Darultawhid

Gönderen Konu: NECD BÖLGESİ TEVHİD DAVETİ HAKKINDA ARAŞTIRMA YAPMAK İSTEYENLERE!  (Okunma sayısı 482 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1964
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Bismillah. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab rahimehullah ve daveti hakkında soru yönelten bir ilahiyatçı araştırmacıya 25 Nisan 2011 tarihinde vermiş olduğumuz cevabı önemine binaen bazı düzenlemelerle birlikte tekrar yayınlıyoruz.

Alıntı yapılan: Soru
Vehhabilik üzerine bir doktora çalışması yapmaktayım

 2 esere ulaşmak istiyorum, satın almak anlamında.

1- Durerus Seniyye fi Ecvibeti en-Necdiyye
2- Mecmuatür Resail ve Mesail en-Necdiyye

bu kitaplara hangi yolla ulaşabileceğim konusunda yardımcı olursanız memnun olurum


Darultawhidin cevabı:



Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


Durer'us Seniyye ve Mecmuat'ur Rasail adlı eserler hakkındaki mesajınızı değerlendirdik.  Cevab vermeden önce bazı kavramların tashihi ile başlamak istiyorum. Vehhabilikle alakalı bir çalışma yaptığınızdan bahsetmişsiniz. Evvela "vehhabilik" kavramı sık kullanılmakla beraber yanlış kullanılan bir ifadedir. Zira;

Birincisi: "el-Vehhab" Allahın isimlerinden birisidir. Dolayısıyla bunun bir mezhebe veya harekete nisbetle kullanılması doğru olmaz.

İkincisi: "Vehhabilik" ismi Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)'ın başlattığı davet hareketine muhalifleri tarafından konulmuştur. Halbuki ne Şeyh, ne de onun çizgisinde olan herhangi bir kimse bu ismi kullanmadığı gibi, kullanılmasını tasvib de etmemiştir. Necd bölgesinde başlatılan bu davet tevhide davet niteliğinde bir oluşumdur ve de bu hareketi başlatanlar akidede Ehli Sünnet ve'l cemaate bağlıdırlar hatta bizzat ehli sünnete muhalif bidatleri temizlemek için bu hareketi başlatmışlardır. Necd bölgesi tevhid davetini yürüten alimler, muasırlarından farklı olarak Ehli Sünnet akidesini "Eşari" veya "Maturidi" kelam ekollerine bağlı olarak değil de "Selef-i Salihin" menhecine göre yorumlamışlardır. Zaten "Selefiyye" dediğimiz anlayış da aslında "Ehli Sünnet"in başlangıçtaki saf halidir. Diğer Eşari, Maturidi gibi ekoller ise Mutezile, Mürcie gibi bidat fırkalarına cevap verirken aynı zamanda onlardan etkilenmişlerdir. Bu anlattığımız meseleler tahkik ehli nezdinde açıktır ve de tafsilat ister.

Muhammed bin Abdilvehhab ve talebeleri fıkıhta ise "Hanbeli" mezhebine mensubturlar. Ancak muhalifler onların hareketini ehli sünnet dışında gösterebilmek amacıyla bu hareketin aslında "beşinci mezheb" olduğunu ve bu yeni  mezhebin isminin de Şeyh'in babasının adına nisbetle "Vehhabilik" olduğunu söylemişlerdir. Şeyhin ve öğrencilerinin eserleri incelendiğinde ise onların kendilerine yeni bir isim vermedikleri ve illa ki diğerlerinden ayırd edici bir isim kullanmak gerekirse "Muvahhidun" "Tevhid ehli" gibi İslamın aslı olan tevhidle alakalı isimler kullandıkları görülür.

Bu girişten sonra asıl meseleye geçecek olursak;
bahsettiğiniz eserler bildiğim kadarıyla Türkiye'deki Arapça kitap satan yayınevlerinde pek bulunmuyor. Belki özel siparişle getirilebilir. Biz bu tarz kitaplara daha çok internette Arapça kitap indirilen sitelerden veya "Shamela" gibi programlar üzerinden ulaşıyoruz. Yalnız yeri gelmişken özellikle Durer'us Seniye'de geçen her yazıyı tasvib etmediğimizi de belirtelim. Zira Durer'us Seniye'deki risalelerin çoğu Necd selefi davetinin ilk dönemine ait olmakla beraber bir kısmı mevcut Suudi yönetimi İngiliz vb dış güçlerin yardımıyla tesis edildikten sonrasına aittir. Biz günümüzdeki Suudi rejimini müslüman olarak görmediğimiz gibi selefiliği sadece siyasi yönden istismar eden bir oluşum olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye'de selefilik ile bağlantılı çeşitli konularda yapılmış bir çok araştırma ve tez mevcuttur. Ancak şurası da var ki bu çalışmaların bir çoğu tarafsızlıktan uzak olup bazen hasmane nitelikte olabilmektedir. O kadar ki en tarafsız görünen araştırmacılar dahi "Vehhabilik" adı verilen mevzuya gelince göstermelik birkaç cümleyle de olsa mutlaka objektif araştırmacı kimliğinden sıyrılıp taraf olmak ihtiyacı hissetmektedirler. Bu ise tarihi sebeblerden, toplum yapısından, araştırmacının itikadi yapısından ve başka sebeblerden kaynaklanabildiği gibi özellikle son yıllarda (11 Eylül ve sonrası dönemde) bu meselelere yaklaşım tarzında siyasi faktörlerin de etkisi olabilmektedir. Mesela ateistlerin, komunistlerin, Hristiyan misyonerlerinin ve başka her türden dini ve fikri akımın serbestçe faaliyet gösterdiği, mezhepler arasında ayrım yapılmayacağı iddiasıyla Aleviliğin devlet katında resmi olarak tanınmasının adımlarının atıldığı bir dönemde, bizzat devletin resmi kurumu tarafından bastırılan kitaplarda İslamın özü ve Ehli Sünnetin seçkin bir grubu olarak vasfedilen "selefilik" (bkz. Diyanet İşleri Başkanlığının 2006 yılında bastırmış olduğu ilmihalin“İman Ve İbadetler”konulu 1.Cildi 21. sayfasından itibaren) şu anda Türkiye'de yasaklı durumda olan yegane fikir akımıdır. Darultavhid adminleri olarak bizler de resmi belgelere göre hakkımızda yapılan tek ciddi (!) suçlama "Selefi görüşler doğrultusunda faaliyet göstermek" olduğu halde 10 ay hapis yattıktan sonra  "delil yetersizliği"nden dolayı –mevcut yargı organlarının hükmüne göre- hakkımızda beraat kararı verilmiştir. Bizler Nisa: 59. Ayette de belirtildiği gibi sadece Allah ve Rasulu'nun ve de bizden olan emir sahiplerinin hükmünü kabul ederiz ancak mevcut beşeri sistemde dahi sırf tebliğ ve davet içerikli çalışmalarımızdan ötürü bir suçlamaya gidilememişken verilen sözkonusu karardan sonra bile bizlere yönelik olarak hala resmi ve gayrı resmi yollardan taciz ve baskılar devam etmektedir. Bizim durumumuzda olan yani göz altına alınıp 6 ay 1 sene sonra serbest bırakılan bir çok kişi vardır. Şu anda AKP Türkiyesinde selefilikle uzaktan yakından alakası varmış gibi görünen herkes potansiyel terörist olarak değerlendirilmektedir. Bu da herhalde BOP kapsamındaki "ılımlı islam" (!) projesinin bir uzantısı olsa gerek!

Uzun sözün kısası böyle bir ortamda "Selefilik" gibi hassas meseleler hakkında yapılacak bir araştırma –akademik düzeyde de olsa- ne derece bilimsel  ve de tarafsız olabilir; bu hususta ciddi şüphelerimiz mevcuttur. Ama yine de böylesi bir araştırma içersine girdiyseniz umarım bu söylediğimiz hususları göz önünde bulundurursunuz. Temennimiz odur ki bu tarz araştırmalar sadece sosyolojik veya tarihi açıdan veyahut da salt kişiler ve olaylar üzerinde yürümekten ziyade selefiler gerçekte neye davet ediyorlar; İmam Ahmed bin Hanbel, İbn Teymiye, Muhammed bin Abdulvehhab gibi alimlerin çağırdığı şey İslamın ve de genel olarak Adem as'dan bu yana süregelen tevhid mücadelesinin neresinde yer alıyor, gibi hususları netleştirmeye bir vesile olsun. Zira hepimiz Allah'a aitiz ve Ona döneceğiz. Mahşerde ilk sorulacağımız şey de yaratılış gayemiz olan tevhid ve Allah'a kulluktur. O sebebten herkesin en acil gündem maddesi de –bütün suni gündemlerin ötesinde- bu olmalıdır.

Ahiru da'vana elhamdulillahi Rabbil alemin.


DARULTAWHİD

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2432 Gösterim
Son İleti 14.04.2020, 21:35
Gönderen: İbn Umer
5 Yanıt
2309 Gösterim
Son İleti 09.07.2017, 19:30
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1025 Gösterim
Son İleti 25.08.2018, 19:59
Gönderen: Sırât-ı Müstakîm
0 Yanıt
1820 Gösterim
Son İleti 19.02.2019, 03:30
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
698 Gösterim
Son İleti 07.10.2019, 23:58
Gönderen: Tevhid Ehli