Darultawhid

Gönderen Konu: BEYHEKİ VE EL-ESMA VE’S SİFAT ADLI ESERİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 123 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1967
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0

Bismillahirrahmanirrahim,

Ebubekr el-Beyheki (v. 458), hadis ve fıkıh alimi olmasının yanı sıra Eşari mezhebine mensup bir kelam alimi olma vasfıyla da temayüz etmiş birisidir. İlimde ve fazilette üstünlükleri olması ve de kıymetli eserler bırakmış olmasının yanında maalesef Eşarilerin çokça tesiri altında kalmıştır. İbnu’l Mibred el-Hanbeli (v. 909) Eşari İbnu Asakir’e reddiye olarak yazdığı kitabında Beyheki’nin ismini alimler tarafından yerilen kelamcılara tabi olan kimseler arasında zikreder ve faziletli birisi olmakla beraber Eşari hakkında taassub gösteren birisi olduğunu ifade eder. (Mektebet’uş Şamile’de Cem’ul Cuyuş ve’d Desakir ala İbni Asakir adlı eserin yazmasından  nakledilmiştir. Şamile'de çıkan sayfa no: 149'dur.) O, bilhassa döneminin önde gelen Eşari kelamcılarından olan hocası İbnu Furek’in ve de diğer kelamcı hocalarının tesirinde kalmış ve tıpkı İbnu Furek gibi, hadis ehlinin metoduyla kelam ehlinin metodunu mezcetmeye çalışmıştır. Allahu Teala’nın isimleri ve sıfatları hakkında kaleme aldığı el-Esma ve’s Sifat adlı eserini de bu usulle yazmıştır. Sözkonusu kitabın bir çok yerinde bu hususa şahit olunabilir. O, hadisçi olduğu için halis kelamcılar gibi hareket etmemiş, lakin kelamcıların tesirinde kaldığı için halis hadis ehli gibi de meselelere yaklaşamamıştır. O yüzden Beyheki’nin görüşlerini halis Eşariler tasvip etmeyeceği gibi, hadis ehli de tasvip etmez. O; günümüz Eşarilerinin aksine el, yüz, göz, istiva gibi haberi sıfatların bir çoğunu kabul eder, lakin bazı yerlerde de bu tarz sıfatları selefe muhalif bir şekilde yani bir nevi içi boşaltılmış bir şekilde isbat eder! Mesela arş, kürsi, istiva gibi hususlarda sayfalarca hadis ve eser naklettikten sonra Eşari kelamcılarının bu haberlere getirdiği açıklamaları yorumsuz ve itirazsız bir şekilde nakletmeye başlar:

Mesela Ebu’l Hasen Ali et-Taberi gibi bazı Eşarilerin istiva hakkındaki görüşlerini zikretmektedir. Buna göre;

وَالْقَدِيمُ سُبْحَانَهُ عَالٍ عَلَى عَرْشِهِ لَا قَاعِدٌ وَلَا قَائِمٌ وَلَا مُمَاسٌّ وَلَا مُبَايَنٌ عَنِ الْعَرْشِ، يُرِيدُ بِهِ: مُبَايَنَةَ الذَّاتِ الَّتِي هِيَ بِمَعْنَى الِاعْتِزَالِ أَوِ التَّبَاعُدِ، لِأَنَّ الْمُمَاسَّةَ وَالْمُبَايَنَةَ الَّتِي هِيَ ضِدُّهَا، وَالْقِيَامُ وَالْقُعُودُ مِنْ أَوْصَافِ الْأَجْسَامِ، وَاللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَحَدٌ صَمَدٌ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ، فَلَا يَجُوزُ عَلَيْهِ مَا يَجُوزُ عَلَى الْأَجْسَامِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى.

“El-Kadim (Öncesi olmayan) Subhanehu, Arşın üzerine yükselmiştir. O ne oturmaktadır, ne kalkmaktadır, ne temas etmektedir ne de Arş’tan ayrıdır. (Beyheki diyor ki) O, bununla ayrılma ve uzaklaşma manasındaki zati ayrılığı kasdetmektedir. Zira, birbirlerinin zıddı olan temas ve ayrılık ve de ayakta durma ve oturma, cisimlerin vasıflarındandır. Allah Azze ve Celle, Tektir, Sameddir, doğurmamıştır, doğrulmamıştır, hiçbir şey de Ona denk olmamıştır. Şu halde cisimler için caiz olan şeyler Onun hakkında caiz olmaz. (Tebareke ve Teala)”

Beyheki, bunun ardından İbn Furek’in kavlini şöyle aktarmaktadır:

وَحَكَى الْأُسْتَاذُ أَبُو بَكْرِ بْنُ فُورَكٍ هَذِهِ الطَّرِيقَةَ عَنْ بَعْضِ أَصْحَابِنَا أَنَّهُ قَالَ: اسْتَوَى بِمَعْنَى: عَلَا، ثُمَّ قَالَ: وَلَا يُرِيدُ بِذَلِكَ عُلُوًّا بِالْمَسَافَةِ وَالتَّحَيُّزِ وَالْكَوْنِ فِي مَكَانٍ مُتَمَكِّنًا فِيهِ، وَلَكِنْ يُرِيدُ مَعْنَى قَوْلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ: {أَأَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ} [الملك: 16] أَيْ: مَنْ فَوْقَهَا عَلَى مَعْنَى نَفْيِ الْحَدِّ عَنْهُ، وَأَنَّهُ لَيْسَ مِمَّا يَحْوِيهِ طَبَقٌ أَوْ يُحِيطُ بِهِ قُطْرٌ، وَوُصِفَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى بِذَلِكَ بِطَرِيقَةِ الْخَبَرِ، فَلَا نَتَعَدَّى مَا وَرَدَ بِهِ الْخَبَرُ. قُلْتُ: وَهُوَ عَلَى هَذِهِ الطَّرِيقَةِ مِنْ صِفَاتِ الذَّاتِ، وَكَلِمَةُ ثُمَّ تَعَلَّقَتْ بِالْمُسْتَوى عَلَيْهِ، لَا بِالِاسْتِوَاءِ

“Üstad Ebubekr İbn Furek, bu görüşü bazı arkadaşlarımızdan nakletmiş ve şöyle dediklerini aktarmıştır: İstiva etti, yükseldi demektir. Sonra şöyle demiştir: Bununla mesafe, yer edinme, bir mekanda bulunma, orada yerleşme manasındaki bir yüksekliği kasdetmemektedir. Lakin o, Allah Azze ve Celle’nin ‘Gökte olanın (sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden) emin mi oldunuz?’ (Mülk: 16-17) manasını yani Ondan haddi/sınırı nefyetmek ve Onu herhangi bir tabakanın veya bölgenin içine almadığı manasında ‘Göğün üstünde olanın’ manasını kasdetmiştir. Allah Subhanehu ve Teala, haber vasıtasıyla bununla vasıflanır. Şu halde haberin geldiği şeklin ötesine geçmemek gerekir. (Beyheki diyor ki) Derim ki: bu anlayışa göre istiva, zati sıfatlardan olmaktadır.”

Bütün bunların –daha önce de açıklandığı üzere- seleften aslı olmayan kelamlar olduğu bellidir. Hatta Beyheki, bizzat kendisi Ebu’l Aliye’den istiva’nın irtifa yani yükselmek manasına geldiğini naklettikten sonra şöyle demektedir:

وَمُرَادُهُ بِذَلِكَ وَاللَّهُ أَعْلَمُ: ارْتِفَاعُ أَمْرِهِ، وَهُوَ بُخَارُ الْمَاءِ الَّذِي مِنْهُ وَقَعَ خَلْقُ السَّمَاءِ

“Bununla kasdı –Allah en doğrusunu bilir- Onun emrinin yükselmesidir ki bu da göğün yaratılışının kendisi vasıtasıyla gerçekleştiği suyun buharıdır!” (bkz. el-Esma ve’s Sifat, 2/309-311)

Yani Beyheki’ye göre {ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ} “Sonra göğe yükseldi” (Bakara: 29) ayetindeki istiva’dan maksad, Allah’ın emriyle kaynayıp buharlaşan suyun yükselip göğü meydana getirmesi imiş! Buna göre istiva eden Allah değil, su olmaktadır! Açık bir tahrif olan bu kavlin benzerini Kelbi-Ebu Salih-İbni Abbas senediyle –ki bu sened hadis alimleri nezdinde batıl olduğu belli olan bir seneddir!- İbni Abbas’tan nakletmektedir ki bunun Kelbi’nin uydurmalarından birisi olduğu bellidir. İbni Abbas, böyle şeylerden beridir. Kelbi’nin durumu hadis alimleri nezdinde bellidir. Bu husus daha önce geçmişti. Bizim gibi cahil avamların bildiği bu hakikati Beyheki’nin bilmemesi düşünülemez, buna rağmen bu tarz rivayetleri kitabına alabilmiştir. Allah’tan afiyet dileriz. Bunun dışında kelam sıfatı vb konularda da tamamen Eşariler gibi düşünmektedir. Onun hakkındaki geniş bilgi Ahmed bin Atiyye el-Gamidi’nin “el-Beyheki ve Mevkifuhu min’el İlahiyyat” adlı Arapça yayınlanmış doktora çalışmasında bulunmaktadır.

Kısacası Esma ve Sıfat ilmi –ki ilimlerin en şereflisidir- asla Beyheki’nin el-Esma ve’s Sıfat kitabından ve benzerlerinden öğrenilemez. Hatta denebilir ki bu kitap ve benzerleri sıradan hadis bilmeyen kelamcıların kitaplarından daha zararlıdır. Zira kelamcıların cehaleti zaten bellidir. Lakin Beyheki gibi hadis ilmine vakıf olan bir alimin hadislere yaptığı tahrifat daha zararlı ve tesiri daha büyüktür. Zaten günümüzde selef usulü ile kelamcıların yolunu bir arada götürmeye çalışan bir çok kimsenin hararetle Beyheki’nin kitabına sarıldıkları görülmektedir. Halbuki Beyheki’den önce Esma ve Sıfat konusunu ihtiva eden veya doğrudan bu konuyla alakalı birçok çalışma yapılmıştır ve bunların hiç birisinde Beyheki’nin yaptığı türden yorumlara raslanmaz. Mesela İmam Buhari’nin Halku Ef’al’il İbad, İmam Ahmed’in er-Reddu ale’l Cehmiyye eserleri gibi veya Lalekai’nin Sünne’sinde konuyla ilgili bablar gibi. Hatta çok az hata ihtiva etmekle beraber İbnu Huzeyme’nin “Tevhid”i ve İbnu Mendeh’in aynı isimli eseri Beyheki’nin kitabından daha hayırlıdır. Bu kitaplarda isim sıfat tevhidini öğrenmek isteyenler için yeterli malumat vardır ve Beyheki’nin kelamcılardan aldığı yorumlarla dolu kitabına ihtiyaç bırakmaz. Bunların hepsi Allah’a hamdolsun Türkçe’de mevcuttur. Beyheki’nin el-Esma ve’s Sıfat adlı kitabının ne bir öncesi, ne de bir sonrası bildiğimiz kadarıyla yoktur. Yani ondan önce de sonra da böyle bir kitap yazılmamıştır. Ondan önce hadis imamları sıfatlar konusunda böyle tevil ve tahriflerle dolu bir kitap yazmadıkları gibi, ondan sonra da Eşari kelamcıları iyice felsefeye dalıp Beyheki’nin tevillerini bile kabul edemez hale gelmişlerdir. O yüzden bugün hararetle isim ve sıfat tevhidinin Beyheki’den öğrenilmesi gerektiğini iddia edenler, neden 15 asırlık İslam literatüründe özellikle böyle fazla taraftarı olmayan bir eseri tercih ettiklerini izah etmek durumundadırlar. Yukarda belirttiğimiz gibi bu kitap günümüzdeki selefle halef arasında kalmış birtakım eski radikalleri saymazsak mevcut Eşarilerin  zihniyetine de uyan bir eser değildir. Bizim bu hususta söyleyeceklerimiz bu kadardır. Allah en doğrusunu bilendir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
5198 Gösterim
Son İleti 20.06.2015, 14:45
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5909 Gösterim
Son İleti 11.02.2017, 20:30
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
3265 Gösterim
Son İleti 27.05.2016, 17:43
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
5369 Gösterim
Son İleti 04.11.2016, 22:54
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
3626 Gösterim
Son İleti 03.03.2019, 06:25
Gönderen: Tevhide Davet