Darultawhid

Gönderen Konu: BİN BAZ'IN BEŞERİ KANUNLARIN HÜKMÜ HAKKINDAKİ İBRETLİK BİR MÜNAZARASI!  (Okunma sayısı 843 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
“BİN BAZ”ın Fevzan, İbn Cibrin, Selman Avde, Sefer Havali, Aid El-Karni ve başkaları ile “Beşeri Kanunlarla Hükmeden Yöneticilerin Durumu” hakkındaki ibretlik bir münazarası!

Bu münazara, kasedi daha önce yayınlayanların kasedin girişinde kaydettiği bilgilere göre Riyad şehrinde, İmam Muhammed ibn Suud Üniversitesinin, Sünnet ve Usuluddin fakültesinin öğretim görevlisi ve konuşmacı heyeti ve de diğer misafirlerle görüşmesi esnasında yapılmıştır. Mecliste Salih bin Fevzan, İbn Cibrin, Selman el Avde, Sefer Havali, Aid el Karni ve başkaları bulunmaktaydılar. Onlar Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenlerin durumu hakkında dönemin Suud baş müftüsü Abdulaziz Bin Baz’la müzakere ediyorlar.

Bu kasedi yayınlayanların kasedin girişinde bahsettiğine göre, “konuşmasının öncesinde BİN BAZ hocası Muhammed bin İbrahim Al’uş Şeyhi hatırlayıp, onun talebelerine gösterdiği iyilikten ve ilgiden bahsetti ve o an şeyhi ile olan hatıraları onun gözyaşlarını dökmesine sebep oldu. BİN BAZ konuşmasını devam etmek istediğinde, şeyhle olan hatıraları buna imkân vermedi ve konuşmasını kesip hüngür hüngür ağladı! Bu gözyaşlarından dolayı bu kasete "Ed-Dem’etul Beziyye" yani, "BİN BAZ'ın gözyaşları" ismi verilmiştir.” Biz ise bu kasede “Bin Bazın timsah gözyaşları” ünvanını daha çok layık görüyoruz! Bunun sebebi ise kasedin ilerleyen dakikalarında anlaşılacaktır inşaallah. Zira Bin Baz, sırf İslam’a nisbet edilen ülkelerdeki yöneticilerin İslam’ını isbat etmek ve bu surette Suud tağutları başta olmak üzere bilcümle tağutları razı etmek amacıyla Allah’ın hükümlerini gizleyip ters yüz etmekte ve Allah’ın hükümlerini tamamen yürürlükten kaldırıp yerlerine beşeri şirk kanunlarını getiren yöneticilerin, bu yaptıkları işi helal saymadıkları müddetçe kâfir olmayacaklarını ileri sürmektedir. Bunu yaparken de selef alimlerinin kendi dönemlerindeki zulmeden Müslüman yöneticiler hakkında söyledikleri “kufrun dune kufr” yani küfrün altındaki küçük küfür işledikleri yönündeki sözlerine sarılmaktadır. Hâlbuki bu yöneticiler günümüzdekiler gibi beşeri kanunlara değil, İslam şeriatına bağlı hareket ediyorlardı ve ancak bazı meselelerde –yeni bir kanun ve teşri getirmeksizin- Allah’ın hükmünü uygulamayı mücerred terketme gibi durumlara düşüyorlardı. Bin Baz, bu hususta hocası Muhammed bin İbrahim’e de muhaliftir ve kasedin sonlarına doğru açıkça görüleceği üzere hocasının beşeri kanun ehlini açıkça tekfir eden sözleri zikredildiğinde – bu muhalefeti için geçerli bir delili de olmadığı halde- kendisinin onun gibi düşünmediğini ifade etmektedir. Kendi âlimlerine bile bu şekilde ihanet etmiş olan bu kişinin, sonra da hocalarının arkasından gözyaşı dökmesinin kıymeti harbiyesi yoktur. Daha da ötesi Bin Baz, İbni Kesir rahimehullah’ın Tatarların Yasasıyla hükmedenler gibi beşeri kanunlarla hükmedenlerin kâfir olduğu yönünde naklettiği icmayı da önce tevil etmeye çalışıyor, ardından böylesine açık bir konuda İbni Kesir’in hata etmiş olabileceğini iddia ediyor. Böylece o, şirk kanunlarıyla hükmeden birisinin Müslüman olabileceğini söyleyerek kendisinden önce hiçbir âlimin söylemediği bir şeyi söylemiş oluyor. Açıkça görülüyor ki Bin Baz bu hususta kendisinden önceki bütün ümmete muhalefet etmektedir. Birilerinin zannettiği gibi Bin Baz gibilerine tabi olmayı reddedenler ilim silsilesini koparmış olmaz, tam aksine selefe bağlanan zinciri koparanlar Suud ulemasıdır, çünkü onlar ümmete muhalif görüşler ortaya atarak bu halkayı koparmışlar! Şimdi bu ibretlik münazarayı batıl ehlinin batıllığının iyice ortaya çıkması için Türkçe tercümesiyle beraber neşrediyoruz. Bu arada Bin Baz’ın karşısında onunla münazara eden kimselerin de akidesi sağlam kişiler olmadığını belirtelim. O dönem kendilerine “Şuyuh’us Sahve/Uyanış Âlimleri” denilen Selman Avde, Sefer Havali gibi kimseler hakimiyete dair bazı konularda isabet etmiş olsalar bile diğer bir çok konuda itikadi problemlere haizdirler. Vallahu’l Mustean.


ABDULLAH İBN CİBRİN:
Soru: İbn Abbasın "...Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridirler!" (Maide 44) ayetinin tefsiri hakkında… Ayetteki küçük küfür mü?

BİN BAZ:
Allah’ın indirdiği ile hükmetmemeyi helal görmeden rüşvete göre, düşmanlıktan veya arkadaş hatırına yaparsa, bu küçük küfürdür.
Eğer o Allah’ın buyurduğu ile hükmetmemeyi, şeriatı terk etmeyi helal görürse, o zaman kâfir olur. Yani, yaptığı ameli helal gördüğü takdirde küfre düşüyor. Yok, eğer rüşvet için hükmederse, bununla büyük küfür manasında kâfir olmaz, bu küfrün altındaki küfür (yani küçük küfür) sayılır. Bu tefsir İbni Abbas, Mücahid ve diğer âlimlerden nakledilmiştir.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİ:

Allah sizi affetsin, bu meselede en büyük anlaşmazlık, şeriat hükümlerini (dünyevi) kanunlarla değiştirme meselesidir…

BİN BAZ ONUN SÖZÜNÜ KESEREK DEDİ:

Eğer bu yönetici yaptığı amelini helal sayarak yapıyorsa, bunu araştırmak lazım…

SORUYU SORAN KİŞİ:
Bu kimse helal saymadığını iddia ediyor!

BİN BAZ:
Eğer bu yönetici yaptığı amelini helal sayarak yapıyorsa o zaman kâfir olur.

SORUYU SORAN KİŞİ YİNE ARAYA GİRİYOR:
O iddia ediyor ki…

BİN BAZ:
Yok, eğer bu amelini kendi halkının rızasını elde etmek ve sair gibi bir teville yaparsa, bu zaman küfrün altında bir küfür (yani küçük küfür) işlemiş olur. Lakin eğer Müslümanların gücü yetiyorsa, (Allah’ın hükümlerine) boyun eğene kadar ona karşı savaşmaları vaciptir. Kim zekât ve sair gibi şeylerde Allah’ın dinini değiştirirse, boyun eğene kadar ona karşı mücadele edilir.

AYNI SORUYU SORAN:
Had cezalarını, zinanın cezasını vesaireyi değiştirdiler!

BİN BAZ:
Yani,  had cezalarını tatbik etmiyor, yani katletmek hükmünün yerine tazir cezası veriyor.

SORUYU SORAN:
Kanun maddeleri koymuş…

ABDULLAH İBN CİBRİN
Yahut hapsediyor.

SORUYU SORAN:
Allah sizi bağışlasın, Kanun maddeleri koymuş…

(Dikkat edilsin, soru gayet açık. Mücerred Allah’ın hükmünü uygulamayı terk edenden değil bizzat Allah’ın hükmü yerine başka kanunlar koyup yasalaştıranlardan bahsediliyor. Şimdi Bin Bazın bu açık soruya verdiği cevaba bakın)

BİN BAZ:
Aslolan, helal görmedikçe kâfir olmamasıdır! Asi olur, büyük günah sahibidir, cezalandırılmayı hak eder. Bu ameli helal görene kadar ancak küfrün aşağısında bir küfürle (küçük küfürle) kâfir olur o kadar...

SORUYU SORAN:
Helal görene kadar mı? Helal görüp görmemesi onun kalbindedir, biz bunu bilemeyiz ki?

(Bin Baz’ın böyle bariz bir meseleyi saptırmasına katılımcıların nasıl hayret ettiğine dikkat edin)

BİN BAZ:
Evet, aynen öyle! Şayet bunu iddia ederse, helal gördüğünü söylerse…

ABDULLAH İBN CİBRİN:
İki tarafın karşılıklı rızası ile olan zinaya izin verirse de mi?

BİN BAZ
İşte bu küfürdür!

ABDULLAH İBN CİBRİN
(Onun koyduğu yasaya göre) Kadın serbesttir, kendi kendisinin hâkimidir. O keyfinin istediği gibi hareket edebilir.

BİN BAZ
Eğer onlar bunu (zinayı) karşılıklı rıza olduğu halde helal görürlerse bu küfürdür.

(Dikkat edelim, Bin Baz’ın küfür olduğunu kabul ettiği şey, bugün TC dâhil birçok İslam’a nisbet edilen ülkede geçerli olan yasadır! Bu vakıaya rağmen Bin Baz, hala pratikte hiçbir karşılığı olmayan istihlal şartını getirmeye devam ederek açık bir konuyu sulandırmaya çalışmaktadır.)

SELMAN AVDE:
Allah sizi korusun, eğer o hükmü nesh edilmiş şeriatle, misal olarak, Yahudilikle hüküm etse, koyduğu kanunları insanlar için zorunlu kılıp bunu herkes için genel kanun yapsa, kanundan yüz çevirenleri hapis, ölüm, sürgün ve sair cezalara mahkum etse?!

(Selman Avde’nin sorusu gayet açık olduğu halde şimdi Bin Baz’ın verdiği cevaba bakın)

BİN BAZ:
O bunları şeriata nisbet ediyor mu, yoksa etmiyor mu?

SELMAN AVDE:
O hiç bir söz söylemeden bu kanunlarla hükmetmiş, onu (geçerli kanun) kılmıştır…

MECLİSTE BULUNANLARDAN BİRİ:
Zor kullanarak yani…

BİN BAZ:
Eğer o bunu şeriata nisbet ediyorsa, kâfir olur.

(Dikkat edin, Yahudi şeriatıyla hükmeden birisini bile ancak bunu dine nisbet ettiği takdirde kâfir sayıyor ve böylece hiçbir delile ve de nakle dayanmayan bir görüş ihdas ediyor!)

SELMAN AVDE:
Küçük küfür mü yoksa büyük küfür mü?

BİN BAZ:
Büyük küfür. Eğer yaptığı şeyi şeriata nisbet ediyorsa, bu büyük küfür olur, yok şayet onu şeriata nisbet etmezse ve sadece bir kanun olarak getirdiyse o zaman büyük küfür olmaz. Misal olarak, hakkında şeriat hükmü olmadığı halde insanları kırbaçlayan, kendi hevasına göre insanları kırbaçlayan veya hevasına göre öldüren kimse gibi… Öyle ki bu kimse bir kimseyi hevasına göre öldürür, hevası ona galip gelmiş olur.

SELMAN AVDE:
Allah sizi korusun, muayyen bir meseledeki veya konudaki özel durumla (yani şeriatla hüküm vermeyen kimse ile) bunu insanlar için genel bir kanun olarak belirleyen arasında fark yok mu?

BİN BAZ:
Eğer bunu şeriata nisbet ederse kâfir olur, yok şeriata nisbet etmezse, sadece insanları idare etmek için yararlı bir kanun olarak görürse, icat ettiği kanunu şeri bir hüküm olarak, Allah ve Rasulünden gelen bir şey olarak görmezse yine suçludur, ancak büyük küfür olmaz. Ben böyle itikad ediyorum!

SELMAN AVDE:
Kıymetli hocam! İbn Kesir kendisinin "el-Bidaye ven Nihaye"eserinde böyle birisinin büyük küfürle kâfir olduğu hakkında icma nakletmiştir.

BİN BAZ:
Her halde bu kendi icat ettiği kanunu şeriata nisbet edenle alakalıdır.

(Hâlbuki Selman’ın naklettiği İbn Kesir’in sözünde kesinlikle böyle bir kayıt bulunmamaktadır. İbn Kesir rahimehullah şöyle demektedir:
“Son peygamber Muhammed b. Abdullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) indirilen muhkem şeriatı terk edip neshedilmiş, başka şeriatlere muhakeme olan kimse kafir olduğuna göre Cengizhan'ın yasalarına muhakeme olan kimse nasıl kâfir olmasın?! Böyle bir kimse Müslümanların icmaıyla kâfir olur.”  (İbn Kesîr, El Bıdaye Ve'n-Nihaye, 13/139, Dar'u İhya'it Turas'il Arabi, 1408/1988 türkçesi için bkz. El-Bidaye ve'n Nihaye, Çağrı Yayınları: 13/244) 

 
SELMAN AVDE:
Hayır! O şöyle diyor: Allah’ın şeriatından başka, hükmü kaldırılmış semavi şeriatla hüküm eden kâfirse, o zaman beşer aklına dayalı kanunlarla hüküm eden nasıl kâfir olmasın? Hiç şüphe yoktur ki bu kimse mürteddir...

BİN BAZ:
Velev, velev (böyle söylemişse dahi), İbn Kesir masum değil. Bunu dikkate almak lazım.

SELMAN AVDE:
Zira…

BİN BAZ:
O da diğerleri gibi hata edebilir. İcma nakledenler çoktur!!

(Güya İbn Kesir’in bu icmayı nakletmekle hata etmiş olabileceğini söylüyor, lakin kendi dönemine kadar hiçbir muteber âlimin bu icmayı tenkid etmediğini unutuyor!)


ABDULLAH İBN CİBRİN:
Onlar bu kanunları şeriat kanunlarının yerine tayin edip diyorlar ki: "Bu kanunlar insanlar için şeriat kanunlarından daha güzel, daha münasibtir."

BİN BAZ:
Bu müstakil bir küfürdür, şayet onlar "bu kanun şeriattan iyidir yahut şeriata denktir veya Allah’ın indirmediği ile hüküm vermek caizdir" deseler, o zaman bu büyük küfür olur.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİ:
Peki, sistemi tekfir edip de şahısları tekfir etmeyenler? Yani, kendi tezlerine göre bunların arasını ayırd ederek diyorlar ki, sistem kâfirdir, lakin (bu sistemle hükmeden) şahıslara ise kâfir demiyoruz.

BİN BAZ:
Eğer Allah’ın indirdiklerinden başkası ile hükmetmeyi helal görürse, şahıs da olsa kâfir olur. Yani bu kimse bizzat kâfir olur. Eğer Allah’ın indirdiğinin dışında bir şey ile hükmetmeyi yahut zina etmeyi helal görürse "Falanca kişi kâfirdir" denir ve böylece muayyen olarak tekfir edilmiş olur. Nasıl ki, sahabeler dini terk eden muayyen insanları tekfir ediyordular. Müseyleme muayyen olarak tekfir edilir. Tuleyha tevbe etmeden önce muayyen olarak tekfir edilir. Aynı şekilde dinle alay eden şahıs da muayyen olarak tekfir edilir. Dinden çıkaran bir şey kendisinde bulunan herkes muayyen olarak tekfir edilir. Ölüm hükmü ise farklıdır. Ölüm hükmünden önce tevbe etmesi istenilir.(Tevbe ederse bağışlanır, etmezse ölüm hükmü uygulanır)

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİ:
Eğer bunu (icat ettiği kanunu) şeriata nisbet ederse, onun yalancılardan olduğuna hükmedilmez mi?!

BİN BAZ:
Yalancılardan sayılır.

SORUYU SORAN:
Lakin küçük küfür mü olur?

BİN BAZ:
Evet.

SORUYU SORAN:
(Sözler anlaşılmıyor)

BİN BAZ: (Sözler anlaşılmıyor) Yok eğer "Bu aynı şeriata denktir yahut şeriattan daha iyidir" söylerse bu küfürdür. Yok, şayet bu bidat olan bir görüşse, bidat ehlinin hükmü de malumdur.

AİD EL-KARNİ:
Tamam ya şeyh, bazıları diyor ki, Ömer açlık yıllarında (hırsızlık hakkındaki) had cezalarının tatbikini terk etmişti.

BİN BAZ:
Bu ictihaddır ve bunun da açıklaması vardır. Çünkü insan hırsızlık yaparak bir şey almaya mecbur kalmış olabilir.

SELMAN AVDE:
Allah sizi korusun. "(Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse) işte onlar kâfirlerin ta kendileridir!" ayetindeki küfrün küçük küfür olmasına delil nedir? Ayetteki ifade hasr (sınırlandırma) şeklinde geldiği halde o hangi delile göre küçük küfür olarak tefsir ediliyor.?!
(Burada Selman gereksiz bir konu açıyor. Çünkü Maide 44 ayetini küçük küfürle açıklayanlar selef âlimleridir, ancak bunu kendi dönemlerindeki Müslüman yöneticiler hakkında söylemişlerdir, bunun günümüz vakıasıyla bir alakası yoktur)

BİN BAZ:
Daha doğru olan görüşe göre ayette söylenenler helal görme şartına bağlanıyor. Eğer bu helal görmeye değil, başka hallere mahsussa, o zaman biz İbn Abbasın söylediği gibi küçük küfür olduğunu söyleriz.

SELMAN AVDE:
Lakin o…

BİN BAZ:
Aslına bakılırsa, onlar kâfirdirler (yani, demek istiyor ki, ayet aslında kâfirler hakkında nazil olmuştur)

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİ:
İbn Abbas’ın rivayetinde helal görme şartı yoktur. (Anlaşılmayan bazı sözler söylüyor)

SELMAN AVDE:
Evet, yani, bu ayetin zahiri manasından başka bir manaya tefsir etmemizi gerektiren delil nedir?

BİN BAZ:
Çünkü o bunu helal görüyor, ayet Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmeden kâfirler hakkında nazil olmuştur. Onlar leş olmuş hayvanların etlerini helal görüyor ve benzeri hükümler veriyordular. Amma birisi Zeyd yahut Amr rüşvete binaen başka hükümle hükmederse, onun kâfir olduğunu mu söyleyeceğiz? Bununla o kâfir olmaz. Yahut bir kimse kendi nefsine uyarak haksızca Zeydin katline hüküm verirse bununla kâfir olmaz. Kaideye göre helal ve haram kılmanın kendine has durumu vardır. Mesela zinakâr kâfir midir?

SELMAN AVDE:
Kâfir olmaz.

BİN BAZ:
Eğer zinanın helal olduğunu söylerse?

SELMAN AVDE:
Kâfir olur.

BİN BAZ:
Mesele de budur.

SELMAN AVDE VE YANINDAKİ BAŞKA BİRİ AYNI ANDA ŞÖYLE DİYOR:
Evet, zina etmese dahi kâfir olur.

BİN BAZ:
Zina etmese dahi!

SELMAN AVDE:
Muhterem babamız, dönelim "...Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir" nassına! Ayette söylenen küfür hükmü, hükmün terkine mi bağlanmıştır?

BİN BAZ
Allah’ın indirmediği hükümlerle hükmetmeyi helal görürse, ayetin hükmü buna hamledilir.

SELMAN AVDE:
Bu kayıt nereden gelmiştir?

BİN BAZ:
Buna delalet eden başka delillerden. O deliller isbat ediyor ki kendi amelini helal görmeyen günah sahipleri kâfir olmazlar.[Bu esnada Bin Baz bir an susuyor ve meclistekilerden bir söz ve ya soru gelmesini bekliyor, lakin hiç kimseden ses çıkmadığını görünce sözüne kaldığı yerden devam ediyor]
Eğer helal görürse yahut söylese ki, "bu münasib değil", yahut "başkası ile hüküm etmek daha üstündür" dese, o fasık, zalim ve kâfirdir.
Maksad şudur ki, bu yaptığını helal görene yahut bunun üstüne ki bu, helal görmenin de ötesindedir, onu Allah’ın hükmünden üstün sayana hamledilir. Eğer nefsine uyarak Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmederse, asi olur. Helal gördüğü için değil, sadece nefsine uyup zina yapan şahıs gibi. Veya nefsine uyup ebeveynine asi olan yahut nefsine uyup adam öldüren kimse asidir. Şayet helal görüp adam öldürürse yahut ebeveynine asi olmayı helal görüp onlara isyan ederse yahut helal görüp zina ederse kâfir olur. Bununla da biz kendimizi Haricilerden ayırmış oluyoruz. Böyle olunca bizimle Hariciler arasında büyük fark meydana geliyor. Aksi takdirde biz de Haricilerin ettiği hataya düşeriz.

SELMAN AVDE:
Allah sizi korusun…

BİN BAZ:
Haricileri de saptıran sebepler bunun gibi genel ifadeler olmuştur.

SELMAN AVDE:
Bu mesele birçok kardeşler için müşkil olarak kalıyor, müzakereyi biraz daha uzatsak bir sakıncası yok herhâlde?

BİN BAZ:
Hayır, bu çok önemli ve büyük bir meseledir.

SELMAN AVDE:
Siz isyankârların ve büyük günah işleyen günahkârların tekfir edilmesini söylediniz, lakin ihtilaf mevzusu bu değil.

BİN BAZ
Hayır, mesele Haricilerin meselesi değil. Bu, Haricilerin hastalığı…

SELMAN AVDE:
Hayır, şey…

BİN BAZ
İşte bu gibi genel sözler. Onlar meselenin tafsilatını terk edip, genel ifadeleri alarak insanlara kâfir demişler. Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem) onlar hakkında demiştir ki: "...onlar İslam’dan çıkacak ve bir daha ona dönmeyecekler."

SELMAN AVDE:
Peki, zinakâr ve hırsız?

BİN BAZ
Haricilere göre kâfirdirler.

SELMAN AVDE:
Haricilere göre kâfirdir, Ehli Sünnet ise ittifakla söylüyor ki böyle insanlar günahkârlardır.

BİN BAZ
Helal görmedikleri müddetçe…

SELMAN AVDE:
İslam’dan çıkmazlar.

BİN BAZ
Helal görmedikleri müddetçe…

SELMAN AVDE:
Evet, helal görmedikleri müddetçe. Lakin onlara göre sadece günahı yapanla -ki o, fasık müslüman ve yahut da imanı nakıs olan biridir- günahı insanları bağlayıcı bir kanun haline getiren arasında fark vardır.
Çünkü bunlar şöyle diyor: Helal görmediğini iddia ettiği halde şeriatı bir kenara koyarak şeriatın yerine insanları bağlayıcı başka bir kanun getiren birisi yoktur ki, bunu helal gördüğünden veya bu kanunların insanlara daha elverişli olduğundan vesaireden dolayı gibi düşüncelerle bunları yapmış olmasın.
(Selman’ın zikrettiği bu şeylere de gerek yoktur. Zira İslam’a muhalif kanun yapan birisi hükmünde Allah’a ortak koşan birisidir ve bu zikredilen gerekçeler olmasa da bu kimse müşriktir ve kâfirdir.)
Aynı zamanda akrabalık ve ya rüşvet sebebi ile muayyen meselede şeriatla hükmetmeyenin hükmüne de farklı bakıyorlar.

BİN BAZ:
Kaide şudur ki, " hükümden çıkarılan netice hüküm sayılmıyor" (Tekrar ediyor)
Nefsine uyarak yahut akrabalık hatırına (şeriattan gayrısı ile) hüküm veren birisi hakkında bazen denebilir ki “Bu amelini helal görüyor. Çünkü yaptığı şey bunu gerektiriyor.”
“O zaman niçin soruluyor?! (Mademki mücerred amel, helal görmeye delilse) o zaman bu niçin lazım? "Hükümden çıkarılan netice hüküm sayılmıyor" Bu onunla Allah arasındadır.

(Bin Bazın söylediği şey, zulmeden İslam devlet başkanı hakkında doğrudur. Elbette ki böyle birinin mücerred hükmü terk etmesinden o hükmü inkâr ettiği neticesi çıkmaz. Ama Allah’ın kitabını bırakıp bizzat küfür ahkâmı ile hükmeden yöneticinin bu ameli zaten yorumlama gerektirmeyecek kadar açık bir küfür amelidir.)

Lakin insanlarla kendisi arasında ise hüküm şöyledir: Eğer buna karşı " Niçin Allah’ın şeriatı ile hükmetmiyorsun" diyerek onunla savaşabilecek başka güçlü bir Müslüman devlet varsa, ona karşı savaşır. Ne zamanki o yönetici kendi fikir ve görüşünü müdafaa ederse, tıpkı zekât vermeyi reddederek savaşanlara karşı savaş yapıldığı gibi onunla da mürtedlerle yapılan savaş gibi savaşılır. Çünkü onun Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmeyi müdafaa etmesi ve bunun için savaşması, zekât vermeyerek zekât hususunda müdafaada bulunması ile aynıdır ve hatta ondan da kat kat kötüdür. Böyle bir durumda O, kâfir olur.
Şeyh Takiyyuddin (İbn Teymiyye) rahimehullah, bu mevzuda açık fikir bildirerek şöyle demiştir: " Kendi batıllarını müdafaa ettikleri takdirde Onunla asilerle savaşıldığı gibi değil, mürtedlerle savaşıldığı gibi savaşılır." Şeyhul İslam bu sözleri "es-Siyaset" kitabında, hayır, hayır, "es-Siyaset" kitabında değil, onun bu sözleri "Fethul Mecid"de naklolunmuştur. Zannedersem şu bölümde…

SELMAN AVDE MÜDAHELE EDEREK:
" El-Feteva" kitabında Tatarlar hakkında bahsettiği yerde.
(Bu bölüm Fetava 28. Cildin son kısmında yer almaktadır.)

BİN BAZ:
"Tatarlarla" alakalı bölümde demiş olabilir. O –rahimehullah- Tatarlara karşı yapılan savaşın asilere karşı yapılan savaş gibi değil, mürtedlere karşı yapılan savaşlar gibi olduğundan bahsetmiştir. Çünkü onların günahı müdafaa etmesi, Ebu Bekr es-Siddik’in hilafeti zamanı zekât vermekten yüz çevirerek kendilerini müdafaa edenlerin hükmü ile aynıdır."

SELMAN AVDE:
Allah sizi korusun, şimdi zekât vermekten yüz çeviren birisi bunun için savaşsa, dedik ki ona karşı kâfir muamelesi yapılarak savaşılır. Çünkü onun zekât vermekten yüz çevirmesi ve bunun için savaşması artık zekâtın vacipliğini inkar etmesi mi demektir?

BİN BAZ:
Evet, şüphesiz…

SELMAN AVDE:
Zira Onun bundan yüz çevirmesi ve bu hususta savaşması…

BİN BAZ:
(Sözler tam anlaşılmıyor) Allah’ın hükmü ile hükmetmeyeni müdafaa etmek…

SELMAN AVDE:
Bunun vacibliğini inkar ettiğinin delilidir.

BİN BAZ:
Allah’ın hükmü ile hükmetmemeyi müdafaa eder ve derse ki, ben bu fikrimden dönmem, o zaman bu kimse yaptığı ameli helal göreni müdafaa eden birisidir. Böyle birisi de kâfir olur.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Bunların bu işi ölümüne savunacakları şimdiden net olarak biliniyor.
(Yani bu yöneticiler Müslüman olsalar ve şimdi yapıldığı gibi beşeri kanunlarla hükmetme manasında değil de, sadece bir iki meselede Allah’ın hükmünden sapsalar sonra da bu sapmalarını kılıçla müdafaa etseler bundan dolayı kâfir olacaklarını söylüyor ki bu doğrudur. Günümüz yöneticilerinin de mevcut beşeri kanunları silahla müdafaa ettikleri, bunları kabul etmeyenleri hapis, ölüm, sürgün gibi cezalarla cezalandırdıkları bellidir yani Bin Baz’ın fasit usulüne göre dahi bu yöneticilerin Müslüman sayılması mümkün değildir, hal böyleyken vakıadan kopuk şeyler konuşarak mevzuyu karartmaya çalışmaktadır.)

BİN BAZ:
Eğer hakikaten de öyle olursa kâfir olurlar. Böyle olsa ve onlara söylense ki, Allah’ın hükmü ile hükmedin! Aksi halde sana karşı savaşacağız! Bundan sonra da kabul etmeyip yüz çevirseler o zaman kâfir olurlar. Benim onlar hakkında zannım budur.

SORUYU SORAN KİŞİ:
Onlar hakkında zannedilen şey budur.

BİN BAZ:
Şüphesiz…

SORUYU SORAN KİŞİ:
Allah iyiliğinizi versin…

BİN BAZ:
Onlar hakkındaki zannımız bu şekildedir. Lakin hüküm zanna dayanmadan (yakinle) verilir. Mısır yöneticileri ve başkaları hakkında zann –Allah göstermesin- onlar hakkında zann, şer ve küfürdür. Lakin bir kimse "kâfir" deme hususunda ihtiyatlı davranmalıdır. Yalnız yaptığı ameli helal saydığını kesin bilmesi müstesna.

SORUYU SORAN:
Allah’tan afiyet dileriz!

BİN BAZ:
(münazarayı yöneten şahsa yönelerek soruyor)
Bilmiyorum başka bir sorunuz var mı? Yoksa yeter mi?

ABDULVEHHAB ET-TARİRİ:
Biz sizin izninizi bekliyoruz!

BİN BAZ:
Sakınca yok!

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Bu mevzu hakkında artık yeter.
(Demek istiyor ki, bu mevzuda artık münazara yapmaya ihtiyaç yoktur?!)

BİN BAZ:
Bu müzakere başka meselelerin müzakere edilmemesi demek değildir! Herkes kalbi mutmain olana kadar çalışmalı. Zira, bu meseleler çok tehlikelidir, kolay değildir, lakin ehemmiyetli meselelerdir!!!

SELMAN AVDE:
Siz bu meselenin içtihadi bir mesele olduğunu mu düşünüyorsunuz efendim?

BİN BAZ:
Vallahi, ben nasslardan böyle bir kanaata vardım, yani ilim ehlinin Ehli sünnet ile Havaric ve Mutezile’nin farkıyla alakalı sözlerinden… Bilhassa da Haricilerle alakalı… Şöyle ki; günah işlemek küfür değildir. Yalnız günahı helal görürse ve onu müdafaa ederse o başka…

(Bin Baz’ın soruyu geçiştirmesine dikkat edin. Aslında beşeri kanunlarda istihlal şartı aramanın Bin Baz’ın kendi kesesinden uydurduğu bir mesele olduğu açıktır. Bunu itiraf etse deşifre olacak, bu görüşü bütün Ehli sünnete izafe etse ilme açıkça ihanet etmiş olacak, o yüzden ben böyle anlıyorum vesaire diyerek lafı gevelemektedir.)


MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Kıymetli hocam, Allah iyiliğinizi versin! Yöneticilere yazarak onlardan şeriatla hükmetmesi talep olunsa, buna rağmen dönmeseler, küfürlerine hükmedilir mi?!

BİN BAZ ONUN SÖZÜNÜ KESEREK:
Yalnız bir şartla ki, kendi fikirlerini müdafaa etmek için savaşırsalar. Eğer savaşmazlarsa, o zaman kâfir olmazlar.

SORUYU SORAN:
Peki öldürürlerse? (Herhalde şeriat isteyenleri öldürmesini kasdediyor)

MECLİSTE OLAN BAŞKA BİRİSİ:
Eğer onlardan şeriatle hükmetmek taleb edilse?! (Aynı ifadeyi tekrar ediyor)

BİN BAZ:
Eğer sen Zeyd’den talep etsen…

MECLİSTE OLAN BİRİSİ:
Onlardan talep edilse…

BİN BAZ:
Eğer sen Zeyd’den talep etsen ve desen ki zekât ver. O ise zekât vermekten yüz çevirse, sana zekât vermeye mecbur edilir, hatta zorla olsa da. (Bazı sözler anlaşılmıyor) Ne zamanki o zekâtı vermeyip bir de bunun üstüne bunun müdafaası için savaşırsa, o zaman kâfir olur.

SORU SORAN:
Şayet yöneticiden bunu talep eden zayıfsa o zaman olabilir ki,(yönetici onun zayıflığından istifade edip ona karşı) savaşsın?

BİN BAZ:
Böyle olsa da, yalnız bu halde kâfir olur. Eğer sadece zekâtı vermeyi istemezse, cezalandırılır, devletin gücü yetiyorsa (zekâtı) alır. Gücü yetmiyorsa savaşmaz, eğer ki devletin savaşmak için yeterli gücü varsa onunla savaşır.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Hayır, Allah’ın şeriatı ile hükmetmek talep olunduğu zaman bundan yüz çevirirse nasıl olacak?!

BİN BAZ:
Savaşılır.

SORUYU SORAN:
Savaşılır?

BİN BAZ:
Evet, eğer savaşırsa kâfir olur. Savaşmazsa kâfir olmaz. Onun hükmü günahkârların hükmü gibidir! Aynı hükmü alır.

İBN CİBRİN:
Peki ona karşı kim savaşmalıdır?!

BİN BAZ:
Müslüman devlet!

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Eğer Müslüman bir devlet yoksa?!

BİN BAZ:
O zaman olduğu gibi bırakılır, kendi ile Allah arasında.

ABDULLAH İBN CİBRİN:
Bazı devletler…

BİN BAZ:
Allahul Mustean (Yardım istenecek yegâne merci Allah’tır)

ABDULLAH İBN CİBRİN:
Gevşektirler…

BİN BAZ:
Allahul Mustean (Yardım istenecek yegâne merci Allah’tır)

SELMAN AVDE:
Muhterem şeyh! Şeyh Muhammed bin İbrahim (Allah ona rahmet etsin) kendi kitabında diyor ki, dünyevi kanunlarla hükmeden devletler küfür devletleridir ve bu devletlerden hicret etmek vaciptir!

(Suud eski baş müftülerinden olan bu zatın söylediği doğrudur ancak ne var ki kendi söyledikleriyle amel etmemiş ve bu tip tağut devletlere Müslüman hükmü verip onlarla dostluk ilişkilerini geliştirme amaçlı olan Rabıta, İslam Konferansı gibi teşkilatların kuruluşuna öncülük etmiştir!)

BİN BAZ:
Şer, küfür ve asilikler aşikâr olarak yapıldığı için (bunu demiş)

SELMAN AVDE:
Onlar dünyevi kanunlarla hükmediyorlar.

BİN BAZ:
Şeyh İbrahim’in (Allah ona rahmet etsin) kitabını ben de okudum. O, onların zahirinin küfür olduğunu diyor. Çünkü onların kanun koymaları ettiklerine rıza göstermelerine ve helal görmelerine delalet ediyor. Onun kitabından anlaşılan budur. Lakin ben bu hususta tevakkuf ediyorum, zira amelini helal gördüğü bilinmedikçe bu yeterli değildir. Sadece Allah’ın indirdiğinin dışında bir kanunla hükmetmek veya emretmekle insan kâfir olmuyor. Mesela, falanca aleyhine hükmetmeyi yahut falanı öldürmeyi emreden bu amelini helal görmedikçe kâfir olmuyor.

(Burada kendi hocası olan Muhammed bin İbrahim Al’uş Şeyh’e muhalefet ettiği görülüyor. Eğer Muhammed bin İbrahim’in Tahkim’ul Kavanin risalesini kasdediyorsa bu risalede, Kanun yapan kişinin bu hareketi helal saymaya delalet eder gibi yorum yoluyla yapılan bir tekfir söz konusu değildir. İslam’a muhalif kanun yapmak zaten başlı başına bir küfür amelidir ve bunun küfür olması için başka bir şeye delalet etmesi gerekmez!)

Sultan Haccac İbn Yusuf bundan dolayı kâfir olmuyor. Ne kadar kişi öldürürse öldürsün, helal görmedikçe kâfir olmaz. Çünkü onların bu işte şüpheleri (yorumları) vardır.
Bundan önce Abdulmelik ibn Mervan, Muaviye ve diğerleri bunu helal görmedikleri için kâfir olmamışlar. İnsanları katletmek zinadan ve rüşvetle hüküm vermekten daha kötüdür.

(Burada ise şeriatla hükmeden zalim Müslüman yöneticileri, günümüz laik demokrat tağutlarıyla mukayese ederek batıl kıyas yapıyor)

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Hicret çeşit çeşittir. Zira mücerred bulunması…

BİN BAZ:
Hmm...

SORUYU SORAN:
İnsanın küfür ülkesinde bulunması, mutlaka oradan hicret etmek manasına gelmez.

BİN BAZ:
Hicret meselesinin kendi içinde tafsilatı vardır. Dinini yaşayabilen birisinin yahut hicret etmek imkânı olmayanın hicret etmesi vacip değil. Mustazaf durumunda olanlar müstesnadır…

ABDULLAH İBN CİBRİN:
İmam Ahmed’den rivayetler var ki, O, Kur'anın mahluk olduğunu söyleyenleri kafir görüyor?!

BİN BAZ:
Bu meşhurdur. Ehli sünnet Kuranın mahlûk olduğunu söyleyenleri tekfir ediyor. Çünkü bunun manası, Allah konuşmuyor demektir. Bu ise, Kuran Allah’ın kelamı değildir manasına gelir. Bu ise Allah’ı konuşmamakla, susmakla vasf etmektir.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Şeyh, onların da şüphesi yok mu?!

BİN BAZ:
Küfürdür, Hayır! Onları dinden çıkarıyoruz. İzzet ve Celal sahibi Allah, kelamı Ona aittir. Yüce Allah buyuruyor: "Onlar Allah’ın kelamını değiştirmek istiyorlar" (Fetih: 15) “Müşriklerden birisi senden eman isterse ona eman ver ki, Allah’ın kelamını duysun." (Tevbe: 6) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kureyş benim Allah’ın kelamını tebliğ etmeme mani oluyor" Bu kimsenin müşkilatı, sıkıntısı var. Öyle bir sıkıntı ki onları dinden çıkarıyor. (Anlaşılmayan sözler var) Bu bir müşkilattır.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Mutezile kafir mi?!

BİN BAZ:
Şüphesiz. Kim Kur’an’ın mahlûk olduğunu söylerse, o kâfirdir.

SORUYU SORAN:
Ahmet ibn Ebi Duad kafir mi?!

BİN BAZ:
Kur’an’ın mahlûk olduğunu söyleyen herkes kâfirdir.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Şeyh bu muayyen bir şahıs için mi de böyledir?!

BİN BAZ:
Eğer böyle dediği sabitse, evet, muayyen şahıs hakkında da böyledir.

AİD EL-KARNİ:
Zehebi "es-Siyer"de Ahmet ibn Ebi Duad hakkında şöyle diyor ya Şeyh! "Bu kişi kâfir değil. O La İlahe İllallah kelimesine şehadet ediyor, Allaha iman ediyor."

BİN BAZ:
(Anlaşılmayan bazı sözler var) Zehebi fıkıh ve basiret ehlinden değildir! Zehebi vasat dereceli âlimlerdendir, sadece hadis ilmine itina göstermiştir.

MECLİSTE OLANLARDAN BİRİSİ:
Halife Memun’un mecbur etmesi…
(Anlaşılmayan bazı sözler var)

SORUYU SORAN:
Halife Memun’un insanları buna (yani Kuranın mahlûk olması fikrine) mecbur etmesi küfür değil mi?

BİN BAZ:
Hmm...

SORUYU SORAN:
Halife Memun’un insanları buna (yani Kuranın mahlûk olması fikrine) mecbur etmesi küfür değil mi?

BİN BAZ:
Küfürdür, küfür! İster Memun olsun, isterse de başka birisi olsun fark etmez!

-MÜNAZARANIN SONU-

(La havle vela kuvvete illa billah! Bunlar gerçekten ibretlik sözlerdir! Şu çelişkiye bakın ki, sarih bir küfür olan İslam’a muhalif şeriat ve kanun koyma işini yapan, bu küfür kanunlarıyla hükmeden laik, demokratik vesair tağutları tekfir etmemek için kılıktan kılığa giren, bunların tekfiri için istihlal şartı vesaireyi ihdas eden Bin Baz, sıra İslam şeriatıyla hükmeden bir takım halife ve kadılara gelince, Kur’an mahlûktur dedikleri gerekçesiyle hemen küfür hükmünü yapıştırıyor! Halbuki Halk’ul Kur’an görüşü her ne kadar bidat olan, hatta ihtiva ettiği mana itibariyle küfür olan bir görüş olsa da hafi/kapalı meseleler arasında yer aldığı için, âlimler, bu hususta ancak aleyhine hüccetin sabit olduğu, tekfirin şartlarının oluşup engellerinin kalktığı kimseler dışında bu sözü söyleyen herkese muayyen olarak kafir hükmü vermemişlerdir. Bundan dolayıdır ki bu fitnenin en yaygın olduğu dönemde dahi İmam Ahmed başta olmak üzere imamlar, bu yöneticileri tekfir etmemişler, onlara karşı ayaklanmayı onaylamamışlar ve bu kimseleri Müminlerin Emiri olarak vasfetmeye devam etmişlerdir. Bin Baz’ın cehaletine bakın ki böyle bir meselede muayyen tekfire giderek selefin yoluna muhalefet ediyor ve kendi görüşünü isbat edebilme adına Zehebi gibi bir alime dil uzatmaktan çekinmiyor. Hâlbuki benzer görüşler, gerek seleften gerekse haleften, İbni Teymiye’den ve başkalarından da nakledilmiştir. Bu misal dahi Bin Baz’daki kafa karışıklığını, cehaleti, seleften kopuk düşünme tarzını göstermeye yeter de artar. Öyle görünüyor ki o ancak bin sene önce ölüp gitmiş kimseleri tekfir etmeye güç yetiriyor lakin günümüzdeki kanlı canlı tağutlar hakkında dilsiz şeytan oluveriyor! Rabbimizden kendisine layıkıyla muamele etmesini diliyoruz. Şu da bilinsin ki bu belam, tağutlarından emir geldiği zaman kanun ehlini tekfir etmekten de çekinmeyen birisidir. Körfez Savaşı’nın kızıştığı ve Suudi yönetiminin de Saddam Hüseyin’e karşı Haçlı İttifakının yanında yer aldığı 90’lı yılların başında bu işi meşrulaştırmak için Nakdu Kavmiyyet’il Arabiyye adlı risaleyi alelacele kaleme almış ve orada Saddam’ın mensup olduğu Arap milliyetçiliğinin ve Baas ideolojisinin küfür olduğunu çeşitli vecihlerden isbat etmeye çalışmıştır. Risalede zikrettiği hususlardan bir tanesi de Arap milliyetçilerinin beşeri kanunlarla hükmetmesidir. Bin Baz, bu konuşmada getirdiği kayıt ve şartların hiç birisini getirmeden böyle yapan bir devletin kâfir ve mürted olduğunu söylemiştir. Dileyenler bu Arapça risaleye ve bilhassa 40. Sayfadan sonrasına bakabilirler. Ama aradan belli bir zaman geçip dünya konjonktürü değişince bu konuşmada görüldüğü üzere kanun ehlinin tekfirinde istihlal şartı olduğunu sayıklamaya başlamıştır. Allah’tan bu zındığın tabilerine hidayet etmesini diliyoruz. Vallahu’l Mustean…)


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Yukarda astığımız münazara vesilesiyle birileri beşeri kanunların hükmü hakkında yine ileri geri konuşmaya başladılar.  Bu hususta diyoruz ki: Konuları birbirine karıştırmak hak arayıcısının vasfı değildir! Hak arayıcısı her meselenin hükmünü ayrı ayrı değerlendirir ve hilekârlık yapmaz, dürüst olur! Ama nerde o hak arayıcıları, zındık sahtekârlar var karşımızda! Şimdi buradaki öncelikli mesele, beşeri kanunlar ihdas eden ve bunlarla hükmeden yöneticilerin durumudur. Bugün Suudi Arabistan istihbaratının güdümünde hareket eden Cami-Medhali ekolüne mensup olanlar ve Türkiye uzantıları beşeri kanunlarla hükmeden laik demokrat hâkimlerin durumu ile İslam şeriatına bağlı olduğu halde belli meselelerde zulmeden hâkimlerin durumunun tamamen aynı olduğunu iddia ederler ve de ikisinin de ancak istihlal şartına bağlı olarak yani yaptıkları işi helal saymaları durumunda kâfir olacağını ileri sürerler. Bu ekol mensupları, bununla da yetinmezler, beşeri kanun ehlinin tekfirinin istihlal şartına bağlı olduğu görüşünün Ehli sünnetin görüşü olduğunu ve buna zıt görüş beyan eden herkesin “Harici” olduğunu savunurlar. Bu zihniyete mensup kimselerin kitapları, fetvaları hatta bu meyandaki fiilleri ortadadır. Bu kimseler kanun ehlini tekfir eden kişi ve cemaatlere tamamen sapık Harici muamelesi yapmaktadır. Hal böyleyken bu zihniyetteki birtakım kimselere kendi itibar ettikleri şeyhlerden bazılarının –mesele Muhammed bin İbrahim, Salih bin Fevzan, Abdullah el Guneyman hatta daha önceki dönemlerde Ahmed Şakir, Şenkiti ve emsalinin- beşeri kanun ehlini istihlal şartı gözetmeksizin tekfir ettikleri hatırlatıldığında bu sefer lafı çevirip, onlar sizin gibi bu meseleyi dinin aslından görmediler, bu hususta silsile tekfir yapmadılar, tekfir etmeyenleri tekfir etmediler gibi demagojilerle bizim gibilerin bu konuyu dinin aslına dâhil etmek suretiyle ümmete muhalefet ederek (!) Harici olduğumuzu tekrarlayıp dururlar. Bu ismi geçen kişilerin bile bu meseleyi dinin aslından görmedikleri ayrıca isbatlanması gerekir, bunu şimdilik bir kenara bırakarak diyoruz ki: Şimdi bu sahtekârlar önce bir karar versinler, beşeri laik kanunlarla hükmeden yöneticilerin tekfirinde istihlal/helal görme şartı aramak Ehli sünnetin icma ettiği bir mesele mi yoksa ihtilafa açık bir konu mu? Buna muhalefet ederek kanun ehlini tekfir edenler Harici mi değil mi? Hariciyse bu Harici ithamından niye biz nasipleniyoruz da yukarda ismi geçen âlimleriniz nasiplenmiyor? Bu meselenin dinin aslından olup olmadığına gelince; aslında bu kalpazanlar da meselenin ne olduğunu çok iyi anlıyorlardır ama bile bile haktan sapıyorlar diye düşünüyorum. Mevzu gayet basittir: Teşri yani kanun koyma, şeriat koyma hakkı –en cahilin bile kabul edeceği üzere- Allah’a aittir. Allah’a ait olan bir hakkı Ondan başkasına vermek de yine ilimden az bir nasibi olanların bileceği üzere şirktir, küfürdür. Bir kimse İslam’a muhalif bir şeriat ve kanun (bu ikisi lugavi açıdan benzer manadadır) çıkartırsa kendi ilahlığını iddia etmiş olur. Şimdi, şirk olduğunu en basit akıllı birisinin bile bildiği böyle bir konuda helal sayma şartı koşanla, putlara dua etmek, onlara kurban kesmek gibi konularda helal sayma şartı koşan arasında hiçbir fark yoktur. Buna yakın bir görüşü tarihte ancak Cehmiye’nin aşırıları iddia etmiş ve onlar da ittifakla tekfir edilmişlerdir. Tarihte hiçbir muteber âlim Tevratla, İncille yahut Yesakla hükmeden, buna muhakeme olan birisinin yaptığı işi helal saymadığı müddetçe kâfir olmayacağını söylememiştir. Fakat yukarda görüldüğü üzere Bin Baz, Yahudilik veya Hristiyanlıkla hükmeden birisinin dahi bunu dine nisbet etmediği sürece kâfir olmayacağını iddia edebilmiştir. Bu uğurda da İbn Kesir’in bunun icma ile küfür olduğunu söylemesinin hata olabileceğini gevelemiştir. Ondan önce İbni Kesir’i bu hususta tenkid eden kim vardır, bunun ortaya konması gerekir. İbn Kesir’in icması Necdi ulema başta olmak üzere bir çok alimin kitabında itirazsız nakledilmiş ve alimlerin hiç birisi de bu icmaya Bin Baz’ın getirdiği helal sayma ya da dine nisbet etme gibi batıl kayıtları getirmemiştir. Daha önce naklettiğimiz üzere Abdulaziz Racihi veya Katar İslamweb fetva heyeti gibi bu konuyu ele alan hiçbir kimse, bu görüşü Bin Baz’dan ötesine yükseltememektedir. Ümmül Kura yayınevinin bastığı, Suud uleması tarafından bile tasvip edilmeyen görüşlerle dolu saçma sapan kitaplardan alıntı yaparak hiçbir mesele çözülemez. Birileri bir mesele izah edecekse İslam’a muhalif din ve şeriat yani kanun koyan birisinin şirk hükmünden nasıl kurtulduğunu usul dairesinde izah etmeli ve şunun bunun sözünü veya âlimlerin ihtimalli sözlerini değil, selefin açık kavillerini getirmelidir. Kısacası tilki gibi meselenin etrafında dolaşarak, göz boyayarak, daldan dala atlayarak hiçbir mesele çözülmez. Şu an gökteki güneşi tartışıyoruz, getirin bakalım güneşin aslında güneş olmadığına dair delilinizi getirebiliyor musunuz? Bin Baz bile Körfez savaşından yani 91’den önce yazdığı kitaplarda tağuta muhakeme olanları, onun hükmünü uygulayanları kayıt getirmeden tekfir etmiştir. Yukarda zikrettiğimiz Nakdu Kavmiyetil Arabiyye kitabı haricinde, “Vücubu Tahkimi Şer’illah” adlı risalesinde de bunu ifade etmiştir. Bu kitap, Türkiye’deki kralcı Medhali ekolün temsilcilerinden Hüseyin Cinisli tarafından “Cahiliye Hükmünü mü İstiyorlar” adıyla tercüme edilmiştir. Dileyenler o kitapçığa bakabilir ve Bin Baz’ın bu meseleyi –daha sonra yaptığı gibi- alelade bir haram olarak değil, bilakis kelime-i şehadeti bozan bir mesele olarak gördüğünü gözleriyle müşahede edebilirler. Bin Baz, kelime-i şehadete muhalif bir şirk ameli olarak gördüğü tağuta muhakeme olma fiilinin küfür oluşunu, sonraki yıllarda helal sayma şartına bağlayarak tecehhümün, cehmiyeliğin dip noktasına ulaşmıştır. Ona tabi olan zındıklar da şimdi şirke istisna getiren bu uydurma görüşü sorgulayacakları yerde Allaha hükmünde ortak koşan birisinin tekfiri dinin aslına girer mi girmez mi meselesinin delilini talep ediyorlar! Rabbim bu kimselere hidayet etsin, etmeyecekse Kahhar ismiyle kahreylesin amin. Velhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 184
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

"Bin Bâz'ın Timsah Gözyaşları" isimli videoyu aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3994 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 17:25
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2090 Gösterim
Son İleti 21.04.2017, 20:48
Gönderen: Tevhid Ehli
15 Yanıt
3103 Gösterim
Son İleti 14.11.2018, 01:27
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
2 Yanıt
729 Gösterim
Son İleti 28.12.2019, 02:46
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
306 Gösterim
Son İleti 31.08.2020, 18:26
Gönderen: Tevhid Ehli