Darultawhid

Gönderen Konu: EBU MUSA EL-MEDENİ HAKKINDA YAZDIKLARIMIZ  (Okunma sayısı 281 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
EBU MUSA EL-MEDENİ HAKKINDA YAZDIKLARIMIZ
« : 05.01.2021, 22:21 »
Bismillahirrahmanirrahim. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıllarda "Ebu Musa el-Medeni" ismiyle bir anda ortaya çıkıp, sonra bir anda ortadan kaybolan bir sözde ilim talebesi vardı. Hakkında doğru dürüst kimsenin bilgi sahibi olmadığı bu kişi bir süre ifrat ve tefrit babında birtakım görüşler ortaya attıktan sonra hiç bir iz bırakmadan kayboluverdi. Bu şahıs gençlik heyecanıyla atıp tutarak sonra ilminin bu işlere yetmeyeceğini anlayıp piyasadan çekilen birisi miydi, birtakım şeytani odakların piyonu muydu nedir bilinmez. Lakin bilinen o ki Türkiye ve Azerbeycan gibi ülkelerdeki tevhide nisbet edilen çevrelerde çokça tahribat yaptı ve kendisi şu an ortalarda gözükmese de attığı fitnelerin tesiri halen devam etmektedir. Bu bakımdan sözkonusu şahsın popüler olduğu dönemlerde hakkında yazdığımız bazı yazıları tekrar neşretmeyi uygun gördük. Muvaffakiyet Allah'tandır.

Müminlere Selaam Olsun.
 Sizin anladiginiz ve açikladiginiz şekilde Tevessülü, Hadis "Alimi" kendisi Türk olan Ebu Musa El-Medeni sizleri ve sizin görüşte olanlari Tekfir ediyor,ve sizin gibi Tevessül konusunda düşünenleri müşrik kafirlerin ta kendileridir diyor...sizlere sormak istiyorum: Ebu Musa El-Medeni Muhaddis midir? Onun Akidesini biliyormusunuz?Ve onunla bu konuda yada her hangi bir konuda görüştünüz mü?
Cevabinizi bekliyoruz,sağolun,Teşekürler.Selamlar.

Bismillahirrahmanirrahim,

Bahsettiğiniz şahısla tanışmıyoruz, akidesi hakkında da ayrıntılı bir bilgimiz yoktur. Bu sebeble İslamına şahitlik etmemiz sözkonusu değildir. İlmi seviyesi hakkında da malumatımız yoktur. Sitesindeki bazı yazılardan anlaşıldığı kadarıyla her ne kadar hadis ve sünnet başta olmak üzere bazı ilimlerde araştırma yapmış olsa da ilimde derinleşmiş, tahkik ehli ve fıkıh sahibi birisi değildir. Bilakis her bidat davetçisinde olduğu gibi kendisine ait peşin hükümleri olan ve taassubla sahip olduğu bu fikirleri isbat edebilme adına her türlü yönteme başvurmayı mübah sayan bir zihniyet gözlemlemekteyiz. Böyle bir zihniyete sahip olan bir kimse Nasuh tevbe etmedikçe kolay kolay iflah olmaz. Bundan dolayı alimler açık küfrü olmayan bidat davetçileri hakkında dahi çok galiz konuşmuşlar; sıradan bidatçilerin rivayetlerini kabul ettikleri halde bidata çağıran kişilerden hadis almamışlar, bunların arkasında namaz kılınmayacağını belirtmişler ve genel olarak halkı bu tip kişilerden sakındırmışlardır.

Bahsettiğiniz Ebu Musa adlı şahısta da –Allah kendisine hidayet versin- bidat propagandacılarına ait bazı vasıfları görmekteyiz. Maide: 44 ile alakalı yazısı bunun göstergesidir. Bu yazıda bazı hususlarda Allahın indirdiğine muhalif hüküm veren İslam kadısı ile alakalı Ehli sünnetin iki görüşü olduğunu isbatlamaya çalışmış ve bu görüşlerden en sahih olanın (!) da rüşvet alarak şeriatın hükmünü terk eden hakimin kafir olacağı kavli olduğunu ileri sürmüştür. Onun iddiasına göre sahabe bu hususta ittifak halindedir, sonraki selef ise ihtilaf etmiştir! İbn Abbas gibi sahabelerden gelen kavillerin bir kısmını zayıf bahanesiyle reddedip sahih olduğu kesin olanları da uzak tevillerle tevil etmeye çalışmaktadır. Mesela İbn Abbas (ra)’ın Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen İslam hakimleriyle alakalı söylediği “Bu bir küfürdür, ancak Allahı, meleklerini, kitaplarını inkar edenin küfrü gibi değil” şeklinde sıhhati inkar edilmeyecek olan rivayeti “kişi bir hükmü değiştirip kafir olursa, onun küfrü Allah’ı inkar edenin küfrü kadar büyük değildir.” Şeklinde tevil etmiştir. Aslında bu tip açıklamalara tevilden ziyade tahrif demek daha evladır. Biz bütün bu iddialara Maide: 44 ile alakalı müstakil yazımızda cevap vermeye çalıştık. İddia edildiği gibi Ehli sünnetin bu hususta iki görüşü olmadığını, bilakis Ehli sünnet şeriatı değiştirerek şirk kanunlarıyla hükmeden hakimin küfründe nasıl icma ettiyse; şeriatı değiştirmeden nefsine uyarak Allahın hükmünü uygulamayı terk eden İslam kadısının da kafir olmadığı hususunda icma ettiklerini sarih delillerle açıklamıştık.

Bu verdiğimiz tek misal dahi bu zatın kendi batıl görüşünü destekleyebilmek adına gerçekleri nasıl ters yüz ettiğini göstermektedir. Bu sapma sırf cehaletten kaynaklanan bir şey olsa ilmin gelmesiyle düzelmesi mümkündür. Ancak gördüğümüz kadarıyla böyle bir cehalet sözkonusu değildir; bilakis bu şahıs konuyla alakalı sünnet imamlarının eserlerine ve görüşlerine vakıftır ve ona rağmen bu saptırma ve tahriflere gitmektedir. Bu da kendisinin ilmi noktada ne kadar güvenilir (!) olduğunu gösteren bir numunedir. Bu zatın ilmi noktadaki başka taassub ve peşin hükümlerini şimdilik zikretmeye gerek görmüyoruz. Akıl sahipleri için bir tek delil yeterlidir.

Şefaat meselesine gelince; Maide 44 gibi araştırmacı bir ilim talebesine gizli olmayan bir meselede bu kadar bariz tahrifat ve çarpıtmalara cüret eden bir kişinin aynı yöntemi şefaat meselesinde de tatbik etmesine şaşılmaz. Bu şahsın Arapça bir risalesinde kabrin başında şefaat istemenin şirk olduğunu, hatta bunu tekfir etmeyenlerin de müşrik olduğunu söylemektedir. Sitesinde de bu minvalde sözleri vardır. Bizi böyle irabta mahalli olmayan kişilerin sözleri esas itibariyle ilgilendirmemektedir. Bir kimsenin bazı ilmi eserlere vakıf olması, ilim talebesi olması, hadis ve sünnet ilimleriyle meşgul olması ayrı bir şey; içtihad ehliyetine sahip ve sözüne itibar edilir bir alim olması ayrı bir şeydir. Bu şekilde ehli sünnet menhecine sahip olmayan yarım hocaların kimi tekfir edip etmediklerinin bir önemi yoktur. Günümüzde herkes kendi şahsi reylerine göre birilerini tekfir etmekte veya tekfirinden geri durmaktadır. Akıllı insan cahillerin ve yarım alimlerin sözlerinin peşine düşmez, bilakis selef alimlerinin ve onların izindeki hayırlı haleften muhakkik alimlerin kavillerine itimad eder. Bu şahıs ve benzerleri, rabbani alimlerden Rasulun kabri başında şefaat isteyen kişinin ameli mücerred bir şirktir ve buna küfür demeyen de müşriktir manasına gelecek tek bir harf nakledemezler; bilakis daha önce naklettiğimiz üzere bunun zıddı olan bir çok kavil sözkonusudur. Alimlerden öte aslında Kitap ve Sünnetten de buna getirecekleri bir delil yoktur. Onlar ancak, Allahtan başkasına dua etmenin şirk oluşu ile alakalı genel delilleri zikretmekten başka bir şey yapamazlar, halbuki bizim üzerinde bulunduğumuz konu birçok tafsilatı olan muayyen bir meseledir ve hususi delil gerektirir. Böyle bir delil ise mevcut değildir. Hal böyle olduğu halde çoğu kimse sanki bu amelin şirk olduğu çok kati delillerle sabitmiş de biz sırf alimlerin sözleriyle bunu tahsis ediyormuşuz zannetmektedirler.

Ayrıca Ebu Musa ve benzerleri bu sözleriyle –iddia ettikleri gibi- sadece birtakım kabirperestleri ya da Eşari veya Maturidi ulemasını tekfir etmiş olmazlar. Rasulun kabri başında ondan şefaat ve dua talep etmeye dair rivayet ve görüşleri İbn Ebi Şeybe gibi selef muhaddisleri ve keza İbn Teymiyye’nin öğrencileri İbn Kesir, İbn Muflih ve yine Şeyhulislam İbn teymiye’nin kendilerinden övgüyle bahsettiği İbn Kudame ve Abdulkadir Geylani gibi selef itikadına mensup olan bazı müteahhirun uleması da zikretmiştir. Bu görüş ve rivayetler her ne kadar zayıf olsa da sahibinin tekfirine gerekçe olamaz. Eğer bunlar bu sayılan alimleri ve onları tekfir etmeyen diğer rabbani alimleri tekfir ediyorsa bu bütün İslam ümmetinin dalalet üzere birleştiğini iddia etmektir ki bu, bunun aksini ifade eden nassları yalanlamak manasına gelir. Bu iddiadaki bir kimsenin hiçbir sapıklığı olmasa bu ona yeter.

Vallahu a’lem. Velhamdulillahi rabbil alemin.

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: EBU MUSA EL-MEDENİ HAKKINDA YAZDIKLARIMIZ
« Yanıtla #1 : 05.01.2021, 22:26 »
Es-Selaamu Aleykum

Sayin Abdul Melik, 3 gun once Ebu Musa el Medeni'ye cok Normal Edebe Uygun Tewessul konusunda 2-3 soru sordum, cevap veremedi yada vermek istemedi Allahu E'alem,ve laakin kendisini cok dusuk seviyeye dusurup bana hakaret etmeye basladi,ondan boyle bir davranis hic beklememistim cunku onunla ilk kez konusuyordum ve Wallahi SOKK oldum...ve eger ona Ulema sozu Nakil edersen hemen sana:"ULEMALARA TAPIYORSUNUZ" diyor,sadece Ayet ve Hadis kabul ediyorum diyor ve konusma imkani yoktu,Allahul Musteaan.Sonra ben onu DARULTAVHID sitesine Dawet ettim ve ona dedim ki Tewessul konusu bu sitede acikitir buyur gel konusalim,ve iste onun son cevabi bizlere:Ebu Musa el Medeni'den ALINTI:" Subject   RE: Selaam...
Sender   ebumusa medeni Add contact
Recipient   xxx
Date   Tue:3.06.2014- 15:48


Sizin Darul Küfür sayfasına soru soracak kadar da kafir birisi değilim, elhamdulillah.

Her tarafın eserleri ortada. İlim dersen ehliilm sayfasına göz at bakalım, sizin anlıyamıyacağıniz çok şey olacaktır ...
Allah hidayet versin sizin gibi cehennemliklere ...

Selam hüdaya tâbî olanların üzerine olsun ...


Bismillahirrahmanirrahim,

Sövgü ve hakaret cevap vermekten aciz olan insanların yapacağı bir iştir. Biz şefaat meselesinin alimler nezdinde nasıl tartışıldığına dair nakillerin az bir kısmını astık, daha da asmaya devam edeceğiz inşaallah. Eğer bahsettiğiniz şahıs iddia ettiği gibi ilim ehli olan ve ilmin hakkını veren birisiyse sövüp sayacağı yerde meseleyi bütünüyle tahkik ederek ilmi cevap vermesi daha faydalı olur. Konuyla alakalı hiç bir nakli izah etmeden, hiç bir iddiaya cevap vermeden bu küfürdür, buna küfür demeyen de kafirdir diyerek mesele çözülmüş olmuyor. Bu insanlar Şeyhulislam İbn Teymiye gibi muhakkik alimlerin izinden gittiklerini iddia ediyorlarsa eğer; İbn Teymiye Rafızilere Minhac'us Sunne'de 9 ciltte cevap verdi, Hristiyanları 6 ciltlik "el-Cevab'us Sahih"te çürüttü, felsefecileri 10 ciltlik "Der'u Tearuz"da mahvetti. Allahın izniyle onların iddiaları karşısında hiç bir boşluk bırakmadı . O yüzden konuyla doğrudan alakası olmayan bazı nassları zikredip birtakım sloganlar savurarak ancak cahilleri ikna edersiniz; Allahtan hakkıyla korkan hiç kimse bu tür peşin hükümlere itibar etmez. Velhasıl meydan burası, kimin neye itirazı varsa cevap versin verebiliyorsa tabi... Vesselamu ala men'ittebea'l huda...

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: EBU MUSA EL-MEDENİ HAKKINDA YAZDIKLARIMIZ
« Yanıtla #2 : 09.01.2021, 22:36 »
İBRET!

Bismillahirrahmanirrahim,

Birkaç gün önce çeşitli sitelerde Muhammed Abdulvehhab ismiyle noktasız virgülsüz uzun yazılar asan malum kişi bu bölüme Ebu Musa Medeni’ye destek amacıyla bir mesaj attı. Okuyucuyu meşgul etmemek için bu şahsın yazısını yayınlamaya gerek duymuyoruz. Zaten bu kişinin bütün mesajlarının başı ve sonu aynıdır. Sadece ortasındaki bölümü güncel gelişmelere göre değiştirir. Bir de o sene kimin peşine takıldıysa onu öven şeyler yazar fakat 6 ay sonra bir bakarsınız ki aynı kişi hakkında kafir müşrik vs şeyler söyler. Şimdi de Ebu Musayla alakalı şunları yazmış:



✦ebu musa el-medeni afrika kıtasında yaşayan muvahhid bir Müslümandır, ehli ilim sahibidir, Allahu Teâlâ onu korusun onun yardımcısı olsun ondan razı olsun aynı bizim gibi sayfalarında son 1 senedir muayyen umum tekfiri esas alır, yani tevhidi esas alır ve kan bağından daha önemli olan ancak müminler kardeştir diyorum ve din kardeşimdir herkese ehli ilim sayfasını okumalarını tavsiye ediyorum ve ehli ilim sayfası asla şirk küfür içermez sayfası açıktır. zaten yakında inşallah tağutlara müşriklere saptırıcı müşriklere münafıklara büyük darbeler olacaktır ve münazaralar olacaktır. evet sizin bidat dediğiniz tekfir listesi dediğiniz tüm saptırıcı kafir müşrik alimleri şeyhleri imamları cemaatleri grupları kitalci cihatçıları hem muayyen hem umum tekfir etmektedir (…)
✦MUHAMMED ABDULVEHHAB
 
✦HİCRİ-13-SABAN-1435 ✦MİLADİ-11-05-2014


Şimdi bu şahıs Ebu Musayla alakalı yazdıklarının benzerini aylar önce Suriye’deki Cundul Hilafe grubunun sözcüsü Ebu Muhammed Ali hakkında yazıyordu. Ebu Ali kafir müşrik belamlara benzemezdi, yakında 100 tane tefsir eşliğinde ses kasetleri çıkacaktı, herkesi tekfir edecekti vs. Fakat şimdi Ebu Ali de kafir müşrik zındık vs oldu bakalım Ebu Musa muhabbeti ne zaman sona erecek?

Bu yazılanları ilim namına bir şeye sahip olmayan, daha yazı yazmaktan aciz tipleri kale aldığımızdan değil, bir ibret numunesi olarak astık. Çünkü her yeni çıkan kişiye tabi olma hastalığı günümüzde birçoklarının tutulduğu bir illettir. Bu tipler gördükleri her bayrağa selam dururlar, bir sabiteleri ve bir akideleri olmadığı için çok kısa süreler içersinde birbirine zıt akideleri benimseyebilirler. O gün kim popülerse, kimin sesi daha çok çıkıyorsa onun akidesine girerler. Tabi oldukları kişinin popülaritesi sönmeye başladığında da yavaş yavaş kabuk değiştirip günün adamı kimse onun safında yer alırlar. Girdikleri yeni davada da sebat etmezler tabi… Çünkü gaye gerçekten hidayeti aramak olsaydı gerçek manasıyla hakkı araştırırlar ve buldukları zaman da o haktan asla ödün vermezlerdi. Ama gaye şöhretlerin arkasına sığınıp kendi reklamını yapmak, egosunu tatmin etmek, kalabalıklara sığınarak maddi ve manevi destek almak gibi şeyler olunca tabi ki sürekli akide değiştirmek durumunda kalırlar. Bu sadece yukarda ismi geçen şahsın sorunu değil günümüzde kendisini İslama nisbet edenlerin genel hastalığıdır. Bakıyoruz dün Cemalettin Kaplan, Sadreddin Yüksel, Ziyaeddin el Kudsi vs’den beslenenler hatta Şia sempatizanı Hizbullah tabanından gelen bazı tipler 11 Eylül sürecinden sonra el Kaide muhibbi oluverdiler. Şimdi onun da modası geçti IŞİD çıktı. Dikkat edilirse bu saydığımız gruplar hepsi menhec ve akide bakımından birbirine zıt oluşumlardır ancak bu “her devrin adamı” tiplerin akide ve usul gibi bir dertleri olmadığı için yeni gelişmelere çok çabuk ayak uydurabilmektedirler. Bu çevrelerde en geçerli slogan ise “biz delile tabiyiz” sözüdür. Bukalemun gibi sürekli mezhep değiştirmelerini delil kimden yanaysa ona tabi olmakla gerekçelendirirler. Gerçekten hak arayışında oldukları için görüş değiştiren kimseler ise farklıdır. Bunların alameti, tıpkı Selman Farisi ve emsali gibi hakka yakın gördükleri yerde daha güzeli çıkana kadar sebat etmektir.

Tevhide nisbeten daha yakın gibi görünen bazı kesimler ise bir dönem Cundul hilafe’ye sarıldılar şimdi bakıyoruz bu yüzer gezer tiplerin yeni adresi Ebu Musa isminde tanımadıkları bilmedikleri birisidir. Ebu Musa ise sitesinden gördüğümüz kadarıyla belirli meselelerde kendisine göre bir yorumu, bir anlayışı olan birisidir. Şimdi Ebu Musa’yı dillerinden düşürmeyenler gerçekten Ebu Musa’nın usulune vakıf mıdırlar, neden onca hizip arasından onu tercih etmişlerdir? Bunların makul bir cevabı yoktur. Bu kimseler birtakım aslı olmayan ya da abartılmış şehir efsanelerinin ardına takılmaktan başka bir şey yapmazlar.

Biz günümüzün en alimi kimse ona tabi oluyoruz, diyenlerin ise bir çoğunda samimiyet göremiyoruz. Bu kimselerin derdi gerçekten bir alime tabi olup onun halkasında ilim tahsil etmek midir, yoksa kendilerini bir yere yaslayıp isimler üzerinden maddi ve manevi tatmine mi ulaşmaktır? Ayrıca bir insanın belli ilimlere sahip olması da tek başına bir ölçü olmaz. Bugün Suud belamları arasında bizden de Ebu Musa ve başkalarından da kat kat daha çok ilme sahip kişiler vardır.  Ancak öğrendikleriyle amel etmedikleri için o ilim onlara bir fayda sağlamamaktadır. Biz yukarda da belirttiğimiz gibi Ebu Musa’yı meseleleri hakkıyla fıkh eden, hakla batılın arasını ayırd edebilecek bir furkana sahip tahkik ehli birisi olarak görmüyoruz. Guneyman gibi Suudi belamları hakkında dahi net bir şey söyleyemeyen, günümüzde kendi tanıdığı alimler olduğunu iddia eden, bir çok kişi ve mesele hakkında yuvarlak sözlerle geçiştiren bir kimse hadis ilmine vakıf olsa ne olur olmasa ne olur? Bu şahıs Elbani’den veya Arnavut kardeşlerden daha iyi bir muhaddis değildir herhalde? Bu şahsın şeyhim, hocam dediği kişiler nerededir? Yeryüzünde bu kadar muvahhid (!) alim varsa bunlar ne iş yapmaktadır? Batıl ehline karşı nasıl bir mücadeleleri vardır?
 
Yeri gelmişken belirtelim ki bugün gerçekten kendisine tevhid yaftası veren kitle manen bitmiş durumdadır. Bugün artık fertleri ve cemaatleri değerlendirmenin ölçüsü kalabalıklar olmuş. Mesela birçok yerde darultavhid hakkında tek değerlendirme olarak “onlar kaç kişi ki, kimse onları kale almıyor” sözünü duymaktayız. İnsanları akidelerine göre değil sayılarına göre değerlendiren bir kimse İslam nezdinde bitmiştir, cahiliye halkının bir ferdi olmuştur. “yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar” (Enam: 116)

Kısacası bir davada sebat edip oranın halkasında yetişmeyen, sürekli kalabalıklar nereye meylediyorsa orada saf tutan bir kimseden hak olsun batıl olsun hiçbir davaya fayda gelmez. Bu bahsettiğimiz olgu aslında günümüzdeki kapitalist tüketim kültürünün değişik bir yansımasıdır. Burada tüketilen şey ise cemaatler, akideler, mezhepler vs’dir. Hak veya batıl her fikir dolaşıma çıkıp kısa sürede tüketildikten sonra yenisi tedavüle girmektedir. Aslında bu dinin oyun ve eğlence edinilmesinin farklı bir şekli hatta bizzat kendisidir. İnsanlara düşen vazife bu din maskeli tüketim çılgınlığından uzaklaşarak gerçek manasıyla kul olmak ve sanal alemde boş muhabbetlerle ömür tüketmek yerine tevhidi hakkıyla öğrenip amel etmektir. Elbette ki ilim, amel, davet ve sabırdan oluşan bu reçete birçok nefislere ağır gelecektir ancak Allaha yemin olsun ki kurtuluşun anahtarı budur, lakin insanların bir çoğu bundan gaflet içersinde ateşe doğru koşmaktadırlar. Rabbimizden bize hüsnü hatime ihsan ederek son nefeste iman üzere canımızı almasını diliyoruz. Amin. Velhamdulillahi rabbil alemin…

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: EBU MUSA EL-MEDENİ HAKKINDA YAZDIKLARIMIZ
« Yanıtla #3 : 11.01.2021, 22:12 »
Bismillahirrahmanirrahim,

Ebu Musa el-Medeni denilen şahıs bir süre önce sitesinde bir duyuru yaparak tağut devletlerin vatandaşı olmanın ve bu manaya gelen kimlik taşıma gibi fiillerin küfür olduğunu iddia etmiştir. Öncelikle bizler daha önce de açıkladığımız gibi Ebu Musa isimli bu şahsı ciddiye almıyor ve onu günümüzdeki cehennem davetçilerinden birisi olarak görüyoruz. Çünkü her cehennem davetçisi gibi o da hadiste ifade edildiği gibi bizim ve müslüman atalarımızın yani selefi salihinin duymadığı sözleri söyleyen bir bidat ve dalalet davetçisidir. Kendisine selefi süsü verse de asla selefi rehber edinmemektedir. Çok sıkıştığı zaman “alimleri rabb edinmeyiz” sözünün arkasına sığınarak alimlere tan etmekte ve alimlerin tesbit edemediği nice hakikatleri (!) kendisinin tesbit ettiğini ima etmektedir. Daha önce sitemizde işlediğimiz Şefaat, Maide: 44, haram evliliklere küfür demesi gibi nice meselede yazdıkları bunun şahididir. Aslında bu gibi kimseler hak bir söz olan “alimleri rabb edinmeyelim” sözüyle batılı kasdetmektedirler; bu surette insanlar alimleri rabb edinmekten (!) kurtulup bu cahilleri rabb edinecek ve onların hevasına tabi olacaktır. Müslüman ise sadece Allaha kulluk eder ve Kuranda  “zikr ehli” ve “emir sahipleri” olarak vasfedilen alimlere de bizzat Allaha kulluğun gereği olarak itaat eder. Ayrıca daha önce de beyan ettiğimiz gibi bu şahıs içtihad ehliyetine sahip birisi değildir, dolayısıyla alim sıfatına sahip değildir. Bundan dolayı bu sıfata sahip olmayan herkes gibi bizlerin de onun da din hakkında –alimlerden nakil yapmanın ötesinde- görüş beyan etme ehliyeti yoktur. Her kim bunu yaparsa ortaya attığı görüşü yüzüne çalınır. Bazı hadis kitapları okuyup birtakım hadis senetleri elde etmiş olması kişinin fakih olduğunu göstermez. Zira Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


نَضَّرَ اللَّهُ امْرَأً سَمِعَ مِنَّا حَدِيثًا، فَحَفِظَهُ حَتَّى يُبَلِّغَهُ، فَرُبَّ حَامِلِ فِقْهٍ إِلَى مَنْ هُوَ أَفْقَهُ مِنْهُ، وَرُبَّ حَامِلِ فِقْهٍ لَيْسَ بِفَقِيهٍ

“Allah benden bir hadis işitip de onu ezberleyen ve başkalarına ulaştıran kişinin yüzünü ağartsın. Zira nice kimse vardır ki kendisinden daha fakih olan kimselere fıkhı naklederler. Nice fıkıh taşıyan vardır ki fakih değildir” (Ebu Davud, no: 3660 ve diğerleri rivayet etmiştir.)

Kimlik meselesine gelince; biz daha önce bu konuda kısa bir açıklama yapmıştık. Şu an diyeceklerimiz de bundan farklı değildir. Bizim yıllardır hakkında araştırma ve tefekkür içerisinde olduğumuz vatandaşlık mevzusuyla alakalı Medeni denilen şahsın yazdıkları arasında yeni bir şey olmadığı gibi delil olabilecek bir şeye de raslamadık. Sadece tağutun anayasasından çeşitli nakiller yaparak ve de bu kanun maddelerini şeri delillerden kendisinin çıkarttığı şahsi yorumlarla açıklayarak görüşünü isbatlamaya çalışmaktadır. Halbuki Vatandaşlığın ve de bunun alameti olan kimlik vs şeylerin küfür olabilmesi için vatandaşlık kavramının muhtevasının küfürden başka bir hiçbir manaya gelmemesi gerekir. Yani kişinin kimlik taşıması ve vatandaş olduğunu tasdik edici diğer amelleri yapması, ancak bunun kanunları kabul etmekten ve tağuta iman etmekten başka hiçbir manaya gelme ihtimali olmayan kesin bir fiil olması halinde küfür olur. Biz ise bugüne kadar ne şeri açıdan ne de prosedür açısından buna delalet eden net bir bilgiye raslamış değiliz. Tekfir hükmü böyle ihtimalli, zanni, kapalı fiillerle sabit olmaz. Devlet vatandaşlarına seçme seçilme hakkı tanımış veya askerlik mecburiyeti getirmiş veyahut da vatandaş olan kişi tağutun yaptığı Türklük tanımını kabul etmiştir gibi yuvarlak sözlerle küfür hükmü sabit olmaz. Kişilerin fiillerini yorumlayarak veya senin yaptığın fiilin neticesi şuraya varır gibi sözlerle yani kısacası mezhebin lazımıyla, sözün mealiyle tekfir etmek Ehli sünnetin yolu değildir. Ehli sünnet ancak açık, net bir şekilde tağutun hükmünü onayladığı ortaya çıkan kişileri tekfir eder.

Kısacası Ebu Musa’nın kimlik taşımanın küfür olduğuna dair ortaya attığı iddialar şeri bir dayanaktan ve delilden mahrumdur. Bu şahıs ve benzerleri bu tür konularda samimi olmadıkları gibi bir çok çelişkiler içersindedirler. Mesela bu şahıs küfür anlaşması ihtiva eden wordpress adlı site üzerinden şu anki sitesini açmış ve bizden ayrılmış olan birtakım mürtedlerin uyarısıyla sonradan sözkonusu anlaşmaya reddiye (!) yapmıştır. Böyle gaflet içersinde bulunan, kalın ciltlerle kitap yazdığı muhakeme konusunun nerelerde karşısına çıkacağını dahi fıkhedemeyen, site açarken fıkhını düşünmeyen, araştırmayan; akidesini ilgilendiren hayati birtakım meseleleri bile cahillerden öğrenen, bundan dolayı da cahilce fıkıhlarla amel eden birisi ilim ehli olduğunu iddia etse neye yarar ki? Amel edilmeyen bir ilmin ne kıymeti vardır? Şimdi sözkonusu sitenin anlaşma şartları olduğu gibi devam ettiği halde, İslama uygun yeni bir anlaşma yapılmadığı halde reddiye yazmak nasıl küfrü iptal edebilir? Güya hadis alimi olan bu kişi hadis ve fıkıh kitaplarından akitlerle, anlaşmalarla, şartlarla alakalı babları hiç mi okumamıştır? Aynı metodla –vatandaşlığın bütün prosedürü devam ettiği halde- devlete reddiye yazsa kimlik kullanılabilir mi? Böyle batıl bir fıkıh olur mu?

Ayrıca bu şahıs darul harp ahalisine nasıl muamele edileceğinden dahi habersizdir. Sitede kendisine selam veren herkese kardeş diye hitap edip selamını almaktadır. Guneyman gibi Suudi belamları hakkında dahi kafası karışıktır net bir şey söyleyememektedir. (Ebu Musa’nın hakkında net bir şey söyleyemediği Guneyman’ın nasıl bir akideye sahip olduğunu çok yakında açıklayacağız inşallah) Bu verdiğimiz misallerden açıkça görülüyor ki bu şahıs güncel itikadi meselelerin çoğunu piyasadaki tartışmalardan öğrenmiş ve bunların pratik hayatta nasıl uygulanacağından dahi habersizdir. Bu acemilikleri ya cehaletinden ya da nifakından dolayı yapmaktadır. Eğer nifak ve zındıklıktan dolayı yapıyorsa kişinin inanmadığı bir şeyi taklit etmeye çalışırken böyle eline yüzüne bulaştırması tabiidir. Önce şefaat, Maide: 44 gibi meseleleri kurcalayan bu kişi şimdi de bunların yerine avam nezdinde daha çok prim yapabilecek bir mevzu olan kimlik meselesine dalmıştır. Bunlarla ne hedeflediğini bilemiyoruz ancak farkında olarak ya da olmayarak insi ve cinni şeytanlara hizmet ettiği kesindir. Bir de kimlik meselesinde avamın gözünü boyamak amacıyla oldukça süslü, cerbezeli ve cahilleri şüpheye düşürecek, tahrik edecek söylemlerle dolu ancak hakikatte içi boş bir risale neşretmiştir. Herkesi bu adam ve benzerlerinin süslü sloganik söylemlerine aldırmamaları noktasında uyarmak istiyoruz. Allahın rızasını kazanmak isteyen herkes meseleleri ilmi usullerle tahkik etsin, seleften bir kaynağı olmayan ve Ebu Musa gibi alim olmadığı halde alim taklidi yapan yarım hocaların şahsi içtihadlarından ibaret olan görüşlere itibar etmesin, cahillerin sözlerine aldırış etmesin, mahalle baskısına boyun eğmesin. Çünkü bu, Allahın dinidir ve Allahın dini hakkında ve bilhassa da iman küfür meseleleri hakkında söz söylemek Allah katında ciddi mesuliyet gerektiren bir iştir. Cehennem ateşinden korkanlar rasgele bir takım amellere küfürdür veya değildir gibi hükümler verip Allah hakkında ilimsizce konuşmaktan korksunlar.


وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَذَا حَلَالٌ وَهَذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ

“Diliniz yalana alışmış olduğu için ve de Allaha yalan yere iftirada bulunmak amacıyla şu haramdır, şu helaldir demeyin. Zira Allaha yalan yere iftira atanlar asla iflah olmazlar” (Nahl: 116)

Haram helal meselelerinde dahi ilimsizce konuşmak bu kadar şiddetli nehyedilmişken iman küfür meseleleri hakkında konuşanların durumu ne olur, her akıl sahibi düşünsün. Böyle alakasız meselelerde alelacele küfür hükmü yapıştıran, hatta bizzat alimlerin eserlerinde küfür olmadığı açıkça beyan edilen meselelerde dahi binbir tane teville küfür hükmünü veren bu sapık, yeni bir mesele olan kimlik taşımaya küfür demekte geç bile kalmıştır. Bütün akideleri yorumla, sözün lazımıyla tekfir etme üzerine bina edilmiş bu tipler kimlik taşımaya, kırmızı ışıkta geçmeye hatta devletin kaldırımında yürümeye küfür demiyorlarsa bu kendi çelişki ve tutarsızlıklarıdır. Bu kimseler meseleleri kelam meclislerinde akıl yürüterek selefe müracaat etmeden tartışmaya devam ettikleri müddetçe böyle ifrat ve tefrit arasında görüş beyan etmeye devam ederler. Bu kelamcılardan kimileri açık küfür olan meselelerde bile duraksarken kimileri de zorlama yorumlarla küfür olmayan şeylere küfür hükmü vermektedirler. İnsanlar kendi hevalarını ve ifsat olmuş akıllarını bir kenara bırakıp hakkıyla selefe ittiba etmedikleri müddetçe böyle gitgeller yaşamaktan ve fasit tartışmalardan kurtulamazlar. Bundan kurtulmanın yolu cedeli terk etmek ve selefin konuşmadığı hiçbir meseleye dalmamak, güncel meselelerde de eğer dinin aslını bozan açık bir meseleyse reddetmek, kapalılık arzeden meseleyse ve seleften bir benzeri bulunamıyorsa hükmünü Allaha havale etmektir. Bu türden meselelerde asla cahillerin içtihad etmeye kalkışmaması gerekir. Vallahu’l Mustean.

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: EBU MUSA EL-MEDENİ HAKKINDA YAZDIKLARIMIZ
« Yanıtla #4 : 11.01.2021, 22:16 »
Selamun Aleyküm..Abdullah guneyman hakkındaki sorumun cevabında  Bin baz,useymin,elbani gibi suud tağutların belamlarından olduğu zannım kesinlik kazanmıştır..

Peki el musa el Medini hakkında şöyle demişsiniz:

''Ebu Musa’yı meseleleri hakkıyla fıkh eden, hakla batılın arasını ayırd edebilecek bir furkana sahip tahkik ehli birisi olarak görmüyoruz. Guneyman gibi Suudi belamları hakkında dahi net bir şey söyleyemeyen, günümüzde kendi tanıdığı alimler olduğunu iddia eden, bir çok kişi ve mesele hakkında yuvarlak sözlerle geçiştiren bir kimse hadis ilmine vakıf olsa ne olur olmasa ne olur? Bu şahıs Elbani’den veya Arnavut kardeşlerden daha iyi bir muhaddis değildir herhalde? Bu şahsın şeyhim, hocam dediği kişiler nerededir? Yeryüzünde bu kadar muvahhid (!) alim varsa bunlar ne iş yapmaktadır? Batıl ehline karşı nasıl bir mücadeleleri vardır?''

Biz burada isimlerini zikrettiğiniz kimseleri hadisçi görmediğimiz gibi,ilimlerine itibar edilecek muteber olan kişi olarak da görmüyoruz..Fakat Ebu Musa el-Medeni hakkında  ''Guneyman gibi Suudi belamları hakkında dahi net bir şey söyleyemeyen.' demişsiniz.. Bu konuyu biraz daha açarmısınız,Gunayman belamı hakkında ne söylememiş ? bundan kasıt onu  tekfir mi etmemiş

Bismillahirrahmanirrahim.

Bizler esasında kişiler üzerinde konuşmayı çok da fazla istemiyoruz ama madem ki sordunuz hem sorunuza cevap olması için hem de bu vesileyle birtakım uyarı ve hatırlatmalarda bulunmak amacıyla bu yazıyı kaleme alıyoruz. Şimdi Ebu Musa isimli şahıs kendisine ait sitenin okuyucu yorumlarına ayrılmış bir bölümünde bir soruya cevaben şunları yazmaktadır:


Alıntı
Anonim | 29 Nisan 2013, 18:21

selamun aleykum abu musa hocam sitenizdeki bilgilerden çok istifade ediyorum Allah razı olsun.çok ciddi bir boşluğu dolduruyor elhamdulillah.Allah subhanehu ve teala yardımcınız olsun.bundan sonra hocam;türkiye de üzülerek söylüyorum güncel itikad meseleler (mahkeme,askerlik,oy,memurluk,cihad ahkamı,okul vs…) hakkında maalesef konuşan bir alim yok.birkaç tanesi var denilsede da onlar da işine gelince malı hapisi ikrah görüyor olmadık tevillere sarılıyor,mezheb taassubuna sarılıyor;ilim talebeleride müçtehid kesilip bazı meslelerde çuvallayıp fitneye sebeb oluyor.,ve gerek gruplar arasında gerekse internette ortamında müthiş bir kargaşa var.bunun sebebi en başta ilimsizlik hocam.bu konuya girmemin sebebi davet yaparken insanların hep bu şahıslara ve tevillere sığınması.bu yüzden vahdet sağlanamıyor.sizden ricam hocam kendi akidenizi, arap aleminde ki hocaların(mesele sulayman bin ulvan,nasr bin fahd,ebu davud abdulvedud,ğuneyman vs..) bu meselelerdeki akidelerini bize delilleriyle açıklamanız.türkiyede ki şirklerden korunmanın tek yolu bu olsa gerek hocam.maşallah hakimiyet meselesinde ki yazınız için.hocam aynı şekilde diğer meselelerde de yaszarsınız çok mutlu olacağız.selamun aleykum ve rahmetullah.

ibrahim | 29 Nisan 2013, 18:23

hocam bu arada ismim ibrahim selamun aleykum ve rahmetullah.

ebumusa | 30 Nisan 2013, 15:04

We Aleykumusselam We rahmetullahi we berekatuhu İbrahim kardeşim.
Alah senden de razı olsun.
Zikrettiklerini okudum. Ümmetin bir çok konuda yanılgıya düşerek haktan uzaklaşmalarından bahsediyorsun.
Evet, zikrettiğin gibi askerlik vb. meselelerde bir çok kişi yanılgıya düşmüştür. Haktan uzaklaşmışlardır.
İnşallah ben de yeri geldiğince bu meselelerden bahsetmeye çalışacağım.
Muasır alimlerden bahsetmemi istemişsiniz.
Malesef muasır alimler hakkına pek konuşmak istemem. Çünkü onlar çok karışık sözler söylemekteler.
Misal olarak Guneyman’nın bir meselede bir den fazla sözleri mevcuttur. Hata ettiği ve haktan saptığı meselelerde ona reddiye verenler de olmuştur.
Yine muasırlardan bir çoğunun batıl ehli olmaları, hatta kendileri ilmi yönden allame bile olsalar, inanç olarak dini bir kenara atmaları, muasırlar hakkında genelde benim susması gerektiriyor.
Çünkü muasır alimleri tanımak da zordur. Bu gün iyi iken, yarın sapabilir. Bu nedenle onlar hakkında hüsnü zan beslediklerim hakkında bile susmayı daha doğru görüyorum.
Bizim gibi inanan alimler de mevcuttur. Elhamdulillah. Çok olmasalar da, çoğunun adı duyulmasa da mevcuttur.
Ama şimdilik onlardan bahsetmenin, isimlerini yaymanın gerekli olduğunu düşünmüyorum.
Belli kişilerden bahsetmek belli zamanlarda faydadan daha fazla zarar getirebilir.
Şu anda bizler içinde önemli olanı: Muasırları bırakıp, eski alimlerin eserlerini okumaktır.
Eski alimlerde derken, ilk 300 yılda yaşayan ulemanın eserlerini kasd ediyorum. İster itikad babında olsun, ister fıkhi babda olsun.
Güncel meselelere gelince, muasırların bu meseleleri çok karıştırdığından dolayı, her hangi birisinin eserlerinden istifade edilmesini kardeşlerime tavsiye etmekte güçlük çekiyorum.
Bu dediğimi anlayıp düşünürseniz, neden muasırlardan bahsetmediğimi anlamış olursunuz inşallah.
Bu konuda bizler muasırlardan delilli konuşanların sözlerini alırız. Delilsiz olanların sözlerini ise terk ederiz.
Allah beni ve seni muvaffak kılsın.
Muasırların düştüğü tassaub ve hamiyye hastalıklarından bizleri uzak tutsun.
En önemliside: Allah adına hiç kimseden korkmamaktır.
Umarım bizler Allah adına hiç kimseden korkmayanlardan oluruz.
Wesselamu Aleykum
Kardeşin: Ebu Musa


Faruq | 16 Nisan 2013, 15:32

Assalamu alaikum wa rahmatullahi wa barakatuhu,
benim bir tavsiyem vardi, Eşari Mezhebine karsi bir reddiye tercüme edebilirmisiniz, veya yazabilirmisiniz? Cok büyük bir faydasi olur, in shaa Allah. Ebul Hasan el-Eşari’nin hayati, ilk zamaninda Kullabi olusu, Mutazili olusu, sonra Eşari ve en son da Imam Ahmet ibn Hanbal’in I’tikadini kabul edigi ve Eşari görüslerinin bir cogunu tevbe etmesi gibi, Eşari’lerin I’tikadi, Eşari ve Ehli Sünnet’in I’tikad ayriligi. Yani bir kapsamli bir reddiyye türkce dilde cikartabilseniz, cok büyük bir fayda olur, in shaa Allah.
Bildigime göre Shaikh Safar al-Hawali’den bir reddiyesi olmali gerek, ismi “Minhaj al-Ash’aira”. Duydugma göre iyimis.
Fi amanillah.
Wa alaikum salam wa rahmatullahi wa barakatuh

ebumusa | 16 Nisan 2013, 17:55
 
We Aleykumusselam We rahmetullahi we berekatuhu kardeş.
Çabalarınız için Allah sizden razı olsun.
Tavsiyenizi hatırlıyorum.
Bu konuda çok düşündüm. Ama hala her hangi bir eserin çevirisine başlamadım.
Bir tek Kadiri itikadını tercüme ettim. Onuda bu sitede yayınlı olduğundan okumuşsunuzdur sanırım.
Şeyh Sefer’in kitabı ise ilk yazıldığında iyi idi. Yani gerçekten seviyeli bir eser idi. İyi bir şekilde araştırılmış idi.
Yalnız ondan sonra, onun eserinden çok daha fazla kapsamlı risaleler çıktı.
Bu demek değildir ki Şeyh Sefer’in ilmi az. Hayır. Halbuki diğer araştırmacılar onun eserindeki eksiklikleride tamamlıyarak daha kapsamlı eserler yazdılar.
Yalnız ben muasırların yazdıkları eserleri çevirme taraftarı değilim. Eski ulemanın eserleri daha kapsamlıdır.
İnşallah eğer vaktim olursa, bu eserlerden bazılarını çevirmeye çalışacağım.
Ama şu anda bu çevirilerden daha önemli meseleler olduğunu görüyorum.
Malesef sofilerin ve Murcielerin şüpheleri piyasada dolaşıyor. Onların şüphelerini ve eserlerini yıkmak daha önemlidir.
Bu iki sapık fırka, heleki Murcieler yeni türediği için, bunlara eskiden mustakil risaleler kaleme alınmamıştır. Bu nedenle ben kendim toparlıyorum.
Murcielerin yeni türemesinden kasd ettiğim, Hakimiyyeti inkar eden Murcielerdir. Sözüm yanlış anlaşılmasın.
Yalnız inşallah eğer boşalırsam, isteğini yerine getirmeye çalışacağım inşallah.
Wesselamu Aleykum we rahmettullah

Daha önce de çeşitli vesilelerle bahsettiğimiz gibi bir kimsede Arapça ve usule dair alet ilimleri olması ve hadis, fıkıh gibi sahalarda belli metinleri mütalaa etmiş olması o kimsenin iman küfür meselelerini hakkıyla fıkhetmesini gerektirmemektedir. Ebu Musa isimli şahıs gördüğümüz kadarıyla belli ilimlerin haricinde iman küfür meseleleri başta olmak üzere tevhidi konulara henüz yeni yeni girmektedir ve acemilikten dolayı bir çok meseleyi eline yüzüne bulaştırmıştır. Bu tip kişiler toy sayılırlar ve bir çok meseleyi henüz fıkhetmiş değillerdir. Tevhid akidesine dair dillerinde olan şeyler amellerine sirayet etmemiştir. Yukardaki diyalogta rahatça görülebileceği üzere bu kişi internet ortamında kendisine selam veren, kardeş diyen herkese müslüman muamelesi yapmaktadır. Muasır alimler vs konulardaki yazdıklarını da okuyunca bu şahsın tekfir ahkamından ve küfür diyarında tevhidine net olarak şahitlik edilmeyen bir kimseye müslüman muamelesi yapılmayacağından bihaber olduğu ortaya çıkmaktadır. Görüldüğü üzere Guneyman, Sefer Havali gibi muasır belamlar hakkında bir şeyler gevelese de şeri anlamda net bir fikre sahip değildir veyahut da küfürlerini bildiği halde onlar hakkındaki gerçeği söylemekten çekinmektedir. Doğrusunu Allah bilir. Halbuki tevhidi hakkıyla idrak etmiş olan bir kimse kendisine muasır alimler hakkında soran kimseye vereceği cevap şu olmalı idi:

“Bizler ahirzamanda İslam’ın garipliğinin gitgide şiddetlendiği bir dönemde yaşıyoruz, bu devirde avam, yoldan saptığı gibi alim geçinenler de sapmışlar ve tıpkı hadiste haber verildiği gibi Allah alimlerin canlarını almıştır. Halk da birtakım cahilleri kendilerine başkan edinmişler ve onlar da ilimsizce fetva vererek hem kendileri sapmış, hem de başkalarını saptırmıştır. Elbette ki Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haber verdiği gibi sürekli hakk üzere sebat eden bir taife kıyamete kadar var olacaktır. Ancak bunları asla kalabalıkların arasında aramayın. Şu ahirzaman diliminde hakkı söyleyen bir alim etrafında büyük halkalar teşekkül edeceğini, çokça taraftarları olacağı vehmine kapılmayın. Çünkü insanların büyük çoğunluğunun dinden yüzçevirdiği bu dönemde insanların çoğu hakkı söyleyene destek olmak bir yana tıpkı peygamberlere yaptıkları gibi onu taşa tutarlar ve yurtlarından çıkartırlar. O yüzden sizler bu bahsettiğiniz türden muasır belamların etiketlerine ve etraflarındaki kalabalıklara veyahut da dillerindeki birtakım hak sözlere aldanmayın. Ağacın köküne yani tevhide sarılın, o şekilde ölüme hazırlık yapın”

Ayrıca sözlerin sonunda söylediği ilk 300 senedeki alimlerin eserlerini okumayı tavsiye etmesine dikkat etmek lazım. Selef alimlerini tavsiye etmesinde bir problem yoktur, ancak müşkilat okunacak eserleri selefin kitaplarıyla sınırlandırmaktan doğmaktadır. Eski alimler derken sadece selef alimlerini kasdetmekte ve bu tanıma göre seleften sonraki herkes bir nevi ihtiyatlı olunması gereken muasırlar statüsünde olmaktadır. Bunu selef akidesine sahip olmayan Eşari, Sofi vb itikadlara sahip kişiler hakkında dediyse bu elbetteki doğrudur. Ancak bu şahsın diğer bazı konulardaki yaklaşımlarını da göz önünde bulundurduğumuzda onun da son dönemlerde gittikçe yayılan “halefsiz selefilik” anlayışına yakın olduğu hatta bu yeni palazlanan ekolun Türkçedeki naşirliğine giriştiği görülmektedir. Bunların iddiasına göre selef döneminden sonra herkes sapmıştır ve hatta İbn Teymiye, İbn Abdilberr, Necd Uleması gibi selefi alimlere dahi ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Halbuki Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) Taifet’ul Mansura’nın kıyamete kadar var olacağını beyan etmektedir. Bu bakımdan seleften sonra ümmetin bütünüyle saptığını ve ehli sünnet akidesinin müdafii olan alimlerin bile tam meseleleri tahkik edemediğini ima eden bütün anlayışlar batıldır ve ümmetin sapıklık üzere ittifak etmeyeceğini beyan eden nasslara terstir. Selef akidesini temsil eden alimler mutlaka halef döneminde de var olmuştur, halefsiz bir selef anlayışı olmaz. Bizler selef alimlerini de hakkıyla ancak İbn Teymiye gibi muhakkiklerin yol göstermesiyle anlarız. Öyle anlaşılıyor ki bu tip kişilikler selefle bizim aramızda köprü teşkil eden bu alimler arasındaki bağları kah eserleri tahrif edildi bahanesiyle, kah halef uleması oldukları bahanesiyle kopartarak nassları ve de selefin kavillerini kendi fasit reyleriyle yorumlamak istiyorlar, bu ahirzaman davetçilerinin kelamlarına karşı dikkatli olmak icab eder ta ki ateşten korunabilelim. Bu hususta söylenecek belki daha çok şey vardır ama şimdilik akıl sahipleri için bu kadarını yeterli görüyoruz. Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi rabb’il alemin.

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
4 Yanıt
5344 Gösterim
Son İleti 28.10.2020, 23:26
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
1 Yanıt
5366 Gösterim
Son İleti 25.02.2020, 01:10
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
8 Yanıt
3642 Gösterim
Son İleti 04.02.2019, 23:45
Gönderen: Tevhide Davet
10 Yanıt
2409 Gösterim
Son İleti 07.02.2020, 00:15
Gönderen: Uhey
4 Yanıt
285 Gösterim
Son İleti 03.11.2020, 21:19
Gönderen: Tevhid Ehli