Darultawhid

Gönderen Konu: TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER  (Okunma sayısı 622 defa)

عبده غريب ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER
« : 08.01.2021, 00:32 »
MUKADDİME

İlk insan ve ilk peygamber olan Adem Aleyhisselam'dan Son peygamber Rasulullah Aleyhisselam'a kadar bütün peygamberlerin mesajlarının odak noktası Tevhid Akidesi olmuştur. Kuran-i Kerim şirkin hakim olduğu bir dönemde indirilmeye başladı. Kuran-i Kerim'in temel hedefi şirkin bertaraf edilmesi ve ibadetin Allah-u Teâlâ'ya has kılınmasıdır. Bu da aşağıda lügat ve ıstılah anlamlarıyla açıklamaya çalışacağımız tevhid ilkesi/akidesidir. 

Lügat ve Terim Anlamı

İmam Cevheri Rahîmehullah es-Sıhah, (2/548) isimli eserinde şöyle demiştir:

ﻫ‍‍ﻮ ‍ﺗ‍‍ﻔ‍‍ﻌ‍‍ﻴ‍‍ﻞ‍ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﻳ‍‍ﻘ‍‍ﺎ‍ﻝ‍:  ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﻩ‍ ‍ﻭ‍ﺃ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﻩ‍ ‍ﻛ‍‍ﻤ‍‍ﺎ ‍ﻳ‍‍ﻘ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺛ‍‍ﻨ‍‍ﺎ‍ﻩ‍ ‍ﻭ‍ﺛ‍‍ﻠ‍‍ﺜ‍‍ﻪ‍

Tevhid ve-ha-de (و-ح-د) kökünden tef'îl kalıbıdır. "Onu birledi, tek olarak kabul etti" anlamında ﺃ‍ﺣ‍‍َّﺪ‍َﻩ‍ُ, وحَّدَهُ: "vehhadehu, ehhedehu" denilir.  Tıpkı "Onu ikiledi, üçledi" anlamında ﺛ‍‍َﻠ‍‍ﺜ‍‍َﻪ‍ُ, ﺛ‍‍َﻨ‍‍َّﺎ‍ﻩ "sennâhu, sellesehû" denildiği gibi...

Fîrûzâbâdî, Kâmûsu'l-Muhît'te (1/343) onu bir kıldı anlamında da وحده توحيدا "vehhadehu tevhiden" denilir. Demiştir.

Yine şöyle demiştir:

.والتوحيد الإيمان بالله وحده لا شريك له

"Tevhid; Allah'a, Onun birliğine ve ortağının olmadığına inanmaktır."  (a.g.e, 1/343)

et-Teymî, el-Hucce fi Beyani'l-Mehacce, (s.239-240) İsimli eserinde şöyle demiştir:

ﻭ‍ﺗ‍‍ﻘ‍‍ﻮ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻌ‍‍ﺮ‍ﺏ‍: ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﻭ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﻭ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﺃ‍ﻱ‍: ‍ﻣ‍‍ﻨ‍‍ﻔ‍‍ﺮ‍ﺩ, ‍ﻓ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ ‍ﺗ‍‍ﻌ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﺃ‍ﻱ‍ ‍ﻣ‍‍ﻨ‍‍ﻔ‍‍ﺮ‍ﺩ ‍ﻋ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﻧ‍‍ﺪ‍ﺍ‍ﺩ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺷ‍‍ﻜ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺟ‍‍ﻤ‍‍ﻴ‍‍ﻊ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺣ‍‍ﻮ‍ﺍ‍ﻝ‍
 ‍ﻓ‍‍ﻘ‍‍ﻮ‍ﻟ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍: ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﺕ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍: ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺑ‍‍ﺎ‍ﺏ‍ ‍ﻋ‍‍ﻈ‍‍ﻤ‍‍ﺖ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍, ‍ﻭ‍ﻛ‍‍ﺒ‍‍ﺮ‍ﺗ‍‍ﻪ‍, ‍ﺃ‍ﻱ‍ ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻤ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍ ‍ﻋ‍‍ﻈ‍‍ﻴ‍‍ﻤ‍‍ﺎ ‍ﻭ‍ﻛ‍‍ﺒ‍‍ﻴ‍‍ﺮ‍ﺍ
ﻓ‍‍ﻜ‍‍ﺬ‍ﻟ‍‍ﻚ‍ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﺗ‍‍ﻪ‍: ‍ﺃ‍ﻱ‍ ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻤ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﺍ, ‍ﻣ‍‍ﻨ‍‍ﺰ‍ﻫ‍‍ﺎ ‍ﻋ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺜ‍‍ﻞ‍ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺬ‍ﺍ‍ﺕ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺼ‍‍ﻔ‍‍ﺎ‍ﺕ‍

Araplar tek anlamında ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍,ﻭ‍َﺣ‍‍ِﺪٌ, ‍ﻭ‍َﺣ‍‍ْﺪٌ, ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪٌ (vâhidun, vehidun, vahdun, vehîdun) derler. Mesela: “Allah Teâlâ, vahiddir”, yani tektir, bütün hallerde eşi ve benzeri yoktur. Arapların ﻭ‍َﺣ‍‍ّﺪ‍ْﺕ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ّﻪ‍: "vehhadtullahe" sözü: ﻋ‍‍ﻈ‍‍ﻤ‍‍ﺖ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ "azzamtullahe" sözü kabilindendir. Bu söz, "O'nu büyük bildim" demektir. Aynı şekilde "vehhadtullahe" de "Onu tek, zatında ve sıfatlarında tek olduğuna; eşi ve benzeri olmaktan münezzeh bildim" demektir.

Cürcani, et-Ta'rifat'ta (s.69) şöyle der:

ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺠ‍‍ﺮ‍ﺟ‍‍ﺎ‍ﻧ‍‍ﻲ‍ : ﺍ‍ﻟ‍‍ﺘ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻐ‍‍ﺔ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺤ‍‍ﻜ‍‍ﻢ‍ ‍ﺑ‍‍ﺄ‍ﻥ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺸ‍‍ﻲ‍ﺀ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ, ‍ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻌ‍‍ﻠ‍‍ﻢ‍ ‍ﺑ‍‍ﺄ‍ﻧ‍‍ﻪ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ

"Tevhîd, lugatte birşeyin tek olduğuna hükmetmek ve birşeyin tek olduğunu bilmektir."

Şeyh Süleyman bin Abdillah (Rahmetullahi Aleyh) “Teysir'ul Aziz'il Hamid” adlı eserinin giriş kısmında diyor ki:

ﻭ (‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺘ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ) : ‍ﻣ‍‍ﺼ‍‍ﺪ‍ﺭ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﻱ‍‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﺗ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ‍ﺍ, ‍ﺃ‍ﻱ‍: ‍ﺟ‍‍ﻌ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﺍ, ‍ﻭ‍ﺳ‍‍ﻤ‍‍ﻲ‍ ‍ﺩ‍ﻳ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺈ‍ﺳ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻡ‍ ‍ﺗ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ‍ﺍ

"Tevhid" vahhade, yuvahhidu, tevhid'den (ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ, ‍ﻱ‍‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ, ‍ﺗ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ‍ﺍ) masdardır. (Allah'ı) birlemek, bir saymak manasına gelir. "Tevhid" İslam dinine verilen isimdir.

Lügat alimlerinin açıklamalarından anlaşılacağı üzere tevhid kelimesi sözlük anlamı itibariyle birşeyin tek olduğuna inanmak, tek olduğunu bilmek ve tek olduğuna hükmetmek, o şeyi tekliğe nispet etmek ve onu tek yapmak demektir.

Kur'an ve Sünnet'ten çıkarılan anlama göre Tevhidin ıstılah anlamı şudur:

Allah-u Teala her şeyin Rabbi ve Meliki'dir. Allah-u Teâlâ'nın dilediği şeyin olur ve dilemediği şey olmaz. O’nun gücü her şeye yeter. Her şeyin yaratıcısı O'dur. En güzel isimler ve en yüce sıfatlar O’na aittir. Gerçek ilah O'dur. Tevhid O’ndan başka ibadeti/kulluğu hak eden kimsenin bulunmadığını kalp ve dil ile ikrar etmektir. Şüphesiz Allah-u Teâlâ'dan başka Rab ve ilah yoktur. O’nun şeriki ve kufuvvu (dengi) yoktur. Bundan dolayı İbadeti/kulluğu sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ hak eder. Peygamberlerin Allah-u Teâlâ'nın Selamı üzerlerine olsun başından sonuna kadar davet ettiği tevhid tam manasıyla bu şekildedir.

Tevhidin ıstılahî manasıyla sözlük anlamı arasındaki ilişki:

Tevhidin ıstılahi manası sözlük anlamından daha özeldir.

Namaz zekat ve hac gibi dini ıstılahların lügat anlamlarıyla ilişkisi de böyledir.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER
« Yanıtla #1 : 18.01.2021, 00:15 »
Tevhîdin Bölümleri

Ebu Hanife  (v. 150), Ebu Hanife mezhebine bağlı müçtehidlerden İmam Tahavi (v. 321), Hanbeli fakihlerinden muhaddis İbn Batta el-Ukberi (v. 387) ve İbn Mendeh (v. 395)  gibi alimler tevhidi üç kısma ayırmışlar:

1- Uluhiyyet Tevhidi
2- Rububiyyet Tevhidi
3- İsim ve Sıfat Tevhidi

İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh, İbnu'l-Kayyim Rahmetullahi Aleyh ve İbn Ebil İzz Rahmetullahi Aleyh gibi bazı alimler tevhidi iki kısma ayırmışlar:

1- Marifet ve ispat konusundaki tevhid
2- Talep ve kasd noktasındaki tevhid

Bu Tanımlamalardaki Farklılıkların Sebebi nedir?

Burada sadece lafızda bir farklılık söz konusudur. Mana açısından bir farklılık yoktur. İki kısma ayıran alimler konuyu özetlemiş, diğerleri ise daha ayrıntılı ve geniş açıklamışlardır. Marifet ve ispat tevhidi, Rubûbiyyet ve isim ve sıfat tevhidini, talep ve kasd tevhidi ise Uluhiyyet tevhidini kapsar. İbnu'l Kayyim Rahmetullahi Aleyh Medaric’us Salikin, (3/417) isimli eserinde bu taksimata değinmiştir.

Marifet ve ispat tevhidi ne demektir?

Marifet; bilmek, tanımak ve ikrar etmek anlamlarına gelir. Allahu Teala’yı isim ve sıfatlarıyla bilebiliriz, tanıyabiliriz. Alimler Bu yüzden marifet ismini uygun görmüştür. Hatta İbni Manzur, Zebîdî ve Ragıb el isfehani gibi lügat alimleri marifet kelimesinin ilimle eş anlamlı olduğunu belirtmişlerdir.

İspat için ise şunları söyleyebiliriz: Allah-u Teala’nın kendi nefsi hakkında isim ve sıfatlarından ispat ettiğini ispat etmek gerekir.

Talep ve kasd tevhidi ne demektir?

Kul, Allahu Teâlâ’nın cennetini, yüzünü ve rızasını talep ettiği için ibadetlerinde Allah’ı kasd etmelidir. Yani, Kişi yapacağı ibadetleri sadece Allah’a has kılmalıdır.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER
« Yanıtla #2 : 28.01.2021, 00:17 »
RUBÛBİYYET TEVHÎDİNİN MANASI VE ÖZELLİKLERİ

1- Lügat Anlamı Açısından Rubûbiyyet Tevhîdi

Rubûbiyyet; Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın “Rab” ismine nispet edilmiş bir kelime olup lügat anlamı itibarıyla “rablik” anlamına gelmektedir. Rab kelimesi ise lügatte aşağıdaki anlamlara gelmektedir:

Birinci anlamı: Bir şeyin maliki ve sahibi.

ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺠ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﺮ‍ﻱ‍ : ﺭ‍ﺏ‍ ‍ﻛ‍‍ﻞ‍ ‍ﺷ‍‍ﻲ‍ﺀ ‍ﻣ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻜ‍‍ﻪ‍

Cevheri es-Sıhah, (1/130-132) isimli eserinde şöyle der: “Birşeyin rabbi, onun malikidir.”

ﻭ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺯ‍ﻫ‍‍ﺮ‍ﻱ‍ : ﻛ‍‍ﻞ‍ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﻣ‍‍ﻠ‍‍ﻚ‍ ‍ﺷ‍‍ﻴ‍‍ﺌ‍‍ﺎ ‍ﻫ‍‍ﻮ ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﻪ‍

Ezheri, Tehzibul Luğa (15/176-184) isimli eserinde şöyle der: “Bir şeye malik olan, onun rabbidir.”

ﻳ‍‍ﻘ‍‍ﺎ‍ﻝ‍: ‍ﻫ‍‍ﻮ ‍ﺭ‍ﺏ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺪ‍ﺍ‍ﺑ‍‍ﺔ ‍ﻭ‍ﺭ‍ﺏ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺪ‍ﺍ‍ﺭ

“Örneğin hayvanın maliki/rabbu'd-dabbe ve evin maliki/rabbu'd-dâr gibi...”

İkinci Anlamı: Melik, kral.

ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺯ‍ﻫ‍‍ﺮ‍ﻱ‍ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﻗ‍‍ﻮ‍ﻟ‍‍ﻪ‍ ‍ﺗ‍‍ﻌ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻰ: {‍ﺍ‍ﺫ‍ﻛ‍‍ﺮ‍ﻧ‍‍ﻲ‍ ‍ﻋ‍‍ﻨ‍‍ﺪ ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﻚ‍} "‍ﺳ‍‍ﻮ‍ﺭ‍ﺓ ‍ﻳ‍‍ﻮ‍ﺳ‍‍ﻒ‍: ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺂ‍ﻳ‍‍ﺔ ٤٢: ﺃ‍ﻱ‍ ‍ﻋ‍‍ﻨ‍‍ﺪ ‍ﻣ‍‍ﻠ‍‍ﻜ‍‍ﻚ‍

Ezheri, Tehzibu'l-Luğa, (15/176) isimli eserinde şöyle der : “Rabbinin yanında beni an.” (Yusuf, 42) ayetinde geçen “rabbinin yanında” ifadesi “kralın yanında” demektir.

ﻭ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﺑ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺛ‍‍ﻴ‍‍ﺮ : ﻓ‍‍ﺈ‍ﻧ‍‍ﻪ‍ ‍ﺧ‍‍ﺎ‍ﻃ‍‍ﺒ‍‍ﻪ‍ ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻰ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺘ‍‍ﻌ‍‍ﺎ‍ﺭ‍ﻑ‍ ‍ﻋ‍‍ﻨ‍‍ﺪ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﻭ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻰ ‍ﻣ‍‍ﺎ ‍ﻛ‍‍ﺎ‍ﻧ‍‍ﻮ‍ﺍ ‍ﻳ‍‍ﺴ‍‍ﻤ‍‍ﻮ‍ﻧ‍‍ﻪ‍ ‍ﺑ‍‍ﻪ‍

İbnu'l-Esîr, en-Nihâye fî Garîbi'l-Hadîs ve'l-Eser (2/179) isimli eserinde şöyle der: “Yusuf Aleyhisselam hapishane arkadaşına, onlar tarafından bilinen kelimelerle ve onların kral için kullandıklarını isimle hitap etmiştir.”

Üçüncü Anlamı: İtaat edilen efendi.

‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺠ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﺮ‍ﻱ‍: ﺭ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺖ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻘ‍‍ﻮ‍ﻡ‍ ‍ﺃ‍ﻱ‍ ‍ﻛ‍‍ﻨ‍‍ﺖ‍ ‍ﻓ‍‍ﻮ‍ﻗ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍
Cevherî, es-Sıhah (1/130) isimli eserinde  şöyle der: “Topluluğun üstü/başı oldum anlamında “rabbeytu'l-kavm” َﺭ‍ﺑ‍‍ّﻴ‍‍ْﺖ‍ُ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻘ‍‍ﻮ‍ﻡ‍ denilir.”

ﻭ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﺑ‍‍ﻦ‍ ‍ﻣ‍‍ﻨ‍‍ﻈ‍‍ﻮ‍ﺭ : ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻌ‍‍ﺮ‍ﺏ‍ ‍ﺗ‍‍ﻘ‍‍ﻮ‍ﻝ‍ ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﻥ‍ ‍ﻳ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﻨ‍‍ﻲ‍ ‍ﻓ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ ‍ﺃ‍ﺣ‍‍ﺐ‍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻲ‍ ‍ﺃ‍ﻥ‍ ‍ﻳ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﻨ‍‍ﻲ‍ ‍ﻓ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻥ‍, ‍ﻳ‍‍ﻌ‍‍ﻨ‍‍ﻲ‍ ‍ﺃ‍ﻥ‍ ‍ﻳ‍‍ﻜ‍‍ﻮ‍ﻥ‍ ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﺎ ‍ﻓ‍‍ﻮ‍ﻗ‍‍ﻲ‍ ‍ﻭ‍ﺳ‍‍ﻴ‍‍ﺪ‍ﺍ ‍ﻳ‍‍ﻤ‍‍ﻠ‍‍ﻜ‍‍ﻨ‍‍ﻲ‍

İbni Manzur Lisanu'l-Arab, (1/399) isimli eserinde şöyle der: “Araplar, Filanın benim üstümde, beni idare eden bir efendi olmasını, falan kişinin bana efendi olmasına tercih ederim’ anlamında; ﻟ‍‍ﺄ‍ﻥ‍ ‍ﻳ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﻨ‍‍ﻲ‍ ‍ﻓ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ ‍ﺃ‍ﺣ‍‍ﺐ‍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻲ‍ ‍ﺃ‍ﻥ‍ ‍ﻳ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﻨ‍‍ﻲ‍ ‍ﻓ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ derler.

Dördüncü Anlamı: Terbiye eden, yetiştiren.

‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺍ‍ﻏ‍‍ﺐ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺻ‍‍ﻔ‍‍ﻬ‍‍ﺎ‍ﻧ‍‍ﻲ‍ : ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺏ‍ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺻ‍‍ﻞ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺘ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻭ‍ﻫ‍‍ﻮ ‍ﺇ‍ﻧ‍‍ﺸ‍‍ﺎﺀ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺸ‍‍ﻲ‍ﺀ ‍ﺣ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﺎ ‍ﻓ‍‍ﺤ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﺎ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺘ‍‍ﻤ‍‍ﺎ‍ﻡ‍, ‍ﻳ‍‍ﻘ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﻪ‍، ‍ﻭ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﺎ‍ﻩ‍، ‍ﻭ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺒ‍‍ﻪ‍

er-Rağıb el-İsfehanî Mufredatu Ğaribi'l-Kur'an, (s.184) isimli eserinde şöyle der: Rab kelimesinin aslı terbiyedir. Terbiyede bir şeyi tamam oluncaya kadar aşama aşama inşa etmek ve yetiştirmektir. Onu terbiye etti anlamında ﺭ‍ﺑ‍‍ّﻪ‍، ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ّﺎ‍ﻩ‍، ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ّﻴ‍‍ﺒ‍‍َﻪ‍ :rabbehu, rabbahu ve rabbebehu denilir.

Beşinci Anlamı: Birşeyi ıslah eden.

‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﺑ‍‍ﻦ‍ ‍ﻓ‍‍ﺎ‍ﺭ‍ﺱ‍ : ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺏ‍: ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺼ‍‍ﻠ‍‍ﺢ‍ ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﺸ‍‍ﻲ‍ﺀ, ‍ﻳ‍‍ﻘ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺭ‍ﺏ‍ ‍ﻓ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ ‍ﺿ‍‍ﻴ‍‍ﻌ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍ ‍ﺇ‍ﺫ‍ﺍ ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻡ‍ ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻰ ‍ﺇ‍ﺻ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﺣ‍‍ﻬ‍‍ﺎ
İbn Faris, Mu'cemu Mekayisi'l-Luğa (2/381) isimli eserinde şöyle der: "Rab, bir şeyi ıslah eden demektir. Bir kimse, arazisini ıslah ettiği zaman ﺭ‍َﺏ‍َّ ‍ﻓ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ٌ ‍ﺿ‍‍َﻴ‍‍ْﻌ‍‍َﺘ‍‍َﻪ‍ُ: Rabbe fülanun day’atehû denir.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER
« Yanıtla #3 : 11.02.2021, 01:10 »
2- Şeriat Anlamı Açısından Rububiyyet Tevhidi

Rab kelimesinin içerdiği bütün lügat anlamlar Allah Subhanehu ve Teâlâ hakkında geçerlidir.  Allah Teala mahlukatın terbiye edicisidir: Yaratmış olduğu varlıkları yetiştirip geliştirir: Belli bir halden kemal derecesine ulaştırır. Alemlerin sahibi, idarecisi, Efendisi Allah-u Teâlâ’dır. Kainatın idaresini elinde bulunduran yegane otorite (tabiri caizse) yegane hakim güç, yegane yaratıcı, Yegane müdebbir (işleri düzenleyen) kainattaki olmuş ve olacak bütün her şeyi tanzim eden ve düzenleyen kuvvetin kudretin kaynağı Allah-u Teâlâ’dır.  Yine kaza ve kadere iman etmek bu tevhide dahildir.

Rububiyet tevhidi özet olarak, Allah-u Teala'yı zatında ve fiillerinde birlemektir.

3- Rubûbiyyet Tevhidinin Özellikleri

1- Rububiyet Tevhidi Uluhiyet Tevhidini Gerektirir.

Allahu Teala yegane rab olduğu için yegane ilah da yine Allahu Teâlâ’dır.  Aşağıdaki ayette Allah-u Teala ulûhiyyet tevhidini ihlal eden müşriklere onların rubûbiyyet tevhidini ikrar etmelerini delil olarak getirmiştir.

Allah Teala şöyle buyurmuştur:


يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (21) الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِراشاً وَالسَّماءَ بِناءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّماءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَراتِ رِزْقاً لَكُمْ فَلا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْداداً وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ (22)

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş olursunuz. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a ortak koşmayın.” (Bakara, 21-22)

İbni Kesir Rahmetullahi Aleyh Tefsiru’l-Kur’an’il Azim (1/250) isimli eserinde şöyle demektedir:

شَرَعَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِي بَيَانِ وَحْدَانِيَّةِ أُلُوهِيَّتِهِ بِأَنَّهُ تَعَالَى هُوَ الْمُنْعِمُ عَلَى عَبِيدِهِ بِإِخْرَاجِهِمْ مِنَ الْعَدَمِ إِلَى الْوُجُودِ وَإِسْبَاغِهِ عَلَيْهِمُ النِّعَمَ الظَّاهِرَةَ وَالْبَاطِنَةَ بِأَنْ جَعَلَ لَهُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا، أَيْ مَهْدًا كَالْفِرَاشِ مُقَرَّرَةً

"Allah Tebareke ve Teala ibadet edilmeye layık yegane ilahın tek ilah (hakiki mabud) olduğuna gerekçe olarak kullarına ihsan ve iyiliğini zikretmektedir. Zira onları yok iken var etti, açık-gizli nimetlere boğdu. Bunu ise yeryüzünü onlara yatak, yani döşek kılmak suretiyle yaptı. Yeryüzünü yaygın, üzerinde gezip dolaşılabilir ve yalçın dağlar sayesinde sabit ve sapsağlam kıldı."


2- İnsanların Allah-u Teâlâ’nın Rab oluşunu (rububiyyeti) ikrar etmeleri, ibadeti hak eden ilah oluşunu (uluhiyyeti) ikrar etmelerinden önce gelir.  Şeyhulislam İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh, Mecmûu’l-Fetâvâ (14/14-15) isimli eserinde şöyle demektedir:

ﻭ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺎ ‍ﻛ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻢ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻨ‍‍ﻔ‍‍ﻮ‍ﺱ‍ ‍ﺑ‍‍ﺤ‍‍ﺎ‍ﺟ‍‍ﺘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻭ‍ﻓ‍‍ﻘ‍‍ﺮ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺏ‍ ‍ﻗ‍‍ﺒ‍‍ﻞ‍ ‍ﻋ‍‍ﻠ‍‍ﻤ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﺑ‍‍ﺤ‍‍ﺎ‍ﺟ‍‍ﺘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻭ‍ﻓ‍‍ﻘ‍‍ﺮ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺈ‍ﻟ‍‍ﻪ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﻌ‍‍ﺒ‍‍ﻮ‍ﺩ ‍ﻭ‍ﻗ‍‍ﺼ‍‍ﺪ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﻟ‍‍ﺪ‍ﻓ‍‍ﻊ‍ ‍ﺣ‍‍ﺎ‍ﺟ‍‍ﺘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻌ‍‍ﺎ‍ﺟ‍‍ﻠ‍‍ﺔ ‍ﻗ‍‍ﺒ‍‍ﻞ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺂ‍ﺟ‍‍ﻠ‍‍ﺔ ‍ﻛ‍‍ﺎ‍ﻥ‍ ‍ﺇ‍ﻗ‍‍ﺮ‍ﺍ‍ﺭ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﺑ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺟ‍‍ﻬ‍‍ﺔ ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍ ‍ﺃ‍ﺳ‍‍ﺒ‍‍ﻖ‍ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺇ‍ﻗ‍‍ﺮ‍ﺍ‍ﺭ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﺑ‍‍ﻪ‍ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺟ‍‍ﻬ‍‍ﺔ ‍ﺃ‍ﻟ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﻴ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍ ...
ﺇ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﺃ‍ﻥ‍ ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍: "‍ﻭ‍ﻟ‍‍ﻬ‍‍ﺬ‍ﺍ ‍ﺇ‍ﻧ‍‍ﻤ‍‍ﺎ ‍ﺑ‍‍ﻌ‍‍ﺚ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺳ‍‍ﻞ‍ ‍ﻳ‍‍ﺪ‍ﻋ‍‍ﻮ‍ﻧ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﻋ‍‍ﺒ‍‍ﺎ‍ﺩ‍ﺓ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﻩ‍ ‍ﻟ‍‍ﺎ ‍ﺷ‍‍ﺮ‍ﻳ‍‍ﻚ‍ ‍ﻟ‍‍ﻪ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺬ‍ﻱ‍ ‍ﻫ‍‍ﻮ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﻘ‍‍ﺼ‍‍ﻮ‍ﺩ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺴ‍‍ﺘ‍‍ﻠ‍‍ﺰ‍ﻡ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺈ‍ﻗ‍‍ﺮ‍ﺍ‍ﺭ ‍ﺑ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻭ‍ﻗ‍‍ﺪ ‍ﺃ‍ﺧ‍‍ﺒ‍‍ﺮ ‍ﻋ‍‍ﻨ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﺃ‍ﻧ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍:
{‍ﻭ‍ﻟ‍‍ﺌ‍‍ﻦ‍ ‍ﺳ‍‍ﺄ‍ﻟ‍‍ﺘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺧ‍‍ﻠ‍‍ﻘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻟ‍‍ﻴ‍‍ﻘ‍‍ﻮ‍ﻟ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ ‍ﻓ‍‍ﺄ‍ﻧ‍‍ﻰ ‍ﻳ‍‍ﺆ‍ﻓ‍‍ﻜ‍‍ﻮ‍ﻥ‍} "‍ﺳ‍‍ﻮ‍ﺭ‍ﺓ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺰ‍ﺧ‍‍ﺮ‍ﻑ‍: ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺂ‍ﻳ‍‍ﺔ ٨٧".
{‍ﻭ‍ﺇ‍ﺫ‍ﺍ ‍ﻣ‍‍ﺴ‍‍ﻜ‍‍ﻢ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻀ‍‍ﺮ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺒ‍‍ﺤ‍‍ﺮ ‍ﺿ‍‍ﻞ‍ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺗ‍‍ﺪ‍ﻋ‍‍ﻮ‍ﻥ‍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﺎ ‍ﺇ‍ﻳ‍‍ﺎ‍ﻩ‍} "‍ﺳ‍‍ﻮ‍ﺭ‍ﺓ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺈ‍ﺳ‍‍ﺮ‍ﺍﺀ: ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺂ‍ﻳ‍‍ﺔ٦٧".
‍ﻭ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍: {‍ﻭ‍ﺇ‍ﺫ‍ﺍ ‍ﻏ‍‍ﺸ‍‍ﻴ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻣ‍‍ﻮ‍ﺝ‍ ‍ﻛ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻈ‍‍ﻠ‍‍ﻞ‍ ‍ﺩ‍ﻋ‍‍ﻮ‍ﺍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍ ‍ﻣ‍‍ﺨ‍‍ﻠ‍‍ﺼ‍‍ﻴ‍‍ﻦ‍ ‍ﻟ‍‍ﻪ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺪ‍ﻳ‍‍ﻦ‍} "‍ﺳ‍‍ﻮ‍ﺭ‍ﺓ ‍ﻟ‍‍ﻘ‍‍ﻤ‍‍ﺎ‍ﻥ‍: ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺂ‍ﻳ‍‍ﺔ٣٢".
"ﻓ‍‍ﺄ‍ﺧ‍‍ﺒ‍‍ﺮ‍ﻫ‍‍ﻢ‍ ‍ﺃ‍ﻧ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻣ‍‍ﻘ‍‍ﺮ‍ﻭ‍ﻥ‍ ‍ﺑ‍‍ﺘ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻭ‍ﺃ‍ﻧ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻣ‍‍ﺨ‍‍ﻠ‍‍ﺼ‍‍ﻮ‍ﻥ‍ ‍ﻟ‍‍ﻪ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺪ‍ﻳ‍‍ﻦ‍ ‍ﺇ‍ﺫ‍ﺍ ‍ﻣ‍‍ﺴ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻀ‍‍ﺮ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺩ‍ﻋ‍‍ﺎ‍ﺋ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﺳ‍‍ﺘ‍‍ﻌ‍‍ﺎ‍ﻧ‍‍ﺘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍, ‍ﺛ‍‍ﻢ‍ ‍ﻳ‍‍ﻌ‍‍ﺮ‍ﺿ‍‍ﻮ‍ﻥ‍ ‍ﻋ‍‍ﻦ‍ ‍ﻋ‍‍ﺒ‍‍ﺎ‍ﺩ‍ﺗ‍‍ﻪ‍ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺣ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺣ‍‍ﺼ‍‍ﻮ‍ﻝ‍ ‍ﺃ‍ﻏ‍‍ﺮ‍ﺍ‍ﺿ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﻭ‍ﻛ‍‍ﺜ‍‍ﻴ‍‍ﺮ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺘ‍‍ﻜ‍‍ﻠ‍‍ﻤ‍‍ﻴ‍‍ﻦ‍ ‍ﺇ‍ﻧ‍‍ﻤ‍‍ﺎ ‍ﻳ‍‍ﻘ‍‍ﺮ‍ﺭ‍ﻭ‍ﻥ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﺍ‍ﻧ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺟ‍‍ﻬ‍‍ﺔ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺔ, ‍ﺃ‍ﻣ‍‍ﺎ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺳ‍‍ﻞ‍ ‍ﻓ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍ ‍ﺩ‍ﻋ‍‍ﻮ‍ﺍ ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻴ‍‍ﻬ‍‍ﺎ ‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﺟ‍‍ﻬ‍‍ﺔ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﻟ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﻴ‍‍ﺔ"

"İnsanlar ibadet edilecek bir ilaha muhtaç olduklarını bilmeden önce bir Rabbe muhtaç olduklarını bilirler. Yine ahiretten önce dünyadaki ihtiyaçlarını gidermesi için bir rabbe ihtiyaç duyduklarını bilirler. Bu nedenledir ki onların, Allah'ı, rubûbiyyeti yönünden kabul etmeleri, ulûhiyyeti yönünden kabul etmelerinden önce gelir..."

"Bu sebepledir ki yüce Allah, peygamberleri, insanları sadece kendisine ibadete ve O'na ortak koşmamaya çağırmak üzere göndermiştir ki bu, Allah’ın rubûbiyyetini ikrar etmenin gereği olan esas gayedir. Nitekim Allah Teâlâ, müşriklerin içinde bulundukları durumu şöyle haber vermektedir:

"Eğer onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette 'Allah' derler. O halde Allah'a kulluktan nasıl saptırılıyorlar." (Zuhruf, 87)

"Denizde başınıza bir musibet geldiği zaman O'ndan başka bütün dua ettikleriniz kaybolup gider." (İsra, 67)

"Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah’a has kılarak (ihlâsla) Allah’a dua ederler." (Lokman, 31)

“Allah Teâlâ, müşriklerin rubûbiyyetini kabul ettiklerini ve başlarına bir musibet geldiği zaman dualarında ve yardım taleplerinde sadece kendisine yalvardıklarını; fakat maksatlarına ulaştıktan sıkıntıdan kurtulduktan sonra O'na kulluktan yüz çevirdiklerini haber vermektedir. Kelamcıların pek çoğu vahdaniyeti sadece rubûbiyyet yönünden kabul etmektedirler. Hâlbuki peygamberler, vahdaniyete ulûhiyyet yönünden davet etmişlerdir.”

3- Müşrikler Rububiyyet tevhidini kabul ediyorlardı:

“De ki: ‘Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim malik (ve hâkim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor?’ ‘Allah’ diyecekler. De ki: ‘Öyle ise (O'na asi olmaktan) sakınmıyor musunuz?’” (Yunus, 31)

“(Ey Muhammed) De ki: Eğer biliyorsanız söyleyin bakalım yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir? Diyecekler ki: Allâh’ındır. De ki: Öyleyse hiç öğüt almaz mısınız? Yine de ki: Yedi kat göklerin Rabbi ve yüce Arş’ın Rabbi kimdir? (Bunların hepsi) Allâh’ındır, diyecekler. De ki: Öyle ise (O’na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yine de ki: Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyin mülkiyet ve yönetimi elinde olan, her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtâç olmayan) kimdir? Diyecekler ki: (Bunların hepsi) Allâh’ındır. De ki: Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?” (el-Müminun 84-89)

Yukarıdaki ayetler bize göstermektedir ki müşrikler genel anlamda Allâhu Teâlâ’nın yaratıcı, rızık verici ve kâinattaki işleri düzenleyici yegâne Rabb oluşunu kabûl ediyorlardı. Fakat hiçbir müşriğin bunu kabul etmesi kâmil manada söz konusu değildir. Çünkü Müşrikler Allahu Teâlâ'nın Rabliğinde de şirk koşmaktaydılar. Allah Tealadan başka varlıklara dua edip, onlardan yardım ve şefâ’at bekleyerek Rububiyyet vasıflarını başka varlıklara veriyorlardı. İşte Allâhu Teâlâ’yı gerçek anlamda Rabbliğinde birlemedikleri için İlahlığında da birlemediler.

ﻭ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﻘ‍‍ﺮ‍ﻳ‍‍ﺰ‍ﻱ‍ : ﻭ‍ﻟ‍‍ﺎ ‍ﺭ‍ﻳ‍‍ﺐ‍ ‍ﺃ‍ﻥ‍ ‍ﺗ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻟ‍‍ﻢ‍ ‍ﻳ‍‍ﻨ‍‍ﻜ‍‍ﺮ‍ﻩ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺸ‍‍ﺮ‍ﻛ‍‍ﻮ‍ﻥ‍, ‍ﺑ‍‍ﻞ‍ ‍ﺃ‍ﻗ‍‍ﺮ‍ﻭ‍ﺍ ‍ﺑ‍‍ﺄ‍ﻧ‍‍ﻪ‍ ‍ﺳ‍‍ﺒ‍‍ﺤ‍‍ﺎ‍ﻧ‍‍ﻪ‍ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ‍ﻩ‍ ‍ﺧ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻘ‍‍ﻬ‍‍ﻢ‍, ‍ﻭ‍ﺧ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻖ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺴ‍‍ﻤ‍‍ﻮ‍ﺍ‍ﺕ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﺭ‍ﺽ‍, ‍ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻘ‍‍ﺎ‍ﺋ‍‍ﻢ‍ ‍ﺑ‍‍ﻤ‍‍ﺼ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﺢ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻌ‍‍ﺎ‍ﻟ‍‍ﻢ‍ ‍ﻛ‍‍ﻠ‍‍ﻪ‍, ‍ﻭ‍ﺇ‍ﻧ‍‍ﻤ‍‍ﺎ ‍ﺃ‍ﻧ‍‍ﻜ‍‍ﺮ‍ﻭ‍ﺍ ‍ﺗ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﻟ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﻴ‍‍ﺔ. ‍ﺇ‍ﻟ‍‍ﻰ ‍ﺃ‍ﻥ‍ ‍ﻗ‍‍ﺎ‍ﻝ‍: "‍ﻣ‍‍ﻦ‍ ‍ﻋ‍‍ﺪ‍ﻝ‍ ‍ﺑ‍‍ﻪ‍ ‍ﻏ‍‍ﻴ‍‍ﺮ‍ﻩ‍ ‍ﻓ‍‍ﻘ‍‍ﺪ ‍ﺃ‍ﺷ‍‍ﺮ‍ﻙ‍ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺃ‍ﻟ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﻴ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍ ‍ﻭ‍ﻟ‍‍ﻮ ‍ﻭ‍ﺣ‍‍ﺪ ‍ﻓ‍‍ﻲ‍ ‍ﺭ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺘ‍‍ﻪ‍, ‍ﻓ‍‍ﺘ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺮ‍ﺑ‍‍ﻮ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻫ‍‍ﻮ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺬ‍ﻱ‍ ‍ﺍ‍ﺟ‍‍ﺘ‍‍ﻤ‍‍ﻌ‍‍ﺖ‍ ‍ﻓ‍‍ﻴ‍‍ﻪ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺨ‍‍ﻠ‍‍ﺎ‍ﺋ‍‍ﻖ‍ ‍ﻣ‍‍ﺆ‍ﻣ‍‍ﻨ‍‍ﻬ‍‍ﺎ ‍ﻭ‍ﻛ‍‍ﺎ‍ﻓ‍‍ﺮ‍ﻫ‍‍ﺎ, ‍ﻭ‍ﺗ‍‍ﻮ‍ﺣ‍‍ﻴ‍‍ﺪ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﺄ‍ﻟ‍‍ﻮ‍ﻫ‍‍ﻴ‍‍ﺔ ‍ﻣ‍‍ﻔ‍‍ﺘ‍‍ﺮ‍ﻕ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻄ‍‍ﺮ‍ﻕ‍ ‍ﺑ‍‍ﻴ‍‍ﻦ‍ ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺆ‍ﻣ‍‍ﻨ‍‍ﻴ‍‍ﻦ‍ ‍ﻭ‍ﺍ‍ﻟ‍‍ﻤ‍‍ﺸ‍‍ﺮ‍ﻛ‍‍ﻴ‍‍ﻦ‍

Târih âlimi Takiy’ud Dîn el-Makrizî Rahimehullâh, Tecridu't-Tevhid (s.20-21) isimli eserinde şöyle demiştir:

“Şüphesiz müşrikler, rubûbiyyet tevhidini inkâr etmediler. Onlar, kendilerini, gökleri ve yeri yaratanın ve âlemdeki her şeyin ihtiyacını karşılayanın sadece Allah Teâlâ olduğunu kabul ettiler. Ancak onlar sadece uluhiyyet tevhidini inkâr ettiler. Kim Allah’a başka birini denk görürse, O’nu rubûbiyyetinde birlese bile ulûhıyyetinde O’na ortak koşmuş olur. Zira mü’miniyle kâfîriyle insanların hepsi rubûbiyyet tevhidini kabulde birleşmektedirler. Mü’minlerle müşriklerin ayrıldığı nokta ise ulûhiyyet tevhîdidir.”
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER
« Yanıtla #4 : 19.02.2021, 02:01 »
Peygamberlerin gönderildiği toplumlar, Allah-u Teâlâ’nın varlığına inanmakla beraber bazı hususlarda Allah Teala’ya ortaklar koşan toplumlardı. Binaenaleyh Hiçbir peygamber Rubûbiyyet tevhidini anlatmak için gönderilmemiştir. Onlar Rubûbiyyet Tevhidi üzerinde durmamış ve onu ispatlamaya çalışmamışlardır. Çünkü Allah-u Teala bu bilgiyi beşerin fıtratına yerleştirmiştir. Ateist (dehri-tabiatçı, materyalist) ve onlara ittiba eden topluluklar dışında hemen hemen hiç kimse Allah'ın varlığına itiraz sadedinde bir şey sunmamıştır.

İbni Kayyım el-Cevziyye Medaric’us Salikin’de (1/58) şöyle demiştir: Şeyh'ul İslam İbn Teymiyye’yi şöyle derken işittim: “Haddi zatında kendisi her şeyin delili olan bir zata nasıl delil istenir?”

Şeyh çoğu zaman şu beyti örnek verirdi: Gündüzün varlığına bile delil getirmeye gerek duyulacaksa zihinlerde doğru hiçbir şey kalmaz. Malumdur ki akıl ve fıtrat sahipleri için Rabb Teala’nın varlığı gündüzün varlığından daha açıktır. Bunu aklı ve fıtratıyla göremeyen anlayamayan, kabahati kendi akıl ve fıtratında arasın.

Müşriklerin  itiraz etmeyip boyun eğdiği bu gerçeği anlatmak için Mutezile, Eşari ve Maturidi kelamcılar cevherler ve arazlar metodunu izleyerek saf ve berrak olan selefi yoldan sapmışlardır. Yıllarını bu gerçeği anlatmak için tüketmişlerdir. İşin en vahim tarafı ise peygamberlerin gönderilmesindeki esas gayenin ve tevhidin gayesinin bu olduğunu iddia etmişlerdir. Bu gerçeği ibni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh Mecmû'u'l-Fetâvâ'da (3/98) şöyle dile getirir;

Onlar derler ki: O zatında tektir, kısımları yoktur. Sıfatlarında tektir benzeri yoktur. Fiillerinde tektir, ortağı yoktur.
Onlara göre bu üç kısmın en meşhuru üçüncüsüdür ki bu da fiillerin tevhididir. Daha açık ifadeyle, âlemin yaratıcısının tek olmasıdır. Onlar buna karşı zikrettikleri temanu delili[1] ve benzerleriyle delil getirirler. Ayrıca bunun talep edilen tevhid olduğunu ve bunun Allah'tan başka hak ilah yoktur sözümüzün anlamı olduğunu zannederler öyle ki ilahın anlamını olağanüstü olaylar (yaratmay)a güç yetirebilme olarak görürler.

Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk olarak gönderildiği Arap müşriklerinin buna muhalefet etmedikleri malumdur. Hatta onlar, Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğunu da ikrar ederler. Aynı şekilde kaderi de ikrar ederler. Ama buna rağmen yine de müşriktirler.

İbn Teymiyye Rahmetullahi Aleyh Kelâm, felsefe ve nazar kitaplarında tevhîdden bahseden kelâmcıların tamamının gayesinin, tevhidi üç kısma ayırmak olduğunu belirtmiştir:

1 - Allah zâtı itibariyle birdir/tektir, kısımları yoktur. (Tevhid'uz Zat)
2 - Sıfatları itibariyle birdir/tektir, benzeri yoktur. (Tevhid'us Sifat)
3 - Fiilleri itibariyle birdir/tektir, ortağı yoktur. (Tevhid'ul Ef'al)
(İbn Teymiyye, Tevhidü’l-Esma ve’s-Sıfat, s. 114.)

Şeyhulislam İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh  Mecmu’u’l-Fetava’da (3/100-101) birinci maddeyi şöyle açıklar;

"Aynı şekilde üçüncü çeşit de böyledir: Bu da onların: "Tektir, zatında kısımları yoktur." ya da: “Parçası yoktur." sözleri de böyledir, kapalı sözlerdir. Allah Teâlâ, bir ve sameddir, doğmamış ve doğurmamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur. Kısımlara ayrılması, yer kaplaması veya parçaların birleşmesiyle oluşması imkânsızdır. Ancak onlar bu lafzın içine, arşın üzerine yükselmesini nefyetmeyi, kullarından farklılığını, onlardan seçkinliğini vb. nefyedilmesini ve işlevsiz bırakılmasını gerektiren manâları sokmakta ve bunları tevhidden saymaktadırlar.

Ortaya çıkmıştır ki, her ne kadar tamamı doğru olsa da, onların tevhid diye isimlendirdiklerinde hakk olan da vardır bâtıl olan da. Çünkü müşrikler, bunların tamamını ikrar ettiklerinde, Allah’ın kendilerini Kur'ân'da vasıflandırdığı ve Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in kendileriyle savaştığı şirkten çıkmamıştırlar. Bilakis, mutlaka Allah’tan başka ilah olmadığını itiraf etmeleri gerekir."

ALLAHIN ZATINDA BİR OLMASI NE DEMEKTİR?

Şeyh Rahmetullahi Aleyh’in de belirttiği gibi Allah’ın zatında bir olması bir ortağının, denginin ve eşinin bulunmaması anlamına gelir. Mesela Allah Teala’ya oğul isnad eden Hristiyanlar  ve her şeyin Allah olduğunu söyleyen hulul ve ittihad ehli sapkınlar (vahdeti vücudçular) Allah-u Teâlâ’yı zatında birlememişlerdir. Kelamcılar ise hak yoldan saparak bizim de ikrar ettiğimiz Allah’ın zatının bir olması itikadıyla Allah’ın zatının parçalardan olmadığını ve parçalara bölünemeyeceğini kast ettiler. Onların dillerine doladıkları Allah cevher, araz ve cisim değildir gibi sözler taşıdıkları bu itikadlardan kaynaklanmaktadır. Onların tevhidin bu kısmıyla takrir etmek istedikleri şey Allah’ın zatına ait sıfatların olmadığını ispat etmektir.

Bu şekilde Allah'ın kendisi için ispat ettiği eli, ayağı, gözü, şeyhin de belirttiği gibi arşına yükselmesi gibi zatına has sıfatları inkar ettiler. Hakiki anlamda Allah'ın eli, gözü ve yüzünün olduğunu inkar ettiler. Çünkü bu sıfatlar onlara göre bir bütünün parçaları konumundadır. Allah, zat olarak tek olduğu için bu parçalar (haşa Allah Teala parçalardan oluşmaz, bu sıfatları parça olarak değerlendirmek kelamcıların vehminden ibarettir!) Allah hakkında sabit değildir diyerek batıl bir tevhid tanımı ortaya koydular. Böylece şirk, Allah-u Teâlâ’nın sıfatlarının ispat edilmesi oldu. Ey Rabbimiz bu kötü halden sana sığınırız.
 1.  Ehli Bidat kelamcılarının Allah'ın birliğini ispat ederken en çok temânu delilini kullandıkları bilinmektedir. Mâturîdî, Ebü'l-Muîn Nesefî ve Nureddin Sâbûnî'nin temânu delilini kullandıkları ve geniş izahlar getirdikleri görülmektedir. (Mâturîdî, Kitâbü't-tevhîd, 102-105; Nesefî, Tabsıratü'l-edille, 1: 231;Sâbûnî, el-Bidaye fî usûli'd-dîn,22-23; el-Kifâye fi'l-hidâye,63-64) Mâturîdî, evrenin ve evrende bulunan canlı cansız her şeyin sonradan yaratılmış mümkün varlıklar olduğunu ve bu mümkün varlıkların da meydana gelmesi için bir yaratıcıya muhtaç olduğunu beyan etmektedir. (Mâturîdî, Kitâbü't-tevhîd, 99.) Ona göre eğer âlemin yaratıcısı birden fazla olsaydı, o takdirde evrenin var olabilmesi için bütün ilahların zorunlu anlaşmasıyla mümkün olurdu. İlahlar arasında bir zorunlu anlaşmanın olması ise onların âcizliğini ve bilgisizliğini gösterir. Çünkü Allah'tan başka bir ilah daha bulunsaydı, bunlardan birinin, diğerinden habersiz tek başına bir işi yapmaya ya gücü yetecekti, ya da yetmeyecekti. Eğer her ikisi de güç yetirirse, o takdirde biri diğerini bilgisizliğe mahkûm etmiş olurdu ki bu da, diğerinin ilah olma vasfını ortadan kaldırırdı. Şayet her ikisi de güç yetiremezse, o zaman ikisi de âciz kalmış olurlardı. Bu acziyet ise onların ilah olamadıklarını gösterirdi. O halde geride tek alternatif kalmaktadır. O da buna sadece birisinin güç yetirmesidir. Eğer her ikisi de güç yetirebilir olsalardı, bu durumda, ilahlardan birisi bir şeyin olmasını isterken, diğeri olmamasını isteyebilirdi. Onlardan birisi, olan bir şeyin varlığını sürdürmek isterken, diğeri aynı şeyin yok olmasını dileyebilirdi. Bu takdirde, çelişme ve uyuşmazlık kaçınılmaz olup âlemde düzensizlik söz konusu olacaktı. Evrende böyle bir düzensizliği olmaması, aksine, âlemin muhteşem bir nizam ve intizam içerisinde olması, yöneticinin ve yaratıcının tek olduğunu göstermektedir. (Mâturîdî, Kitâbü't-tevhîd, 102-106.) Mâturîdî, bu görüşlerini "Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı bunların düzeni mutlaka bozulurdu" (el-Enbiyâ, 21/22). Ayeti doğrultusunda izah eder (Mâturîdî, Kitâbü't-tevhîd,103; Te'vîlâtü'l-kur'an, 3: 323.) 
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI HAKKINDA ÖZET BİLGİLER
« Yanıtla #5 : Dün, 00:42 »
Uluhiyyet Tevhidinin Anlamı ve Özellikleri

Uluhiyyet Tevhidinin Lügat Anlamı

Uluhiyyet Tevhidi iki kelimeden oluşur: Tevhid ve Uluhiyyet. Tevhid hakkında açıklamalara daha önceden yer vermiştik. Şimdi Allah Teâlâ’nın izniyle Uluhiyyet kelimesinin sözlük anlamını incelemeye çalışacağız.

Ulûhiyyet, İlah kelimesinden türemiştir ve ilahlık anlamına gelir. İlah ise; İtaat ve ibadet edilen, kalplerin kendisine bağlanıp tapındığı ma’bûd anlamına gelmektedir.  Kişinin taptığı/mabud edindiği her şey, onu mabud edinene göre ilahtır. Buna göre ilâh, ibadet edilen her şeyi ihata eden bir kelimedir. Bu kelime tek ve gerçek ilah olan Allah için kullanıldığı gibi batıl ilahlar hakkında da kullanılır.

Ragıb el İsfehani Müfredat, (s.89)’ta şöyle demiştir:

وإله جعلوه اسما لكل معبود لهم، وكذا اللات، وسموا الشمس إلاهة لاتخاذهم إياها معبودا وأله فلان يأله الآلهة: عبد، وقيل: تأله فالإله على هذا هو المعبود

İlah إله lafzı, her mabud için kullanılan bir isimdir. Araplar, Güneşi de إلاَهَة tanrıça diye adlandırmışlardır; çünkü: Onu da kendilerinin mabudlarından biri saymışlardır. ألَهَ فُلاَنٌ يَأْلَهُ اْلاَلِهَة deyimi, kişinin bildik tanrılara kulluk ettiğini ifade eder.  تَأَلَّهَ ilah edindi fiili bu manaya gelir, denmiştir. Buna göre إله kelimesi mabudun kendisi olmaktadır.

İmam Taberi Tefsirinde (1/77) "Allah" lafzının "Elehe, Ye'lehu, ilaheten" kökünden olduğunu, mânâsının da "Kulluk yapmak, ibadet etmek" olduğunu, "Allah" lafzının ise "Kendisine kulluk edilen ve kendisine ibadet edilen" demek olduğunu söylemiştir.

Cevheri es-Sıhah’da (6/2223) şöyle der:

ومنه قرأ  ابن عباس رضي الله عنهما: (ويذرك وإلاهتك) بكسر الهمزة. قال. وعبادتك

İbni Abbas Radiyallahu Anhuma A’raf Suresindeki "ويذرك و الهتك:  ve yezerake ve âliheteke / seni ve ilahlarını bırakıp..." ayetini "ilaheteke" şeklinde okuyup “Seni ve Sana ibadeti bırakıp” anlamını vermiştir.

Şeyhulİslam İbn Teymiyye Sırât-ı Mustakîm’de (2/846) şöyle demiştir:


قال شيخ الإسلام ابن تيمية: "والإله المألوه الذي تألهه القلوب، وكونه يستحق الألوهية مستلزم لصفات الكمال، فلا يستحق أن يكون معبودا محبوبا لذاته إلا هو، وكل عمل لا يراد به وجهه فهو باطل، وعبادة غيره وحب غيره يوجب الفساد كما قال تعالى: {لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلاَّ اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ} "سورة الأنبياء:٢٢".

“İlah, kalblerin kendisine boyun eğdiği ma’bud demektir. Onun ilahlığa layık oluşu, kemal sıfatların kendisinde bulunmasını gerektirir. Bizzat ma’bud olmaya ve sevilmeye ancak O layıktır. O’nun rızasının kastedilmediği her amel, batıldır. O’ndan başkasına ibadet etmek ve O’ndan başkasını sevmek fesada yol açar.

Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların düzeni) kesinlikle bozulup giderdi. Arşın sahibi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Enbiya, 22)

İlah kelimesinin lügat ve şer'i (Istılah) anlamı budur.


Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
5421 Gösterim
Son İleti 10.04.2016, 21:13
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
5813 Gösterim
Son İleti 07.05.2016, 00:46
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5678 Gösterim
Son İleti 12.05.2016, 02:22
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3230 Gösterim
Son İleti 21.07.2016, 19:12
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
105 Gösterim
Son İleti 12.02.2021, 06:54
Gönderen: Selefii