Darultawhid

Gönderen Konu: ÇEŞİTLİ İLİM DALLARINA AİT BİRTAKIM KİTAPLAR HAKKINDA DEĞERLENDİRME/İBN TEYMİYYE  (Okunma sayısı 205 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0

بسم الله الرحمن الرحيم

ÇEŞİTLİ İLİM DALLARINA AİT BİRTAKIM KİTAPLAR HAKKINDA DEĞERLENDİRME

İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh (661-728H)

(el-Fetâva'l-Kübra, 4/399-403, Türkçe Baskı, Polen Yayınları)

18. Soru: Bir askerin ikta arazisi vardır. Bu asker, kendi eliyle Sahîh-i Müslim'i, Sahîh-i Buhârî'yi ve Kur'ân'ı yazdı. O, hadisleri ve yüce Kur'ân'ı yazmaya niyetlidir. Bir yerde kağıtların veya kalemlerin bulunduğunu işittiğinde bin dirhemle onları satın alır ve "Ben, Allah'ın izniyle bütün bu kağıtlara Rasûl'ün hadislerini ve Kur'ân'ı yazacağım" der ve uzun temennilerde bulunur. Bu durumda asker günaha girer mi yoksa girmez mi? Hangi tefsir kitap ve sünnete daha yakındır; Zemahşerî veya Kurtubî veya Beğavî veya bunlardan başka birinin tefsiri mi? Bir kimse, kendisine ait olması veya onu satması için -İhyâu Ûlûmi'd Din, Kûtul Kulub, Mantık kitabı gibi- bir kitabı yazarsa, ecir ve sevap alır mı?

Cevap: Şer'i ilimleri yazmaya niyet etmesinde ve bunu yapmasında bir günah yoktur. Şüphesiz ki Kur'an'ı, sahih hadisleri ve sabit olan mevcut tefsirleri yazmak, için büyük kurbet/yakınlık ve taatlerdendir/ibadetlerdendir.

İnsanların elindeki tefsirlere gelince; bunların en doğrusu, Muhammed b. Cerir et Taberi'nin tefsiridir. O, selefin görüşlerini sabit isnatlarla zikreder. Onda bir bid'at yoktur ve o, Mukatil b. Bukeyr ve Kelbi gibi itham edillen kimselerden nakilde bulunmaz.

İsnatlı bir şekilde rivâyetleri aktaran tefsirler çoktur. Abdurrezzak'ın, Abd b. Humeyd'in, Veki'in, İbn Ebi Şeybe'nin, Ahmed b. Hanbel'in ve İshak b. Rahaveyh’in tefsirleri buna örnektir.

Soruda bahsi geçen üç tefsirin bid'atten ve zayıf hadislerden en uzak olanı, Beğavi'nin tefsiridir. Ancak onun tefsiri, Sa'lebi'ye ait tefsirin özetidir. Beğavi, bu tefsirin içerdiği uydurma hadisleri ve bid'atleri ondan çıkarmış ve bunun dışında başka şeyleri de ondan silmiştir.

Vâhidi'ye gelince; o, Sa'lebi'nin öğrencisidir ve Arapça'yı hocasından daha iyi bilir. Fakat Sa'lebi, başkasına uyarak onları zikretse de bid'atlerden uzaktır. Onun ve Vâhidi'nin "el-Basit, el-Vasît, el-Vecîz" adlı tefsirleri, büyük faydalar içerir. Bununla birlikte bu tefsirlerde bâtıl nakillerden ve başka şeylerden oluşan pek çok değersiz bilgiler vardır.

Zemahşeri'nin tefsiri ise bid'atlerle doludur ve Mutezile'nin yaklaşımı üzere kaleme alınmıştır. Sıfatların inkârı, Ruyetullah, Kur'ân'ın mahluk olduğu görüşü, Allah'ın varlıkları var etmeyi dilemesinin ve kulların fiillerini yaratma sının inkârı ile bunun dışındaki Mutezile'nin esasları üzerine yazılmıştır. Mutezile'nin esasları beştir. Onlar bu esasları, “Tevhid, Adalet, el-Menziletu beyne'l-Menzileteyn, Vaidin infazı, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak" olarak isimlendirirler. Fakat onlara göre tevhidin anlamı, sıfatların nefyini içerir. Bu yüzden İbn Tumert, arkadaşlarını "Muvahhidin" olarak isimlendirdi. Bu ise gerçekte Allah'ın isimlerinde ve âyetlerinde meydana gelen bir sapıklıktır. Onlara göre adaletin anlamı da kaderin yalanlanmasıdır.
Bu da kulların fiillerinin yaratılması, kâinatın irade edilmesi, bir şeye güç yetirmek ile ilgili konulardır. Kimileri Allah'ın olacakları önceden bilmesini ve yazmasını inkâr eder. Ancak bu, onların imamlarının görüşüdür. İşte bu kimseler, Zemahşeri'nin dayanaklarıdır. Onun görüşü, Muğire b. Ali'nin, Ebú Haşim'in ve takipçilerinin, Ebu'l-Hüseyn'in görüşüdür.

Onun yolu üzere yürüyen Mutezile, "Musâyihiyye" ve "Haşebiyye" olmak üzere iki türdür. el Menziletu Beyne'l-Menzileteyn ise onlara göre şudur: Fasık kimse, "kafir" diye isimlendirilemeyeceği gibi hiçbir şekilde "mü'min" diye isimlendirilmez. Böylece onlar fasık kimseyi, iki menzilenin konumun arasındaki bir konuma indirdiler. Onlara göre vaidin yerine getirilmesinin anlamı da -Haricîlerin dediği gibi- bu dinden olan fasıkların, cehennemde ebedi kalmaları, şefaatle veya başka bir yolla ateşten çıkamamalarıdır. İyiliği emredip kötülükten alıkoymak ise onlara göre imamlara/hükümdarlara isyan etmenin ve onlarla savaşmanın caizliğini içerir. Zemahşeri, bu esasları pek çok kimsenin anlayamayacağı ve onun maksadını kavramayacağı ifadelerle kitabına doldurmuştur. Bunun yanı sıra onun tefsirinde uydurma hadisler bulunur, sahabe ve tabiin görüşleri de az miktarda nakledilir.

Kurtubi'nin tefsiri, Zemahşeri'nin tefsirinden çok daha hayırlıdır, kitap ve sünnetin yoluna daha çok yakındır ve bid'atlerden daha uzaktır. Bu kitaplardan her birinin mutlaka eleştirileceği bazı yerler bulunsa da, sonuçta aralarında adaletli davranmak ve her bir hak sahibine hakkını vermek gerekir. İbn Atiyye'nin tefsiri de Zemahşeri'nin tefsirinden daha hayırlıdır, nakil ve araştırma açısından daha doğrudur ve -bir kısım bid'atler içerse bid'atlerden daha uzaktır. Hatta onun tefsirinden çok daha hayırlıdır. Yine belki de İbn Atiyye'nin tefsiri, bu tefsirlerin en çok tercihe şayan olanıdır. Fakat İbn Cerir'in tefsiri de bütün bu tefsirlerden daha sahihtir.

Ayrıca bunlardan başka İbnu'l-Cevzi'nin ve Mâverdî'nin tefsirleri gibi pek çok tefsir de bulunmaktadır.

Kûtu'l-Kulûb eserine gelince; İhyâ kitabı, -sabır, şükür, sevgi, tevekkül, tevhid vb. gibi- Kût'un zikrettiği kalp amelleri konusunda ona tabidir. Ebû Tâlib de hadis ve eser ilmini, kalp amellerini bilen sufilerin ve başkalarının sözlerini bilmek açısından Ebû Hâmid el-Gazâli'den daha bilgilidir. Onun Sözleri daha doğrudur, daha çok incelemeye dayanır ve bid'atten daha uzaktır. Bununla birlikte Kûtu'l-Kulûb eserinde zayıf ve uydurma hadisler ile pek çok merdud şeyler vardır.

İhya'da -kibir, kendini beğenme, riya, hased vb. gibi- helak edici günahlar hakkında geçen sözlerin çoğunluğu, Hâris el-Muhásibi'nin "er-Riâye" adlı eserindeki sözlerinden alıntılanmıştır. Bu sözlerin bir kısmı makbuldür, bir kısmı da merduttur. Bir kısmının kabul edilirliği hakkında ise ihtilaf edilmiştir.
İhyâ eserinde pek çok fayda bulunmaktadır. Ancak eser, kınanmış bazı bilgiler de içermektedir. Bu eserde, tevhid, peygamberlik ve ahiret ile ilgili filozofların sözlerinden oluşan fasit bilgiler vardır. Sufilerin marifetlerini zikrettiğinde Müslümanların düşmanına Müslümanların elbisesini giydiren kimse konumuna geçmektedir. Din imamları, kitabının bu yönü sebebiyle Ebû Hâmid’i eleştirmiş ve İbn Sinâ'nın Felsefe alanındaki "Şifâ" adlı eserini kastederek "Şifâ, onu hasta etti" demişlerdir. İhyâ'da zayıf; hatta pek çok uydurma hadis ve eser vardır. Kitap, sufilerin bazı hatalarını ve batıllarını içermektedir. Bununla birlikte İhyâ, arif ve istikamet üzere olan sufi şeyhlerinin, kalp amelleri, ibadetler ve edep gibi ve bundan başka konular hakkındaki kitap ve sünnete uygun olan bazı sözlerini içermektedir ki bu sözler, çoğunlukla naklettiği sözlerdir. Bu yüzden insanların İhyâ eseri hakkındaki ictihadları birbirinden farklı oldu ve insanlar, bu konuda ihtilaf ettiler.

Buhârî ve Müslim gibi bilinen hadis kitaplarına gelince; gökyüzünün altında Kur'ân'dan sonra Buhârî'nin ve Müslim'in kitaplarından, onlardan sonra da ikisinin kitaplarını bir araya getiren kitaplardan daha sahih bir kitap yoktur. Humeydi'nin "el-Cem'u Beyne's-Sahihayn" adlı eseri ile Abdulhak el-İşbîlî'nin kitabı buna örnektir. Bundan sonra ise Ebû Dâvud'un ve Nesâî nin Sünen'leri gibi Sünen eserler. Tirmizî'nin Câmi'i, Şâfiî'nin ve İmam Ahmed'in Müsned'leri gibi Müsned'ler gelir. Mâlik'in Muvatta'sı hadisler, eserler ve başka rivâyetler içerir. Muvatta, en değerli/büyük kitaplardandır. Hatta Şâfiî, "Gökyüzünün altında Allah'ın kitabından sonra Mâlik'in Muvatta'sından daha sahih bir kitap yoktur" demiştir. Şâfiî, bu sözüyle Muvatta'nın yöntemi üzere yazılan eserleri kastetmektedir. Çünkü mutekaddimun, bir bapta Nebi'den (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), sahâbeden ve tabiinden nakledilen rivâyetleri hep birlikte bir araya getirirlerdi. O dönemde "Fıkıh Kitapları" diye adlandırılan Rey kitapları henüz ortaya konulmamıştı.

Bunlardan sonra da Buhârî ve Müslim Sahîh'leri ile sevilen kitapları bir araya getirilmesiyle ilgilenen müsned hadisleri cem eden eserler gelir. Bir kimse, bu eserleri ister kendine ait olması için, ister onları satmak için yazsın, bunları yazmaktan dolayı sevap alır. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "Şüphesiz ki Allah, tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete girdirir: Onu üreteni, onu atanı ve onu uzatanı" buyurdu." (Ebû Dâvud, "Cihad", 23; Tirmizi, "Kitabu'l-Cihad", 11; Nesâî, "Kitabu'l-Cihad", 26, "Hayl", 8; İbn Mâce, "Cihad", 19; Dârimi, "Kitabu'l-Cihad", 14; Ahmed, Müsned, 4/144, 146, 148, 154) O hâlde bizzat kendisinden faydalanmak için veya ondan başkası faydalansın diye bu eserleri yazmak da öyledir. Her iki durumda da sevap alınır.

Mantık kitaplarına gelince: bu kitaplar. şer'an emredilen bir ilmi kapsamamaktadır. Bazı kimselerin ictihadı, mantığın farz-ı kifâye olduğuna yol açsa da ve bazı kimseler, "Şüphesiz ki ilimler, ancak onunla ayakta durur" dese de öyledir. Nitekim Ebû Hâmid böyle demiştir. Bu, aklen ve şer'an büyük bir hatadır. Aklen hata olmasına gelince: ilim konusunda konuşan bütün sınıflardan oluşan âdemoğullarının bütün akıl sahipleri, Yunan mantığı olmaksızın ilimlerini kaleme aldılar. Şer'an hata olmasına gelince: İslâm dininden zorunlu olarak bilindiği üzere Allah, Yunan mantığını öğrenmeyi ilim ve iman ehline vâcip kılmamıştır. Mantığın ise bir kısmı hak, bir kısmı da bâtıldır. İçerdiği haktan pek çok şeye veya onun çoğuna ihtiyaç duyulmaz. Kendisine ihtiyaç duyulan kısma gelince: selim fıtratların çoğu, bağımsız bir şekilde ona sahiptir. Ahmak kimse, ondan faydalanmaz; akıllı kimse de ona ihtiyaç duymaz. Peygamberlerin ilimlerinden haberdar olmayan kimselere verdiği zarar, getirdiği faydadan daha çoktur. Onun, faziletli pek çok kimsenin arasında yaygınlaşan bozuk olumsuz kuralları vardır ki bu kurallar, onların nifaklarının ve ilimlerinin fasit olmasının sebebidir. “Mantık, bütünüyle haktır" diyen kimsenin sözü, bâtıl bir sözdür. Bilakis onların tanım, zati ve arazi sıfatlar, kıyasın kısımları, burhan ve maddeleri konuları ile ilgili sözlerinde başka bir yerde açıkladığımız fesatlar bulunmaktadır. Müslüman âlimler, bunu açıklamışlardır. Allah Teâlâ en iyisini bilendir.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics