Darultawhid

Gönderen Konu: BAZI HADİSLERİN SIHHAT DURUMLARI HAKKINDA/İBNU TEYMİYYE  (Okunma sayısı 115 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Abdurahman

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0

بسم الله الرحمن الرحيم

BAZI HADİSLERİN SIHHAT DURUMLARI HAKKINDA/İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh (661-728H)

(el-Fetâva’l-Kübra,4/403-409, Türkçe baskı, Polen Yayınları)
   
  19.Soru: Nebî’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah Teâlâ’dan naklettigi “Ne göğüm ne de yeryüzüm beni kapsayabildi. Fakat mü’min kulumun kalbi beni kapsayabildi” sözünün sıhhati nedir?

     Cevap:
Allah’a hamd olsun. Bu zikrettikleri hadis isrâiliyattandır, onun Nebî’ den (sallallâhu aleyhi ve selem) gelen bilindik bir isnadı yoktur. Bununla birlikte bu söz, “Onun kalbi, benim sevgimi ve marifetimi kapsadı” anlamına gelir.[1]

     “Kalp, Rabbin evidir”[2] şeklinde rivâyet edilen söz de birinci sözün cinsindendir. Şüphesiz ki kalp , Allah Teâlâ’ya, O’nun marifetine ve muhabbetine imanın evidir.

     “Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bu yüzden tanınmak istedim ve bazı kimseleri yarattım. Sonrada kendimi onlara tanıtım, onlar da benim aracılığımla beni tanıdılar” şeklinde rivâyet ettikleri söz, Nebî’ nin (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerinden degildir. Bu sözün, ne sahih ne de zayıf bir isnadını biliyorum”.[3]

     Yine Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) aktardıkları “Şüphesiz ki Allah aklı yarattı ve ona, ‘Gel!’ dedi. O da geldi. Sonra ona, ‘Git!’ dedi, o da gitti. Bunun üzerine Allah, ‘İzzetime ve celalime yemin olsun ki senden daha şerefli bir şey yaratmadım! Ben, seninle alırım ve seninle veririm ‘ dedi” şeklindeki söz de hadis bilginlerinin ittifakıyla bâtıl ve uydurma bir hadistir.[4]

     “Dünya sevgisi, her günahın başıdır”[5] şeklinde rivayet ettikleri hadis, Cündüb b. Abdullah el-Becelî’nin sözü olarak bilinmektedir. Nebî’ye (sallallahu aleyhi vesellem) ait olarak aktarılan hadisin ise bilinen bir isnadı yoktur.

     “Dünya, mü’min adamın adımıdır” şeklinde rivâyet ettikleri hadis, ne Nebî’den (sallallahu aleyhi vesellem) ne  onun dışındaki ümmetin selefinden ve imamlarından bilinmektedir.

     “Bir şey kendisine bereketli kılınan kimse, o şeye yapışsın/ondan ayrılmasın” ve “kendisine bir şeyi bağlayıcı kılan kimsenin o şeyi yapması gerekli olur” şeklinde  aktardıkları rivayetlere gelince ; birinci söz, seleften olan bağzı kimselerden rivayet edilmiştir. İkinci söz ise bâtıldır. Çünkü kendisine bir şeyi gerekli kılan kimseye o şey, Allah’ın ve Rasûlü’nün emrine göre gerekli olabilir de olmaya bilir de.[6]

     Nebî’den (sallallahu aleyhi ve sellem) aktardıkları “Fakirlerin yanında elleriniz olsun. Çünkü onların gelecekte bir devleti vardır, hem de ne devlet!” ve “Fakirlik, benim gururumdur. Ben onunla övünürüm” sözlerinin her ikisi de yalandır, Müslümanların bilindik kitaplarının hiçbirinde geçmemektedir.[7]

     “Ben ilimin şehriyim, Ali de onun kapısıdır” şeklinde Nebî‘den (sallallahu aleyhi ve selem) aktardıkları hadiste zayıftır, hatta hadis bilginlerine göre uydurmadır. Bununla birlikte uydurma olmasına rağmen Tirmizî ve başkaları onu merfu bir şekilde rivâyet etmiştir.[8]

     Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), “Allah, kıyamet gününde fakirleri oturtur ve onlara, ‘İzzetime ve celalime yemin olsun ki ben, benim katımda aşağılık görüldüğünüz için dünyayı sizden dürmüş/uzaklaştırmış değilim. Bilakis ben, bu günde sizin değerinizi yükseltmek istedim. O hâlde mahşer meydanına gidin ve kırgınlığınızda/muhtaç anınızda size ihsanda bulunan veya size içecek bir su veren veya size bir hırka giydiren kimleri alıp cennete götürün! der”   buyurduğu şeklinde aktarılan ikinci hadis, yalandır, hadis bilginlerinden hiç kimse onu rivâyet etmemiştir. Bu, kitaba, sünnete ve icmaa aykırı olan bâtıl bir hadistir.

     Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye gelişi sırasında Neccâr kabilesi kızlarının deflerle onları karşılamaya çıktığı ve ’’Vedâ tepelerinden dolunay doğdu üzerimize…’’diye şiir okuduğu, bunun üzerine Allah Rasûlü’nün de (sallallahu aleyhi ve sellem) ’’Deflerinizi sallayın, Allah sizi mübarek kılsın!’’ dediği şeklinde rivâyet ettikleri hadise gelince; kadınlardan ve sevinç zamanlarında def  çalmaktan bahseden hadis sahihtir. Allah Rasûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde meydana gelmişti. Ancak Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Deflerini sallayın’’ dediği bilinmemektedir.

     Nebî (sallallahu aleyhi ve selem), ‘’Allah’ım! Sen beni bana en çok sevimli gelen bölgeden çıkardın. O hâlde beni sana en çok sevimli gelen bölgeye yerleştir’’ diye dua ettiği şeklinde aktardıkları rivâyet, aynı şekilde bâtıl bir hadistir. Tirmizî ve başkaları bu hadisi rivâyet etmiştir. Bilakis  o, Mekke’ye ‘’Şüphesiz ki sen, bana en çok sevimli gelen yer Allah’ın memleketisin’’ ve  ’’şüphesiz ki sen, Allah’a en çok sevimli gelen memleketsin’’ buyurdu.

     Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), ’’Beni babam İbrahim’i aynı yılda ziyaret eden cennete girer’’ dediği şeklinde aktardıkları rivâyet , yalan ve uydurmadır. Hadis bilginlerinin hiçbiri onu rivayet etmemiştir.[9]

     Bir bedevinin namazını hızlıca kıldığı, bunun üzerine  Ali’nin ‘’ Namazını (horozun gagalaması gibi) hızlı kılma!’’ dediği, bedevinin de ‘’Ey Ali! Baban namazı hızlıca kılmış olsaydı ateşe girmezdi’’ dediği şeklinde Ali’den (radıyâllahu anh) aktardıkları rivâyet yalandır.

     Ömer’in (radiyallahu anh) kendi babasını öldürdüğü şeklinde aktardıkları rivayette yalandır. Çünkü onun babası, Nebî’nin (sallalahu aleyhi ve sellem) gönderilmesinden önce ölmüştü.

     Nebî’nin (sallalahu aleyhi ve sellem), ’’Ben, Âdem’in su ile balçık arasında olduğu sırada peygamberdim. Âdem ne su ne de bir balçık iken ben vardım’’ dediği şeklinde aktardıkları bu söz, bu hali ile batıldır.[10]

     Bekâr kimsenin yatağı ateştendir. Kadınsız erkek ve erkeksiz kadın birer yoksuldur’’ şeklinde rivâyet ettikleri söz, Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) kelamından değildir.

     Halil İbrahim’in (aleyhisselam) Kâbe’yi bina ettiğinde her bir rükünde bin rekat  kıldığı, bunun üzerine  Allah Teâlâ’nın ona ‘’Ey İbrahim! Bu yaptığın ibadet, bir açın doyurulması veya bir avretin örtülmesine denk değildir’’ diye vahyettiği  sabit değildir. Bu, apaçık bir yalandır ve Müslümanların hiçbir kitabında geçmemektedir.

     “Fitneyi kerih görmeyin! Çünkü fitnede, münâfıkların hasadı vardır” şeklinde aktardıkları rivâyet Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem) geldiği bilinmemektedir.[11]

     “Her kim, kardeşine Allah’ın kitabından bir  âyet öğretirse, onu köle edinme hakkına sahip olmuş olur” şeklinde aktardıkları hadis, bir yalandır ve ilim ehlinin hiçbir kitabında geçmemektedir.[12]

     Nebi’nin  (sallallahu aleyhi ve sellem), “Ümmetimin günahlarına muttali oldum. Bir âyeti ezberledikten sonra onu unutan kimseden daha büyük bir günaha giren birini görmedim” buyurduğu şeklinde aktardıkları rivâyete gelince; bu hadis sahih olsa bile bu sözle tilavetin unutkanlığı kastedilmiştir. Hadisin lafzı ise gerçekte şöyledir: “Benim ümmetimin günahları arasında Allah’ın kendisine Kur’ân’dan bir âyet verdigi/öğrettiği, ardından onu (ibadet ederek) okumayıp uyuyan ve sonunda onu unutan bir kimsenin bu fiili de vardır.” Unutkanlık, Kur’ân’dan yüz çevirmek, ona imanı ve onunla amel etmeyi terk etmek anlamında da kullanılır. Âyetin, unutuluncaya dek tekrar edilmesinin ihmal edilmesi ise günahlardandır.

     “Kur’ân’dan tek bir ayet, Muhammed’den ve Muhammed’in ailesinden daha hayırlıdır” şeklinde aktardıkları rivâyete gelince; Kur’ân  Allah’ın kelamıdır, indirilmiştir ve yaratılmamıştır. Bu yüzden başkalarına benzetilemez. Bahsi geçen lafız Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem)  rivâyet  edilmemiştir.

     Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), “Her kim, faydalı bir ilim öğrenir de onu Müslümanlardan gizlerse, Allah kıyamet gününde onun ağzını ateşten bir gemle gemler ”el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (220).” sözüne gelince; bu sözün anlamının, Sünen’de  geçtigi bilinmektedir. Rivâyet  edildiği üzere Nebî 22(sallallahu aleyhi ve sellem), “Her kime bildiği bir ilim sorulur, o da onu gizlerse Allah kıyamet gününde onun ağızını ateşten bir gemle gemler” buyurdu. “el -Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (220).”

     Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), “Konuşmanızda ashabımın arasında meydana gelen ihtilafa vardığınızda susun. Konuşmanızda kaza ve kadere vardığınızda susun” dediği şeklinde aktardıkları hadis, munkatı senetlerle rivâyet edilmiştir.

     Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), üzüm yediği bir sırada Selman-ı Fârısî’ye “Do/iki, Do/iki” –yani üzümleri ikişer ikişer  ye-dediği şeklinde aktardıkları hadis, Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), kelamından değildir, bâtıldır.

     Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), “Her kim bir kadınla zina eder de kadın ona bir kız çocuğu doğurursa, bu durumda zinakâr  erkek zinadan doğan kızıyla evlenebilir” dediği şeklinde aktardıkları rivâyet  gelince; bu sözü, Şafii’nin arkadaşlarından olmayan kimseler söyler . Kimileride bu sözü Şafiî’den nakleder. Şafiî’nin bir kısım arkadaşları ise buna karşı çıkarlar ve “Şafiî, bunun helal olduğunu açıkça söylememiştir. Ancak o, zinadan hamile kalan kadının sütünü emen kimsenin durumunda olduğu gibi bu durumun süt emme konusunda helal olduğunu açıkça ifade etmiştir” demişir. Ahmet Ebû Hanîfe gibi âlimlerin geneli ise  bunun  haram  olduğu konusunda hemfikirdir. Mâlik’in mezhebinde var olan iki görüşün üstün olanı da budur.

     “Karşılığında ücret almayı en çok hak ettiğiniz şey, Allah’ın kitabıdır” şeklinde aktardıkları rivâyet, evet sabit olmuştur. Buna göre Nebi  (sallallahu aleyhi ve sellem), “Karşılığında ücret almayı en çok hak ettiğiniz şey, Allah’ın kitabıdır” buyurdu. Fakat bu sözü, rukye hadisinde geçmektedir. Bu durumda alınan ücret, tilavetin karşılığında değil de, hadiste bahsi gecen topluluğun hastasının iyileştirilmesi karşılığında alınmıştır.

     Barınaklarından uçarak insanların ekinlerine konan ve taneleri yiyen güvercinlerin barınağını edinmek haramıdır? Bu sebepten dolayı köylerde ve şehirlerde güvercin barınakları edinmek haram olurmu? Evet, bu durum insanlara zarar verirse engellenebilir.

      Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem), “Her kim bir zımmîye zulmederse, kıyamet gününde Allah onun hasmı olur veya kıyamet günde ben onun hasmı olurum” dediği şeklinde aktardıkları hadis zayıftır. Fakat O’nun şöyle buyurduğu bilinmektedir: “Her kim, haksız yere bir muâhidi/anlaşmalı kâfiri öldürürse, cennetin kokusunu alamaz.”

      “Her kim mescide bir kandil yakarsa, o kandilin ışığı o mescide yandığı sürece melekler ve hamele-i arş onun için bağışlanma diler” şeklinde Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem) aktardıkları rivâyetin Nebi’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) dayanan bir isnadını bilmiyorum.
 1. Zerkeşî, “bunun bir aslı yoktur” dedi. Irakî  de İhyâ’nın tahricinde şöyle dedi : “Bunun bir aslı oldugunu düşünmüyorum. ”Bkz. İhyâu ‘Ulumi’d-Din, (3/14); el Makâsidu’l- Hasene, (990); el-Esrâru’l-Merfû’a, (423);keşfu’l-Hafâ, (2456);  Esne’l-Metâlib, (1290); Zerkeşî, Tezkire, “Kitabu’z-Zuhd”, (17); Suyûtî, ed-Dureru’l-Muntesire, (363); el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (274)
 
 2. (Sehâvî, “Bunun bir aslı yoktu” )dedi. Bkz. El-Câmi’u’s-Sağîr, (2375); Keşfu’l-Hafâ, (1884); el-Makâsidu’l-Hasene, (776); Feydu’l-Kadîr,(2/496); Zerkeşî, Tezkire, “Kitâbu’z-Zuhud” , (18) Suyûtî, ed-Dureru’l-Muntsire, (617); el Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (188).
 
 3. Sehâvî, Zerkeşî ve Suyûtî aynı şeyleri söylemiştir. Bkz. el-Makâsidu’l-Hasene, (838) ; Esne’lMetâlib, (1110); Kârî, el-esrâru’l-Merfûa, (353); Tenzîhu’ş-Şerî’a, (1-148); Keşfu’l-Hafâ, (2016); Temyîzu’t-Tayyib mine’l-Habîs, (1045); ed-Duraru’l-Muntesire, (330); Zerkeşi, Tezkire, “Kitâbu’z-Zuhud” ,(19); el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (207).
 
 4. Ahmed, hadisi Zühd üzerine yapılan Zevâid ‘de tahric etmiştir. İsnadında  Seyyâr b. Hâtim bulunmaktadır. Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl’ de (2/253) onun biyografisini (3628) zikretmiştir. İbn Hacer , “Allah’ın ilk yarattığı şeyle ilgili aktarılan hadis, ‘ Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir’ hadisidir . Bu hadis , akıl hadisinden daha sabittir “ demiştir. Bkz. el-Makâsidu’l-Hasene, (233) Keşfu’l-Hafâ, (723); İhyâu ‘Ulumi’d-Din, (1/79); el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (50).
 
 5. Dârekutnî, “Hadiste zayıflık vardır” dedi. Sehâvî, İbni Teymiyye’nin bu hadisin uydurma olduğu hakkındaki sözünü reddetmiştir. Çünkü Hasan’ın mürsellerini Hasan’dan sika kimseler rivayet ettiğinde, bu hadisler sahih olur.Bkz. el- Makâsidu’l-Hasene, (384); keşfu’l-Hafâ, (1099); Temyîzu’t-Tayyib mine’l-Habîs, (506); el-Esraû’l-Merfû’a, (163); Esne’l-Metâlib, (549); Zerkeşî,Teskire,”Kitâbu’z-Zuhd”, (1); ed-Duraru’l-Muntesire, (185); Feydu’l-Kadîr, (3/368);el- Câmi’u’s-Sağîr, (3662); Hilyetu’l-Evliyâ, (6/388);  . İhyâu ‘Ulumi’d-Din, (3/197,401);  el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (87).
 
 6. Bkz. el- Câmi’u’s-Sağîr, (8447); Feydu’l-Kadîr,(5/65,136); Keşfu’l-Hafâ,(2425); el-Makâsidu’l-Hasene,(1903); Temyîzu’t-Tayyib mine’l-Habîs,(1361); ed-Duraru’l-Muntesire, (383); Zerkeşî,Teskire,”Kitâbu’l-Hukm”,(6); el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz,(249).
 
 7. İbn Hacer, “Hadis bâtıldır” dedi. Sehâvî şöyle demiştir: Tâberanî’nin Şedâd b. Evs’ten merfu olarak naklettiği “Fakirlik,atın yanağındaki güzel yularda mü’mini süsler” hadisi de fakirlik hakkındaki vahiy hadislerdendir. Hadisin isnadı zayıftır . bkz. el-Makâsid’l-Hasene,(745); Keşfu’l-Hafâ,(1835); el-Ğammâz ‘ala’l-Lemmâz, (224).
 
 8. Bkz. el-Câmi’u’l-Kebîr, (1/215); Mecme’u’z-Zevâid, (9/114);Mustedrek, (3/126); Tirmizî, (5/637); Târîhu Bağdâd, (2/377; 4/384; 11/480; 7/173); Mîzânu’l-İ’tidal, (2/251); el-Makâsid’l-Hasene,(189); Temyîzu’t-Tayyib mine’l-Habîs,(253); Keşfu’l-Hafâ,(618);  el-Esraû’l-Merfû’a, (15); el-Mevdu’ât, (1/439); el-Fevâidu’l-Mecmû’a,(384); Tezkiretu’l Mevdu’ât, (95); Tenzîhu’ş-Şerîa, (1/377); el-Leâli’l-masnû’a, (1/329); Zerkeşî, Tezkire, “kitâbu’l-Fedâil”, (5); ed-Duraru’l-Muntesire, (36); el-Ğammâz, (43).
 
 9. bkz. Esne’l-Metâlib, (1404); el-Esâru’l-Merfû’a, (48); Keşfu’l-Hafâ,(2490); el-Makâsid’l-Hasene, (1126); Temyîzu’t-Tayyib mine’l-Habîs,(1396); Zerkeşî, Tezkire, “kitâbu’l-Fedâil”,(15) ed-Duraru’l-Muntesire, (389); el-Ğammâz, (231).
 
 10. Bkz. el-Makâsid’l-Hasene(837); Mustedrek, (2/600); esne’l-Metâlib, (1113); Keşfu’l-Hafâ, (2017); el-Esâru’l-Merfûa, (352); ed-Durar, (331); Feydu’l-Kadîr, (5/53); el-Ğammâz; (202).
 
 11. Bkz. el-Makâsid’l-Hasene(1298); Esne’l-Metâlib, (1698); Keşfu’l-Hafâ, (3042); el-Esâru’l-Merfûa, (586); Fevâidu’l-Mecmû’a,(509); ed-Durar, (446); el-Ğammâz; (331).
 
 12. Bkz. el-Makâsid’l-Hasene(1155); Keşfu’l-Hafâ, (2543).

 

Related Topics