin "has talebeleri" ile "yaramaz öğrencisi" arasındaki farklılık lafzi bir ihtilaftan ibarettir.Meselenin esasında bir ihtilaf sözkonusu değildir. Bütün bunlar bizim malum yazıdaki görüşleri Kudsiye atfetmemizin doğruluğunu ortaya koymaktadır ve de bu fırkanın yalancılıkta ve de gerçeklerin üstünü örtmede ne kadar profesyonel olduğunu da isbat etmektedir. Öyle ki sırf lafzi birtakım tartışmalarla batıl görüşlerini kamufle etmeye çalışmaktadırlar. "Her küfre rıza küfürdür" ifadesinin yanlış olduğunun farkına da –Allahu a'lem- bizim reddiyemizden  sonra varmışlardır. Biz bu risaleye yıllar önce yazdığımız reddiyenin girişinde şöyle demiştik:

"Bu risalemizde “KÜFRE RIZA HANGİ DURUMLARDADIR. HER KÜFRE RIZA KÜFÜR MÜDÜR.” Başlıklı yazıda geçen bazı iddiaların İslami kaidelere ne kadar uygun olduğunu sorgulayacağız inşAllah. Aslına bakılırsa bu yazı kendi içinde bir çok çelişkiler ihtiva etmektedir. Adeta yazının son tarafı baş tarafını nakzetmektedir. Bunun nasıl olduğunu ilerleyen sayfalarda göstereceğiz. Yazarın bu risaledeki temel gayesi “küfre rıza küfürdür” kaidesinin genel bir kaide olmayıp bazı istisnaları olduğunu kendince isbatlamaya çalışmaktır. Başlık da bunu gösteriyor ve aynı zamanda yazarın cehaletini isbat ediyor. Zira ilimden biraz nasibi olan bir kimse “her küfre rıza küfür müdür” şeklinde bir ibare kullanmaz. İlla bir takım istisnalar getirmek peşindeyse “küfre rıza olarak addedilen her amel küfre rıza mıdır” veya “hangi ameller küfre rıza sayılmaz” vb bir başlık kullanırdı. Çünkü küfre rıza küfürdür ibaresi aynı kafiri veli edinmek küfürdür ibaresindeki gibi İslamdan nasibi olan herkesin bildiği ve bilmek zorunda olduğu temel bir kaidedir. Kafiri -tam anlamıyla-veli edinme küfürdür ibaresi hakkında tartışma olmaz, ancak şu konuda tartışma olur: Vela zannedilen her amel vela kapsamında mıdır veya kafiri tam anlamıyla dost edinme statüsünde olmayan vela çeşitlerinin hükmü nedir (haram olan vela mesela kafirin kestiğini yemek gibi) Ancak yazar sözkonusu başlığı atarak yani “KÜFRE RIZA HANGİ DURUMLARDADIR. HER KÜFRE RIZA KÜFÜR MÜDÜR.” Diyerek İslam akidesinin en temel kaidelerinden birini tartışmaya açtığının farkına bile varmamıştır."

Ardından şöyle devam ediyoruz: "Yazarın amacı her küfre rızanın küfür olmadığını isbatlamaktır dedik. Bundan gaye de özellikle okul konusunu hafifletmeye çalışmaktır. Yazıda da yer yer okulla alakalı mevzular geçmektedir. Mesela bir yerde Kudsi'den alıntı yaparak şöyle diyor:

"Bazı ameller sadece müslüman yaptığı zaman bu müslüman kafir olur fakat aynı amelleri kafirler yaparsa müslüman tarafından sadece bunlara izin verilir mesela bir kafir kendine göre milli marş tayin ederse müslüman bunun söyleyemez saygı gösteremez aksi halde islamdan çıkar fakat bu marşta Allaha İslama alay yoksa saygı göstermemek şartıyla orada bulunabilir .Ancak Allah'a rasulüne ve islam dinine alay varsa o yerde bulunamaz.Nisa 140 ayetinin manası budur.

Kafir okullarında kafir devleti temsil eden bir milli marş okunuyorsa bu milli marşın içinde Allah'a rasulluha ve islam dinine alay ve sövme varsa orda asla durulmaz fakat bunlar yoksa saygı göstermemek şartıyla orda durmak nisa 140 ayetinin hükmüne girmez."
 

Zaten risalenin yazılma sebebini oluşturan soru da şu şekilde:

"Soru: Bazı ilmi olamayan yada Başka konularda açık küfürleri olan kimseler var. Örneğin tagutun mahkemesine başvurmayı yada tağutun avukatını tutmayı küfür görmeyenler okul yada askerlik gibi konulan Bizati küfür görüyorlar. Okulda küfür yazıların okuyan çocuğu ve velisini bağladığını söylüyorlar. Bu konuya da Nisa: 140 delil getiriyorlar. Bu konuda geniş bir açıklama yaparmısınız?"

Yani kısacası bu yazının gayesi "okullarda küfür öğretiliyor ve küfür olan törenler icra ediliyor" gerekçesiyle -haklı olarak- çocukları bu kurumlara gönderenlerin kafir olacağını söyleyenlere güya cevap vermektir. Her küfre rızanın küfür olmadığı söylenerek derslerde küfür anlatılsa veya yazılsa bile bunun küfür olmayacağı, keza törenlerde de çocuk bizzat ağzıyla söyleyerek katılmadığı müddetçe orada bulunmaktan dolayı kafir olmayacağı isbat edilmeye çalışılmaktadır. Tabi ki okul meselesinden yola çıkılarak bir takım usuller icad edilmiş ve bu usuller artık askerlikten tutun da sokaktaki sıradan işlere kadar her alanda uygulanmaktadır.

Yazının konusunu ve gayesini bu şekilde tesbit ettikten sonra yazarın savunduğu tezleri kısaca özetlemeye çalışalım. Bunu da yazarın kendi ifadelerinden yola çıkarak yapacağız inşaAllah. Şimdi yazarın küfre rızayla alakalı savunduğu usulu önce başlıklar halinde belirleyelim ondan sonra da getirdiği delillerin müzakeresine girişeceğiz inşaAllah. Yazarın küfre rızayla alakalı usulu genel hatlarıyla şöyledir:

1-"Allahla rasulü ile ve İslam diniyle Aleni alay etmek gibi açık küfürlerde küfre rıza göstermek her halükarda küfürdür. Bunlar da Açık açık Allahla rasulü ile ve İslam diniyle alay ,tekzip ve tahkir olduğu durumlardır. Müslümanlar için küfür olup kafirler için hayat tarzı yada inanç biçimi olan hal hareket ve tavırlar ise, sözlü olanı sözle bozmak, hareketle olanı hareketle bozmak, yazıyla olanı yazıyla bozmak yeterlidir orayı terk etmek gerekmez." Anladığımız kadarıyla yazar sadece dine saldırı ve alay anlamı taşıyan hareketleri küfre rıza kapsamında görmektedir. Zaten bunları söyledikten hemen sonra yazdığı şu ifade de bunu göstermektedir: "Sadece Müslümanlar yaptığımda küfür olan durumlarda Müslümanlar onlara uymadığında küfre rıza küfür olmaz."

2-"İslami hareket metodundan dolayı Allah'la rasulüyle ve İslam diniyle açık açık, alay etmek hariç. Her küfre karşı gelmemek, ses çıkarmamak , küfür işleyenlerle aynı ortamı paylaşmak küfre rıza değildir."

3-"Darul harpten dolayı her küfre rıza göstermek küfre rıza değildir."


Buraya kadar saydıklarımız açıkça batıl ve küfür olup sadece bu "qudsiyye" fırkasına has olan görüşlerdir. Onlardan önce hiç bir alimden bu görüşler rivayet edilmemiştir. Bir de görünüşte doğru olup ta kendisiyle ne kasdedildiği açıklanması gereken kaideler vardır ki "Ziyaeddin el-Kudsi'nin bir öğrencisi" olan yazar bunları da zikretmiş. Onlar da özetle şöyle:


"1- İkrahtan dolayı kalben rıza göstermemek küfre rıza değildir.
Buna ammar hadisesi ve yalancı peygamber müsseylemenin huzurunda bulunanlar sahabilerin durumu delildir.
2- Müslümanlar için küfür olup kafirler için küfür olmayan kendi dinleri olan meselelerde onların küfürlerini yapmalarına izin vermek müsaade etmek küfre rıza değildir.
Bunun delili:İslam devletinde kafirlerin kendi aralarında mahkemelerini kurmaları, kendi aralarında içki domuz gibi yiyecek ve içecekleri yemeleri delildir.
3- Kafirlerin putlarının taptığı heykellerinin olduğu yerde durmak yada bulunmak ona tazim sevgi ve kabul olmadığı sürece küfre rıza değildir.
Rasulullah kabede putlar olduğu halde orayı tavaf eder ve gücü olmadığı için onları kırmazdı. Fakat Medine de gücü elde edince hepsini kırdı. Yine Allah rasulü ve ashabı kabede putlar olduğu halde umre için yola çıkmışlardır. Ve yarı yoldan geri dönmüşlerdir.
4- Kafirlerden akaid ilmi hariç şirk küfür ve haram işlemeden onlardan dünyevi ilimleri öğrenmek küfre rıza değildir.
Allah rasulü on müslümana okuma yazma öğretme karşılığında bedir esirlerini serbest bırakmıştır.
5-Harbi ve münafıklar bilindiği halde her zaman İslam toplumunda bulunmaları küfre rıza değildir.
Bunun delili:Allah resulü medinede münafıkları bildiği halde katletmemiştir. Çünkü Muhammed ümmetini kırıyor fitnesi çıkmaması için onların medinede barınmalarına müsaade etmiştir. Demek oluyor ki bir sebebe binaen onların küfürlerine saygı tazim yapılmadığı sürece küre rıza sayılmamıştır.
6-Bir zalimin küfür üzere ölmesini istemek bazı alimlere göre küfür değildir.
Şeyhul İslam Cevahirzade şöyle dedi:
Kendisine zulmeden bir kimsenin zulmü sebebiyle Allah (celle celaluhu)'ın ondan intikam almasını düşünerek o kimsenin küfür üzere ölmesini veya öldürülmesini isterse kafir olmaz. Allah (celle celaluhu)'ın şu ayetini iyice düşünen bir kimse bu görüşün sahih olduğunu açıkçı görür. Ayrıca bu görüş Maturidi'nin görüşüdür. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:
"O gün onların tümünü bir araya toplayacağız. Sonra şirk koşanlara: "Yerinizden ayrılmayınız. Siz de, şirk koştuklarınız da" diyeceğiz. Artık onların arasını açmışızdır. Şirk koştukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor değildiniz."
(Yunus: 28)
7-Kafir, harbi ve tağutlara her zaman maddi destek sağlamak onların küfürlerine rıza değildir.
Bunun delilleri çoktur. Allah rasulü Mekke darı harpken kıtlığa düştüğünde, Ebu Süfyan ve Abdullah İbni Sümeyyeye 500 dinar göndermiştir. Ebu Süfyan bu parayı alıp şöyle demiştir. Muhammedin bu hareketi gençlerimizi kandırmak içindir. Ve yine sümame Müslüman olunca küreyişe, Allah rasulü izin vermedikçe bir buğday tanesi size vermeyeceğim demiştir. Allah rasulüde izin vermiş ve küreyişe buday vermeye devam etmiştir. Hem de harbi olmalarına rağmen.
Her küfre rıza küfür olsaydı tüm bu hareketler küfür olurdu. Çünkü para vererek onların küfürde kalmalarını ve Müslümanlara daha çok saldırmış olma ihtimalleri yüksekti ve neticede saldırıyorlardı. Ve bu yapılanları Nisa 140 ayetine hiçbir alim dahil etmemiştir."


Buraya kadar aldığımız 10 madde yazarın usulunu özetlemektedir. Yazarın ısrarla isbatlamaya çalıştığı konu küfre rıza küfürdür kaidesinin bazı istisnaları olduğu ve küfür sözü veya ameli yapılan her yerde sessiz kalmanın küfür olmadığını (misal olarak okullardaki küfür ameller) sözde isbat etmektir. Ancak dikkat edilirse özellikle kendilerine has olan şu yukardaki üç maddeyi delillendirirken selef alimlerinden hiç bir nakil yapmamıştır daha doğrusu yapamamıştır. Zira olmayan bir şey nakledilemez. Hicri 15 asırda Ziyaeddin el Kudsi ve elemanları tarafından ihdas edilen bir bidat için geçmiş alimlerden nakil bulunmamasından daha tabii ne olabilir? Yazar kendi iddialarıyla alakalı nakil getirememiştir ama risalenin ilerleyen bölümlerinde kendisini çürüten nakilleri getirmiştir. Şimdi yazarın bizzat kendi kendisini nasıl imha ettiğine şahitlik edeceğiz inşaAllah..."

Allah'ın izniyle Ziyaeddin el-Kudsi müstear isimli yazarla internet ortamında yaptığımız görüşmenin bant çözümüne birazdan geçeceğiz. Bant çözümleri okunduğunda Kudsi'nin görüşleriyle "yaramaz öğrencisi" nin görüşleri arasındaki paralellik iyice ortaya çıkacaktır. Kudsi'nin konuşmasıyla beraber ortaya attığı batıl görüşlere karşı yaptığımız reddiye de dikkatli incelenirse hak ile batıl arasındaki fark iyice anlaşılacaktır inşaallah. Ancak onun öncesinde "küfre rıza küfürdür" kaidesiyle alakalı nassların genel bir değerlendirmesini yaparak alimlerin bu konu hakkındaki  açıklamalarını nakletmek istiyoruz. Bu bölümde yapacağımız nakillerin çoğu muhalifimizin "KÜFRE RIZA HANGİ DURUMLARDADIR. HER KÜFRE RIZA KÜFÜR MÜDÜR.” Başlıklı yazısından ve de Kudsi'nin başka bir isimle neşrettiği "Davetçinin Tefsiri" adlı kitaptan alıntıdır ve aslında muhaliflerimizi çürütmektedir. Bu kimselerin küfre rızayla alakalı selefin sözlerine vakıf olduktan sonra nasıl da bu denli sapabileceklerine insan gerçekten hayret etmektedir.

Bu nakillere geçmeden önce bu konudaki hak olan usulu belirlemek için başvuracağımız delilleri açıklamak istiyoruz: Bu "rıza" konusuna dayanak teşkil eden üç temel delil vardır. Yazar "Küfre rıza göstermek nasıl olur: Nisa: 140 da geçtiği ve münker hadisinde de belirttiği gibi, Elle, dille müdahale edilen durumlar" diyerek bu delillerden ikisini saymış. Diğeri de Enam: 68. ayetidir. Biz Allahın izniyle müzakeremizi bu üç delil etrafında yürüteceğiz.

Bu delillerden ilki Nisa: 140 ayeti kerimesidir. Allahu teala bu ayetinde şöyle buyurmaktadır:

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذاً مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعاً

O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.
 
Bu ayet hakkında yazar şu  görüşleri nakletmektedir.

Soru 3) Allahın ayetleriyle alay edilen bir yerde veya haram işlenen yerde sadece kalple buğuz olursa kişi küfre girmez diyen kimseler türedi gücü gitmeye yetse bile. Bunu diyenler Suudda okumuş kimselerden dir hatta nisa 140 ayetini delil alıyorlar. Konuyu etraflıca açıklarmısınız?
Cevap 3) Nisa: 140 ayeti onların lehine değil, aleyhine bir delildir. Nisa: 140 ayetini anlasaydılar böyle bir şeyi söylemezlerdi. Çünkü Nisa: 140 kalben rıza göstermediğin halde Allah (celle celaluhu)'a ve rasulüyle alay eden topluluğun yanında kalıp da ayrılmamanın küfür olduğunu gösteren bir ayettir. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:
"Allah size kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturmayın" diye bir hüküm indirmedi mi? Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah münafıkları ve kafirleri cehennemde bir araya toplayacaktır." (Nisa: 140)
 
Taberi şöyle diyor:

"Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." Allah (celle celaluhu)'ın bu sözünden kasıt; Allah-(celle celaluhu)'ın ayetlerine küfreden onlarla alay eden kimseleri duyduğunuzda hala onlarla oturmaya devam ederseniz siz de onlar gibi olursunuz. Zira Allah: "Allah size kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar kafirlerle oturmayın" diye bir hüküm indirmedi mi?" diye bildirmiş ve bu konudaki hükmü size daha önce indirmişti. Buna göre; şayet Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerine küfreden, onlarla alay eden kimselerden, böyle yapmalarına rağmen ayrılmaz ve hala onlarla haşir neşir olmaya devam ederseniz şüphesiz siz de onlar gibi olur ve onların yaptığı hükmü alırsınız. Onlar, Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar ve onlarla alay ettikleri böyle bir hal üzereyken hala onlarla oturmakla Allah (celle celaluhu)'a karşı gelmiş olursunuz. Dolayısıyla böyle bir durumda onlar nasıl ki Allah (celle celaluhu)'ın ayetleriyle alay ederek Allah (celle celaluhu)'a karşı gelmişlerse işte sizler de onlarla birlikte oturmakla aynen onlar gibi Allah (celle celaluhu)'a karşı gelmiş kimseler sayılırsınız. Onlar Allah (celle celaluhu)'a karşı nasıl masiyet işlemişlerse sizler de aynı şekilde Allah (celle celaluhu)'a karşı masiyet işlemiş sayılırsınız. Oysa Allah (celle celaluhu) onlarla beraber oturmaktan Sizi nehyetmişti. İşte bu ayet, batıl ehli batıl üzere konuştuklarında onlarla birlikte oturmanın yasak olduğunu göstermektedir."(Taberi Tefsiri)
 
Kurtubi bu ayet hakkında şöyle diyor:

"Nisa: 140 ayetindeki hitab; imanını zahiren gösteren gerek gerçek manada iman etmiş ve gerekse münafık olan herkes içindir. Zira imanı zahiren gösteren bir kimse Allah (celle celaluhu)'ın kitabının emirlerine uymakla mükelleftir. Allah (celle celaluhu)'ın ayetteki: "...diye bir hüküm indirmedi mi?" sözünden kasıt Allah (celle celaluhu)'ın

وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

"Ayetlerimiz konusunda alaylı tartışmalara dalanlar bir başka söze geçinceye kadar onlardan yüz çevirin. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma." (En'am: 68) ayetidir. Bu ayet inmeden önce münafıklar, yahudiler Kur'an'la alay etmelerine rağmen, yahudi alimlerinin yanlarında oturmaktaydılar.

Ayetteki: "..inkar edildiğini__işittiğiniz zaman" lafzı; Allah (celle celaluhu)'m ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığım duyduğunuz zaman, manasındadır.

"Onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturmayın." Bu lafız ise; söylemiş oldukları küfür sözünden başka, küfür olmayan bir söze geçinceye kadar onlarla oturmayın, manasındadır.

"Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." lafzı; günah işleyen kimselerden İslam'a aykırı bir durum ortaya çıktığında onlardan uzak kalmanın farz olduğunu gösterir. Çünkü münker olan bir şeyi işleyen veya söyleyen kimselerle haşir neşir olan, onlardan uzak durmayan bir kimse onların yaptıklarına rıza gösteriyor demektir...

Küfre rıza küfürdür. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

"Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." İşte bu ayet; Allah (celle celaluhu)'a karşı suç işlenen bir mecliste oturan ve suç işleyen kimselere karşı çıkmayan bir kimsenin günah işlediğini göstermektedir. Oysa Allah (celle celaluhu)'a karşı suç işlenen bir mecliste bulunan bir kimse onlara karşı gelmelidir. Şayet onlara karşı gelecek güçte değilse, onların hükmünü almaması ve bu ayetin hükmüne girmemesi için onlardan ayrılması gerekir.
Bir rivayette Ömer b. Abdilaziz (radiyallahu anh) içki içen bir grubu, onlara ceza vermek için yakalattı. Onları yakalayanlar Ömer b. Abdilaziz (radiyallahu anh)'e şöyle dediler:
"İçki içenlerle birlikte oturan, fakat onlarla içki içmeyen, üstelik de oruçlu olan bir adam vardır." Ömer b. Abdilaziz (radiyallahu anh) bunun üzerine cezaya önce o adamla başlamış ve şu ayeti okumuştur: "Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." Buna göre; günaha rıza göstermek günahtır ve günahı işleyenle o günaha rıza gösteren kimseler cezada eşittirler. Her ikisi de birlikte helak olurlar. Her ikisi arasındaki benzerlik bütün sıfatta değildir, sadece onunla beraber oturmuş olduğu için zahiren onun gibi olmuştur. İşte bu zahire göre olan hükümdür. Tıpkı şairin dediği gibi: "Her arkadaş arkadaşına uyar." Günah işleyenlerle beraber oturmamak, onlardan uzaklaşmak gerekli olduğu gibi bid'at ehlinden ve heva ve hevese göre hareket edenlerden uzaklaşmak elbetteki daha önceliklidir."(Kurtubi Tefsiri)
 
Fahreddin Er-Razi şöyle demiştir:

"Müfessirler şöyle dediler: "Müşrikler, meclislerinde Kur'an'a laf atar ve onunla alay ederlerdi. İşte Allah (celle celaluhu) En'am: 68 ayetini bu sebeble indirmiştir. Bu ayet Mekke'de inmiştir. Daha sonra Medine'deki yahudi alimleri, Mekke'deki müşrikler gibi yapmaya başladılar. Münafıklar da onlarla beraber oturmakta ve onlara karşı gelmemekteydiler. Bunun üzerine Allah (celle celaluhu) münafıklara hitaben: "Allah size kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar onlara oturmayın" diye bir hüküm indirmedi mi?" (Nisa: 140) buyurdu. Bu ayetin manası şöyledir: "Allah (celle celaluhu)'in ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini duyduğunuzda küfür ve alay olmayan bir başka söze geçinceye kadar onlarla oturmayın. Allah (celle celaluhu) sonra; "Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah münafıkları ve kafirleri cehennemde bir araya toplayacaktır" buyurarak münafıklara şöyle dedi: "Ey münafıklar! Şayet Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar eden ve alaya alan kimselerle birlikte oturursanız, şüphesiz ki siz de küfür konusunda, Allah (celle celaluhu) ve ayetleriyle alay eden yahudi alimleri gibi olursunuz.

Alimler şöyle dediler:

"Bu ayet küfre rızanın küfür olduğunu göstermektedir. Buna göre küfre rıza gösteren kimse kafir olur. Aynı şekilde münkeri işlemese bile münkerin işlendiği yerde kalarak işlenmesine rıza gösteren veya münkeri işleyenlerle haşir neşir olan kimse de o münkeri işleyenlerle aynı hükmü alır. Zira Allah (celle celaluhu) ayette: "Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." buyurmuştur. Böyle bir durum ise, münkerin işlendiği yerde oturan kişinin, münkeri işleyen kimsenin yaptığına rıza göstermesi halinde söz konusu olur. Fakat münkeri işleyen kimselerin yaptığından hoşlanmayan, takiye veya korkması sebebiyle onlarla beraber oturan kimse ise o kimselerle aynı hükmü almaz. İşte böyle bir incelik sebebiyle, Kur'an'a ve rasule laf atan yahudilerle aynı mecliste oturan Medine'deki müslümanlara "yahudiler gibi kafir oldular" hükmünü verdik. Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar ve onlarla alay eden kafirlerle aynı mecliste oturan Mekke'deki müslümanlara ise kafir hükmü değil, bilakis iman üzerinde oldukları hükmünü verdik. Çünkü Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar eden ve onlarla alay eden yahudi alimleriyle aynı mecliste oturan Medine'deki münafık ve müslümanlar, kendi serbest iradeleriyle o kimselerle oturmaktaydılar. Oysa Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar ve onlarla alay eden kafirlerle beraber aynı mecliste oturan Mekke'deki müslümanlar ise zaruret sebebiyle onlarla oturuyorlardı."(Razi Tefsiri)

Ebu Heyyan bu ayet hakkında şöyle diyor:

"Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." Allah (celle celaluhu) bu ayette Allah'ın ayetlerini inkar ve onlarla alay eden kişilerle, onlara karşı gelebilme ihtimali olmasına rağmen hala oturmaya devam eden kimselerin küfür hükmü konusunda onlar gibi kafir olduklarını haber veriyor. Zira onlara karşı gelme imkanı olmasına rağmen, karşı gelmeyen kimse küfre rıza gösteriyor demektir. Küfre rıza ise küfürdür.

Ayetteki: "Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." Hitabının münafıklara mı yoksa mü'minlere mi olduğu konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir.
Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar eden ve onunla alay eden Mekke'deki müşriklere imkanları olmadığı için karşı koyamayan müslümanlara müşrik hükmü verilmemiştir. Fakat Medine'de durum değişmişti. Zira Medine'de İslam galib gelmiş ve hakim olmuştu. Bu sebeble müslümanların, karşı gelme güçleri vardı."(El-Bahrul Muhiyt)

(...)
 
Vahidi şöyle diyor:

"Yahudi alimleri Kur'an'la, alay etmekte, münafıklar ise buna rağmen onlarla birlikte oturmaktaydılar. Allah (celle celaluhu), müslümanlar münafıklar gibi yapmasınlar diye yahudi alimleri Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar ettikleri ve onlarla alay ettikleri zaman onlarla oturmayı müslümanlara yasaklamıştır. "Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz."dan kasıt ise; hem onlarla aynı cezayı alır, hem de onlar gibi kafir olursunuz, demektir. Zira bu müslümanların durumu Mekke'deki müslümanlann durumu gibi değildi ve onlara karşı gelebilme ve onları inkar edebilme güç ve imkanlarına sahiptiler.

Yine bu ayet; "eğer onlara rıza gösterirseniz kafir olursunuz" manasındadır. Bu ise Ebu Hanife'den gelen ve Ezzahira kitabında geçen şu kaideye dayanmaktadır: "Başkasının küfrüne rıza göstermek, istisnasız küfürdür."


-Kudsicilerin risalesinden alıntı bitti-

Derim ki: özellikle siyah puntoyla işaretlediğim yerler iyi okunursa küfre rızanın manası daha iyi anlaşılacaktır inşaallah. Alimler Mekke'de can korkusu taşıyan müslümanların kafirlere ses çıkartmamasını meşru takiyye kapsamında değerlendirirken, Medine'de böyle bir can tehlikesi olmadığı halde küfür meclislerinde oturmaya devam eden kişilerin münafık olduklarını beyan etmektedirler. Bu da küfre rızanın küfür konuşulan mecliste oturmaktan daha geniş bir kavram olduğunu esasında kalbi bir durum olduğunu göstermektedir. Şöyle ki kalbinde iman olan bir kimse küfürden hoşnut yani razı olmaz. İkrah olmaksızın küfür konuşulan yerde oturan kimsenin kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur. Bu meselenin tafsilatı ilerde inşaallah gelecektir.

Bazı alimler, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, fasık ve bidatçilerle beraber oturmanın haram olduğuna bu ayeti delil göstermişlerdir. Bu, İbni Mesud, İbrahim en-Nehai ve Ebu Vail'in görüşüdür. Aynı zamanda Ömer b. Abdulaziz de bu görüştedir.

Hişam b. Urve (radiyallahu anh), Ömer b. Abdulaziz hakkında şöyle rivayet etmiştir:

"Ömer b. Abdilaziz, içki içmediği üstelik oruçlu olduğu halde, içki içenlerle birlikte oturan kimseye içki içenlerle aynı cezayı vermiştir. Bunun sebebi kendisine sorulduğunda ise Nisa: 140 ayetini okumuştur.

Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar eden ve onlarla alay edenlerden yüz çevirmek; sadece kalple inkar etmek veya sadece yüzü çevirmekle olmayıp aynı zamanda onların yanından da ayrılmakla olur.

Cibai şöyle dedi:

"Ayette yasaklanan şey; onlara karşı gelmeksizin ve söylediklerinden hoşlanmadığını göstermeksizin onlarla birlikte oturarak söylediklerini dinlemektir."
(Alusi Tefsiri)

Semerkandi bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:

"Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." ayeti şu manadadır: "Şayet onlarla birlikte oturursanız, sorumlulukta onlar gibi olursunuz." Bu ayet, masiyetin işlendiği bir mecliste, bu masiyeti işleyenlerle birlikte aynı mecliste oturan ve onlara karşı gelmeyen kimselerin sorumluluk konusunda bu «masiyeti işleyenler gibi olduğunu-göstermektedir. Zira bir mecliste masiyetin konuşulduğu veya işlenildiğine şahit olunduğu anda hemen o masiyeti işleyen kimseye karşı çıkılması gerekir. Şayet bir kimse o masiyeti işleyen kimselere karşı çıkmaya güç yetirebilecek durumda değilse yapması greken amel oradan uzaklaşmasıdır. İşte böyle yaptığı zaman ancak bu ayetin hükmünü almaz.

Cüveybir, Dahhak'tan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Dinde bid'at çıkartan kimseyle, böyle yapmasına rağmen bir arada oturan kimse bu ayetin hükmünü alır. Bu ayetin hükmü ise kıyamete kadar geçerlidir. Bu nedenle her kim bid'at işleyen bir kimseyle, ona ses çıkartmaksızın veya karşı gelmeksizin oturursa işte o kimse de aynen onun aldığı günahı alır." (Semerkandi Tefsiri)

Şeyh Süleyman b. Abdillah şöyle diyor:

"Bu ayetin manası zahirine göredir ve şu manadadır: "Bir kimse, Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerinin inkar edildiğini veya alaya alındığını duyduğu bir mecliste, böyle yapan kafirlere ikrah olmaksızın karşılık vermez veya onlar başka bir söze geçinceye kadar onların yanından ayrılmazsa, velevki onların yaptığı -gibi yapmamış olsun aynen onlar gibi kafir olur. Çünkü bu kimsenin o mecliste böyle yapan kimselerle birlikte oturması onların küfürlerine rıza göstermesi demektir. Küfre rıza ise küfürdür. Alimler bu ve benzeri ayetleri delil göstererek, günaha rıza gösterenin, günahı yapan kimse gibi olduğunu söylemişlerdir. Şayet o kimselerle oturan kimse onları kalbiyle inkar ettiğini ve söylediklerini kabul etmediği söyleyecek olsa bu sözü ondan kabul olunmaz. Çünkü hüküm zahire göredir ve o kimse zahiren küfre rıza göstermiş ve bundan dolayı kafir olmuştur."(Mecmuatu't Tevhid s: 48)


Süleyman bin Abdillah'ın açıklamaları da aynı şekilde aslolanın kişinin kafirlere karşı tepkisini elle, dille veya oradan ayrılarak ortaya koyması olduğunu gösteriyor. Yukardaki nakiller çok açık bir biçimde küfre rıza küfürdür kaidesinin ikrah dışında bir istisnası olmadığını, sadece Kur'an'la açıkça alay etmeyi değil bütün küfür çeşitlerini kapsadığını hatta bu ayet zahiren sadece itikadi küfürlerle alakalı nazil olmuş olsa da selefi salihinin bu ayetten herhangi bir masiyete, günaha rıza gösteren herkesin o günahın hükmünü alacağı kaidesini çıkarttıklarını göstermektedir.Şimdi biz bu nakillere ilaveten bazı nakiller yaparak küfre rıza küfürdür kaidesinin alimler tarafından nasıl anlaşıldığını daha açık bir biçimde göstermek istiyoruz biiznillah..

Bu açıklamalara göre bir kimse, herhangi aleni bir küfrün işlendiği bir mecliste ikrah olmaksızın oturuyor ve karışılık vermiyor veya o meclisten ayrılmıyorsa aynen küfrü işleyen kimsenin hükmünü alır. Şayet o mecliste günah işleniyorsa bu durumda küfür değil, günah işleyen kimsenin hükmünü alır. Yani; verilecek hüküm, mecliste işlenen suça göre verilir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Allah (celle celaluhu)'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse içki içilen bir masada oturmasın." (Tirmizi, Hakim, Taberani sahih senedle) (Tirmizi bu hadis için hasen-garib dedi)

Müfessirler bu ayeti tefsir ederken Ömer b. Abdilaziz ile ilgili şu hadiseyi de zikrederler:

Bir rivayette Ömer b. Abdilaziz (radiyallahu anh) içki içen bir grubu, onlara ceza vermek için yakalattı. Onları yakalayanlar Ömer b. Abdilaziz (radiyallahu anh)'e şöyle dediler:
"İçki içenlerle birlikte oturan, fakat onlarla içki içmeyen, üstelik de oruçlu olan bir adam vardır." Ömer b. Abdilaziz (radiyallahu anh) bunun üzerine cezaya önce o adamla başlamış ve şu ayeti okumuştur: "Allah size kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiği...Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz."

Ömer b. Abdilaziz münker işlenen bir yerde oturan kimseye münker işleyen hükmünü vermiştir. Zira bu kimse ikrah olmadığı halde, münkeri işleyenlerin yaptıklarına karşı çıkmamış veya onların yanından ayrılmamıştır. Bu ise onun, bu münkere rıza gösterdiğini gösterir. İşte bu sebeble aynen onlar gibi cezalandırılmıştır. Bu ise, küfre rıza gösterenin kafir olduğu gibi, günaha rıza gösterenin de günahkar olduğunu gösterir"


Davetçinin Tefsirinde ise Enam 68. Ayetle alakalı "Seyfettin" müstear isimli yazar yani Kudsi şu açıklamayı yapmaktadır:

Bu ayetin nuzül sebebi hakkında Taberi, Suddi’den şöyle bir rivayet nakletmiştir.

“Mekke müşrikleri, mü’minlerle beraber Rasulullah (s.a.s)’a ve Kur’an’a laf atmaya başladılar. Hatta, Rasulullah (s.a.s)’a söver, Kur’an’la alay ederlerdi. Allah (celle celaluhu) işte bu sebeble müşrikler başka bir söze geçinceye kadar onlarla oturulmamasını emretti.”
Buna benzer bir rivayeti İbni Cureyc, Katade ve Mukatil, Said b. Cübeyr’den rivayet etmişlerdir.(Taberi)         
“Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalan kimseleri gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir.”
Allah (celle celaluhu) bu ayette şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Ey mü’minler! Allah ile, Kur’an ayetleriyle, rasulüyle ve İslam diniyle alay eden bir topluluk gördüğünüzde, onlara karşı gelmeksizin, onlara itiraz etmeksizin, onlarla birlikte sakın oturmayın. Onlarla ancak Allah, ayetleri, rasulü ve İslam diniyle alay söz konusu olmadığı zaman oturabilirsiniz. Şayet onlar alay ederler ve sizler de bu yaptıklarına karşı gelmeksizin onlarla oturmaya devam ederseniz, siz de onlar gibi kafir olursunuz. Zira sizin onlara sessiz kalmanız, onların yaptıklarına rıza göstermek anlamına gelir. Çünkü, Allah ile, ayetleriyle ve Rasulü ile alay edildiğinde bütün müslümanlar bundan rahatsız olur. İşte bu, mü’minler ile münafıkları birbirinden ayırtetmenin ölçüsüdür.”
“Şayet şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalim toplulukla beraber (kesinlikle) oturma.”
Allah (celle celaluhu) ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Ey müslümanlar! Allah, ayetleri, rasulü ve İslam diniyle alay edilen yerde oturmanın yasak olduğunu eğer şeytan size unutturur ve bu sebeble siz o kimselerle oturmaya devam ederseniz, bu konudaki hükmü hatırladığınız anda hemen o zalim ve kafir topluluktan ayrılın.”
Allah (celle celaluhu) bu ayette “zalim toplulukla” oturulmamasını emretmiştir. Bu ayetteki zalimden kasıt; kafir olan kimselerdir. Yoksa zulüm işleyen herkes kastedilmemiştir."

Peki, Kudsi müstear isimli yazar tefsirinde bunları söylerken bizimle yaptığı münazarada ne söylemektedir?

"bir kafir kendi görüşünü anlatıyorsa ve diyor ki ben kurana saygılıyım,karşı fikre saygılıyım,bu benim görüşüm”kuran ayetlerine laf atmıyor,kuran ayetleriyle alay etmiyor,kendi görüşünü anlatıyorsa bu ayetin hükmüne girmez.gitmeyebilirsin.bazı kişiler bunu yanlış anlıyorlar.yani her küfür konuşulduğu zaman bu ayetin hükmüne girmiyor.ayet kur’an’a laf atıldığı zaman yani kurana ihanet söz konusu..Eğer biz her küfrü bu ayetin içine alacaksak Müslüman devletin içinde asla ve asla kiliseler olmazdı.Çünkü kiliselerde mutlaka küfür işlenecek,adam gidecek haça ibadet edecek.o zaman niye biz ona müsaade ediyoruz.acaba Müslüman devletin içinde bir genelev varsa izin verebilir mi? Müsaade edebilir mi? Veya başka bir yerde haram işleniyorsa,Müslümanlar haram işliyorsa,içki,meyhane vs. izin verebilir mi? Asla asla izin verilmez.peki niye Hıristiyanların kilise açmasını,Yahudilerin ibadethane açmasına yada açık kalmasına izin verilmiştir.Çünkü bunlar kurana laf atmıyorlar,saygısızlık yapmıyorlar,kendi dinlerine hak olduğunu zannettikleri dinlerine tabi oluyorlar.Hatta üçtür derken bile bir sayıyorlar.diyorlar ki üçtür,ama birdir.Burada küfür var ama İslam’a bir saygısızlık yoktur.saygısızlık yaptıkları zamanda artık mesele başka.bu farkı çok iyi bilmemiz gerekir.Eğer bu farkı anlayamazsak meseleyi anlayamayız. Allah şöyle diyor, Muhammed şöyle diyor vs alay etmeye kalkarsa o zaman bu ayetin hükmüne o giriyor. Yani karşı gelinecek ve ya o ortam terk edilecek. Ama mesela adam demokrasiyi anlatıyor, mesela laikliği anlatıyor. Diyor ki aslında İslam’ı korumak için laiklik en iyi düzendir. Yani adam İslam’ı korumak için laikliği seviyor. Yada diyor ki en yi demokrasi İslam’dır. Tabiî ki bunun söylediği küfürdür.söylediği …(8:37) işte bu ayetin hükmüne girmiyor…..(8:45)
 


Açıkça görüldüğü gibi yazarın alimlerden yaptığı nakiller hatta Kudsi'nin tefsirinde yaptığı açıklamalar bizzat yazarın iddialarını yalanlamaktadır. Zira bu nakiller çok açık bir biçimde küfre rıza küfürdür kaidesinin ikrah dışında bir istisnası olmadığını, sadece Kur'an'la açıkça alay etmeyi değil bütün küfür çeşitlerini kapsadığını hatta bu ayet zahiren sadece itikadi küfürlerle alakalı nazil olmuş olsa da selefi salihinin bu ayetten herhangi bir masiyete, günaha rıza gösteren herkesin o günahın hükmünü alacağı kaidesini çıkarttıklarını göstermektedir.Şimdi biz yazarın yaptığı nakillere ilaveten bazı nakiller yaparak küfre rıza küfürdür kaidesinin alimler tarafından nasıl anlaşıldığını daha açık bir biçimde göstermek istiyoruz biiznillah..

Aliyyul kari Fıkhul ekber şerhinde şu fetvaları nakletmektedir:

“Hulâsat'ül-Fetâvâ”da yine şöyle yazılmaktadır: “Yüz sene sonra kâfir olmaya niyetlenen kimse şimdiki durumda da kâfirdir.”

Yine aynı kitabta kaydedildiğine göre, küfür kelimesini konuşan kimsenin bu sözüne razı olarak gülen kimse kâfirdir. “Bunun manası şudur: Bu sözü söyleyenin durumuna razı olmamakla beraber sadece sözünden hoşlandığı için, tuhafına gittiği için gülerse kâfir olmaz. Esas meselenin ağırlık noktası rızadır. Bu meseleyi gülmek ifadesi ile kaydetmesinin sebebi ise, gülmenin ekseriya razı olarak vuku bulmasına binaendir. Bu sebeple “Mecmaul-Fetâvâ”da bu meseleyi mutlak olarak zikrederek şöyle deniliyor: “Kim bir küfür kelimesini konuşur da bu söz sebebiyle başkası gülerse bu kimse kâfir olur. Vaaz veren bir âlim vaazı icabı küfür kelimesini söyler de cemaat bunu kabul ederse hepsi kâfir olurlar. Yani bir vaiz, bir müderris, yahut bir yazar bu kelimeyi söyler de okuyan ve dinleyenler de kabul ederse ve edindikleri bu bilgiye inanırlarsa kâfir olurlar. Kendileri için bir mazeret yoktur.

(Fıkhul ekber şerhi terc.sf 464 Küfrü Gerektiren Düşünceyi Akla Getirmek başlığı  Çağrı yay.İst 1979)

Fıkhul ekber şerhini türkçeye tercüme eden mütercim Y. Vehbi Yavuz her nedense buraya kadar tercüme etmiş fakat bundan sonraki cümleyi -ki onu birazdan nakledeceğiz- atlamıştır. Bu kasıttan mı kaynaklanıyor yoksa ihmalden mi onu Allah bilir

Cümlenin devamında şarih Aliyyul Kari, Muhit adlı kitaptan şu fetvayı nakletmiştir

 إذا سكت القوم عن المذكور و جلسوا عنده بعد تكلمه بالكفر كفروا

Yani sözkonusu mecliste oturan topluluk vaiz küfür kelimesini konuştuğu halde orada oturmaya devam ederlerse onlar da kafir olurlar (Metnin orjinali için Fıkhul Ekber Şerhi'nin Arapçasında 276.sayfaya bkz Darul kutubil İlmiyye Beyrut   2007 baskısı.)

Biz de diyoruz ki: Bundan kasıt,ses çıkarmadan oturmak olmalıdır.Yukarda Süleyman bin Abdullah rh.a'nın da işaret ettiği gibi küfür sözüne ya elle ya dille veya orayı terkederek bir şekilde karşılık vermek lazımdır.Bu şekilde elfazı küfrü reddeden kişi meclisi bozmuş olduğu için oradan ayrılması gerekmez ancak küfür meclisi sürekli devam ediyorsa ve değiştirme imkanı kalmadıysa oradan ayrılması gerekir Allahu a'lem. İşte bu fetva söylenen küfür sözün mahiyetinde hiç bir ayrım yapmadan herhangi bir küfür sözü söyleyen kişiye sükut eden kimsenin kafir olacağını göstermektedir ve bu küfür sözün alay ve inkar olmasının farketmediği, alay edildiğinde itiraz edilmesi gerekir fakat her inkardan dolayı itiraz gerekmez sözünün Kudsi ve elemanları tarafından ortaya atılmış küfür mahiyetindeki bir bidat olduğunu da ortaya koymaktadır.

Nisa 140. Ayet münafıklar hakkında nazil olmuştur. Bu ayetin siyak ve sibakı yani öncesi ve sonrası şu şekildedir:

138. Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!
139. Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir.
140. O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.
141. Sizi gözetleyip duranlar, eğer size Allah'tan bir zafer (nasib) olursa, "Sizinle beraber değil miydik?" derler. Kâfirlerin (zaferden) bir nasipleri olursa (bu sefer de onlara), "Sizi yenip (öldürebileceğimiz halde öldürmeyip) müminlerden korumadık mı?" derler. Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir ve kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.
142. Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler.
143. Bunların arasında bocalayıp durmaktalar,ne onlara (bağlanıyorlar) ne bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.


Bu hususta Seyfeddin el Muvahhid müstear isimli yazar şöyle diyor:

"Öyle görülüyor ki münafıklar küfür meclislerinde oturarak sadece kaplerindeki küfrü açığa vurmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Bazı ameller vardır ki bunlar, o amelleri işleyenin kalbinde iman olmadığını gösterirler. Bu amellerden bazıları şunlardır:

1 - Allah (celle celaluhu)’la, Rasulüyle ve İslam diniyle şaka yoluyla olsa da alay etmek.
Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:
“Onlara soracak olursan: “Biz andolsun ki eğlenip oynuyorduk” diyecekler. De ki: “Allah’la, ayetleriyle ve Rasulüyle mi alay ediyorsunuz? Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra küfre girdiniz.” (Tevbe: 65-66)       
2 - Allah (celle celaluhu)’la, Rasulüyle ve İslam diniyle alay edilen yerde, ikrah olmaksızın ve karşı çıkmaksızın oturmak.
Böyle bir ortamda karşı çıkmaksızın oturan kimse, alay edenler gibi kafir olur.  Zira onun orada oturması, onların yaptığı amele rızası olduğunu gösterir.
Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:
“Allah size kitapta: “Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini, yahud onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar kafirlerle oturmayın” diye bir hüküm indirmedi mi? Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah münafıkları ve kafirleri cehennemde biraraya toplayacaktır.” (Nisa: 140)
3 - İkrah olmaksızın küfrü işlemek veya söylemek.
“Kalbi iman ile dolu olduğu halde zorlanan hariç, kim inkara göğsünü açarsa, işte onlara Allah’tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır.” (Nahl: 106)
4 - Tağuta (Allah (celle celaluhu)’ın şeriatı dışındaki kanunlara) muhakeme olmak.
“(Ey Muhammed!) Sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.” (Nisa: 60)                                     
5 - Allah (celle celaluhu)’ın şeriatine muhakeme olmayı kabul etmemek.
“Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman onlardan bir grup yüz çerir. Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.” (Nur: 47-48)
“(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’a ve rasul (Muhammed)e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse (bilsinler ki) Allah (şüphesiz) kafirleri sevmez.” (Ali İmran: 32)           
6 - Küfür konusunda müşriklere itaat etmek.
“Doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri dönüp irtidat edenlerin yaptıklarını şeytan kendilerine süslü gösterdi ve onları boş hayallerle aldattı. İşte bu onların, Allah’ın indirdiklerini beğenmeyenlere: “(İlerde) bazı meselelerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Şüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini bilmektedir.” (Muhammed: 25-26)                             
7 - Allah (celle celaluhu)’ın hükmünü kabul etmemek ve ona rıza göstermemek.
“Allah ve rasulü bir konuda hüküm verdiğinde inanmış erkek ve kadınların artık işlerinde başka yolu seçme hakları yoktur. Her kim Allah’a ve rasulüne başkaldırırsa apaçık bir şekilde sapmış olur.” (Ahzab:  36)
“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)
8 - İhtilaf halinde Allah (celle celaluhu) ve Rasulünün hükümlerine başvurmamak.
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin! Rasulüne ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin! Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman etmişseniz onu Allah’a ve Rasulüne götürün! Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha iyidir.(Nisa:59)                                                               
9 - Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyip, Allah’ın indirdiği dışındakilerle hükmetmek.
“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44)                               
10 - Kafirleri, müslümanlara karşı desteklemek ve onlarla dost olmak.
“Eğer onlar Allah’a, nebiye ve ona inene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi.” (Maide: 81)


Bu tasnif "Davetçinin Tefsiri" adlı kitaptan alınmıştır ve de doğru bir tasniftir. Bu kitabın müellifi  tefsirinde küfür meclisinde oturmanın kalbte iman olmadığını gösterir bir alamet olduğunu söyledikten sonra başka yerlerde tam tersi fetvalar vererek gizlilik döneminde küfür meclisinde oturulabileceğini iddia etmektedir. Peki kalbinde iman olan bir kimse ikrah olmadığı halde gizlilik döneminde nasıl kafirlerin yanında oturmayı başaracaktır? Bunu iddia eden kimse imanı anlamamıştır. Meselenin tafsilatı inşaallah ilerde gelecektir.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1851
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
01 Kasım 2010 tarihli yazı:

وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

"Ayetlerimiz konusunda alaylı tartışmalara dalanlar bir başka söze geçinceye kadar onlardan yüz çevirin. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma." (En'am: 68)

Yine Davetçinin Tefsirinde Enam 68. Ayetle alakalı "Seyfettin" müstear isimli yazar yani Kudsi şu açıklamayı yapmaktadır:


"Bu ayetin nuzül sebebi hakkında Taberi, Suddi’den şöyle bir rivayet nakletmiştir.

“Mekke müşrikleri, mü’minlerle beraber Rasulullah (s.a.s)’a ve Kur’an’a laf atmaya başladılar. Hatta, Rasulullah (s.a.s)’a söver, Kur’an’la alay ederlerdi. Allah (celle celaluhu) işte bu sebeble müşrikler başka bir söze geçinceye kadar onlarla oturulmamasını emretti.”Buna benzer bir rivayeti İbni Cureyc, Katade ve Mukatil, Said b. Cübeyr’den rivayet etmişlerdir.(Taberi)   
       
“Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalan kimseleri gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir.”


Allah (celle celaluhu) bu ayette şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! Ey mü’minler! Allah ile, Kur’an ayetleriyle, rasulüyle ve İslam diniyle alay eden bir topluluk gördüğünüzde, onlara karşı gelmeksizin, onlara itiraz etmeksizin, onlarla birlikte sakın oturmayın. Onlarla ancak Allah, ayetleri, rasulü ve İslam diniyle alay söz konusu olmadığı zaman oturabilirsiniz. Şayet onlar alay ederler ve sizler de bu yaptıklarına karşı gelmeksizin onlarla oturmaya devam ederseniz, siz de onlar gibi kafir olursunuz. Zira sizin onlara sessiz kalmanız, onların yaptıklarına rıza göstermek anlamına gelir. Çünkü, Allah ile, ayetleriyle ve Rasulü ile alay edildiğinde bütün müslümanlar bundan rahatsız olur. İşte bu, mü’minler ile münafıkları birbirinden ayırtetmenin ölçüsüdür.”

“Şayet şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalim toplulukla beraber (kesinlikle) oturma.”

Allah (celle celaluhu) ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! Ey müslümanlar! Allah, ayetleri, rasulü ve İslam diniyle alay edilen yerde oturmanın yasak olduğunu eğer şeytan size unutturur ve bu sebeble siz o kimselerle oturmaya devam ederseniz, bu konudaki hükmü hatırladığınız anda hemen o zalim ve kafir topluluktan ayrılın.”

Allah (celle celaluhu) bu ayette “zalim toplulukla” oturulmamasını emretmiştir. Bu ayetteki zalimden kasıt; kafir olan kimselerdir. Yoksa zulüm işleyen herkes kastedilmemiştir."


-Davetçinin Tefsirinden yapılan alıntı burada bitti-

Biz de buna aynen katılıyor ve diyoruz ki: Küfür meclislerinde ses çıkarmadan oturmak ancak kişinin tereddüt içindeki bir münafık olduğunu gösterir. Böyle kimselere bir an önce şüphelerinden vazgeçip tevhide hakkıyla teslim olmalarını ve de kendi söyledikleri hak sözlerle amel etmelerini tavsiye ederiz.

Kurtubi rh.a Enam:68 ayetinin tefsirinde şunları kaydetmektedir:

 "Hüccet olan imamlarla onların peşinden gidenlerin, takiye olmak üzere fasıklarla beraber oturup kalkabileceklerini ve onların görüşlerinin doğruluğunu ifade" edebileceklerini iddia edenlere karşı bu âyet-i kerimede aziz ve celil olan Allah'ın Kitabındaki bu âyette açık bir red bulunmaktadır.

Taberî, Ebu Cafer, Muhammed b. Ali (radiyallahu anh)'dan şöyle dediğini zikretmektedir: Çeşitli davalar ileri sürerek birbirine düşmanlık eden husumet sahibi kimselerle birlikte oturup kalkmayınız. Çünkü onlar Allah'ın âyetleri hakkında (bilgisizce) dalan kimselerdir.

Îbnü'l-Arabî der ki: Bu da büyük günah işleyen kimselerle oturup kalkmanın helal olmadığına delildir.

İbn-Huveyzimendad der ki: Allah'ın âyetleri hakkında dalan kimselerle oturup kalkmak terkedilir ve ondan uzak kalınır. İster mü'min, ister kâfir olsun. Yine şöyle demektedir: Aynı şekilde bizim mezhep alimlerimiz, düşman topraklarına, onların kilise ve havralarına girmeyi uygun görmediği gibi, kâfirlerle ve bid'at ehli İle de oturup kalkmayı uygun görmemişlerdir. Onların (mü'minlere) sevgi gösterdiklerine inanılmaması, sözlerine kulak verilmemesi ve onlarla tartışılmaması da gerekir.


Bid'at sahiplerinden birisi Ebu îmran en-Nehai’ye şöyle demiştir: Benim bir sözümü dinle. Ancak, Ebu İmran ondan yüz çevirmiş ve senin yarım sözünü dahi dinlemem, demiştir. Buna benzer bir rivayet Eyyub es-Sahtiyâni'den de rivayet edilmiştir.

el-Fudayl b. Iyad der ki: Bid'at sahibi birisini seven bir kimsenin Allah amelini boşa çıkarır. Onun kalbinden İslâm'ın nurunu çıkartır. Her kim kızını bir bid'atçi ile evlendirecek olursa kızıyla akrabalık bağını koparmış olur. Bid'at sahibi bir kimse ile oturana hikmet verilmez. Bir kimsenin bid'atçi birisine buğzederse Allah'ın da ona mağfiret edeceğini ümit ederim.

Ebû Abdullah el-Hâkim de Âişe (r.anha)'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Her kim bid'at sahibi birisine saygı gösterecek olursa o, İslâmın yıkılışına yardımcı olmuş olur."[Müstedrek'te tespit edemedik; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat, VIî, 396'da zikretmektedir. Hadîsin zayıf olduğu belirtilmektedir. el-Azizî, es-Sirâcu'l-Münir, III, 361.]

Bunlar, bid'at sahibi kimselerle oturup kalkmanın -onlarla beraber olanlar kulaklarını korudukları takdirde- caiz olduğu İddiasında bulunanların görüşleri çürütülmüş olur (Kurtubi'den yapılan alıntı burada bitti).

Görüldüğü gibi alimler, kafirlerin kendi dinlerinde küfür olan şeylerde veya gizlilik döneminde veyahut da İslama doğrudan sataşma olmayan küfürlerde sessiz kalmak küfür değildir gibi bir batıl fetva ortaya atmak bir yana seddi zeria yani harama küfre yol açan şeylerin engellenmesi sadedinde normalde ayette bahsedilmeyen durumları dahi rıza kapsamında değerlendirmişlerdir.Çünkü ayette bidat ehliyle oturulmayacağına dair bir hüküm yoktur.Fakat özellikle avamdan olan insanların bidat ehliyle oturması engellenmezse o bidatçiler  Allahın ayetlerini saptırdıkları zaman buna rıza gösterip sessiz kalmanın önüne geçilemez.Zira insanların çoğu özellikle de cahil olanlar hangi sözün hak hangisinin batıl olduğunu bir çok zaman ayırd edemezler veya ayırd etseler bile bidat ehlinin söylediği bir çok batıl kelamdan hangi birisine itiraz edeceklerdir.Bundan dolayı alimler genel olarak bu tarz insanlarla düşüp kalkmayı men etmişlerdir.Kaldı ki Kurtubi'nin bahsettiği bidatçi ve fasıklar açık küfrü olmayan kimselerdir. Bidatları küfür seviyesine çıkmış olanlarla düşüp kalkmak bir yana bu kimselerin İslam diyarında yaşama hakları dahi yoktur.

İbn Huveyzmendad'ın sözüne bir bakın...Kiliselere girmenin caiz olmadığından bahsediyor.Keza....darul harbe gitmenin doğru olmadığını söylüyor.Bütün bunlar Allahın ayetleriyle inkar edildiği durumlarla karşılaşmamak için bir tedbirdir..Kilisede yapılan ayinlere iştirak ise kişi söz ve fiil olarak katılmasa dahi  sırf orada bulunmaktan başka bir şey yapmasa dahi küfürdür.Bu söylediğimiz söze öyle zannediyoruz ki bu Kudsiyye taifesinin elemanları da katılırlar. Ancak günümüzdeki modern kiliseler yani eğitim kurumları ve askeriye sözkonusu olduğu zaman birden bire bu hükümleri unutuverirler. çünkü bunlar Kitap ehli kafirlerine buğzettikleri kadar yerli kafirlere buğzetmezler.Yerli kafirlere olan buğzları da yabancı kafirlerin  hakimiyetini kabul ettikleri içindir.kanaatimizce bu tip "hakimiyet davetçisi" adını verdiğimiz fırkaların ortaya çıkışı akidevi olmaktan ziyade siyasidir ve de tepkiseldir, bir tip kültür milliyetçiliğinden kaynaklanır.Bunlara gidin çocuklarınızı kilise korosuna katın veya kendiniz katılın ve onlar ilahi söylerken ağzınızı kıpırdatmayın hatta ayağınızı kaldırmak vs suretiyle meclisi bozun dense asla kabul etmezler ve bu teklifi yapanı haklı olarak tekfir ederler. Fakat aynı sözü İstiklal marşı hakkında bizzat kendileri uygularlar. Çünkü hristiyanlara duydukları kin ve nefreti Türk, Arap vb yerli kafirlere karşı hissetmezler .Doğrusunu bilen Allah'tır kalblerde olanı yalnız O bilir ancak bizim zahirde gördüklerimizden çıkardığımız netice budur..Esasen bu bahis hakkında daha çok söz söylenebilir fakat şu an için bu kadarına işaret etmekle yetiniyoruz.Bu kadarı bile umarım akıl sahipleri için ufuk açıcı olur.

Enam 68. Ayeti neshedilmiş midir?


Kurtubi'nin naklettiğine göre El-Kelbi der ki, yüce Allah’ın: "“Onlar başka bir söze dalıncaya kadar yanlarında oturmayın” buyruğu yüce Allah’ın: “Takva sahibi müminlere onların hesaplarından hiçbir şey yoktur. (ENAM 69)” buyruğu ile neshedilmiştir. Ancak, genel olarak müfessirler bu ayet muhkemdir, demişlerdir.

Razi ise şunları kaydeder:

"Takva üzere olanlara, onların hesabından hiç bir şey gerekmez. Fakat (onlara düşen), bir nasihattir. Umulur ki (onlar da) sakınırlar" (En'âm, 69).

İbn Abbas (radiyallahu anh) şöyle demiştir: "Müslümanlar, "Müşrikler Kur'ân ile istihza edip, onun hakkında ileri geri konuşmaya daldıklarında, eğer onların yanından kalkıp ayrıltrsak, Mescid-i Haram'da oturmaya ve Kabe'yi tavaf etmeye imkân bulamayız" dediler ve bunun üzerine işte bu âyet nazil oldu. Bu âyet ile, mü'minlere o müşriklerle birlikte oturma, onlara öğüt ve nasihat ile dini anlatma ruhsatı ve müsaadesi verilmiş oldu. İbn Abbas (radiyallahu anh), âyetin mânasının, "Şirkten, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan ittikâ edenler için, o kâfirlerin hesaplarından, yani günahlarından hirşey gelmez. Fakat o müttakilere gereken, öğüt vermeleridir" şeklinde olduğunu söylemiştir.

Kurtubi ise sözonusu Enam 69. Ayetin tefsirinde şöyle diyor: İbn Abbas der ki: "Kendilerinden yüz çevir" müşriklerle beraber oturma¬yın diye emreden yüce Allah'ın buyruğu ile müslümanlar bizim Mescid-i Ha-ram'a girmemize ve Beyti tavaf etmemize artık imkânımız kalmadı, dediler. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

"Fakat, sakınırlar diye hatırlatmaları gerekir." Yani, şayet mü'minler on¬larla birlikte oturacak olurlarsa, onlara hatırlatsınlar, öğüt versinler. Belki bunun sonucunda bulundukları durumu terk hususunda Allah'tan sakınırlar, korkarlar.

Diğer taraftan şöyle denilmiştir: Bu da, yüce Allah'ın: "O, size kitapta şunu indirdi: Allah 'in âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar başka bir söze dalıncaya kadar yanlarında oturmayın" (en-Nisa, 4/140) buyruğu ile neshedimiştir. Böyle bir ruhsat Mekke fethinden önce idi ve o zamanlar takiye yapılacak zamanlardı.

Yüce Allah: "O size Kitapta şunu indirdi" buyruğu ile: "Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinip... kimseleri" (el-En'âm, 6/70) buyruğuna işaret etmektedir.

el-Kuşeyrî der ki: Daha zahir olan, âyet-i kerimenin mensuh olmadığıdır. Anlamı da şöyle olur: Müşriklerin hesabından size bir şey düşmez. Size düşen onlara hatırlatıp öğüt vermek ve onları kötülüklerinden vazgeçirmeye çalışmaktır. Eğer kabul etmeyecek olurlarsa, onların hesaplarını görmek Allah'a aittir.

"Hatırlatmak" mastar olmak üzere nasb mahallin dedir. Ref mahallinde olması da mümkündür. Yani: Fakat onların yapmaları gereken şey hatırlatmaktır. Yani, onlara öğüt verip hatırlatmak düşer (bu onlara bir görevdir). el-Kisaî de der ki: Buyruğun anlamı: Fakat bu, bir öğüttür, şeklindedir." (Kurtubi Tefsirinden alıntı burada bitmiştir.)

Az yukarda Razi Tefsirinden şöyle bir alıntı yapmıştık:

"Bu ayet küfre rızanın küfür olduğunu göstermektedir. Buna göre küfre rıza gösteren kimse kafir olur. Aynı şekilde münkeri işlemese bile münkerin işlendiği yerde kalarak işlenmesine rıza gösteren veya münkeri işleyenlerle haşir neşir olan kimse de o münkeri işleyenlerle aynı hükmü alır. Zira Allah (celle celaluhu) ayette: "Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz." buyurmuştur. Böyle bir durum ise, münkerin işlendiği yerde oturan kişinin, münkeri işleyen kimsenin yaptığına rıza göstermesi halinde söz konusu olur. Fakat münkeri işleyen kimselerin yaptığından hoşlanmayan, takiye veya korkması sebebiyle onlarla beraber oturan kimse ise o kimselerle aynı hükmü almaz. İşte böyle bir incelik sebebiyle, Kur'an'a ve rasule laf atan yahudilerle aynı mecliste oturan Medine'deki müslümanlara "yahudiler gibi kafir oldular" hükmünü verdik. Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar ve onlarla alay eden kafirlerle aynı mecliste oturan Mekke'deki müslümanlara ise kafir hükmü değil, bilakis iman üzerinde oldukları hükmünü verdik. Çünkü Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar eden ve onlarla alay eden yahudi alimleriyle aynı mecliste oturan Medine'deki münafık ve müslümanlar, kendi serbest iradeleriyle o kimselerle oturmaktaydılar. Oysa Allah (celle celaluhu)'ın ayetlerini inkar ve onlarla alay eden kafirlerle beraber aynı mecliste oturan Mekke'deki müslümanlar ise zaruret sebebiyle onlarla oturuyorlardı."

Bu iktibastan anlaşılacağı üzere Mekke'de kafirlerin meclisinde can korkusuyla oturan müslümanların durumu onların küfürden razı olduğuna işaret değildi. Fakat Medine'de bu, küfre rızanın bir alameti haline geldi. Aynı şekilde kafirlerin sözlerine itiraz ederek onların yanında oturan, onlarla tartışan kişinin durumu da küfre rızayı göstermez. Küfre rızanın aslı kafirlerle oturmak değildir. Kafirlerle oturmak küfre rızayı gösteren alametlerden bir tanesidir. Ama bahsettiğimiz durumlarda alamet olmaktan çıkar. Kısacası küfre rızanın küfür oluşu dinin aslındandır ve neshedilmesi sözkonusu değildir. Zira küfürden hoşnut olmamak, rahatsız olmamak imanla bir arada olmaz. İmanın aslında ise nasih-mensuh sözkonusu olmaz. Eğer nasih-mensuh durumu varsa bu ancak Mekkenin baskıcı ortamından dolayı müminlerin imanlarını açığa vurmaları halinde can tehlikesi yani ikrah sözkonusu olacağından dolayı kafirlere ses çıkarmama ruhsatı verilmesi şeklinde olmuştur. Allahu a'lem.

Alimlerden nakil yapmaya devam edelim...

Kadı Ebu Yusuf rh.a bakınız zımmilerin hukukunu izah ederken hangi hükümleri zikrediyor:

Bütün zımmîlere, İslâm şehirlerinde oturmak ve çarşı ve pazarlarda ticaret yapmak serbest edilir.

Ancak, şarap ve domuz alıp satmaktan ve şehirde (sokak ve caddelerde) haç çıkarmaktan men edilirler.

A b d u r r a h m a n  b. S â b i t b. Sevban bize, babasından şöyle nakletti :

— Ömer b. A b d ü I a z i z, kendisi tarafından tayin edilmiş olan bir âmiline bir mektup yazıp şöyle emretmiştir:

«Açıkta haç çıkarıldığını gördüğünüz zaman hemen o salibi kırınız, yahudî ve hristiyanlan, eğerli binite binmekten men ediniz, onlar semerli hayvanlara binsinler. Kadınlarından hiç birisi de, binek devesine has eğerle deveye binmesin, onlarda ancak semerli deveye binsinler. (Kitabul harac)

Bu alimler meseleyi izah ederken "Bu onların kendi küfürleridir, müslümanı bağlamaz" diyemezler miydi? Ve bu anlatılan meselenin Nisa: 140. ayetiyle bir alakası olmadığını mı zannediyorsunuz? İbn Huveyzmendad'ın sözüyle Ebu Yusuf'un sözünü birlikte düşünürseniz bunu anlarsınız.

Kafirlerle yemek yemek gibi basit görülen bir fiille alakalı olarak dahi bakınız alimler ne söylüyorlar:


"Kadil-İmam Rüknü'l-İslâm Ali es-Sağdi şöyle buyurmuştur: Mecûsi şirkini açıklamaz ise, onunla birlikte yemek yemede bir sakınca olmaz. Fakat şirkini açığa vurursa, onunla beraber oturup yemek yemek doğru olmaz. Muhiyt'te de böyledir."

(Fetevayı Hindiyye, 12. cilt, Kitabul kerahiyye On Dördüncü Bab),

Sözkonusu kitaptan yaptığımız nakiller şüphesiz tartışmaya açıktır. Ancak ilmi bir çalışma olduğu için verilen fetvaların gözönünde bulundurulması gerektiği de ortadadır.

O anlattığı şeyler mecusi'nin kendi küfrüdür, diyemez miydi bu alim? Diyemezdi çünkü sahip olduğu ilim buna engeldi. Fakat o ilme sahip olmayan okumuş cahiller için rasgele fetvalar vermek kolaydır elbette... Şimdi bu fetvada küfür demiyor doğru olmaz diyor vs itirazların bir anlamı yoktur. Zira Burada genel hükümden bahsediliyor. Şirkini açığa vuran bir kafire sessiz kalan kimse kafir olur. Sessiz kalmasa bile sürekli böyle yapan biriyle oturmak genel hüküm olarak doğru olmaz.

Her kafir kendisini hak yolda görmektedir, bu bizi ilgilendirmez. Biz ancak kafir bu düşüncesini açığa vurduğu zaman onu reddetmekle mükellefiz. İslam devletinde yaşayan kitap ehli kafirler kendi evlerinde ve kiliselerinde küfürlerini icra edebilirler ancak bu küfürlerini dışarıda açığa vuramazlar. Açıktan haç takamazlar, çan çalamazlar, dinlerine davet edemezler vs. Düşün.


Şimdi de;

وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً
Onlar ki, "zur"a şahitlik etmezler ve boş lâf edenlerle karşılaştıklarında vekarla geçip giderler. (Furkan, 72)


ayeti kerimesi hakkında müfessirlerin yaptığı açıklamalara bir göz atalım:


Şeyhulislam İbni Teymiye (rahimehullah) bu ayetle ilgili olarak Sıratı müstakim adlı eserinde şu açıklamaları kaydediyor:

"Ebu Bekir Hilâl'in Cami adlı eserde belirttiğine göre Muhammed b. Şirin, ayette geçen "zur" yani yalan konuşulan yerler den maksat yahudilerin Şaanın (Kippur) bayramıdır, diyor. (Cami; Hilâl'in İmam Ahmed'in görüşlerini, bilgilerini ve çözümlediği meselelerini topladığı kitaptır.)

Aynı kaynağa göre: Mücahid, burada müşriklerin bayramları kasdediliyor derken Rabii b. Enes de aynı görüşü paylaşıyor. (Bkz. İbn Kesir, Cüz, 3, s. 328-329.)

(Rebî b. Enes, El-Bekri, el-Hanefi, El-Basrî, sonra El-Horasânî için El-Aclî: Doğru sözlüdür, diyor. Nesaî, Rivayetleri sakıncasızdır, der. İbn Hibban güvenilirlerden olduğu, kanısındadır. Bazısı onu Şiîlikle suçlar. İbn Hacer ise: Doğru sözlü birisidir.yargısını vermiş. Buhari, Müslim dışında dört hadis imamı da ondan hadis tahric etmiştir. 140 h.'de öldü. Tehzib El-Tehzib, c. 3, s. 238-239, Biy. 461, Takrib El-Tehzib, c. 1, s. 243, Biy. No: 31.)

Bu arada sahabilerden İkrime'nin bu açıklamalara yakın bir yorumuna göre ayette: cahiliye döneminin geleneksel bir oyunu kasdedilmiştir. (Bkz. Tefsir-i Kurtubî, c. 13, s. 79-80.)

Öte yandan Kadı Ebu Yalâ'ya göre ayet: müşriklerin bayramlarına katılmayı yasaklayan bir çağrıdır.

Ebu Ferec İsfahanî zimmîlerle ilgili şartları incelerken, Dahhak'ın ayetteki bu ifadeyi müşriklerin bayramları şeklinde açıkladığını belirtiyor. Yine ayni kaynağa göre Amr b. Murre ayetin bu kısmını Yani onlar müşrikleri şirkleri konusunda desteklemezler, onlarla düşüp kalkmazlar şeklinde açıklarken Ata b. Yesar, bu ayeti açıklarken halife Ömer'in: Acemlerin tumturaklı konuşma tarzları ile müşriklerin bayram günlerinde onların kiliselerinde bulunmaktan sakınınız şeklindeki sözlerini hatırlatıyor.

(Abdurrezzak, El-Musannef, c. 1, s. 411, H. No:1608. Bab: Namaz, Beyhâkî, Sünen El-Kübrâ, c. 9, s. 234, Kenz El-Ummal, c. 3, s. 886, H. No: 90341; Kenz El-Ummal, c. 1, s. 405, H. No: 1732.)

(Ata b. Yesar El-Hilal El-Medenî, El-Kadî Peygamberin eşi Meymune'nin azadlısından bu raviyi Ebu Muhammed, İbn Main, Nesâ-i, İbn Sa'd, Ebu Zer'a ve başkaları tevsik ediyor (güvenilirliğini onaylıyor). Altı kaynak hadis kitabı yazarları ve diğerleri ondan hadis naklinde bulundular. Kasas sahibi (kıssa anlatıcısı) ibadete düşkün erdemli bir kişiydi, iskenderiye'de öldü. 103. İbn Sa'd Tabakat, c. 5, s. 173-174, Tehzib El-Tehzib, c. 7, s. 217-218.)

Görüşlerine yer verdiğimiz tabiin kuşağına mensup tefsir bilginlerinin ayetteki bu ifadeyi kâfirlerin bayramları şeklinde yorumlamaları, Burada kasdedilen şirktir veya cahiliye döneminde tapılan bir puttur veya Burada maksat kına toplantıları veya şarkılı toplantılardır şeklindeki münferit açıklamalarla çelişik değildir. Çünkü klâsik tefsir bilginlerinin üslubu böyledir. Onlar bir tür hakkında konuşurken o türün belirli bir bireyini belirtmekle yetinirler. Tıpkı arapça bilmeyen ve ekmek nedir? diye soran bir kimseye işte ekmek diyerek çörek verildiği gibi. "

Ancak Şeyhulislam yine aynı yerde şunları söylüyor:


"Yalnız bazıları bu ayeti "Yalan yere şahitlik, yani yalan¬cılık" şeklinde yorumladılar ki, bu tartışma kaldırır, zorla¬malı bir yorumdur. Çünkü ayeti böyle anlamak, her şeyden önce dilbilgisi kuralları açısından, uygun değildir.

Okuduğumuz bu açıklamaların dayanağı ayette geçen "zur (yalan)" kelimesinin "süslenmiş, yıldızlanmış ve böylece gerçekte olduğundan başka türlü görünmüş" anlamına gelmesidir. Buna göre yalancı şahitlik yapan kimse içinden bildiği gerçeğe ters düşen bir söz söylemiş olur. Bu yüzden tefsirciler bazan bu kelimeyi "Aslında çirkin olduğu halde ya görünüşteki benzerliğe aldanarak veya nefsin duygularına esir olarak bir şeyin güzel görünmesi" şeklinde açıklanmışlardır. Nitekim şirk (Allah'a ortak koşmak) görünüş benzerliklerine aldanarak; şarkı ve çalgı gibi eğlenceler de nefsin arzularına (şehvete) kapılarak güzel görünen veya gösterilen şeylerdir.

Müşriklerin bayram törenleri ise hem görünüşteki yanıltıcı benzerlik hem şehvet duygusunun okşama ve hem de batıl (eğri) olma niteliklerini yapılarında birlikte barındırırlar. Din açısından bunların ve taşıdıkları geçici nazların hiçbir yararı yoktur, akıbetleri elem ve acıdır. İşte bu yüzden gerek bu törenlerin kendileri, gerekse onlara katılmak veya seyirci olmak bu terimle ifade edilmiştir. Allahu Teala (celle celaluhu) yukardaki ayette bu törenlerin seyircisi olmamayı övüyor. Seyircilik, sadece görerek veya işiterek olay yerinde bulunmayı ifade eder. Peki, bundan daha ileri giderek seyircilikte yetinmeyip bu tip törenlere doğrudan doğruya katılmanın hükmü nice olur, bunu varın siz düşünün.

Ayrıca bu çeşit törenlerin seyircisi olmaktan uzak duranları öven bu ayet, bu üslubu ile tek başına bu tip törenlere bilfiil katılmaktan kaçınmayı teşvik edici niteliktedir. Bunun yanında bu tip şenliklere seyirci olmamanın mendup olmasını ve belki de bunların seyircisi olmanın mekruh olduğunu da ifade eder. Çünkü bizzat Allahu Teala, bu şenlikleri yalancı ve yaldızlı kötülükler diye adlandırıyor.

Fakat sırf bu ayete dayanarak bu tip törenlere seyirci olarak katılmanın haram olduğunu söylemek zordur, tartışma götürür. Bunun yerine bu ayeti, böylesine törenlere bilfiil katılmanın haram oluşunun delili saymak daha uygundur. Çünkü Allah bu törenleri zur (yalancı ve yaldızlı kötülükler) diye niteliyor.


Allah (celle celaluhu) böyleleri hakkında şöyle buyuruyor:

"Bununla birlikte onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar." (Mücadele: 58/2)

"O halde murdar putlardan ve yalan sözden kaçınınız." (Hacc: 20/30)


Gerçi yalan söz söylemeyi, yalana dayalı aldatıcı hareketlerden daha ağır bir günah sayan bilginler var ise de yalana dayalı aldatıcı hareketler yapanlar da bu ayetlerde beliren ilahi yerginin kapsamına girer. Çünkü Allahu Teala'ın daha önceki ayette yalana dayalı çirkin hareketlere seyirci olmaktan kaçınanları Övmesi, böyle hareketleri işlemenin onun katında ayıplanmış ve kınanmış olduğuna delildir. Yoksa eğer böyle hareketleri yapmak aslında caiz olduğu halde onlardan uzak durmak daha iyi olmuş olsa bu hareketlerin seyircisi olmaktan kaçınma tutumu, bu kadar bir övme gerekçesi olmazdı. Çünkü mubah şeylerin seyircisi olmak faydasız olmakla birlikte böyle hareketleri seyretmek fazla zararlı ve önemli değildir.

Bazılarına göre de yukardaki ayet vurgulamalı bir övgü niteliği taşıyor. Çünkü ayette sözü geçen kimseler batıl hareketleri doğrudan doğruya işlemek şöyle dursun böyle hareketleri İşleyen kitlelerin seyircileri bile olmuyorlar. Nitekim Allahu Teala (celle celaluhu) bu ayetin az öncesinde:

"Rahman'ın has kulları o kimselerdir ki, onlar yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler ve haddini bilmez cahiller kendilerine laf attıkları zaman selam derler."

(Furkan: 25/63) buyuruyor.

Bu ayette Allahu Teala (celle celaluhu) övdüğü kimseleri "Rah-man'ın kulları" diye nitelendiriyor. Rahman'in kulu olmak farz olduğuna göre bu sıfatı taşımak da farzdır.

Fakat bu görüş tartışma götürür. Çünkü bu ayetin devamında sayılan seçkin sıfatlar arasında farz olmayanların da bulunduğu ileri sürülebileceği gibi bu ayette övülenlerin söz konusu sıfatı gerçek ve yetkin anlamda taşıdıklarının belirtildiği de söylenebilir. Nitekim aşağıdaki ayetler de bu niteliktedir:

"Müminler o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığı zaman kalbleri ürperir." (Enfal: 8/2)

"Kullar içinde ancak bilginler Allah'dan (gereğince) korkar." (Fatır: 35/28)

Kısacası, yukardaki ayet kafirlerin bu tarz törenlerinde bulunmayı ister haram, ister mekruh ve isterse kaçınılması müstahab bir hareket saydığı kabul edilsin, bizim amacımızın özü gerçekleşmiş olur. Çünkü bizim ana amacımız kafirlere özenilmemesi gerektiğini vurgulamaktır. Çünkü bazı kimseler kolay geçim yolları elde etmek, maddi kazanç sağlamak ve başka dünyalık yararlar edinmek gibi gerekçelerle kafirlerle uyum halinde olmanın müstahab olduğunu ileri sürüyorlar. Bu açıklamalarla, tam tersine onlara özenmek-ten kaçınmanın müstehab olduğu anlaşılınca maksadımız gerçekleşmiş oluyor."

-İbn Teymiye'den yapılan alıntı burada bitti-

İmam zehebi diyor ki: (Zehebi rh.a'dan yapacağımız nakiller Teşebbuh el-Khasis bi Ehli-Hamis fi’r-red et-Teşebbuh bi’l-Müşrikin adlı eserindendir ve Türkçeye Hamis ’i kutlayanların rezilce taklidi ve Müşrikleri taklid etmeye reddiye olarak çevirebiliriz. ) Hz Omer’in Ehli Kitaba bayramlarini aciktan kutlama yasagi koymus oldugu acikca bilinmektedir. (Muslumanlar da bunu kabul etmislerdir. Ibni Kayyim’in Ahkam Ehli-Zimme (2/659-778) adli eserinde konuyla alakali olarak detayli bilgi verilmektedir.)

Bunun İbn teymiye'nin yukarda bahsettiği "zur" a yani kafirlerin bayramlarına şahitlik etmenin keraheti meselesiyle ve de Allahın ayetlerinin inkar edildiği yerde oturmanın men edilmesiyle yakından ilgisi vardır. Esasen İslam devletinde kafirler hiç bir ibadetlerini ve küfürlerini açıktan icra edemezler. Keza bizim şeriatimizde haram olup da kendi dinlerinde helal olan domuz, şarap gibi şeyleri de açıktan tüketemezler.


Demek ki Kudsici yazarın


"2- Müslümanlar için küfür olup kafirler için küfür olmayan kendi dinleri olan meselelerde onların küfürlerini yapmalarına izin vermek müsaade etmek küfre rıza değildir.
Bunun delili:İslam devletinde kafirlerin kendi aralarında mahkemelerini kurmaları, kendi aralarında içki domuz gibi yiyecek ve içecekleri yemeleri delildir."


ifadesi bir çarpıtmadan ibarettir. Müslümanlar sadece kafirlerin gizli yaptığı ibadetlere ses çıkarmazlar. Fakat yazarın ifadesiyle "Müslümanlar için küfür olup kafirler için küfür olmayan" fiilleri ne zaman açıktan icra etmeye başlarlarsa o zaman müdahele edilir ve onların bu küfür fiillerine iştirak edenler tekfir edilir. Müslüman hristiyanların içki masasında oturabilir mi? Veya hristiyanların mahkemelerinde katılımcı olarak bulunabilir mi? İyi düşünün...


Kudsi'nin sözlerini de tekrar hatırlayalım:


"bir kafir kendi görüşünü anlatıyorsa ve diyor ki ben kurana saygılıyım,karşı fikre saygılıyım,bu benim görüşüm”kuran ayetlerine laf atmıyor,kuran ayetleriyle alay etmiyor,kendi görüşünü anlatıyorsa bu ayetin hükmüne girmez.gitmeyebilirsin.bazı kişiler bunu yanlış anlıyorlar.yani her küfür konuşulduğu zaman bu ayetin hükmüne girmiyor.ayet kur’an’a laf atıldığı zaman yani kurana ihanet söz konusu..Eğer biz her küfrü bu ayetin içine alacaksak Müslüman devletin içinde asla ve asla kiliseler olmazdı.Çünkü kiliselerde mutlaka küfür işlenecek,adam gidecek haça ibadet edecek.o zaman niye biz ona müsaade ediyoruz.acaba Müslüman devletin içinde bir genelev varsa izin verebilir mi? Müsaade edebilir mi? Veya başka bir yerde haram işleniyorsa,Müslümanlar haram işliyorsa,içki,meyhane vs. izin verebilir mi? Asla asla izin verilmez.peki niye Hıristiyanların kilise açmasını,Yahudilerin ibadethane açmasına yada açık kalmasına izin verilmiştir.Çünkü bunlar kurana laf atmıyorlar,saygısızlık yapmıyorlar,kendi dinlerine hak olduğunu zannettikleri dinlerine tabi oluyorlar.Hatta üçtür derken bile bir sayıyorlar.diyorlar ki üçtür,ama birdir.Burada küfür var ama İslam’a bir saygısızlık yoktur.saygısızlık yaptıkları zamanda artık mesele başka.bu farkı çok iyi bilmemiz gerekir.Eğer bu farkı anlayamazsak meseleyi anlayamayız. Allah şöyle diyor, Muhammed şöyle diyor vs alay etmeye kalkarsa o zaman bu ayetin hükmüne o giriyor. Yani karşı gelinecek ve ya o ortam terk edilecek. Ama mesela adam demokrasiyi anlatıyor, mesela laikliği anlatıyor. Diyor ki aslında İslam’ı korumak için laiklik en iyi düzendir. Yani adam İslam’ı korumak için laikliği seviyor. Yada diyor ki en yi demokrasi İslam’dır. Tabiî ki bunun söylediği küfürdür.söylediği …(8:37) işte bu ayetin hükmüne girmiyor…..(8:45)

Şimdi selef alimlerinin konuya yaklaşımıyla bu fırkanın yaklaşımını tekrar bir kıyaslayın! Bu fırkanın mantığına göre kafirlerin bayram ve ayinlerinin yapıldığı yerde hatta aynı saflarda bulunmanın hiç bir mahsuru yoktur. Yeter ki o müslüman (!) diliyle küfrü övücü bir söz sarfetmesin!
İstiklal marşı, and hatta milli bayram törenlerinde böyle yapmıyor mu bu fırkanın elemanları? Alimler mahiyeti ne olursa olsun kafirlerin bayram ve festivallerine bizzat iştirak etmenin haram olduğunda icma etmişler -eğer bu törenler direk küfür içerikli olan bayramlardansa bunun da küfür olduğunda icma vardır- ve görüldüğü gibi onlar bu bayramları uzaktan seyretmeyi dahi caiz görmüyorlar. Bunlar ise hiç bir alimin yapmadığı bir ayrımı yapıp kafirlerin törenlerine katılanları diliyle ve eliyle iştirak edenler ve de sadece orada bulunup kalabalığı çoğaltanlar olarak ikiye ayırıyorlar ve onların karaltısını çoğaltanlara -icmaya muhalif olarak- hiç bir şey lazım gelmeyeceğini iddia ediyorlar. Peki bunlara göre kafirlerin bayramlarına iştirak etmeyi men eden onca delil ne anlam ifade etmektedir. Zira kafirlerin bayramlarına katılan çoğu kimsenin -görevliler haricinde- oranın karaltısını çoğaltmaktan başka bir şey yaptıkları yoktur. Günümüzdeki modern küfür bayramlarında bu böyle olduğu gibi yahudi,hristiyan ve mecusilerin bayramlarında da durum böyledir. Bu fırkanın mantığına göre mesela mecusilerin nevruz bayramında ateşten atlayıp yumurta tokuşturanlar haricindeki kalabalığın -kalben benimsememek şartıyla- hiç bir suçu yoktur. Bunun batıl olduğu ortadadır. Ve de icma ile kafir olan gulatı mürcie'nin şu sözünü çağrıştırmaktadır: "Bir kişi kalben mümin olduğu müddetçe haç çıkartmasında da Allaha sövmesinde de bir mahsur yoktur, tekfir edilmez!"

İmam Zehebi aynı eserinde şöyle devam etmektedir:

"Seytan yanlis yola sapan bircok gunahkari aldatmis ve yanlisi onlara guzellestirmistir, onlarin baska topraklara yada sehire rahatlik bulmak icin gitmelerini saglamis onlarin baska gunahkarlara yardim edip sayilarinin cogalmalarini saglamistir. Hadisi serifde soyle buyrulmaktadir: “ Herkim bir toplulugun sayisini arttirirsa onlarla birlikte dirilir” (Deylemide (ozet olarak 5261), Ebu Yala ve Ali bin Mabad Kitab et-Taah wa-l Masiyah da Nab ar-Rayab seklinde (4/346) Ibn Vehb kanaliyla Bekir bin Mudardan o da Amir bn Harisden o da Ibnu mesuddan nakletmistir.

Derimki ravileri sikadir ancak Amir ile Ibnu Mesud arasinda kopukluk vardir.

Ibnu Mubarek Zuhdde Ebu Zerden mevkuf olarak nakleder. Derimki hadisin bu sekliyle rivayetinde ravilerden el-Ifriqi zayif biridir. Bu soyledigiin aynisini Ibnu Hacer de el-Metalib el-Aliyah da (1605) el-Ifriqi icin dile getirmektedir. Duamiz bir olan Allahadir.)

Rahman ve Rahim olan Allahu Tela soyle buyurur:

“Ey iman edenler. Yahudileri ve Hristiyanlari dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar (birbirinin tarafini tutarlar). Icinizden onlari dost tutanlar, onlardandir. Suphesiz Allah, zalimler topluluguna yol gostermez.” (Maide: 51)


Alimler, bu kimseleri, kismen yada tumuyle dost ve koruyucu edinmenin, onlari taklit etmek ve onlarin bayramlarini aciktan kutlamalarina, (mesru sayilmasina) yardimci olmak demek oldugunu bildirmislerdirki bu kimseler Islam topraklarinda kendi bayramlarini gizli kutlamak zorundadirlar. Bir Muslumanin onlarin bayramlarina katilmasi aciktan kutlama yapmalarina yardimci olmak demektir.

Bu Islamda seytani bir tavir ve bidattir, dini ve imani zayif olanin disinda hic kimse bunu yapmaz. Boyle bir insan Allah Rasulunun su hadiste tarif ettigi gibidir: “Herkim bir kavmi taklit eder/benzer/onlar gibi davranirsa o da onlardandir”

Allah kafirlerin bayramlarina sahit olmayanlari Kur’an’da soyle over: “Onlarki batila sahitlik etmezler” (Furkan: 72)

Bu ayeti su sekilde anlariz; bu tur kutlamalara sahit olan ve katilim gosteren herkes sucludur ve bu kimselerden bu davranislari sebebiyle neftet edilir. Cunku onlar munkeri ortadan kaldirma niyeti tasimaksizin kasden onlara katilmistir.

Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) soyle buyurdu:

" من رأى منكم منكراً فليغيره بيده، فإن لم يستطع فبلسانه، فإن لم يستطع فبقلبه وذلك أضعف الإيمان "

“Icinizden herkim bir munker gorurse onu eliyle degistirsin buna gucu yetmeyen diliyle degistirsin buna da gucu yetmeyen kalbiyle bugzetsin ki bu imanin en zayif derecesidir” " ( Ebu Said el-Hudri’den Muslim, Ebu Davud ve digerleri tarafindan nakledilmistir.)

 

Hadisin başka bir lafzında ليس وراء ذلك من الإيمان حبة خردل  "Bundan ötesinde hardal tanesi kadar iman yoktur" denmektedir. Emri bil maruf nehyi anil münkerle alakalı en temel kaideyi htiva eden bu hadis konumuzla ilgili olarak da açık bir nasstır ve Kuranı kerimden zikrettiğimiz iki ayetle yani Enam :68 ve Nisa:140 ayetleriyle paraleldir. Hadiste geçen منكراً yani münker  ifadesi nekre yani belirsiz olarak gelmiştir ve şeriat nezdinde reddedilen haram,mekruh,küfür vb her türlü kötülüğü ihtiva eder. Bu münkeri değiştirmenin en aşağı mertebesi kalble buğzetmektir ve buğzun da o münker işlenen meclisi terketmek suretiyle gösterilmesi gerektiği hususunda alimler icma etmiştir. Ömer bin Abdulaziz'in içki meclisinde oturan kişiyle alakalı verdiği hükümde olduğu gibi bu hadis ile Nisa 140 ayeti selefin nezdinde birbiriyle bağlantılı ele alınmıştır. Bu itirazcılara sorulacak soru şudur: Size göre bu törenler ve bayramlar nedir? Münker midir maruf mudur? Maruftur güzeldir derlerse onlarla artık konuşacak birşey kalmaz. Ama onlar bunun münker olduğunu kabul edeceklerdir. Öyleyse nasıl içki münkerinin işlendiği yerde oturmuyorsanız ondan daha kötü olan şirk münkerinin işlendiği yerde de oturmayın denilir.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1851
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
23 Ağustos 2013 tarihli yazı:

KÜFRE RIZA TARTIŞMASI İLE ALAKALI SON SÖZÜMÜZ

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Geçtiğimiz günlerde “Davetulhak” adı verilen sitede bir üye tarafından sorulan bir soru vesilesiyle geçtiğimiz yıllarda Ziyaeddin el-Kudsi taifesine küfre rıza meselesi ile alakalı yapmış olduğumuz bu reddiye tekrar gündeme gelmiştir. Ne amaçla sorulduğunu pek kestiremediğimiz soruya güya cevap veren forum adminleri ve taraftarları, yine bildik usluplarıyla önyargılarını kusmaya devam etmiştir. Biz yıllardır bu tür tartışmalardan bir fayda elde edemediğimizden dolayı artık “kem söz sahibine aittir” deyip bu tipleri Allaha havale etmeyi daha uygun görüyoruz. O yüzden işin kil u kal boyutuna çok girmeden sadece önemli gördüğümüz bazı noktaların altını çizmek, hem de söz konusu küfre rıza meselesi ile alakalı tartışmada son sözümüzü söyleyerek yarım kalmış bir amelimizi neticelendirmek gayesiyle bu açıklamayı yapmayı uygun gördük.

Ziyaeddin el Kudsi ile aramızdaki küfre rıza tartışmasının mazisi m. 2006 senesinin ilk aylarına dayanıyor. O dönem bazı Azerilerle internet üzerinde sesli ders yapan Kudsi müstear isimli şahsın bu derslerine bir şekilde katılma fırsatımız oldu ve böylece birkaç derse iştirak ettik. Tabi ki derslere iştiraktan gayemiz Kudsi’nin batıllarını dinleyip rıza göstermek değil, bilakis onunla bizzat yüzleşerek bu batıllarını yüzüne çarpmaktı. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki o dönem bizde de birçok cehalet ve batıl usuller sözkonusu idi ve Kudsi’nin ve başkalarının batıllarına cevap verelim derken bizim de ektiğimiz batıllar sözkonusu olmuştur. Mesela Kudsi, kafirleri hakem tayin etmenin caiz olduğunu savunup tefrite düşerken biz de onun karşısında bu amelin küfür olduğunu savunarak ifrat noktasına savrulduk. Halbuki bu amel ve benzerleri caiz olmamakla beraber hiçbir alim bu tip şeylere küfür hükmünü vermemiştir. Bu tür şeylerden beriyiz ve geçmişteki bu tip hatalardan beraetimizi çeşitli ortamlarda ilan etmişizdir. Nisa 140 ile alakalı konuşmada da gerek akide gerekse usul ve edeb yönünden bu tür hatalara düşmüşsek bunlardan da beri olduğumuzu buradan ilan ediyoruz. Bu konuşmada ve benzeri ortamlarda savunduğumuz hakikatlarin haricinde hiçbir şeyi de sahiplenmiyoruz ve savunmuyoruz.

Mesela Kudsi, kafirlere suikast amacıyla küfür törenleri icra edilen yerlerde bulunulabileceğini , o törenlere zahirde iştirak edilebileceğini savunurken biz de ona cevaben “uzaktan zıplayıp öldurecek” diye bir ifade kullanmışız. Bundan maksadımız da şu idi: Bir müslüman, kafiri öldürmek amacıyla dahi olsa –mesela Mısır tağutu Enver Sedatı öldüren Halid İslambuli ekibinin yaptığı gibi- kafir ordusuna intisap edemez, küfür olan bir amel işleyemez veya küfre rıza gösteremez. Hiçbir küfür ve haram fiiline bulaşmadan ve rıza göstermeden kafiri öldürebiliyorsa öldürsün, küfre girmeden meydana giremiyorsa o zaman uzaktan yapacağını yapsın. Maksad bu olsa da bunun ifade ediliş tarzı bir ilim talebesine yakışmayacak laubali bir uslupla ve yanlış yorumlanacak bir şekilde olmuştur. Müslüman, herhangi bir küfre ve batıla bulaşmadan uzaktan da yakından da işini icra edebilir, uzaktan olması diye bir şart sözkonusu değildir. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki bu ifadeleri sözkonusu mecliste yanımızda olan birisi kullanmıştır ki biz bu şahsı şu an müslüman olarak görmüyoruz. Fakat neticede bizi temsilen yazdığından dolayı sözleri bizi de bağlar. Ancak şurası da vardır ki saatler süren bir tartışmada hocalarının kustuğu o kadar batılı görmezden gelip  sadece bir tane ciddiyetsiz sözü alıp bayraklaştıranların yaptığı da edep ve insaf ölçüleriyle bağdaşır bir şey değildir. Bu kimseler, daha bu ses kasetininin Ziya’ya ait olduğunu bile itiraf edip kendi akidelerine sahip çıkacak olgunluğa sahip değiller. Biz, yukarda bu kasedin Ziya’ya ait olduğunu yeterince ispatladık, kasedi buradan da yayınlayacağız.

Meselenin aslına gelecek olursak; Ziyaeddin el Kudsi’nin akidesi özetle şudur: “Mekke döneminde Müslümanlar, küfür meclislerinde oturabiliyorlardı. Bugün biz de gizlilik merhalesinde isek aynı ruhsatı uygulayabilir ve küfür meclislerinde (bilhassa okullardaki törenler gibi yerlerde) ses çıkarmadan oturabiliriz. Ancak İslama açıktan dil uzatılan meclislerde oturulamaz. Kafirlerin demokrasiyi övmesi, tağutlarına saygı duruşu yapması gibi fiiller ise İslama hakaret sayılmayacağından dolayı bu meclislerde ses çıkarmadan bulunmak Nisa: 140 ayetine muhalif değildir.”

Bu iddiaya cevabımız özetle şöyledir: Öncelikle Allah, müşriklerin söyledikleri şeylerden münezzehtir. Bunlar, Kitap ve Sünnetten hiçbir geçerli delile dayanmayan ve daha önce hiçbir rabbani alimin söylemediği, bir aslı ve geçmişi olmayan sözlerdir. Bu sözler sahibinin küfre rıza küfürdür kaidesini ve onun ötesinde bizzat iman ve küfür kavramlarını anlamadığını göstermektedir. Zira kalbinde iman olan bir kimse asla Allahın ayetlerinin alay ve inkar edildiği bir mecliste sessiz kalamaz. Eğer kalıyorsa bu, o kişinin kalbinde iman olmadığını gösterir. Küfre rıza küfürdür, kaidesinin manası budur. Zahir ve batının birbiriyle uyumlu olması, Ehli sünnetin kabul ettiği en büyük kaidelerden birisidir. Kişinin sözde gizlilik merhalesi adı verilen aşamada olması, veyahut da darul harpte bulunması ya da öne süreceği başka maslahatların hiç birisi bu hükmü yani küfür meclislerine rıza gösterenin kafir olduğu hükmünü değiştirmez. Hatta bu bir hükümden öte aslında bir vakıanın haber verilmesinden ibarettir. Yani küfür meclislerinde bir kişinin ses çıkarmadan oturması, o kişinin kalbinde var olan küfür ve nifakın dışa vurumudur. O yüzden bu kişinin bazı durumlarda kafir olmayabileceğini iddia etmek, vakıaya terstir ve aklen de şer’an da batıldır. Bunun tek istisnası ikrahtır. Zira ikrah yani gerçek zorlama halinde kişi zaten kendi rıza ve ihtiyarıyla hareket etmediği için doğal olarak o kimsenin küfre rıza gösterdiğinden bahsedilemez. Mekke döneminde kafirlerin meclislerinde bulunan Müslümanların kınanmadığı ve ilk dönemlerde buna ruhsat verildiği rivayeti doğruysa bu da can tehlikesi yani ikrah halinde bulunduklarından ötürüdür. Bazı tefsirlerde Enam : 68’le alakalı bahsedilen nesh vakasının izahı Allahu a’lem budur. Bu hususta başka açıklamalar da yapılmıştır. Geniş bilgi için Nisa: 140 ve Enam: 68 ayetlerinin tefsirlerine bakılabilir. Yoksa küfre rızanın küfür oluşu bizzat dinin aslındandır, bu hususta nasih mensuh cereyan etmez. Allahın herhangi bir dönemde küfre ruhsat tanıdığını iddia etmek de kişinin tevhidi bilmediğini gösterir. Keza, bu hükmü sadece ayetlerle alay etmeye veya açıktan inkar etme durumuna hasretmek de delilsiz bir iddiadır. Zira mesela bir kişinin demokrasi en üstün sistemdir, sözü İslamın en kamil din olduğu gerçeğini inkar değil midir? Bunun İslam, en mükemmel nizam değildir sözünden ne farkı vardır? Düşünülsün…

Ayrıca küfür meclislerinde itiraz etmeksizin oturanların kafir olacağı hükmüne getirilen ikrah haricindeki her istisna Nisa: 140 ayetinin zahiriyle açıkça çelişir. Bu, iddiacının iman kavramını anlamadığını gösterdiği gibi aynı zamanda açık bir nassı inkar manasına da gelir. Bütün bunların ise küfür olduğu ortadadır. En üzücü olanı da nasslar üzerinde yapılan bütün bu tahrifatın çocukları tağutların okullarında okutabilmek gibi aşağılık bir gerekçe ile yapılmasıdır. Bütün bunlar, Allah katında çetin bir hesap ve azabı gerektiren işlerdir. Bizim bu mesele ile alakalı söyleyeceklerimiz şimdilik bundan ibarettir. Yukardaki reddiyenin – akıl sahipleri için yeterli olsa bile yine de- çok akademik ve ilmi bir çalışma olmadığının farkındayız, o yüzden devam ettirmeyi gerekli görmüyoruz. Rabbimizden ilmimizi arttırmasını ve küfre rıza meselesi hakkında daha seviyeli ve ilmi bir çalışma yapmayı nasib etmesini diliyoruz. Davamızın sonu Alemlerin Rabbi olan Allaha hamdetmektir.

Ziyaeddin el-kudsi'nin küfre rıza ile alakalı yaptığı ders ekteki dosyadan indirilebilir.

Not: Bu kasedi asmamızın tek gayesi örtülmeye çalışılan bazı hakikatleri gün yüzüne çıkarmaktır. Kasette yer alan batıl görüşlerden beriyiz. Bu batıllarla alakalı akıl sahipleri için yeterli açıklamayı yaptığımız kanaatindeyiz.



 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2673 Gösterim
Son İleti 30.11.2015, 23:22
Gönderen: darultawhid.com
9 Yanıt
13811 Gösterim
Son İleti 16.11.2019, 20:26
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
3294 Gösterim
Son İleti 16.03.2016, 17:51
Gönderen: Tevhid Ehli
25 Yanıt
8439 Gösterim
Son İleti 30.12.2019, 22:30
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
4241 Gösterim
Son İleti 24.08.2017, 13:16
Gönderen: Tevhid Ehli