Darultawhid

Gönderen Konu: FAYDASIZ VE GEREKSİZ İŞLERİ TERKETMEK  (Okunma sayısı 446 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ebu_ömer

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
FAYDASIZ VE GEREKSİZ İŞLERİ TERKETMEK
« : 23.01.2021, 15:20 »


بسم الله الرحمن الرحيم

İbnu Receb el-Hanbeli, Cami'ul Ulum ve'l Hikem, 12. Hadisin Şerhi

(Türkçe Terc. Hadislerle İlim ve Hikmet, 1/359-380, Semerkand Yay.)


FAYDASIZ VE GEREKSİZ İŞLERİ TERKETMEK


Ebü Hüreyre (radiyallahu anh) Resülullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder.

"Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi, MüsIümanlığının güzelliğindendir."
(Tirmizi , Zühd 11 nr.2317)

HADİSİN ŞERHİ

Bu hadis-i şerif. edep konusunda önemli ve temel esaslardan biridir. Amr b. Salah, yaşadığı devirde Mâlikîler'in en büyük imamı olan Ebu Muhammed b. Ebu Zeyd'in şöyle dediğini nakleder:

'Edeple ilgili konuların tamamı ve temeli şu dört hadis-i şeriften oluşur;

Birinci hadis: "Allah'a ve âhiret gününe, iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun." 

İkinci hadis: “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi Müslümanlığının güzelliklerindendir. "

Üçüncü hadis: "Kendisinden nasihat isteyen kişiye özlü bir ifadeyle, 'Öfkelenme!’ şeklindeki vasiyetidir."

Dördüncü hadis. "Mümin kişi, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de ister. "

Hadisin Anlamı ve Kapsamı

Hadisin mânası: 'Gerek söz gerekse fiil yönünden kişiyi ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi. o kişinin Müslümanlığının güzel olduğunun alametidir."

Hadiste geçen “ilgilendirmeyen” (mâlâyâni) kelimesinin kapsamına sözler ve fıiller girer. İlgilenmek; ilgisini ona yönlendirmek, onu maksadı ve yapmak istediği iş haline getirmek demektir. “Ya'nî” kelimesi Arapça’da “inâyet” kökünden gelir. İnâyetin anlamı ise. bir şeye aşırı biçimde özen ve ihtimam göstermek demektir. Bu kelime Arap dilinde. bir şeyin kişinin zihnini meşgul etmesi. onu asıl maksadı ve hedefı haline getirmesi anlamında kullanılır.

Burada kişinin, ilgilenmediği ve arzulamadığı şeyleri hevâsının ve nefsinin hükmüne uygun olarak terketmesi şeklinde bir anlam kastedilmemektedir. Bilakis burada istenilen, bunu şeriatın bir emri ve gereği olarak terketmektir. Zaten bundan dolayı kişinin Müslümanlığının güzelliğinin alâmeti sayılmıştır.

Demek ki kişinin Müslümanlığı güzel olursa, o kişi dini bakımından kendisini ilgilendirmeyen sözleri ve davranışları terkeder. Çünkü müslüman olmak, daha önce Cibrîl hadisinde de geçtiği gibi, kişiye emredilen görevleri yerine getirme yükümlülüğü altına sokar.

Övgüye değer kâmil Müslümanlık anlayışına haramları terketmek de girer. Nitekim Resülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
"Müslüman kişi, elinden ve dilinden müslümanların güvende olduğu kişidir.“ (Buhari Müslim)

Müslümanlık ve teslimiyet güzel olunca, bu güzellik; kişiye bir faydası olmayan ve onu ilgilendirmeyen bütün haramları, şüphelileri, mekruhları ve ihtiyaç duymadığı mubahların fazlalığını terketmeyi gerekli kılar. Kişinin Müslümanlığı mükemmel hale gelince bu sayılanların hiçbiri kendisini ilgilendirmez, ilgisi dışında olmalıdır. Böylece kişi, sanki Allah'ı görüyomuş gibi kulluk yapmak demek olan ihsan derecesine ulaşır. Kul her ne kadar Rabb'ini göremese de Rabb'i kendisini her an görmektedir.

Öyleyse kulun Allah'a yakınlaşarak ve kalbi müşahede ile yahut O'nun çok yakın olduğunu ve her davranışının Rabb'i tarafından bilindiğini kalbine yerleştirerek ibadet etmesi de müsiümanlığının güzelliklerindendir. Bu durum da İslâm dini açısından kişiyi ilgilendirmeyen her şeyin terkedilmesini ve kendisiyle ilgili şeylere özen göstermesini gerektirir.


Çevrimdışı Ebu_ömer

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Allah'tan Hayâ Etmek Nasıl Olur?
« Yanıtla #1 : 24.01.2021, 11:41 »
Allah'tan Hayâ Etmek Nasıl Olur?

Bu dereceye erişen kişide şu iki makam da kendiliğinden oluşur: Allah Teâlâ'dan hayâ etmek ve kişiyi utanılacak sonuçlara götürecek şeylerden kaçınmak. Nitekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinden nasihat isteyen birine, bulunduğu aşiretin önderine karşı utanılacak işlerden nasıl sakınıyorsa, Allah'a karşı da öylece hayâ etmesini tavsiye etmişti.

Müsned ve Tirmizi'de ibn Mesud'dan (radiyallahu anh) merfû olarak şöyle rivayet edilir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
Allah'tan hakkıyla hayâ edin! Sahâbe-i kirâm, 'Ey Allah'ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah'tan hayâ ediyoruz' dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, kafayı ve içindekileri, mideyi ve taşıdıklarını korumak, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamaktır. Kim âhireti isterse dünya hayatının süsünü terkeder. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur."(Tirmizi, Kıyamet, 24 (nr. 2458); Ahmed, el-Müsned, 1/387; Hâkim, el-Müstedrek, 4/323; Mervezi, Ta'zimü Kadri's-Salât, nr. 450; Taberani, el-Kebir, nr. 3192; es-Sagir, nr. 494; Heysemi, ez-Zevâid, nr. 18042.)

Hikmet sahibi zatlardan biri şöyle der. "Allah'tan, sana yakınlığı derecesinden hayâ et! Sana karşı kudreti derecesinde de Allah'tan kork"

Ariflerden biri der ki: "Konuştuğun zaman Allah Teâl'nın seni dinlediğini bil! Sustuğun zaman da her an seni görmekte olduğunu unutma!"

Bu mânalara Kur'ân-ı Kerîm'de pek çok yerde işaret edilir. Bu âyetlerden bazıları şöyledir:

"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısılda dıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız. İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın. (Kaf 50/16-18.)

"Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabb'inden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın. (Yunus 10/61)

"Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri de) yazmaktadırlar."  (Zuhruf 43/80)

Çevrimdışı Ebu_ömer

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
SÖZLER KİŞİNİN AMELİ SAYILIR
« Yanıtla #2 : 28.01.2021, 23:27 »
SÖZLER KİŞİNİN AMELİ SAYILIR

Kişiyi ilgilendirmeyen şeylerden en fazla korunması gereken dildir. Nitekim yukarıda ilk olarak naklettiğimiz Kâf sûresinin üç âyeti, dilin lüzumsuz sözlerden korunması gerektiğine işaret etmektedir.

Müsned'de Hz. Hüseyin'den (radiyallahu anh) şöyle rivayet edilir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Kendisini ilgilendimeyen (mâlâyâni) konularda az konuşması, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir. (Ahmed, el-Müsned, 1/201; Taberâni, el-Kebir, nr. 2886; es-Sagir 2/11.)

Harâitî, İbn Mesud'dan (radiyallahu anh) şu hadis-i şerifi rivayet eder:
"Adamın biri Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek şöyle dedi:
'Ey Allah'ın Resülü! Ben, kavmi içinde sözü dinlenen biriyim. Onlara neyi emredeyim?' Peygamber Efendimiz ona şöyle dedi:
Selâmı yaymalarını ve sadece kendilerini ilgilendiren konularda az konuşmalarını emret.
(Harâitî, Mekârimül-Ahlak, nr. 196.)

İbn Hibbân, Sahîh'inde Ebû Zerden (radiyallahu anh) Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Hz. İbrahim'e (aleyhisselam) indirilen suhuf (sayfalar) içinde şunlar da vardı: Akıllı kimsenin üzerine düşen şudur: Aklına yenik düşmemeli ve vaktini şöylece bölümlere ayırmalıdır:
Vaktinin bir bölümünü Rabb'ine ibadet ve yakarış için ayırmalı.
*Bir bölümünü nefsini hesaba çekmek (muhasebe-i nefs) için ayırmalı.
*Bir bölümünü, Allah'ın yaratıklarını ve sanatı tefekküre ayırmalı.
*Bir bölümünü de, yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını giderebilmek için ayırmalı.
Yine akıllı kimse ancak şu üç şey için gayret eder, harekete geçer.
*Âhiretine azık hazırlamak.
*Dünyalık geçimini sağlamak.
*Haram olmayan bir lezzetten yararlanmak.
Akıllı kimse, içinde bulunduğu zamanı basiretle değerlendirir, kendi işleriyle ilgilenir ve dilini muhafaza eder. Sözlerini de amellerinin bir bölümü kabul eden kimse çok az ve sadece kendisini ilgilendiren konularda konuşur.
(İbn Hibbân, es-Sahih, nr. 361.)

Ömer b. Abdülaziz (rh.a) şöyle der:
"Kişi, sözlerini de amellerinin bir bölümü olarak kabul ederse, çok az ve sadece kendisini ilgilendiren konularda konuşur."

O, bu sözü ile, "İnsanların çoğu, konuştukları sözleri kendilerine ait amellerden saymazlar. Bu yüzden rastgele ileri, geri konuşurlar" demek istemiştir.

Nitekim bu incelik, konuyu Resûlullah'tan sorup öğreninceye kadar Muâz b. Cebel'e (radiyallahu anh) gizli kalmıştı. "Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle sormuştu:
'Ey Allah'ın Resûlü! Bizler söylediğimiz sözlerden hesaba çekilecek miyiz?' Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
Annen senin hasretinle yansın ey Muâz! insanların burunları üstüne ateşe atılmasının sebebi dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?"
(Tirmizi, İmân, 8 (nr. 2616); Ahmed, el-Müsned, 5/230, 236, 237, 245. Bu hadis-i şerif, kitabımızın ikinci cildinde yer alan yirmi dokuzuncu sıradaki uzunca hadisin bir bölümüdür. Hadisin tamamı ve tam tahrici için oraya bakılmalıdır.)

Allahu Teala, şu âyet-i kerimede insanların kendi aralarında gizlice konuşmalarının hayırdan yoksun olduğunu belirtir:
"Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen (in fısıldaşması) müstesna. Kim Allah'ın nzâsını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz."
(Nisâ 4/114.)


Tirmizî ve İbn Mâce, Ümmü Habībe (r.anhâ) validemizden Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Ademoğlunun bütün konuşmaları lehine değil aleyhinedir. Lehine olanlar sadece iyiliği emretmek, kötülüğe engel olmak ve Allah'ı zikretmek için söylediği sözlerdir. "
(Tirmizî, Zahd, 62 (nr. 2412); Ibn Mâce, Fiten, 12 (nr. 3974).)

Bu hadis-i şerif söylendiğinde Süfyân-ı Sevri'nin yanında bulunan bir topluluk şaşırınca, Süfyân-ı Sevri (rh.a) onlara şöyle demiştir:

"Buna neden şaşırıyorsunuz? Cenab-i Hak,"Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen (in fısıldaşması) müstesna (Nisa 4/114) buyurmuyor mu?
Yine AllahTeâlâ,
'Ruh (Cebráil) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmânın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler“ (Nebe' 78/38.) buyurmuyor mu?"

Tirmizî, Enes b. Mâlik'ten (radiyallahu anh) rivayet eder:

"Resûlullah'ın ashabından bir zat vefat etmişti. Orada bulunanlardan biri (ölen kişi hakkında), "Cennetle sevin!" dedi. Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
Ne biliyorsun? Belki kendini ilgilendirmeyen konularda söz söylemiştir. Yahut kendisine eksiklik getirmeyecek yerlerde cimrilik yapmıştır.
(Tirmizi, Zühd, 11 (nr. 2316); Ebú Nuaym, Hilye, 5/55-56; Ebû Ya'la, el-Müsned, nr. 4017; Ibn Ebü'd-Dünyâ, es-Samt, nr. 109.)

Bu mânada rivayet edilen hadis-i şerif Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) değişik yollardan gelmiş olup, bu rivayetlerden bazılarında vefat eden kişinin şehid olduğu belirtilir.
(Meselà İbn Ebi'd-Dünyâ'nın rivayeti şöyledir. "Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: Uhud Savaşı'nda aramızdan bir genç şehid olmuştu. Baktık, açlıktan dolayı karnın üzerine taş bağlamıştı. Annesi geldi, yüzünün üzerindeki toprakları sildi ve, 'Cennet nimetleri sana afiyet olsun evládım!' dedi. Bunun üzerine Resúlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); 'Nereden biliyorsun? Belki o kendisini ilgilendirmeyen konularda söz söylemiştir. Yahut vermekle zarar görmeyeceği şeyleri başkasından esirgemiştir' buyurdular" (İbn Ebü'd-Dünya, es-Samt, nr. 109).

Ebü'l-Kasım el-Begavî, Şihâb b. Mâlik'ten (radiyallahu anh) rivayet eder.
"Şihâb (radiyallahu anh) Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderilmiş bir heyet içinde bulunuyordu. Peygamber Efendimiz'e bir kadının şöyle dediğini işitmiş:
'Ey Allah'ın Resûlü! Biz kadınlara selâm verilmez mi?' Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
Gerçekten senin şu sorduğun soru; sözü uzatmadan kısaca konuyu anlatmak, ihtiyaç olmayanı bırakmak ve kişiyi ilgilendireni sormaktır.
(Ibn Hacer, el-Isábe, 2/158.)

Ukayli, Ebû Hüreyre'den (radiyallahu anh) merfû olarak şöyle rivayet eder:
"İnsanlar arasında günahları en çok olanlar, kendilerini ilgilendirmeyen (mâlâyânî) konularda en çok söz söyleyenlerdir.
(Süyüti, el-Cámiul-Kebir, nr. 1/137.)


Çevrimdışı Ebu_ömer

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
FAYDASIZ VE GEREKSİZ İŞLERİ TERKETMEK
« Yanıtla #3 : 31.01.2021, 23:15 »
Mâlâyâniyi Birakmanın Faydaları

Amr b. Kays el-Melaî şöyle der:
"Lokman (aleyhisselam) insanların yanında iken adamın biri yanına gelerek, 'Sen falanca kabiledensin değil mi?' diye sordu. O da,Evet dedi. Adam tekrar, "Sen falanca falanca dağlarda çobanlık yapıyorsun değil mi?' diye sorunca, yine, 'Evet' diye karşılık verdi. Bunun üzerine adam,
'Sende gördüğüm bu üstünlüklere ne ile ulaştın?' diye sordu. Buna da, 'Doğru konuşmak ve kendimi ilgilendirmeyen konularda hep susmayı tercih etmekle' diye karşılık verdi."

Vehb b. Münebbih şöyle der: "İsrâiloğulları içinde iki kişi vardı. Bunlar ibadetleri sayesinde su üzerinde yürüyebilecek dereceye ulaşmışlardı. Bu iki kişi su üzerinde yürürken, bu sırada havada yürüyerek giden birini gördüler. Hemen ona, 'Ey Allah'ın kulu! Bu dereceye ne ile ulaştın?' diye sordular. Adam şöyle cevap verdi: Bu dereceye azıcık bir dünyalık ile ulaştım; nefsimin arzularına engel oldum, dilimi mâlâyânî konuşmaktan uzak tuttum, Allah'ın beni davet ettiğine (zikre) yöneldim ve hep susmayı tercih ettim. Allah'ın adına yemin ettiğimde, beni yeminimde doğru çıkarır, kendisinden bir şey istediğimde bana verir."

Sahâbe-i kirâmdan biri vefat etmek üzereyken yanına girdiler. Baktılar yüzü ayın on dördü gibi parlıyordu. Kendisine, yüzündeki bu parlaklığın sebebini sordular. Şöyle dedi: "Benim yanımda şu iki hasletten daha değerli amel yoktu: Kendimi ilgilendirmeyen şeylere karşı dilimi hep tuttum ve bütün müslümanlara karşı kalbim selâmet (herhangi bir kin, nefret, haset, düşmanlık taşımaz) idi."

Esed b. Musa, Ebû Ma'şer'den, o da Muhammed b. Kâ'b'dan (radiyallahu anh) rivayet eder:
"Resalullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
'Buradaki meclise gelecek ilk kişi cennetlik biridir!'
Biraz sonra Abdullah b. Selam (radiyallahu anh) girdi. İnsanlar hemen onun yanına giderek Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediği sözü kendisine bildirdiler. Sonra da, "Senin en fazla güvendiğin amelin hangisi ise onu bize bildir!" dediler. O da şöyle karşılık verdi: Benim amelim gerçekten çok zayıftır. Kurtulmamı sağlayacağına en fazla güvendiğim amelim, müslümanlara karşı göğsümün (kalbimin) selámet olması ve mâlâyâniyi terketmektir. (Ahmed, el-Müsned, 1/169, 182; Hâkim, el-Müstedrek, 3/416.)

Mâlâyâninin Zararı

Ebû Ubeyde, Hasan-i Basri'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Allah Teâlâ'nın bir kulu mâlâyânî ile meşgul etmesi, ondan yüz çevirdiğinin işaretidir."
(Beyhaki, ez-Zühd, nr. 72; Ebû Nuaym, Hilye, 9/343; Ibnü'l-Cevzi, Safvetü's-Safve, 2/418; Ibn Abdülber, et-Temhid, 9/200; Zürkâni, Şerhu'z-Zürkâni, 4/317.)

Sehl b. Abdullah et-Tüsterî de şöyle der: "Mâlâyâni konuşan kişi doğruluktan mahrum olur."

Ma'ruf-i Kerhî de der ki: "Kulun mâlâyâni söz söylemesi, Allah Teâlâ tarafından terkedildiğini gösterir."

Bu hadis-i şerif, kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri bırakmasının, Müslümanlığının güzelliğine işaret etmektedir. İnsan kendisini ilgilendirmeyeni terkeder, kendisini ilgilendiren her şeyi yaparsa Müslümanlığının güzelliği mükemmel hale gelir.

Müslümanlığı güzelleştirmenin fazileti ve bunun yapılan iyiliklerin sevabını kat kat artıracağı hakkında pek çok hadis-i şerif gelmiştir.
Bu hadislerden biri Müslim'in Ebü Hüreyre'den (radiyallahu anh) rivayet ettiği şu hadistir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
"Biriniz Müslümanlığını güzelleştirirse, işlediği her bir iyiliğin sevabı on katından yedi yüz katına kadar katlanarak yazılır. İşlediği her kötülük de, Allah'a kavuşuncaya kadar hep misli ile (birer günah olarak) yazılır. " (Müslim. İmân, 59 (nr. 129).)

Buna göre, iyiliklerin on katına katlanması kesin, fakat bundan fazlası ise kişinin Müslümanlığının güzelliğine, niyetindeki ihlâsına, o amele duyulan ihtiyaca göre artmaktadır. Meselâ cihad, hac, akrabalar, yetimler, kimsesiz yoksular için yapılan harcamalar daha faziletlidir. Yine ihtiyaç duyulan vakitlerde yapılan harcamalar da böyledir.

Atıyye'nin İbn Ömer'den (r.anhümâ) yaptığı şu rivayet buna işaret eder. İbn Ömer (radiyallahu anh) der ki: Şuâyet bedevi Araplar hakkında inmiştir:
"Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. (En'âm 6/160.) Kendisine, "Peki muhacirler hakkında ne var?" diye sorulunca şöyle dedi: "Muhacirler için daha fazlası var" dedi ve sonra şu âyeti okudu:
"Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir). İyilik olursa onu katlar (kat kat artırır), kendi katından da büyük mükafat verir. (Nisà 4/40.)


Çevrimdışı Ebu_ömer

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Faydasız ve gereksiz işleri terketmek
« Yanıtla #4 : 06.02.2021, 21:18 »
Müslüman Olmadan Önce Yapılan iyi İşler

Nesâî, Ebû Saîd el-Hudrî'den (radiyallahu anh) şöyle rivayet eder. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
"Bir kul müslüman olur ve Müslümanlığını da güzelleştirirse, yapmaya giriştiği her iyilik yazılır ve işlediği her kötülük silinir. Bundan
sonra hesaplama yapılır; her bir iyilik on katından yedi yüz katına kadar katlanır, eğer Allah Teâla affetmez ise her bir kötülük de misli ile karşı Diğer bir rivayette, "Yeni bir amel işle, denilir" şeklindedir. (Nesai, Sıfâtü'l-Mü'min, 10 (8/105-106).)

Hadis-i şerifte geçen, "yapmaya giriştiği her iyilik ve her kötülük..." ifadesinden maksat, müslüman olmazdan önce işledikleri amellerdir.
Bu hadis-i şerif, bir kimse müslüman olduğu takdirde küfür halinde işlediği iyiliklerden dolayı sevap kazanacağını ve kötülüklerinin de silineceğini göstermektedir. Ancak bunun tek şartı, Müslümanlığını güzelleştirmek ve İslâm'a girdikten sonra o kötülüklerden sakınmaktır. İmam Ahmed bunu açıkça ifade etmiştir. Buhârî ve Müslim'in Ibn Mesud'dan (radiyallahu anh) rivayet ettiği şu hadis de buna delâlet eder.

"Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) şunu sorduk:
'Ey Allah'ın Rasûlü! Bizler İslâm'a girmeden önceki (câhiliye dönemindeki) işlediklerimizden hesaba çekilecek miyiz?' Buyurdular ki:
Şöyle; sizden müslüman olup da İslâm'ı güzelce yaşayanlar, câhiliye döneminde işlediklerinden hesaba çekilmezler. Müslüman olduktan sonra kötülük yapmaya devam edenler ise hem câhiliye hem de İslâm döneminde işlediklerinden hesaba çekilirler.(Buhâri, nr. 6921: Müslim, İmân, 189 (nr. 120).)

Müslim, Amr b. Âs'tan (radiyallahu anh) rivayet eder.
"Amr b. Âs müslüman olunca Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:
'Bir şart koşmak istiyorum.'
'Neyi şart koşmak istiyorsun?' buyurdular.
'Affolunmamı (işlemiş olduğum kötülük ve günahların bağışlanmasını)' dedi. Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) de:
Bilmez misin ki İslâm kendinden önceki günahları yok eder."(Müslim, Imân, 54 (nr. 121); Ahmed, el-Müsned, 4/205.)

İmam Ahmed'in rivayetindeki lafız şöyledir: "İslâm, kendisinden önce işlenen günahları siler."

Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu ifadeleri, bu hadis ile yukarıda İbn Mesud'un (radiyallahu anh) rivayet ettiği hadisi birlikte değerlendirilerek; kişinin Müslümanlığı bütün yönleriyle güzel ve mükemmel şekilde yaşaması durumuna bağlı görülmüştür.

Yine İmam Müslim, Hakîm b. Hizâm'dan (radiyallahu anh) rivayet eder: "Resûlullah'a dedim ki:'Ey Allah'ın Resûlü! Câhiliye döneminde benim yaptığım birtakım sadaka, köle âzat etme, akrabayı gözetme gibi hayırlı işlerim hakkında ne buyurursunuz? Bunlardan dolayı bana bir sevap var mıdır?'
Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
Sen geçmişte yaptığın hayırla müslüman oldun. "(Müslim, İmân, 55 (nr. 123).)

Başka bir rivayetin lafzı, "... Ben de bunun üzerine, 'Vallahi bende câhiliye döneminde yaptığım hiçbir iyiliği bırakmadım, müslüman olduktan sonra da onların aynısını yapmaya devam ettim' dedim" şeklindedir.

Bu da, tıpkı daha önce geçmiş olan Ebû Sald el-Hudri'nin rivayet ettiği hadis gibi, kişi müslüman olduğu takdirde küfür döneminde işlediği hayırlardan sevap kazanacağını göstermektedir.

Kötülüklerin iyiliklere Dönüşmesi

Bazı âlimler, kişinin müslüman olmazdan önceki küfür döneminde işlediği kötülüklerin iyiliklere dönüşeceğini söylemişlerdir. Bu âlimlerin dayanakları şu meâldeki âyet-i kerimedir:

"Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar.ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur; kıyamet günü azabı kat kat artırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir."
(Furkan 25/68-70.)


Tefsir âlimleri, bu âyetlerde belirtilen kötülüklerin iyiliklere dönüştürülmesi konusunda iki görüşe ayrılmışlardır.

Birinci Görüş. Bu görüş sahiplerine göre, kötülüklerin iyiliklere dönüşmesi dünyada gerçekleşmektedir. Bunlar şöyle derler:
Küfür halinden dönen ve İslâm'a giren kişinin durumunu değiştirir; küfür döneminde işlemekte olduğu isyan ve günahlar yerine Allah Teâlâ ona imanı ve sâlih amelleri nasip eder.

İbrahim el-Harbî Garibü'l-Kur'ân isimli eserinde, bu görüşü pek çok müfessirden nakletmiştir. Bunlar arasında ibn Abbàs, Atâ, Katâde, Süddî ve İkrime gibi isimler vardır. Hasan-i Básri'den rivayet edilen meşhur görüş de budur. Allah hepsine rahmet eylesin.

Hasan-ı Basrî, Ebû Mâlik ve başkaları der ki: "Ayet-i kerimede Söz konusu olan kötülüklerin iyiliklere çevrilmesi durumu, ehl-i İslâm için değil ehli şirk iken müslüman olanlar hakkında geçerlidir."

Ben derim ki: Söz konusu değişim aşağıda ikinci görüşte de geleceği gibi, âhirette olması durumunda sahih olabilir. Eğer bunun dünyada olduğu söylenecek olursa; bu durumda, bir kâfirin müslüman olması ile bir müslümanın günahlarına tövbe etmesi sonuç olarak ayni şeydir. Hatta, günahlarına tövbe eden müslümanın, küfürden islâm'a giren kişiden hal bakımından daha iyi ve üstün olduğunu da söyleyebiliriz.

İkinci Görüş. İkinci görüş sahipleri, kötülüklerin iyiliklere dönüştürülmesinin âhirette olacağını söylerler. Yani küfür halinde iken işledikleri her bir kötülük birer iyiliğe dönüştürülür.

Bu görüşü dile getirenler arasında şu âlimler vardır: Amr b. Meymûn, Mekhul, Saîd b. Müseyyeb ve Ali b. Hüseyin. Âlimlerden bazıları da bu görüşü beğenmeyerek reddetmişlerdir. Bunlar arasında Ebü'l-Aliye, Mücâhid ve Hâlid Seblan vardır.

Bu görüşü reddetmelerinin sebebi şudur: Eğer bu görüş kabul edilirse, her kötülüğe karşılık bir iyilik verileceğinden, kötülükleri daha çok olanlar kötülükleri az olanlardan daha güzel bir durumda olacaklardır.

Sonra sözlerine şöyle devam eder: Bir kimse şöyle diyebilir: "Allah Teâlâ, sadece kötülüklerin iyiliklere dönüştürüleceğini bildirmiştir. Bu dönüştürme işleminin bir kötülüğü bir iyilik şeklinde olacağına dair bir şey belirtmemiştir. Bu durumda âyetteki dönüşümün mânasının şöyle olması câiz olur: Bir kötülük işleyip bundan tövbe edene yüz bin iyilik, bir kötülük işleyen başka birine de (İslâm'a girdikten sonra) bin iyilik verilir.Böylece kötülükleri az olanların dereceleri daha yüksek olur."

Ben derim ki: Kötülüklerin iyiliklere dönüştürüleceği görüşünü Ebü'l-Âliye reddetmiş ve şu meâldeki âyet-i kerimeye dayanmıştır:

"Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullanına çok şefkatlidir.(Âl-i İmrân 3/30)

Bazıları da şu âyetlere dayanarak yukarıdaki görüşü reddeder:

"Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.(Zilzal 99/8)

"Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize, derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!' Böylece yaptıklarının karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabb'in hiç kimseye zulmetmez. (Kehf 18/49)

Onların bu itirazlarına şöyle cevap verilmiştir: Kötülük işleyenler, âhirette durdurulup hesaba çekilecek, sonra bu kötülükler iyiliklere dönüştürülecektir.
Ebu Osman en-Nehdî şöyle der: "Mümin kullara amel defterleri Allah Teâlâ tarafından saklı olarak verilir. Alır ve kitabını okumaya başlar; kötülüklerini okuyunca yüzünün rengi değişir. Nihayet iyiliklerinin yazılı olduğu bölüme gelir, iyiliklerini okuyunca yüzünün rengi tekrar eski haline gelir. Sonra tekrar kötülüklerine göz atar, kötülüklerinin iyiliklere dönüştüğünü görür. Bunun üzerine, 'Kitabı sağ tarafından verilen der ki: Alın kitabımı okuyun."(Hakka 69/19) der. İbni Kesir, Tefsiru Kur'ânil-Azim, 8/241: Süyüti, ed-Dürüt-Mensûr, 6/280.

İbni Kesirin belirttiğine göre bunu İbn Ebû Hátim rivayet etmiştir. Süyütî ise bunu İbn Ebü Hâtim ile birlikte Abd b. Humeyd'in de rivayet ettiğini söyler.
İbn Kesir'in tefsirinde buna benzer bir rivayet daha vardır. Sâbit b. Yezid, Asım'dan, o da Ebû Osman vasıtasıyla Selmân'dan (radiyallahu anh) şöyle rivayet eder: "Kıyamet günü kişiye amellerinin yazılı olduğu kitabı verilir. Kitabını baştan itibaren okumaya başlar. Baş tarafta kötülüklerinin yazılı olduğunu görür. Bunlan okuyunca neredeyse umutsuzluğa kapılır. Sonra kitabın aşağı bölümlerine bakar, oralarda iyiliklerinin yazılı olduğunu görür. Ardından tekrar baş tarafına göz atar, bir de bakar ki kötülükleri iyiliklere dönüşmüş."

Bazıları bunu Ebu Osman vasıtasıyla İbn Mesud'dan (radiyallahu anh), bazıları da Ebû Osman vasItasıyla Selmân'dan (radiyallahu anh) rivayet etmişlerdir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2304 Gösterim
Son İleti 07.10.2016, 21:37
Gönderen: Uhey