Darultawhid

Gönderen Konu: GÜNDEMDEKİ KONULARLA ALAKALI SORULAR VE CEVAPLARI!  (Okunma sayısı 298 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Bismillahirrahmanirrahim. Bu bölümde inşaallah gündemdeki çeşitli konularla alakalı görüşlerimizi soru-cevap şeklinde dile getirdiğimiz –Darul Tawhid telegram kanalında yayınlanan- yazışmaları aktaracağız. Muvaffakiyet Allah’tandır.


Muhammed İdrisoğlu: Esselamu aleykum Tevhid ehli kardeşim! Murat Gezenlerin İsmail Saymaza yaptığı açıklamalar hakkında ne düşünüyorsun? Gezenlere yapılan olumsuz eleştirilere karşı yukarda resimde paylaştığım ifadelerle karşı çıkmak doğru mu?


Hatta resimde görüldüğü gibi yapılan eleştirileri çürütmek için delil bile zikrediyorlar? Bu deliller meseleye kati delillerdenmidir? Karşı çıkanlar bu delillere mi karşı çıkmış olur?

Abdulhakim Hanif: Aleykumusselam. Abimizin sorusuna Allahın izniyle şöyle cevap vermek istiyorum:

Bismilahirrahmanirrahim. Evvela, şu tevhid davetçisi geçinenler, kendi ahmakça icraatlarını onaylamayan herkesi korkaklıkla, tevhid davasını anlamamakla vesaire ile itham etmekten ne zaman vazgeçecekler bilmiyorum? Yıllardır benzer gerekçelerle önce el-Kaide’ye, sonra İŞİD’e destek veren ve kendileri gibi yapmayan herkesi de korkaklıkla şununla bununla itham eden bu tipler devran değişip bu örgütlerin modası geçince cihad söylemlerini bırakarak tebliğci pozisyonuna girmişler, bu sefer de güya davetin netliğini sağlama adına böyle davetin maslahatıyla hiçbir alakası olmayan söylemlere girmeye başlamışlardır. Eğer neyi ne zaman hangi uslupla konuştuğunuzun bir önemi yoksa neden Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine ataların nerededir diye soran Ebu Leheb’e ilk etapta açıktan cevap vermedi de “kavmiyle beraberdir” tarzında üstü kapalı cevap verdi, sonra ancak gerçeği açıklamaktan başka çare kalmayınca onun da kavminin de ateşte olduğunu söyledi? İbnu Mesud radiyallahu anh’ın Kabede Kuran okumasını delil alanlar şunu düşünüyor mu acaba: Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve sellem onu bu hususta teşvik etti mi, yoksa İbnu Mesud kendi içtihadı olarak mı bunu yaptı? Kaynaklardan Rasul sallallahu aleyhi ve sellem’in bunu tasvip etmediğini okuyoruz. Keza Ebu Zerr radiyallahu anh’ın İslamı haykırmasına Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in rızası yoktu. Bütün bunlara karşı çıkması Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in –haşa ve kella- korkak olmasını mı gerektiriyor? Kaldı ki bu iki olay neticesinde sadece bu iki sahabe zarar gördü, müslümanların geneline yönelik bir zarar olmadı, buna rağmen Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de bu tarz çıkışları tasvip etmedi. Ancak Ömer radiyallahu anh’ın çıkışı gibi hikmetli çıkışları onayladı. Bütün bunlar ilmi siyasete göre karar verilecek hususlardır. Bu son olayda kamuoyu neredeyse “Selefilerin” lehine, Cübbeli’nin aleyhine dönmüşken birden toplumun sinir uçlarına dokunacak konuşmalar yaparak Cübbeli’yi haklı çıkaracak söylemlerde bulunan bu şahıs, hatasını itiraf etmek veya hadi onu yapamadı diyelim en azından bu benim şahsi içtihadımdı, demek yerine her zamanki kibirli edayla kendi icraatını tezkiye edip mutlak hakikat gibi takdim etmiş ve karşı görüştekilere olmadık ithamlarda bulunmayı tercih etmiştir. Bu tipler –hakikatte alakaları da olmadığı halde- yaklaşık 20-25 senedir güya temsilcisi olarak meydana çıktıkları selefi camiayı yıpratmaktan başka hiçbir işe yaramıyorlar. Bunların susup kenara çekilmesi herkesin hayrına olacaktır vesselam…



Muhammed İdrisoğlu: Esselamu Aleykum ve rahmetullah.

Abdulhakim Hanif kardeşim!

İslam sancağının düştüğü son kale Anadolu ve Şam toprakları sürekli tehdit ve işgal altında. Bu topraklar her taraftan sarıldığı bir zamanda içerden birilerinin gündeme taşıdığı "Selefiler Silahlanıyor" palavrasını ve algı çalışmasını nasıl okumalıyız? Bu kimselerin hedefinde gerçekten Murat Gezenler (!) ve davet tabanımı var. Muratı bir örnek verdim sen anla. Yoksa bu algı çalışması daha büyük planın bir parçası mı? Asıl mesaj kime veriliyor?
İkinci sorum ise madem Murat Gezenler gibi kimseler Suriye olaylarında istihbarat oyunlarının olduğunu biliyorlardı o halde neden kamuoyunu ciddi ciddi uyarmadılarda bizzat gidilmesini teşvik ettiler. Sözde muhakkik (!) bir davetçi birden ortaya fırlayan bir örgütle akidevi ihtilaflarının olabileceğini tahmin edemedi mi?

Murat Gezenler ne hikmetse Makdisinin vb kimselerin palavralarınıda çok sonradan anlıyabildi! Neden? Bu kadar basiretsiz birisine güvenilir mi? Murat Gezenler gibi kimselerin hatası ne?

Burada Murat Gezenlerin ismini vermemizin gayesi kendisi üzerinden asıl meseleyi irdelemektir. Yoksa bizzat şahsına husumet kaynaklı bir saldırıda bulunmuyoruz.  Kendisinin ismi Meşhur olduğu için onun üzerinden meseleleri muhakeme etmeye çalışıyoruz. Önemli olan şahıslar değil hepimizin doğru yerde durup durmadığımızdır. Yerimiz yanlışsa doğru yere geçmemiz gerekir.

Abdulhakim Hanif: Aleykumusselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Soruya şu şekilde cevap vermek istiyorum:

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu bahsetmiş olduğunuz hususlar sadece Gezenlerle alakalı değil, Ebu Hanzala ve piyasadaki “ebu”lu “ebu”suz birçok sözde selefi davetçiyle alakalı geçerlidir. Şu günlerde “selefilerin” temsilcisi olarak topluma takdim edilen bu kişilerin, İslam tarihindeki bilinen manasıyla “selefilik” akımıyla bazı benzerlikler dışında bir alakaları olmadığı gibi, sabit bir çizgileri de maalesef yoktur. Bunlar esen rüzgara göre yön değiştiren, toplumun nabzına göre hareket eden populist tele vaizlerdir. İlk çıktıkları zamanlarda el-Kaide cenahına ve bunların fikir babaları olan Makdisi, Ebu Katade, Tartusi, Abdulkadir bin Abdulaziz gibi aktivistlere meyilli iken, rüzgarın İŞİD’e ve daha radikal bir selefilik anlayışına doğru esmeye başlamasından itibaren bu çizgiden uzaklaşmışlar ve eski hocalarının çizgisinden ayrılmışlardır. Şimdi İŞİD rüzgarının da kesilmesiyle birlikte daha farklı mecralara doğru savrulmaya başlamışlardır. Ben bu kişilerin el-Kaide’yle, İŞİD’le farklı akidelerde olduklarını tesbit edemeyecek ya da bu örgütlerin arkasında birtakım istihbarat operasyonlarının yattığını anlamayacak kadar saf olduklarını zannetmiyorum. Eğer gerçekten bu kadar safsalar ve bu hakikatleri ancak bugün anlayabilmişseler zaten piyasada davetçi diye gezmesinler! Bunlar öyle görünüyor ki herşeyin farkında olarak bu işlere bulaşmışlardır. Çünkü çıkışlarında Allah rızası yoktur, bu istihbarat piyonu kafir teşkilatlara yardakçılık yapmanın İslama vereceği dini ve dünyevi nitelikteki zararları umursadıklarını da sanmıyorum. Zaten Allah korkuları olsa bu hale gelmezlerdi. Onların yegane hedefi –Allah daha iyisini bilir- bu örgütlerin dünyada estirdiği rüzgardan istifade ederek kendi yelkenlerini şişirmek, popülaritelerini artırmak, bu örgütlerin tabanları üzerinde hakimiyet kurmak, kendilerine –en azından belli bir çevrede- meşruiyet kazandırmak gibi şeylerdi. Bunu bir müddet de başardılar. Bunlar için sonun başlangıcı, İŞİD’in Irak-Şam topraklarında “hilafet” ilan etmesi ve bütün dindaşlarını kendisine biat etmeye ve de “hilafet”(!) topraklarına hicret etmeye çağırması oldu. Bu ismi geçen kişiler ve benzerleri İŞİD’i İslam devleti olarak gördükleri halde kendi akidelerine ihanet ederek bu çağrıya uymadılar, İŞİD de bunun üzerine kendisine biat etmeyen bu tarz davetçi ve cemaatlerle ilişkisi olmadığını duyurdu. Böylece “ebu”lar açığa düştü, bunun üzerine bir anda İŞİD’le “akidevi” ve “menheci” farkları olduğunu, hatta yukardaki haberde geçtiği üzere bu tarz örgütlerin arkasında “karanlık odaklar” olduğunu keşfetmeye başladılar! Bizim 15 senedir yazıp çizdiğimiz şeyleri bu arkadaşlar yeni tesbit etmiş oldular! Şimdi bu samimiyetsiz tiplerin üzerinden selefi davet yıpratılmaya çalışılıyor. Çünkü onları yıpratanlar da bu çevrelerde kendilerine uygun çok malzeme olduğunun farkındalar.

 “Selefilerin” gündeme gelme sebebine gelince; sağın da solun da bittiği, ılımlı İslamcı grupların da birer birer demokrasiye entegre oldukları şu devirde artık Ortadoğu halklarının en dinamik kesimini “selefi” adı verilen kitleler oluşturuyor. Irak, Suriye, Afganistan vb birçok coğrafyada işgallere ya da despotik rejimlere karşı selefi referanslı gruplardan başka tutarlı bir direniş sergileyen kimse olmadı. Böyle bir ortamda; Türkiye’nin Suriye’de selefi cemaatlerle beraber hareket ettiği, hatta Libya, Azerbeycan gibi bölgelere Türk ordusunun yanında selefi-cihatçı unsurların aktarıldığı iddia edilen bir dönemde “Türkiye’de selefi örgütler silahlanıyor” iddialarının ortaya atılması, adeta Türk devleti üzerinde “selefileri ve benzeri radikal İslamcı oluşumları temizleyin” baskısı oluşturulmaya çalışılması, aslında devlete “Türkiye ve çevresini selefilerden, radikallerden temizleyin ve bizim planlarımıza uygun hale getirin” demekle eş anlamlıdır. Burada konumuz laik Türk devletiyle beraber iş tutmanın cevazı, doğruluğu ya da yanlışlığı değildir. Var olan bir vakadan bahsediyoruz. Fetullahçılar AKP ile beraber devleti yönetirken, Türkiye’de Büyük Ortadoğu Projesine muhalefet edebilecek bütün unsurları Ergenekon ve el-Kaide operasyonları adı altında temizlemeye özen gösterdiler. Şimdilerdeyse Doğu Perinçek gibilerinin temsil ettiği Ergenekoncu, Avrasyacı gruplar Libya, Suriye, Azerbeycan, Doğu Türkistan gibi coğrafyalarda Rusya-Çin-İran gibi dostlarının ayağına dolanıp duran selefi oluşumları sahadan temizlemeye çalışıyorlar, bunun için de Perinçek’in “kardeşi” Cübbeli gibi tipleri kullanmaya çalışıyorlar diye düşünüyorum. Türk devleti dünyanın çeşitli yerlerinde “selefi” gruplarla beraber hareket ederken, kendi içinde –bir kısmı da yurt dışıyla bağlantılı olan- bu tarz gruplara operasyon düzenlemez, lakin devletin içinde bu işbirliklerinden rahatsız olan birileri böyle operasyonlar isteyebilir, ama bu resmen “kendi ayağına sıkmak”tan başka bir anlama gelmez. Zira aklı başında herkes biliyor ki Türkiye’de de bir kargaşa ve işgal durumu yaşansa “selefiler”den ve onlara yakın radikal gruplardan başka buna karşı direnebilecek sivil bir topluluk yoktur. Diğer ideolojik grupların direnmesi bir yana, bir kısmının bizzat dış güçlerle işbirliğine gireceği bugünden bellidir. Bunun provaları 6-8 Ekim 2014 Kobani olaylarında ve 15 Temmuz 2016’da yaşandı. Kısacası “selefilerin” temizlenmesi demek; Yunanistan, Ermenistan, İsrail, ABD, Rusya, Çin, PKK ve başkalarından oluşan Haçlı, Yahudi, Mecusi, Budist, Komünist, Ateist ve bilumum İslam düşmanlarına “gelin buraları rahatça işgal edin” demekle eş anlamlıdır! Devletin de bunun farkında olduğunu ve bu çevrelerin istemediği tarzda bu taleplere cevap verdiğini düşünüyorum. Allah en doğrusunu bilendir vesselam.

Yukarda yazılanlara ek olarak şunları da söyleyebiliriz: Şu an Batı, Ak Parti hükümetini ve Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalışıyor ve bu doğrultuda AKP Türkiye’sinin dünya çapında cihadçı gruplara destek verdiği söylemi de sık sık gündeme getiriliyor. Fetullahçıların Mit tırları meselesi de bu minvaldeki iddialardan birisi idi. Halihazırda gündeme gelen “silahlanan selefi gruplar” tarzı iddialar da bundan bağımsız değerlendirilemez. Devlet, Cübbeli’nin bu son çıkışıyla beraber şu an resmen yukarda bahsettiğimiz şekilde selefi cemaatleri tasfiye ederek Türkiye sahasını dış güçlerin işgaline uygun bir zemin haline getirmek ya da bunu yapmayıp Türkiye cihadçılara destek oluyor imajını güçlendirmek şeklinde bir ikilemle karşı karşıya bırakıldı. Bunu da Cübbeli Ahmet gibi tipler güya vatanseverlik adına yaptılar. Şunu herkes bilsin ki tasavvufçuların tarihi, tıpkı Rafizi ve Alevi-Batini kardeşleri gibi ihanetin tarihidir. Tasavvuf ehlinden, Şia’dan ve Batinilerden bir çoğu Moğol istilası döneminde işgalcilerle birlik olmuştur, o dönemin alimlerinin kitaplarını inceleyenler buna dair nakilleri görürler. Sonraki dönemlerde de buna benzer hadiseler yaşandı. Bugün tasavvufçular, laik kemalist rejimi benimsemedikleri için selefiler hakkında vatan haini tarzında propagandalar yapıyorlar ama asıl hainin kim olduğu işler kızıştığında anlaşılır. Evet gerçek selefiler bu düzeni tağuti yapısından dolayı desteklemezler, fakat hiçbir zaman da bunu bahane edip başka kafirlerin, Haçlıların ve benzerlerinin safına geçmeyecek kadar da vela-bera hassasiyetine sahiptirler. Müşrik sofi ve batinilerin ise hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da bir ölçüleri yoktur, maslahat adı altında her tür küfrü ve ihaneti işleyebilirler, devlet bunun farkındadır, toplum da yavaş yavaş farkına varmaya başlamıştır Vallahu a’lem…

Son olarak şunu da belirtelim: Bizler Gezenler'in İsmail Saymaz röportajındaki uslubunu eleştirirken mücerred bazı konulardaki hakkı ortaya koymasından dolayı eleştirmiyoruz. Bize göre yanlış zamanda yanlış kişiye karşı konuşmuştur bu ayrı bir konu, bir de velev ki böyle bir röportaj yapmış olsa bile hiç bir izah ve açıklama yapmadan, insanların kalplerine işleyecek herhangi bir beyanda bulunmadan, küfür dediği şeylerin illetlerini bile ortaya koymadan bodoslama "okul küfürdür" "askerlik küfürdür" tarzı düz cümleler kurmasının Rabbani uslupla bir alakası yoktur. Kuranda böyle bir uslup göremezsiniz. Lat ve Uzza'nın ismi sadece Necm suresinde bir ayette geçer, orada da uzun uzadıya bunların neden ilah olamayacağı akli delillerle anlatılır. Gezenler böyle o küfür bu küfür deyip kestirip atmak yerine kısa da olsa izah yapabilirdi, soruları muhatabına çevirebilirdi, putlarla dolu fuhuş yuvası okullar hakkında kendisinin ne düşündüğünü sorabilirdi, İsmail Saymaz'a hangi dinden olduğunu sorup, müslüman olduğunu söylediği takdirde İslamla demokrasiyi, laikliği nasıl bağdaştırdığı sorusunu kendisine yöneltebilirdi. Bu konuşmayı bu şekilde bir tebliğe dönüştürse belki de röportaj yayınlanmazdı ya da kırpılırdı. -Tabi böyle ferasetli bir yaklaşıma sahip olmak için ona uygun bir imana sahip olmak gerekir!- Şu anki haliyle tamamen İsmail Saymaz'ın sorduğu sorulara onun istediği tarzda cevaplar vermiş o kadar. Ayrıca "Türkler hiç bir zaman müslüman olmamıştır" ne demek? Tarihteki Türk devletlerinin içinde bazı bidatlar olması hepsinin küllü kafir olduğu manasına mı geliyor? Bir de görüyoruz ki Ebu Hanzalacılar da biz de böyle hakkı haykırıyoruz vs diyerek Gezenler'e bir nevi destek olmuşlar. Halbuki -bazen onun da siyasete aykırı hareketleri olsa da- genelde Ebu Hanzala'nın yaptığı çıkışlar Gezenler'e nazaran biraz daha altı dolu, kamuoyuna mesaj verici nitelikte olabiliyor. Gezenler'in açıklamaları ise tamamen Nebevi siyasete muhalif, kör gözüm parmağına tarzı  bir uslup içermektedir, hiç kimse boşu boşuna savunmaya kalkmasın. Bunun neticelerini hep beraber görürüz. Rabbim müslümanları korusun, bu batıl davetçilerine ise hidayet ve feraset ihsan eylesin amin.





Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: GÜNDEMDEKİ KONULARLA ALAKALI SORULAR VE CEVAPLARI!
« Yanıtla #1 : 02.10.2020, 01:19 »
Muhammed İdrisoğlu: Esselamu Aleykum ve rahmetullah.

Abdulhakim Hanif kardeşim!

Kendisini İslam'a nispet eden kimselerin ipi dışarda Soros beslemeli din düşmanı solcu ve hatta vatan haini damgasını yemiş kimselerin organize ettiği tv yada gazetelere çıkmaları, mağduriyetlerini bu gibi yerlere anlatmaları ne kadar tutarlı. Bir müslüman olarak bizler din adına yapılan bu davranışlar için ne diyebiliriz? Bu tarz çıkışları ile bu kimseler tamda düşmanların istediğini onlara vermiş ve yapılmak istenilen algı çalışmasının değirmenine su taşımış olmuyorlarmı? Fitne zamanında nasıl davranılması gerekir?

Kafirlerin kendi iç çekişmelerinde yada savaşlarında bizler batıla alet olmadan nerede hangi safta durmalıyız. Davanın ve davetin maslahatına uygunmu bu çıkışlar? Ayrıca bütün bu olup bitenlerin doğru olduğuna avamdan olan kişiler mi yoksa alim olan kişiler mi karar verecek?

Abdulhakim Hanif: Aleykumusselam ve rahmetullahi ve berekatuh. Bütün bunlar medyatik olma, şöhret olma gibi nefsani arzuların dinin ve dine dair maslahatların önüne geçtiğini göstermektedir. Can Dündar gibi hainlikle damgalanmış kişilerin ve benzerlerinin yayın yaptığı Artı Tv gibi Gezici, Sorosçu, LGBT’ci yayın organlarına ya da İsmail Saymaz gibi Kemalistlere röportaj vermek, İslama düşman olan kişi ve kuruluşlarla bu şekilde münasebetlere girmek, evvela vela-bera açısından sorunludur. Yani düne kadar Cübbeli Ahmet’i Fatih Altaylı türünden adamlarla program yapıyor diye kınarken şimdi bir nevi kınadıkları duruma düşme sözkonusu olmuş. Bunlar maslahat açısından da doğru işler değildir. Bugün birileri selefiler vatan hainidir, dış devletlerin ajanıdır, din düşmanlarının oyuncağıdır gibi propagandalar yaparken, tam da bu propagandalara uygun olacak şekilde İslam düşmanı birtakım yayın organlarına çıkmak, hadi bir gerekçeyle çıktın diyelim bu yayınları bir fırsata çevirmek yerine sadece karşı tarafın istediği malzemeyi vermek akıl karı bir iş değildir. Kafirlerin kendi iç çekişmelerinden yerine göre istifade edilebilir ya da bazen adalete, hakka daha yakın olan tarafa belli çerçeveler dahilinde destek olunabilir. Mesela Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sireti incelendiğinde müşrik Mecusilere karşı kitap ehli Rumların desteklendiği görülür. Burada ise İslam dahil yeryüzündeki bütün dinlere karşı olan birtakım çevrelerle aynı masaya oturarak tarikatçıların tenkid edilmesi sözkonusudur. Yani Ebu Haris Cübbeli’nin yaptığını tersten yapıyor! Bundan ancak din düşmanları, ateistler karlı çıkar. Onların eline “bakın işte bu dinciler kendi aralarında bile anlaşamıyor” şeklinde bir propaganda malzemesi verilmiş oluyor. Kimse kusura bakmasın İsmail Saymazlar, Nazım Alpmanlar bizim (!) Ebu Haris’i de, hatta Murat Gezenler’i de suya götürür, susuz getirir! İslami hareketler konusunda uzmanlaşmış, İslami hareketleri birçok İslamcıdan bile daha iyi tanıyan, deneyim ve birikim sahibi gazetecilerin karşısına çıkacak aynı oranda bir tecrübe ve birikim var mı ki sizde bunların karşısına çıkabiliyorsunuz? Şimdi buradan Ebu Haris’e diyorum ki: Ey Ebu Haris! İzmirin varoşlarında kitap kafe açarsın, duvara tesbihleri asarsın, mahallenin bıçkın delikanlılarını toplayıp onlara bir iki din iman vaazı verirsin, onlar da seni dinleyip tasdik ederler ama işte okumuş, yazmış, entellektüel birikimi olan kafirlerin karşısına çıkmak öyle basit bir iş değildir. Bunlar böyle senin gibi avamın karar vereceği ve yapacağı işler değildir, ancak gerçek manada ilim ehli olan ve dünyayı okuyan kimseler böyle riskli hamlelere karar verebilirler, aksi takdirde işte böyle basiretsizce ameller ortaya çıkar vesselam…

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: GÜNDEMDEKİ KONULARLA ALAKALI SORULAR VE CEVAPLARI!
« Yanıtla #2 : 02.10.2020, 15:16 »
Muhammed İdrisoğlu: Esselamu Aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh.

Abdulhakim Hanif kardeşim!

Ebu Haris'in Nazım Alpmanla yapmış olduğu söyleyişiyi bende biraz önce dinledim. İçerik olarak çok seviyesiz ve sorulan sorulara verilen cevapları çok alakasız buldum. Sende şayet dinlemişsen bu söyleşi hakkında ne düşünüyorsun?

Abdulhakim Hanif: Aleykumusselam ve rahmetullahi ve berekatuh. Artı tv’de yapılan sözkonusu röportajı meşguliyetlerimden ötürü ancak yeni dinleyebildim. Yukarda yazdıklarımı bu röportajdan sadece 2 dakikalık bir alıntıyı dinledikten sonra yazmıştım. Röportajın tamamını dinledikten sonra az bile yazmışız diye kanaat getirdim. Gerçekten dediğiniz gibi son derece seviyesiz bir konuşma olmuş. Zaten girişte Nazım Alpman’ın Ebu Haris’i “selefilerin lideri” olarak takdim etmesi başlı başına bir faciaydı. Selefi olarak bilinen gruplardan bir tanesinin lideri dense hadi neyse de Ebu Haris nereden “selefilerin lideri” oluyor ve aslında selefi bile olmayan bu kişi, selefileri temsil etme hakkını nerden alıyor? Hadi diyelim Alpman bilmiyor da öyle söylüyor, peki Ebu Haris’e ne oluyor ki hakikati teslim etme babından veya kendini öyle bile görse tevazu babından bile olsa müdahele etmiyor, bilakis bu etiketten gayet memnun gözüküyor? Öyle zannediyorum ki Ebu Haris’ten gerekli malzemeleri alabilmek için yılların gazetecisi böyle iltifatlarda bulunup muhatabını şişirdi, o da o gazla istenilen her şeyi konuştu, İslami kesimin içinden birisi olarak tarikatlarla alakalı sol kesime kullanılabilecek malzemeyi verdi! Ebu Haris’e “selefilik nedir” şeklinde aslında çok güzel bir soru yöneltti, fakat dikkat ettim Ebu Haris’in selefilik tanımında selefin kendisi yoktu! Kuran ve sünnete bağlılık, dinin saf halini yaşama mealinde bir şeyler söyledi lakin İslamı ilk üç hayırlı nesil olan selef-i salihinin anladığı şekilde anlamaktan bahsetmedi! Ya kendisi selefiliğin bu tanımını bilmiyor ya da bilse de –piyasadaki birçok selefsiz selefi gibi- selefe uymayı şart görmüyor, artık bilemiyoruz ama herhalükarda selefiliğin tanımının dahi düzgün yapılmadığı ilginç bir selefilik programı sözkonusuydu! Ebu Haris, tarikatlarla alakalı bir çok iddiadan bahsetti, beş karısı olan tarikat liderini anlattı. Biz kendisini buradan daha önce de uyarmıştık. Müşrik olan kişi ve kuruluşlar hakkında dahi birşey konuşurken iddialarını delile dayandırması ve gözüyle görmediği şeyler hakkında şahidi, delili yoksa konuşmaktan sakınması gerekir. Eğer böyle yapmayıp da duyduğu herşeyi naklediyorsa hadiste de geçtiği üzere “duyduğu her şeyi nakletmesi kişiye yalan olarak yeter”. Falanca şeyhe hasım olan falan kişi telefondan mesaj atarak, mail atarak, şahıs hakkında birtakım iddialarda bulunabilir. Bizim de kulağımıza böyle birçok iddialar geliyor. Biz tutup şeri bir şekilde araştırıp tahkik etmeden bunları yayınlarsak bunun vebali ağır olur, dini mesuliyetin dışında müslümanların iftiracılıkla damgalanması müslümanlar aleyhine de büyük leke getirir. Velhasıl, günlerdir üzerinde durduğumuz, içinde ilim ve hikmet namına birşey olmayan, toplumun ıslahına, topluma mesaj vermeye yönelik bir fayda barındırmayan konuşmalardan bir tanesi de Ebu Haris’in Artı Tv konuşmasıydı. Ebu Haris’in ilk defa televizyona çıktığı –ki bu onun belki yıllardır tasarladığı hayalidir!- bu program, kendisinin kariyerinde! önemli bir dönüm noktası teşkil etse de,  tevhid daveti açısından hiç bir faydasını görmeyeceğimizi düşündüğümüz bir olay olarak tarihe geçecektir Vallahu a’lem.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
4650 Gösterim
Son İleti 17.02.2019, 23:33
Gönderen: İbn Umer
31 Yanıt
19344 Gösterim
Son İleti 10.04.2018, 00:45
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3416 Gösterim
Son İleti 13.04.2016, 02:57
Gönderen: Uhey
3 Yanıt
4957 Gösterim
Son İleti 25.07.2016, 23:55
Gönderen: Tevhid Ehli