Darultawhid

Gönderen Konu: FİTRE PARAYLA VERİLİR Mİ?  (Okunma sayısı 293 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi MusabOmer

  • Newbie
  • *
  • İleti: 1
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
FİTRE PARAYLA VERİLİR Mİ?
« : 19.05.2020, 13:18 »
Selamun aleykum.

Allah ilminizi arttırsın bizide bu ilimden faydalanmayı nasip etsin. Amin.

Sitenizde fıtır sadakasıyla ilgili bölümleri okudum ve Rey ehli haricindeki alimlerin çoğunluğunun bu sadakanın kıymetinin ödenmesini caiz görmediğini ve bundan nehyettiklerini gördüm. Sizden isteğim atacağım nakilin sıhhati hakkında bilgilendirme yapmanızdır.

 حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، قَالَ: سَمِعْتُ كِتَابَ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ يُقْرَأُ إِلَى عَدِيٍّ بِالْبَصْرَةِ يُؤْخَذُ مِنْ أَهْلِ الدِّيوَانِ مِنْ أَعْطِيَّاتِهِمْ، عَنْ كُلِّ إِنْسَانٍ نِصْفُ دِرْهَمٍ.

İbn Ebî Şeybe rahimehullah dedi ki; Bize Ebû Usâme, İbn Avn'dan tahdîs etti. İbn Avn dedi ki; "Umer ibn Abdulazîz'in, Basra'da Adiyy'e okunan kitâbı işittim, şöyle yazıyordu; "Dîvân Ehli'nden [Dîvân'a kayıtlı] her insanın maaşlarından yarım dirhem alınır."

حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ قُرَّةَ، قَالَ: جَاءَنَا كِتَابُ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ فِي صَدَقَةِ الْفِطْرِ «نِصْفُ صَاعٍ عَنْ كُلِّ إِنْسَانٍ أَوْ قِيمَتُهُ نِصْفُ دِرْهَمٍ.

İbn Ebî Şeybe rahimehullah dedi ki; Bize Vekî, Kurra'dan tahdîs etti. Kurra dedi ki; "Fıtr Sadakası hakkında Umer ibn Abdulazîz'in kitâbı bizlere ulaştı. Şöyle yazıyordu; "Her insândan yarım sâ [ölçek] ya da onun değerinde yarım dirhem alınır."

حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ: لَا بَأْسَ أَنْ تُعْطِيَ الدَّرَاهِمَ فِي صَدَقَةِ الْفِطْرِ.

İbn Ebî Şeybe rahimehullah dedi ki; Bize Vekî, Sufyân'dan tahdîs etti. Sufyân, Hişâm ibn Hassân'dan, Hişâm ibn Hassân, el-Hasen el-Basrî'den, dedi ki; "Fıtr Sadakasının dirhem olarak verilmesinde bir sakınca yoktur."

حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ زُهَيْرٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، يَقُولُ: أَدْرَكْتُهُمْ وَهُمْ يُعْطُونَ فِي صَدَقَةِ رَمَضَانَ الدَّرَاهِمَ بِقِيمَةِ الطَّعَامِ.

İbn Ebî Şeybe rahimehullah dedi ki; Bize Ebû Usâme, Zuheyr'den tahdîs etti. Zuheyr dedi ki; Ebû İshâk es-Sebi'î'nin şöyle dediğini işittim; "Onlara [yani Sahâbe we Tabiîn'e] yetiştim. Onlar Ramazân Sadakasını yiyeceğin değerinde olmak üzere dirhem olarak veriyorlardı."

Tüm bu rivâyetleri İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2/398 no; 10368-10371'de rivâyet etmiştir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1901
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: Fıtır Sadakası hakkında bir soru!
« Yanıtla #1 : 19.05.2020, 18:55 »
Ramazan Bayramı'na yaklaştığımız şu günlerde her müslümanın fıtır sadakası hakkındaki ahkamı tekrar gözden geçirmesi, bilmiyorsa öğrenmesi ve bunun için gerekli hazırlıkları yapması gerekir. Zira bayram günü fıtır sadakasının ihtiyaç sahiplerinin eline ulaşmış olması gerekmektedir. Fıtır sadakasından en büyük maksad, bayram günü hiç bir müslümanın yiyeceksiz kalmamasıdır. Bu sebebledir ki hadislerde fıtır sadakası yiyecek maddelerinden tayin edilmiştir. İbn Ömer (Radiyallahu anhuma)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) fıtır sadakasını müslümanlardan her hür veya köle, erkek veya kadın, küçük ve büyük kimse üzerine bir sâ' kuru hurma veya bir sâ' arpadan farz kıldı ve halk bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretti" (Buhari, 1503) Bundan dolayı alimlerin kahir ekseriyeti, fitrenin bu yiyecek maddelerinden ve yukarda zikri geçen diğer yiyecek maddelerinden verilmesi gerektiği ve bunun yerine kıymetinin para olarak ödenmeyeceği kanaatindedirler. Rey ehli Hanefilerden fitrenin parayla verileceğini söyleyenler olmuşsa da bu görüş hem hadislerin zahirine, hem de cumhurun kavline muhaliftir. Dinin çoğunlukla şahsi reylere göre yorumlandığı günümüzde birçokları, Hanefilerdeki bu görüşün ne kadar sahih olup olmadığına bakmaksızın sözkonusu kavli benimseyip uygulamakta, bununla da kalmayıp alimlerin çoğunun savunduğu fitrenin bizzat ilgili yiyecek maddelerinden çıkarılması gerektiği görüşünü ya görmezden gelmekte ya da şiddetle inkar etmekte, hatta alay konusu yapmaktadırlar. Bu anlayıştan dolayı şu anda fitre deyince toplumun büyük çoğunluğunda bayrama yakın belli miktarda fakirlere para vermek anlaşılmakta ve çoğu kimse fitrenin yiyecek maddelerinden verilmesi şeklinde bir görüşten dahi habersiz yaşamakta, cumhurun kavli zikredildiğinde de garipsemektedirler. O yüzden bu mesele üzerinde durma ihtiyacı hissettik. Hanefilerin fitrenin kıymeti ödenebilir, yani mesela 1 sa' (yaklaşık 2 veya 2,5 kg) buğdayın fiatı kadar para verilebilir şeklindeki görüşü zayıf bir kavil olmakla beraber Hanefi mezhebinde dahi fitreyi parayla ödeme şartı yoktur. Bütün bunlara rağmen bu içtihada uyarak fitreyi para üzerinden veren bir kimseyi bundan dolayı fıskla itham edecek değiliz, hesabını Allaha verir ancak buradaki asıl mesele bu görüşle amel eden bazı kimselerin bu uygulamayı mutlak hakikat olarak benimseyip muhalif kavli alimlerin çoğuna da ait olsa tahkir etmeye çalışmalarıdır. Bu tam bir taassub ve cehalet örneğidir. Cumhur ulemaya göre zekat da aynı şekilde kıymeti üzerinden değil, ayni olarak verilmesi gerekir. Yani mesela hayvancılık yapan birisi bizzat hayvanını mesela koyunu zekat olarak verir, keza tarımla uğraşan birisi bizatihi tarlasından bahçesinden çıkan ürünü zekat olarak teslim eder. Sözkonusu zekat malını nasıl değerlendireceği ise ihtiyaç sahibine kalmıştır ister satar ister yer veya başka türlü değerlendirir. Bütün bunlar nassla tayin edilmiş olan meseleler olup, bunlarda ne gibi hikmet ve faydalar olduğunu da en iyi Allah bilir, insanlara düşen Onun emirlerine teslim olmalarıdır. Kıymeti üzerinden takdir edilecek olan yegane zekat kalemi ticaret mallarıdır. Bir de altın ve gümüş, nakit parayla aynı kulvarda değerlendirildiğinden ötürü eldeki mevcut altın ve gümüşün yerine piyasadaki değeri para olarak verilebilir, bunların kendisinden zekat vermek de mümkündür yani mesela 20 miskal (yaklaşık 85 gr) altını olan birisi 40'ta biri olan yaklaşık 2,5 gr altını çıkarıp verebileceği gibi bu orana denk düşen parayı da verebilir. Yukarda zikredildiği gibi, normalde fakir olsa hatta zekat alacak durumda da olsa, bayram günü kendisinin ve varsa ailesinin ihtiyacı kadar yiyeceği olan herkese fıtır sadakası vaciptir. Bu durumda olan herkes fitresini ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin fitresini verir, eğer ki verdiği sadaka -zekat alacak durumda olduğu için- kendisine de dönse bunda bir sakınca olmaz. Bütün bu meselelerin tafsilatı ve delilleri için el-Muğni Muhtasarı 2.cilt 43 ila 56. sahifeler arasına müracaat edilebilir.

Bismillahirrahmanirrahim. Meselenin ehemmiyetine binaen ilgili nakillere cevap vereceğiz inşaallah. Şimdi cevaba geçmeden bazı usuli hususlara dikkat çekmek istiyorum. Biz, fıtır sadakasıyla alakalı -yukarda naklettiğimiz- yazımızda fitrenin yerine para ödeme görüşünün Hanefilere ait zayıf bir görüş olduğunu ve cumhurun bu kanaatte olmadığını ifade ettik. Sözkonusu yazıda Hanefilerin bu hususta dayandığı hiçbir delil olmadığını söylemedik. Zaten biraz fıkıh bilen, alimlerin ihtilaflarına az çok vakıf olan birisi fıkıh ilminde böyle bir şey sözkonusu olmayacağını bilir. Yani hiçbir alim kendine göre akli ya da nakli bir delili hatta seleften bir dayanağı olmadan bir görüş ileri sürmez. Lakin dayandığı delil ya da nakil veyahut da kıyas zayıf olabilir veya onun savunduğu şeye delalet etmiyor olabilir. O yüzden açıkçası bu nakilleri yayınlamanızın sebebini pek anlayamadık. Zira neticede biz bu husustaki ihtilafın farkındayız ve yaptığımız şey de mevcut ihtilafı nakledip görüşlerden birisini tercih etmekten ibarettir. Sizin bu yaptığınız nakiller gibi biz de seleften fitrenin parayla ödenmeyeceği yönünde görüşler nakledebiliriz ki bunu yapacağız, hatta bizzat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerinden nakledeceğiz. Az ilerde geleceği üzere fitrenin parayla ödenmeyeceğini söyleyen alimler de bu nakillerin farkındalar ve ona rağmen bunlarla amel etmiyorlar, bunlardan daha sahih olan ve bizzat Rasulullah sav’e ait olan hadislerle amel ediyorlar. Mesele tahkik edilip bir neticeye kavuşmadıktan sonra karşılıklı nakil yapmanın fazla bir anlamı yoktur. O yüzden burada daha ziyade meselenin tahkikine ağırlık vereceğiz inşaallah.

Sözkonusu nakillere gelince; bu nakillerin sıhhat durumuna dair kayda değer bir şey bulamadığım gibi İbnu Ebi Şeybe dışında bunları senediyle nakleden bir kaynağa da raslayamadım. Sadece Ömer bin Abdulaziz’den gelen rivayetle alakalı İbnu Hazm’ın sahih hükmü verdiğine rasladım. (el-Muhalla, 4/252) Lakin ben, tabiine nisbet edilen bu rivayetlerin sahih olup olmamasının mevzumuza bir tesiri olacağını düşünmüyorum. Bütün bunlar sahih olsa dahi bunlar fitrenin yiyecek maddelerinden verilmesini emreden hadisleri terketmeyi gerektirmez. Zira bu konuda açık hadisler varid olmuştur, velev ki sahabe veya tabiin de olsa herhangi bir beşerin sözüyle Peygamberin emri terkedilemez. Bu hususta Ebu Davud hocası İmam Ahmed bin Hanbel rahimehullah’ın şöyle dediğini nakletmiştir:


سَمِعْتُ أَحْمَدَ، " سُئِلَ عَنِ الْخُبْزِ فِي زَكَاةِ الْفِطْرِ؟ قَالَ: لَا، قِيلَ لِأَحْمَدَ، وَأَنَا أَسْمَعُ: يُعْطِي دَرَاهِمَ؟ قَالَ: أَخَافُ أَنْ لَا يُجْزِئَهُ، خِلَافُ سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“Ben Ahmed’e fıtır zekatında ekmek vermek hakkında sorulduğunda hayır (olmaz) dediğini duydum. Ahmed’e “dirhem (para) olarak verilir mi” denildiğinde de şöyle dediğini işittim: Ben onun geçerli olmayacağından korkarım, zira bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine aykırıdır.” (Mesail’ul İmam Ahmed –Rivayetu Ebi Davud- sf 123)

İbnu Kudame rahimehullah bu rivayeti verdikten sonra şunu da nakletmektedir:


وَقَالَ أَبُو طَالِبٍ، قَالَ لِي أَحْمَدُ لَا يُعْطِي قِيمَتَهُ، قِيلَ لَهُ: قَوْمٌ يَقُولُونَ، عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ كَانَ يَأْخُذُ بِالْقِيمَةِ، قَالَ يَدَعُونَ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - وَيَقُولُونَ قَالَ فُلَانٌ، قَالَ ابْنُ عُمَرَ: فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -. وَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى: {أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ} [النساء: 59] . وَقَالَ قَوْمٌ يَرُدُّونَ السُّنَنَ: قَالَ فُلَانٌ، قَالَ فُلَانٌ.

“Ebu Talib dedi ki: Ahmed bana (fitrenin) kıymetinin verilmeyeceğini söyledi. Ona denildi ki: Bir topluluk Ömer bin Abdulaziz’in (fitreyi) kıymeti üzerinden aldığını söylüyorlar. Ahmed dedi ki: Onlar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kavlini bırakıyorlar da falanca şöyle demiştir diyorlar. İbnu Ömer radiyallahu anhuma şöyle demiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem farz kılmıştır. (Hadisin tam metni az ilerde gelecek) Allahu Teala da ‘Allah’a itaat edin, Rasule itaat edin’ (Nisa: 59) buyurmuştur. Bir topluluk ise falan şöyle dedi, falan şöyle dedi diyerek sünnetleri reddediyorlar!”

İbnu Kudame rahimehullah bu nakilleri yaptıktan sonra şöyle demiştir:


وَظَاهِرُ مَذْهَبِهِ أَنَّهُ لَا يُجْزِئُهُ إخْرَاجُ الْقِيمَةِ فِي شَيْءٍ مِنْ الزَّكَوَاتِ. وَبِهِ قَالَ مَالِكٌ، وَالشَّافِعِيُّ وَقَالَ الثَّوْرِيُّ، وَأَبُو حَنِيفَةَ: يَجُوزُ. وَقَدْ رُوِيَ ذَلِكَ عَنْ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، وَالْحَسَنِ، وَقَدْ رُوِيَ عَنْ أَحْمَدَ مِثْلُ قَوْلِهِمْ، فِيمَا عَدَا الْفِطْرَةَ.

“Ahmed’in mezhebinin zahiri, zekat kapsamında olan herhangi bir şeyde kıymetini vermenin geçerli olmayacağı yönündedir. Malik ve Şafii de bu görüştedir. Sevri ve Ebu Hanife bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. Bu görüş Ömer bin Abdilaziz ve Hasen’den de rivayet edilmiştir. Fitre dışındaki zekatlarda Ahmed’den onların görüşünün benzeri (yani kıymet ödeneceği) nakledilmiştir.”

İbnu Kudame rahimehullah, Ahmed’e de nisbet edilen zekatı kıymet üzerinden ödeme görüşünün dayandığı delilleri müzakere ederken şöyle demektedir:


وَعَنْ طَاوُسٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ مُعَاذٌ الْيَمَنَ، قَالَ: ائْتُونِي بِعَرْضِ ثِيَابٍ آخُذُهُ مِنْكُمْ مَكَانَ الذُّرَةِ وَالشَّعِيرِ، فَإِنَّهُ أَهْوَنُ عَلَيْكُمْ وَخَيْرٌ لِلْمُهَاجِرِينَ، بِالْمَدِينَةِ

Tavus' tan nakledildiğine göre dedi ki : "Muaz (radıyallahu anh) Yemen’e geldiğinde: "Bana arpa ve darı yerine zekat olarak elbise verin. Çünkü bu, sizin için daha kolay, Medine' deki muhacirler için de daha faydalı olur. " demiştir.”

Az ilerisinde bunu şöyle cevaplandırmaktadır:


وَحَدِيثُ مُعَاذٍ، الَّذِي رَوَوْهُ فِي الْجِزْيَةِ، بِدَلِيلِ أَنَّ النَّبِيَّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - أَمَرَهُ بِتَفْرِيقِ الصَّدَقَةِ فِي فُقَرَائِهِمْ، وَلَمْ يَأْمُرْهُ بِحَمْلِهَا إلَى الْمَدِينَة. وَفِي حَدِيثِهِ هَذَا: فَإِنَّهُ أَنْفَعُ لِلْمُهَاجِرِينَ بِالْمَدِينَةِ.

“Rivayet ettikleri Muaz' ın hadisine gelince, bu cizye hakkında gelmiştir. Buna dair delil ise Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in, Muaz' a sadakayı oradaki fakirlere dağıtmasını ve yine o sadakayı Medine'ye getirmesini emretmemiş olduğudur. Bu hadiste ise "Medine 'deki muhacirler için de daha faydalı olur" denilmektedir. (Yani buradaki kasıd zekat olsaydı bunun Medine’ye nakledilmesi sözkonusu olmazdı)“

وَلَنَا، قَوْلُ ابْنِ عُمَرَ: «فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - صَدَقَةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ، وَصَاعًا مِنْ شَعِيرٍ» فَإِذَا عَدَلَ عَنْ ذَلِكَ فَقَدْ تَرَكَ الْمَفْرُوضَ.

“Bize göre ise İbnu Ömer radiyallahu anhuma’nın söylediği esastır: ‘Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, fıtır sadakasını hurmadan bir sa’ arpadan bir sa’ olarak farz kıldı.’ Bunun dışına çıktığı zaman, farz kılınan şeyi terk etmiş olur.” (el-Muğni, 3/87-88)

İbnu Kudame fitrenin ve zekatın kıymet üzerinden ödeneceğini ve ödenmeyeceğini söyleyen  iki tarafın dayanak aldığı daha başka deliller de zikretmiştir ancak biz bunlardan birer tanesini numune olarak iktibas ettik, bu kadarı meramı izah etmeye kafidir. Böylece hem tarafların delillerini hem de hangi alimlerin bu kanaatleri paylaştığını  ortaya koymuş olmaktadır. Görüldüğü üzere alimlerin çoğu fitrenin parayla verilmeyeceğini söylemektedirler ve dayandıkları deliller de daha sağlamdır. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, fitreyi farz kılarken aynı zamanda onun arpa, hurma vb yiyecek maddelerinden verilmesini de farz kılmıştır. Hadisin zahirinden çıkıp bunu paraya çevirmek ancak aynı açıklıkta bir delille olması gerekir ki görüldüğü kadarıyla bu görüşü savunan alimler böyle açık bir delilden mahrumdurlar.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki velev ki sahabe de olsa hiç kimsenin sözü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünün önüne geçirilemez.
İbn Abbas radıyallâhu anhumâ şöyle der: "Üzerinize gökten taş düşmesi yakındır. Ben ' Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle söylüyor' diyorum; siz ise 'Ebu Bekr ve Ömer şöyle söyledi' diyorsunuz."

İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullâh şöyle demektedir: "İsnadı ve onun sıhhatini bilip de Sufyân'ın görüşünü benimseyen kimselere hayret ediyorum. Allah şöyle buyuruyor: ". O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir fitne gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar. " (Nur, 63) Fitnenin ne olduğunu bilir misin? Fitne şirktir. O'nun sözleri reddedildiği zaman kalpte bir sapıklık meydana gelir sonra da helak olur."

Şeyh Muhammed Bin Abdilvehhab rahimehullah bu rivayetleri Kitab’ut Tevhid adlı eserinin 38. Babı olan “ALLAH'IN HARAMLARINI HELAL; HELALLERİNİ DE HARAM KILMA HUSUSUNDA ALİMLERE VE YÖNETİCİLERE İTAAT ETMEK, ONLARI RAB EDİNMEK DEMEKTİR BABI” isimli başlıkta zikretmiştir. Tafsilatı için bu kitaba ve Fethul Mecid gibi şerhlerine müracaat edilebilir.

Kısacası İbnu Ebi Şeybe’nin Musannef’te zikrettiği bu rivayetler selef alimlerinden bazılarının şahsi kanaatleri olup Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den nakledilen daha açık ve daha sahih hadislerle çelişmektedir. Dolayısıyla bunları esas alarak sünneti terketmek doğru olmaz. Kaldı ki İbnu Ebi Şeybe rahimehullah, bu nakilleri zikrettikten sonra buna muhalif bir kavli de zikretmiştir:

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ عَنْ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، أَنَّهُ كَرِهَ أَنْ يُعْطِيَ فِي صَدَقَةِ الْفِطْرِ وَرِقًا

“Ebubekr bize Ömer’den o da İbnu Cureyc’den o da Ata’dan fıtır sadakasını para olarak vermeyi kerih gördüğünü nakletmiştir.”

Siz Musannef’teki ilgili bölümü bu rivayet dışında komple naklettiğiniz halde bunu neden nakletmediniz bilmiyorum. Muhalifi rivayeti de vermeniz ilmi emanet açısından daha hayırlı olacaktı. Nitekim İbnu Ebi Şeybe böyle yapmıştır. Alimlerin usulü de bu şekildedir. Bilhassa Musannef gibi selefin görüşlerini derleyen kitaplarda bir konuyla alakalı seleften nakledilen birbirine zıt görüşler hepsi bir arada verilir. O yüzden fıkıh ve diğer ilimlerde temel bilgilere sahip olmayan avamın fıkıh kitaplarını bırakarak bu tarz kitaplardan ilim öğrenmeye yönelmeleri son derece sakıncalıdır ve şu anki mevzuda olduğu gibi kafa karışıklığına sebeb olabilir. Musannef’in ve benzeri eserlerin gayesi fıkhi bir meseleyi çözüme bağlamak değil, bilakis konuyla alakalı ne kadar malzeme varsa naklederek müçtehidin eline vermektir. Bütün bu çelişkili görünen rivayetleri değerlendirip çözüme kavuşturmak ise müçtehidin işidir, avamın işi değildir. İbnu Kudame rahimehullah gibi müçtehidler olmasa idi Allahın dilemesi hariç bizler de bu meselede ve diğer meselelerde işin içinden çıkamazdık. Şu an kendisinden nakilde bulunduğumuz el-Muğni kitabı bile Hanbeli mezhebinde en yüksek seviyeli fakihlerin okuyacağı son basamaktaki bir kitaptır. El-Musannef gibi eserler ise belki bunun da üstünde mutlak müçtehid mertebesindeki alimlerin ilgili rivayetlerden doğrudan hüküm istinbat etmek için okuyacağı eserlerdir. Günümüzde maalesef iş tersine dönmüş ve belki abdest almasını, namaz kılmasını düzgün bilmeyen avam fertler ilim tahsiline el-Musannef gibi kitaplardan başlar hale gelmişlerdir. Böyle yapan birisinin zamanla ilimden hatta komple dinden soğuması bile muhtemeldir. Çünkü avamın işi öncelikle tek bir görüş üzerinden yazılmış muhtasar fıkıh kitaplarından temel bilgileri öğrenmesidir. İlimde derinleştikçe ihtilaflı meselelere girilir. Böyle yapmadan hadis kitaplarına ve tafsilatlı fıkıh kitaplarına dalan birisi ihtilaf denizinin tam ortasına düşer ki böyle birinin boğulması kaçınılmazdır! Sözlerimizi seleften nakledilen bu yöndeki bazı kavilleri ve değerlendirmesini yaptığımız daha önceki bir yazımızdan bir alıntıyla noktalamak istiyoruz. Davamızın sonu Alemlerin Rabbine hamd etmektir.



(...) Evvela şunu belirtmemiz gerekir ki hadisler ve selefe ait eserler, rivayetler fıkıh, akaid, tefsir ve sair bütün ilimlerin temel kaynağını, malzemesini teşkil etmektedir. Bu sahaların mütehassısı olan alimler bu asarı incelerler, sahihini zayıfından, nasihini mensuhundan ayırırlar, şazz rivayetleri elerler ve ardından çıkan neticeyi bizim yani avamın önüne amel etmemiz için koyarlar. Yani tabiri caizse rivayetler bir nevi ham malzemedir. Bu ham malzeme işlenmeden kullanıldığı veya yerinde kullanılmadığı takdirde zarara yol açabilir. Tıpkı ham ilaç malzemesinin ya da hastalık için uygun olmayan ilacın kullanımının zarar vereceği gibi. Kimyagerler ve eczacılar ilacı imal eder ama bu ilacın nerde nasıl kullanılacağını uzman doktorlar tayin eder. Bundan dolayıdır ki meşhur muhaddis el-A’meş, bir mecliste Ebu Hanife’ye hitaben şöyle demiştir:

يَا مَعْشَرَ الْفُقَهَاءِ أَنْتُمُ الْأَطِبَّاءُ وَنَحْنُ الصَّيَادِلَةُ

“Siz fakîhler; sizler doktorsunuz, biz (hadisçi)ler ise eczacılarız.” (Hatib el Bagdadi, el-Fakih ve’l Mütefakkih, 2/163)

İbn Abdilberr de Cami’ul Beyan’da aynı rivayeti Ebu Yusuf’la alakalı nakledip ardından ez-Zebidi’nin şu sözünü nakleder:

إِنَّ مَنْ يَحْمِلُ الْحَدِيثَ وَلَا يَعْرِفُ فِيهِ التَّأْوِيلَ كَالصَّيْدَلَانِيِّ

“Hadis taşıyıcısı olup da tevilini, açıklamasını bilmeyen kişi eczacı gibidir” (Camiu Beyan’il İlmi ve Fadlih, 2/1030)

Aşağıda nakledeceğimiz rivayetler de aynı manada olup hadis ve asar kitaplarında okunan rivayetlerin mutlaka fakihlere arzedilmesi gerektiğini ifade etmektedir:

İmam Şafii’nin öğrencisi İmam Muzeni Rahimehullahu Teala şöyle demiştir:

Allah size rahmet etsin! Topladığınız hadislere bakınız ve ilmi fıkıh ehlinin yanında talep ediniz. İnşaAllah böylece fakihler olursunuz.
 [el-Fakih ve'l-Mutefakkih, 2/35]

İmam Malik’in öğrencisi Abdullah b.  Vehb Rahimehullahu Teala ise şöyle demiştir:

“Fıkıhta bir imamı olmadığı halde hadise sahiblik eden herkes; dalalete düşen biridir. Şayet Allah bizi Malik ve Leys vesilesiyle kurtarmasaydı, bizde sapmıştık.”
[El-Cami’ Li İbn Ebi Zeyd S.119, Muessetu’r-Risale, 1983]

Süfyan b. Uyeyne Rahimehullahu Teala demiştir ki: “Hadis, fakihlerden başkasını saptırır.”
Maliki alimlerinden İbn Ebi Zeyd el-Kayravani Rahimehullahu Teala bu sözü şöyle açıklar:
Fakîh olmayanlar (avam kesim), hadisin zahirine göre hamlederler/anlarlar. Halbuki o hadîsin başkasının hadîsinde bir te’vîli vardır. Veyâ ona gizli kalan bir delîl vardır. Ya da (ilimde) derinleşmiş ve iyice fakîh olmuş kimselerin ikâme edebileceği şeylerin terk edilmesini gerektirecek olduğu için (bu hadis) terkedilmiştir.
[El-Cami’ Li İbn Ebi Zeyd S.119, Muessetu’r-Risale, 1983]

Abdullah İbn Vehb Rahimehullahu Teala şöyle demiştir:

"Allah beni Malik ve Leys vesilesi ile kurtarmasaydı, sapmış olurdum." Kendisine "Bu nasıl oldu?" denilince şöyle cevap verdi: "Ben bir çok hadis topladım ve (amel edilmesi hususunda) şaşkınlık içine düştüm." Sonra onları Malik ve Leys'e arzettim, onlarda bana "Şu hadisi al, bu hadisi bırak" diyordu.
[Tertibu'l-Medarik 3/256]

Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah Rahimehumellahu Teala babasının şöyle dediğini aktarır:

"Bir adamın yanında; içerisinde Rasulullah ﷺ'in sözleri, sahabe ve tabiinin ihtilafları bulunan tasnif edilmiş bir kitap varsa; ilim ehline bunlardan hangisinin kabul edileceğini sorup bunun sonucu sahih bir hükümle amel etmedikçe; o kimsenin istediğiyle amel etmesi, dilediğini tercih edip onunla hüküm verip amel etmesi caiz değildir!"
[İ'lamu'l-Muvakki'in 1/35, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1991]

Katade Rahimehullahu Teala'nın şöyle dediği nakledilir:
"İhtilaflı konuların fıkhını bilmeyen kimse asla burnuyla fıkhın kokusunu alamaz"
[Camiu Beyan'il-İlm ve Fadlihi, Türkçe Baskı no: 965]

Kısacası bizler Lalakai’de veya Buhari’de, Müslim’de, Ebu Davud’da, Taberi tefsirinde, İbn Hişam’ın siyerinde vesair kaynak eserlerde rasladığımız her hadisi, her selef kavlini fıkhını araştırmadan olduğu gibi almaya kalkışırsak saparız. Bunun hadisi terketmekle veya seleften yüz çevirmekle bir alakası yoktur. Çünkü yukarda da belirttiğimiz gibi hadislerin zayıf olanı sahih olanı vardır, bir kısım hadisler sahih yoldan geldiği halde neshedilmiştir yani Allah ve Rasulü tarafından hükmü kaldırılmıştır, bazı hadisler ise tahsis edilmiştir, genel hükümden istisna edilenler vardır, mutlak ifadeyle gelip kayıt altına alınanlar vardır. Selefin akvalinde de durum böyledir. Seleften gelen nakillerin bir kısmı zayıftır, sahih bile olsa seleften bazıları görüşlerinde şazz kalmıştır, diğer selef onlara katılmamıştır veya seleften gelen bazı kaviller mutlaktır, şöyle diyen kafirdir gibi halbuki o söz aslında belli şartlarla kayıtlanmıştır vs. Bütün bunları ise ancak ehli bilebilir. O yüzden asar kitaplarında yer alan kavillerin ne manaya geldiği hadis şerhlerinden ve bilhassa da fıkıh kitaplarının ilgili bölümlerinden öğrenilmelidir.

Bunlar İslami kaynak eserlerle alakalı gözetilmesi gereken genel esaslardır.




Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 175
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Ynt: FİTRE PARAYLA VERİLİR Mİ?
« Yanıtla #2 : 22.05.2020, 17:46 »
Bismillahirrahmanirrahim
FITIR SADAKASI PARAYLA VERİLİR Mİ?


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
1159 Gösterim
Son İleti 09.02.2019, 02:17
Gönderen: İbn Teymiyye