Darultawhid

Gönderen Konu: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!  (Okunma sayısı 4801 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« : 13.04.2017, 22:17 »
Bismillahirrahmanirrahim.

Akit gazetesinin Cem Küçük isimli gazeteciden aktardığına göre birileri darbe için hevesleniyormuş. Gerekçe olarakta CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na temayüllerin dışına çıkılarak askeri tören düzenlenmesini gösteriyor. Haberi yayınlayarak olası söylentilere karşı müslümanları zalimlerin planları konusunda uyarmak istiyoruz. Dolayısı ile bu gazetecinin atmış olduğu  tweetleri bizde yayınlamak istiyoruzki haber değişik kitlelere ulaşmış olsun. Yazının içeriği bizi bağlamaz önemli olan ihtimal dahilinde olan gelişmelerden müslümanların haberdar olup hazırlıklı olmasıdır. Herkes şunu bilsin darbeyi yapacak olan içerde tetikçi bir takım türk askeri değildir arkalarında din düşmanı alevi, ateist, siyonist nato küfür şebekesidir. Dolayısı ile bu planın merkezi israil, uygulayıcıları ise avrupalı devletler ve yerli dinsiz işbirlikçilerdir. Şahsen ben 15 temmuzda bizzat olayların içinden  takip ettiğim gibi bu gelişmeleride takip etmekteyim. Allah'u teala müslümanlara güç ve kuvvet versin ve ayaklarımızı davamızda sabit kılsın. Döndürün çarkınızı millette çarkınıza öyle bir çomak soksunki bir daha ayağa kalkamayasınız.


Alıntı yapılan: Haber Kaynağı Yeni Akit gazetesi.

Cem Küçük: İhtilal çarkı dönmeye başladı, meydanlar hazır olsun!

Gazeteci Cem Küçük, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na temayüllerin dışına çıkılarak askeri tören düzenlenmesinin ardından milletimizi uyanık olmaya çağırdı.

16 Nisan'da gerçekleştirilecek olan halk oylaması çalışması için Balıkesir'e giden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Bandırma 6. Anajet Üssünde askeri törenle karşılandı. Ana muhalefet partisi liderine temayüllerin dışına çıkılarak askeri tören düzenleyen Ana Jet Üs Komutanı Hava Pilot Tuğgeneral Ahmet Biçer, seçim yasaklarının 64. maddesini ihlal etti.

Gazeteci Cem Küçük, bu yaşanan skandalın ardından milletimizi teyakkuzda olmaya çağırdı.

İşte Cem Küçük'ün tweetleri:

1- Ey Genelkurmay bu görüntüler nedir? 27 Mayıs'tan bir gün önceki 26 Mayıs 1960'ın hareketleri bunlar? Ey millet uyanın.

2- Dün de İlker Başbuğ "ordumuzun hassasiyeti" diyerek konuştu TV'de. Herkes haddini bilecek.

3- CHP liderine selam duran askerler ne demektir? Genelkurmay'a millet soruyor. Nedir bu?

4- Cuntalar resmen 16 Nisan öncesi mesaj veriyor. Bu akşam gerekirse bu millet meydanlara yine iner. Teyakkuz zamanı.

5- Birileri ihtilal çarkını döndürmeye başladı. Bu millet meydanlara iner ve sizin çarkınızı çökertir.

6- Ey millet uyanın... Ordu kamuoyu denen mekanizmayı çalıştırdılar. RASİM OZAN KÜTAHYALI'nın son 3 yazısı önemli. Okuyun.

7- Bütün şehirlerimizde meydanlar hazır olsun.CHP+Ordu=İktidar formülünü devreye sokuyor cuntalar. İzin yok.

8- Ne zamandır yeni bir 27 mayıs arzusunda cuntalar var diyoruz. TSK'daki Talat Aydemirler devreder. Polislerimiz teyakkuza geçin.

9- Vatansever polislerimiz ve savcılarımız teyakkuza geçin.Hükümete meydan okuyan, CHP'ye selam duran askerler olamaz
.

“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« Yanıtla #1 : 13.04.2017, 23:54 »
Alıntı
RASİM OZAN KÜTAHYALI

Askeriye’de güncel durum


Tam 1 yıl sonra ikinci kere Genelkurmay Askeri Başsavcılığı'na giderek tanık sıfatıyla ifade verdim. Geçen sene 8 Nisan 2016'da ifadeye gitmiştim. Bu sene 7 Nisan'da ordaydım...

Geçen sene gittiğim aynı ofisten 1 kişi bile kalmamıştı. Geçen yılki kadronun hepsi ya kaçak ya tutuklu. En başta geçen seneki savcı Kurtuluş Kaya halen kaçak. Ordu içindeki FETÖ'cüleri tespit etmekle görevli savcı FETÖ'den aranıyor...

Kurtuluş Kaya olayını 17 Temmuz'da Beyaz TV'de ben, Milliyet gazetesinde Nagehan deşifre ettik. O gün şok edici biçimde Kaya beni aradı. Ben kendisine "Derhal teslim ol, sen hâlâ tutuklanmadın mı nerdesin" dedim...

Kaya ise Genelkurmay'ın emrinde görevinin başında olduğunu söyledi. TBMM'yi bombalayan Kubilay Selçuk başta olmak üzere tüm F-16 pilotu FETÖ'cüleri kendisinin gözaltına aldığını söyledi. Bir de F-16 pilotlarıyla ilgili haklı çıktığım için beni utanmadan tebrik etti.
Pişkince, "Genelkurmay Savcılığı olarak biz yanılmışız" dedi...

Bu sene de geçen seneki gibi yine bir askeri hareketlilik soruşturmasının tanığıyım. Bu sefer yanımda Nagehan da vardı.İşin ilginci TSK içindeki "Kemalist" kalkışma soruşturmasında Nagehan'ın aksine ben "lehe tanık" olarak yazılmışım çünkü ben Kemalist ya da Atatürkçü tanımını bu yazılarda hiç kullanmadım ve bu izah tarzına karşı çıktım. Ama başörtüsü yasağı sonrası bir askeri hareketlilik olduğu, bir kıpırdanma olduğu gerçeğini ifade ettim...

Dünkü yazısında 614 askerin sorgulandığı bu soruşturmayla ilgili Nagehan genel bir tablo çizdi ve ben de o çerçeveye aynen katılıyorum.
Bu soruşturmanın özellikle kıpırdanma için tahrik sürecini başlatan ayağının sivil savcılıklara da gönderileceği ve soruşturmanın devam edeceği anlaşılıyor. Askeri Başsavcı Mehmet Yüzbaşıoğlu gerçekten özenli bir çalışma yapmış...

Tüm bu soruşturma bir yana, ordumuzla ilgili bilmemiz gereken bir gerçek şu an üç parçalı bir TSK yapısı olduğu gerçeğidir. Özellikle alt rütbelerde kümelenen Gülenistler, birinci gruptur. Anti-Gülenistler ise ikiye ayrılıyor. Bu grupların ikisi de kendini öncelikle Atatürkçü diye adlandırıyor ama birbirlerini farklı tanımlıyorlar...

Bir bakışa göre bu iki grup ülkücüler ve solcular diye ayrılıyor. Ülkücüler tarafından solcu denenler bu solculuk iddiasını asla kabul etmiyor. "Biz sadece Atatürkçüyüz onlar Türkeşçi" diyorlar. Hatta bir Kemalist subayın tanımına göre TSK, Mustafa Kemal'in askerleri, Fetullah Gülen'in askerleri ve Alparslan Türkeş'in askerleri olarak üçe ayrılmış durumda...

Türkeşçi denilen subaylar ise bu ayrımı asla kabul etmiyor. Hatta solcu dediklerini Doğu Perinçek'in askerleri diye yaftalamaya kadar gidiyorlar. Atatürkçülüğün gerçek temsilcisinin kendileri olduğunu söylüyorlar. Ülkücü tanımını ise reddetmiyorlar. Bu iki grubun söyleminde de FETÖ'ye karşı mücadele ve devletin bütünlüğü noktasında Recep Tayyip Erdoğan'ın hayati önemine kuvvetli vurgu yapılıyor. Ama birbirleriyle de çok yoğun bir güç mücadelesinin de içindeler. Umumi manzara genel olarak bu. Yarın analizlere geçelim...
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« Yanıtla #2 : 13.04.2017, 23:57 »
Alıntı
Siviller mi yoksa askerler mi



Dünkü yazımda TSK'daki 3 parçalı siyasal yapı tablosunu aktarmıştım. Mevcut askeri-politik grupların fotosunu çekmiştim.

Alt rütbelerde Fetullahçılar ve tüm kademelere dağılmış kendine Atatürkçü, karşıdakine Perinçekçi ya da Türkeşçi diyen iki ayrı kanat.

2017 Türkiye'sinin ordusundaki vaziyet budur.

Bir ülke düşünün yüzde 50 oy alan bir iktidar partisi var ve o ülkenin subayları arasında bu partiye sempati yüzde 1 bile değil. Üstelik o orduda güçlü bir vesayetçilik, darbecilik, cuntacılık geleneği var. O ülkede bahsi geçen partiye destek zayıflarsa, siyasi istikrar bozulursa ve yürütme organı güçsüz düşerse ne olur?

Elbette askeri vesayet bir şekilde yeniden iktidara ortak olur ya da becerebilirse idareyi ele alır.

Hiç şüpheniz olmasın ki bürokrasinin ve yargının önemli kısmı da askerlerin kuyruğuna takılır.

İşte bu ülke Türkiye'dir. Ve yıl 2017'dir. Evet hâlâ bu ülkenin yanıtlaması gereken temel siyasal soru budur. Siviller mi yoksa askerler mi bu ülkeyi idare edecek? Ya da yeni güç dengesine dayalı yeni bir iktidar koalisyonu modeli mi kuracaklar?

Ki bu üçüncü seçenek de askeri vesayet altında sivil yönetim demektir. İsterse yine AK Parti yönetsin fark etmez. Yine askerle koalisyon yapmış bir idare olacaktır.
Hiç kendimizi ve halkı kandırmayalım.

Propaganda sofistikasyonlarıyla bu gerçeği örtmeye çalışıyoruz. Benim sık kullandığım "demokratlar mı vesayetçiler mi kazanacak" denklemi bile aslında sofistikasyondur. Soru hâlâ kadim Türk sorusudur, nettir, basittir. Siviller mi yoksa askerler mi yönetecek? Bu kadar yalındır durum.

Maalesef CHP diye bir iktidar alternatifi bu ülkede yoktur. Keşke normal bir demokraside olduğu gibi iktidar alternatifi olsa ama yok öyle bir durum. Bu iktidarın zayıflaması ya da şu amorf parlementer sistemin devamı ile yarın yeniden bir koalisyon ihtimali, bir şekilde ordu kamuoyunun aktörlerinin yeniden siyasal alana geri dönüşü anlamına gelir. Ordu kamuoyu kavramı bu ülkenin siyasi geleceğinde hâlâ önemli bir bileşendir.

Askeri vesayetin bittiğine dair geçmişte hepimizin yazdıkları ne büyük aymazlık ve hatta gerzeklikmiş.

Hele şu anki politik koşullarda tek bir bileşen değişse ordu kamuoyu yeniden en güçlü bileşen haline bile gelebilir. O bileşeni şimdilik yazmak istemiyorum. İşte 16 Nisan bu sebeple hayati önemdedir. O sebeple 15 Temmuz'a direnişin devamı 16 Nisan'dır. Eğer bu sistem kılpayı geçmezse ya da kılpayı geçerse işte o zaman ortalık karışır. Yukarıda bahsettiğim üçüncü yönetim modelinde taraflar uzlaşmak zorunda kalabilir ya da çatışma doğar. Türkiye'yi özgürlük ve demokrasi adına şu anki durumdan çok daha kötü günler bekler.

İktidar ortağı olacak ordu kamuoyunun ilk isteyeceği taviz AK Parti blokunda şu an zayıf bileşen görülen ve toplumsal gücü aşırı azalmış olanların kellesidir. Çok açık ve nettir bu. Bu en başta mevcut ordu kamuoyunun tamamı tarafından nefret edilen Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi isimler ve onlar gibi AK Parti kamuoyu ve medyası içindeki iktidarsız kesimdir. Recep Tayyip Erdoğan ise karakteri itibariyle arkadaşlarının kellesini asla teslim etmek istemeyecektir ve çatışma doğacaktır.
Şimdi eminim ki bana binlerce mail gelecek, eğer kötü skor gelirse ilk olarak ordu kamuoyunca kellesi hedeflenen bu isimler niye 'evet'i desteklemiyor hatta bazıları 'hayır' çıkmasını ülke için daha olumlu görüyor? Analizini şu an yapmıyorum.

Ciddi bir körlük ve akrep yanılgısı durumu AK Parti'nin bazı aktörlerinde ve kimi aydınlarda maalesef var. Böyle bir dönemde AK Parti içi fraksiyon kavgası vermenin kendisi zaten herkes için büyük körlüktür. 16 Nisan'da en az 55-45 gibi güçlü bir 'evet'in gelmesi bütün bu ihtimalleri şu an için ortadan kaldıracaktır. Ortam durulacaktır.
Ordu ve devlet içindeki kıpırdanmalar sönecektir.

Daha özgüvenli ve ferahlamış bir Türkiye olacaktır. Aksi halde manzara fenadır.
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimdışı İbn Teymiyye

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 714
  • Değerlendirme Puanı: +12/-0
Ynt: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« Yanıtla #3 : 14.04.2017, 00:10 »
Alıntı

Ordu kamuoyu ve aydınlar

Birkaç gün önce Genelkurmay Başsavcılığı'nda askeri hareketlilik soruşturmasında saatlerce ifade vermiş biriyim.

15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesi F-16 pilotları üzerinden bir askeri hareketlilik olabileceğini yazmış, bu yüzden Genelkurmay'ın sert bildirisine muhatap olmuş ve yine bu yüzden Ankara'ya askeri savcılığa çağrılmış biriyim. Maalesef o zaman haklı çıktım ve o F-16 pilotları ülkeyi bombaladı.

Şimdi de başka bir tip tehlikeye ve olası hareketliliğe işaret ediyorum ve tüm muhafazakârlar ile demokratlara "Ordu kamuoyu" kavramını yeniden hatırlatıyorum. Şu anki Türkiye'yi ve 16 Nisan olayını "Ordu kamuoyu" kavramından bağımsız analiz eden her aydın yanılmak mecburiyetindedir. Tıpkı 27 Mayıs'ta çok ağır şekilde yanılan Şerif Mardin'lerin liberal aydın kuşağı gibi...

Ordu-siyaset ilişkilerinin önemli bir uzmanı olan Ali Bayramoğlu 15 Temmuz'dan sonra beni arayıp öngörümden ötürü tebrik etmişti. Bayramoğlu ile bu meseleleri 15 Temmuz öncesi- sonrası defalarca ve saatlerce konuşmuşuzdur.

Keza Etyen Mahçupyan'la da aynı şekilde.

Fakat her ikisinin de şu anki konjonktürde "Ordu kamuoyu" kavramını göz ardı ederek analiz yaptıklarını düşünüyorum...

Ordu kamuoyu şu an üç parçalıdır ama özünde üç parça da mevcut iktidar partisinin düşmanıdır.


Başka güçlere karşı ordunun kimi parçalarının kerhen hükümetin yanında olması durumu balon gibidir ve o balonun patlaması an meselesidir.


Bu işler konjonktür kollama meselesidir. 16 Nisan'da çıkacak bir "Hayır" sadece üç parçasıyla beraber ordu kamuoyunu yeniden siyasetin parçası yapar. Başka hiçbir işe yaramaz. Ondan sonrası ordu ile siyaset arasında dış faktörlerin de dehşet zarar göreceği kanlı bir satranç oyunu olur. Dolayısıyla hayır oyu vermek ve hayır çıkmasını temenni etmek aklın yolu değildir...

Dün yazdığımı yeniden ifade etmek istiyorum...


Bir ülke düşünün yüzde 50 oy alan bir iktidar partisi var ve o ülkenin subayları arasında bu partiye sempati yüzde 1 bile değil. Üstelik o ülkenin ordusunda güçlü bir vesayetçilik, darbecilik ve cuntacılık geleneği var. O ülkede bahsi geçen partiye toplumsal destek zayıflarsa, siyasi istikrar bozulursa ve yürütme organı güçsüz düşerse ne olur? Elbette askeri vesayet bir şekilde yeniden iktidara ortak olur ya da becerebilirse darbe ile idareyi ele alır. Ya da bu ihtimalleri önlemek için iktidar partisi kimlik üzerinden sertleşir ve elindeki tüm ama tüm gücüyle kendi tabanını korumak için zecri tedbirler almaya başlar...

İşte 16 Nisan'da iyi bir "evet" çıkması bu sebeple hayati önemdedir. Hürriyet Partisi adına Menderes'e ağır eleştiriler yönelten Ekrem Alican 27 Mayıs'tan birkaç yıl sonra "Eleştirilerimiz kâğıt üzerinde çok doğruydu ama haksız çıktık. Çünkü muhtemel alternatifin Türkiye'yi götüreceği yeri hesap edemedik" demişti. Alican'ın ifadesi Şerif Mardin gibi 27 Mayıs öncesinin tüm liberal aydınlarının da büyük yanılgısını özetler nitelikteydi.

17-25 Aralık sürecinde Türk aydınlarının önemli bir kısmı da aynı şekilde büyük yanılgılara savruldular. Şerif Mardin'lerin 27 Mayıs darbesini desteklemesi gibi onlar da demokrasi-dışı çözümü bir yol sandılar...

Bayramoğlu ve Mahçupyan o süreçte asla bu demokrasi-dışı yöntemleri meşru bulmadılar.

"AKP dalkavukları" gibi lafları hiç önemsemeden bildikleri demokrasi yolunda gittiler. 16 Nisan'dan "hayır" çıkmasının yaratacağı neticeleri de orduya dair güncel bilgilerle daha iyi göreceklerine inanıyorum. Bir insanın tüm diğer sözleri doğru olsa bile temel faktörü göz ardı ederse siyasette çok haksız çıkabilir. Ekrem Alican'ın sözü her demokratın kulağına küpedir...
“Düşmanlarım bana ne yapabilir? Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir." Şeyhul İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« Yanıtla #4 : 15.04.2017, 03:57 »
Bismillahirrahmanirrahim. Darbe söylentileri yine ayyuka çıkmış. Bu ülkede darbe olmaması için bir sebeb yok, halkın tepkisinden çekinmeseler ve darbenin neticeleri hakkında endişeleri olmasa bir gün bile beklemezler Allahu a’lem. Şu “Saray”la bağlantılı yazarın yazdıklarına bakar mısınız? Ordunun içerisinde şu an iktidarda bulunan partiye sempati duyanların oranı %1 bile değil diyor. Peki kalan %99 nedir o zaman? Atatürkçü vs geç onları, alt tabanda NATO ve küresel sermayenin tetikçiliğini yapması için Sünni muhafazakar kesimin içinden devşirilmiş Feto’cular, ortada Aleviler, üstte kemalizm üst kimliğiyle kendini kamufle etmiş birtakım (Sabatayist, Mason vs) kozmopolit unsurlar. Peki bu ordu madem Türk halkının ordusu ise Türk halkının %80’i ve daha fazlası Sünni Müslüman (!) değil mi iddiaya göre? Yine bu halkın yarısı İslamcı muhafazakar çizgide olduğu iddia edilen bir partiye oy vermiyor mu? Ama ne diyor cumhurbaşkanı danışmanı yazar –ki ordunun yapısına bizden daha çok vakıftır heralde- orduda İslamcı muhafazakar çizgiye sempati duyanların oranı ancak %1’lerde… Geri kalanı ya radikal laik ya da fetocu vs. İşte bu şekilde halkın siyasi ve dini yapısıyla alakası olmayan bir yapı sürekli halk ve sivil yöneticiler üzerinde baskısını muhafaza ediyor. Bu millet de yıllardır peygamber ocağı söylemleriyle uyutuldu ve hala da uyutulmaya devam ediliyor. Üstelik ordudaki bu yapılanma yeni bir vakıa da değil, belki İttihat ve Terakki zamanlarına, Osmanlı’nın son dönemlerine dayanıyor hatta daha eskilere gidildiğinde Yeniçeri Ocağı günlerine kadar gidilebilir ve şu anki yönetim saray danışmanının da itiraf ettiği gibi ancak bu askeri vesayetle uzlaşı sağlayarak varlığını idame ettirebiliyor. Öyle olmasa devletten Fetö’cülerin temizlenmesi konusunda gösterilen hassasiyet neden askeri  ve sivil bürokrasideki masonik kadrolaşmaya karşı gösterilemiyor? 90’lı yıllarda SHP’li Adalet (!) bakanları tarafından yargı organlarına doldurulan Alevi-sol militanlar nerede, hangi görevdeler şu an? FETÖ’cüler tarikat da Bektaşiler, masonlar, sabatayistler tarikat değil mi? Hani devlet içinde başka bir kurumdan emir alan, kendi iç dayanışmasıyla hareket eden yapılar kabul edilemezdi? İslamcıların içinden devşirilmiş ve zamanı geldiğinde kullanılıp atılmaya hazır Fetö’cüleri temizlemek kolay, hadi sıkıysa ordudaki ve diğer kurumlardaki Alevi, Selanikli, Mason vs kadrolarına da müdahele etsenize! Fetö’cüler geldi geçti daha kolay kolay bellerini de doğrultamazlar ama asıl tehlike kapıda bekliyor, ROK’un da belirttiği gibi en ufak bir boşlukta devlet içinde halen çok güçlü olan bu kesimlerin harekete geçip Türkiye’yi Suriye’ye dönüştürmeleri olmayacak bir iş değil.  Allahu teala, İslam’dan yüz çeviren Şam ehline nasıl ki bir avuç Nusayri’yi musallat ettiyse çoğu Sünni Müslüman olma iddiasındaki Türk halkına da ceza olarak bir avuç azınlığı musallat etmiş ve düne kadar tam bir saltanat süren bu kesimler şu sözde en geri planda oldukları dönemde bile perde arkasından vesayetlerini devam ettirmekteler.  Bandırma’daki komutanın tavrı ne anlama geliyor? Resmiyette cumhurbaşkanı falanca olabilir ama bizim gönlümüzdeki cumhurbaşkanı sensin diyor Tunceli’li Alevi dedesine! Peki çözüm nedir? İmam hatiplerin askeriyeye girişini serbest bırakmak mı? Askeriye’de başörtüsüne serbesti getirmek mi? Diğer kurumlarda serbest bıraktınız da ne oldu, sistemin özünde değişen bir şey var mı?

Yapılacak şey bunlar değildir, yapılacak şey öncelikle her türlü küfür ve şirkten tevbe etmek, kağıt üzerindeki İslam iddiasını, Ehli sünnet iddiasını gerçek manada hayata geçirmektir. İslamcılar yıllarca oyunun kurallarını karşı tarafın belirlediği zeminlerde faaliyet göstererek bir şey yapabileceklerini zannettiler ama şu an güçlerinin zirvesinde oldukları halde görüldüğü gibi hiçbir şey yapamıyorlar. En üst düzeyden cumhurbaşkanı bile yol yaptık, baraj yaptık, köprü yaptık ama eğitim ve kültür sahasında bir şey yapamadık diyor, iddia ettikleri “dindar nesil” yetiştirme yolunda hiçbir kayda değer adım atamadıklarını bir nevi itiraf ediyor. Zaten İslamcıların, muhafazakarların bu sistemdeki görevi başka nedir ki; çökmek üzere olan laik devleti tekrar toparlamak, ekonomiyi rayına oturtmak, halkla devlet arasındaki küskünlüğü gidermek ve ardından sistemi gerçek sahiplerine yani laiklere, Batinilere devretmek… İşte Menderes, Özal, Erbakan tecrübeleri ortada. Şimdi sıra Erdoğanda, onun süresi de yavaş yavaş doluyor gibi gözüküyor. Ne zaman ki sistemin Sünni muhafazakar politikacılara çizdiği bu rotadan çıkıp kalıcı değişikliklere, örneğin bahsettiği eğitim reformuna vs giriştiği andan itibaren üç beş tane Fetö’cü çapulcuyu değil karşısında bizzat sistemin kendisini, bütün bir orduyu bulacaktır Allahu a’lem. Ama bu “muhafazakar demokratlar”! ne zaman ki bu demokrasicilik oyunundan vazgeçer, tevbe edip lafta değil de gerçek anlamda İslam’a teslim olursa işte o zaman Allahın yardımı gelecektir aksi takdirde bu kadar küfrün, şirkin, zındıklığın arasında kimse Allahın yardımını beklemesin.

Şu da unutulmasın ki bu topraklarda bu mücadele dün başlamadı, 1000 seneden fazla bir zamandan beri var. Selef asrından sonra Ehli sünnete intisab eden toplumlar sünnetten, selef menhecinden uzaklaşmaya başladıkça Allah onlara iç ve dış düşmanlarını musallat etti ve bilhassa da Batini mezhebinin ortaya çıkmasıyla beraber kanlı bir mücadele başladı. Öyle ki Karmati denilen Batıni komünist ihtilalciler Kabeye kadar ellerini uzattılar, Hacerul esvedi yerinden söküp kendi ülkelerine götürdüler, Mısır’da uzun süre bu Batini zihniyet hüküm sürdü, ardından Hasan Sabbah uyuşturucu içirip cinayet işlettiği fedaileriyle beraber Alamut kalesinde Haşhaşi çetesini teşkil etti, Selçuklu devletinin birçok yöneticisi bu eşkıyanın eliyle şehid edildi, sonra Selçuklu devletine karşı gerçekleştirilen Baba İshak adlı sahte peygamberin ayaklanması, yine Osmanlı’ya karşı Şeyh Bedrettin isyanı, Pir Sultan Abdal, Şah İsmail es—Safevi ayaklanmaları; Osmanlı’nın son dönemlerinde bilhassa Selanik bölgesinde yapılan ihtilal girişimleri ve nihayet Selanik’ten yola çıkan Hareket ordusunun Abdulhamid’i tahttan indirmesi, İttihat ve Terakki zihniyetinin yönetime el koyması, ardından M. Kemal’in Cumhuriyeti ilanı, Cumhuriyetten sonra da irtica (!) bahanesiyle gerçekleştirilen katliamlar, İstiklal mahkemeleri, askeri darbeler ve saire… Bunların hepsi aynı zincirin devamıdır; hepsi Alevi-Batıni zihniyete ve tabi perde gerisinde Yahudilerle vs ile işbirliğine yaslanmaktadır; bir çoğunun örgütsel yapısında ibahiyecilik (haramları helal sayma), uyuşturucu, komünal (ortak) yaşam vs içiçe geçmiştir ve şu an İslama karşı girişilmiş bu bin yıllık ihtilal hareketi hemen hemen aynı organizasyon yapısıyla halen devam etmektedir. Bu tarihi süreç anlaşılmazsa ne darbecilerin mantığı anlaşılabilir, ne Suriye’de yaşananlar, ne DHKP-C ne PKK hiç biri anlaşılamaz. Peki bütün bunlara karşı Sünni geçinen kesim ne yapmaktadır, ne yapmıştır? Selçuklu devleti Batıni tehlikesine karşı güya felsefecilere onların metoduyla cevap vermek adına Eşari akidesine dayalı Nizamiye medreselerini tesis etti, sonra aynı yanlışı Mısır’ı bu adamların elinden alan Eyyubi devleti sürdürdü ve aynı Eşari skolastiğine dayalı Ezher medresesini faaliyete geçirdi. Batıl ehlinin zemininde batıl ehline cevap vermeye kalktılar ve sonra onlara benzediler, derken iltihak ettiler! Sünnilerin de içerisine tasavvuf adı altında girmeye başlayan Batıni anlayış toplumu içten içe yedi bitirdi ve nihayet düşmanla aynileşildi. Şu anda da temel hareket noktaları açısından karşı taraftan hiçbir farkı olmayan mevcut Sünni iddiasındaki hareketlerle hiçbir yere varılmaz. Şimdi devlet yetkilileri Haşhaşiler diyor, bu mücadele 1000 senedir sürüyor diyorlar, doğru da söylüyorlar ama kim bu Haşhaşiler, 30 yıllık Fetö hareketi mi sadece? Gerçekleri neden açıklamıyorsunuz? 1000 senedir toplumu ve devleti kemiren Batini soysuzlarını neden deşifre etmiyorsunuz da dün sahneye çıkarttıkları bir piyonunu sadece nazara veriyorsunuz? Şunu herkes bilsin ki Batini anlayışla ve Batini/ezoterik/gizli/gizemci örgütlerin tamamıyla hesaplaşılmadıkça hiçbir yere varılamaz ve daha önce Selçuklu’nun, Osmanlı’nın başına ne geldiyse sizin de başınıza gelecek aynıdır yani ya bunlara teslim olmak ya da toptan yıkılıp gitmektir. Herkes aklını başına alsın ve de dünyayı da ahireti de mahvedecek bir rezillik kuşatmadan Rabbine dönüp tevbe etsin, işte asıl zafer o zaman gelecektir Allahın izniyle. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« Yanıtla #5 : 30.07.2018, 19:31 »
Bismillah. Adnan Oktar operasyonu vesilesiyle hatırlatma! Türkiyede haramları helal sayan, kadınlı erkekli tek oluşum Adnan Oktar çetesi değildir! Ülkedeki bütün sorunlar Sünni İslam anlayışından kaynaklanıyormuş gibi gösterip sivri örnekler üzerinden hedef saptırmayın! Yukarda ismi geçen grupları (Batini, Mason, Sabatayist, Alevi vs) unutturmaya çalışmayın!

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: SİYONİST DARBEYE KARŞI UYARI!
« Yanıtla #6 : 19.02.2020, 18:33 »
Bismillahirrahmanirrahim. Yukarda birkaç sene önce yazdığımız bazı öngörülerin adım adım gerçekleştiğini ibretle seyrediyoruz. Mevcut hükümet iyice kuşatılmış durumda ve artık darbe söylentileri söylenti olmaktan çıkarak Amerika'daki düşünce kuruluşlarının raporlarına bile yansımış vaziyettedir. Yukardaki yazımızda ordunun yapısını anlatırken "alt tabanda NATO ve küresel sermayenin tetikçiliğini yapması için Sünni muhafazakâr kesimin içinden devşirilmiş Feto’cular, ortada Aleviler, üstte kemalizm üst kimliğiyle kendini kamufle etmiş birtakım (Sabatayist, Mason vs) kozmopolit unsurlar." şeklinde bir ifade kullanmıştık. Bugünlerde ordudaki “orta kademelerin” gidişattan rahatsız olduğu ve bir darbe planlayabilecekleri hususu Amerika'daki Rand Corporation raporunda gündeme geldi ve konuşulmaya devam ediyor. Bu darbe heveslisi orta kademe askerlerin kimliği hakkında "kemalist, ulusalcı, Ergenekoncu, Avrasyacı, Doğu Perinçek ekibi" gibi çeşitli değerlendirmeler yapılıyor ki bütün bu anılan çevrelerin genelde Alevi-Batini kimliğe sahip oldukları sır değildir. Öyle görünüyor ki eğer gerçekten bir darbe olacaksa bu büyük ihtimalle -28 Şubat örneğinde olduğu gibi-Alevi-kemalist-sol ağırlıklı bir darbe olacaktır. Bu söylentilerin Suriye Alevi rejimiyle Türk devletinin alenen çatışmaya girmesi akabinde başlaması tesadüf değildir. Hükümet son birkaç senedir paslaştığı Şii ekseninden ve Avrasya ekolünden uzaklaştığı takdirde bu eksenlerin Türkiye içindeki uzantılarının hükümete karşı harekete geçmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü bu uzaklaşma içerdeki ulusalcı-AKP ittifakının da sona ermesi anlamına geliyor. Geçtiğimiz gün Gezi davasında sanıklara beraat kararı verilmesi de bu gelişmelerden bağımsız değerlendirilemez. Yeri gelmişken belirtelim ki görebildiğimiz kadarıyla Türkiye yaklaşık 100 senedir tepesinde Sabatayist-Mason-Rumeli Bektaşisi-Devşirme unsurların bulunduğu, alt tabanda da tetikçi olarak çoğunlukla Anadolu Alevilerinin kullanıldığı bir yapı tarafından idare edilmektedir. –Bu yapının tarihi arka planına gerekirse müstakil bir yazıda değiniriz- AKP iktidarıyla beraber bu yapıda bazı sarsılmalar olsa da genel hatlarıyla orduda ve bürokraside bu yapının devam ettiği söylenebilir. Cumhuriyet tarihinde büyük olaylara imza atan, yakın tarihte yine yukardan kozmopolit unsurların, aşağıdan ise Alevilerin katılımıyla Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen bu yapının en son büyük icraatı 2013'deki Gezi olaylarıdır. Bu olayları da aynı şekilde dönme-devşirme-mason kliğine bağlı birtakım holdingler –uluslararası teşvikle- finanse edip desteklemiş -ki devlet bunlardan sadece Sorosçu Sabatayist Osman Kavala'ya biraz dokunabilmiş, şimdi ise beraat ettirmek zorunda kalmıştır-, tetikçi olarak da her zamanki gibi Aleviler kullanılmıştır. Olaylarda üst düzeylerden kimsenin burnu kanamazken, birçok Alevi genci ölmüştür. Genelde kent soylu/medeni/hadari üst ve orta sınıflardan oluşan aristokrat zümre, ayak işlerinde onlara nisbetle bedevi sayılabilecek yoksul Alevi kitlelerini kullanmaktadır. Aleviler bu kafada devam ettikleri müddetçe böyle maşalık yapmaya daha çok devam ederler. Türkiye'de bahsettiğimiz bu üst yapının da desteğiyle Aleviler bilhassa 90’lardan bu yana iyice ön plana çıkmışlardır. Alevilere yönelik bir hadise olarak değerlendirilen 93 Sivas olaylarına karışanlar, hatta neredeyse o esnada yoldan geçenler bile idam cezası –günümüzdeki şekliyle müebbet- almışken, bunlardan 80 küsür yaşındaki sağlık sorunları olan birisi geçenlerde cumhurbaşkanı kararıyla affedildiğinde ortalık karışırken, Sivas olaylarından birkaç gün sonra civardaki Alevi köylerinden toplanan birtakım eşkıyanın rol aldığı söylenen ve Sivas’ın intikamı olarak görülen Başbağlar katliamıyla alakalı şu ana kadar ceza alan hiç kimse bulunmamaktadır. Dosyanın sümenaltı edilmesiyle beraber 33 kişinin öldüğü bu olay cezasız kalarak kapanıp gitmiştir. Şu an aynı süreç Gezi olaylarında yaşanmaktadır. Onlarca kişinin öldüğü, birçok kişinin yaralandığı, dükkânların, kamu kuruluşlarının yağmalandığı Gezi olaylarıyla alakalı direnişçilerden (!) ceza alan hiç kimse –bildiğimiz kadarıyla- yoktur. Güvenlik güçlerinden ise hala yargılaması devam edenler vardır. Bu olayla alakalı –isyancılar hakkında- bugüne kadar doğru dürüst bir dava açılmamıştır. Son açılan Osman Kavala davası da bugün beraatle sonuçlanmıştır. Bu olay bize bir kez daha Türkiye’deki masonik üstyapı ve Alevi altyapıdan oluşan Batini lobisinin gücünü bir kez daha göstermiştir. Son 30 senedir Alevi-Batini lobinin işin içinde olduğu hiçbir olaya ne doğru dürüst müdahele edilebilmiş ne de doğru dürüst ceza verilebilmiştir. Var olan dosyalar da bir şekilde kapatılmıştır. Ergenekon, Balyoz vb davalar da buna örnektir. Bunda yargıdaki yoğun Alevi kadrolaşmasının etkisi de vardır. Öyle ki son yıllarda “Yargıda bir yerlere gelmek isteyenler TSE damgası taşımak zorundadır” şeklinde bir söz dolaşmaktadır. TSE’den kasıd ise Tunceli, Erzincan, Sivas üçgenidir. Tağutların kim hakkında ne hüküm verdiği nezdimizde çok önemli olmasa da kendi sözde adalet sistemlerindeki çarpıklık ve çelişkiler de dikkat çekmektedir. Yukarda söylediğimiz gibi Aleviler –çoğunluk itibariyle- İslam düşmanlarının hazır askerleridir ve onlar da böyle kullanıma müsait maşalardan kolay kolay vazgeçmez. Sünni olduğunu iddia eden kesim ise büyük bir rehavet ve aymazlık içerisinde olan biteni seyretmekte ve çoğunluk olduğu halde azınlık muamelesi görmenin zilletini yaşamaktadır. Neredeyse 20 seneye ulaşan AKP iktidarında bu yönde çok kayda değer bir gelişme olmamıştır. AKP hakkında kullanılan “iktidar olduğu halde muktedir olamamak” kavramı durumu yeterince izah etmektedir. İslamcılar yıllarca bu bahsettiğimiz azınlık tahakkümüne karşı demokrasicilik oynayarak mücadele edebileceklerini sanmışlar, ancak görüldüğü üzere bu oyunun da sonuna gelinmiştir. Öyle ki Sünni kökenlilerin muktedir olması bir yana, şu an Türkiye’deki Batini lobi, artık işlerini bizzat Sünni-muhafazakâr kitlenin içinden devşirdiği elemanlarıyla yürütüyor ve Alevileşen Sünnilerin sayısı her geçen gün artıyor.

Buraya kadar anlattıklarımız, aslında aklı başında olan herkesin bildiği fakat dünyevi endişelerden adını koymaya yanaşmadığı hakikatlerdir. Çoğu kimsenin dile getiremediği bu gerçekleri bizler Allah imkân verdikçe anlatmaya devam edeceğiz. Değişik vesilelerle tekrar ettiğimiz gibi bu bahsettiğimiz zilletten kurtulmanın yolu ne demokrasiciliktir, ne Fetullahçıların yaptığı türden düzen içi kadrolaşma siyasetidir. Bu işlere bulaşanlar zamanla bizzat mücadele ettikleri düşmanlarının safına geçmişlerdir. İŞİD tarzı provokatif örgütlenmelerin de nihai noktada karşı tarafın planlarına hizmet ettiği zamanla ortaya çıkmıştır. Yapılması gereken, maalesef bugüne kadar denenmemiş olan bir şeydir ki o da selefin fehmi ışığında tevhid akidesine dönmek ve kitlelerin –tıpkı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde olduğu gibi- bu doğrultuda dönüşmesini sağlamaktır. Sahabe gibi dönüşüm yaşamış bir kitlenin karşısında hiçbir güç duramayacak ve hiçbir provakasyon, hiçbir plan bu topluluğu hedefinden şaşırtmayacaktır. Bundan gerisi vakit kaybı ve de dünyayı da ahireti de kaybetmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Bilmiyorum ki Ehli sünnet olduğunu iddia eden insanlar ancak Suriye ve Irak gibi Ömer Osman Ayşe isimlerini taşıyan kişilerin sokağa çıkamadığı, sırf isimlerinden ve mezhebi kimliklerinden dolayı saldırıya ve tecavüze uğradığı zaman mı akıllanacaklar? Ama şunu kesin olarak biliyoruz ki İslama ve Sünnete bağlılık iddia eden toplumlar gerçek anlamda Müslüman olmadıkları takdirde bu zilletten asla kurtulamayacaklardır. Çünkü ellerinde Kitap olduğu halde bilerek sapan bu topluluklara Allah Subhanehu dünyada ve ahirette zilletten başka bir şey vadetmemiştir. O yüzden tevhide dönmek dışında ne yaparlarsa yapsınlar çoğunluk içinde azınlık muamelesi görmekten, varlık içinde yokluk çekmekten öte bir şey onlara nasip olmayacaktır. Rabbim cümlesine hidayet etsin amin. Velhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1942
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1909 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 16:54
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
4881 Gösterim
Son İleti 03.02.2019, 16:13
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
1995 Gösterim
Son İleti 28.04.2020, 02:22
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2506 Gösterim
Son İleti 07.10.2016, 02:21
Gönderen: İbn Teymiyye
1 Yanıt
3889 Gösterim
Son İleti 02.07.2018, 02:01
Gönderen: İbn Teymiyye