Darultawhid

Gönderen Konu: AKIL KAVRAMI VE AKLI KULLANMAMANIN SONUÇLARI  (Okunma sayısı 124 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 33
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Bismillahirrahmanirrahim

Süfyân bin Uyeyne (Rahimehullah) dedi ki:

“Akıllı kişi, Hayrı ve şerri bilen değil; hayrı gördüğünde ona tabi olan şerri gördüğünde ise ondan sakınandır.” (Şuabu'l-İmân, 4342)

AKL’IN SÖZLÜK ANLAMI

Akıl, Arapça bir kelime olup عقل يعقل  kelimesinin mastarıdır. Kelimenin şekillendiği kalıp itibariyle pek çok anlam ihtiva etmekle birlikte en temel anlamı, bağlamak tutmak ve korumaktır.  Cevherî, İbn Manzûr, Firuzâbâdî,  İbn Fâris, Râgıb el-İsfahânî gibi lügat alimleri bu anlama geldiğini ifade etmişlerdir.
İsim olarak karşılığı, diyet, kale, kalb, sığınak, anlamak, hafıza, idrak merkezi ve iyiyi çirkinden ayırma kabiliyetidir. Çoğulu ukûl'dür.
Humk (Ahmaklık), cehl (cehalet), zuhûl (şaşkınlık,unutkanlık), sefeh (sefihlik, ahmaklık) ve cünun (delilik) kelimelerinin zıt anlamlısı olarak kullanılır.
Kullanıldığı kalıp itibariyle sıfat ve mastar olarak zengin bir anlam ihtiva etmektedir.

AKLA, NEDEN AKIL DENİLMİŞTİR?

İbni Manzur Lisanu'l-Arab isimli eserinde akla, akıl denilmesinin sebebini sahibini tehlikeli durumlara düşmekten koruması ve alıkoyması olarak açıklamıştır. (11/458-459)

AKILLI KİŞİ KİMDİR?

İbni Manzur “Akıllı kişinin nefsinin isteklerine karşı durup onları engelleyen ve hevasından gelen dürtülere boyun eğmeyen kişi olduğunu da belirtir.” (11/458) Firuzâbâdî, Kamus'ul Muhit (8/40) isimli eserinde Akıl kökünden türemiş bir kelime olan ma'kıl kelimesinin dağ ve kale için kullanıldığını söylemiştir.  İbn Fâris Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luga (3/618) isimli eserinde şöyle der: Zira ceylanın kaçarak dağlara sığınmasını ifade ederken kullanılan kelime de akıldır.

Lügat alimlerinin açıklamaları ve Süfyan bin Uyeyne Rahimehullah'ın sözü aklın, amelden uzak mücerred  bir bilgiyle donatılmasının akla ziyan bir durum olduğunu göstermektedir.

Örneğin; bir şehirde sel vuku bulmuşsa kişinin yüksek yerleri mesken edinmesi, deprem olmuşsa binalardan uzak durması gerekir. Cehenneme inanıp ama cehenneme götürecek amellerden sakınmaman elem verici o ateşe girmene sebep olur. İşte kişi kendisini bu durumlardan alıkoymuyorsa bu bilginin kişiye bir faydası dokunmaz.

Aklın seni tehlikeli durumlara düşmekten alıkoymalı ve korumalıdır. Kendini Akıl nimetiyle, nefsinin ve hevanın dürtülerine boyun eğmekten alıkoyabilirsin. Çünkü nefsinden ve hevandan gelebilecek zararını düşünür ona göre hareket edersin. Aklın seni selden kurtaran bir dağ, düşmandan kurtaran bir kale olmalıdır. Bunun olması için de şunu iyi bilmelisin; rehberin Kur'an ve Sünnet ve bu iki nuru en iyi anlayan ve yaşayan selefe tabi olmalı selefin izinden gitmelisin...
 
AKLI KULLANMAMANIN SONUÇLARI

Allah-u Teâlâ Kuran-i Kerim’de aklını kullanmayıp sapan birçok gürûhtan bahsetmektedir. Aklı Allah-u Teâlâ’nın istediği doğrultuda kullanmamak; şirke (Enbiya 66-67), küfre (Bakara 171) nifağa (Bakara 76), taklit ve geleneğe uymaya (Bakara 170), çelişkiye (Bakara 44, Al-i İmran 65), şeytanın saptırmasına (Yasin 60-62), maddi ve manevi olumsuzluklara (Yunus 100), harama (En’am 151), dini değerleri alaya almaya (Maide 58), peygamberlere iftiraya (Hud 50-51), ahiret yurdunun daha hayırlı olduğunu değerlendirememeye (En’am 32) ve en son hayvanlar seviyesine düşmeye (Furkan 43-44) sebep olur.

Ben burada bilhassa aklını kullanmayıp şirke ve küfre düşenlerden bahsetmek istiyorum.

ŞİRK AKLA UYGUN DEĞİLDİR

Nitekim Ayette “İbrâhim, “Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Size de Allah’ı bırakıp taptığınız şeylere de yazıklar olsun! Siz aklınızı kullanmaz mısınız?” dedi.” (Enbiya 66-67) denilmektedir. Muhakkak ki şirk akla uygun bir inanç değildir.

Çünkü:

لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı kesinlikle yerin göğün düzeni bozulurdu. Demek ki arşın rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Enbiya 22) Muhakkak ki şirk koşan birisi ikinci bir ilah edinmiştir. Yerdeki ve gökteki düzenin sorunsuz işleyişi Allah-u Teâlâ’ya denk bir ilah olmayışından dolayıdır. 

Ma’kul olan ise Tevhid  inancıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

“(Allah) size kendi nefislerinizden bir misal getirdi. Size rızık olarak verdiklerimizde elinizin altındaki kölelerinizin size ortak olup o rızıkta hep birlikte eşit olmayı ve kendiniz (gibi) hür olan diğer ortaklarınızdan çekindiğiniz gibi onlardan da çekinmeyi kabul eder misiniz? İşte Aklını kullanan bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.” (Rum Suresi 28)

İbni kesir Rahimehullah bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

“Bu, yüce Allah’ın kendisi ile birlikte başkalarına ibadet eden, ona ortaklar koşan, bununla birlikte ona ortak koştukları put ve heykellerin onun kulları ve mülkiyeti altında olduğunu da itiraf eden, kendisine ortak koşanlar hakkında verdiği bir örnektir. Nitekim onlar telbiye getirdikleri vakit: Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Sana ait olan kendisine de, sahip olduklarınıza da malik olduğun bir ortak müstesnadır diyorlardı.”
 
“Size rızık olarak verdiklerimizde elinizin altındaki kölelerinizin size ortak olup o rızıkta hep birlikte eşit olmayı kabul eder misiniz?”

“Yani sizden herhangi bir kimse kölesinin kendi malında kendisine ortak olup, kendisiyle birlikte o malda aynı ve eşit hakka sahip olmaya razı olur mu?”
 
“Ve kendiniz (gibi) hür olan diğer ortaklarınızdan çekindiğiniz gibi onlardan da çekinmeyi kabul eder misiniz?”

“Yani onların sizlerle mallarınızı paylaşacaklarından korkmak ister misiniz? Ebu Miclez dedi ki: Sen kölenin seninle malını paylaşmaya kalkışacağından korkmazsın. Onun böyle bir hakkı da yoktur. İşte Allah da böyledir. Onun ortağı yoktur. Yani sizden herhangi bir kimse böyle bir şeyi kabul edemediğine göre nasıl olur da Allah’ın yarattıklarından birtakım kimseleri ona eş koşabiliyorsunuz?”

Müşriklerin şirke düşmesinin sebebi de içine düştükleri çelişkiyi düşünüp akledememeleridir.

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ

“Onlara, "Allah’ın indirdiğine uyun" denildiğinde, "Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız" dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!” (Bakara 170)

Kafirler akılsızlıklarının kurbanı olmuşlardır. Yukarıdaki ayette atalarından alıştıkları ve bir kaide ve kurala bağlı olmayarak, edindikleri örften başka otorite tanımayanlar eleştirildikten sonra 171. Ayette: “İnkar edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkar edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.” Buyrulmaktadır.

Kafirlerin kendi hidayet ve ma’rifet yollarını tıkamalarının sebebi Allah’ın verdiği duyuları kullanmayıp akıllarını çalıştırmamalardır. Bu nedenle Allah Teala bu kişileri bağırma ve çağırma dışında bir şey anlamayan hayvanlara bağıran çobanın haline benzetmiştir.

İmam Taberi Rahimehullah Tefsirinde (1/404) şöyle demiştir:

İkrime, Abdullah b. Abbas. Mücahid, Katade, Rebi' b. Enes, Atâ ve Suddi’ye göre bu âyet-i kerime’nin izahı şöyledir: “Kâfirlere öğütte bulunan kimse, çobana, kâfirler ise çobanın seslendiği hayvanlara benzerler. Nasıl ki bu hayvanlar, sadece çobanın sesini duyup bir şey anlamazlarsa kâfirler de kendilerine, Allah'ın âyetlerini okuyan kimsenin sadece sesini duyar fakat ne demek istediğini anlamazlar. Kendilerine okunan Allah-u Teâlâ’nın âyetlerini kabul etme istidadı göstermezler. Abdullah b. Abbas bu kâfirlerin âdeta develer, merkepler ve koyunlar gibi olduklarını söylemiştir.“

Tüm bunlar bize göstermektedir ki; Şirk ve küfür aklı kullanmamanın bir sonucu olarak çıkar. Fakat hakikat Ebû Amr ez-Zeccâcî Rahimehullah’ın dediği gibidir:

DOĞRU AKIL, ŞERİATIN GÜZEL GÖRDÜĞÜNÜ GÜZEL, KÖTÜ GÖRDÜĞÜNÜ DE KÖTÜ GÖREN AKILDIR."

4343- Ebû Amr ez-Zeccâcî der ki: Cahiliye döneminde insanlar akıllarının güzel bulduğu ve huylarına da uygun düşen işleri yaparlardı.
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gönderilince de insanları şeriata ve doğru yoldan gitmeye sevk etti. Bundan dolayı doğru akıl, şeriatın güzel gördüğünü güzel, kötü gördüğünü de kötü gören akıldır." (Beyhaki, Şuabu'l İman, 4343; Ebu Nuaym, Hilye, 10/376)
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2484 Gösterim
Son İleti 15.03.2016, 19:54
Gönderen: İslam davetcisi
2 Yanıt
5768 Gösterim
Son İleti 07.05.2016, 00:46
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5625 Gösterim
Son İleti 12.05.2016, 02:22
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3649 Gösterim
Son İleti 17.11.2018, 01:44
Gönderen: Izhâr'ud Dîn