Darultawhid

Gönderen Konu: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH  (Okunma sayısı 746 defa)

Tevhid Ehli, Nihat günçe, Selefii ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
زَادُ الْمُسْتَقْنِع فِي اخْتِصَارِ الْمُقْنِعِ
مُوسَى بْنِ أَحْمَدَ بْنِ مُوسَى الْحَجَّاوِيِّ
(رَحِمَهُ اللّٰهُ تَعَالىَ)
Zâd’ul Mustakni fî İhtisâr’il Mukni
Mûsâ bin Ahmed bin Mûsa el-Haccâvî
(Rahimehullâhu Teâlâ)





Hutbet'ul Hâce

Mütercimden

Müellifin Hayatı


Müellifin Mukaddimesi

Tahâret Kitâbı

[Tahâret Kitâbı Giriş]

Kap-kacaklar Bâbı

İstincâ Bâbı

Misvak Kullanma ve Abdestin Sünnetleri Bâbı

Abdestin Farzı ve Sıfatı (Tarifi) Bâbı

Mestlerin Üzerine Mesh etme Babı

Abdesti Bozan Hâller Bâbı

Namaz Kitâbı

Cenâzeler Kitâbı

Zekât Kitâbı

Oruç Kitâbı

Menâsik (Hac ve Umre) Kitâbı
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #1 : 15.05.2020, 23:34 »
خُطْبَةُ الْحَاجَةِ

إِنَّ الْحَمْدَ لِلّٰهِ، نَحْمَدُهُ، وَنَسْتَعِينُهُ، وَنَسْتَغْفِرُهُ، وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا، وَمِنْ سَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ، وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِيَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ.﴾ [آل عمران: 102]

﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا.﴾ [النساء: 1]

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيدًا. يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا.﴾ [الأحزاب: 71-70]

أَمَّا بَعْدُ: فَإِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَخَيْرَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ، وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ، وَكُلَّ ضَلاَلَةٍ فِي النَّارِ.

Hutbet’ul Hâce

Hamd, ancak Allâh içindir. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. Allâh kimi hidâyete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidâyete erdirecek yoktur. Allâh’tan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah olmadığına şehâdet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

“Ey îmân edenler! Allâh’tan korkulması gerektiği gibi korkun ve kesinlikle ancak Müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân 3/102)

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinizden sakının! Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allâh’tan ve akrabâlık haklarına riayetsizlikten sakının! Şüphesiz Allâh sizin üzerinize gözetleyicidir.” (en-Nisâ 4/1)

“Ey îmân edenler! Allâh’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allâh, amellerinizi ıslâh etsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Kim Allâh’a ve Rasûlü’ne itâat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (el-Ahzâb 33/70-71)

Bundan sonra; muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allâh’ın Kitâbı, yolların en hayırlısı ise Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulan her şey bid’attir. Her bid’at sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.[1]

Dipnotlar:
 1. Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh’ın, “İslâm nizâmının ve îmânın düğümü” (İbnu Teymiyye, Mecmû’ul Fetâvâ, 14/223) olarak nitelediği “Hutbet’ul Hâce (İhtiyâç Hutbesi)” isimli bu du’âyı, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hutbelerinin girişinde okurdu. Bu meşhûr hutbenin çeşitli kısımları Nesâ’î, Hadîs no: 3278; Müslim, Hadîs no: 868; Ebû Dâvud, Hadîs no: 2118; Tirmizî, Hadîs no: 1105 ve diğer hadîs mecmûalarında değişik lafızlarla nakledilmiştir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #2 : 15.05.2020, 23:40 »
Mütercimden

Besmele, Hamdele ve Salvele'den sonra:

Şeyh’ul İslâm İbnu Kudâme el-Makdisî (541-620H) özelinde Hanbeli Fıkhı’nı ve el-Haccâvî (978H) tarafından yapılmış muhtasarı “Zâd’ul Mustakni fî İhtisâr’il Mukni” isimli eserinin konumunu ele alarak başlayalım.

İbnu Kudâme el-Makdisî Rahimehullâh, fıkıh alanında hiçbir bilgisi olmayan bir ilim talebesinin fıkıh öğrenimine başlayıp müctehid olabilecek seviyede fıkıh ilmini tahsîl edebileceği bir metot ve eğitim sistemi ortaya koymuştur. Kademeli olarak ve çok ciddi eserler ile uygulanabilecek bu yöntemin müfredâtını da kendi yazdığı eserler oluşturmaktadır.

Bu sistemin ilk kitabı çevirisini de yaptığımız “el-Umde” isimli eserdir. Bu eser her Müslümanın bilmesi gereken fıkhî bilgileri ihtivâ eder. Müellif her bölümde yalnızca en çok kabûl görmüş görüşe yer vermektedir. Bu eserde delillerin mukâyesesine yahut tartışılmasına yer verilmemiştir. Şeyh’ul İslâm bu eserinde dile getirmiş olduğu fıkhî hükümlere dâir delîlleri zikretmemiş, bu hükme dair diğer görüşlerin delilleri ile mukâyese etmemiş yahut delilleri tartışmamıştır. Lâkin her husûsa dair başlangıcı, bir hadîs zikretmek olmuştur. Bunu yapmakla Şeyh’ul İslâm hem talebeye fıkhî hükümlerin çıkarımında kullanılması gereken usûlü göstermiş hem de bahsi geçmeyen birçok husûsu talebenin tesbît edebilmesine zemin hazırlamıştır.

Bu sistemin ikinci kitabı ise müellife ait olan “el-Mukni” isimli eserdir. Bu eser, orta seviyede bulunan fıkıh talebelerinin kullanımına sunulmuştur. El-Umde’den sonra kaleme alınan ve el-Umde’den sonra işlenmesi tasarlanan bu eser ders kitabı özelliklerine sahiptir. Müellif bu eserinde el-Umde’den farklı olarak birçok görüşe yer vermiş ancak mezhepte bunlardan hangisinin en çok kabûl görmüş görüş olduğuna değinmemiştir. Yine bu eserinde de hükümlerin delillerine değinmediği gibi, delilleri karşılaştırmalı olarak ele almamış ve tartışmamıştır. Ayrıca “el-Umde” bu eserde bir çatı olarak kullanılmış ve eklemelerde bulunulmuştur. Bu eser el-Umde ile kıyaslanıldığında daha sistematik ve daha geniştir. Diğer eserleri gibi bu eseri de, âlimler ve ilim talebeleri arasında büyük ilgi görmüştür. Çok sayıda şerhi yapılmıştır.

İlk ve dolayısıyla en eski şerhi İbnu Kudâme’nin yeğeni olan Şems’ud Dîn Ebu’l Ferec Abdurrahmân bin Ebû Ömer bin Kudâme el-Makdısî (682H) tarafından kaleme alınan “eş-Şerhu’l Kebîr” isimli eserdir. Diğer şerhleri arasında şunlar bulunmaktadır: Ebu’l Feth el-Ba’lî’nin şerhi “el-Mutli alâ Ebvâb’il Mukni”, İbnu Muflih’in “el-Mubdi fî Şerh’il Mukni” isimli şerhi ki bu eser -Hanbelî Mezhebi özelinde Fıkıh Ansiklopedisi formatında olup- Hanbelî Mezhebi’nin en geniş kitaplarından biridir, Mirdâvi’nin “el-İnsâf fî Ma’rifet’ir Râcih min’el Hilâf alâ Mezheb’il İmâm’il Mubeccel Ahmed bin Hanbel” isimli şerhi ki müellif daha sonra muhtasarını da yapmıştır.

Bu sistemin üçüncü kitabı ise müellifin “el-Kâfî fî Fıkh’il İmâm’il Mübeccel Ahmed bin Hanbel” isimli eseridir. Kısaca “el-Kâfî” olarak bilinen bu eser, “el-Umde” ve “el-Mukni” isimli eserlerin birleştirilmiş ve genişletilmiş halidir. Bu eserinde müellif, Hanbelî mezhebindeki farklı görüşlere yer vermiş ve görüşlerin delilleri de zikredilmiştir.

Bunu müteakiben dördüncü kitab ise “Ravzat’un Nâzir” olarak bilinen  tam ismiyle “Ravzat’un Nâzir ve Cünnet’ül Münâzir fî Usûl’il Fıkhi alâ Mezheb’il İmâm Ahmed” isimli eserdir. Fıkıh usûlü alanında yazılmış bir eserdir. Genel manada basit ifâdeler kullanılan eserde kimi yerde geniş ve detaylı anlatıma da yer verilmiştir.

Bu sistemin beşinci ve aynı zamanda son kitabı ise müellifin “el-Muğnî” isimli eseridir. Eser, müellifin bu serinin ilk dört kitabını bir araya toplayarak diğer mezheplerin ve Selef âlimlerinin görüşlerini derlediği karşılaştırmalı bir Fıkıh Ansiklopedisi’dir. Bu eser, Hâfız Hirakî Rahimehullâh’ın “Muhtasar” isimli meşhûr kitâbının şerhidir. İbnu Kudâme Rahimehullâh bu eserinde, kendi döneminde uygulanmaya devam etsin etmesin, Selefin hemen hemen bütün görüşlerini toplamış ve bir araya getirmiştir. Hanbelî mezhebinin bütün görüşlerini, İmâm Ahmed’in görüşüne vurguda bulunarak nakletmiş ve bu görüşlerin delillerini de kaydetmiştir. Neticesinde kendisinin tercih ettiği görüşü diğerlerinden ayırt etmiş ve bunun sebeplerine ve delillerine de yer vermiştir.

“El-Muğnî” mezhepten olsun olmasın hemen hemen herkes tarafından takdirle karşılanan bir eser haline gelmiştir. İmâm en-Nevevî’nin “el-Mecmû” isimli eseriyle birlikte, “el-Muğnî” alanında kaleme alınmış en muteber iki eserden biri olmuştur. Şâfi’î müctehidlerden “Sultân’ul Ulem┠lakabıyla meşhur olmuş el-İzz bin Abdisselâm’ın İbnu Kudâme’nin “el-Muğnî” isimli eserine bakmaksızın kesinlikle fetvâ vermediği söylenmiştir.

Şeyh’ul İslâm İbnu Kudâme el-Makdisî Rahimehullâh’ın telif ettiği bu eserlere çokça şerh ve haşiyeler yazılmıştır. Her biri çok değerli olan bu eserler İbnu Kudâme el-Makdisî’nin kendi zamanında ve kendisinden sonra Hanbelîler arasında itibâr görmüş ve en mühim kaynak eserlerden sayılmıştır. Bu eserlerin tahsilini yapan birçok talebe nihâyetinde Hanbelî Mezhebi’nin âlimlerinden ve müctehidlerinden olmuştur.

Çevirisine yer verdiğimiz bu eser, bu serinin ikinci kitabı olan “el-Mukni”nin el-Haccâvî (978H) tarafından yapılmış muhtasarı “Zâd’ul Mustakni fî İhtisâr’il Mukni” isimli eseridir.

Şüphesiz, ilim de fıkıh da İbnu Kudâme ile sona ermedi. İhtiyaca binâen yeni eserlerin telif edilmesi, klasik dönem eserlerinin muhtasar, şerh ve haşiyelerinin telif edilmesi gerekti. El-Haccâvî, İbnu Kudâme’nin “el-Mukni” isimli eserini ele almış, “el-Mukni”de yeralan çok sayıda görüşten Mezheb içerisindeki kabule şayan görüşü tespit ederek, diğer görüşleri çıkarmak ve gerekli gördüğü yerde eklemeler yapmak suretiyle muhtasarını hazırlamıştır. “Zâd’ul Müstakni” ismiyle meşhur bu eseri ezberleyenlerin Kâdı olmaya layık olduğu söylenmiştir. Bu eser Hanbeli Mezhebi içerisinde ve diğer mezhebler nazarında büyük ilgi görmüştür. Muhtasar kısa olmasına karşın, genel manada Hanbelî Mezheb’inin fıkhi görüşlerini içermektedir. Öyle ki, iki katı büyüklükteki eserlerde dahi rast gelinmeyecek biçimde doyurucu bilgilere yer vermektedir.

Bir süre sonra ise el-Buhûtî, el-Haccâvî’nin muhtasarının şerhini “er-Ravz’ul Murbi” ismiyle yayınlamıştır. Şerhinde, Haccavi’nin muhtasarında yer almayan bazı açıklamalara, delillere, delillerin kaynaklarına, ta’lile ve bazı hükümlere yer vermiştir.

Çeviride takip edeceğimiz metot metine sadık kalmak olacaktır. Arapça terimleri yahut kelimeleri ifade etmede Türkçe’nin yetersiz kaldığı durumlarda, parantez içerisinde kısa açıklamalarla metinde yer alan düşünceyi ve kasdı ifâde etmeye çalışacağız İnşâllâh.

Gayret bizden Tevfik Allâh’tandır!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #3 : 15.05.2020, 23:45 »
Şeraf’ed Dîn el-Haccâvî (895-968H)

İsmi Müftü, Şeyh’ul İslâm, Şeraf’ed Dîn Ebî Necâ Mûsâ bin Ahmed bin Mûsâ bin Sâlim bin Îsâ bin Sâlim el-Haccâvî el-Makdisî ed-Dimeşkî es-Sâlihî’dir. Kendi döneminde Şam bölgesindeki Hanbeliler’inin İmâmı, Müftüsü ve Şeyh’ul İslâm’ıydı.

Hacce köyünde doğdu. Bu sebeple el-Haccâvî ismiyle tanınmıştır. Aslen Nablus, Kudüslü olmasına karşın Dımeşk’de Sâlihiye olarak adlandırılan beldede yaşamıştır. Hem mescidde imâmlık yapmış hem de Emevî Medresesi’nde irşâd görevini ifâ etmiştir.

İmâm Şehâb’ed Dîn Ahmed es-Sâlihî eş-Şuveykî, İmâm Ebû Hafs Necm’ed Dîn Ömer bin İbrâhîm bin Muhammed bin Muflih es-Sâlihî, Ebu’l Berekât Muhhib’id Dîn Ahmed bin Muhammed el-Ukeylî kendisinden fıkıh ve diğer İslâmî ilimleri öğrendiği şeyhleridir.

Çok sayıda talebesi vardı. Oğlu Yahyâ el-Haccâvî, Şihâb’ed Dîn Ahmed el-Vefâ’î el-Muflihî, İbrâhîm el-Ahdab es-Sâlihî, Ebû Nûr bin Osman bin Muhammed bin İbrâhîm talebelerinde bazılarıdır.

Kaleme aldığı ve çok meşhur olan kitapları vardır. Eserleri arasında en mühim olanlar şunlardır:

El-İknâ li Tâlib’il İntifâ Hanbeli Mezhebi’nin temel eserlerinden biridir. İbn’ul İmâd el-Hanbelî Rahimehullâh kitabı hakkında şöyle der:


جرّد فيه الصحيح من مذهب الإمام أحمد، لم يؤلّف أحد مؤلّفا مثله في تحرير النقول وكثرة المسائل

“Bu kitapta İmâm Ahmed’in mezhebinde ki Sahîh (görüşleri) kınından çıkardı. Nakilleri ve çok sayıda meseleyi kaleme alma husûsunda kimse onun gibi bir kitap telif etmedi.”[1]

Zâd’ul Mustakni fî İhtisâr’il Mukni İbnu Kudâme el-Makdisî Rahimehullâh’ın “Mukni” isimli eserinin muhtasarıdır.

Hâşiyetun ale’l Furû Ibnu Muflih Rahimehullâh’ın “el-Furû” isimli kitabına yazdığı bir haşiyedir.

Menzûmet’ul Kebâ’ir Büyük Günahlara dair kaleme aldığı Kebâ’ir isimli manzûmesi ezberlenen temel metinler arasında yer almıştır. İmâm es-Seffârînî bu şiire şerh yazmıştır ve şiiri övmüştür.[2]

Muhtasar’ul Mukni İbnu Kudâme el-Makdisî Rahimehullâh’ın “Mukni” isimli eserinin bir başka muhtasarı.

Şerh’ul Müfredât

Şerhu Manzûmet’il Adâb’iş Şerî’a El-Mirdâvî’nin Adâb’uş Şerî’a isimli şiirinin şerhidir. Bin beyitlik bir şiirdir.

Hâşiyet’ut Tenkîh Bu kitap ise el-Mirdâvî’nin “et-Tenkîh’ul Müşbi” isimli muhtasarına yazdığı haşiyedir.

El-Haccâvî'yi birçok kimse övmüştür.

Necm’ud Dîn el-Ğazzî şeyhinin babasından naklederek şöyle der:

كان رجلاً عالماً عاملاً متقشفاً. انتهت إليه مشيخة السادة الحنابلة والفتوى

“El-Haccâvî, âlim, ilmiyle amel eden zâhid bir adamdı. Hanbelîlerin üstün şeyhleri ve fetvalar ona dayanırdı.”[3]

İbn’ul İmâd el-Hanbelî hakkında şöyle der:


كان إماما، بارعا، أصوليا، فقيها، محدّثا،

“El-Haccâvî, Usûlî, Fakîh, Muhaddis ve yetenekli bir İmâmdı.”[4]

İbnu Humeyd en-Necdî ise hakkında şöyle der:


وانفرد في عصره بتحقيق مذهب الإمام أحمد، وصار إليه المرجع

“El-Haccâvî İmâm Ahmed’in mezhebini tahkik etmede döneminde tekti. Başvurulacak mevki el-Haccâvî oldu.”[5]

Hanbelî Mezhebi’nin en temel eserlerinden biri olan el-Haccâvî’nin “el-İknâ li Tâlib’il İntif┠isimli eseri daha sonraları el-Buhûtî tarafından “Keşşâf’ul Kınâ an Metn’il İkn┠ismiyle şerh edilmiştir. Mer’î bin Yûsuf el-Kermî (1624H) el-Haccâvi’nin “el-İknâ li Tâlib’il İntif┠isimli eseriyle İbn’un Neccâr’ın “Munteh’al İrâdât” isimli eserini “Gâyet’ul Muntehâ fi’l Cemi Beyn’el İknâ ve’l Munteh┠ismini verdiği eserinde bir araya getirmiştir. Mer’î bin Yûsuf el-Kermî’nin bu çalışmasının da şerhleri ve haşiyeleri hazırlanmıştır.

Çevirisine yer verdiğimiz “Zâd’ul Mustakni fi İhtisâr’il Mukni” isimli eseri, İbnu Kudâme’nin el-Mukni isimli eserinin muhtasarıdır. Daha sonraları bu eserin –el-Buhûtî tarafından yapılan “er-Ravz’ul Murbi bi Şerhi Zâd’ul Mustakni” isimli şerhi de dâhil olmakla- şerhleri, haşiyeleri de kaleme alınmıştır.

El-Haccâvî, 968H kimilerine göre 960H yılının Rabî’ul Evvel Ayı’nda[6] vefât etmiştir. Allâh ona rahmet etsin!

Dipnotlar:
 1. İbn’ul İmâd, Şezerât’uz Zeheb, Dâru İbni Kesîr, 10/472.
 
 2. es-Seffârînî, ed-Dehâ’ir li Şerhi Manzûmet’il Kebâ’ir, 100
 
 3. Necm’ud Dîn el-Ğazzî, el-Kevâkib’us Sâ’ire, Dâr’ul Kutub’il İlmiyye, 3/192.
 
 4. İbn’ul İmâd el-Hanbelî, Şezerât’uz Zeheb, Dâru İbni Kesîr, 10/472
 
 5. İbnu Humeyd en-Necdî, es-Sehb’ul Vâbile, Mu’esseset’ur Risâle, 3/1134.
 
 6. İbn’ul İmâd, Şezerât’uz Zeheb, 10/472.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #4 : 15.05.2020, 23:46 »









زَادُ الْمُسْتَقْنِع فِي اخْتِصَارِ الْمُقْنِعِ
مُوسَى بْنِ أَحْمَدَ بْنِ مُوسَى الْحَجَّاوِيِّ
(رَحِمَهُ اللّٰهُ تَعَالىَ)
Zâd’ul Mustakni fî İhtisâr’il Mukni
Mûsâ bin Ahmed bin Mûsa el-Haccâvî
(Rahimehullâhu Teâlâ)









Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #5 : 15.05.2020, 23:48 »
[Müellif Rahimehullâh'ın Mukaddimesi]

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.

Tükenmeyecek kadar hamd, hamd edilmeye layık olduğu en faziletli şekildeki hamd Allâh’a mahsustur.

Seçilmişlerin en efdali olan Muhammed’e, âline, ashâbına ve (Allâh’a) ibâdet edenlere Allâh salât ve selâm eylesin.

Bundan sonra:

Bu, İmâm el-Muvaffak Ebû Muhammed (el-Makdisî’n)in “Mukni”sinden Ahmed’in mezhebinde râcih (kabûl görmüş) olan tek bir görüş takip edilen fıkıh hakkında bir muhtasardır. Vuku bulması nadir olan bazı meseleleri hazfetmiş olabilirim ve ona benzer kendisine itimad edilen (meseleler) ekledim. Zira himmet azalmış, gayeyi elde etmeyi engelleyen sebepler çoğalmıştır. Allâh’ın yardımıyla, bu kitap küçük hacmiyle beraber, sözü uzatmaya/ayrıntıya gitmeye ihtiyaç duymayacak şeyleri ihtiva etmektedir.

Lâ Havle ve la Kuvvete İllâ Billâh (Allâh’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur), Huve Hasbunâ ve Ni’m’el Vekîl (O bize yeter, ne güzel vekildir!)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #6 : 30.05.2020, 10:26 »


كِتَابُ الطَّهَارَةِ
Tahâret Kitâbı



Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #7 : 30.05.2020, 10:48 »
[Tahâret Kitâbı Giriş]

Tahâret: Hades ve benzeri şeylerin kaldırılması ve habisin (pisliğin) giderilmesidir.

Sular üç çeşittir:

Tahûr su: Onsuz hades kaldırılmaz ve vukû bulan necâset giderilmez, yaratılmış olduğu hâl üzere kalan sudur.

Kâfur parçası, yağ, deniz tuzu ya da necis bir şey ile ısıtılmış su gibi suyla karışmayan şeylerle değişime uğrarsa, suyu kullanmak kerih olur.

İçerisinde kalmaya devam eden, içerisinde büyüyen-yetişen (bitki) veya ağaç yaprağı gibi sudan çıkarılması güç olan bir şey ya da meyte (leş) karışırsa veyahut güneşle yahut da (benzeri) temiz bir madde ile ısıtılırsa bu suyu kullanmak kerih görülmemiştir.

Abdest tazelemede, Cuma guslü için veyahut ikinci ya da üçüncü defa yıkama gibi müstehab olan temizlenmede kullanılmışsa, bu kullanılmış suyu (tekrar) kullanmak kerih görülmüştür.

Su kulleteyne (iki kulleye) ulaştığında ki bu çoktur. Kulleteyn yaklaşık 500 Irâk Rıtlı’dır (yaklaşık olarak 270 litredir). Bu suya insan idrarı veya sıvılaşmış dışkısı karışsa ve suyu değiştirmezse ya da -Mekke yolundaki göletler gibi- idrar veya dışkı karışırsa ve temizlemesi güç ise Tahûr’dur.

Eğer bir kadının hadesten kâmil temizlik yaptığı temiz suyundan az bir miktar artarsa, bu su erkekte bulunan hadesi kaldırmaz.

Eğer suyun rengi, tadı veya kokusu pişirme ya da içerisine bir şey düşmesi sebebiyle değişirse, az bir miktar hadesi kaldırmak için kullanılırsa, abdesti bozan gece uykusundan uyanan kişi elini içine batırırsa veya necaseti kaldırmak için kullanılan son yıkama(da kullanılan su) olursa işte bu durumda su (Tahûr olmamakla beraber) Tâhir’dir.

Necis su: Necâset ile değişen ya da az bir miktar iken necâset ile bir araya geldiğinde veya necâsetin bulunduğu yerden -necâset ayrılmadan (temizlemeden) önce- ayırıldığı sudur.

Necis olan suya -çamur ve benzeri dışında- çok miktarda Tahûr su katılırsa veya çok miktardaki necis suyun necâseti kendiliğinden kaybolursa ya da ondan arınır ve su arınmasından sonra uzun bir süre değişmeden kalırsa, su temizlenir

Bir kimse suyun ya da başka şeylerin necis veya temiz oluşu hususunda şek ederse yakîne göre amelini binâ eder.

Eğer tahûr ile necis ayırt edilemezse ikisinin de kullanılması harâm olur, hakkında soruşturmaz. Suyun dökülmesi veya birbirine karıştırılması teyemmümün şartı değildir.

Eğer tâhir ayırt edilemezse, her ikisinden de -bir avuç dolusu bundan bir avuç dolusu diğerinden olmak sûretiyle- bir kez abdest alır ve bir kez namaz kılar.

Eğer tâhir elbiseler necisten ayırt edilemezse, necis elbiselerin miktarınca elbiseyle namaz kılar ve bir namaz daha ekler.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #8 : 05.06.2020, 03:39 »
Kap-kacaklar Bâbı

Altın, gümüş ve onlarla lehimlenmiş kap-kacaklar dışında -velev ki pahalı dahi olsalar- bütün tâhir (temiz) kap-kacakları edinmek ve kullanmak mübâhtır. Bunlardan alınan tahâret geçerli olmasına rağmen -velev ki kadınlar için bile olsa- bunları edinmek veya kullanmak -ihtiyaçtan dolayı gümüşten az bir miktar lehim olması müstesna- harâmdır. İhtiyaç olmaksızın lehimlemek ise kerîh görülmüştür.

Kâfirlerin boğazladıkları hayvanların etleri helâl olmasa da, onların kap-kacaklarını kullanmak mübâhtır. Aynı şekilde, onların kıyafetlerini kullanmak da -kıyafetlerin hâli bilinmiyorsa- mübâhtır.

[Tabaklama]

Meytenin derisi tabaklanmayla temizlenmez. Ancak, tabaklamanın ardından -eğer derinin elde edildiği hayvan hayattayken tâhir hayvanlardansa- derisinin kuru şeylere kullanılması mübâhtır. Meytenin sütü ile -kıl ve benzeri dışında- diğer bütün parçaları necisdir. Hayvan hayattayken kesip koparılan uzuvların hükmü meytesinin hükmü gibidir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #9 : 12.06.2020, 20:24 »
İstincâ Bâbı

[Müstehabları]

Helaya girerken:

بِسْمِ اللهِ أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الخُبْثِ وَالخَبَائِثِ
“Allâh’ın adıyla. Hubs ve habâisten (dişi ve erkek şeytânlardan) Allâh’a sığınırım.” ve heladan çıkarken:

غُفْرَانَكَ، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنِّي الْأَذَى وَعَافَانِي
“Ğufrânek (bağışlamanı dilerim ey Allâh’ım)! Benden sıkıntıyı gideren ve bana âfiyet veren Allâh’a hamd olsun!” demek.

Mescide girmenin ve ayakkabının aksine helaya girerken sol ayak ile girerek başlamak çıkarken ise sağ ayakla başlamak, sol ayağına dayanmak, açık alanda (insanlardan) uzakta olmak, sütrelenmek (örtünmek), bevl etmek için yumuşak yer aramak, bevl ettikten sonra, sol eliyle zekerini (erkeklik organını) kökünden başına sıvazlayarak üç defa mesh etmek ve üç defa da natr yapmak (üç defa sertçe sallamak), istincâ için (necâsetin) üzerine sıçrayacağından endişe edildiğinde başka bir yere dönmek müstehab görülmüştür.

[Mekruhları]

Allâhu Teâlâ’nın zikri bulunan bir şeyle ihtiyaç olmaksızın tuvalete girmek, yere yaklaşmadan elbiseyi çıkarmak, bevl ederken konuşmak, delik/gedik ve benzeri yerlere bevletmek, fercine (cinsel organa) sağ eliyle dokunmak, sağ eliyle istincâ (suyla temizlenmek) veya isticmâr yapmak (çakıl taşları ile temizlenmek), güneşe yahut aya doğru yüzünü dönmek kerîh görülmüştür.

[Haramları]

Kapalı bir tuvalette değilken, yüzünü ve sırtını Kıble’ye doğru dönmek, ihtiyaçtan fazla oyalanmak, yola, yararlanılan gölgeliğe veya meyve veren bir ağacın dibine bevl etmek harâmdır.

İsticmâr yapar ardından su ile istincâ yapar. Âdeten dışkının çıktığı yerden başka bir yere bulaşmaması durumunda isticmâr yeterlidir.

Tâhir ve temiz olmaları; kemik, hayvan dışkısı, yiyecek, hürmet gösterilen bir şey ve bir hayvana bağlı olmaması, taşlar ve benzerleri ile isticmâr yapmada kullanılan şeyde bulunması gereken şartlardır.

Her seferinde necâseti gidererek -velev ki çıkıntıları bulunan bir taş kullanılsa dahi- üç veya daha çok defa silmek şarttır. Tek sayıda durmak Sünnet’tir.

Yellenme dışında çıkan her şey için istincâ etmek vâcibdir. İstincâdan önce abdest almak veya teyemmüm yapmak sahîh değildir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #10 : 19.06.2020, 17:00 »
Misvak Kullanma ve Abdestin Sünnetleri Bâbı

[Misvak Kullanma]

Oruçlu olan için zevâl vaktinden sonrası hariç, dişleri parmak ile ve bez ile değil de yumuşak, temizleyici olan, zarar vermeyen ve ufalanmayan bir misvak dalı (çubuğu) ile temizlemek her zaman Sünnet’tir.

Namaz öncesi, uykudan uyandığında ve ağızda (tat, koku vb.) değişme olduğunda misvak yapmak tekid edilmiştir.

Ağzın sağ tarafından başlayıp enlemesine misvaklanır.

Ara sıra (saçlar) yağlanır, tek sayıda (gözlere) sürme çeker.

Abdest aldığında tesmiyede bulunmak (Bismillâh demek) hatırlayan kişi için vâcibdir.

Kendisi için korkmadıkça hitan (sünnet olmak) vâcibdir .

Saçların bir kısmını kesip bir kısmını bırakmak kerihtir.

[Abdest’in Sünnetleri]

Misvak kullanmak, elleri üç defa yıkamak -ki abdesti bozan gece uykusundan uyandıktan sonra elleri üç defa yıkamak vâcibdir-, mazmaza ile başlayıp (ağzı çalkalamak) ve sonra istinşâk yapmak (burnu temizlemek), oruçlu olan dışında bu ikisinde mübâlağa etmek, gür sakalı ve parmakları hilâllemek (ıslak parmakları sakal ve parmaklar arasında gezdirmek), sağdan başlamak, kulaklar için yeni su almak ve ikinci ve üçüncü yıkamalar abdestin Sünnetlerindendir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #11 : 26.06.2020, 12:51 »
Abdestin Farzı ve Sıfatı (Tarifi) Bâbı

[Abdestin Farzları]

Abdestin farzları altıdır:

Ağız ve burun dâhil yüzü yıkamak, kolları (dirsek dâhil) yıkamak, kulaklar dâhil başı mesh etmek, ayakları (bilekler dâhil) yıkamak, tertip (bu sırayla yapmak), artarda yapmak yâni bir uzvu yıkamayı bir önceki uzuv kuruyana dek ertelememek.

[Niyet]

Niyet hadesin her türlüsü için taharetin şartıdır. Hadesi gidermek için veya taharet olmaksızın yapılması mübah olmayan işlerde niyet edilir.

Kişi kıraat gibi taharetin sünnet olduğu bir şey için niyet ederse veya abdestinin bozulduğunu unutmuşken (alınması) sünnet olan abdesti tazelemeye niyet ederse (bununla) hadesi kalkar.

Eğer birisi sünnet olan gusle niyet ederse bu, vâcib gusül için de geçerlidir, bunun zıttı olduğunda da aynıdır.

Eğer abdest veya guslü vâcib kılan birkaç şey bir araya toplanır ve kişi sadece birisi için taharetlenmeye niyet ederse, diğerlerini de kapsar.

[Vâcibleri]

Taharetin vâciblerinden ilki olan tesmiyeden önce niyet etmek vâcibdir.

Sünnetlerinin ilki vâcibden önce bulunursa, bundan önce niyet etmek ve niyeti amelin tümünde hatırlamak Sünnettir.

Niyetin hükmünü amelin tümünde hatırlamak vâcibdir.

[Abdestin Sıfatı (Tarifi)]

Niyet etmek; sonra tesmiye getirmek (Bismillâh demek); sonra elleri üç defa yıkamak; sonra mazmaza yapmak (ağzı çalkalamak) ve istinşak yapmak (burnu temizlemek), yüzü saçların başladığı yerden sakalın azaldığı yere kadar, çenenin uzunlamasına ve kulaktan kulağa genişlemesine, seyrek kıllarını ve görünen (aşikâr) sık kılları ile birlikte ve ondan aşağıya sarkanını yıkamak; sonra dirsekler dâhil elleri yıkamak; sonra, kulaklar dâhil başı tümüyle bir defa mesh etmek; daha sonra ayak bilekleri dâhil ayakları yıkamak abdestin sıfatıdır.

Kesik uzvun kalan vâcib kısmını yıkar, eğer eklemden kesildiyse o uzvun başlangıcından yıkamaya başlar.

Sonra, bakışını semaya yöneltir ve vârid olanı söyler.

Abdest alana yardım etmek ve uzuvlarını kurulamak mübâhtır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #12 : 03.07.2020, 12:21 »
Mestlerin Üzerine Mesh etme Babı

Mestlerin üzerini -mestleri giydikten ve abdest bozulduktan sonra- (mukim için) bir gün ve bir geceye kadar -(bu süre) seferi için geceleriyle beraber üç gündür- mesh etmek, kemâl taharetten sonra giyildiğinde; tahir olan, mubah olan, abdest almak için yıkamanın farz olduğu yeri kaplayan, -meshte, sık dokunmuş çorapta ve (ayağa giyilen) benzeri şeylerde- kendiliğinden sâbit duran, erkeğin boyun altında dolanan veya kuyruğu olan sarığı, kadınların (başlarıyla birlikte) boğazlarının altından dolanan kadın himârı (başörtüsü) ve küçük hadeste, ihtiyaç miktarını aşmadıkça -velev ki büyük olsa bile, zaman sınırı olmaksızın- sargı üzerine mesh etmek câizdir.

Seferiyken mesh eden ve daha sonra mukîm olan veya bunun tersi (mukîmken seferî olan) durumunda olan ya da başlangıcında şekk eden mukîm gibi (bir gün bir gece) mesheder.

Abdest bozulduktan sonra kişi mesh etmeden seferî olduğunda, seferî gibi mesheder.

Takkeler, “lifâfe” (ince sargı), ayakta sâbit durmayıp düşen ya da (ayağa giyildiğinde) ayağın bir kısmı görülen şeylere mesh edilmez.

Hadesten önce mest üzerine mest giyildiyse, hüküm üsttekinedir.

Sarığın çoğu kısmı, parmaklardan bileğe -ayağın altı veya topuğu değil- ayağın üst kısmı ve sargının tamamı mesh edilir.

Hadesten sonra her ne zaman yıkanması farz olan yerden bir kısmı görünür veya (meshin) müddeti dolarsa, taharetini tazeler (yeniden abdest alır).
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1246
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZÂD'UL MUSTAKNİ | EL-HACCÂVÎ RAHİMEHULLÂH
« Yanıtla #13 : Bugün, 04:44 »
Abdesti Bozan Hâller Bâbı

Ön veya arkadan (dışkı ve idrarın çıktığı yerlerden) çıkan her şey, bedenin diğer yerlerinden çıkan idrar yahut dışkı veya çok miktarda necis (şeyler) veya benzeri şeyler, oturanın veya ayakta duranın hafif uyuması müstesna aklın gitmesi, (insana) bitişik bir zekere veya önüne avuç dışı veya içiyle doğrudan elin değmesi (dokunma) veya hünsâ müşkilin her ikisine (zekerine ve fercine) dokunması; şehvetle olduğu için erkeğin hünsanın zekerine yahut kadının hünsanın fercine dokunması, bir erkeğin kadına ya da kadının erkeğe şehvetle dokunması ve dübüre dokunmak abdesti bozar. Saça, dişe veya tırnaklara dokunmak, tüysüz (erginleşmemiş) bir erkeğe dokunmak, arada bir engel olarak (avrete) dokunmak veya şehvetle olsa dâhi bedenine dokunmak abdesti bozmaz. Ölü bedenini yıkamak; deve eti -cezûr deveye hâs olarak- yemek abdesti bozar. Ölüm dışında guslü vâcib kılan her şey, abdesti de vâcib kılar.

Tahâretli olduğundan emin olur ancak daha sonra (abdesti bozan) hadesli duruma sebebiyet veren bir şey husûsunda şekk ederse yahut bunun aksi olursa, (bu durumda) yakîne göre hareket eder.

Eğer her ikisinden de emin olur ancak hangisinin ilk vuku bulduğunu bilmezse, bu durumda vukû bulan iki şeyin ilkinin zıttıdır (şüphe tahareti gidermez).

Hades sâhibinin mushafa dokunması, namaz kılması ve tavâf etmesi harâmdır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3362 Gösterim
Son İleti 17.11.2018, 01:44
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
1790 Gösterim
Son İleti 16.01.2019, 03:20
Gönderen: Izhâr'ud Dîn