Darultawhid

Gönderen Konu: SON GÜNLERDE BAZI TARİKAT VE CEMAATLER ETRAFINDA YAŞANAN HADİSELER HAKKINDA!  (Okunma sayısı 719 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

Türkiye’de malum olduğu üzere son günlerde dini görünümlü birtakım cemaatlerle alakalı bazı olaylar ard arda patlak verdi. İlk olarak Uşşaki isimli tarikatın şeyhi olduğu ileri sürülen Fatih Nurullah takma adlı Eyüp Fatih Şağban’ın, tarikat mensubu 12 yaşındaki bir kıza tacizde bulunduğu yönünde haberler neşredildi. Bu husustaki bazı değerlendirmelerimizi biraz sonra paylaşacağız inşaallah. Buna ilaveten daha çok tevhid ehli selefi olma iddiasındaki çevreleri ilgilendiren iki hadise daha yaşandı ki bunların birincisi İzmir’de Ebu Haris’in cemaatine atfedilen mescid kurşunlama olayıdır. İkincisi ise Konya’da iki radikal cemaat arasındaki sürtüşme ve bunun neticesinde bir kişinin hayatını kaybetmesiyle neticelenen hadiselerdir. Bütün bunların değerlendirmesine geçmeden önce bazı hususları belirtmek istiyoruz. Evvela, bu sözkonusu haberleri mecburen ancak fasık ve kafir haber kaynaklarından elde ettiğimiz ve başka bir yerden teyid imkanımız olmadığı için yazdığımız her şeyi “eğer bütün bu anlatılanlar doğruysa” kaydıyla yazıyoruz, okuyanlar da bu ihtiyat payıyla okusun. Her ne kadar sözkonusu haberlerin doğruluğuna dair elimizde birçok karine olsa da biz yine de “fasıktan gelen haberi araştırma, tebeyyün etme” yönündeki ilahi emre binaen (Hucurat: 6) bu ihtiyat payını bırakacağız. Zaten bizim buradaki asıl maksadımız bu haberlerin kendisi değildir. Bunlara benzer olaylar çeşitli zamanlarda sık sık vuku bulmaktadır. Maksadımız, bu ortaya çıkan haberler vesilesiyle bir takım uyarılar ve nasihatlarde bulunmak ve de yapılan algı operasyonlarına dikkat çekmektir.

Birinci gündem başlığı olan Uşşaki tarikatı liderinin bir kız çocuğuna tacizde bulunması iddiası, bir süredir tartışılıyor. Bu vesileyle “biti kanlanan” birtakım İslam düşmanı müptezeller yine sahneye çıkıp tarikatlar yasaklansın, cemaatler lağvedilsin veya en azından devlet kontrolüne alınsın tarzı kelamlar ediyorlar. Taciz olayıyla alakalı haberler, yorumlar çarşaf çarşaf yayınlanarak 28 Şubat öncesi Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz üçgenindeki olayları aratmayacak tarzda bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Topluma “bakın bu dinciler de ahlaktan faziletten dem vurdukları halde onların da eleştirdikleri kesimlerden bir farkı yok hatta daha beterler” mesajı veriliyor. Dinsiz güruh aslında kendi pespaye yaşam tarzlarından duydukları vicdani rahatsızlığı arada bir patlak veren bu tarz olaylarla örtbas ederek kısa süreli iç rahatlaması yaşıyorlar. Yani kendileri zinayı, eşcinselliği, müstehcenliği, başka akla hayale gelen gelmeyen türden her türlü kepazeliği savundukları hatta birebir yaşadıkları halde, dini motifli yapılarda yaşanan en ufak bir olayı –az önce bahsettiğimiz suçluluk duygusunun da verdiği eziklikle- dağ gibi büyütüp topluma arz ediyorlar. Bu laik kemalist zihniyetin mensupları, kendi “mahallelerinde” yaşanan bu tarz olaylarda ise genelde suskun kalmayı ya da olayları bir ferdin şahsi suçu olarak minimize etmeyi tercih ediyorlar. Evet, her fert ancak kendi günahından mesuldür ve başka kişiler o günahtan dolayı suçlanamaz, o ferdin müntesibi olduğu topluluk da suçlanamaz. Ancak bir şartla ki sözkonusu ferdin müntesibi olduğu topluluk, bu günaha rıza göstermiyorsa, günahı savunmuyorsa veyahut da bu tarz günahları hayat felsefesi olarak benimsemiyorsa! Günahları yaşam tarzı olarak benimseyen kimselerin, kendi içlerinde bu günahları işleyen fertlere tek başına suçu yıkma gibi bir lüksleri olmadığı gibi, kendileri dışında birileri o günahları işlediği zaman eleştirmeleri de bir çelişkidir. Şimdi düşünün ki adam zina, livata vs her tür sapıklığı özgürlük olarak görüyor, hatta bunun bayraktarlığını yapıyor, lakin Ümraniye’deki bir Kuran Kursunda yaşanan livata hadisesi ya da Bursa’daki badeci şeyhin, müritleriyle “aile boyu” yaşadığı iddia edilen birtakım sapkın ilişkiler sözkonusu olduğunda bir anda ahlak zabıtası kesiliyor, gazetelerde günlerce bu haberleri işliyor, hatta yetmedi “Şehvetiyye tarikatı” diye kitaplar yazıyor! Halbuki, bu yaşanan olayların büyük çoğunluğu reşit fertlerin kendi gönül rızasıyla yaptığı fiillerdir ve bunlar İslama göre haram olsa da İbahiye mezhebinin esaslarına göre oluşturulan mevcut laik TC kanunlarına göre bu tarz sapkınlıkların hiç birisi suç değildir! Şu an hakimler ceza veriyorsa, bu ancak kamuoyundaki infialden, biraz da muhafazakar hükümetin baskısından kaynaklanmaktadır.

Şunu da belirtmemiz gerekiyor ki Fatih Nurullah isimli Batini-Sufi-Rafizi karması zındığın taciz olayıyla alakalı medyaya yansıyan ifadeler ve ses kayıtları incelendiğinde kızın bizzat annesinin kızını bu şeyh denilen müptezele –gördüğünü iddia ettiği bazı rüyaları vs bahane ederek- peşkeş çektiği, kızın da vaziyetten çok rahatsız olmadığı ve sözkonusu tacizlerin –bir kısmının annenin gözü önünde olmak kaydıyla!- defalarca yaşandığı anlaşılmaktadır. Keza kızın babasının da olayda –en iyimser yaklaşımla- pasif kaldığı, namusuna el uzatan bir alçağın karşısında hala şeyhim falan diyerek kem küm etmekten başka bir şey yapmadığı görülmektedir. Dediğimiz gibi, biz olayın iç yüzünü bilemeyiz, lakin medyaya yansıyan bilgi ve belgelerden bizim çıkarttığımız, belki başka bir çok kişinin de edindiği samimi kanaat ve izlenimler bu yöndedir. Bu bilgiler doğruysa, sözkonusu ailenin bu namussuzluğa prim vermesi veya en azından seyirci kalmasının sebebi nedir, tarikatta makam mevki sahibi olmak isteyen bir kadının çevirdiği işler mi, yoksa işin içinde birtakım derin yapılar mı var, Allah bilir. Aylarca –her iki tarafın da rızasıyla!- devam eden bu olay, daha sonra niye birden patlak verdi, şeyhten sızdırılacak paranın miktarında mı anlaşılamadı, arada başka ihtilaflar mı yaşandı, yoksa bu derin bir şebekenin düzenlediği bir komploydu da ifşa etme zamanı mı geldi, ya da herşey kendi doğal seyrinde yaşandı, artık vicdanlar bu olayı kaldıramadığından ötürü bu şekilde mi ifşa edildi, bunların da doğrusunu Allah bilir. Ama ne olursa olsun, bu tarz olaylar Türk toplumunun geldiği noktayı göstermesi bakımından üzerinde ibretle düşünülmesi gereken hadiselerdir. Az önce de ifade etmeye çalıştığımız gibi, mevcut medyanın olayı bir tane sapık ihtiyarın üstüne yıkıp ailenin, hatta kızın olaya yaklaşım tarzını görmezden gelmesi tam bir ikiyüzlülük örneğidir. Hiçbir uyanık geçinen kimse, sapık dahi olsa ailesinin sahip çıktığı bir çocuğa bu ahlaksızlıkları kolay kolay yapamaz. Her taciz olayında aile açısından en iyi ihtimalle ihmal sözkonusudur ki bu olayda ihmalin de ötesinde bir teşvik göze çarpmaktadır. Olaya laik feminist zihniyetin dayattığı açıdan değil de İslam hukuku açısından yaklaşıldığında sadece erkek şahıs değil, bu olaya rıza gösteren herkesin suçlu kabul edilip cezalandırılması lazımdır. İşin bir de şu yönüne dikkat çekmek gerekir: Bu olayı ve daha öncesinde yaşanan Şehvetiyye tarikatı, Fıkıh-der rezaleti gibi olayları topluca değerlendirdiğimizde şeyh veya hoca kılığında bir sapığı gördüğümüz gibi, bu sapığın etrafında olup onun isteklerine icabet eden, bunlardan rahatsız olmayan büyük veya küçük kitleleri görüyoruz. Kanaatimce olayın en vahim noktası budur. Yani daha düne kadar namus için can alan, can veren bir toplumda; üstelik bu toplumun muhafazakar sayılan bir kesiminde nasıl olur da karısını, kızını, hatta kendisini şeyh adı verilen soytarılara peşkeş çeken kişiler ortaya çıkabilir, üstelik bunlar kalabalık cemaatler teşkil edebilir? Bu toplum bu hale nasıl geldi? 20-25 sene önce olsa ilk işinde, bilemediniz ikinci üçüncü işinde kafasına kurşunu yiyecek ya da en iyi ihtimalle şikayet edilip polise yakalanacak olan namussuzlar, nasıl olur da aylarca yıllarca faaliyetlerini rahatça devam ettirebiliyor, kendilerine yandaş ve suç ortağı bulabiliyor? İşte bütün bunlar bu toplumun ne hale geldiğini, getirildiğini gösteren birer ibret vesikasıdır.

Bu konuyla alakalı son olarak, bu tip hadiselerden yola çıkarak fırsatçılık yapan, tarikatlar kapatılsın, cemaatler dağıtılsın vesair çağrılarda bulunan laik, kemalist, alevi, solcu vesair bilumum din düşmanı güruha da bir çift lafımız olacak. Evet, bizler de –inşaallah- tevhid ehli selefi muvahhidler olarak günümüzdeki tarikatların ve cemaatlerin birer şirk ve fesad yuvası olduğunu düşünüyoruz ve de tevhid akidesine dayalı bir İslami devlet nizamında günümüzdeki şekliyle sofi tarikatlara yer olmadığına ve tasfiye edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Lakin şunu herkesin bilmesi gerekir ki, tarikatlar sadece Nakşi, Kadiri, Uşşaki gibi Sünni görünümlü tarikatlardan ibaret değildir. Geçmişte ve günümüzde çeşit çeşit tarikatlar vardır. Mesela bir zamanlar devlette ve cemiyet hayatında son derece etkili olan ve eskisi kadar olmasa da kalıntıları devam eden Masonluk, tam bir tarikat organizasyonudur. Laik TC’nin kuruluşunda büyük rolleri olan ve halen belli alanlarda etkisi azalarak da olsa devam eden Sabataycılık bir Yahudi tarikatıdır. Türkiye’de 15-20 milyon civarında mensubu olan Alevilik, aslında sufi bir tarikat niteliğindedir. Peki, Sünni tarikatlarla alakalı yaşanan olaylardan hareketle atıp tutan birtakım gazeteci, yazar, yorumcu vs kılığındaki tiplerin bu tip tarikatlarla alakalı herhangi bir yorumu var mı, duyan oldu mu? Keza, tasavvufi tarikatları bazen haklı bazen haksız eleştiren, yerden yere vuran birtakım ilahiyatçıların ve akademisyenlerin, bugüne kadar Alevi-Bektaşi tarikatı ve liderleri hakkında herhangi bir yorum yaptığı –nadir istisnalar hariç- vaki midir? Ağızlarından salyalar saçarak Türkiye’de hangi tarikatın hangi devlet kurumlarında örgütlendiğine, ne kadar güce sahip olduğuna dair araştırmalar, bilgi ve belgeler yayınlayan gazeteci kılıklı şahsiyetlerin, devlet içindeki Mason-Sabatayist-Alevi-Bektaşi gibi tarikatların kadrolaşması hakkında herhangi bir fikri var mıdır acaba, duyan gören var mı? Tarikatlardaki mutlak itaat kültürü, şeyhin veya liderin sorgulanamaz oluşu, bir kısım tarikatlarda raslanan belli bir seviyeye ulaşan kişiden haram-helalin kalkması gibi düşünceler, dini değil de tarikat mensupluğunu esas alan dostluk ve kardeşlik anlayışı gibi şeyler elbette ki din açısından sorunludur ve de din emniyetinin yanı sıra mezkur vakalarda yaşandığı gibi namus, mal, can ve akıl emniyeti açısından da sorunlar oluşturmaktadır. Ancak ikiyüzlü dezenformasyon görevlilerinin oluşturmaya çalıştığı algıda olduğu gibi bu sapkınlıklar sadece Sünni kökenli tarikatlarda yaşanmaz, bilakis şeriatın tamamen dışına çıkmış ve daha serbest kuralların, hatta kuralsızlığın esas olduğu Batini oluşumlarda bu vakalar daha fazladır, daha da ötesi bir çoğunda ahlaksızlık kural haline gelmiştir. Mesela Sabataycı Yahudi dönmelerinde ve bir kısım Alevilerde var olduğu iddia edilen “mum söndü” konusu nedir, aslı var mıdır? Bu konular hakkında değil İsmail Saymaz’ın “Şehvetiyye Tarikatı” kitabı gibi kitap yazmak, araştırma yapmak, hatta konuşmak, bu kavramı ağza almak bile Türkiye’nin yazılı olmayan yasalarında kesin olarak yasaktır. Şimdi biz ne yapalım, kemalistler Sünni görünümlü tarikatların ve cemaatlerin bütün kirli çamaşırlarını döktüğü gibi, biz de işi gücü bırakıp Batini tarikatların bu tarz pisliklerini mi ifşa edelim? Çok gerekirse bunu da yaparız, bu konularda meraklısı için birçok bilgi ve belge mevcuttur. Son olarak şunu da söyleyelim bugün bu taciz vakasında ismi geçen Fatih Nurullah isimli şahıs, aslında İslamcılardan ziyade Kemalistlere ve Alevilere daha yakın birisi olup geçmişte Odatv gibi karanlık odaklar tarafından şişirilmiş bir balondur. Ayrıca bu kişinin müntesip olduğu Uşşaki tarikatı, diğer bir çok tarikatta olduğu gibi silsilesini Ali (ra)’a dayandırır. Nakşibendilik gibi tarikatlar ise silsileyi gibi Ebubekr ra’a dayandırır. Böylece tarikatlar silsileleri bakımından genelde Bekri ve Alevi olmak üzere ikiye ayrılır. (Tabi bu tarikat silsilelelerinin hiç birinin sahih bir aslı, dayanağı yoktur!) Halvetiliğin bir kolu olan Uşşakilik; tıpkı Kadirilik, Bektaşilik gibi “Alevi” yani Ali ra’a dayandırılan tarikatlar sınıfında yer alır. “Alevi” tarikatlarda ehl-i beyt muhabbeti ön plana çıktığı için Şii temayülü sözkonusu olabilmektedir. Bunun en tipik örneği, geçtiğimiz aylarda koronavirüsten ölen Haydar Baş’tır. Kadiri şeyhi olan bu kişi, son yıllarda açıktan açığa Şii propagandası yapmasıyla tanınmaktaydı. Onun hakkında da ahlaki zaaflar taşıdığı yönünde iddialar mevcuttu. Buna rağmen Kemalistler böyle birisine sahip çıkabilmişlerdi. Fatih Nurullah da bir dönem Muaviye ra gibi bazı sahabelere dil uzatmasıyla gündeme gelmişti ve bu konuda Cübbeli Ahmetle birtakım polemikleri olmuştu. O yüzden diyoruz ki bu kişi muhafazakar Sünnilerden ziyade Kemalistlere, Alevilere, Rafizi Şia’ya daha yakındır. Ama şu an yaptığı iddia edilen rezillikler İslam’a ve Ehli sünnete mal edilmeye çalışılmaktadır. Bu tür algı operasyonlarına karşı uyanık olunmalı ve bu operasyonları yürütenlerin bu kişilerden beş beter halde oldukları, hatta bunların dostu oldukları unutulmamalıdır. Yeri gelmişken kendisini İslam’a nisbet eden bütün davetçilere, bu tip konularda son derece dikkatli olmalarını tavsiye ediyoruz. Eline, beline, diline sahip olmayan birisinin davadan bahsetme hakkı yoktur! Vesselam.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Bismillah. Ebu Haris ve Hafız Mustafa birbirleri hakkında yayınladıkları videoları kaldırmışlar ve Murat Gezenler'in ifadesine göre barışarak olayı tatlıya bağlamışlar. O yüzden biz de -her ne kadar yazdıklarımızın arkasında olsak da- İslamın maslahatını gözeterek konuyla alakalı yazdıklarımızı kaldırdık. Bu olay inşaallah ders olur ve tevhid davetçisi olma iddiasındaki kişiler hırsla hareket ederek bu şekilde tevhid düşmanlarına malzeme verecek olayların içine girmezler. Bu olay aklı olanlar için kimin ne olduğunu, neye hizmet ettiğini anlamada gayet açık bir işaret teşkil etmiştir. Eğer bu kişilerle alakalı çok gerekli olursa ilmi reddiyelerimizi yayınlarız, onun dışında mecbur olmadıkça böyle konulara girmeyiz. Bunun dışında bu tarz konularla alakalı menheci uyarılarımızı muayyen hadiseler sözkonusu olmasa bile genel uslupla yapmaya devam ederiz inşaallah. Vesselam.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
(...) Bütün bunlar, nebevi siyasete aykırı işlerdir. Hele ki taraflar birbirlerini müslüman görüyorsa olay daha da vahimdir. İddialarına göre müslüman din kardeşi olan iki grubun birbirlerini kafirlerin ve tağutların gözü önünde yani sosyal medyada bu şekilde ifşa etmeleri, sırlarını dökmeleri, –ki sosyal medyadaki bu tarz ifşaatlar ihbar niteliğinde sayılabilmektedir- ve daha nice İslam kardeşliğine uymayan şeyler (...) Halbuki Allahu Teala “Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin” (Ali İmran: 118) buyuruyor ki bugün sosyal medyada yapılan bu tarz konuşmalar da kafirlere sır verme kapsamındadır. Velev ki tarafların birbirlerini tekfir ettiği veya bidatçı gördüğü, Harici veya Mürcie olarak vasfettiği farzedilse bile yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymayan bir usul sözkonusudur. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in döneminde münafıklar var olmasına rağmen hiçbir münafığı öldürmemiş, öldürülmesini teşvik etmemiş hatta sahabenin bu tarz tekliflerini reddetmiştir.

İmam Müslim, Sahih’inde diyor ki:


حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ، قَالَ: أَتَى رَجُلٌ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْجِعْرَانَةِ مُنْصَرَفَهُ مِنْ حُنَيْنٍ، وَفِي ثَوْبِ بِلَالٍ فِضَّةٌ، وَرَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقْبِضُ مِنْهَا، يُعْطِي النَّاسَ، فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، اعْدِلْ، قَالَ: «وَيْلَكَ وَمَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ أَكُنْ أَعْدِلُ؟ لَقَدْ خِبْتَ وَخَسِرْتَ إِنْ لَمْ أَكُنْ أَعْدِلُ» فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: دَعْنِي، يَا رَسُولَ اللهِ فَأَقْتُلَ هَذَا الْمُنَافِقَ، فَقَالَ: «مَعَاذَ اللهِ، أَنْ يَتَحَدَّثَ النَّاسُ أَنِّي أَقْتُلُ أَصْحَابِي، إِنَّ هَذَا وَأَصْحَابَهُ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ، لَا يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنْهُ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ»

“Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Yahya b. Saîd'den, o da Ebû'z - Zübeyr'den, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen haber verdi. Câbir şöyle demiştir: Rasûlullah (Salllallahu Aleyhi ve Sellem) Huneyn'den dönerken Ci'râne'de bir adam geldi. (O anda) Bilâl'ın elbisesi içinde gümüş vardı. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o gümüşten alıp halka veriyordu. Gelen kişi: «Yâ Muhammed! Adil ol!» dedi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yazıklar olsun sana! Ben, adil olmazsam kim adil olacak? Ben adil olmamışsam eğer, o hâlde sen  kayıp ve  hüsrana  uğramışsın  demektir.» buyurdular. Bunun üzerine Ömer İbnu'l - Hattâb (Radiyallahu anh): «Bana müsâade buyur da şu münâfığı tepeleyivereyim, yâ Rasûlallah!- dedi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Halkın benim ashabımı öldürdüğümü söylemelerinden Allah'a sığınırım. Şüphesiz ki bu zât ile arkadaşları Kur'ân'ı okurlar (amma okudukları Kur'ân) gırtlaklarından aşağı geçmez. Onlar ok'un, avı delip geçtiği gibi Kur'ân'dan fırlayıp çıkarlar.» buyurdular.” (Müslim, Hadis no: 1063)

Şimdi bu, Haricilerle alakalı nakledilen meşhur hadistir. Görüldüğü üzere Haricilerin atası sayılan şahıs, aslında apaçık bir küfür sözü söylediği halde Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem onun canını bağışlamış ve bunun gerekçesi olarak da böyle bir cezanın, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabını öldürmeye başladığı yönünde bir dedikoduya yol açmasından duyduğu endişeyi zikretmiştir. Zira bu kimseler, her ne kadar münafık olsalar da, Kadi İyaz’ın da zikrettiği gibi genel anlamda insanlar ve İslam’ın düşmanları onları İslam cemaatinden görüyorlardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de insanların kalplerini İslam’a ısındırmak için onlara karşı sabretti. (Bkz. Kadi İyaz, İkmal’ul Mu’lim, 3/608) Hafız İbnu Hacer ise şöyle demiştir:

فَلَوْ قَتَلَ مَنْ ظَاهِرُهُ الصَّلَاحُ عِنْدَ النَّاسِ قَبْلَ اسْتِحْكَامِ أَمْرِ الْإِسْلَامِ وَرُسُوخِهِ فِي الْقُلُوبِ لَنَفَّرَهُمْ عَنِ الدُّخُولِ فِي الْإِسْلَامِ

“Eğer o, insanlar nezdinde zahiren iyi görünümlü birisini, hele ki İslam nizamı ve onun kalplerdeki derinliği tam olarak yerleşmeden öldürmüş olsaydı, bu onları İslama girmekten soğuturdu.” (Feth’ul Bari, 12/291)

İşte bu hadis, günümüzdeki her haris ve muhteris davetçinin, ihtirasla yaptığı ve yapacağı amellerin önünü tıkayan bir nasstır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in güttüğü bu hikmetli siyaset gösteriyor ki İslam davetçilerinin ya da kendisini öyle gören, gösteren kimselerin, velev ki haklı dahi olsalar haksızlık yapan herkese saldırmaları, yerine göre karşılarındaki kişi mürted, zındık ve kafir olsa dahi doğru değildir. Bilhassa da yapılacak hareketler, müslümanların maslahatını zedeleyecekse ve insanlar nezdinde İslam cemaatinin güvenirliğini sarsacaksa bu kesinlikle doğru olmaz. Yani, İslam iddiasındaki cemaatlerin –bu tarz meselelerde- burunlarının dikine gidip “biz doğru bildiğimizi yaparız, Allah katında haklı olduktan sonra kimin ne dediği önemli değildir” deme gibi bir lüksleri yoktur. Kimin ne dediği önemlidir! Eğer öyle olmasa Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine dil uzatarak küfre giren bu kişileri sağ bırakmazdı. Bir tane kafir sağ kaldı, ama öldürülseydi bu, binlerce insanın hidayetine engel olacaktı. Zira –insan psikolojisinden anlayan herkesin teslim edeceği üzere- bu tarz olaylar insanları soğutur ve ürkütür, samimiyet noktasında soru işaretleri uyandırır. Acaba biz de bu kişilerin davasını kabul etsek, bir bahaneyle bizi de mi öldürecekler şeklinde bir endişe kalplere girer. Dünya siyasi tarihini inceleyen herkes, İslami gayri İslami, sağ veya sol herhangi bir cenahta yaşanan iç çatışmaların sözkonusu hareketi zayıflatıp insanlar nezdindeki itibarını zayıflatmaktan başka bir işe yaramadığını görürler. Bu tür şeylerden güçlenerek, itibar kazanarak çıkan bir hareket mevcut değildir. Bundan dolayı artık İslam iddiasındaki cemaatlerin örgüt içi infaz veya örgüt içi çatışma kavramını lügatlerinden kaldırmaları gerekir. Kim yaparsa yapsın, bu yanlıştır, nebevi siyasete uygun değildir. Hiç kimsenin şahsiyeti, izzeti nefsi, cemaati, cemaatinin maslahatı, vesairesi Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve sellem’in şahsiyetinden, şerefinden, Onun cemaatinden, Onun maslahatından daha değerli ve önemli değildir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, asla şahsı için intikam almaz hatta bir olayda velev ki küfür dahi olsa işin ucu kendisine dokunuyorsa o işten vazgeçer ve derhal af yolunu tutardı. Bilhassa halk arasında müslüman bilinen kimselere karşı siyaseti böyle olmuştur. Günümüz davetçileri ise işi tam tersine çevirmişler, memlekette sabah akşam Allaha ve Rasülüne küfredilirken, İslamın çiğnenmedik kaidesi, tahkir edilmedik esası kalmamışken gıklarını çıkarmazlar, henüz cihad zamanı değil, davet zamanı derler, ama ne zaman ki olayın ucu kendilerine dokunursa bütün o maslahatları unuturlar, birden bire cihad ayetlerini hatırlayıp aslan kesilirler. Bütün bunların Allah rızasıyla bir alakası olmadığı, hırsla hasetle yapılan işler olduğu akıl sahipleri nezdinde izaha bile muhtaç değildir. Unutulmasın ki her doğru her yerde söylenmez, her doğru her zaman yapılmaz! Bir işin, bir sözün doğru olması o sözün söylenmesini, o işin yapılmasını her zaman için gerekli kılmaz! Böyle düz mantıklarla, kör gözüm parmağına tarzı hareketlerle bir yere varılmaz. Davanızda haklı olmanız, metodunuzun haklı olduğu manasına gelmiyor.

(...)

Bizler İslam’ın ismini duyduğumuz günden beri gerek dünyada gerekse Türkiye’de İslamcı gruplar arasındaki çatışmalara, iktidar kavgalarına şahit oluyoruz. Bugün Afganistan Amerika sömürgesiyse, Cezayir Arap dünyasında laikliğin kalesi haline geldiyse hatta Türkiye’nin Güneydoğusu PKK-HDP zihniyetine teslim olduysa bu bölgelerde 90’lı yıllarda yaşanan İslamcılar içi çatışmaların bundaki payı büyüktür. Bizler geçmişte İslami motifli bir cemaatin hücre evlerinin dibinden sakallı cesetlerin fışkırdığına ekranlardan şahitlik etmiş bir nesiliz. Yeni nesil bunları pek bilmez. Ama bunlar bilinmese bile Suriye’de gözümüzün önünde halen yaşanan olaylar var. Nusayri rejimini devirmek için yola çıkan sözde İslami grupların, asıl hedefe kitlenecekleri yerde birbirlerini yiyerek bölgeyi Amerika ve Rusya’ya altın tepside nasıl takdim ettiğine şahit olduk ve halen şahit oluyoruz. Bizim de yaşadığımız geçmiş tecrübelerimiz var. Kısır cemaat çekişmelerinin nasıl fitnelere, zaman ve enerji kaybına yol açtığını yakinen biliyoruz. Biz de bunlardan ibret alarak kendimizi düzeltmeye, sabrı kuşanmaya çalışıyoruz. Bunlardan artık ibret alınsın. Dediğimiz gibi bu sözü geçen grupların hiç birisinin sahih tevhid akidesine sahip olmaması bir şey değiştirmemektedir. Neticede halkın gözünde bütün sakallılar aynıdır, hatta bir çoğu tasavvufçularla tevhidi söylemlere sahip olanları dahi birbirinden ayırd edemez. Zaten bizim de bu yazıyı yazma sebebimiz budur, biz bu ihtilaf eden grupları müslüman görmesek de birileri görüyorlar ve bunların yaptıkları hareketleri İslama, tevhid akidesine, selef menhecine mal ediyorlar. Bizler değil tevhidi söyleme sahip topluluklara; Tasavvufçulara, Rafizilere, muhafazakar demokratlara dahi yaklaşım tarzını belirlerken bu maslahatları göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Yani sen kendince bir usule –veya usulsüzlüğe!- dayanarak birisini tekfir edersin, sonra da söversin, döversin hatta öldürürsün, gerekçesi sorulduğunda mürted, kafir, zındık diyebilirsin ama sıradan vatandaş sadece gazetedeki haberi görür, sakallı birisinin aynı kendisi gibi sakallı kişiler tarafından saldırıya uğradığını okur ve İslama meyledeceği de varsa ondan da vazgeçer. Bizler elbette ki batıl fırkalara karşı selefin yaptığı gibi reddiyemizi yaparız, hatta bu bahsettiğimiz türden sakıncalara yol açacaksa yerine göre onu da terkederiz. Lakin ilmi çalışmaların ötesinde bu tarz kavga, dövüş, çatışma tarzı şeylerin hele ki günümüz şartlarında bir yeri yoktur. Eğer bunlara gücü yeten bir yapı varsa onlara tavsiyemiz, böyle kolay lokmalarla değil, İslamın azılı düşmanlarıyla uğraşmalarıdır. Günümüzde buna dahi güç yetirebilecek bir durum sözkonusu değildir ve insanları güçlerinin yetmeyeceği işlere teşvik edenler de caiz olmayan bir şey yaparlar. Böyle bir yapı günümüzde yoktur, ancak birbirlerine diş geçirebilen yapıcıklar vardır. Anadolu’nun her bir vilayetinde, her birisi birer kibir abidesi olan birtakım muhteris davetçilerin etrafına 20-30 kişi toplamasıyla İslami hareket olmaz. Herkes aklını başına alsın. (...) Muhteris davetçilerden ve bunların ihtiras kokan söylem ve eylemlerinden de herkes uzak dursun. Vesselam.



 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3179 Gösterim
Son İleti 21.07.2016, 19:12
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
2345 Gösterim
Son İleti 30.08.2020, 00:54
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
4253 Gösterim
Son İleti 07.11.2018, 19:55
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1769 Gösterim
Son İleti 03.08.2017, 20:14
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
280 Gösterim
Son İleti 02.12.2020, 15:34
Gönderen: Tevhid Ehli