Darultawhid

Gönderen Konu: MUSİBETLERİN GÜNAHLARLA BAĞLANTISI  (Okunma sayısı 153 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 48
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
MUSİBETLERİN GÜNAHLARLA BAĞLANTISI
« : 19.01.2021, 01:29 »
Bismillahirrahmanirrahim

MUKADDİME

İnsanlar, Başta şirk günahı olmak üzere Allah-u Teâlâ'nın haram kıldığı birçok ameli hayasızca işlemektedirler. Bir yılı aşkındır koronavirüs salgını gündemimizi meşgul etmekte ve şuan kuraklık tehlikesinden de söz edilmektedir. Depremler, savaşlar, seller, heyelanlar buna benzer afetler de yaşanmaktadır.

Toplum içindeki cinayet, gasp, hırsızlık, zina, fuhuş, eşcinsellik ve kumar gibi saymakla bitmez diyebileceğimiz günah ve günahkârlar tablosuyla karşı karşıyayız. Yine Toplumda güven halini korku ve cinnet hali almış desek abartmış olmayız. Doğada ve sosyal yaşamda dengeler alt üst olmuş bir durumdadır. Bütün bu yaşanılan musibetlerin insanların Allah-u Teâla'ya karşı işlediği en büyük isyan olan inkârdan (küfürden), nifaktan, şirkten ve haramlardan kaynaklandığı kitap ve sünnet nassları ortaya koymaktadır. Bu meseleye özlü bir şekilde Kuran ve Sünnetin ışığında değinmeye çalışacağız inşaAllah.

Bu kısa girizgahtan sonra musibetin ne anlama geldiğini, musibetlerin günahlarla olan ilişkisini geçmiş toplumların yaşadığı musibetleri vs. ele alacağız inşaAllah. Tevfik Allah Azze ve Celle'dendir. 
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 48
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: MUSİBETLERİN GÜNAHLARLA BAĞLANTISI
« Yanıtla #1 : 19.01.2021, 01:42 »
MUSİBETE NEDEN MUSİBET DENİLMİŞTİR?

Musibetin Anlamı:

Ezherî, (Tehzîbu’l-luga 12/177) Cemâleddin İbn Manzûr, (Lisânu’l-Arab, 1/534-535), Cevherî, (es-Sıhâh, 1/164) gibi lügat alimleri Musibet lafzının Arapça'da “yağmur” anlamına gelen (صوب) “s-v-b” kökünden türemiş olduğunu “başa gelmek, payına düşmek, isabet etmek” anlamlarına geldiğini, Arap dilinde yukarıdan aşağıya doğru inen herşey için “s-v-b” kökü ve türevlerinin kullanıldığını söylemişlerdir.

Yağmur bunun en çarpıcı örneğidir. Zira yağmurda hem yukarıdan aşağıya inme durumu hem de isabet ederek ıslatma anlamı mevcuttur. Ancak “isabet etme” muhtevasının zamanla genişleyerek hem olumlu hem de olumsuz birçok husus için kullanıldığı ifade edilebilir. Dolayısıyla bir nimete erişmek “isabet etmek” olduğu gibi bir sıkıntıya düçar olmak da “isabet etmek” kavramıyla ifade edilmektedir. Musibet lafzı ise isabet eden hususların (âfet, felaket gibi) olumsuz olanları hakkında kullanılmaktadır. (İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, 1/535; Feyyumi el-Hamevi, el-Misbahu’l-munir fî garibi’ş-şerhi’l-kebir, 1/349)

Cürcani, Ta'rifat (s.213) isimli eserinde şöyle demektedir:

“Musibet; Ölüm ve benzerleri gibi, insan tabiatına uygun olmayan felaketlerdir.”

İmam Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân (2/402-403) isimli eserinde şöyle demiştir:

“Mü'mine rahatsızlık veren ve ona gelip çatan herşey bir musibettir. Musibet küçük dahi olsa insanın karşı karşıya kaldığı ve isabet aldığı şeydir. Kötülük hakkında kullanılır.

İkrime'nin rivayetine göre Rasulullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in kandili bir gece sönünce o da: "Muhakkak biz Allah'a aidiz ve kuşkusuz O'na döneceğiz.” der. Ona: Bu bir musibet midir ey Allah'ın Rasulü? diye sorulunca şu cevabı verir: “Evet, mümini rahatsız eden herşey bir musibettir.”

Derim ki : Bu buyruğun anlamı sahih hadiste sabittir.

Müslim Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) ile Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)'dan her ikisinin de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu dinlemişlerdir:

"Mü'mine isabet eden her bir bitkinlik, yorgunluk, hastalık ve üzüntü, hatta kişiyi üzen her bir keder dolayısıyla mutlaka Allah günahlarından bir kısmını örter."
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 48
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: MUSİBETLERİN GÜNAHLARLA BAĞLANTISI
« Yanıtla #2 : 19.01.2021, 01:59 »
Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de insanların işlediği günahlarla başlarına gelen musîbetlerin birbiriyle irtibatlı olduğunu birçok ayette bizlere açıklamıştır. Misal olarak:

“(Bedir de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıl oluyor!" dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Âl-i İmrân, 3/165)

İbni Kesir Rahmetullahi Aleyh Tefsîru'l Kur'ân'il Azim (2/568-569) isimli eserinde şöyle demiştir:

Yüce Allah buyuruyor ki: “Onları” Bedir günü “iki misline uğrattığınız bir musibete” (zira o gün müşriklerden yetmiş kişiyi öldürmüş, yetmiş kişiyi esir almışlardı) “kendiniz uğrayınca”, Uhud savaşında sizden yetmiş kişi şehid edilince, “Bu nereden?” Yani, “Bu nereden başımıza geldi?” “dediniz”. De ki: O, kendi kusurunuzdandır.”

Muhammed b. İshak, İbn Cüreyc, Rebî b. Enes ve Süddî ise, "De ki: O, kendi kusurunuzdandır." cümlesini şöyle tefsir etmişlerdir:

Bu bela, Allah Rasûlü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sizden okçulara “Yerinizden ayrılmayın" diye emrettiği halde, onların emre uymamasından dolayı başınıza gelmiştir.

İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh Camiu'r-Resail (2/332), isimli eserinde şöyle der:

“Şanı yüce Allah, ortaya çıkan düşmanın zafer kazanması ve benzeri musibetlerin ancak onların günahları sebebiyle ortaya çıktığını haber vermektedir.”

Bu sebeple yüce Allah Uhud günü hakkında:

“(Bedir de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıl oluyor!" dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Âl-i İmrân, 3/165) buyurmaktadır.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 48
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: MUSİBETLERİN GÜNAHLARLA BAĞLANTISI
« Yanıtla #3 : 19.01.2021, 02:15 »
MUSİBETLERİN FERT VE TOPLUMLARA GELiŞ SEBEBLERİ

GÜNAHLAR MÛSİBETLERİN SEBEBİDİR

Bismillahirrahmanirrahim

“Başınıza gelen her musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz (günahlar) yüzündendir. (Bununla beraber) Allah, çoğunu affeder.” (Şûrâ, 42/30)

İbn Teymiyye Rahmetullahi Aleyh Mecmû'u'l-Fetâvâ, (8/64) isimli eserinde bu ayet hakkında şöyle demiştir:

“Kula gelen nimetleri şüphesiz ona Allah vermiştir. Ona gelip çatan kötülüklerin sebebi ise günahları ve masiyetleridir.

Nitekim yüce Allah:

"Size isabet eden her musibet ellerinizle kazandıklarınız sebebi iledir." buyurmaktadır.

Yine yüce Allah: "Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana gelen her fenalık da kendindendir." (Nisa. 79) buyurmuştur.

Yani sana verilen bolluk, yardım ve hidâyeti sana Allah nimet olarak vermiştir. Sana gelip çatan üzüntü, zillet ve kötülüklerin sebebi ise işlediğin küçük büyük günahlarındır. Bununla birlikte her şey Allah'ın meşieti, kudreti ve yaratması ile olur. Dolayısı ile kulun Allah'ın kaza ve kaderine iman etmesi aynı şekilde Allah'ın şeriatine ve emrine de kesin inanması bir sorumluluktur.”

İnsanın Alemlerin Rabbi olan Allahu Teala'yı tanımayarak azması ve nerdeyse hiçbir ahlaki değeri kabul etmemesinden dolayı, Allah Teâlâ insana ve tabiata çeşitli müdahalelerde bulunmuştur.

Yüce Kitabımız Kur'an-i Kerim'de helak olup yıkıma uğratılan kavimlerin sel, fırtına, deprem vs gibi doğal afetlerle gelen musibetler neticesinde cezalandırılmışlardır.

KAVİMLERİ HELAKE GÖTÜREN GÜNAHLAR:

İmansızlık (Enbiyâ, 21/6.), Peygamberleri ve getirdiklerini yalanlamak (A'râf, 7/78; Enfâl, 8/53-54.), zulmetmek (Kehf, 18/59; Yûnus, 10/13,14.), kendilerine verilenler dolayısıyla şımarıklık etmek, (En'âm, 6/45; Sebe‟, 34/34-35; Zuhruf, 43/24), yeryüzünde fesat çıkarmak, bozgunculuk yapmak (Bakara, 2/205.), hile ve tuzak kurmaktır. (En‟âm, 6/123-124; Fâtır, 35/43.)

Bu Kavimlerin Ortak Özellikleri:

Bu kavimlerde Allaha şirk (ortak) koşmak, O'na boyun eğmeyip isyan etmek, kibirlenmek, insanların mallarına, canlarına haksız yere tecavüz etmek, müslümanlara karşı baskı ve zulüm uygulamak, eşcinsellik gibi cinsel sapıklıklar vardır.

Allah-u Teala kitabında geçmiş toplumların hallerinden bahsederken, bu toplumların küfürleri ve işledikleri günah/masiyet nedeniyle azaba uğratıldıklarından sık sık bahseder.

Kur'an-i Kerim'de açıkça gördüğümüz üzere Bir toplum verilen uyarılara kulak asmayarak ıslah olma yoluna girmiyor, günahlara dalıyorsa, hiçbir ikaza aldırmıyor, haktan büsbütün yüz çeviriyorsa artık Allah'ın azaplarından birine uğraması kaçınılmazdır.

“Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı. (O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.” (Sâd, 38/12-14.)


MUSİBETLERİN FERDE VE TOPLUMA BAKAN YÖNLERİ

Musîbetin ferde bakan tarafının en az derecesi bir müminin ayağına diken batması (Buharî, Marda,1; Müslim, Bir, 52) gibi bir hadise oluştururken; malını evladını ya da vücudun azalarını kaybetmesi gibi hadiseler de en büyük seviyeyi oluşturur.

Bahsettiğimiz bu iki durum toplumsal musibetlerde de görülür.

Buğday kurdu, pire ve çekirge gibi Haşerelerin ve kurbağaların musallat edilmesi (A'raf, 133) en az seviyeyi ifade ederken, Ebrehe ve ordusunun başlarına taş yağması (Fil 3-4), Lut Aleyhisselam'ın kavminin yerin dibine geçirilmesi (Necm Suresi 53), İsrailoğulları'nın maymuna çevrilmesi (A'râf 166) Hud Aleyhisselam'ın gönderildiği Âd kavminde olduğu üzere uğultulu azgın bir fırtınayla (rüzgarla)  (Hakka,6) toptan helak edilmeleri üst seviyeyi anlatmaktadır.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)