Darultawhid

Gönderen Konu: İLİM EHLİ KENDİ MEZHEBİNE AYKIRI BİR HADİSLE KARŞILAŞIRSA NE YAPMALIDIR?  (Okunma sayısı 181 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Halid b. Velid

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بسم الله الرحمن الرحيم

İLİM EHLİ KENDİ MEZHEBİNE AYKIRI BİR HADİSLE KARŞILAŞIRSA NE YAPMALIDIR?

İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh (661-728H)


(el-Fetâva'l-Kübra, (4/447-452), Türkçe Baskı, Polen Yayınları)


23. Soru: Bir adam, dört mezhepten birinde fıkıh sahibi oldu ve onu inceledi/iyice öğrendi. Ardından hadisle meşgul oldu. Bunun üzerine kendisini nesheden, kendisine aykırı olan veya kendisiyle çelişen bir hadisin var olduğunu bilmediği ve müntesip olduğu mezhebe aykırı olan bazı sahih hadisler gördü, Bu durumda söz konusu mezhebe göre amel etmesi caiz midir yoksa mezhebine muhalefet etmeye ve hadislerle amel etmeye geri dönmesi mi gerekir?

Cevap: Allah'a hamd olsun. Kitap, Sünnet ve icma ile sabit olduğuna göre Allah Teâlâ, kendisine ve elçisine itaat edilmesini yaratılmışlara farz kılmıştır. Bu ümmetin, -Allah Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dışında- belirli bir kimsenin verdiği her emre ve koyduğu her yasağa itaat etmesini vacip kılmamıştır. Hatta peygamberinden sonra ümmetin sıddıkı ve en faziletlisi. "Allah'a itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin. Allah'a isyan ettiğimde ise bana itaat etmenize yönelik bir hakkım yoktur" demiştir.

Ümmet, Allah Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dışındaki bir kimsenin verdiği bütün emirlerde ve koyduğu bütün yasaklarda masum olmadığı konusunda bütünüyle ittifak etmiştir. Bu yüzden birçok imam, "Allah Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dışında herkesin görüşü alınır da terk edilir de" demiştir.

Bu dört imam da -Allah onlardan razı olsun- söyledikleri her şeyde insanların kendilerini taklit etmelerini yasaklamışlardır. Nitekim üzerlerine vâcip olan şey de budur. Ebû Hanife, “Bu benim görüşümdür. (Gördüğüm en güzel görüş budur.) " (Parantez içindeki ifade Mecmù'u'l-Fetâva'nın ilgili yerinde geçmektedir.) (Çev.)

Bundan daha hayırlı bir görüşü getirenin görüşünü kabul ederiz" demiştir. Bu sebeple onun en üstün arkadaşı -ki o Ebu Yusuf'tur- Malik ile bir araya gelince ve ona sa' meselesini, yeşilliklerin sadakasını ve cinslerin meselesini sorunca, Malik sünnetin bu konularda delalet ettiği anlamları ona haber vermiştir. Bunun üzerine Ebû Yûsuf, "Ey Ebû Abdullah! Senin görüşüne geri döndüm. Ey Ebû Abdullah! Eğer arkadaşım/Ebu Hanife benim gördüğümü görseydi, mutlaka benim senin görüşüne döndüğüm gibi o da dönerdi" demiştir. Mâlik ise "Ben, sadece bir beşerim. Doğru da söylerim, hata da ederim. O hâlde siz, benim görüşümü kitaba ve sünnete edin" demiştir veya bu anlamda bir söz söylemiştir. Şâfii de "Hadis sahih olduğunda benim görüşümü duvara çarpın. Eğer hüccetin yere bırakıldığını atıldığını görürsen, bil ki benim görüşüm odur" demiştir.

Müzeni, Muhtasar'ında Şafii'nin mezhebini öğrenmek isteyenler için bu eserini Şafii’nin mezhebinden özetlediğini belirttikten sonra "Bununla birlikte Şâfii'nin, kendisinin ve başka âlimlerin taklit edilmesini yasakladığını bildiririm" demiştir. İmam Ahmed, "Beni taklit etme. Mâlik'i, Şâfii'yi ve Sevri'yi taklit etme. Bizim öğrendiğimiz gibi sen de öğren" derdi. Kendisini taklit eden kimseye de "Bir kimsenin, dini konusunda başkalarına uyması haramdır" derdi. Yine “Dinin konusunda başkalarına uyma! Çünkü onlar, hata etmekten yana selamette kalmazlar" demiştir.

Sahîh'te sabit olduğu üzere Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah kimin için hayır dilerse, onu dinde fakih kılar." (Buhàri. "ilim". (10), "Humus", (7), "İ'tisâm", (10): Müslim, "İmara", (175). "Zekat . (98. 100): Tirmizi, "İlim", (4): İbn Mâce, "Mukaddime", (17): Darimi, “Mukaddime" (24). "Rikàk". (1); Malik, "Kader", (8.); Ahmed, Müsned, (1/306; 2/234; 492, 93, 96, 97, 98, 99, 101).

Bu hadis, Allah'ın dinde fakih kılmadığı kimse için hayır dilememesini gerektirir. Böylece dinde fakih olmak farz olmaktadır. Dinde fıkıh sahibi olmak, şer'î hükümleri sem'i delillerle bilmektir. Buna göre bunları bilmeyen kimse, dinde fakih olmaz. Ancak bazı kimseler, bütün işlerinde tafsili delilleri bilmekten aciz kalır. Bu yüzden bilmekten aciz kaldığı bilgilerin sorumluluğu ondan düşer. Yoksa fıkıh sahibi olmaktan aciz kaldığı her şeyin sorumluluğu ondan düşmez. Bilakis onun öğrenmeye güç yetirdiği şeyleri öğrenmesi gerekir. İstidlalde bulunmaya güç yetiren kimseye gelince: Bu kimsenin taklitte bulunmasının mutlak anlamda haram olduğu söylenmiştir. Yine taklidin, mutlak anlamda caiz olduğu belirtilmiştir. "İhtiyaç anında caizdir" de denilmiştir. İstidlal yapmak için vaktin dar olması buna örnektir. En adil görüş de budur.

İçtihad, parçalara ve kısımlara ayrılmayan tek bir şey değildir. Bilakis bazen bir kimse, bir sanat bilim dalında, bir bapta veya meselede müctehid olur, başka bir sanatta, bapta ve meselede ise müctehid seviyesinde olmaz. Her bir kimsenin içtihadı, kendi kapasitesine göredir. Buna göre âlimlerin hakkında ihtilaf ettiği bir konuya bakıp da iki görüşün birinde nassların var olduğunu gören ve benzer bir incelemeden sonra onlara karşıt olan nassların bulunduğunu bilmeyen bir kimse, iki durumun arasında kalır: Ya sadece mezhebiyle meşgul olduğu imam olması hasebiyle diğer görüş sahiplerinin görüşüne uyar ki böyle bir durum, şer'î bir hüccet değildir. Bilakis bu. bir başkasının başka bir imamın mezhebiyle ilgilenmesi sebebiyle izlediği âdetin kendisine karşı çıktığı soyut bir âdettir. Ya da kendi görüşüne göre kendisine delalet eden nasslar sebebiyle tercihe şayan olan görüşe uyar. Bu durumda o. diğer imama karşı çıkan bir imama uymuş muvafakat etmiş olur. Nasslar da onun açısından kendisiyle amel edilmesine karşıt olan bir delilden selamette kalır. İşte yapılması uygun olan durum budur.

Biz ise "Bu kimsenin incelemesi kısıtlıdır. Sahip olduğu ictihad aletinin zayıflığından dolayı onun bu meseledeki ictihadı sağlam değildir" denildiği için bundan feragat ettik. Ama bu kimse. kendisine diğer görüşün nassı defedecek bir delile sahip olmadığına inanacağı şekilde tam bir ictihada güç yetirirse, o zaman bu kimsenin nasslara tabi olması vâcip olur. Bunu yapmadığı takdirde zanna ve nefsin isteklerine tabi olmuş olur. Yine Allah'a ve Rasulu’ne isyan edenlerin en büyüklerinden olur. "Belki de diğer görüşün bu nassa karşı tercihe şayan olan bir hücceti vardır da ben onu bilmiyorumdur" diyen kimse ise bunun aksinedir. Böyle bir kimseye şöyle denilir: Allah Teâlâ "O halde gücünüz nispetince Allah'tan sakının!" (Teğabun 16) buyurdu. Nebi de (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Size bir emir verdiğimde onu gücünüz nispetinde yapın" buyurdu. (Tahrici Taharet bölümünde geçmişti.) Bu konuda gücünün yettiği ilim ve fıkıh, bu görüşün tercihe şayan olduğunu sana göstermiştir. O hâlde buna uyman gerekir. Eğer Bundan sonra tercihe savan olan karşıt bir delilin var olduğu sana belli olursa, o zaman bu durumda senin durumun, ictihadı değişen bağımsız müçtehidin durumu gibi olur. Bir kimsenin, kendisine belli olan hak sebebiyle bir görüşten başka bir görüşe intikal etmesi övülen bir durumdur. Hücceti olmayan bir görüşün üzerinde ısrar etmesi ve hücceti apaçık ortada olan görüşü terk etmesi veya soyut bir âdet ve hevaya tabi olmak sebebiyle bir görüşten başka bir görüşe intikal etmek ise bunun aksine olup kınanan bir hâldir.

Taklit edilen imam ilgili hadisi işitmiş ve onu terk etmişse, özellikle de onu bizzat kendisi rivâyet etmişse, sadece böyle bir durum sebebiyle nassın terk edilmesi bir mazeret değildir. Kaleme aldığımız "Ref'u'l-Melâm 'ani'l- Eimmeti'l-A'lâm" adlı eserimizde imamların, bazı hadislerle amel etmeyi terk etmeleri hakkında yaklaşık yirmi mazereti açıkladık ve onların. Söz konusu mazeretler sebebiyle hadisle amel etmeyi terk etmeleri konusunda mazeretli görüleceklerini belirttik. Biz de bu görüşü terk etmek konusunda mazeretliyiz.

Buna göre bir kimse (sahih olmadığına, ravisinin meçhul olduğuna vb. inanarak bir hadisi terk ederse ve başka bir kimse. hadisin sahih olduğunu ve ravisinin sika olduğunu bilirse, birinci şahsın mazereti ikinci kimse açısından ortadan kalkmış olur.) Yine bir kimse Kur'ân'ın zahirine. (kıyasa veya bazı bölgelerin/şehirlerin ameline aykırı olduğuna inanarak bir hadisle amel etmeyi terk ederse ve bir başkasının katında, bu hadisin Kur'ân'ın zahiri- ne aykırı olmadığı ve)[1]  sahih hadis metninin âyetlerin zahirine, kıyasa ve bazı şehir halklarının ameline önceleneceği belli olursa, bu durumda birinci şahsın mazereti, ikinci şahıs için de bir mazeret oluşturmaz. Şüphesiz ki şer'i duyuların zihinlere zuhur etmesi ve gizli kalması, iki tarafı belirlenemeyecek bir şeydir. Özellikle de hadisi terk eden kimse, -kendileri hakkında "Onlar, ancak mensuh veya râcih bir karşıt delile aykırı olduğuna inandıkları hadislerle amel etmeyi terk ederler" denilen- Medine-i Nebeviyye halkından olan ve olmayan muhacirler ile ensarın bu hadisle amel etmeyi terk ettiklerine inanıyorsa ve muhacirler ile ensarın bu hadisi terk etmedikleri, bilakis onlardan bir grubun bununla amel ettiği ondan sonra gelen bir şahsa tebliğ edilmişse veya bizzat bu şahıs bu hadisi sahâbeden işitmişse ve nassa aykırı hareket eden bu kimsenin kınanmasını eleştirilmesini gerektiren buna benzer bir durum öyledir.

Hidayeti ve doğruya ulaşmayı dileyen bu kimseye, "Sen mi daha iyi biliyorsun yoksa falan imam mı?" denildiği takdirde, bu fasit bir itiraz olmuş olur. Çünkü falan imama denk olan imamlar, ilgili konuda ona muhalefet etmiştir. Falan imam ise ne bundan ne de diğer imamdan daha bilgilidir. Bilakis bu kimselerin imamlara nispeti, Ebû Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, de Mes’ud'un, Ubey'in, Mu'áz'ın ve benzerlerinin bu imamlara ve başkalarına nispeti gibidir. Bu sahabe, -onların bir kısmı, başka bazı konularda daha bilgili olsa bile- ihtilaflı konularda nasıl ki birbirlerine denk iseler, bir konuda ihtilaf ettiklerinde ihtilaf ettikleri konuyu Allah'a ve Resul’üne götürüyorlarsa, aynı şekilde imamların arasındaki ihtilaflı konular da öyledir. İnsanlar, cünüp kimsenin teyemmüm etmesi konusunda Omer'in ve İbn Mes'úd'un görüşünü terk etmiş, kitap ve sünnetle hüccet getirdiği için Ebú Músa el-Eş'arî gibi bu ikisinden daha düşük seviyede olan sahâbenin görüşünü almıştır. Yine parmakların diyeti konusunda Ömer’in görüşünü terk ettiler ve Muâviye'nin görüşünü aldılar. Zira onun yanında sünnetten bir delil vardı. Buna göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "Şu parmakla şu parmağın diyeti eşittir" buyurdu. (Tirmizi, "Diyyât", (4): Nesâi, “Kasâme", (45); İbn Mace. "Diyyât", (18).

Bazı kimseler, temettu konusunda İbn Abbâs ile tartışırdı. Onunla tartışan kimse ona, "Ebû Bekir ve Ömer şöyle dedi" deyince İbn Abbâs, "Semadan başınıza taşların yağması yakındır! Ben 'Allah Rasûlü dedi' diyorum. Siz ise 'Ebû Bekir ve Ömer dedi' diyorsunuz" demiştir. Aynı şekilde İbn Ömer, bu konuda kendisine soru sorulunca temettu yapılmasını emretti. Bunun üzerine Ömer'in görüşüyle kendisine itiraz ettiler. Ardından Ömer'in onların söylediği anlamı kastetmediği ortaya çıktı. Onlar ise bu konuda ısrar ettiler. İbn Ömer de onlara, "Allah Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emri mi yoksa Ömer’in emri mi kendisine tabi olmanıza daha layıktır?" dedi. İnsanlar, Ebû Bekir ve Ömer'in, İbn Ömer ve İbn Abbâs'tan daha üstün olan sahâbeden bile daha bilgili olduklarını bilmelerine rağmen böyle yaptılar. Açıldığı takdir de bu kapı, insanların Allah'ın ve Rasûlü'nün emrinden yüz çevirmelerini ve takipçilerinin arasında her imamın, ümmetinin arasında Nebi'nin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konumu gibi bir konuma sahip olmasını gerektirir. Bu ise din değiştirilmesi olup Allah'ın, şu âyetinde kendisi sebebiyle Hristiyanları kınadığı duruma benzer:
“Allah'ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini, özellikle Meryem oğlu Mesîh'i rab edindiler. Oysa tek bir İlah’a kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ilah yoktur: O yüceler yücesidir, onların yakıştırdıkları eş ve ortaklardan bütünüyle uzaktır" (Tevbe/31)

 1. *: (Parantez arasındaki ifadeler, Mecmú'u'l-Fetava'nın ilgili yerinden alıntılanmıştır.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2022
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Mühim bir ikaz: Şeyhulislam İbnu Teymiyye rahimehullah'a sorulan soru ve soruya verdiği cevap dikkatle incelenirse burada ilim ehliyle alakalı konuştuğu görülür. Yani dört mezhepten birisinde uzmanlaşan birisi, kendi mezhebinin görüşünün daha sahih hadislerle çeliştiğini görürse hadise tabi olup mezhebini terketmek şeklinde hareket etmelidir. Maalesef haleften bir çokları bu durumda bile kadının ve müftünün kendi mezhebinin dışına çıkarak hadisle fetva vermesini kerih görmektedir. Neticede mevzu ilim ehlinden olup fıkhi görüşlere vakıf olan, hadislerin de sahihini zayıfını ayırd etme yeteneğine sahip olan kimselerle alakalıdır. Bu ilimlere vakıf olmayan avamdan birisinin rasgeldiği bir hadisi alıp hadisin manasını bile doğru dürüst fıkhetmeden sözkonusu hadisten anladığı şeyle amel etmesi ve alimlerin görüşlerini terketmesi ise caiz değildir. Bunu ancak sözkonusu hadisle alimlerden bir topluluğun amel ettiğini bildiği takdirde onlara ittibaen yapabilir, aksi takdirde belki şazz olan, belki mensuh olan ya da zayıf olan bir hadisle amel etme durumuna düşebilir. Şunu da belirtelim ki herkes gücü oranında Allah ve Rasülüne tabi olmakla mükelleftir, lakin herkes Allah ve Rasülünün muradını aynı oranda anlamayabilir. Bilhassa hakkında açık delil olmayan içtihadi meselelerde bu böyle olduğundan dolayı alimlerin bilinen görüşlerine muhalif gibi görünen bir hadisle karşılaşıldığında acele edilmemeli, bilakis mevzu sahih kaynaklardan araştırılmaya çalışılmalıdır. Hakkında açık nass olan konularda ümmet nezdinde muteber olan bir alimin bilerek muhalefet etmesi sözkonusu olmaz, bu tür şeyler genelde kapalı mevzularda sözkonusu olur. Böyle içtihadi konularda konuşmak da müçtehidin işidir, avamın işi değildir. Günümüzde bir çokları bu hususlarda ifrata ya da tefrite düştükleri için yanlış anlamalara mahal vermemek amacıyla ikazda bulunmak istedik. Vallahu a'lem.
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
7 Yanıt
4663 Gösterim
Son İleti 21.06.2015, 03:03
Gönderen: Tevhid Ehli
6 Yanıt
6052 Gösterim
Son İleti 12.07.2020, 16:31
Gönderen: Tevhid Ehli
8 Yanıt
2760 Gösterim
Son İleti 27.09.2018, 14:23
Gönderen: Halid b. Velid
0 Yanıt
1265 Gösterim
Son İleti 16.11.2018, 21:58
Gönderen: Sırât-ı Müstakîm
0 Yanıt
1680 Gösterim
Son İleti 07.01.2019, 03:26
Gönderen: Tevhid Ehli