Darultawhid

Gönderen Konu: HELAL YEMENİN ÖNEMİ VE HARAM VE ŞÜPHELİ ŞEYLERİN SEBEP OLACAĞI ZARARLAR  (Okunma sayısı 159 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Halid b. Velid

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Bismillahirrahmanirrahim

Allah Teâlâ, insanın kendi hayatının her aşamasında uyması gereken ilke ve kurallar koymuştur. Bu ilke ve kuralları bizlere rasulleri vasıtasıyla, kitap ve sahifeler aracılığıyla bildirmiştir.

Yediğimiz ve içtiğimiz maddelerinin insanların beden ve ruh sağlığını, diğer insanların haklarını ve sosyal hayatı yakından ilgilendirmesinden dolayı dinî hükümler arasında bu konuya da yer verilmiştir. Bizde bu dinî hükme gücümüz nispetinde burada değinmeye gayret edeceğiz inşaAllah.


Bu bölüm de yüce Allah’ın izni ile haram, helal ve şüpheli kavramlar üzerinde duracağız. Bunlar hakkında Allah Azze ve Celle’nin kitabından ayetler ve onun tefsirleri Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in bu konulara temas ettiği hadisleri ve onun şerhlerini zikredeceğiz. Bilhassa üzerinde duracağımız mesele ise, insanların zaruri ihtiyaçları olan günlük yaşamımızda sürekli hem hal olduğumuz yeme, içme, giyinme gibi konuları ele almaya gayret göstereceğiz. Çünkü helal yeme, haram olan veya şüpheli şeylerden sakınma meselesi Müslümanın en mühim meselelerindendir. Hatta bu öyle mühim bir mesele ki Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İmam Müslim’in rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmuştur:

"Allah yolunda sefer yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak: ‘Ya Rab, Ya Rab’! diye yalvarıyor. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, böylesinin duası nasıl makbul olur?" (İmam Müslim)

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu hadiste duanın kabul olma şartını tayyib (temiz) yemeye, içmeye ve giymeye bağlamıştır. İlerde zikredeceğimiz ayetlerde geleceği üzere bu mesele dikkat edilip, temas edilmesi gerekilen mühim meselelerdendir.

Bu kavramlar hakkında kısaca özlü bilgiler verip, daha sonra ayet ve hadislerde detaylı bir şekilde bu konuya temas edilecektir.

Helal, Arapça'da “müsaade edilmiş ve meşru” anlamına gelirken; zıttı haram ise , “yasaklanmış ve meşru olmayan”, Şüpheli  ise (Meşbuh) “şüpheli şeyler” anlamına gelir.

Şimdi ayet ve tefsirlerine göz atalım:

1. Ayet:  Bakara suresi, 168

يَا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِى الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ  الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌ
“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.”

İbni Kesir bu ayetin tefsiri sadedinde şunları zikretmektedir:

Yüce Allah kendinden başka hiçbir İlâh bulunmadığını ve mahlukatın tek sahibinin kendisi olduğunu açıkladıktan sonra. Tüm mahlukatın rızkını verenin kendisi olduğunu açıklamaya başlıyor. Lütfunu dile getiriyor ve insanların, Allah (Celle Celaluhu) tarafından helâl kılınmış ve hoş olması şartıyla, yeryüzündeki yiyeceklerden yemelerine izin verdiğini bildiriyor. Hoş olmasından (tayyib) kasıt, haddi zatında hoşlanılan olması, bedene ve akla bir zararı bulunmamasıdır. Ve insanları şeytanın adımlarına uymaktan nehyediyor. Şeytanın adımlarından kasıt da onun 'Bahire, Sâibe, Vasîle, vb. şeyleri yasaklamak' gibi cahiliye dönemlerinde insanlara süslü gösterdiği ve böylece peşinden gidenleri saptırdığı yol ve yöntemleridir.

[721] Nitekim Sahih-î Müslim'de geçen ve İyaz b. Himar’ın rivâyet ettiği bir hadiste Allah Rasulü (SallAllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah (Celle Celâluhû) buyurdu ki: Kullarıma her lütfettiğim mal helâldir." Hadisin bir yerinde de şöyle buyurulmaktadır: “Ben kullarımı hanifler (muvahhidler) olarak yarattım. Ancak şeytanlar gelip onları dinlerinden kopardılar ve kendilerine helâl ettiklerimi haram yaptılar.” (Müslim 2865, Abdurrezzak, Ahmed b. Hanbel, İbni Hibban) 

[722] Hafız İbn Merduyeh, İbn Abbas (Radîyallâhu Anh)’dan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (SallAllâhu Aleyhi ve Sellem)’in yanında “Ey İnsanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temizlerinden yiyiniz.” âyeti okununca Sa'd b. Ebî Vakkas ayağa kalktı ve “Ya Rasullallah! Beni duası makbul biri yapması için Allah'a dua et.” dedi. Hz. Peygamber (SallAllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ey Sa’d ! helâl ye ki duası makbul biri olasın. Muhammed'in canını elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, kişi midesine haram bir lokma attığında kırk gün boyunca duası kabul olmaz. Eti zulüm ve faiz malıyla oluşan her kula cehennem ateşi daha layıktır.” buyurdu.[1]

2. Ayet: Bakara suresi, 172

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.”

İmam Kurtubi tefsirinde bu ayetle ilgili olarak şunları zikreder:

Bu buyruk daha önce (168. âyette) geçen birinci emrin te'kidi mahiyetindedir. Burada faziletlerine işaret olsun diye de özellikle mü'minler zikredilmiştir.

Yemekten kasıt bütün yönleriyle faydalanmaktır. Alışılmış şekliyle yemek olduğu da söylenmiştir. Müslim'in Sahih'inde Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)'dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasûlullah (Aleyhisselam) buyurdu ki: "Ey insanlar, muhakkak ki Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Şüphesiz Allah mü'minlere peygamberlere emrettiğini emrederek şöyle buyurmuştur:

"Ey peygamberler, temiz olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin. Şüphesiz Ben yaptıklarınızı çok iyi bilenim." (el-Mü'minun, 23/51)

(Mü'minlere hitaben de) yine şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yeyin."

Daha sonra (râvi) Hz. Peygamber'in saçı sakalına karışmış, toza bulanmış, uzunca yolculuk yapıp da ya Rabbi, ya Rabbi diye ellerini semaya kaldırmakla birlikte yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haram ile beslenen bir kimseden söz etti (ve): Böyle birisinin duası nasıl kabul edilir?" diye buyurdu. (İmam Müslim, zekat)

3. Ayet: Bakara suresi, 173

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزٖيرِ وَمَا اُهِلَّ بِهٖ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا اِثْمَ عَلَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
“Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.”

İbni Kesir (Allah ona rahmet etsin) şöyle diyor:

Allah-u Teâlâ kullarına verdiği rızkı ve helâl nimeti yemelerini belirttikten sonra, bunların bir kısmının kendilerine haram kıldığını açıklıyor. Haram olanlar ölü, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası için kesilen şeylerdir. Ölü; kesilmeden anîden ölen hayvandır. İster boğulmuş, ister atılmış, ister sürçülmüş, ister yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmış olsun. Keza domuz eti de haram kılınmıştır. İster kesilsin, ister kendiliğinden ölsün. Domuzun yağı, eti hükmündedir. Bunun sebebi etin yağı da ihtiva etmesidir. Yağın haram oluşu ya gâlibiyyet yönündendir, veya kıyas yoluyladır. Keza Allah'tan başkası adına kesilmiş olan şeyler de haram kılınmıştır. Putlar, fal okları ve Allah'a şirk koşularak kesilmiş olanlar. Nitekim câhiliyet devrinde kurbanlar bunların adına kesiliyordu. Haramlar belirtildikten sonra, zaruret ve ihtiyaç halinde bunlardan bir miktar yenilebileceği, ve bunun başka yiyecek bulunmaması halinde caiz olduğu belirtilerek «Ancak kim mecbur kalırsa saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla yemesinde bir günâh yoktur. Muhakkak ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.» buyuruluyor.     
   
Mücâhid der ki: «Ancak kim mecbur kalırsa saldırmamak ve sınırı aşmamak şartıyla» yani, yol kesmemek, ümmete karşı çıkmamak, Allah'a isyan konusunda huruç etmemek şartıyla ona ruhsat vardır. Ama kim de baş kaldırır, saldırır veya Allah'a isyan ederek huruç ederse mecbur da kalsa ona ruhsat yoktur. Saîd İbn Cübeyr'den de böyle dediği rivayet edilmiştir. Saîd İbn Cübeyr, Mukâtil İbn Hayyân derler ki; «saldırmamak» ta'bîri onu helâl saymamak demektir. Süddî ise «saldırmamak» ta'bîrinden, kendi arzu ve hevesinin peşinde koşmamak anlamını çıkarmıştır. Atâ el-Horasânî ise, iştahla, isteyerek ve pişirilip kızartılarak değil, ancak doyacak kadar ölü eti yenebileceğini, helâl yiyecek elde edilince atılacağını söyler. İbn Abbâs da bu yiyeceklerden karın doyurulamayacağını söyler. Süddî «saldırmayı» düşmanlık olarak tefsir etmiştir. İbn Abbâs da der ki; «saldırmamak ve sınırı aşmamak şartıyla» âyeti; ölüye saldırmamak ve yerken sınırı aşmamak, demektir. Katâde der ki; yiyişinde sınırı aşmamak ve saldırmamak kaydıyla mecbur kalan kişi, ölüden yiyebilir. Helâldan harama tecâvüz etmemek kaydıyla. Yani yiyecek helâl şey varken harama koşmamak şartıyla, demektir. Mukâtil îbn Hayyân «yemesinde günâh yoktur. Muhakkak ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.» âyeti konusunda der ki; zaruret sonunda yemiş olduğu şeyde günâh yoktur. Allah en iyisini bilir ya bize ulaştığına göre bu, mecburiyet yiyişi üç lokmayı aşmayacak miktardır. Saîd İbn Cübeyr de der ki; Allah Teâlâ, haramdan yemiş olduklarını bağışlar, zaruret halinde haramı kendisi için helâl kılmakla merhamet sahibi olduğunu gösterir. Vekî der ki; bize A'meş, Mesrûk'un şöyle dediğini nakletti: Sizden biriniz mecbur kalır da yemez, içmez, sonra da ölürse cehenneme gider sonra da ölürse cehenneme gider
 1. (Heysemi Mecmau’z- Zevaid (10*290) İbni Abbas (Radiyallahu Anh)’ın rivayeti olarak bu lafızla zikretmiş ve şöyle demiştir: Bunu Taberani, el- Mu’cemu’s- Sağir’de rivayet etmiştir. Senedinde tanımadığım kimseler var. Ben derim ki senedi zayıftır. Fakat son kısmının şahitleri vardır. Sa’d b. Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh)’ın duası makbul biri olduğu da doğru ve sabit bir husustur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. -İbnu Kesir Tefsiri Muhakkikinin Notu-)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
27 Yanıt
11300 Gösterim
Son İleti 15.08.2019, 06:08
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
2554 Gösterim
Son İleti 13.01.2017, 22:44
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2460 Gösterim
Son İleti 22.04.2017, 02:34
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2015 Gösterim
Son İleti 29.06.2017, 19:02
Gönderen: Tevhid Ehli