Darultawhid

Gönderen Konu: MÜŞRİKLERLE EVLİLİĞİN HÜKMÜ  (Okunma sayısı 318 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1903
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
MÜŞRİKLERLE EVLİLİĞİN HÜKMÜ
« : 21.03.2020, 04:23 »

MÜŞRİKLERLE EVLİLİĞİN HÜKMÜ

بسم الله الرحمن الرحيم
الحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاة وَالسَّلامُ على مَنْ لا نبيَّ بَعْدَهُ، وَبَعْدُ


Allah’ın izni ve yardımıyla bu risalemizde “müşriklerle evlenmenin ya da onlarla evliliği devam ettirmenin hükmü” hakkında tafsilatlı açıklamalarda bulunacağız. Daha önce bu meseleyi  “HARAMI MEŞRULAŞTIRMA MESELESİ VE MÜŞRİKLERLE NİKÂH GİBİ HARAM EVLİLİKLERİN HÜKMܔ başlıklı yazımızda “haramı meşrulaştırmak küfürdür” sözünden hareketle müşriklerle nikâh akdi yapanların günahkârın ötesinde kâfir olacağını iddia edenlere cevap verme sadedinde ele almış ve sadece işin bu yönü üzerinde durmuştuk. Söz konusu risalede “müşriklerle evlenmek küfürdür” iddiasına yeterince cevap verildiği için bu yazımızda bu konudan ziyade, İslam fıkhında müşriklerle evlenen veya evliliğini devam ettiren Müslüman kadın veya erkeklerin hükmü nedir, bu kimselerin dünya ve ahirette karşılaşacağı cezalar nelerdir, bu meselenin vela-bera (dostluk düşmanlık) ile münasebeti, bu tarz kişilere karşı Müslümanların tavrı ne olmalı gibi konuları Kitap, Sünnet ve selefin fehmi ışığında incelemeye çalışacağız inşaallah. Bu mesele de diğer birçok mesele gibi günümüzde İslama nisbet edilen çevrelerde ifrat ve tefrit türünden yaklaşımların yaygın olduğu bir konudur. Lakin şunu da belirtmemiz gerekir ki müşriklerle nikâh konusunda – bunun dinden çıkaran bir küfür olduğunu söylemek gibi- ifrat yani aşırılık tarzı düşünceler genelde teori planında kalmaktadır! Müşriklerle evlilik küfürdür diyenler de, haramdır hatta tebliğ (!) vb bahanelerle caizdir diyenler de pratikte çok farklı hareket etmemektedir. Bugün müşrik gördüğü ailesinden sırf bu sebeble açık bir şekilde ayrılarak dinini izhar eden çok az kişi vardır, belki yoktur! Birçok kişi Müşriklerle nikâhını feshettiğini ileri sürüp onlarla aynı evde yaşamaya, normal aile yaşantısına devam etmektedir, bunlardan bir kısmı da araya perde çektiğini (!) ve yabancı gibi muamele yaptığını iddia etmektedir. İşte bu risalemizde günümüzde ihlas ve sıdk ehli olanlarla nifak ehli olanların ayrıştığı bir imtihan konusu olan bu hassas mevzuyu ele alarak tevhid ehli olduğunu iddia edip de müşrik hanımı ya da kocasıyla bu tarz zillet içerisinde yaşamaya devam eden kimselerin şeriat nezdinde durumlarının ne olduğunu deliller ışığında ortaya koymaya çalışacağız. Gayret bizden Tevfik Allah’tan’dır.

1-   Müşriklerle Evliliğin ve Evliliği Devam Ettirmenin Hükmü: Müşriklerle evlenmek ya da onlarla daha önce mevcut olan nikâhı devam ettirmek Kitap, Sünnet ve İcma ile haramdır. Bunun tek istisnası Kitap ehli yani Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenmenin ve nikâhı devam ettirmenin caiz oluşudur. Ancak bu ruhsat sadece onların kadınlarına yönelik bir ruhsattır. Müslüman bir kadının Kitap ehli olan bir erkekle nikâhlanması veya nikâhını devam ettirmesi ise aynı şekilde haramdır. Şimdi bu zikrettiğimiz hükümlerin Kuran, Sünnet ve İcmadan delillerini ortaya koyacağız.

Allahu Teâla şöyle buyuruyor:

وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلَأَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تتُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُولَئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَاللَّهُ يَدْعُو  إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

“Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikâhlamayın. Mü'min bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından elbette daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de iman edinceye kadar (Müslüman kadınları) nikâhlamayın. Mü'min bir köle, hoşunuza gitse bile elbette müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe davet ederler. Allah ise izniyle cennete ve mağfirete davet eder ve âyetlerini insanlara öğüt alsınlar diye apaçık bildirir.” (Bakara 221)

İbnu Ebi Hatim diyor ki:

قَرَأْتُ عَلَى مُحَمَّدِ بْنِ الْفَضْلِ، ثنا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، أَنْبَأَ مُحَمَّدُ بْنُ مُزَاحِمٍ، ثنا بُكَيْرُ بْنُ مَعْرُوفٍ، عَنْ مُقَاتِلِ بْنِ حَيَّانَ، قَوْلُهُ: وَلا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ نَزَلَتْ فِي أَبِي مَرْثَدٍ الْغَنَوِيِّ، اسْتَأْذَنَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي عَنَاقٍ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا، وَهِيَ امْرَأَةٌ مِسْكِينَةٌ مِنْ قُرَيْشٍ، وَكَانَتْ ذَاتَ حَظٍّ مِنَ الْجَمَالِ، وَهِيَ مُشْرِكَةٌ، وَأَبُو مَرْثَدٍ يَوْمَئِذٍ مُسْلِمٌ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا تُعْجِبُنِي. فَأَنْزَلَ اللَّهُ:
وَلا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلأَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ

(Senedi zikrettikten sonra) Mukatil bin Hayyan der ki: “Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikâhlamayın.” âyet-i kerimesi Ebû Mersed el-Ğanevî hakkında nazil olmuştur. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den Anak ismindeki kadınla evlenmek için izin istedi. O, Kureyş’ten düşkün (ahlaksız) bir kadın olup güzellikten nasibi vardı. Ancak müşrikti. Ebu Mersed ise o gün Müslümandı. Ya Rasulullah, ben ondan hoşlanıyorum deyince Allahu Teâla şu ayeti indirdi:

“Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikâhlamayın. Mü'min bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından elbette daha hayırlıdır.”
[İbnu Ebi Hatim, Tefsir, no: 2100; Vahidi, Esbab’un Nuzul, no: 135, Thk: Zağlul. Suyuti, sözkonusu rivayeti İbn’ul Munzir’in de tahric ettiğini söylemiştir. (ed-Durr’ul Mensur, 1/614) Rivayetin sıhhat durumuna dair bir bilgiye rastlayamadım ancak haberi nakleden Mukatil bin Hayyan’ın tabiinden olması hasebiyle rivayetin Mürsel olduğu bellidir. Sözkonusu rivayet Nur 3. Ayetin iniş sebebi olarak da nakledilmektedir. Vallahu a’lem.]

İbnu Kesir rahimehullah, bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir:

“Bu Allah Azze ve Celle’den mü'minlere, putperestlerden olan müşrik kadınlarla evlenmeye yönelik bir tahrim/yasaklamadır. Ayrıca şayet âyetin (bütün müşrikler için) umûmî oluşu kasdedilmiş ve kitabî olsun, putperest olsun bütün müşrik kadınlar bu âyetin hükmü içerisine girmişlerse bu âyetîn umumî olan hükmü ‘Mü'min kadınlardan iffetli olanlar ile, mehirlerini verdiğiniz takdirde sizden önce kitap verilenlerden iffetli kadınlar -iffetinizi korumanız, zina etmemeniz, gizli dost edinmemeniz şartıyla- size helaldir.’ mealindeki Mâide sûresinin beşinci âyeti ile tahsîs edilmiştir.

Ali îbn Ebi Talha, «îmân edinceye kadar müşrik kadınları nikahlamayın.» âyeti hakkında, İbn Abbâs'ın; Allah Teâlâ ehl-i kitâptan olan kadınları bunun dışında tutmuştur, dediğini rivayet etmiştir.

Mücâhid, İkrime, Saîd İbn Cübeyr, Mekhûl, Hasan, Dahhâk, Zeyd İbn Eslem, Rebî' İbn Enes ve başkaları da böyle demişlerdir. Bu âyet ile sadece (putperest) müşriklerin kasdedildiği, ehl-i kitâb'la beraber müşriklerin tama¬mının kasdedilmediği de söylenmiştir. Mânâ bu durumda birinci görüşe daha yakındır. Allah, en iyi bilendir.”

Yani ayeti kerimenin kitap ehli müşrikleri de ilk başta içerdiği ve sonra Maide: 5. Ayetle beraber bu genel hükme istisna getirildiği söylenmiştir ki alimlerden bir çoğunun kavli budur. Bazıları da Bakara: 221’in kitap ehlinden olmayan putperest müşriklerle evliliği nehyettiğini, kitap ehli hakkındaki düzenlemenin ise Maide: 5. Ayetle yapıldığını söylemişlerdir. Ancak bu ihtilaf, çok önemli değildir. Neticede kitap ehli olmayan müşriklerle evliliğin nehyedildiği bellidir. Bakara: 221 ayetinin lafzından anlaşılacağı üzere bu nehiy hem müşrik kadınlarla, hem de müşrik erkeklerle alakalıdır. Yani Müslüman erkeğin müşrik kadınla evlenmesi helal olmadığı gibi, Müslüman kadının müşrik erkekle evlenmesi de helal değildir. Bunun tek istisnası ise Maide: 5. Ayette Müslüman erkeklerin kitap ehli kadınlarla evlenmesinin helal olmasıdır.

Bunun icmadan deliline gelince, Hanbelilerden İbn Kudame (v.620) şöyle demektedir:

وَسَائِر الْكُفَّارِ غَيْرُ أَهْلِ الْكِتَابِ، كَمَنْ عَبَدَ مَا اسْتَحْسَنَ مِنْ الْأَصْنَامِ وَالْأَحْجَارِ وَالشَّجَرِ وَالْحَيَوَانِ، فَلَا خِلَافَ بَيْنَ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي تَحْرِيمِ نِسَائِهِمْ وَذَبَائِحِهِمْ

‘’Putlardan, taşlardan, ağaçlardan ve hayvanlardan uygun gördüğüne tapanlar gibi, Ehli Kitap dışındaki sair kâfirlerin kadınlarının ve kestiklerinin haram olduğu konusunda ilim ehli arasında ihtilaf yoktur.” (El Muğni: 13/298)

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki Maide: 5. ayette “sizden önce kitap verilenler” buyrulması, bu ruhsatın sadece İslam’dan önce kendisine kitap verilen Yahudi ve Hristiyanlar gibi topluluklarla alakalı olduğuna dair açık nastır. Günümüzdeki bazı cahillerin, İslam’a intisap eden müşrikler de kitap ehli statüsündedir ve onlarla nikâh kıyılabilir, şeklindeki sözleri ayetin açık nassını inkâr manasına gelmektedir ve hiçbir muteber âlim de böyle bir fetva vermemiştir. Onlar bu surette müşriklerle evlilik hakkında gelen umum nehyi delilsiz olarak çiğnemiş olmaktadır. Zira Maide: 5. Ayeti delil almaya kalksalar ayet, “sizden önce” kavliyle bu istidlale engel olmaktadır.

İslam’a bağlılık iddia ettiği halde küfür itikadlar taşıyan bir kimsenin ehli kitap sayılması şeklindeki bir görüş tamamen nassa ve icmaya aykırı bir iddiadır. Şeyh Eba Butayn en-Necdi (v. 1282) bu hususta şöyle demektedir:

وقد حكي لنا عن بعض من ينتسب إلى العلم من المعاصرين، أنه قال: إذا كان الله قد أباح ذبائح اليهود والنصارى لكونهم أهل كتاب، فكفار هذه الأمة أولى، لأنهم أهل كتاب، بل كتابهم أشرف من الكتابين، وهذا قياس فاسد، لمخالفته الكتاب والإجماع، قال الله تعالى
وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ [سورة المائدة آية: 5] ، فدل مفهوم ذلك، على تحريم ذبائح من عدا أهل الكتاب. وقد أجمع العلماء: على أن المرتد من هذه الأمة، حكمه مخالف لحكم أهل الكتاب، فلا يقر بالجزية، ولا يسترق، ولا تنكح المرتدة، ولا تباح ذبيحته، إلا ما ذكروا من مخالفة إسحاق، في إباحة ذبيحة المرتد إلى دين أهل الكتاب خاصة; وحكم الصحابة ومن بعدهم من جميع العلماء، مخالف لحكمهم في أهل الكتاب، فمن قاس المرتد من هذه الأمة على أهل الكتاب، فقد خالف ما دل عليه الكتاب والسنة وإجماع الأمة
وصرح غير واحد: بتحريم ذبائح الزنادقة، والدروز، والتيامنة، ونحوهم، لأن هؤلاء كفار بلا خلاف؛ والزنديق هو المنافق ونحوه. فقد وضح الحق لمن أراد الله هدايته، ومن لم يرد الله هدايته، لم تزده كثرة الأدلة إلا حيرة وضلالاً


‘Muasırlardan kendisini ilme nisbet eden bazı kimselerin şöyle dediği bize nakledildi: ‘Yüce Allah Kitap Ehli olmaları nedeniyle Yahudi ve Hıristiyanların kestiklerini mubah kıldıysa, bu ümmetin kafirleri daha evladır. Çünkü bunlar da Ehli Kitaptır, hatta bunların Kitabı diğer iki kitaptan daha şereflidir.’

Bu, Kitaba ve İcmaya muhalif olması nedeniyle fasit bir kıyastır.  Yüce Allah buyuruyor ki:  ‘’Kitap verilenlerin yiyecekleri size, sizin yiyecekleriniz onlara helaldır’’ (Maide: 5)

Bu ayetin mefhumu, Ehli Kitap dışındakilerin kestiklerinin haram olduğuna delalet ediyor. Alimler icma etmişler ki, bu ümmetten olan mürtedin hükmü, Ehli Kitabın hükmünden farklıdır: Mürtedden cizye alınmaz, köle edinilmez, mürted kadınla evlenilmez. İshak’tan, sadece Ehli Kitabın dinine irtidad eden mürtedin kestiğini yemenin mübah olmasıyla ilgili rivayet edilenler bundan müstesnadır.
 
 Sahabe ve onlardan sonra gelen tüm âlimlerin verdiği hüküm, onların Ehli Kitap konusunda verdiği hükme muhaliftir. Kim bu ümmetin mürted olanını Ehli Kitaba kıyaslarsa, Kitab, Sünnet ve Ümmetin İcmasının delalet ettiği şeye muhalefet etmiştir.

Birçok âlim açık şekilde zındıkların, Durzilerin, Teyamina ve benzerlerinin kestiklerinin yenmeyeceğini belirtmişler. Çünkü bunlar tartışmasız olarak kâfirdirler. Zındık ise, münafık ve benzerleridir. Allah’ın hidayetini dilediği kimse için hak ortaya çıkmıştır. Delillerin çokluğu ise Allah’ın hidayetini dilemediği kimsenin şaşkınlık ve sapıklığından başka bir şeyini arttırmaz!’’ (Ed-Durar’us Seniyye, 7/482-483)

Şeyh Eba Butayn rahimehullah’ın bu sözleri her ne kadar İslam’a nisbet edilen müşriklerin kestikleri hakkında olsa da, İslam ümmetine nisbet edilen müşriklerin kitap ehline hiçbir konuda kıyas edilemeyeceği hususunda açıktır. Kaldı ki müşriklerle evlenmenin haramlığının delilleri, onların kestiğini yemenin haramlığına nazaran daha açıktır. İslam’a intisap eden müşriklerin kestikleri kitap ehlinin kestikleri gibi değerlendirilemiyorsa, onların kadınlarının kitap ehli kadınlarına kıyas edilmemesi daha evladır. Şeyh rahimehullah’ın da belirttiği gibi âlimler, İslam’a nisbet edilen kâfir taifelerin kadınlarıyla evlenilmeyeceğini, kestiklerinin yenmeyeceğini açıkça ifade etmişlerdir.

Alevilerin Lübnan’da yaşayan bir kolu olan Dürziler hakkında İbnu teymiye (rh.a) şöyle demektedir:

بل هم أضل من اليهود والنصارى والمشركين، فلا يباح أكل طعامهم، ولا تنكح نساؤهم، ويجوز أن تسبى أموالهم ونساؤهم، لأنهم زنادقة مرتدون يقتلون أينما ثقفوا

"Bilakis onlar Yahudi ve Hristiyanlardan ve de müşriklerden daha sapıktırlar. Onların yemeklerini yemek caiz değildir. Kadınlarıyla evlenilmez. Mallarının ve kadınlarının esir olarak alınması caizdir. Çünkü onlar zındık ve mürteddirler, nerede bulunsalar öldürülmeleri gerekir.” (Fetava: 35/162)

Alimlerin buna benzer fetvaları çoktur. Uzatma korkusu olmasaydı bunları tek tek naklederdik. Bilhassa bu topraklarda fetvalarına itibar edilen Osmanlı dönemi Hanefi ulemasının Kızılbaş Alevilerinin –kendilerini İslama nisbet etmelerine rağmen ve dillerinden Allah, Muhammed isimleri düşmediği halde!- şirk ve küfür inançlarına sahip olmalarından ötürü kestiklerinin yenmeyeceği ve kadınlarıyla evlenilmeyeceği yönündeki fetvaları meşhurdur ve de –son dönemlerdeki sulandırma gayretlerine rağmen- halkın birçoğu hala bu fetvayla amel ederek Alevilerle evlilikten kaçınmaktadır. Bunları bilen, belki bunlarla amel de eden çoğu kimsenin akide olarak Alevilerle aynı olan, hatta daha beter durumda olan Sünni kökenli müşriklere sıra gelince çark edip bunların kitap ehli olduğu bahanesine sığınmaları veya böyle demeseler bile bunlarla evlenen kimselere buğzetmemeleri, bunu sıradan bir iş olarak görmeleri gerçekten kayda değer bir durumdur.

Müşriklerle evliliğin hükmünü bu şekilde izah ettikten sonra daha önce müşrik birisiyle evlenmiş olan kişinin durumunu izah etmek istiyoruz. Bu hususta Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَممُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِننَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّوونَ لَهُنَّ وَآتُوهُمْ مَا أَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ  عَلَيْكُمْ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنْفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

“Ey İman edenler! Mü'min kadınlar, hicret edenler olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet onların mü'min kadınlar olduğunu görürseniz, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Hem bu kadınlar o erkeklere helâl değildir; hem de o erkekler bu kadınlara helâl olmaz. O erkeklere de harcadıklarını verin. Kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde o kadınları nikâhlamanızda size vebal yoktur. Kâfir zevceleri de nikâhınız altında tutmayın. Siz de harcadığınızı isteyin, onlar da harcadıklarını istesinler. Bunlar Allah'ın hükümleridir. Aranızda O, hükmeder. Allah en İyi bilendir, Hakimdir.” (Mümtehine 10)

Bu ayet-i kerimede geçen “Hem bu kadınlar o erkeklere helâl değildir; hem de o erkekler bu kadınlara helâl olmaz.” Kavli, Müslüman ile kâfir arasında nikâh ilişkisi olmayacağı hususunda açık bir nastır. Nitekim ayetin iniş sebebi hakkında nakledilen rivayetler bu hususa işaret etmektedir. Müfessir Kurtubi, bu hususta şu açıklamaları yapmaktadır:

“Yüce Allah, Müslümanlara müşrikleri dost ve yardımcı edinmeyi yasaklaması, bu Müslümanların müşriklerin yurdunu bırakıp Müslümanların yurduna hicret etmelerini gerektirdi. Evlilik ve nikâhlanmak ise dostluk sebeplerinin en sağlamı olduğundan dolayı "ey iman edenler, mü'min kadınlar, hicret edenler olarak size geldiklerinde..." buyruğu ile kadınların hicret etmelerine dair hükümleri açıklamaktadır.

İbn Abbas dedi ki: Hudeybiye'de Kureyş müşrikleri ile (Peygamber) kendisine gelen Mekkelileri onlara geri çevirmek üzere antlaşmış idi. Antlaşmanın yazılışından sonra ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) henüz Hudeybiye'de bulunuyor iken el-Haris kızı Eslemli Saîde geldi. Kâfir olan kocası Sayfî b. er-Rahib -adının Müsafir el-Mahzûmî olduğu da söylenmiştir- gelip: Ey Muhammed, dedi. Bana hanımımı geri ver çünkü sen bu şartla antlaşma yapmış bulunuyorsun. İşte henüz kitabımızın (yazışmamızın) çamuru (mühürü) daha kurumadı. Bunun üzerine yüce Allah, bu âyet-î kerimeyi indirdi.

Bir diğer görüşe göre Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ummu Külsum geldi. Yakınları gelip, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den onu kendilerine geri vermesini istedi.
Bir başka açıklamaya göre (Ummu Külsum) kocası Amr b. el-Âs'dan, beraberinde iki kardeşi İmare ve el-Velid ile birlikte kaçmıştı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kardeşlerini geri vermekle birlikte Ummu Külsum'u alıkoydu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a: Antlaşma şartı gereği onu da bize geri ver, dediler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu; "Antlaşmada koşulan şart, erkekler hakkında idi. Kadınlar hakkında değildi." Bunun üzerine yüce Allah bu âyet-i kerimeyi indirdi.
Urve'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Süheyl b. Amr'in Hudeybiye günü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a koştuğu şartlar arasında şu da vardı: Bizden herhangi bir kimse yanına gelecek olursa, senin dinin üzere olsa dahi onu mutlaka bize geri vereceksin. Nihayet yüce Allah mü'minler hakkında bilinen buyruğunu indirdi.

O, bu sözleri ile bu şartın kadınlar hakkında bu buyruk ile neshedilmiş olduğuna işaret etmektedir.

Yine denildiğine göre gelen kadın Bişr'in kızı Umeyme'dir. O Sabit b. eş-Şimrâh'ın hanımı idi. O sırada henüz kâfir iken ondan kaçmıştı. Onunla Sehl b. Huneyf evlendi, ondan Abdullah adındaki oğlu dünyaya geldi. Bu açıklamayı da Zeyd b. Habib yapmıştır. el-Maverdî de aynı şekilde Sabit b. eş-Şimrâh'ın hanımı olan Bişr kızı Umeyme... demiştir.

el-Mehdevî dedi ki: İbn Vehb'in Halid'den rivayetine göre bu âyet-i kerime Amr b. Avfoğullarından Bişr kızı Umeyme hakkında inmiştir. Bu Hassan b. ed-Dahdah'ın hanımı idi. Hicret ettikten sonra onunla Sehl b. Huneyf evlenmişti.

Mukatil dedi ki: Bu kadın Mekkeli müşriklerden birisi olan Sayfî b. er-Rahib'in hanımı Saîde adında bir kadın idi. Ancak ilim ehlinin çoğunluğunun kabul ettiğine göre bu kadın Ukbe kızı Ummu Külsûm idi.”

Böylece, ayet-i kerimenin Hudeybiye’den sonra anlaşma şartları gereğince müşriklere iade edilmesi beklenen kadınlar hakkında nazil olduğu anlaşılmaktadır. Bu kadınlar müşriklerle evli olan kadınlardı. Ayeti kerimede bu kimselerin birbirlerine helal olmadıkları vurgulanmış ve müşrik kocalarından ayrılan bu kadınlarla –mehirlerini ödemek şartıyla- evlenmenin caiz olacağı ifade edilmiştir. Nitekim sahabeden bazıları müşriklerden ayrılan bu kadınlarla nikâhlanmıştır.

Kurtubi devamla şöyle demektedir:

"... O kadınları nikahlamanızda sîze vebal yoktur" buyruğunda kastedilen müslüman olup iddetleri bittiği takdirde (nikahlamalarında vebal yoktur), demektir. Çünkü müşrik olan kadın ile iddet bekleyen kadının nikâhlanmasının haram olduğu sabittir. Şayet o kadın ile gerdeğe girilmeden önce müslüman olacak olursa, derhal ona nikâh yapılabilir ve kadın evlenebilir.”

"Kâfir zevceleri de nikâhınız altında tutmayın" kavli hakkında da şöyle demektedir:

“en-Nehaî'den şöyle dediği nakledilmiştir: Burada kastedilen dar-ı harbe gidip orada kâfir olan Müslüman kadındır. Kâfirler önceleri Müslüman hanımlarla evleniyor, Müslüman erkekler de müşrik kadınlarla evleniyorlardı. Daha sonra bu husus, bu âyet-i kerime ile neshedildi. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattab Mekke'de bulunan müşrik iki tane hanımını boşadı. Bunlardan birisi Ebu Umeyye'nin kızı Kureybe idi. Onunla Muaviye b. Ebi Süfyan evlendi. Her ikisi de o zaman Mekke'de müşrik idiler. İkincisi ise Huzâalı ve Abdullah b. el-Muğîre'nin annesi olan Amr kızı Ummu Külsum idi. Bununla da o zaman kendisi de müşrik olan Ebu Cehm b, Huzafe evlendi. Ömer halifeliğe geçince, Ebu Süfyan, Muaviye'ye; "Kureybe'yi Ömer elinden kaçırılmış olan bir şeyi elinde bulmasın diye boşa!" dedi ise de Muaviye bunu kabul etmemişti. Talha b. Ubeydullah'ın yanında da Rabia b. el-Haris b. Abdu'l- Mut-talib'in kızı Ervâ vardı. İslam onların birbirlerinden ayrılmasını gerektirdi. Daha sonra İslam döneminde Halid b. Said b. el-Âs onunla evlendi. Bu kadın kâfir kadınlar arasından Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a kaçıp gelen kadınlardan idi. Onu geri vermeyip Halid ile evlendirdi.”

Böylece müşriklerle nikâh kıymanın haram olduğu gibi, onlarla mevcut olan nikâhı devam ettirmenin de haram olduğu hem ayeti kerimenin lafzından hem de sahabenin tatbikatından açıkça anlaşılmaktadır. Allah, bu ayetler iner inmez hükmünü hemen tatbik edip tereddüd etmeden müşrik hanımlarını boşayan ve sonra onların başkalarıyla evlenmesine sabreden sahabilerden razı olsun âmin. Bizlerin bu hususta takip edecekleri örnek başkaları değil, onlar olmalıdır.

Karı kocadan birisinin İslam’a girmesi durumunda ne yapılacağına gelince; İbn Kudame el-Hanbeli (rh.a) karı kocadan birisinin Müslüman olmasıyla alakalı hükümleri açıkladığı yerde meseleye şöyle girmiştir:

فَإِنْ كَانَ دَخَلَ بِهِنَّ، ثُمَّ أَسْلَمَ فَمَنْ لَمْ تُسْلِمْ مِنْهُنَّ قَبْلَ انْقِضَاءِ عِدَّتِهَا حَرُمَتْ عَلَيْهِ مُنْذُ اخْتَلَفَ الدِّينَانِ فِي هَذِهِ الْمَسْأَلَةِ فُصُولٌ

“Koca, eğer ki hanımlarıyla zifafa girdiyse ve sonra Müslüman olduysa eşlerinden iddet bitiminden önce Müslüman olmayanlar, din ayrılığı baş gösterdiği andan itibaren ona haram olur. Bu meselede bazı tafsilatlar vardır…”

Yani eşlerden birisi Müslüman olduğu andan itibaren birbirlerine haram olurlar. İddet süresi bittiği halde diğer eş Müslüman olmadığı takdirde ise nikâh tümüyle ortadan kalkar. İddet bitene kadar ise nikâh askıdadır. Tıpkı ric’i talakta olduğu gibi kişi aile hayatını sürdüremez ancak iddet müddeti içinde eşi Müslüman olursa yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan ailesine geri döner. İmam Ahmed, Şafii, İshak ve seleften birçoğu böyle demiştir. Malik ve Ebu Hanife ise eşlerden birisi Müslüman olur olmaz nikâhın fesh olduğunu söylemiştir. Bu kavle göre ise diğer eş de İslam’a girince yeni nikâh gerekir. İbn Kudame bu hususta bazı tafsilatlar ve farklı görüşler zikrettikten sonra cumhurun dayandığı delilleri şöyle açıklamaktadır:

وَلَنَا، مَا رَوَى مَالِكٌ فِي مُوَطَّئِهِ، عَنْ ابْنِ شِهَابٍ قَالَ: كَانَ بَيْنَ إسْلَامِ صَفْوَانِ بْنِ أُمَيَّةَ وَامْرَأَتِهِ بِنْتِ الْوَلِيدِ بْنِ الْمُغِيرَةِ نَحْوٌ مِنْ شَهْرٍ، أَسْلَمَتْ يَوْمَ الْفَتْحِ، وَبَقِيَ صَفْوَانُ حَتَّى شَهِدَ حُنَيْنًا وَالطَّائِفَ وَهُوَ كَافِرٌ، ثُمَّ أَسْلَمَ،فَلَمْ يُفَرِّقْ النَّبِيُّ -
صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - بَيْنَهُمَا، وَاسْتَقَرَّتْ عِنْدَهُ امْرَأَتُهُ بِذَلِكَ النِّكَاحِ. قَالَ ابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ: وَشُهْرَةُ هَذَا الْحَدِيثِ أَقْوَى مِنْ إسْنَادِهِ


“Bizim görüşümüz ise Malik’in Muvatta’da İbn Şihab’dan naklettiği şekildedir. İbn Şihab şöyle demiştir: Safvan bin Umeyye’nin İslam’a girişi ile Velid bin Muğire’nin kızı olan hanımının İslam’a girmesi arasında yaklaşık bir ay vardır. Kadın, Fetih günü müslüman olmuştur. Safvan ise kâfir olarak kalmış ta ki Huneyn ve Taif gazvelerine kâfir olarak şahid olmuş ve sonra Müslüman olmuştur. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onları ayırmamıştır. (Müslüman olduktan sonra) Karısı onun yanında aynı nikâhla kalmaya devam etmiştir. İbnu Abdilberr diyor ki: Bu hadisin şöhreti, isnadından daha kuvvetlidir.”

Ardından Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in döneminde vuku bulan bu tür olayları zikretmeye devam etmektedir. Ebu Sufyan, İkrime, Hakim bin Hizam ve başka bir çok kimsenin İslam’a giriş hikayesinde kimi zaman koca, kimi zaman kadın önce Müslüman olmuştur ve buna rağmen Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onların nikahlarını geçersiz saymamıştır. İbn Kudame (rh.a) ardından meseleyi şöyle bağlamaktadır:

وَيُفَارِقُ مَا قَبْلَ الدُّخُولِ، فَإِنَّهُ لَا عِدَّةَ لَهَا فَتَتَعَجَّلُ الْبَيْنُونَةُ، كَالْمُطَلَّقَةِ وَاحِدَةً، وَهَاهُنَا لَهَا عِدَّةٌ، فَإِذَا انْقَضَتْ، تَبَيَّنَّا وُقُوعَ الْفُرْقَةِ مِنْ حِينَ أَسْلَمَ الْأَوَّلُ، فَلَا يُحْتَاجُ إلَى عِدَّةٍ ثَانِيَةٍ؛ لِأَنَّ اخْتِلَافَ الدِّينِ سَبَبُ الْفُرْقَةِ، فَتُحْتَسَبُ الْفُرْقَةُ مِنْهُ كَالطَّلَاقِ.

“Bu mesele, zifaftan önce (Müslüman olan kişinin) durumundan farklıdır. Çünkü zifaftan önce İslam’a giren kişiye iddet gerekmez ve tıpkı tek seferde boşanan kimse gibi araları derhal ayrılır. Burada ise iddet gerekir. İddet sona erdiği zaman (bain talaktaki gibi) ayrılırlar. Fiilen ayrılmaları (karı koca hayatının sona ermesi) ise eşlerden İslam’a giren ilk kişi ile beraber başlar. Bundan dolayı ikinci bir iddete ihtiyaç yoktur. Çünkü din farklılığı ayrılmanın sebebidir. Burada ayrılık, boşanma gibi değerlendirilir.” (bkz. İbn Kudame, el-Muğni, 5/498-501, Thk: Abdulkadir Ata, Darul Kutubil İlmiyye)

Kısacası kocasından ayrılan her kadında olduğu müşrik kocasından ayrılan kadının da iddet beklemesi gerekir ta ki rahminin boş olduğu ortaya çıksın. Bununla Müslüman kadının müşrikle evliliğini sürdürebileceği gibi bir mana anlaşılmaması gerekir. Zaten yukarda birbirlerine haram olurlar diyerek buna işaret etmişti.

Yeri gelmişken, günümüzde bazı kendisini tevhide nisbet eden çevrelerde sıkça rastladığımız bir uygulamaya temas etmek istiyoruz. Risalenin girişinde de kısaca değindiğimiz bu uygulamada tevhid ehli olduğunu iddia eden kadın veya erkek, eşinden ayrıldığını iddia ediyor ve aynı evde yaşamaya devam ediyor! Bu kimselerin bir kısmı evlilik yaşantısını fiilen sona erdirdiklerini, aynı evin içinde birbirleriyle karşılaşmadan yaşadıklarını ileri sürmektedirler. Böyle bir ortamda karı kocadan başka kimse bulunmuyorsa aşağıda bahsi geleceği üzere bu zaten açık bir haramdır ve şeytana davetiyedir. Yok, yetişkin çocuklar, anne baba gibi kimseler de evde bulunuyorsa o zaman bakılır: Bu durum, kadının müşrik kocasından ayrıldıktan sonra beklemesi gereken iddet süresinde gerçekleşiyorsa, iddet süresince buna müsaade edilebilir. Çünkü, aslolan kadının iddeti kocasının evinde geçirmesidir. Ancak, zaruri hallerde çıkmaya müsaade edilmektedir. Kadın, iddet dönemini eski müşrik kocasının evinde geçirdiği takdirde kocasının onu eski dinine dönmeye zorlaması veya tekrar evlenmeye zorlaması, çocukları alıkoyması, onları etkilemeye çalışması vesair fitneler zuhur edecekse bu takdirde kocasının evinden çıkabilir ki bu durum yaşadığımız küfür diyarlarında sıkça görülebilecek bir haldir. İddet bittikten sonra eski kocasının evinde kalmaya devam etmesi ise katiyyen caiz değildir. Birçok kimse bu yola, boşandıkları diğer kâfirler tarafından anlaşılmasın diye başvurmaktadır. Hâlbuki bu kimseler belki dünyevi sebeblerle boşanmış olsalar bunu açığa vuracaklardı. Bu durum çoğunlukla dini açığa vurmamaktan ve itikadı gizlemekten kaynaklanmaktadır ki bu müdahene yani kafirlere yağcılık etmektir ve haramdır. Bu kimselerin bir kısmı ise eşleriyle aile ilişkisi dışında normal hayatlarına devam etmek için bu yolu tercih ederler. Yani aynı eskisi gibi kocalarına hizmet ederler, onun nafakası altında yaşamlarını idame ettirirler vs. böylece de müşriklerden ayrılmanın, nikâhı bitirmenin herhangi bir manası kalmamakta ve adeta şeriatın hükümleriyle alay edilip oyun oynanmakta, şeriata karşı hile yapılmaktadır. Bunda bu tür şeylere fetva veren birtakım batıl davetçilerinin de etkisi büyüktür. Bu sözde davetçiler acaba tabilerinin müşrik aileleriyle bir arada yaşamasına fetva verdikleri gibi, bunun dışında dünyevi sebepten boşanmış kimselerin perde çekip (!) bir arada yaşamasına fetva veriyorlar mı? Bu verilen fetvaların müşriklere buğzetmemek, onların küfründen şüphe duymak ve müşrik toplumun tepkisini çekmemekten başka herhangi bir şeri dayanağını bilmediğimiz gibi, selef-i salihinden de böyle bir uygulamaya rastlanmamıştır. Rabbimiz bu zihniyetteki kişilere hidayet etsin amin.

Velhasıl, Müşriklerle evlenmek kat'i nassla sabit bir haramdır. "İman edinceye kadar müşriklerle evlenmeyin..." mealindeki Bakara: 221 ayeti buna delalet etmektedir. "Kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın..." (Mumtehine: 10) ayeti de önceden evlenilmiş olan müşrik kadınları nikâh altında tutmayı nehyetmektedir. Âlimler bu kat'i nasslar sebebiyle müşriklerle nikâh kıymanın veya nikâhı devam ettirmenin haram olduğu hususunda icma etmiştir. Her kim bu fiillerin tümüyle helal olduğunu veya tebliğ, davet vb sebeblerle helal olacağını iddia ederse kati bir haramı helal saydığı için küfre girmiş olur. Ancak bunun haram olduğunu itiraf ederek müşriklerle evlilik yapan veya mevcut evliliği sürdüren bir kişi ise günahkâr olmakla beraber bundan dolayı tekfir edilmez. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki Ehli sünnetin iman anlayışını bilen kimseler nezdinde maruf olduğu üzere, istihlal yani helal saymak sadece “bu helaldir” demek değildir. Bir kimse bu şekilde helal kılmış sayılabileceği gibi buna delalet eden birtakım alametleri taşıyarak da helal saymış sayılabilir. Nikâh akdinin tek başına istihlale delalet ettiğini söylemek mümkün değildir. Lakin daha önce haramı meşrulaştırma konulu risalede geçtiği üzere, Bera ra hadisinde zikredilen üvey annesiyle evlenen kişinin durumunda olduğu gibi nikâh akdinin yanında bu işi meşru gördüğüne delalet eden karineler mevcutsa kişi yine küfre girebilir. Keza İslam’a intisap eden müşriklerle evlenen ya da nikâhını devam ettiren kişinin durumuna rıza gösteren kimseler, bu kimse bir putperest ya da Yahudi ile evlenmiş olsa bunu kınayıp da İslam’a nisbet edilen bir kişiyle sözkonusu fiili yaptığı zaman ses çıkarmıyorlarsa bunun söz konusu kâfirlerin küfründen şüphe etmekle alakası olabilir. Kuşkusuz bütün bunlar kalbi durumlar olup, bu hususlarda söz konusu şahısların durumu netleşmeden muayyen tekfire gitmek doğru olmaz. Ancak bunların akidevi açıdan tehlikeli meseleler olduğunu ve müşriklerle evlenmenin asıl hüküm itibariyle haram olmasının, bu kişilerin hiçbir zaman kâfir olmayacağı manasına gelmeyeceğini de ifade etmek gerekir.

Burada son olarak şunu da ifade edelim, burada zikredilen hükümler İslam şeriatında konuyla alakalı varid olan en son hükümlerdir. Müşriklerle evlenmenin İslam’ın ilk yıllarında caiz olması veya geçmiş bazı şeriatlarda caiz olması, bunun şu anda da caiz olmasını gerektirmez. Şu anda muhkem olan hüküm ise bunun haram olduğudur. Her kim müşriklerle evlilik hususunda geçerli olan haram hükmünü kabul etmeyip neshedilmiş olan hükümle amel edilebileceğini iddia ederse küfre girer. Zira İbn Kesir (rh.a)’ın Cengiz Yasası ile alakalı kavlinde zikrettiği gibi neshedilmiş şeriatlarla amel eden kişi icma ile kafirdir. Keza neshedilmiş hükümlerle amel edileceğini iddia edenlerin durumu da aynıdır. Mesela Mekke döneminde olduğumuz bahanesiyle tıpkı Mekke döneminde olduğu müşriklerle evliliğin caiz olacağını iddia edenler gibi…

2-   Meselenin Vela-Bera ile alakası: Kurtubi rahimehullah’ın meselenin en başında ifade ettiği gibi bu konu, kâfirlerle Müslümanlar arasındaki velayet bağının kesilmesiyle yakından alakalıdır. Çünkü neticede karı-koca bağları dostluğu sağlamlaştıran en büyük bağlardan birisidir. Bakara: 221. Ayetteki “Onlar ateşe çağırırlar” ifadesi de bu hususa işaret etmektedir. Hadislerde ifade edildiği üzere “Kişi dostunun dini üzeredir” Her gün bir arada bulunan karı kocanın birbirlerini etkilemesi, dışardaki sıradan bir müşriğin etkilemesinde daha çok beklenen bir durumdur. Bilhassa da bir müşriğin nikâhı altında bulunan kadın açısından bu durum daha tehlikelidir. Zira kadın yapı olarak zayıftır ve kocasından gelecek etkileşimlere kolay kolay mukavemet edemez. Bu durumun tek istisnası -Müslüman erkeğin otoriteyi elinde bulundurması ve hanımının şirki izhar edip kendisini ve doğacak çocuklarını etki altında bulundurmasından emin olması şartıyla- kitap ehli kadınlarla evliliğe müsaade edilmesidir. Bu durumda bile kitap ehlinden olan kâfir kadınla –kadınlığı cihetinden sevgi ve şefkat gösterilmesi dışında- bir dostluk ve sırdaşlık ilişkisi kurulamaz, Müslümanların sırları ona verilemez. Kısacası müşriklerle nikâhını devam ettiren bir kimse gerçek anlamıyla müşriklerden beri olmuş sayılmaz ve haram olan bir vela fiilini işlemiş sayılır.

3-   Müşriklerle Evlenmenin Uhrevi ve Dünyevi Cezası: Müşriklerle nikâh kıyan veya evliliğini devam ettiren bir kimse açıklandığı üzere günahkâr birisidir, hele ki eşiyle karı koca ilişkisi de yaşıyorsa bu kimse aynı zamanda zinakâr, ahlaksız birisidir. Sürekli zina eden birisinin durumu ne ise bunun da durumu aynıdır, hatta bunun üstüne –aşağıda açıklaması geleceği üzere- nikah akdi de yaptığı için bir nevi şeriatın ahkamını hafife almaktadır, o yüzden durumu zinakârdan daha kötüdür. Şu halde zina edenler hakkında varid olan bütün tehdidler bu kimse için geçerli olmaktadır. Yok ilişkiye girmediğini iddia ediyorsa fakat aslında kendisine yabancı olan birisiyle aynı evde kalmaya devam ediyorsa, bu sefer karşı cinsten bir yabancıyla halvette, baş başa kalan kimselerle alakalı bütün tehdidler onun için geçerli olur. Bu durumdaki bir kadın, kocası olduğu iddia edilen kişinin yanına hicabsız şekilde çıkıyorsa bu sefer bunun günahını alır veyahut da Müslüman olduğunu iddia eden erkek müşrik hanımını tesettürsüz vaziyette görüyorsa bu da bu işin günahını alır. Bütün bunlar da bir müminden asla sadır olmayacak hareketlerdir. Ehli sünnetin iman tanımını bilen ve amellerin imana dâhil olduğunu anlayan birisi bu meseleyi de anlar. Müşriklerle nikâhını devam ettiren ve böylece söz konusu haramları alenen işlemeye devam eden birisinin –bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda- Müslüman olması ve kalması çok zayıf bir ihtimaldir. Böyle birisi Müslümanlar nezdinde zahirdeki delillerin açık olmaması sebebiyle tekfir edilmese bile bu, mutlaka Allah katında da mümin olacağı manasına gelmez.

Şimdi, burada sayılan fiillerin ahiretteki cezasıyla ve Allah katındaki durumuyla alakalı gelen nassları hatırlatma sadedinden zikretmek istiyoruz.
Allahu Teâla Furkan suresinde şöyle buyurmaktadır:


وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا يَقْتتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا (68) يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا  (69) إِلَّا مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ  غَفُورًا رَحِيمًا (70) وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَإِنَّهُ يَتُوبُ إِلَى اللَّهِ مَتَابًا (71)

68. Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha dua/ibadet etmezler, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur;
69. Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.
70. Ancak tevbe ve iman edip salih amel işleyenler başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, çokça merhamet sahibidir.
71. Kim tevbe edip salih amel işlerse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.”

Bu ayet-i kerimelerde zina ve adam öldürmenin şirkle aynı siyakta zikredilmesine ve de şirkin cezası olan ebedi cehennemle tehdid edilmesine dikkat edilmelidir.

Ebu Hureyre radiyallahu anh’tan gelen hadiste ise Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:


لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ الخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ

“Zina eden kişi, mümin olduğu halde zina etmez. İçki içen kişi mümin olduğu halde içki içmez. Hırsızlık yapan kişi, mümin olduğu halde hırsızlık yapmaz…” (Buhari, Hadis no: 2475; Müslim, Hadis no: 57)

Burada da zina eden kimseden iman isminin kaldırılması sözkonusudur. Zira Ehli sünnete göre günah işleyen birisi mutlak anlamda “mümin” ismini hak etmemektedir. Konumuz bu olmadığı için geçiyoruz.

Şer’an nikahlı olmadığı veya müşrikle evli olan kimsenin durumunda olduğu gibi geçersiz bir nikahla nikahlandığı kimseyle baş başa kalan kimse hakkında ise şöyle buyrulmuştur:


عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنه قَالَ: خَطَبَنَا عُمَرُ بِالْجَابِيَةِ فَقَالَ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ: إِنِّي قُمْتُ فِيكُمْ
كَمَقَامِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِينَا فَقَالَ: أُوصِيكُمْ بِأَصْحَابِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَفْشُو الْكَذِبُ حَتَّى يَحْلِفَ الرَّجُلُ وَلاَ يُسْتَحْلَفُ، وَيَشْهَدَ الشَّاهِدُ وَلاَ يُسْتَشْهَدُ. أَلاَ لاَ يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِامْرَأَةٍ إِلاَّ كَانَ ثَالِثَهُمَا الشَّيْطَانُ. عَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ، وَإِيَّاكُمْ
وَالْفُرْقَةَ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ مَعَ الْوَاحِدِ وَهُوَ مِنَ الاثنين أَبْعَدُ. مَنْ أَرَادَ بُحْبُوحَةَ الْجَنَّةِ فَلْيَلْزَمِ الْجَمَاعَةَ. مَنْ سَرَّتْهُ حَسَنَتُهُ وَسَاءَتْهُ سَيِّئَتُهُ فَذَلِكُمُ الْمُؤْمِنُ


İbn Ömer (radiyallahu anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer (ra), (Şam’ın bir bölgesi olan) Cabiye’ de bize bir hutbe vererek şöyle konuştu: Ben tıpkı Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bizim aramızda kalktığı gibi aranızda (aynı şeyleri söylemek üzere) ayağa kalkmış bulunuyorum. O bize şöyle demişti: “Size ashabımı sonra onların peşinden gelenleri sonra da onların peşinden gelenleri tavsiye ederim; bunlardan sonraki nesillerde ise yalan yayılacaktır. O derece ki kendisinden yemin etmesi istenmediği halde insanlar yemin edecekler, şâhidlikleri istenmediği halde insanlar şâhidlik yapacaklardır. Dikkat edin bir erkek bir kadınla tek başına kalmasın; zira o halde üçüncüleri şeytandır. İslam cemaatinden ayrılmayın, ayrılıklardan sakının çünkü şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden ise uzaktır. Kim Cennetin en güzel yerlerinden köşk sahibi olmak isterse; İslam cemaatinden ayrılmasın. Kimi, yaptığı iyilik sevindiriyor ve kötülükleri de üzüyorsa o kimse mü’mindir.”

Tirmizî no: 2165'te bu hadisi rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir. İbn’ül Mübarek bu hadisi Muhammed b. Sûka’dan rivâyet etmiştir. Bu hadis Ömer vasıtasıyla Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Beyheki, Şuab'ul İman'da no: 10574'te "Rasulullah sav sizin aranızda benim kalktığım gibi hutbe vermek için kalktı" ifadesiyle bir benzerini rivayet etmiştir.

Hadiste “Dikkat edin bir erkek bir kadınla tek başına kalmasın; zira o halde üçüncüleri şeytandır.” Buyrulması yabancı erkek ve kadının yalnız kalmalarının haram olduğuna ve bunun zinaya yol açacağına işaret etmektedir.

Kadının yabancı erkeklerin yanında tesettürsüz vaziyette bulunması hakkında ise Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلاَ تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الأْولَى

“Evlerinizde oturun, önceki cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın” (Ahzab 32)

Bütün bu sayılan fiillerin haram olduğu ve her haram fiil gibi azapla tehdid edildiği hususu, herkes nezdinde malumdur. Biz, müşriklerle evlilik konusuyla yakından alakadar olması hasebiyle bunları tekrar hatırlatmak istedik. Bunların hiç birisi olmasa dahi neticede müşriklerle evlenmek de başlı başına bir haramdır ve her haram gibi azabı hak etmektedir. Allahu Tela şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا

“Her kim Allah’a ve Rasülüne isyan ederse onun hakkı içinde ebedi kalacağı cehennemdir.” (Cin, 23)

Müşrikle evlenmenin dünyevi cezasına gelince; bunu yapan birisi ilişkiye girdiyse bu kadın veya erkeğe zina cezası verilir. Hanbeli fukahasından İbnu Kudame rahimehullah bu hususta şöyle demektedir:


فَصْلٌ: وَكُلُّ نِكَاحٍ أُجْمِعَ عَلَى بُطْلَانِهِ، كَنِكَاحِ خَامِسَةٍ، أَوْ مُتَزَوِّجَةٍ، أَوْ مُعْتَدَّةٍ، أَوْ نِكَاحِ الْمُطَلَّقَةِ ثَلَاثًا، إذَا وَطِئَ فِيهِ عَالَمًا بِالتَّحْرِيمِ، فَهُوَ زِنًى، مُوجِبٌ لِلْحَدِّ الْمَشْرُوعِ فِيهِ قَبْلَ الْعَقْدِ، وَبِهِ قَالَ الشَّافِعِيُّ. وَقَالَ أَبُو حَنِيفَةَ وَصَاحِبَاهُ: لَا حَدَّ فِيهِ؛ لِمَا ذَكَرُوهُ فِي الْفَصْلِ الَّذِي قَبْلَ هَذَا. وَقَالَ النَّخَعِيُّ: يُجْلَدُ مِائَةً، وَلَا يُنْفَى. وَلَنَا، مَا ذَكَرْنَاهُ فِيمَا مَضَى، وَرَوَى أَبُو نَصْرٍ الْمَرُّوذِيُّ، بِإِسْنَادِهِ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نَضْلَةَ، قَالَ: رُفِعَ إلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ امْرَأَةٌ تَزَوَّجَتْ فِي عِدَّتهَا، فَقَالَ: هَلْ عَلِمْتُمَا؟ فَقَالَا: لَا. قَالَ: لَوْ عَلِمْتُمَا لَرَجَمْتُكُمَا. فَجَلَدَهُ أَسْوَاطًا، ثُمَّ فَرَّقَ بَيْنَهُمَا.
وَرَوَى أَبُو بَكْرٍ، بِإِسْنَادِهِ عَنْ خِلَاسٍ، قَالَ: رُفِعَ إلَى عَلِيٍّ، - عَلَيْهِ السَّلَامُ -، امْرَأَةٌ تَزَوَّجَتْ وَلَهَا زَوْجٌ كَتَمَتْهُ، فَرَجَمَهَا، وَجَلَدَ زَوْجَهَا الْآخَرَ مِائَةَ جَلْدَةِ. فَإِنْ لَمْ يَعْلَمْ تَحْرِيمَ ذَلِكَ، فَلَا حَدَّ عَلَيْهِ، لِعُذْرِ الْجَهْلِ، وَلِذَلِكَ دَرَأَ عُمَرُ عَنْهُمَا الْحَدَّ؛ لِجَهْلِهِمَا
.

“Fasıl: Batıl olduğu hakkında icma edilen her nikâh; mesela beşinci kadınla, evli kadınla, iddet bekleyen kadınla evlenmek, (eski kocası için) üç talakla boşanmış kadınla evlenmek gibi; bunun haram olduğunu bilerek ilişkiye girdiyse işte bu zinadır ve de nikâh akdinden önce yapıldığı takdirde hangi ceza gerekiyorsa o cezayı gerektirir. Bunu Şafii söylemiştir. Ebu Hanife ve iki arkadaşı –bundan önceki bölümde zikrettikleri şeylere binaen- (Ebu Yusuf ve Muhammed) bu kimseye had cezası yoktur, demişlerdir. Nehai: 100 değnek vurulur fakat sürgün edilmez, demiştir. Bize göre ise daha önce bahsettiğimiz şekildedir. Ebu Nasr el Mervezi, isnadıyla Ubeyd bin Nadale’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Ömer radiyallahu anh’a iddeti dolmadan evlenen bir kadın getirildi. Ona ‘siz ikiniz (bunun haramlığını) biliyor muydunuz?’ dedi. Kadınla erkek ikisi de: Hayır, bilmiyorduk dediler. Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh şöyle dedi: Eğer bilmiş olsaydınız, ikinizi de recm ederdim! Sonra onlara kırbaç vurup aralarını ayırdı. Ebubekr’in Halas’tan rivayet ettiğine göre ise Ali aleyhisselam’a, (daha önce evlenmiş olduğu ve de) gizlediği bir kocası olduğu halde tekrar evlenen bir kadın getirildi. O da kadını recmetti ve kocasına 100 değnek vurdu. Eğer bunun haramlığını bilmiyorsa, bilmeme mazeretinden dolayı ona ceza yoktur. İşte bu sebeble Ömer radiyallahu anh, cehaletlerinden dolayı onlara had cezası uygulamamıştır.” (el-Muğni, 9/56-57, no: 7159)

Görüldüğü üzere, müşriklerle nikâh gibi ittifakla batıl olan her nikâh akdinde, ilişki vuku bulduğu takdirde zinakârlara uygulanan had cezası gerekir. Kişi, önceden evliyse bundan dolayı recm edilir. Kâfirken evli olan birisi, Müslüman olduktan sonra müşrikle olan batıl evliliğine devam ederse o da recm edilir. Önceden bekârsa yüz değnek vurulur. Ebu Hanife, bu durumdaki kimseye şibh-i nikah dedikleri nikah şüphesi taşıyan bir durumda oldukları gerekçesiyle had cezası öngörmemiştir, ancak âlimlerin kahir ekseriyeti bu görüşü kabul etmemiştir.

Tahavi ise batıl evlilikler yapanların hükmüyle şunları nakletmektedir:

فِيمَن تزوج ذَات محرم مِنْهُ ووطئ

قَالَ أَبُو حنيفَة وَالثَّوْري لَا يحد وَإِن علم عزّر
وَقَالَ أَبُو يُوسُف وَمُحَمّد يحد إِذا علم بتحريمها عَلَيْهِ
وَقَالَ مَالك يحد وَلَا يلْحق نسب الْوَلَد وَإِن لم تعلم هِيَ ذَلِك وَإِن كَانَت علمت وَهُوَ لم يعلم ألحقت بِهِ الْوَلَد وأقمت عَلَيْهَا الْحَد
وَقَالَ ابْن شبْرمَة من أقرّ أَنه تزوج امْرَأَة فِي عدتهَا وَهُوَ يعلم أَنَّهَا مُحرمَة عَلَيْهِ ضَربته مَا دون الْحَد وَكَذَلِكَ الْمُمْتَنع
وَقَالَ الْأَوْزَاعِيّ فِي الَّذِي يتَزَوَّج الْمَجُوسِيَّة أَو الْخَامِسَة أَو الْأُخْتَيْنِ إِن كَانَ جَاهِلا ضرب مائَة ألحق بِهِ الْوَلَد وَإِن كَانَ مُتَعَمدا رجم وَلَا يلْحق بِهِ الْوَلَد
وَقَالَ الْحسن بن حَيّ فِيمَن تزوج امْرَأَة فِي الْعدة وَهُوَ يعلم أَنَّهَا لَا تحل لَهُ أَو ذَات محرم مِنْهُ أقيم عَلَيْهِ الْحَد إِذا وطئ وَهُوَ قَول الشَّافِعِي

“Kendisine Mahrem olan (Nikah Düşmeyen) Birisiyle Evlenen ve Onunla İlişkiye Giren Kimse Hakkında
Ebu Hanife ve Sevri dedi ki: Böyle birine had uygulanmaz, bilerek yaptıysa tazir edilir.
Ebu Yusuf ve Muhammed dedi ki: Onların kendisine haram olduğunu biliyorsa had uygulanır.
Malik dedi ki: Had uygulanır ve çocuğun nesebi ona ilhak edilmez. Kadın eğer bunu bilmeden yaptıysa onun da durumu aynı olur. Eğer kadın durumu biliyor, erkek biliyorsa çocuk erkeğe ilhak edilir ve kadına da had uygulanır.
İbn Şübrüme dedi ki: Her kim, bir kadınla iddet süresi içinde bunun haram olduğunu bilerek evlendiğini itiraf ediyorsa ona had cezasından daha aşağı olmak üzere (sopa) vurursun. (Tahavi diyor ki) Bu, imkânsız bir şeydir.
Evzai, Mecusi kadınla yahut beşinci kadınla yahut da iki kızkardeşle aynı anda evlenen kimse hakkında dedi ki: Bu kimse cahilse ona yüz sopa vurulur ve çocuk ona ilhak edilir. Bunu kasıdlı (bilerek) yaptıysa recmedilir ve çocuk da ona ilhak edilmez.
Hasen bin Hayy iddet bekleyen bir kadınla yahut mahremi olan bir kadınla onun kendisine helal olmadığını bilerek evlenen kimse hakkında dedi ki: Eğer ilişkiye girmişse Ona had uygulanır. Bu, Şafii’nin de görüşüdür…” (Tahavi, Muhtasar’u İhtilaf’il Ulema, 3/297)

Görüldüğü üzere âlimlerden birçoğu, Mecusilerle yani müşrik kimselerle evlenen ve buna benzer batıl evlilikler yapan kimseler hakkında had cezası gerekeceğini söylemişlerdir. Bununla alakalı diğer bir hüküm ise bu ilişkiden doğan çocuğun babanın nesebine ilhak edilmeyeceğidir ki bunun manası bu çocuğun veled-i zina yani gayrı meşru çocuk statüsünde sayılacağıdır. Bu da meselenin başka bir vahim yönünü teşkil etmektedir. Müşriklerle evlilik hayatını sürdüren kimseler bu şekilde çocuklarının geleceğiyle de oynayarak onlara asla çıkmayacak bir leke sürmüş olmaktadırlar.

İmam Ahmed rahimehullah da tıpkı Ebu Hanife gibi beşinci kadınla evlenen kimsenin ayrılacağını, ancak bu kimseye had gerekmediğini ve doğan çocuğun da nesebe dahil edileceğini iddia eden Süfyan es-Sevri’nin kavlini reddetme babında şöyle demiştir:

جيد, إذا كانا جاهلين، فإن تعمدا رجما إذا كانا ثيبين، ولا يلحق به الولد، وكل من أقيم عليه الحد فلا يلحق به الولد، وكل من درأت عنه الحد ألحقت به الولد.
قال إسحاق: كما قال وفقه فيها


“Güzel, bu cahil olduğu takdirde böyledir. Eğer bunu bilinçli olarak yaptılarsa ve başlarından evlilik geçmiş olan kimselerse recm edilirler, çocuk da babaya ilhak edilmez. Her kime (zinadan dolayı) hadd uygulandıysa çocuk ona ilhak edilmez. Kimden had cezası düşürüldüyse çocuk ona ilhak edilir. İshak da: Aynen dediği gibidir, o bu hususta hakka isabet etmiştir, dedi.” (Mesail’ul İmam Ahmed ve İshak, no: 1272)

Böylece anlaşılıyor ki bir kimse haram olduğunu veya böyle bir durum söz konusu olduğunu bilerek (mesela karşı tarafın müşrik olduğunu bilerek) müşrik birisiyle evlenir ya da buna benzer geçersiz bir evlilik akdi yaparsa bu kimseye daha önce evliyse recm yani taşlayarak öldürme, hiç evlenmemişse 100 sopa cezası verilir. Bu şekilde had uygulanan birisinin çocuğu ise nesebi gayrı sahih yani veled-i zina sayılır. Bu kişilerin de zinakâr hükmünde olacağı ise izahtan varestedir. İshak bin Rahuye de bu kanaati onaylamıştır.

Âlimlerin sözünden anlaşılan, müşrikle evlilik gibi haram bir evlilik yapmış olan kimsenin ilişkiye girmediği takdirde had cezasıyla karşılaşmayacağıdır. Böyle birisine onu yola getirecek tarzda tazir cezası gerekir. Müşrikle veyahut da evlenmesi haram olan başka herhangi biriyle nikâh kıyan veya nikâhını devam ettiren, bununla beraber onunla karı koca ilişkisini de fiilen uygulayan kişinin durumu ise şüphesiz müşrikle nikâh kıymadan mücerred zina eden, ya da ilişkiye girmeden mücerred nikâhını devam ettiren birisinden daha kötüdür. Çünkü bu kimse zina haramının üstüne, haram ve batıl bir akid yapma fiilini ilave etmiş ve günahını ikiye katlamıştır. İmam Taberi rahimehullah, daha önce “HARAMI MEŞRULAŞTIRMA MESELESİ VE MÜŞRİKLERLE NİKAH GİBİ HARAM EVLİLİKLERİN HÜKMܔ başlıklı risalemizde uzun uzadıya ele aldığımız, üvey annesiyle evlenen kişi hakkındaki hadisten bahsettiği yerde şöyle demektedir:

وَكَانَ الَّذِي عَرَّسَ بِزَوْجَةِ أَبِيهِ، مُتَخَطِّيًا بِفِعْلِهِ حُرْمَتَيْنِ، وَجَامِعًا بَيْنَ كَبِيرَتَيْنِ مِنْ مَعَاصِي اللَّهِ إِحْدَاهُمَا: عَقْدُ نِكَاحٍ عَلَى مَنْ حَرَّمَ اللَّهُ عَقْدَ النِّكَاحِ عَلَيْهِ بِنَصِّ تَنْزِيلِهِ بِقَوْلِهِ: {وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ آبَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ} [النساء: 22] وَالثَّانِيَةُ: إِتْيَانُهُ فَرْجًا مُحَرَّمًا عَلَيْهِ

“Babasının hanımıyla evlenen kimse, bu yaptığı işle iki hürmeti birden çiğnemiş ve Allaha isyan niteliğinde iki büyük günahı bir arada işlemiş oldu. Birincisi Allah’ın şu kavliyle nikâhlanmasını haram kıldığı birisiyle nikâh akdi yapmak: ‘Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin’ (Nisa: 22) İkincisi de kendisine haram kılınmış olan bir ferce musallat olması…” (Tehzib’ul Asar, 1/571)

Taberi, her ne kadar bunu üvey annesiyle evlenen kişi hakkında söylemiş olsa da, neticede söylediği illetler müşriklerle evlenen kimse hakkında da geçerlidir. Bu sebeble müşrikle evlenen ve onunla normal aile hayatını devam ettiren birisi, sıradan bir zinakâra göre hem Allah katında hem insanlar katında daha çok öfke vesilesi olacaktır. Üstelik bu kimse bu ahlaksızlığı sıradan bir kimse ile değil, Allah’ın düşmanı bir müşrikle beraber gerçekleştirmiştir. Hele ki Müslüman olduğunu iddia edip de ırzını bir müşriğe çiğneten bir kadının durumu ise daha felakettir. Rabbimiz bizleri bu tarz durumlara düşmekten muhafaza buyursun âmin.

4 – Müşrikle evlenen veya evliliğini sürdüren kişilere karşı Müslümanların tavrı nasıl olmalıdır: Müşriklerle nikâh bağı bulunan bir Müslüman hakkında uygulanacak şeri hükümleri açıkladıktan sonra, bu tarz kimselere karşı nasıl bir tavır uygulanması gerektiği konusuna değinmek icab eder. Çünkü bu zikredilen had cezaları sonuçta İslam devletinin uygulayacağı hükümlerdir. Günümüzde böyle bir otorite olmadığı için bu cezaları tatbik imkânı bulunmamaktadır. O yüzden bu tür durumlarda daha ziyade bu tip kimselere karşı hecr yani bu kimseleri dışlamak gibi cezalar Müslümanların imkânı dâhilindedir. Bu tarz fiilleri yapan kimselere öncelikle nasihat edilmeli ve yaptıkları işin çirkinliğinden ötürü bu kimseler şiddetli bir şekilde ikaz edilmelidir. Eğer düzelmiyorlarsa bu tarz kimselere karşı hecr adı verilen sosyal boykot uygulanmalıdır. Böylesine çirkin münkerlere karşı gereken tepki gösterilmez ise zamanla kalplerin birbirine benzemesi, bu münkerlere alışılması ve hatta bunların zamanla başka fertlere de sirayet etmesi muhtemeldir. Üstelik bu zikredilen müşriklerle nikâh meselesinde müşriklerle dostluk ilişkisi kurmak, dinin bir emri olan nikâh müessesini ayaklar altına almak, Müslümanların namus ve haysiyetlerine leke getirmek, nesilleri ifsad etmek gibi sıradan bir günahta bulunmayan mefsedetler sözkonusudur. Haliyle bir müminin böylesine bir vaka karşısında duyarsız kalması düşünülemez. Bu tarz olayları tepkisizce seyreden kimselerin imanla alakalı ciddi problemleri mevcuttur. Bu, müminin hasleti değil münafığın hasletidir. Münker ehline karşı tepkisizlik aynı zamanda helakin başlangıç noktasıdır.

Ebu Davud rahimehullah diyor ki:

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ رَاشِدٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ بَذِيمَةَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " إِنَّ أَوَّلَ مَا دَخَلَ النَّقْصُ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، كَانَ الرَّجُلُ يَلْقَى الرَّجُلَ، فَيَقُولُ: يَا هَذَا، اتَّقِ اللَّهَ وَدَعْ مَا تَصْنَعُ، فَإِنَّهُ لَا يَحِلُّ لَكَ، ثُمَّ يَلْقَاهُ مِنَ الْغَدِ، فَلَا يَمْنَعُهُ ذَلِكَ أَنْ يَكُونَ أَكِيلَهُ وَشَرِيبَهُ وَقَعِيدَهُ، فَلَمَّا فَعَلُوا ذَلِكَ ضَرَبَ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِهِمْ بِبَعْضٍ "، ثُمَّ قَالَ: {لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ} إِلَى قَوْلِهِ {فَاسِقُونَ} [المائدة: 81]، ثُمَّ قَالَ: «كَلَّا وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَيِ الظَّالِمِ، وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا، وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا»

(Hadisin senedi zikrettikten sonra) Abdullah İbn Mes'ûd'dan; Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: İsrâiloğullarına ilk kötülüğün girmesi şöyle olmuştu: Bir kişi diğeriyle karşılaşır ve ey falanca Allah'tan kork da yaptığını terket. Çünkü bu, senin için helâl değildir, derdi. Sonra ertesi gün onunla karşılaşırdı ve adamın dünkü fiili onunla birlikte yemek içmek ve meclis ortağı olmalarım en¬gellemezdi. Böyle yapınca, Allah Teâlâ da onların kalblerini birbirine çarptı. Sonra Hz. Peygamber «İsrâiloğullarından küfredenler Davud'un ve Meryem oğlu îsâ'nın diliyle la'netlenmişlerdi...» (Maide: 81) âyetini “fasıklar” kavline kadar okudu ve ar¬kasından şöyle buyurdu: Hayır, Allah'a andolsun ki; siz, muhakkak ma'rûfu emreder ve münkerden nehyedersiniz. Ve zâlim'in elinden el¬bette tutar ve onu zorla hakka meylettirirsiniz. Veya onu hak üzerinde tutarsınız.” (Ebu Davud, Hadis no: 4036; Tirmizi, Hadis no: 3047’de rivayet etmiş ve hasen, garib hükmünü vermiştir.)

İşte bu ve benzer nasslar üzerinde tefekkür edilmeli ve münker ehline karşı –İslam ümmetinin diğer maslahatları da gözetilerek- en caydırıcı tedbirler ne ise o alınmalıdır. Bu münkerlere karşı tümüyle sessiz kalmak, ya da dil ucuyla tepki gösterip sonra yaptığı nasihatin takipçisi olmamak, o nasihate uyulup uyulmadığını denetlememek, münkere devam eden kimselerle sosyal münasebetlerini devam ettirmek tarzı şeylerin hepsi münker ehlinin daha da azgınlaşmasına ve cesaret bulmasına yol açar. Bu da söz konusu cemiyetin çöküşünün başlangıcıdır.

Netice: Buraya kadar zikrettiğimiz Kuran, Sünnet ve selefin tatbikatından deliller ve de âlimlerden yaptığımız nakillerden şu neticeler çıkmaktadır:

-   İslama kendilerini nisbet eden ya da etmeyen kafir ve müşriklerle evlenmek, veya onlarla daha önce var olan nikah akdini devam ettirmek kat’i haramlardan birisidir. Bundan sadece müslüman erkeğin ehli kitap kadınlarıyla evliliği istisna edilmiştir. Ehli kitaptan kasıd ise Yahudi ve Hristiyanlardır. İslama nisbet edilen müşrikler bu sınıfa girmez.
-   Bu haramı helal sayanlar küfre girdikleri gibi bu harama hiçbir şekilde buğzetmeyenler, bunu güzel bir iş olarak görenler hatta bu haramı nehyedenlere buğzedenler de aynı şekilde kâfirdirler.
-   Müşriklerle nikâh kıyanlar aynı zamanda onlarla haram olan bir vela yani dostluk ilişkisine de girmiş olurlar.
-   Karı kocadan birisi Müslüman olduğu zaman, bu hususta gelen hadislere istinad eden cumhur ulemaya göre iddet süresi bitene kadar nikâh askıda kalır, eğer bu süre zarfında diğer eş de Müslüman olursa yeni bir nikâh kıymaya gerek kalmadan eski nikâhları üzere devam ederler. İddet süresi geçtikten sonra taraflardan birisi hala Müslüman olmazsa artık nikâh tamamen fesholur. Daha sonra İslam’a girerse yeni nikâh gerekir. Hanefiler ve başkaları ise karı kocadan birisi İslam’a girdiği anda nikâhın fesholacağını ve diğer eş daha sonra İslam’a girdiği takdirde yeni nikâh gerekeceğini iddia etmişlerdir.
-   Müşrik eşiyle ayrıldığını iddia ettiği halde çeşitli gerekçelerle aynı evde kalmaya devam eden kişilerin yaptığı bu amel, merdud olup şeriattan ve İslam ümmetinden herhangi bir asla dayanmamaktadır.
-   Müşriklerle evlenen kimseler, bu haram amelden dolayı azab tehdidi altındadır. Bunun üstüne başka münkerleri, bilhassa müşrikle fiili ilişkiyi ilave ettikleri takdirde bu azabın katlanması söz konusu olur.
-   Müşriklerle evlenen veya İslam’a girdikten sonra onlarla evli kalmaya devam eden kimseler, ilişkiye girdikleri takdirde zinakâr sayılır ve zinakârlara ait hükümlerle muhatap olurlar. Bunlar da daha önceden evli ise recmedilmeleri, bekâr iseler 100 değnek cezasına çarptırılmalarıdır. Bu ilişkiden doğan çocuk da zina mahsülü sayılıp babasına nisbet edilmez. İlişki sözkonusu değilse bundan dolayı şiddetli tazir edilirler. Hanefiler, bu kimseye zina cezası verilemeyeceğini ileri sürse de bu görüş alimlerin çoğu tarafından kabul edilmemiştir.
-   Müşriklerle nikah bağı kuran ya da bunu devam ettiren fertlere bu hususta emri bil maruf vazifesi yerine getirilmeli, nasihati dinlemeyerek tevbe etmeme hususunda ısrarcı olan, bu haramı işlemeye devam eden fertlere karşı şeriattaki ismi hecr olan çeşitli sosyal boykot ve tedbirler uygulanmalı, tevbe edene kadar bu fertlerle olan ilişkiler askıya alınmalıdır.

Ahiru davana enil hamdu lillahi Rabbil alemin!


Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 175
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Ynt: MÜŞRİKLERLE EVLİLİĞİN HÜKMÜ
« Yanıtla #1 : 17.04.2020, 19:13 »
Bismillahirrahmanirrahim
MÜŞRİKLERLE EVLİLİĞİN HÜKMÜ


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
6772 Gösterim
Son İleti 16.09.2015, 00:14
Gönderen: Tevhid Ehli
27 Yanıt
10737 Gösterim
Son İleti 15.08.2019, 06:08
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
1572 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 20:28
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1973 Gösterim
Son İleti 25.02.2016, 23:09
Gönderen: İbn Teymiyye
13 Yanıt
5278 Gösterim
Son İleti 19.06.2019, 20:30
Gönderen: Es-Sarimul-Meslul