Darultawhid

Gönderen Konu: İSLAM KARDEŞLİĞİNDE TEMEL ÖLÇÜ  (Okunma sayısı 496 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ubeydullah

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
İSLAM KARDEŞLİĞİNDE TEMEL ÖLÇÜ
« : 23.01.2021, 15:29 »


بسم الله الرحمن الرحيم

İbnu Receb el-Hanbeli, Cami'ul Ulum ve'l Hikem, 13. Hadisin Şerhi

(Türkçe Terc. Hadislerle İlim ve Hikmet, 1/381-394, Semerkand Yay.)*

İSLAM KARDEŞLİĞİNDE TEMEL ÖLÇÜ

Enes b. Mâlik (radiyallahu anh) Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe,  iman etmiş olamaz."
(Buhârî, İmân, 6; Müslim, İmân, 71. (nr45);Nesâî, İmân, 19 (3/115); Tirmizi, Sıfâtü'I-Kıyâme, 60 (nr. 3517); İbn Mâce, Mukaddime, 9 (nr. 66); Ahmed. el-Müsned, 3/176, 251, 272, 289; İbn Hibbân, es-Sahîh, nr. 234, 235. )


DİĞER RİVAYETLER

Bu hadis-i şerifi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir. Hadisi İmam Ahmed de nakletmiştir. Onun lafzı şöyledir:

"Kul, kendi nefsi için sevdiği hayrı insanlar için de sevmedikçe, imanın hakikatine erişemez. "

İmam Ahmed'in bu rivayeti, Buhârî ve Müslim'deki rivayetin gerçek mânasına da açıklık getirmektedir. Yani, Buhârî ve Müslim'in rivayetinde yer alan, imanın bulunmadığı sözünden maksat, imanın hakikatine ve en kâmil olan son noktasına ulaşılmadığını ifade etmektir.

Pek çok hadis-i şerifte, imanın gerektirdiği bazı görevlerin ve amellerin terkedilmesi durumunda imanın bulunmadığı ifadeleri yer alır.

Meselâ şu hadis-i şerif bunlardan biridir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: "Zina yapan bir kimse, zina yaptığı sırada mümin olarak zina Yapmaz. Hırsız da çaldığı sırada mümin olarak hırsızlık yapmaz, yine içki içtiği sırada mümin olduğu halde içki içmez."(Buhârî, Mezâlim, 30, Eşribe, 1, Hudûd, 1, 20; Müslim, İmân, 100 (nr. 57); Ebû Davud. Sünnet. 16 (nr. 4689); Tirmizî, İmân, 11 (nr. 2627); Nesâî, Kat'u's-Sârık, 1 (8/64); Ahmed, eI-Müsned, 2/376. )

Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ifade buyurduğu bu mânadaki hadislerden biri de şudur: "Komşusu kendisinin şerrinden emin olmayan kimse mümin olamaz."
(Buhâri, nr. 6016; Müslim, İmân, 18 (nr. 46); Ahmed, eI-Müsned, 2/288; İbn Hibbân, as-Sahîh nr. 510. )

BÜYÜK GÜNAH İŞLEYENLERİN DURUMU

Alimler, büyük günah işleyenlerin durumu hakkında; bu kişinin eksik imanlı mümin bir kişi olarak mı değerlendirileceği, yoksa mümin dairesinin dışına mı çıkmış olduğu hakkında farklı görüşler belirtmişlerdir. Bu durumda olan kimse için “müslüman” denilir, mümin denilmez. Yani bu hususta iki görüş vardır ve İmam Ahmed'den de bu iki görüş rivayet edilmiştir.

Küçük günahları işleyenlerin durumuna gelince; bunlar iman dairesinden çıkmazlar. Bunlar için zayıf imanlı mümin denilir. İşlediği günah kadar imanında zayıflık oluşur.

Büyük günah işleyenlere “eksik imanlı mümin” denileceği hakkındaki söz sahâbeden Câbir b. Abdullah'tan (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir. Bu, aynı zamanda Abdullah b. Mübârek, İshak, Ebû Ubeyd ve diğer bazı âlimlerin de görüşüdür. Bu kimse hakkında “müslümandır, mümin değildir” şeklindeki görüş de Ebu Ca‘fer Muhammed b. Ali'den rivayet edilmiştir. Bazı kimseler bu görüşün EhI-i sünnet’in tercih ettiği görüş olduğunu söylerler.

ibn Abbas (r.anhümâ) şöyle der: " Zina eden kişiden iman nuru soyulup alınır."
(Acurrî, eş-Şerîa, s. 115.)
Ebu Hüreyre de (radiyallahu anh),“Zina edenden iman çekilip alınır. Başının üzerinde bir gölgelik gibi durur. tövbe ederse iman kendisine geri döner"

Abdullah b. Revâha (radiyallahu anh) ve Ebu'd-Derdâ (radiyallahu anh) şöyle der:
"İman bir gömlek gibidir; insan onu bazan giyer, bazı zamanlar üzerinden çıkarır."

İmam Ahmed ve başka bir âlim (Ebû Nuaym, Hilye, 7/32. Bu kimse Hilye’de belirtildiğine göre Süfyân-ı Sevrî'dir) de bu görüşü dile getirir. Bu sözün mânası şudur: İman bütün hasletleri ile tam ve mükemmel olunca kişi onu giyinmiş olur, imanın hasletlerinden bir şey eksiltince de iman gömleğini üzerinden çıkarmış olur. Bütün bu sözler şuna işaret etmektedir: Kâmil ve tam iman, kişinin üzerine gerekli olan ibadet ve yükümlülüklerden bir şeyi eksik bırakmayanlar için söz konusu olur.

Hadis-i şerifte anlatılmak istenen ise şudur:

Mümin bir kişi, kâmil imanın gerekleri olan ne kadar haslet varsa bunlardan kendisi için sevdiklerini mümin kardeşi için de sevmeli, kendisi için nefret ettiklerini mümin kardeşi için de nefret etmelidir. Bir kimsede bu haslet kaybolursa, bu durum imanında bir eksikliğe yol açar

 Nitekim Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Hüreyre'ye (radiyallahu anh) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

”Kendin için sevdiğin şeyleri insanlar için de sevki müslüman olasın!" Bunu Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.

(Tirmizî, Zühd, 2 (nr. 2305); İbn Mâce, Zühd, 24 (nr. 4217); Ahmed, eI-Müsned, 2/310; Beyhakî, ez-Zühd, nr. 818; Harâitî, Mekârimü'l-Ahlâk, s. 42; Ebü Nuaym, Hilye, 10/365; Ahbâru İsfahân, 2/302; Bûsîrî, Misbâhu'z-Zücâce. 2/267.)

İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiğine göre,

"Muâz b. Cebel (radiyallahu anh), Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) en faziletli imanın ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz (s. a. v) buyurdular ki:

'En faziletli iman; Allah için sevmek, Allah için nefret etmek ve dili sürekli Allah'ın zikrinde çalıştırmaktır. ’ Muâz (radiyallahu anh) tekrar,

'Acaba bu nasıl olur ey Allah'ın Resûlü?’ diye sordu. Resûlullah Efendimiz (s.a.v)de,

“Kendin için sevdiğini insanlar için de seversin, kendin için nefret ettiğin şeylerden insanlar için de nefret edersin, (dilinle de) hep hayrı söylersin ya da susarsın!’ buyurdular. "(Ahmed, eI-Müsned, 5/247.)

ResûI-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem), cennete girmenin bu haslete sahip olmaya bağlı olduğunu belirtmiştir. Ahmed b. Hanbel'in (rh.a) Müsnedinde şöyle bir rivayet yer alır. Yezîd b. Esed eI-Kasrî anlatır:

"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana, “Cenneti sever misin?’ dedi. Ben de, 'Evet' diye karşılık verdim. Resûlullah da (sallallahu aleyhi ve sellem) bana,
Öyleyse (cennete girmek istiyorsan) kendin için sevdiğin şeyi kardeşin için de sev!’ buyurdular."

(Ahmed, eI-Müsned, 4/70; Hâkim. eI-Müstedrek, 4/168; Heysemî, ez-Zevâid, nr. 13668. Bu rivayeti destekleyen rivayetler için bk. Tirmizî, Zühd, 2 (nr. 2305); Ahmed, eI-Müsned. 2/310.)

Müslim, Amr b. Âs'tan (radiyallahu anh) şöyle rivayet eder. Resülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

"Kim, cehennemden uzaklaştırılarak cennete girmek isterse; AIlah'a ve âhiret gününe iman etmiş olarak ölsün, insanların kendisine nasıl davranmalarını istiyorsa kendisi de onlara öyle davransın.“

(Müslim, İmâre, 46 (nr. 1844); Nesâî, Bîat, 25 (nr. 4173); İbn Mâce. Fiten, 9 (nr. 3956); Ahmed, el-Müsned. 2/161. )

Hadisin Uygulanışından Bazı Örnekler

İmam Müslim, Ebû Zer'den (radiyallahu anh) şu hadis-i şerifi rivayet eder:

"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana buyurdu ki:

Ey Ebü Zer! Ben seni zayıf biri olarak görüyorum; kendim için istediğim şeyi senin için de istiyorum. Sen, iki kişiye bile olsa sakın amir olma ve sakın yetimin malını yönetme işini üstlenme!"

(Müslim, İmâre, 17 (nr. 1826); Ebû Davud. Vasâyâ. 4 (nr. 2868); Nesâî, Vasâyâ. 10 (6/255); İbn Hibbân. es-Sahîh. nr. 5564)

Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu Ebû Zer'e (radiyallahu anh) yasaklamasının sebebi, onun bu konularda zayıf olduğunu görmüş olmasıydı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bu konuda zayıf olan herkes için aynı şeyi isterdi. Ancak kendisi, insanları yönetme görevini üzerine almıştı. Çünkü Allah Teâlâ bu konuda kendisine güç ve kuvvet bahşetmiş ve bütün insanları kendisine itaate çağırmasını emir buyurmuştu. Ve insanların din ve dünyaişlerinin yönetimini üzerine almasını. emretmişti. Hz. Ali (radiyallahu anh) şöyle rivayet eder: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana şöyle buyurdu:

"Kendi nefsim için razı olduğum şeye senin için de razı olurum (isterim), kendi nefsim için hoşlanmadığım şeyden senin için de hoşlanmam. Cünüp iken Kur'ân-ı Kerim'i okuma, (namazda) rükûda iken de okuma, secdede iken de okuma!"

(Müslim, Salât, 209 (nr. 480); Mâlik, eI-Muvatta’, 1/80; Dârekutnî, es-Sünen, 1/118-119; Abdürrezzâk, eI-Musannef, nr. 2833, 2836; Ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 1895. Buradaki lafız Dârekutnî'ye aittir.

Bu anlamda Hz. Ali'den gelen bir rivayet de şöyledir: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), cünüpIük hali dışında bütün hallerde bize Kur'ân okurdu."

Tirmizî, Tahâret, 35 (nr. 46); Ebü Davud, Tahâret, 91 (nr. 229); Nesâî, Tahâret,

171 (11144); Ibn Mâce, Tahâret, 104 (nr. 594); Ahmed, el-Müsned, 1/83. 84, 107, 124, 134; Hâkim, eI-Müstedrek, 4/108; )

Muhammed b. Vâsi', kendisine ait bir eşeği satmaktaydı. Bu sırada adamın biri yanına gelerek, “Bu eşek benim için uygun mu?” diye sordu. O da, “Eğer uygun olmasaydı satmazdım!” dedi.

O bu sözüyle, kendisi için razı olmadığı şeye kardeşi için de razı olmadığını ortaya koymuştur. Bütün bunlar, dinin kapsamına giren ve müslümanlara karşı samimi davranmayı gerektiren konulardır. Nitekim ilgili yerde bu konuya yeterince yer verilmişti. 

Daha önce, Nu'mân b. Beşîr'in (radiyallahu anh) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakletmiştik:

"Müminler birbirlerine karşı sevgi, şefkat ve merhamette tek bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca bütün vücut rahatsız olur ve uykusuz geceler. "
(Buhârî, nr. 6011; Müslim, Mesâcid, 125 (nr. 586); Ahmed, el-Müsned, 4/268, 270; İbn Hibbân, es-Sahih, nr. 233.)
Bu ifadeler, kardeşini üzen şeyden mümin kişinin de üzüntü duyması ve onun derdiyle dertlenmesi gerektiğini anlatmaktadır.

* Tercümede birtakım düzenlemeler yapılarak bazı yanlışlar düzeltilmiştir. Admin.

(Dört şeyi dört yere bırakın)

uyumayı kabre
Rahatı sırat köprüsüne
övünmeyi mizana
Arzu ve istekleri cennete

(-Ebu Bekir-)

Çevrimiçi Ubeydullah

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Kardeşinin sevinciyle sevinip kederiyle üzülmek
« Yanıtla #1 : 24.01.2021, 19:13 »

Kardeşinin Sevinciyle Sevinip Kederiyle Üzülmek

Şu anda açıklamasını yapmakta olduğumuz Enes b. Mâlik'in (radiyallahu anh) rivayet ettiği hadis-i şerif şuna işaret etmektedir: Mümin kişi, mümin kardeşini sevindiren şeyden sevinç duyar, kendi nefsi için istediği hayırlı ve güzel işleri mümin kardeşi için de ister.

Bütün bunlar, insanın göğsünün hile, aldatma, haset gibi kötülüklerden tam olarak selâmette olduğunu gösterir. Çünkü hasetçi kişi, herhangi bir kimsenin hayır konusunda kendisinden üstün olmasını ya da aynı seviyede bulunmasını istemez. Halbuki iman bunun tam tersini yapmayı gerektirir. Yani mümin kimse, Allah'ın kendisine lutfettiği hayırların hepsinin eksiksiz olarak bütün müminlere verilmesini ister.

Allah Teâlâ, yüce kitabında böbürlenmeyenleri ve fesat çıkarmayanları överek şöyle buyurur:

İşte âhiret yurdu Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. En güzel âkıbet takvâ sahiplerinindir.
 . "(Kasas 28/83)

İbn Cerîr et-Taberî, Hz. Ali'nin (radiyallahu anh) şöyle dediğini rivayet eder: "Bir kimse, kendi ayakkabısının bağının kardeşinin ayakkabı bağından daha güzel olmasından-hoşlanırsa, bu durumda "işte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. En güzel âkıbet takvâ sahiplerinindir."(Kasas 28/83)âyetinin hükmüne girer."(Taberî, Câmiu'l-beyan, 20/122.)

Bu âyet-i kerimenin tefsirinde, Fudayl b. İyâz'dan (rh.a) bunun benzeri bir ifade rivayet edilmiştir. Şöyle der: "Bu âyetin tehdidi altına girmemek için, kişi kendi ayakkabısının başkasının ayakkabısından, ayakkabı bağının da başkalarının ayakkabı bağından daha iyi olmasını arzu etmemelidir."

Bazı âlimler, bu âyetteki tehdidin sırf güzel görünmeyi isteyenler için değil, bununla övünenler için söz konusu olduğunu söyler"
(İbn Kesir tefsirinde bu görüşü benimser. (bk. İbn Kesir, et-Tefsir, 6/269).
İkrime ve bazı tefsir âlimleri bu âyetle ilgili olarak der ki: "Ayette geçen “yeryüzünde böbürlenmek” ifadesinden maksat, sahip olduğu şeylerle kibre kapılmak ve bunlarla saygınlık kazanmayı istemek demektir. “Fesatçılık” ise, günah olan amelleri işlemektir."
(Taberi, Câmiu'l-Beyan, 20/122; Süyûtî, ed-Dürrü'lMensûr, 6/444)
(Dört şeyi dört yere bırakın)

uyumayı kabre
Rahatı sırat köprüsüne
övünmeyi mizana
Arzu ve istekleri cennete

(-Ebu Bekir-)

Çevrimiçi Ubeydullah

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Başkalarının Kendisinden Üstün Olmasını İstemek
« Yanıtla #2 : 26.01.2021, 21:42 »

Başkalarının Kendisinden Üstün Olmasını istememek

Bunun yanında, bir kimsenin fazilet konusunda başkalarının kendisinden daha üstün olmalarını istememenin günah olmadığını belirten rivayetler de gelmiştir.

İmam Ahmed ve Hâkim Sahîh'inde İbn Mesud'dan (radiyallahu anh) şöyle rivayet eder:

"Resülullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldim, yanında Mâlik b. Mirâre er-Rehâvî vardı. Onun Resülullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini duydum:

 ‘Ey Allah'ın Resülü! Allah Teâlâ bana gördüğün gibi şu güzellikleri nasip etti. Ben, hiç kimsenin bir çift ayakkabı bağı bile olsa
benden daha üstün olmalarını istemiyorum. Acaba bu yaptığım haddi aşmak sayılır mı?’

Peygamber Efendimiz buna şöyle cevap verdi:
Hayır, bu haddi aşmak sayılmaz. Haddi aşmak, hakkı kabul etme konusunda kibre kapılmak yahut hakka karşı küstahça davranmak ve insanları küçümsemektir. “

(Ahmed, eI-Müsned, 1/385; Hâkim, eI-Müstedrek, 4/182.)

Ebû Davud da bu hadisin aynısını Ebû Hüreyre'den (radiyallahu anh) rivayet eder. Onun rivayetinde “bağy” (haddi aşmak) kelimesinin yerine “kibir” kelimesi geçer.

(Ebû Davud, Libas, 30 (nr. 4092).

Bu rivayetler, başka birinin kendisine ait bir güzellikte kendisini geçmesini istememenin haddi aşmak ve kibir olarak nitelendirilemiyeceğini göstermektedir. Haddi aşmak (bağy), hakka karşı kibirlenmek ve hakkı kabullenmemek şeklinde açıklanmıştır. Yani kibre kapılmak ve arzusuna aykırı olduğu için hakkı kabule yanaşmamak demektir.

Bu anlayıştan hareketle seleften biri şöyle der: "Tevazu, küçük bir çocuk bile olsa kimden gelirse gelsin hakkı kabul etmektir. Bir kimse, ister büyük ister küçük, ister sevdiği kişi ister sevmediği kişi olsun, hak kim tarafından ifade edilirse edilsin bunu kabulleniyorsa o kimse tevazu sahibidir. Ama büyüklük taslayarak hakkı kabulden yüz çeviriyorsa, o kişi kibirli biridir."

İnsanları küçümsemenin anlamı; onları değersiz ve aşağı derecede görmek demektir. Bu da, kişinin kendi nefsini mükemmel olarak görmesi ve başkalarını eksik görmesi ile gerçekleşmiş olur.

Sözün kısası, mümin bir kimse kendi nefsi için sevdiği ve arzuladığı şeyleri bütün müminler için de sevip istemeli, kendisi için hoşlanmadığı şeylerden de bütün müminler için hoşlanmamalıdır. Müslüman bir kardeşinde dinî bakımdan bir eksiklik gördüğünde, O eksikliği düzeltmeye çalışmalıdır.

Daha önce yaşamış salihlerden biri şöyle der: Allah için muhabbet besleyen kimseler Allah'ın nuru ile bakarlar. Allah'a isyan eden kimselere acırlar ama onların amellerinden iğrenirler. İşledikleri kötülükler yüzünden yapılan nasihatlerden ders alamadıkları için onlara acırlar. Kâmil mümin olamadıklarından cehennemde azap çekecekleri için onlar adına üzülürler. Kendileri için razı olup istedikleri şeyleri insanlar için de istemiş olabilmek için böyle yaparlar. Başka birinde, o kişiye üstünlük sağlayan bir fazilet gördükleri zaman, o fazileti kendi nefisleri için de temenni ederler. Eğer bu fazilet dinî yönden ise, bu daha
  güzel bir davranış olur. Nitekim Resûlullah da (sallallahu aleyhi ve sellem) şehidlik mertebesini kendi nefsi
için temenni etmişti.

(Buhârî, nr. 36; Müslim, İmâre, 103 (nr. 1876); İbn Mâce, Cihâd, 1 (nr. 2753); Ahmed, eI-Müsned, 2/424; İbn Hibbân, es-Sahîh, nr. 4736. )
(Dört şeyi dört yere bırakın)

uyumayı kabre
Rahatı sırat köprüsüne
övünmeyi mizana
Arzu ve istekleri cennete

(-Ebu Bekir-)

Çevrimiçi Ubeydullah

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Dünyalıkta değil Fazilette Yarışmak
« Yanıtla #3 : 31.01.2021, 17:51 »

Dünyalıkta Değil Fazilette Yarışmak

Resülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur;

"Ancak şu iki kimseye haset (gıbta) edilebilir: (Birincisi) Allah'ın kendisine mal verdiği ve o malı gece gündüz (Allah yolunda) sarfeden kimse; (ikincisi) Allah 'ın kendisine Kur'an (ilmini) verdiği ve gece gündüz onu okuyan (onunla amel eden) kişi. "

( İbn Mesud'dan (radiyallahu anh) yapılan rivayet: Buhârî, nr. 73; Müslim, Salâtü'l-Müsâfırîn, 47 (nr. 816); İbn Mâce, Zühd, 22 (nr. 4208); Ahmed, eI-Müsned, 1/358; İbn Hibbân, es Sahih,nr.90
Ayrıca Ebü Hüreyre'den (r. a) yapılan rivayet: Buhârî, nr. 5025, 5026, Müslim, Salâtü'I-Müsâfirîn, 266 (nr. 815); Ibn Mâce, Zühd, 22 (nr. 4209); Ibn Hibbân, es
Sahih,nr.125, 126)

Yine Resül-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah yolunda malını dağıtan birini gören kişi hakkında şöyle buyurur:

"Bir kimse, 'Eğer Allah bana da mal vermiş olsaydı, ben de şunun yaptığı gibi yapardım’ dese, o ikisi (malı dağıtan ile sözü söyleyen) aynı derecede sevap kazanır."
(Buhari, nr. 5026.)

Eğer başkasında gördüğü üstünlük dünyaya ait bir üstünlük ise, bunu temenni etmede herhangi bir hayır yoktur. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

"Derken, Kârun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, 'Keşke Kârun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı, doğrusu o çok kısmetli!’ dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip hayırlı işler yapanlara göre Allah 'ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir. "
(Kasas 28/79-80)

Ancak, "Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) temenni (hasretle arzu) etmeyin“
(Nisa4/32)
 âyetine gelecek olursak; bu âyette geçen “temenni”nin muhtevası haset olarak açıklanmıştır. Bu da, kardeşine verilmiş olan çoluk çocuk ve malın kendisine verilmesini ve onların kendisine geçmesini temenni etmektir.

Dinen istenilmesi yasaklanan şeyler “temenni” kapsamına girmektedir. Kadınların erkek olmayı istemesi yahut kadınların, erkeklere benzer cihad gibi dinî bir fazilete veya miras, akıl ve şahitlik gibi dünyevî konularda erkekler gibi olmayı temenni etmeleri, âyette yasaklanmış olan temenni kapsamına girer.

Bütün bunlarla birlikte, mümin kişi kaçırdığı dinî faziletlerden dolayı üzülmesi gerekir. Bu yüzden dinî konularda kendisinden yukarıda olanlara bakması, üstünlükte onlarla yarışabilmek için gücü ve kuvveti oranında gayret göstermesi emredilmiştir. Bu konudaki âyet-i kerime şöyledir:

"İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar. "
(Mutaffifîn 83/26)
Bu yarışta başka birinin kendisine ortak olmasından hoşnutsuzluk göstermemesi ve olumsuz tutum sergilememesi gerekir. Tam tersine, bütün insanların bu fazilet mücadelesindeki yarışa katılmalarını arzular ve onları buna teşvik eder .Bu durum din kardeşlerine karşı samimiyetin ve nasihatin zirve noktasıdır.
(Dört şeyi dört yere bırakın)

uyumayı kabre
Rahatı sırat köprüsüne
övünmeyi mizana
Arzu ve istekleri cennete

(-Ebu Bekir-)

Çevrimiçi Ubeydullah

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Başkalarının Kendisinden Üstün Olmasını Temenni Etmek

Fudayl b. İyâz (rh.a) şöyle der: "Sen, insanların seninle aynı seviyeye gelmesini istemekle onlara karşı samimiyet görevini yerine getirmiş olamazsın. Çünkü aslında insanların senden aşağıda olmalarını istemektesin."

Fudayl (rh.a), bu sözü ile, onlara karşı samimi davrandığını göstermek için, onların kendisinden daha üstün olmalarını istemesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu ise, gerçekten yüksek bir mertebe ve din kardeşlerine karşı samimi davranmakta zirve noktadır. Ancak bu, şeriatın mutlaka yapılmasını istediği bir emir değildir. Dinin, yerine getirilmesini emrettiği şey, mümin kardeşinin kendisi gibi olmasını istemektir.

Bunun yanında, bir kardeşi fazilet yönünden kendisine üstünlük sağladığında, onun derececesine ulaşmak için gayret gösterir ve nefsinin kusurundan dolayı fazilet yönünden geride kaldığı ve önde gidenlere yetişemediği için üzüntü duyar. Bu üzüntüsü, Allah'ın onlara verdiği faziletlere haset etmesinden değil, yarışta geri kalmasından, onlara gıpta etmesinden, kendi kusurları sebebiyle yarışta başı çekenlere ulaşamayıp geri kalmasından kaynaklanır.

Mümin, nefsini daima yüksek derecelerin gerisinde görerek oralara ulaşmaya çalışır. Bu anlayış kendisine iki güzel haslet kazandırır. Birincisi, faziletleri elde etme uğrunda çaba gösterme ve fazilet yönünden sürekli yükselme hasletidir. İkincisi ise kendisini hep eksik görme hasletidir.

Mümin kardeşlerinin kendisinden daha üstün olmalarını arzulama duygusu da bu anlayıştan kaynaklanır. Çünkü kendi nefsinin bulunduğu hal üzere kalmasına gönlü razı olmadığı gibi, o kardeşlerinin de bulundukları hal üzere kalmalarına gönlü razı olmaz. Onların hallerini daha güzel bir duruma getirmek için çaba gösterir.

Nitekim Muhammed b.Vâsi'oğluna şöyleder:"Senin babana gelince müslümanların arasında Allah onun gibilerin sayılarını çoğaltmasın"

(Ebu Nuaym, Hilye, 2/350.Yukarıdaki sözü ile Muhammed b.  Vasi müslümanların fazilet yönünden kendisi gibi değil, daha iyi olmasını istemektedir.)

Kendi nefsinin bulunduğu duruma rıza göstermeyen kişi, müslümanlara karşı eğer samimi ise onların kendisi gibi olmasını nasıl isteyebilir? Tam tersine, bütün müslümanların kendisinden daha hayırlı bir durumda olmasını ister, tıpkı kendi nefsinin bulunduğu halden daha hayırlı olmasını istediği gibi.


(Dört şeyi dört yere bırakın)

uyumayı kabre
Rahatı sırat köprüsüne
övünmeyi mizana
Arzu ve istekleri cennete

(-Ebu Bekir-)

Çevrimiçi Ubeydullah

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 7
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Kişinin Kendisine Verilen Nimetleri Açıklaması
« Yanıtla #5 : 05.02.2021, 21:16 »
Kişinin Kendisine Verilen Nimetleri Açıklaması

Bir kimse, Allah Teâlâ'nın başkalarına vermediği bir üstünlüğü kendisine verdiğini bilir ve bunu dinî bir maslahat gereği açıklarsa; bu açıklaması sadece verilen nimeti dile getirmek ve nefsini bunun şükrünü yerine getirmekte eksik görmeye yönelik ise, bu kişinin kendisine verilen nimeti açıklaması câizdir.

Nitekim İbn Mésud (radiyallahu anh) şöyle der: "Allah'ın kitabını benden daha iyi bilen birini tanımıyorum. Bunun yanında, Allah'ın bana nasip ettiği bu bilginin herkese nasip olmasını arzu ediyorum."

İbn Abbas da (r.anhümâ) şöyle der: "Allah'ın kitabından hangi âyeti okursam, bütün insanların o âyet hakkında benim sahip olduğum bilgiye sahip olmalarını arzularım."


İmam Şâfıî de (rh.a) şöyle der: "İsterim ki, insanlar (bendeki) bu ilmi öğrensinler, varsınlar benim adıma hiçbir şey nisbet etmesinler."

(Ebü Nuaym, Hilye, 9/119; Zehebî, Siyeru A'Iâmi'n-Nübelâ, 10/55)

Utbetü'l-Gulâm, yaptığı amellerden haberdar olan dostlarına iftar edeceği zaman şöyle derdi:
"çık da orucumuzu açmak için bize birkaç hurma ya da biraz su getir, sende bizim ecrimize ortak ol."

(Ebû Nuaym, Hilye, 6/235)
(Dört şeyi dört yere bırakın)

uyumayı kabre
Rahatı sırat köprüsüne
övünmeyi mizana
Arzu ve istekleri cennete

(-Ebu Bekir-)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4484 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 01:35
Gönderen: Nuhun Gemisine Davet
1 Yanıt
4630 Gösterim
Son İleti 02.02.2017, 01:32
Gönderen: Tevhide Davet
0 Yanıt
2382 Gösterim
Son İleti 03.12.2015, 02:02
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1940 Gösterim
Son İleti 18.08.2017, 14:56
Gönderen: Selefii
0 Yanıt
2965 Gösterim
Son İleti 01.09.2018, 19:39
Gönderen: Teymullah